İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Esma Çelebi Başvurusu (B. No: 2014/17591)

1. Başvuru; ruh ve sinir hastalıkları hastanesine götürülmek

Başvuru No2014/17591Tarih19 Nisan 2017Okuma93 dk · 18.678 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Esma Çelebi Başvurusu

Karar tarihi
19 Nisan 2017
Başvuru Numarası
2014/17591
R.G. Tarih ve Sayı
31/5/2017-30082
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

18.678 kelime·93 dk okuma·34 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; ruh ve sinir hastalıkları hastanesine götürülmek

istenen şizofreni hastasının kolluk tarafından orantısız güç kullanılması ve

sağlık personelinin müdahalesi sonucu yaşamını yitirmesi ile bu olayla ilgili

olarak etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle işkence ve kötü

muamele yasağı ile yaşama hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/11/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, 1976 doğumludur ve Tekirdağ'da yaşamaktadır.

Başvurucunun birlikte yaşadığı eşi 1979 doğumlu Ali Çelebi'ye (A.Ç.) olay

tarihinden önce sağlık kuruluşları tarafından şizofreni tanısı konmuştur.

10. A.Ç. birer yıllık aralıklarla ailesi tarafından Bakırköy Ruh

ve Sinir Hastalıkları Hastanesine (Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi)

götürülerek belirli bir süreyle burada kalmakta ve kendisinin tedavisine bu

şekilde devam edilmektedir.

11. A.Ç. olay tarihinden on beş yirmi gün önce saldırgan

tavırlar sergilemeye ve başvurucuyla müşterek olarak yaşadıkları evdeki

eşyalara -evin balkonundan atarak veya başka şekillerde- zarar vermeye

başlamıştır. Yakınları, kendisine veya çevresindekilere zarar vereceğinden

endişelenerek A.Ç.yi yeniden Ruh ve Sinir

Hastalıkları Hastanesine götürmeye karar vermiş ve bunun için İstanbul'daki

özel bir hastanede ambulans şoförü olarak görev yapan R.K. ile görüşerek belli

bir ücret karşılığında anlaşmışlardır.

12. Olay tarihi olan 4/8/2013

günü söz konusu özel hastanenin ambulansı, başvurucuyla A.Ç.nin birlikte yaşadığı eve gelmiştir. Ambulansta başvurucunun daha önce görüştüğü şoför R.K.

dışında, Ruh ve Sinir Hastalıkları

Hastanesindeki hasta bakıcılığı görevinden 2010 yılında emekli olmuş Ş.B. ve kendi beyanına göre başka bir özel hastanede

hemşire olarak görev yapan Ö.A.

bulunmaktadır. Olaya ilişkin soruşturmada dinlenen bazı tanıklar, ambulansta

bir kişinin daha bulunduğunu söylemişlerse de söz konusu soruşturmada böyle bir

kişinin varlığı tespit edilmemiştir.

13. A.Ç. başvuru belgelerinden -otopsi

raporundan- anlaşılabildiği kadarıyla 185 cm boyunda ve 116 kg ağırlığında iri cüsseli biridir ve ambulans eve geldiğinde de

saldırgan davranışlarını sürdürmektedir. A.Ç. ambulansla gitmek istememiş ancak yakınlarının ilçedeki devlet

hastanesine kontrol için götürülüp sonrasında hemen geri getirileceğini

söylemeleri üzerine saldırgan tavır sergilemesi neticesinde çağrılan jandarma

kuvvetlerinin olay yerine gelmesinden sonra gitmeye ikna olmuştur.

14. Ö.A. evden ayrılmadan önce A.Ç.ye sakinleşmesi için ilaç

enjekte etmiş, ardından A.Ç. jandarma eşliğinde bir sedyeye yatırılıp

bağlandıktan sonra ambulansa bindirilebilmiştir. Daha sonra ambulans, içinde A.Ç.nin annesi D.Ç. de olduğu hâlde Ruh ve Sinir

Hastalıkları Hastanesine doğru yola çıkmış; başvurucu Esma Çelebi ile

arkadaşları T.Ç. ve B.A.Ç. de başka bir araçla ambulansı takip etmeye başlamışlardır.

Jandarma kuvvetleri ise Tekirdağ'da kalmışlardır.

15. Ambulans şehirler arası yolda Ruh ve Sinir Hastanesine doğru

ilerlerken A.Ç.ye enjekte edilen sakinleştirici ilacın etkisi geçmiş ve A.Ç.

etrafa baktığında ilçedeki Devlet Hastanesinden başka bir yere götürüldüğünü

anlayarak hırçınlaşmaya başlamıştır. Ardından bağlı olduğu kayışları kopartarak

sedyeden kurtulmuş ve ambulansın kapı camını tekmeleyerek kırmıştır. Ayrıca

yanında oturan Ş.B.ye saldırarak sol kolundan basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek

nitelikte onu yaralamıştır.

16. Bunun üzerine ambulans şoförü R.K. ambulansı durdurarak arka

kapıyı açmış, A.Ç. de açık olan bu kapıdan çıkarak yakındaki ağaçlık alana

kaçmıştır. Ambulansın arkasından başka araçla gelen başvurucu ve arkadaşlarının

bu ağaçlık alanda bir süre aramalarına rağmen onu bulamamaları üzerine ambulans

ve diğer araçtakiler, son çare olarak eve dönmüş ve A.Ç.nin

gelmesini beklemeye başlamışlardır.

17.A.Ç. ise bir süre sonra kaçtığı yerden başka bir bölgedeki

akaryakıt istasyonunag elmiş ve burada akaryakıt alıp

aracını temizletmek için bulunan T.S. isimli kişiden kendisini evine

götürmesini istemiştir. A.Ç. akaryakıt istasyonuna geldiğinde T.S.nin anlatımına göre A.Ç.nin

ayakkabıları yoktur, sağ eli ve ayakları kanlıdır, ayrıca sağ şakak kemiğinin

bulunduğu bölgede ve dizlerinde kızarıklık bulunmaktadır.

18. T.S.nin söylediğine göre A.Ç.ye

yardım etmek için onu evine götürmeye karar vermiş, aynı zamanda tavırları ve

görünüşü nedeniyle kendisinden korkmuş ve çekinmiştir. T.S.nin

aracıyla yola çıktıklarında A.Ç. eşini ve ağabeyini öldüreceğini söyleyip zaman

zaman anlamsız bir şekilde bağırmakta, ayrıca aracın ön ve arka kapı arasında

bulunan direk kısmına eliyle vurmaktadır.

19. T.S. ve A.Ç. bir süre sonra A.Ç.nin

evine gelmişlerdir. A.Ç. araçtan inmeden arkadaşı T.Ç.yi

yanına çağırmış ve ardından hep beraber aynı araçla A.Ç.nin

akrabası olan S.F.nin Kapaklı Semti'ndeki evine gitmişlerdir. T.S., A.Ç.yi ve T.Ç.yi bıraktıktan sonra buradan ayrılmıştır. Ancak

söylediğine göre ayrılacağını A.Ç.ye söylemekten tavırları nedeniyle çekinmiş

ve bir bahane uydurup araçtan inmemeyi başararak olay yerinden

uzaklaşabilmiştir.

20. T.S.nin

olaydan sonra 5/8/2013 tarihinde Çerkezköy Emniyet Asayiş Müdürlüğünde (Asayiş Müdürlüğü)

alınan ifadesinin ilgili bölümü şöyledir:

"... marka araçtan ... daha önceden

çalıştığım marketten alışveriş yapmasından dolayı tanıdığım bir erkek şahıs

indi, şahsın adını bilmiyorum, ayaklarında ayakkabıları yoktu, üzerinde tişört

ve şort vardı. Sağ elinde kan ve ayaklarında kan vardı, başının sağ şakak

kemiğinin bulunduğu yerde kızarıklık vardı, sanki başını bir yere vurmuş veya

başına birisi bir şey vurmuş gibi görünüyordu, dizlerinde de kızarıklık vardı,

sanki biriyle boğuşmuş veya sürüklenmiş gibi görünüyordu, ... şahsı aracımın ön

koltuğuna aldım. Şahıs bana kavga ettiğini söyledi oysa ben ona hiçbir şey

sormamıştım. Görünüş itibarıyla benim 2-3 katımdı, akli dengesi bozuk gibi

görünüyordu, bu sebeple çekindiğim için hiçbir şey sormadım. ... öldüreceğini

söylüyordu, evde emanet olduğunu söyleyerek sanki silaha benzer bir şey

olduğunu ima ediyordu. ... Kapaklı'ya giderken arkada

oturan ismini bilmediğim şahsa hitaben 'emanetleri çantaya koy ve bana getir'

diyordu, sanki gittiği yerde silah ve benzeri malzeme bulunduğu imasında

bulunuyordu..."

21. A.Ç.nin S.F.nin

evine gittiğini öğrenen annesi D.Ç., ambulansla Kapaklı Polis Merkezine (Polis

Merkezi) gelerek buradaki polis memurlarına A.Ç.nin

kendisine ve çevresindekilere zarar verebileceğini söylemiş; Ruh ve Sinir

Hastalıkları Hastanesine nakli konusunda onlardan yardım istemiştir. D.Ç.,

ambulansla gelenlere de daha önce ve Polis Merkezine birlikte giderlerken

oğlunun bir süredir çok tehlikeli ve saldırgan davranışlar sergilediğini, bu

nedenle derhâl ve mutlaka Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine götürülmesi

gerektiğini, aksi hâlde kendisine veya başkalarına zarar verebileceğini, bu

mümkün olmadan ambulanstan inmeyeceğini söylemiştir. Başka akrabalarının da

Polis Merkezine gelerek aynı konuda yardım istemeleri üzerine buradaki polis

memurları, önce bu konuda resmî bir görevlendirme olmadığı için tereddüt

yaşamışlar; ardından bir kısmı durumun ciddiyeti ve aciliyeti

nedeniyle ekip araçlarıyla gelen ambulansı takip ederek Kapaklı'daki

eve gitmiştir.

22. Polis memurları tarafından 4/8/2013 tarihinde saat 17.30'da

düzenlenen ihbar tutanağının ilgili bölümü şöyledir:

"... Saat 17.00 sıralarında ... camı

tamamen kırık ambulansla gelen ... sabah saatlerinde akli dengesi bozuk olan

A... Ç... isimli şahısı Jandarma eşliğinde

sakinleştirici iğne vurarak yatıştırdıktan sonra ambulansa bindirdiklerini, ...

tekrar saldırmaya başlayıp ambulansın camını kırarak olay yerinden kaçtığını,

... saldırgan tavırlar

sergilediğini ve kendisine ve çevresindeki insanlara zarar verdiğini, 6-7

kişinin zapt edemediğini, ... son günlerde hastalığının ilerleyerek

çevresindeki bütün insanlara saldırdığını, ... şahsı tekrar ambulansa bindirmek

için görevli polis talep etmeleri üzerine (olay yerine gidildi)."

23. Burada A.Ç. akrabaları tarafından ambulansa yeniden binmesi

konusunda ikna edilmeye çalışılmışsa da başarılı olunamamıştır. A.Ç.nin ambulansa binmeyi reddetmesi sonucu polis memurları

ve A.Ç. arasında bu konuda bir mücadele başlamıştır. Bu mücadele sırasında bazı

polis memurları yaralanmış, bazı polis memurları da A.Ç.ye karşı cop, biber

gazı ve kelepçe kullanmışlardır.

24. Yaşanan bu arbede sonrasında kontrol altına alınarak

ambulansa bindirilebilen A.Ç.ye A.Ö. tarafından ikinci kez ilaç enjekte

edilmiş, ardından ambulansla yeniden Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine

doğru yola çıkılmıştır.

25. Yolda A.Ç.nin durumunun kötü

olduğu fark edilerek Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine gidilmesinden

vazgeçilmiş ve A.Ç., Çerkezköy Devlet Hastanesine (Devlet Hastanesi)

götürülmüştür.

26. A.Ç., Devlet Hastanesine

getirildiğinde Acil Servis Doktoru H.K.nin yaptığı kontrolde kalbinin durmuş olduğunun -yaşamını

yitirdiğinin- tespit edilmesi üzerine Hastanenin Acil Servis ünitesinde bir

süre yeniden canlandırma işlemi (CPR) yapılsa

da bu işleme yanıt alınamamıştır.

27. Ölüm,

Çerkezköy Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) bildirilmiş;

Cumhuriyet Başsavcılığı olay hakkında aynı gün soruşturma açmıştır. Nöbetçi

Cumhuriyet Savcısı, bu soruşturma kapsamında Devlet Hastanesine giderek ölü

muayene işlemi yapmış ve buna ilişkin bir tutanak düzenlemiştir.

28. Ölü

muayene sonucunda kesin ölüm sebebinin belirlenebilmesi içinmüteveffaya

ait cesedin sistematik otopsisi yapılmak üzere Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas

Dairesine (Morg İhtisas Dairesi) gönderilmesine karar verilmiştir.

A. A.Ç. Hakkında Düzenlenen

Ölü Muayene ve Otopsi Raporları

29. Morg İhtisas Dairesinin 25/12/2013 tarihli

raporunun ilgili bölümleri şöyledir:

“(...)

DIŞ MUAYENE

185 cm boyunda, 116 kg ağırlığında, ...

cesedinde ; ..

(...)

Sağ zygoma üzerinde

4,5x2,5 cm ekimoz, sağ kaş üzerinde alın solda 9x6 cm'lik alanda en büyüğü 3x3,5 cm, en küçüğü 0,5x1 cm olan multipl ekimozlar, sağ el orta

parmak IPF eklem üzerinde etrafı beyaz ortası soluk 0,5x0,6 cm lezyon, sağ omuz

dış yanda 6x1,5 cm alanda ekimoz, sağ scapula üzerinde 6x7cm'lik boyutlu ekimoz,

sağhumerus arka orta 1/3 te ekimoz,

sol lomber bölgede 5 cm uzunluğunda cilt cilt altına uzanan yırtık, sağ gluteal

bölgede 8x8 cm'lik alanda en uzunu 4,5 cm en kısası

0,3 cm olan mutlipl sıyrıklar, sırtta bel orta hatta

7,2 cm uzunluğunda sıyrıklı ekimoz,

sol cruris arka yüzdetibia

orta 1/3 te6x5 cm'lik ekimoz

alanı, sağ uyluk arkaorta 1/3 te 6x13 cm'lik ekimoz, sağ cruris arka yüzde1,5x1 cm ekimoz,

sağ cruris lateralinde 5 cm

uzunluğunda sıyrık, sol diz de ön yüzde en büyüğü6x4 cm en küçüğü 1x0,8 cm olan

çok sayıda sıyrıklı ekimoz,

sağ diz ön yüzde en büyüğü 4x4 cm, en küçüğü 2x1,5 cm'lik

çok sayıda sıyrıklı ekimoz,

sol ayak baş parmak medialde 0,9x0,4 cm'lik alanda epidermis kaybı

olan sıyrık, sağ ayakbaş parmak tabanında MTP eklem

üzerinde 2,5x1,4 cm boyutlarındaepidermis kaybı olan

sıyrık, sağ ayak dorsal yüzde 5,5x1,4 cm boyutlarında

ekimoz, sağ ayak baş parmak dorsalinde

1x1,1 cm boyutlarda yüzeyel epidermis

ayrılmasının olduğu sıyrık, sağ ayak 4. parmak dorsalinde

0,3x0,1 cm'lik sıyrık, sol ayak dorsalinde

iğne izleri görüldü.

Skopi altında yapılan incelemede; metalik cisim imajı görülmedi.

...

SONUÇ

1. Kimya İhtisas Dairesinin

raporuna göre; kanda alkol (etanol ve metanol)

bulunmadığı, (1,99 ng/ml) diazepam,

(1,76ng/ml) JWH-018 n-Pentanoic acid,

(9,06 ng/ml) midazolam, chlorpromazine, quetiapine, metamizole (pür standartları olmadığından miktar

verilemediği) bulunduğu, sistematikteki diğer maddelerin bulunmadığı, idrarda

JWH-018 n-Pentanoic acid, Midazolam, Chlorpromazine, Quetiapine, THC-COOH bulunduğu, sistematikteki diğer

maddelerin bulunmadığı,

2. Kişinin ölüm nedeni

hakkında önceki sağlık durumunu gösteren tıbbi kayıtları ile olay yeri inceleme

bulgularını ve görüntülerini içeren adli tahkikat dosyasının aslı ve tamamının

gönderilerek Adli Tıp Kurumu Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulu'ndan görüş

alınmasının uygun olduğukanaatini bildirir rapordur.”

30. Soruşturma dosyası, Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Birinci

İhtisas Kuruluna (Birinci İhtisas Kurulu) gönderilerek müteveffanın

kesin ölüm sebebi ile polis memurları,

müteveffaya ilaç enjekte eden hemşire ve

diğer sağlık personelinin ölümde bir ihmal veya kusurlarının bulunup

bulunmadığı hakkında mütalaa verilmesi talep edilmiştir. Birinci İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan 11/6/2014 tarihli raporun

sonuç kısmının ilgili bölümü şöyledir:

“ (...)

2) Otopsisinde dış muayenesinde; ... iç

muayenesinde kafatasında kırık, kafa içi kanama, beyin kanaması, beyin doku harabiyeti, iç organ ve büyük damar yaralanması tarif

edilmediği dikkate alındığında; kişinin travmatik

tesirle öldüğünün tıbbi delilleri bulunmadığı,

3)

04/08/2013 tarihinde Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne götürmek

üzere Polis, ambulans görevlileri ve yakınları tarafından ikna edilmeye

çalışıldığı, gelmek istemeyince polise karşı zor kullandığı, polisin

kollarından kavradığında kollarını silkeleyerek kurtulduğu, çıkan arbedede

ambulansa bindirilerek sedyeye yatırıldığı, hemşire A... [Ö...] A...'ün kişiyi ikna amacıyla Serum Fizyolojik

sıvısından enjektörle kalçasına yaptığı, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları

Hastanesi'ne doğru hareket halinde iken Çerkezköy gişelerini geçtikleri sırada

kişinin ambulansta ayağa kalkarak ambulansın sağ kapı camını tekme atarak

kırdığı, tekrar arbede çıkması üzerine ambulansın sağlık görevlilerince

durdurulduğu, ambulanstan kaçarak uzaklaştığı, polis tarafından tekrar

bulunduğunda polise karşı direndiği, yumruk attığı, yakınlarının da yardımıyla

polis memurları tarafından yakalandığında yere yatırarak etkisiz hale

getirdikleri, kelepçe takılmaya çalışıldığı sırada başını sert zemine defalarca

vurarak direnmeye çalıştığı, yakınları tarafından urgan tabir edilen iple rulo

tarzında bacaklarından eller ve ayakları bağlı ve yüzü aşağıya gelecek şekilde

bağlandığı, başına su döktükleri, ağzından köpükler geldiği, nabzının olmadığı,

hemşire A...[Ö...] A...'ün

kalçadan Serum Fizyolojik sıvıdan intramüsküler

yaptığı, bacaklarından urganla sedyeye bağlı halde Çerkezköy Devlet

Hastanesi'ne kaldırıldığında yapılan muayenesinde eks

duhul olduğu, 45 dakika boyunca canlandırma işleminde yanıt alınamadığı ve

öldüğü kabul edilen kişinin otopsisinde kalp ağırlığı ve duvar kalınlığında

artma, aort kapağında aterom plaklarının olduğu,

kesitlerde sol ventrikül papiller

kas ucuna uyan sahada 0.3 cm çapında nispeten daha koyu bir saha olduğu,

koroner başlangıçtan 1.5 cm'de orta derecede darlık, myokardda

orta-ağır interstisyel fibrozis,

koroner arterde %50-60 daraltıcı vasıfta aterom plağı

tespit edildiği, otopsisinde alınan doku örneklerinin Kimya İhtisas Dairesi'nde

yapılan incelemesinde tedavi dozunda anksiyolitik

ilaç etken maddesi (1,99 ng/ml) Diazepam,(l,76ng/ml)

JWH-018n-Pentanoic acid, tedavi dozunda ilaç etken

maddesi (9,06 ng/ml) Midazolam,

Chlorpromazine, Quetiapine,

Metamizole bulunduğu, idrarda JWH-018 n-Pentanoic Acid, Midazolam, Chlorpromazine, Quetiapine, THC-COOH bulunduğu, kronik kalp damar hastalığı

bulunan kişide ölümün uyuşturucu entoksikasyonu ve

gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu,

...

Sağlık görevlilerinin kişiyi hastaneye götürmek için sedyeye yatırıp

ambulansa bindirdikleri, ambulansın içinde ayağa kalkıp camı kırdığında kaza

olmaması için hareket halindeki ambulansı durdurdukları, tekrar yakalandığında

görevli hemşire A...[Ö...]

A...’ün Serum Fizyolojik sıvıdan kalçasına iğne yaptığı,

Çerkezköy Devlet Hastanesi acil serviste görevli Dr. H... K...'ın tansiyon ve nabzını ölçerek muayene ettiği, kalp

atışlarının olmadığını görünce canlandırma işlemine başladığı cihetle ilgili

ambulansta görevli yardımcı sağlık personeline ve yeniden canlandırma işlemine

katılan hekimlere kusur atfedilemeyeceği oy birliği ile mütalaa olunur."

B. Maddi Delilİncelemeleri

31. Soruşturmada Çerkezköy Emniyet Müdürlüğü

Olay Yeri İnceleme ekibi (Olay Yeri İnceleme ekibi) tarafından olaydan birkaç

saat sonra Kapaklı'daki olay yerinde, müteveffanın

ambulanstan kaçtığı yerde (yol) ve ambulansta maddi delil incelemesi yapılmış;

buna ilişkin bir tutanak düzenlenerek olay yerinin basit krokisi çizilmiş ve

olay yerine, yola ve ambulansa ait fotoğraf ve video çekimi yapılmıştır.

32. Bu incelemeden sonra düzenlenen raporda

ambulansın kapı camının kırık olduğu, bu kırık parçalarının bir kısmının yolda

dağınık şekilde bulunduğu ve olay yerinde boş bir şırınga, kan lekesi ve bir

miktar kusmuk tespit edildiği bildirilmiştir.

33. Olay

yerine ilişkin olarak çevrede güvenlik kamerasının bulunup bulunmadığı

araştırılmış; birkaç iş yerinde bulunduğu tespit edilmekle birlikte bu

kameralarının bazılarının görüş açısının uygun olmaması, diğerlerinin ise

uzaklığından dolayı olay yerini görmediği belirlenmiştir. Müteveffanın tanık T.S.nin aracına bindiği

akaryakıt istasyonuna ait güvenlik kamerası kayıtları da incelenmiş ancak T.S.nin anlatımlarından

farklı veya olağan dışı bir durum belirlenmemiştir.

34. Olay yerinden elde edilen maddi deliller,

Cumhuriyet Başsavcılığının adli emanetinde muhafaza altına alınmıştır.

C. Başvurucu, Şüpheliler ve

Görgü Tanıklarının Beyanları

35. Soruşturmada başvurucunun müşteki sıfatıyla

ifadesi, Cumhuriyet Savcısı tarafından 6/8/2013 tarihinde alınmıştır. Söz

konusu ifadenin ilgili bölümü şöyledir:

"... Biz kendisini her sene Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine

götürüp yaklaşık bir hafta tedavisini yaptırıp sonra tekrar eve getirirdik.

Havalar ısındığında hastalığı belirti göstermeye başlıyordu. Daha sonra

hastalığı ilerledi. Son 15-20 gün içerisinde eşim saldırganlaşmaya başladı. ...

Biz de kendisini aşağı atmasından endişelenmeye başladık. Son birkaç gün bu

sebeple uyumadık. Bu sebeple eşimi

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine yatırmak istedik. ... Biz de İstanbulda bulunan Özel M... Hastanesinden durumumuzu anlatarak

bir ambulans istedik. Resmi görevlendirilme olduğunu bilemiyorum. Ambulans

benim eşim ve çocuklarımla beraber yaşadığım S... ilçesinde bulunan Y... köyüne

geldi. Ambulans içinde bir hemşire, bir şoför, iki de ne iş yaptıklarını tam

olarak bilmediğim erkek şahıs vardı. Burada biz eşimi ikna ettik. ... Eşime

bizim evde yarım saat bir saat uyuşturabilecek nitelikte olan bir iğne yapıldı

hemşire tarafından. Daha sonra

eşim sedyeye yatırılarak ambulansa bindi. Sedyeye bağlandı. Eşimin yanında eşimin annesi ve ambulans

içerisinde az önce söylediğim 4 kişi vardı. Biz

de ambulansın arkasından özel aracımızla 3 kişi gidiyorduk. Bu araç içerisinde,

ben, eşimin arkadaşları olan T... Ç..., B... Ç... vardık. Ambulans Mahmutpaşa

gişelerine varmadan, ne kadar uzaklıkta olduğunu bilmiyorum daha sonra öğrendimiz kadarıyla sedyedeki kayışları koparmış, araba

yavaş seyirli haldeyken arabadan camı ayağıyla kırarak dışarı çıkmış ve kaçmış.

Ambulansla aramızda yaklaşık olarak 10 dk mesafe

vardı, bu sebeple biz bu ambulanstan inme olayını göremedik. ... Kapaklıdaki

... binanın 5. katında oturan S... F... adındaki yengesinin yanına gitmiş.

Orada sohbet etmişler. Sonra duyduğum kadarıyla 'ah burdan

atlaması ne kadar güzel olur' demiş eşim. Eşimi ikna edip aşağı indirmişler,

olayın sonrasını bilmiyorum. Olayda sorumluluğu olan kişilerden

şikayetçiyim."

36. Başvurucu

6/12/2013 tarihinde, olay yerine gelen polis memurlarının eşinin baş bölgesine

cop ve yumrukla vurmaları sonucu ölümün meydana geldiğini iddia ederek bu

memurlardan şikâyetçi olmuştur.

37. Polis

memurlarının şüpheli olarak ifadelerini de Cumhuriyet Savcısı bizzat almıştır.

Bu ifadeler ve ilgili bölümleri şöyledir:

" Ö.Ş.: (…) Annesi

olduğunu düşündüğümüz kişi Ali’nin tehlikeli bir şahıs olduğunu bize veya

kendisine zarar vereceğini söyledi biz de bunun üzerine şarjörlerimizi

çıkardık. Cebimize koyduk. ... Daha sonra ellerini başının üzerinde birleştirip

yumruk haline getirdi, Allah diye bağırarak Ö... A...'ın

boynuna vurdu. Şahıs çok kuvvetliydi vurduğunu yere deviriyordu. Zaten

yakınları da olay yerinde olmasaydı şahsı etkisiz hale getirebileceğimizi

düşünmüyorum. Memur arkadaşların üzerine yürüdü. Bunun üzerine D... P...,

Ali’nin gözlerine biber gazı sıktı. Şahıs buradan uzaklaşıp M... T...'nun üzerine yürüdü ve M... T... da şahsa biber gazı sıktı.

Sonra oradan da uzaklaştı bu sırada diğer polis memuru Y... B... A...’in

üzerine yürüdü. O da biber gazı sıktı. Şahıs kaçmaya başladı. Bunun üzerine

Ö... A... kaçmasını engellemek için şahsa müdahale etmeye çalışırken Ali elinin

yumruğunun tersiyle Ö...’e vurdu. Daha sonra Ö... yere düştü. Ali kaçmaya

başlarken Ö... yine peşinden gitti. Ali bu sırada dengesiz bir şekilde binanın

yan tarafında bulunan 1 mt derinliğindeki garaj

girişine yüzükoyun düştü. Bu garaj girişinin yan kısımları beton ancak

zemininde otlar vardı. Zeminin beton olup olmadığını otlar sebebiyle görmedim.

Şahıs düştükten sonra hemen kalktı ve M... T... ile benim üzerime yürüdü. O

sırada Ö... A... yine şahsın üzerine yürüdü. Ali Ö... A...ı itti. Bu sefer aynı

garaj girişine Ö... düştü. Sonra şahsa yeniden biber gazı sıkıldı. Ali bunun

üzerine bizim ekip otomuzun ön sağ kaportasının üzerine düşerek kapaklandı.

Bunu fırsat bilen M... T... şahsa müdahale edip üzerine yüklendi. Hemen

akabinde şahsın yakınları gelip şahsı tuttu. sonra Ali’yi arabanın üzerinden

alıp yere yatırdılar. Bu sırada Ali’nin üzerinde 7-8 akrabası vardı. Bu kişiler

Ali’nin kollarını arkada birleştirdiler. Y... B... A... isimli polis

arkadaşımız şahsın ellerini kelepçeledi. Şahsın kendisine bu kadar biber gazı

sıkmamıza rağmen gözleri açıktı. Bırakın beni diye bağırıyordu. Yüzükoyun halde

yattığı halde çırpınıyordu. Kafasını sağa sola çevirip zaman zaman da sert

zemine vuruyordu. Aynı anda bacaklarını da yere vuruyordu. Ailesi kendisine

zarar vermesin diye ayaklarını iple bağladılar. Biz kendilerini uyardık ama

onlar yine iple bağladılar. ... Şahsı daha sonra sedyenin üzerine koydular. Bu

sırada Aliye sakinleştirici olduğunu söyledikleri iki iğne vurdular ve

yakınları şahsı sedyeye bağladılar. Şahsın ayaklarını bilek kısmından sedyeye

rulo yapmak suretiyle bağladılar. ... Ali’ye yalnız biz değil Ali’nin ismini

bilmediğim yakınları da Ali’yi etkisiz hale getirmek için müdahale ettiler. ...

ambulansa binerken hala canlıydı ve beni bırakın diye bağırıyordu. Daha sonra

öldüğünü duyunca çok şaşırdım. Polis arkadaşlar şahsa jopla

şahsın sadece kollarına vurdular. Çünkü şahıs sürekli kollarını sağa sola

savurarak bizi yere düşürüyordu.

(…).

Y.B.A.

(…) Ailesi bizi

Ali'nin sorun çıkartabileceğini, bize saldırıp silahımızı alabileceğini, bu

sebeple bizim apartmanın önünde beklememiz gerektiğini söyledi. Ben ve diğer

polis arkadaşlar silahlarımızın şarjörlerini çıkardık. Ve şahsı beklemeye

başladık. Ali'nin ismini bilmediğim bir yakını Ali'yi evine götüreceğini

söyleyip ikna etmeye çalışarak yanımıza kadar getirdi. ... Ali iki elini

birleştirerek Ö... abinin kafasına vurdu. Ben de bunun üzerine hemen Ö...

abinin yanına koştum. Bu sırada Ali kolunu savurdu ve bu suretle benim alt

dudağımı patlattı. Ben de yalpaladım geri çekildim. Sonra Ali'yi etkisiz hale

getirmek için yaklaşık 1,5 mt mesafeden Ali'ye biber

gazı sıktım. ... Ali’nin gözüne sıktığımız gaz sebebiyle gözleri yanıyordu bu

sebeple polis arkadaşlar su getirdi. Ali’nin gözlerine su vurduk.

(...).

Ö.A.

(…) Sonra ben şahsın

dikkatini dağıtmak ve etkisiz hale getirmek için gözüne biber gazı sıkmaya

çalıştım. Diğer arkadaşlar da şahsın üzerine biber gazı sıkmaya çalıştılar.

Sonra iki elini birleştirip benim başıma alnımın üzerine vurdu ben yere düştüm.

Daha sonra ayağa kalktım. Diğer polis arkadaşlar da şahsa müdahale edip etkisiz

hale getirmeye çalışıyorlardı. Şahıs aynı binanın sol tarafında garaj girişi

vardı ve bu garaj girişi zeminden yaklaşık bir metre aşağıya eğimliydi,

iniyordu. Bu arada ben yine Ali'nin peşine gittim. Yanına yaklaştığımda elinin

tersiyle benim sağ ense köküme bir yumruk vurdu ve ben yere düştüm. Şahıs da bahsettiğim garaj girişine

yüzükoyun düştü. Daha sonra hemen kalkıp bizim üzerime yürüdü. Sonra beni aynı

girişe itti. Ve ben oraya düştüm. Ense köküme aldığım darbenin etkisiyle ve

birçok kez şahıs tarafından yere düşürülmemin tesiriyle bilincimi kaybettim

(…).

A.S.

(…) Ben de onu

durdurmak için ona doğru yöneldiğim esnada yumruğunu salladı ve benim koluma

geldi ve ben yere düştüm. O esnada

biber gazı sıkıldığı için gözlerim yandı. Bundan dolayı ben kenara çekildim.

(…) Biz Aliyi etkisiz hale getirmek için biber gazı kullandık. Ve bazı

arkadaşlar, Ali sürekli sağa sola kolunu savurduğu için Ali’ye jopla vurmak zorunda kaldılar (…).

M.T.

(…) Polis memuru Ö...

A... şahsın tedavi edilmesi için ambulansa davet etti. Şahıs ambulansa binmeyi

reddederek sağa sola bağırdı ve 'beni kimse bindiremez' dedi. Polis memuru Ö...

A... birkaç defa daha ikna etmeye çalıştı. Sonra şahıs ellerini kafasının

üstünde birleştirerek polis memuru Ö...

A... kulağının altına vurdu. Daha sonra Ö...

A... yerinden kalkarak biber gazını şahsın gözüne doğru sıktı. Bundan dolayı

bütün polis memurları biber gazından etkilendi. Sonra şahıs sağa sola

saldırmaya başladı. Ellerini ve kollarını savurarak hepimizin üzerine gelmeye

çalıştı. (…). Ayaklarını yere vurmaya başladı. Bu yüzden ayak parmakları

kanıyordu. Ayaklarını yere vurmasın diye tutmaya çalıştım. (…). Daha sonra bu

süre zarfında hemşireye iğne yapması için şahsın akrabaları ısrarda bulundular.

(…) Şahıs ambulansla gittikten sonra şahsın akrabaları 'siz olmasaydınız

tedavisini yaptırmak için hastaneye götüremezdik. Allah razı olsun' dediler

(…).

D.P.

(…) Bir anda ellerini

kollarını sallamaya başladı ve iki elini yumruk yaparak Ö... A...'ın boynuna vurdu. Ö... A... yere düştü. Kalktığı sırada ali

tekrar Ö...in sağ kulak arkasına bir yumruk vurdu. O sırada benim elimde biber

gazı tüpü vardı yaklaşık 2 mt uzaklıktan biber gazını

Alinin gözüne sıktım. Tam karşımda bir arkadaşım da aynı anda biber gazı sıktı

(…). Ellerini açarak arkasındaki kalabalıkla beraber bana doğru geliyordu.

Şahsın bana vuracağını düşünerek sağ koluna jopla bir

kere vurdum. (…). Şahıs yüzünü

sağa sola çeviriyordu ve başını zaman zaman sert zemine vuruyordu. Bu sırada

tam olarak alın bölgesinin sağ ve sol kısmında 2-3 cm çapında kan izleri

gördüm. Ayaklarını yere vurmaya çalışıyordu. Bu sırada ayak parmak uçları

kanıyordu. Akrabaları uyarmamıza rağmen ayaklarından iple bağladılar. (…).

Arkadaşlar Aliye jopla kollarına vurmak suretiyle

müdahale ettiler ancak kafasına vurmadılar. Şahsın kollarına vurduk çünkü şahıs

sürekli kollarını sağa sola savurarak arkadaşlarımızı yere deviriyordu. Şahıs

uzun boylu olması sebebiyle birçok arkadaşımızı yere yıktı. Ben şahsa biber

gazı sıktım ve birkaç kez jopla vurdum. Şahıs

ambulansa bindiğinde yaşıyordu ve bırakın beni diye bağırıyordu. Ambulansın

bulunduğumuz yerden Çerkezköy Devlet Hastanesine gitme süresi yaklaşık 5 dk’dır. Şahsın vefat ettiğini duyunca çok şaşırdık (…).

U.Ö

... bayan bir şahıs 'oğlum memurları üzme

ambulansa bin' dedi. O da bunun üzerine 'deviririm ambulansı, ambulansa binmem'

diyerek kolunu sağa sola salladı. Polis memuru Ö... A... kolundan tutmaya

çalıştığı sırada Ali Çelebi iki

elini birleştirip 'Allah' diyerek polis memuru Ö... A...'ın

ense kısmına vurdu ve Ö... A... yere düştü. Daha sonra Ö... A... ayağa kalkıp

müdahale etmeye çalıştığı sırada Ali Çelebi tekrar yumruk vurdu. Ben diğer

polis arkadaşlarla şahsa müdahale edip etkisiz hale getirmeye çalışıyorduk. Bu

kez diğer polis memuru Y... B... A...'e yumrukla vurdu. Y... biber gazı sıktı.

Şahıs saldırgan tavırlarını devam ettirdi. Bunun üzerine Polis memuru D...

P...'ta biber gazı sıktı. Sıkılan biber gazından bizlerde etkilendiğimiz için

arkamı dönüp geri çekilmek zorunda kaldım. Tekrar olaya baktığımda Ali Çelebi

isimli şahıs elini kolunu sallayarak ... marketin yanında bulunan garaj kısmına

doğru kaçmaya başladı. Arkasında bulunan polis memuru Ö... A...'a dönerek

tekrar yumruk attı. Tekrar kaçmaya devam ettiği sırada garajın önünde bulunan

üstü açık etrafı betonla çevrili çukura yüzüstü düştü. Ayağa kalkarak bulunduğu

çukurdan çıktı. Ö... A... isimli polis memurunu itekleyerek polis memurunun

çukura düşmesine sebep oldu. Ali Çelebi isimli şahıs Polis memuru Ö... Ç... ile

birlikte ekip otosunun önünde durduğumuz esnada şahıs gözleri açık bir şekilde

bize doğru koştuğunu görmemiz üzerine biz kenara çekildik. Sonra şahıs ekip

otosunun ön kaportanın üzeri atladı ve kafasını vurdu. Bu sırada polis memuru

M... T... şahsın akrabaları ile birlikte Ali Çelebi'nin arkasından yaklaşıp

kendisine müdahale etmek istediler. Ali Çelebi isimli şahsın akrabaları ile

birlikte Ali Çelebi’yi yere yatırdılar. Ali Çelebi çırpınarak kafasını ve

ayaklarını yere vuruyordu. ...Polis memurlarının uyarılarına rağmen şahsın

akrabaları üzerinde mavi çizgili beyaz bir urgan iple şahsın ayaklarını rulo

şeklinde bağladıklarını gördüm. Bu sırada ambulans hemşiresi olduğunu söyleyen

şahıs elinde iğne ile bekliyordu. Hemşire şahsa iğne yaptı. Olay yerinde sadece

bir hemşire, bir ambulans şoförü ve yardımcısı vardı. Başkaca bir sağlık

görevlisi yoktu. Sonra şahsı yüzüstü bir şekilde sedyeye şahsın akrabaları ve

ambulans görevlileri yardımıyla sedyeye koydular. Şahsı ambulansa bindirdikleri

esnada şahıs çırpınarak 'bırakın beni' diye bağırıyordu. 4-5 akrabasıyla

beraber şahsı ambulansa bindirdiler. Olay yerinden ambulansın içindeki

akrabalarıyla birlikte ayrıldılar. Biz

daha sonra Ali Çelebi isimli şahsın darp ettiği polis memurlarına doktor raporu

almak için hastaneye gittiğimizde şahsın yakınları yanımıza gelerek 'kusura

bakmayın, size de saldırdı, siz olmasaydınız biz ambulansa bindiremezdik. Çok sağolun, Allah sizden razı olsun' şeklinde ithamlarda

bulundular. ...Ben Ali Çelebi isimli şahsa copla vurmadım ve biber gazı

sıkmadım. Zaten polis otosunda sadece iki adet cop vardı. ... Bu olaylar

yaşandığı sırada ... ben olmak üzere sekiz polis memuru vardı (...).

Ö.Ç.

... Polis memuru Ö... A... kolundan tutmaya çalıştığı sırada Ali

Çelebi iki elini birleştirip Pol. Mem.

Ö... A...'ın başına alnının üzerine vurdu ve Ö...

A... yere düştü. Polis Memuru Y... B... A...'e elinin tersi ile vurdu ve yere

düşürdü. Bu sırada tam olarak hatırlayamadığım polis arkadaşlardan biri şahsın

üzerine biber gazı sıktı. Biber gazının etkisiyle gözlerim kapandı elimi yüzüme

kapadım ve şahsın ellerini açarak bana doğru geldiğini gördüm. Ben geriye doğru

kaçtım. Daha sonra Polis memuru Ö... A... ayağa kalkıp müdahale etmeye

çalıştığı sırada Ali Çelebi tekrar Ö... A...'a yumruk vurdu. ... Şahıs

saldırgan tavırlarını devam ettirdi. Tekrar olaya baktığımda Ali Çelebi isimli

şahıs elini kolunu sallayarak ... marketin yanında bulunan garaj kısmına doğru

varmaya başladı. Arkasında bulunan polis memuru Ö... A...'a dönerek tekrar

yumruk attı. Tekrar kaçmaya devam ettiği sırada garajın önünde bulunan üstü

açık etrafı betonla çevrili çukura yüzüstü düştü. Ayağa kalkarak bulunduğu

çukurdan çıktı. Yere düşmüş coplardan birini vatandaşlar almasın diye arabaya

bırakmaya gittim. Ali Çelebi bu esnada Ö... A...'a yine vurdu ve Ö... A...'ın bir daha yere düştüğünü gördüm. Sonra şahıs ... marketin önünde bulunan

ekip otosunun ön kaportanın üzeri atladı ve kafasını vurdu. ... Ali Çelebi

isimli şahsın akrabaları ile birlikte Ali Çelebi'yi yüzüstü yere yatırdılar.

Ali Çelebi çırpınarak kafasını ve ayaklarını yere vuruyordu. ... Şahsın

akrabaları üzerinde mavi çizgili beyaz bir urgan iple şahsın ayaklarım rulo

şeklinde bağladılar. Ali Çelebi'nin yakınları elinde iğne ile bekleyen

hemşireye 'iğneyi vur, vur' diye baskı yapıyorlardı. Ancak hemşire hastaneye

gittiğimiz sırada şahsa boş serum verdiğini söyledi. ... Hemşire şahsa iğne

yaptı. Olay yerinde sadece bir hemşire, bir ambulans şoförü ve yardımcısı

vardı. Başkaca bir sağlık görevli yoktu. Sonra şahsı yüzüstü bir şekilde

akrabaları ve ambulans görevlileri yardımıyla sedyeye koydular. Şahsı ambulansa

bindirdikleri esnada şahıs çırpınarak 'bırakın beni' diye bağırıyordu. Şahsın

bilinci açıktı. 4-5 akrabasıyla beraber şahsı ambulansa bindirdiler. ...

hastaneye gittiğimizde şahsın yakınları yanımıza gelerek 'kusura bakmayın, size

de saldırdı, siz olmasaydınız biz ambulansa bindiremezdik. Çok sağolun, Allah sizden razı olsun" şeklinde ithamlarda

bulundular. Bu olaylar yaşandığı sırada ... ben olmak üzere sekiz polis memuru

vardık. Ben Ali Çelebi isimli şahsa copla vurmadım ve biber gazı sıkmadım.

Fiziki hiç bir temasım olmadı. ...”

38. Müteveffanın

annesi D.Ç.nin 7/8/2013 tarihinde Cumhuriyet

Savcısına verdiği ifadesinin ilgili bölümleri şöyledir:

"(…) oğlum Ali Çelebi ve gelinimle beraber yaşarım. Biz

normalde S... Cumhuriyet Başsavcılığından oğlumu Bakırköy Ruh ve Sinir

Hastalıkları Hastanesine resmi şekilde nakletmek için cuma günü talepte

bulunduk. Ancak cuma günü işler yetişmediği için nakletme işlemini ancak

pazartesi günü yapabileceklerini söylediler. Biz de bekledik. Ancak pazar günü

yani olay günü oğlum iyice hırçınlaştığından dolayı İstanbul Özel M....

Hastanesi'nden bir ambulans temin ettik. Bu ambulansın içerisinde bir hemşire

ve üç tane erkek görevli vardı. Biz bu ambulansı ve içindeki şahısları para

karşılığında temin ettik. Resmi görevlendirme yok diye düşünüyorum. Ambulans

gelince Ali Çelebi'yi ikna etmeye çalıştık başaramayınca ambulans görevlileri

Saray ilçesinden jandarma çağırdılar. Daha sonra jandarmalar ve biz oğlumu ikna

edip ambulansa bindirdik ancak jandarmalar oğlum ambulansa bindikten sonra

ayrıldılar. Oğluma araca binmeden önce sakinleştirmek amacıyla iğne yaptılar.

...oğlumdaki ilacın tesiri geçti ve yeniden saldırganlaşmaya başladı. Oğlum

ambulans içerisinde sedyeye kayışlarla bağlanmıştı. Ancak ilacın tesiri geçince

bu kayışları koparmış ve ambulansın camını ayaklarıyla tekmeleyerek kırmış. Ben

ambulansın önünde oturduğum ve o anda kendimi kötü hissettiğim için birşey göremedim. Camın kırılması üzerine ambulans sağa

çekti ve durdu. Ambulanstan inmedim ancak oğlumun kaçtığını oturduğum yerden

camdan bakmak suretiyle gördüm. Oğlum ormana doğru kaçtı ve uzaklaştı biz

kendisini yakalayamadık. Yanımızdaki şahıslar oğlumun peşinden koşmuşlar ancak

yakalayamamışlar. Daha sonra ben ambulansa binip Yeniköydeki

evime geldim. Daha sonra oğlumun Kapaklı'da ...

akrabamız olan S... F...'ın evine geldiğini öğrendim.

Bunun üzerine Kapaklı Polis Merkezi'ne giderek 'ne olursunuz bize yardım edin,

oğlum kendini binadan aşağı atabilir, kendine zarar verebilir, bir anne olarak

bana yardım edin, bize yardım edin, oğlumu ambulansa koyup Bakırköy Ruh ve

Sinir Hastanesine götürelim' dedim. Onlar da kabul ettiler. Daha sonra ben polis

merkezinin önünde yine ambulansa bindim. Yanımda yine bir hemşire ve üç erkek

şahıs vardı. Önde biz arkada polis ekipleri olmak üzere S...'nin kapaklıdaki evine geldik. Ambulanstan inmedim. Ben daha

sonra olanları ambulansın camından oturduğum yerden izledim. Bir akrabam ancak

şuan kim olduğunu hatırlayamadığım bir kişi oğlumu apartmandan ikna ederek

indirdi. Oğlum aşağı geldi. Daha sonra beyaz saçlı bir polis oğlumun koluna

girdi 'gel ambulansa binelim, gidelim' dedi. Oğlum da 'hayır ben binmeyeceğim o

ambulansı yıkarım' dedi. Bu sırada ikindi ezanı okunmaya başladı. Oğlum ezanı

duyunca 'ben namaz kılmaya gideceğim' dedi. Daha sonra polisler koluna girip

zorla ambulansa sokmaya çalıştılar. Bunun

üzerine oğlum hangi polis olduğunu hatırlayamadığım bir polis memuruna bir

tokat attı. Daha sonra bir arbede yaşandı bu arbedede oğlum binanın yan

tarafındaki yaklaşık bir metre derinliğindeki garaj girişine düştü. Oğlumu

kimse itmedi, kendisi biber gazının tesiri altında arbededen kaçmaya çalışırken

binanın yan tarafında bulunan yaklaşık bir metre derinliğindeki garajın

girişine düştü ancak bu düşme ayakları üzerinde düşme şeklinde olmuş, kafasının

üzerine düşmedi. Oğlum hemen

dışarı çıktı ve polisler etrafını sardı. O zaman bir daha biber gazı sıktılar

ve çevredeki polislerden bir kaçı oğluma jopla

vurmaya başladılar. Oğlumun sırtına, omuzlarına ve kafasının arka tarafına iki

kere jopla vurdular ve biber gazı sıktılar. Bundan

eminim. Bunun üzerine oğlum yere yüzüstü, kollarının üzerine düştü. Burada

kafasına darbe almadı, kollarıyla kendisini korudu. Ben ambulansın camından

bunun net bir şekilde gördüm. Bu sırada bizim yakınlarımız polislere oğlumu

yakalamak için yardım etmedi. Biz polislere 'oğluma vurmayın, biz sizden bunu

istemedik, vurmayın incitmeyin bu kadar, incitmeden ambulansa sokalım' dedik.

Bu sırada dört tane polis oğlumun üzerine çıktı ve hareket etmesini engelledi.

Oğlum bu sırada yüzükoyun yatıyordu. Oğlumu kelepçelediler. Benim

akrabalarımdan kimse oğlumu tutmadı. Oğlumu sadece polisler tutuyordu. Sonra

bir polis memuru 'ip getirin' dedi ve akrabam S... Y... ip getirdi. Ambulansta

bizimle olan üç erkekten biri hangisi olduğunu bilmiyorum oğlumun ayaklarını

bileklerinden bağladı. Bu sırada bizim yanımızda gelen hemşire arkadaş, oğluma

iğne yaptı ama kaç tane yaptığını bilmiyorum. Hala yüzükoyundu.

Daha sonra akrabalarım oğlumu çevirmelerini, nefes alamayabileceğini

söylediler. Ondan sonra oğlumu sedyeye koydular, oğlumu sedyeye bağladılar

ancak baş kısmından bağlamadılar. Yine polisler oğlumu sedyeye yüzükoyun,

ayaklarından bağlı bir şekilde ambulansa koydular. Biz koymadık yakınları

koymadı. Ambulansa oğlumu bindirirlerken kalabalık ve kargaşa olması sebebiyle

oğlumun üzerinde herhangi bir morluk, yara bere kan göremedim. Daha sonra

ambulansa akrabam Y... B..., S... Y... bindi. Başkasının binip binmediğini

hatırlamıyorum. Belki de binmiştir. Ambulansa polisler binmedi. Ambulansın

arkasına hemşire ve ambulanstaki üç görevli erkek şahıs bindi biz bu halde

Çerkezköy Devlet Hastanesi'ne gittik. Ancak biz giderken ben Bakırköy'e

gittiğimizi zannediyorduk. Ancak bana şoför devlet hastanesine gitmemiz

gerektiğini söyledi ben de yolu tarif ettim. Yaklaşık olarak 5-10 dk içerisinde Çerkezköy Devlet Hastanesi'ne vardık. Oğlumu

ambulanstan indirdiler ve hastaneye soktular. ... Hastaneye geldikten yaklaşık

20 dk sonra oğlumun öldüğünü söylediler. (...)."

39. Cumhuriyet Savcısı olayla ilgili olarak

başka görgü tanıklarının ifadesine de başvurmuştur. Müteveffanın akrabaları

olan tanıkların söz konusu ifadelerinin ilgili bölümleri şöyledir:

"S.F.: ... Bir süre sonra tekrar aradığımda Ali'nin ambulans camlarını

kırıp kaçtığını söyledi. ... Yoldan geri dönüp eve gittim. Eve gittiğimde Ali

evde oturuyordu. Ali'nin yanında T... vardı. Hep birlikte oturduk. Ali ile evin

terasına çıktık. Ali terastan aşağıya baktı, 'yenge buradan atlayıp ölmek ne

güzel olur biliyor musun?' dedi. Ben atlar diye korktum ve Ali'yi tekrar içeri

girmesi için ikna ettim. ... Kaynanam ambulans ve polis ekipleriyle birlikte

evin önüne geldi. Ali'yi bir şekilde ikna edip aşağıya indirdik. Kapıdan

çıkarken Ali polisleri görünce 'vatana millete hayırlı uğurlu olsun' diye

kollarını salladı. Polislerden biri gelip Ali'nin koluna girdi 'Ali gel

ambulansa bineceğiz' dedi. Ali 'benim suçum ne, beni niye alıyorsunuz' dedi.

Polis 'sen hastasın biz seni hastaneye götüreceğiz, hadi gel bin' dedi. Ali

elini kolunu sağa sola savurarak 'ben binmem' dedi. Ve şişman 45-50 yaşlarında

bir polise çok sert bir şekilde vurdu. Polis yere yığıldı. Ayağa kalkarak

sinirli bir şekilde Ali'ye copla sırtına vurdu. Cop polisin elinden fırladı,

Ali bunun üzerine sağa sola saldırınca Ali'nin dövdüğü polis belinden silahı

çıkarıp Ali’nin ayaklarına doğru tuttu. Oğlum E... amcası Ali'ye doğru müdahale

etmek için koşunca ben Ali, E...'ye de vurmasın diye E...'yi

tuttum. Ben E...’yi tuttuğum sırada bir kargaşa oldu.

Ali'nin marketin yan tarafında bodrum çukuruna doğru koşarak atladığını gördüm.

Polislerden biri Ali'nin peşinden koşarken ayağı takıldı düştü. Bu sırada Ali

gitmesin diye hep birlikte Ali'yi tuttuk. Ali'yi olayın ilk olduğu yere doğru

getirdiğimizde polislerden birine vurdu. Polisler Ali'ye biber gazı sıktı.

Bizde gazdan etkilenmiştik. Ali'nin yere yatırıldığını polislerin üzerine

çullandığını gördüm. Bizler bağırdık 'Ali'yi boğacaksınız üzerinden kalkın'

diye çığlık attık. Oğlum E... polislerden ikisini Ali'nin üzerinden aldı.

Ali'nin ağzı bembeyaz köpük doluydu. Kafasının tam olarak tanıyamadığım bir

köşesinde kızarıklık vardı. Ali 'Abla nefes alamıyorum, abla, abla' diye bağırdı.

Ben su istedim su getirildi ve ben kafasından aşağıya suyu döktüm. Ben Ali'yi

bağlamalarını söyledim. Ali'nin ayaklarını bağladılar. Ali'nin ayakları

bağlanırken polisler üzerinde yoktu. Hemşirenin Ali'ye bir defa iğne yaptığını

gördüm. Ali halen yüzüstüydü. Ambulansa bindirilirken de yüzüstüydü. Ambulansa

bindirilirken 1 hemşire ve 3 erkek şahıs olan ambulans görevlilerine ve diğer

yardım eden kişilere sırt üstü bindirin yüz üstü kalmasın nefes alamaz diye

bağırıyordum. Onlarda duydu ancak hiçbir şey yapmadılar.

S.Y.

... Ambulans

yeni köydeki ali abinin ikametine geldi. İçinde de bir hemşire, bir şoför ve

iki erkek şahıs vardı. ... Daha sonra bir kısım akrabalarımız kapaklı polis

merkezinde olduğu için biz de oraya gittik. ... ambulansında çalışan görevli

olan ismini bilmediğim iki erkek şahıs ali abinin yeniden kaçmaya

çalışabileceği ihtimalini göz önünde bulundurup bizden bir ip temin etmemizi

istedi. ... Daha sonra olay yerine geldik. Olayın en başından itibaren

oradaydım. ... Ali abi ikna olmayınca iki kolunu başının üzerine yerleştirip

kendisini ikna etmeye çalışan polis memurunun omzuna vurdu. ... Birkaç polis

memuru ali abiye jopla vurmaya başladılar. Bu etapta

ali abinin sırtına ve ayaklarına vurdular. Daha sonra ali abi de bunun üzerine

ilk müdahalede bulunan polis memuruna yumruk attı. ... Bunun üzerine ali abi

kaçmaya başladı. Daha sonra polis memurlarının müdahalesi sertleşti. Biber

gazlarını çıkardılar ali abiye sıktılar. ... Hemşire Ali abinin kalçasından bir

tane iğne vurdu. İkinci iğneyi yaptı mı bilmiyorum. ... Ali Abimi bu şekilde

ambulansın içine hep beraber koyduk içlerinde ben de vardım. Ambulansın arka

tarafında ali abi, ben, hemşire, Y... B..., M... E... vardık. Ben ali abinin

baş kısmındaydım. Ambulansa binmeden sürekli ali abinin sırt üstü yatması

gerektiği gerektiğini söyledikleri için ben de etkilendim, ambulans içerisinde

ve ambulans seyir halindeyken ben ali abinin omzundan tutup sırt üstü yatırmaya

çalıştım biraz kaldırdım ancak başarılı olamadım. Ancak hastaneye gidene kadar

kendisini sağ omzundan tutarak yukarı doğru bir miktar çaprazlama şeklinde

tuttum. Bu sırada benim sol tarafımda hemşire vardı. Hemşire sürekli ali abinin

boynundan ve bileğinden nabzını yokluyordu. Ben ali abinin ellerinin

morardığını gördüm. Hemşireye söyledim ve hemşire de 'merak etmeyin,

kelepçelerden olmuştur' dedi. Daha sonra başına baktım alnının sol tarafında

bir morluk gördüm, dudakları da morarmıştı. Bunu da hemşireye söyledim, o da

bana 'merak etmeyin normaldir' dedi. Ali

abim ambulansa daha ambulansa koyarken baygın vaziyetteydi. Bu andan itibaren

Çerkezköy Devlet hastanesine gidene kadar ali abinin nefes aldığını görmedim.

Ali abi nefes alsa yaklaşık 110-120 kg olduğundan ve bu sebeple hareket

edeceğinden mutlaka anlardım. Olay yerinden Çerkezköy Devlet Hastanesine

yaklaşık 7-8 dk içerisinde gittik. İlk yola

çıktığımızda ambulans biraz yavaş gidiyordu. Daha sonra hemşire 'sireni aç

hızlan' dedi ve bunun üzerine ambulans hızlandı. Ambulans hastaneye vardığında

ben artık müdahil olmadım. M... hastanesinden gelen ambulans görevlileri ali

abimi acile götürdüler. Daha sonra içerde ne oldu bilmiyorum. Hemşireyi daha

sonra gördüğümde 'ambulansa aldığımızda Ali Abi ölmüştü, size nasıl

söyleyebilirim ki' dedi. Ayrıca ambulansın içerisinde serum, solunum maskesi

vb. herhangi bir ekipman görmedim. Olay sırasında alinin nabzını ölçmekten

başka birşey yapmadı.

E.Ç.

Ali Çelebi benim amcam olur. ...

Babaannem ambulansla Kapaklı polis merkezine gitti. Bende Kapaklı'daki

evimize gittim. ... Dikkatimi ilkin amcamın ayağındaki şişlik çekti. ...

Polisler geldiğinde ben amcamın rahatsız olduğunu silahlarına sahip çıkmalarını

söyledim. Bunun üzerine polisler şarjörlerini tabancalarından aldılar. Daha

sonra yukarı çıkıp amcamı aşağı indirmek için ikna etmeye çalıştık. Annem

amcamı ikna etti, aşağı indirdik. ... Ayakları çıplaktı. Amcam Ali "vatana

millete hayırlı uğurlu olsun" diye söz söyledi. Amcam camiye doğru yürüdü.

Polis memurlarından biri yanına yaklaştı "hadi gidelim seni hastaneye

götüreceğiz" dedi. Amcamda "hayırdır, neden, niye" dedi. O

sırada ezan okundu. Amcam tekrar camiye doğru dönüp elini kalbine koyarak dua

etti. Amcam eli kalbinde dua ederken polis memuru amcamın elinden tuttu. Bunun

üzerine amcam Ali, iki elini birleştirip havaya kaldırarak polis memurunun

omuzuna vurdu. O sırada bir polis daha geldi. Amcam Ali onada

vurdu. Daha sonra polisler birden amcamın üzerine çullanıp cop[la] dövdüler, biber gazı sıktılar. Amcam daha sonra ...

marketin önündeki çukura atladı. Kesinlikle yüz üstü veya başka bir şekilde

düşmedi. Amcam çukurdan çıkınca onun peşinden giden polis memuru ayağı

takılarak çukura düştü. Amcam polis arabasına doğru kaçtı. Polis arabasının

önünde duran iki polis memuru amcamı yakalayarak arabanın ön kaportasına

yatırdılar ve amcamın kafasına doğru copla bir kaç kez vurdular. ... Tam olarak

kafasının hangi kısmına vurduklarını hatırlamıyorum. Bir taraftan amcamın

arkadan ellerini kelepçelemeye çalışıyorlardı. Bu sır[a]da polis arabasının yanında duran bir başka polis

olaya hiç müdahale etmedi. Amcam ayağa kalkmaya çalışırken tüm polisler amcamın

üzerine çullanıp kendisini tutmaya çalıştılar. Ambulans görevlilerinden biri

amcamın ayaklarını iple bağlamaya çalışıyordu. Amcam bu sırada kafasını ve

ayağını yere vurmuyordu. Zaten polisler tutmuştu kafasını ve ayağını vuramazdı.

Ben bunun üzerine amcamın üzerinden iki tane polis memuru çektim. Diğer

polisler amcamı tutmaya devam ediyordu. Bu sırada hemşire gelip amcama iğne

yaptı. İğneyi amcamın sağ kalçasına yaptı. Amcam 'su' diye bağırdı. Su istedi.

Hatırlayamadığım biri su alıp getirdi. Kafasına su döktüler. Biber gazından

yüzü yanmasın diye yüzüne su dökmediler. Amcamı kaldırarak yüz üstü halde

sedyeye koydular. Amcamı kimlerin sedyeye bindirdiğini hatırlamıyorum. Ben ve

akrabalarım ambulans görevlilerini amcamı sırt üstü çevirmeleri için uyardık.

Ambulans görevlileri birşey olmayacağını bu şekil de

gidebileceğini söylediler. Amcamı ambulansa bindirdiklerinde başının sağ alın

kısmında kızarıklık ve şişlik vardı. Ben ambulans görevlilerine İstanbula götürülmeden önce en yakın hastaneye

götürmelerini söyledim. (...).

N.Y.: ... toplam

dört jandarma geldi. Ordaki jandarmadan bir astsubay

arkadaş evin içine girdi, Ali'yi ambulansa girmek için ikna etti. Yine

kendisine iğne vurulması için de ikna etmiştik ve sakinleştirmek amacıyla kendi

rızısıyla ambulanstaki hemşire bir iğne vurdu. Ben

ambulans içinde gelen şahısların hepsine 'bir yarım iğne daha vurabilir

misiniz, ali güçlü kuvvetlidir. Ambulans içinde zorluk çıkarmasın.' dedim.

Onlar da bir şey olmayacağını bunun yeterli olduğunu söylediler. ... Ali'nin

bulunduğu kapaklıdaki akrabamız olana S... evine gittim. ... ben de kapaklı

polis merkezine gittim. Ben karakolda memurlara Ali'nin çok güçlü kuvvetli

olduğunu, bir ekibin yetmeyeceğini, takviye ekip istenirse daha iyi olacağını

söyledim. ... onlar da silahlarının şarjörlerini çıkardılar ve ceplerine koydular.... daha sonra onu ikna etmeye çalışan polis memuru

arkadaşı eliyle itti. Ama polis memuru yere düşmedi. Daha sonra aynı polis

memuru arkadaş aliye bir sprey sıktı. Yanındaki başka bir polis arkadaş da

sprey sıktı. Bunun üzerine rahatsız olan Ali onu ilk etapta ikna etmeye çalışan

memur arkadaşa bir eliyle yumruk vurdu. O da yere düştü, daha sonra ali kaçmaya

başladı. daha sonra polis arkadaşlar aliyi sıkıştırdı ekip arabasının kaputunun

üzerine yatırdılar. ... bir polis ali kaputun üzerinde kapaklanmış bir halde

dururken jopla kafasının sağ arka çapraz kısmına

vurmaya başladı. Ancak ne kadar vurduğunu tam olarak bilmiyorum ama iki üç kez vurdu.... bir polis arkadaş da alinin kafasının sağ ön

çapraz kısmına jopla vurmaya başladı. Bu polis memuru

da tam olarak bilmiyorum ama bir iki kere vurmuştur. Biz bu sırada yakınları

olarak 'vurmayın arkadaşlar, yapmayın, bırakın' dedik. Memurlara hakaretvari birşey söylemedik.

Ali bu durumdan kurtuldu, kaçtı. Aliyi ilk ikna etmeye çalışan memur arkadaş

Aliyi yakalamak için peşine düştü, bu sırada ayağı kaydı ve binanın yan

tarafında bulunan 1 mt derinliğindeki garaj girişine

düştü ve bu sırada hemen yerden kalkıp alinin sol çapraz sırt bölümüne jopla üç dört defa vurdu. ondan sonra biraz ilerledikten

sonra yere düştü yere düşerken yüzüstü düştü ancak kafasını yere vurmadı. Ve

memur arkadaşlardan beş altı tanesi Aliye müdahale ettiler ve yakaladılar. Biz

de hemen bu sırada müdahale ettik. Ali kaçmasın diye biz de aliyi tuttuk. diğer

tutan yakınlarımın kim olduğunu olay karışıklığı sebebiyle hatırlamıyorum.

ancak biz yakınları olarak 7-8 kişi vardık. Ancak biz bir iki kişi Aliyi

tutabildik polis arkadaşlar aliyi tuttuğu için. Ben Ali'nin kelepçe takılırken

elini tuttum. Polislere yardımcı oldum. Ali bu sırada 'ben nefes alamıyorum,

beni az biraz bırakın' dedi. Ali bu sırada yere yüzüstü yatar vaziyette,

kolları arkada kelepçeli vaziyette duruyordu. daha sonra birileri ip istedi

ancak kimin istediğini bilmiyorum. Bir ip getirildi ve ayaklarını bağladılar

ama kimin bağladığını da görmedim. Ali yerdeyken onu tutan çok sayıda insan

olduğu için çırpınamadı, kafasını ve ayaklarını yere vurmadı. Ali'ye bu sırada

iğne yapıldığını görmedim belki yapılmıştır. Ali'yi yüzükoyun elleri arkadan

sıkı bir şekilde kelepçeli bir vaziyette sedyeye koydular. Daha sonra

ayaklarını bileklerinden sedyeye bağladılar. Ama kimin bağladığını görmedim.

Daha sonra ambulansa Aliyi koydular. Ali hala yüzükoyun sedyeye bağlı bir

şekilde duruyordu, ben hemen Alinin nefessiz kalmasından endişelenip ambulansta

görevli bulunan üç erkek şahısa 'ali nefes almakta

sıkıntı yaşayabilir, onu yüzükoyun çevirelim' dedim. Bu üç kişiden şoförün

yanında gelen arkadaş bana hiçbirşey olmaz zaten

hastaneye kadar gideceğiz dedi. Ve alinin duruş şeklini değiştirmediler. Ali

ambulansın içindeyken 'nefes alamıyorum' şeklinde bir şey söylemedi. Zaten

ambulansa bindirdiğimizde sessizdi. Ancak canlıydı. Sedyeden kurtulmaya da çalışmıyordu,

çırpınmıyordu. (...).

A.K.

... Ambulans

ile birlikte Ali'nin annesi de emniyet müdürlüğündeydi. Polislerden yardım

istedik. Polislerle birlikte Ali'nin abisinin evine gittik. Ali apartmandan

aşağı atlar korkusuyla polisleri aşağıda bıraktık. ... Polis ısrar edip Ali'nin

kolundan tutunca Ali iki elini birleştirip kendi kendine vurdu ve polisi

itekleyerek düşürdü. Ben Ali'nin iki elini birleştirerek polise vurduğunu

görmedim. Diğer polislerde müdahale etmeye çalışınca ali polislerden birine

daha vurdu. Daha sonra polisler copla Ali'nin sırtına vurarak, biber gazı

sıktılar. Bu sırada Ali'nin herhangi bir yerinde kan veya şişik görmedim. Ali

duran polis arabasına doğru koşmaya başladı. Ali polis arabasının kaportasına

biber gazından etkilendiği için yaslandı. Bu esnada arabanın ön kısmında ve

arka kısmında durmak üzere iki polis vardı. Arabanın yanında duran polislerden

bir tanesi iki eliyle tuttuğu copu Ali'nin kafasına doğru vurdu. Tam olarak

kafasının neresine vurduğunu hatırlamıyorum. ... Ben polise doğru koşarak

kendisini tuttum. Ben o polisi tutunca bu sefer diğer polis copla Aliye vurdu.

Ali daha fazla dayanamayıp yere yığıldı ve diğer polislerle birlikte Ali'ye

çullanıp yüzüstü çevirdiler. Ellerini kelepçelediler. ... Ben ve hatırlamadığım bir başkası Ali'nin

ayaklarını bağlamaya çalıştık. Hemşire gelip Ali'nin sağ kalçasına iğne yaptı

ama ilk vurduğunda kan aktı. Hemşire ikinci bir defa tekrar aynı yere iğne

yaptı. Ali bu esnada su istedi. Kafasından aşağıya su döküldü. Ben Ali'nin

ayaklarını tutarken Ali ayaklarını kaldırıp yere vurdu. Ayak parmakları kanadı.

Sonra sedye getirildi Ali'yi sedyeye koyduk ve ordan

ambulansa bindirdik. Ali ambulansa bindirilirken hareketsizdi. Ambulans bu

şekilde yola çıktı. (...).

F.Y

... Daha sonra ali polisle gitmek

istemeyince polislerden birini koluyla iteledi. Polis de bunun üzerine

sendeledi. Bunun üzerine polisler aliye biber gazı sıktılar. Biber gazı

sıktıkları için kardeşim ali gaz

sıkan polislerden birini koluyla itti. ... yaklaşık 1 mt

derinliğindeki garaj girişine kardeşim atladı. Kesinlikle düşmedi. Daha sonra

kardeşim ordan çıktı. sonra bir polis kardeşimin

peşinden koşarken garaj girişine düştü. ... Bunu görünce kardeşim iyice kaçmaya

çalıştı. Daha sonra kardeşimi yakalayıp çevresini sardılar. polisler kardeşimi

başından yakalayarak ekip otosunun üzerine yatırdılar kafasını da bunu yaparken

arabanın ön kaportasına vurdular. Sonra üç dört tane polis memuru kardeşimin

kafasının arkasına vurdular bunlardan iki tanesinin eşgalini

verebilirim. ... Biz bu sırada alinin yakınları olarak polislere 'vurmayın,

kendisi şizofren hastasıdır, biz sizi bunun için mi çağırdık' dedik. Daha sonra

kardeşim yere hafif bir şekilde yüzükoyun düştü ve kafasını da bir yere

vurmadı. daha sonra polisler hemen kardeşime müdahale ederek kardeşimin elini

kelepçelediler. O esnada sağlık görevlisi bizden ip istedi. Hangi sağlık

görevlisinin istediğini tam bilmiyorum ama erkek şahıslardan biriydi. Yine aynı

kişi iple ayağını bağladılar. Bu sırada yerdeyken bana 'nefes alamıyorum abla'

dedi. Ağzından köpük geliyordu. Kardeşimin dudakları da morarmıştı. Benim de

gözlerim biber gazından etkilenmişti daha sonra pek birşey

göremedim ama alinin ambulansa konulduğunu zarzor

gördüm. (...).

40. Olayın meydana geldiği yerde ikamet eden

görgü tanıkları H.Ç. ve Y.B.nin ifadeleri şöyledir:

" H.Ç.: ... İkametimin

penceresinden baktığımda bizim evin karşısında bulunan binanın yanında bir

ambulans ve vatandaşlar ile polisin olduğunu gördüm. Ancak ne olduğunu anlamadım.

... Birkaç dakika sonra bina içerisinden 35-40 yaşlarında, iri yapılı, üzerinde

beyaz renkli atlet ve altında eşofman bulunan, tanımadığım bir erkek şahıs

çıktı. Elinde herhangi bir şey yoktu. Şahıs ... market yanında bulunan bakkalın

önündeki plakasını göremediğim ancak bej renkli bir taksinin kaporta üzerine

iki eli ile birkaç yumruk attı. Bu sırada 5-6 kadar polis ve 15-20 belki daha

fazla olan vatandaş şahsı yakalamaya çalışıyorlardı, şahıs yanına kimseyi

yaklaştırmak istemiyor gibi el kol hareketleri yapıyordu, bu sırada şahıs sağ

eli olduğunu hatırlıyorum yukarı doğru kaldırdı ve bir polisin yere düştüğünü

gördüm, şahıs polise ya yumruk vurdu veya iterek düşürdü, o esnada şahısta

karşı tarafa atlamak istediği esnada düştü ve kalkarak market önüne doğru

gitti, polisler ve kalabalık vatandaş topluluğu şahsı sakinleştirmeye ve

yakalamaya çalışıyorlardı, polisler ve vatandaşlar şahsı yere yatırdılar ve

ambulansa aldılar, oradan ayrıldılar. Ben polislerin elinde cop olduğunu gördüm

ancak şahsa veya başka birine vurduklarını görmedim. İsminin Ali Çelebi

olduğunu öğrendiğim şahsın da elinde herhangi bir şey yoktu. Benim konu ile

ilgili bilgim ve görgüm bundan ibarettir.

Y.B.

... Olay günü işten döndüğümde evin önünde bir kalabalık olduğunu gördüm,

kaza olduğunu düşünüp hemen olay yerine geldim. İlk gördüğümde Ali'nin yerde

elleri arkadan kelepçeli vaziyette yüzükoyun yatar halde ve ayakları iple

bağlanmış şekilde gördüm. Alinin kafasını yere vurduğunu görmedim sadece sağa

sola çeviriyordu. Bu sırada ağzından salya ve köpük geliyordu, dudaklarında ve

ellerinde morarma vardı. Polisler ayaklarındaki ipi tutup ayaklarını yere

vurmasını engelliyorlardı. daha sonra aliyi iki erkek sağlık görevlisi ve bir

bayan sağlık görevlisinin ve yanında onlara yardım eden birkaç kişinin aliyi

yüzükoyun bir şekilde sedyeye yatırdıklarını gördüm. Hatırladığım kadarıyla

sedyeye koyanlar arasında polis yoktu. Sedyeye de aynı şekilde yüzükoyun elleri

arkada kelepçeli bir şekilde sedyenin kemerleriyle bağladılar. Kemerlerden biri

gögsün alt kısmı hizasında birisi de baldırlarının

hizasındaydı. Bu olaylar benim hemen yanımda olmuştur. Birkaç metre mesafeden

izliyordum, anlattığım şeyleri net bir şekilde gördüm. bu sırada Alinin alnının

sol kısmında morluk gördüm bu morlukların nasıl olduğunu görmedim. Ayrıca

ayaklarında kan gördüm. Bu ayaklarındaki yaralanmaların da nasıl olduğunu

görmedim. ... Ali bayılmadan önce birkaç kez kesinlikle kısık olmayan ve normal

bir ses tonuyla 'nefes alamıyorum' dedi. Bunu gayet net bir şekilde duydum.

Bunu söylediği sırada hemen başının ucunda sağlık görevlileri de vardı. Zaten

daha sonra kendinden geçti. Muhtemelen çevredeki kalabalıktan insanlar da nefes

alamadığını söylediğini duymuştur. Ancak kimse bu konuda müdahale etmedi.

Ağzından köpük ve salya gelmeye devam ediyordu. ... Daha sonra sedyeye

yüzükoyun elleri arkadan kelepçeli bir şekilde koydular. Bu sırada da baygındı.

Aliyi sedyeye koyanlar; iki erkek sağlıkçı ve hemşire ile kim olduğunu

hatırlayamadığım yakınları vardı. Ancak polisler sedyeye koymamışlardır. Sedyeye koyduktan sonra aliyi sedyeyle

ambulansa koyduk. Ambulansın arka tarafında Ali, ben S... Y..., sağlıkçı

hemşire ve iki sağlıkçı görevli erkek şahıs vardı. Ali burda

da baygındı. Hatta ben hiç ayıldığını görmedim. Ambulansın içindeyken S... Y... 'alinin durumu çok kötü birşeyler yapalım' dedi. Hemşire de 'normal korkacak birşey yok' dedi ve alinin nabzını kontrol etti bundan

sonra biz normalde burdan çıktığımızda bakırköy ruh ve sinir hastanesine gideceğimiz halde hemşire

şoföre burdaki hastaneye uğrayalım dedi. sonra çerkezköy devlet hastanesine gittik. Bizim olay yerinden çerkezköy

devlet hastanesine gitmemiz yaklaşık 10 dk sürmüştür.

Daha sonra Aliyi sağlık görevlileri hastanenin acil servisine götürdüler.

(...)."

41. Müteveffanın ambulansla götürülmeye ilk kez

teşebbüs edildiği ancak yolda ambulanstan kaçtığını gören tanıklar T.Ç. ve B.A.Ç.nin ifadelerinin ilgili bölümleri şöyledir:

"T.Ç.: ... ambulansta gelen hemşirealiye gördüğüm kadarıyla bir tane sakinleştirici

iğne vurdu. Daha sonra biz alinin koluna girdik. Çerkezköy devlet hastanesine

gideceğimizi söyleyerek ikna ettik. Daha sonra ambulansa götürdük. Ambulansta

sedyeye yatırdık ve sedyedeki kemerleri bağladık. Ambulans yola çıktı.

Ambulansın içinde şoför, onun yanında ambulansta görevli bir erkek şahıs ve

yanında da alinin annesi, arkada ambulansta görevli iki erkek şahıs, bir

hemşire vardı. Arkada yakını

yoktu. ... Ancak biz Çavuşlu gişelerini geçtikten sonra kavşaktan sağa doğru

İstanbul yoluna girerken bizim ambulansı sağa çekmiş park etmiş halde gördük.

ambulansın sağ camı kırıktı. Alinin kaçmış olduğunu söylediler. Jandarmayı

aramışlar ancak jandarma gelmeyince biz aliyi aradık. Yaklaşık 40-45 dk aliyi orda aradık. Daha sonra bulamayacağımızı anlayıp

otobandan döndük. ... Biz de çerkezköye döndük. ...

ayakları çıplaktı. Alinin üzerinde kan, yara bere morluk vs

birşey görmedim. Bu sırada ali bana 3 km yol yürüdüm

ayaklarım şişti dedi. Ancak ayaklarında kan görmedim. ... Bu sırada alinin

kolunda iki tane polis vardı. Ali polislerin kendisini bırakması için iki elini

havaya kaldırdı yukarıda birleştirdi ve önünde kendisini ikna etmeye çalışan

polis memurunun boynuna vurdu. Bunun üzerine yanındaki polisler joplarını çıkardılar. Ali de ilk vurduğu polis memuruna

elinin tersiyle yüz kısmına vurdu. Bu sırada polis memuru yere düştü. Bunun

üzerine diğer polisler aliye jopla vurmaya

başladılar. Polislerden biri alinin kafasının sağ arka çapraz kısmına jopla vurdu, diğerleri de çeşitli yerlerine vuruyordu. Biz

de bunun üzerine polislere 'Ali hastadır bu şekilde müdahale etmeyin' dedik.

Ali binanın yan tarafına doğru koştu. Ben de alinin peşinden koştum ikna etmek

için. ... bir polis biber gazını çıkardı ve aliye sıktı sonra ben de ali de

biber gazından etkilendik. Gözlerim biber gazından etkilendiği için gözlerimi

silmeye başladım kollarımla bu andan itibaren birkaç dakika biber gazının

tesiriyle birşey göremedim. Ben gözlerimi açabilmeye

başladığımda alinin yerde kelepçelenmiş olduğunu gördüm. kelepçeli olduğu

sırada alinin üzerinde eniştesi N... Y..., a... abi ve polis arkadaşlar vardı.

Sonra hemşire kalçasından bir adet iğne vurdu. Bunu vurduğunu gördüm. Daha

sonra hemşire kaldırmayın bir tane daha vuracağım dedi ama ikincisini vurup

vurmadığını görmedim. Ben de bu sırada ayaklarını tutuyordum. Bu sırada bir

yerden ip geldi ve kim olduğunu hatırlayamadığım bir alinin ayak bileklerinden

aliyi sedyeye bağlıyordu. ... sonra aliyi yüzüstü olacak şekilde ambulansa

koyduk. ambulansa koyduğumuz sırada bağırıp çağırmıyordu. İlacın etkisiyle sakinleşmişti

kendisinden nefes alamıyorum diye birşey duymadım.

Ambulansın arka kısmında ... hemşire ve bir tane yardımcısı vardı. Ön kısımda

ise şoför ve alinin annesi vardı. Daha

sonra ambulans Bakırköye gitmek üzere çıktı diye

biliyorum. ...Ambulansın olay yerinden çerkezköy

devlet hastanesine gelmesi bence takriben 4-5 dk

sürer. (...).

B.A.Ç.: ... Olay

günü eşim T.. Ç... eve gelerek Ali'nin hasta olduğunu ve hastaneye götürülmesi

gerektiğini söyledi. ...Bizde arabayla ambulansın peşinden gittik. ... Otobanda

seyir halinde iken ambulansın yol kenarında durduğunu gördük. Bizde durduk ve

ambulansın yanına gittiğimizde ambulansın camının kırık olduğunu gördük.

Ali'nin kaçtığını öğrendik. Biz burda bir süre

bekleyip Ali'yi aradık. Daha sonra tekrar Yeniköy'e döndük. Orda Ali'nin evinin

önünde otururken bir süre sonra Ali bir arabayla eve geldi. Arabada şoför

koltuğunun yan tarafında oturuyordu. Araba şoförünü tanımıyorum. ... Kapaklıya

gittiklerini öğrendim. ... Eşim beni telefonla arayarak Ali'nin eşi olan Esma'nın

hazır olmasını Ali'yi ambulansa tekrar bindirdiklerini İstanbul'a

götürdüklerini bizimde arabayla peşlerinden gideceğimizi söyledi. Esma rahatsız

ve yorgun olduğu için gelmek istemedi. ...Bir süre sonra Ali'nin burada vefat

ettiğini öğrendik.(...)."

42. Devlet Hastanesi doktoru olan ve müteveffa

Devlet Hastanesine getirildiğinde ona ilk tıbbi müdahaleyi gerçekleştiren H.K.nin ifadesi Asayiş Müdürlüğünde alınmıştır. Bu ifadenin

ilgili bölümü şöyledir:

" ... 4/8/2013 günü

görevim esnasında saat 17.25 sıralarında Hastaneye sedye ile Acil Polikliniğine

30-35 yaşlarında bir erkek hasta getirildi, hasta sedyeye parmak kalınlığında

bir iple bağlıydı, ben ve diğer hastane görevlileri hastaya derhal müdahale

ederek nabzını ve tansiyonunu ölçtük ayrıca hastanın kalp atışlarının

olmadığını anlayınca CPR'ye başlandı, yaklaşık 45

dakika boyunca CPR yapılan hastanın nabız ve kalp atışları dönmeyince hasta eks kabul edildi. ... Yukarıda belirttiğim gibi şahıs hastaneye

intikal ettirildiğinde nabız ve kalp atışı yoktu. (...)."

43. Olay yerine giden, özel hastaneye ait

ambulansta bulunan ve söylediğine göre olay tarihinde başka bir özel hastanede

hemşire olarak görev yapan Ö.A.nın 5/8/2013 tarihinde

Asayiş Müdürlüğünde alınan ifadesinin ilgili bölümü şöyledir:

" ... Ben 5 yıllık

hemşireyim. Halen İstanbul Bakırköy ... Hastanesinde hemşire olarak

çalışmaktayım. 4/8/2013 günü sabah saat: 10.00 sıralarında yaklaşık 1 aydır

tanıdığım ve Özel M... Hastanesinde

ambulans şoförü olduğunu bildiğim R... K... beni arayarak Tekirdağ'dan bir

hastayı alarak Bakırköy’e nakil edeceğini söyledi, hastanın durumuyla ilgili

bir bilgi vermedi. Ben de izinli olduğum için ve bazen böyle il dışına gidip

geldiğimde hasta yakınları tarafından bir miktar para verildiği için bu geliri

elde etmek amacıyla R... K...nin teklifini kabul

ettim. Beni ambulans ile evimden aldı yanında daha önceden tanımadığım Ş...

B... isimli bir şahısta vardı, birlikte S... ilçesinin Y... Köyü'ne geldik. Ben

ambulanstan hiç inmedim, bu sırada yanımıza hasta Ali ÇELEBİ isimli şahısın

annesi olduğunu söyleyen bayan geldi, bize hitaben 'Bunu alın götürün, yoksa

bizi öldürecek' şeklinde sözler söyledi, ben ambulanstan inmedim, Ş... ile R...

gittiler, bu sırada şahısın 2 ya da 3 katlı müstakil bir evin ikinci kattaki

balkonunda olduğunu gördüm, 35-40 yaşlarında 190-200 cm boylarında 120-130 kilo

civarında, kirli sakallı, başında takkesi olan bir şahıs olduğunu gördüm, bir

müddet sonra Ş... ve R... geldiler, şahısı ikna

edemediklerini söylediler, annesi bana 'ne olur iğne yap uyuşturucu yap bunu

götürelim yoksa bizi öldürecek' dedi, ben sıkıntı olur yapmam dedim bunun

üzerine R... jandarmayı aradı, bir süre sonra Jandarma geldi, birlikte yukarı

çıktık, şahısı Çerkezköy’de bir hastaneye kontrole

götürmek vaadi ile inandırıp bende ikna olması için serum olarak tabir edilen İzotonik suyundan şahısın kalçasından iğne yaptım, şahıs

bize 'çıkın dışarı dua edeceğim' dedi, sonra bize tekrar 'sadece kontrole

gideceğiz söz mü' dedi, bizde 'söz dedik', sonra ambulansa bindi. Sedyeye

yattı, emniyet kemerlerini bağladık ve İstanbul Bakırköy'e doğru ambulans ile

hareket ettik arkada ben hasta ve Ş... vardı, ön tarafta şahısın annesi ve R...

vardı, bir müddet sonra ambulansın içerisinde kafayı kaldırıp etrafına

bakınmaya başladı daha sonra 'siz kalleşsiniz' sonra sedyeden doğrularak

'Allah' diye bağırda iki elini yana açarak 'sizi öldürmekten korkuyorum' diye

bağırdı ayağı ile ambulansın sağ kapı tarafına tekme attı, cam kırıldı. Ben

R... bey hasta fenalaştı deyip aracı durdurmasını sağladım. R... arabayı

durdurdu ve kapıyı açtı, Ali ÇELEBİ araçtan inerek koşarak araziye doğru gitti.

10 dakika kadar arazide durdu, ben araçtan inmedim, bu sırada R... telefonla

görüştü, bu sırada şahsın annesi bana 'hep senin yüzünden oldu, ben sana

uyuşturucu yap dedim yapmadın, bunu döve söve Bakırköy'e götürmemiz lazım' diye

sitemlerde bulunuyordu. Bir müddet sonra otoyol gişelerinde jandarmanın

bulunduğu yere jandarmanın yanına gittik. jandarmalar bize şahsın bir araca

binerek Çerkezköy'e doğru gittiğini söyledi, annesi debize

hitaben 'çabuk tekrar eski eve gidelim yoksa bu karısını çocuklarını öldürür,

ne yapıp edip Bakırköy'e götürmemiz lazım' dedi. Birlikte tekrar evine geldik,

ambulansı görmesin diye evin arkasına park ettik, ben ambulanstan inmedim, bir

süre sonra şahsın başka bir yerde olduğunu, yakınları gidip polisten yardım

alacaklarını söyledi, annesi bize hitaben 'Ben bu ambulanstan Bakırköy'e

gidinceye kadar inmeyeceğim, bu gün gitmezse hepimizi öldürür' şeklinde

konuştu, sonra ambulansla bir polis merkezinin önüne geldik ben yine

ambulanstan inmedim, annesi, yakınları polislerle bir şeyler konuşuyorlardı,

ama ne konuştuklarını duymadım. Daha sonra 4-5 katlı bir apartmanın bulunduğu

bir yere geldik, ben ambulanstan yine hiç inmedim, bir süre sonra Ali ÇELEBİ isimli

şahsı zemin katta gördüm, polisleri görünce 'Allah' diye bağırdı bu sırada ezan

okundu, 'ben bir camiye gidip geleyim' dedi, polis memurunun bir tanesi 'yok

gitme seni hastaneye kontrole götüreceğiz' dedi ancak şahıs iki elini yumruk

yaparak polise vurdu, sonra bir anda ortalık karıştı, şahsa polisler biber gazı

sıktılar, şahıs daha da hiddetlendi nereye saldıracağını şaşırdı, ortalık

karıştı, bu esnada da annesi bana 'iğne yap iğne yap' deyip duruyordu, bunun

üzerine 2 şırıngaya izotenik suyu çektim, bu sırada

şahsın 10-15 civarında yakını ve 9-10 polis şahsı yüzüstü yere yatırarak

etkisiz hale getirdiler, başına su döktüler, bu sırada şahsın ağzından köpükler

geliyordu, nabzına baktığımda yoktu, yüzü mordu, sanki nefes alamamış gibiydi,

bende iğnenin birini bu karmaşada yaptım diğerini de kendi elime yaptım. Sonra

şahsın akrabaları ayaklarından iple bağladılar, polisler kelepçe taktı, şahsı

ambulansa bindirdik, ben acil bir servise gitmesi gerektiğini R...’ye söyledim, Devlet hastanesine şahsı götürdük, burada

şahsa müdahale yaptılar ancak şahıs eks olmuştu,

ambulansın arkasında ben, hasta, Ş... ve 4 tane akrabası vardı annesi ve R...

ambulansın önündeydi. Olay bu şekilde olmuştur, ben bu şahsa vurmadım, şahısta

bana vurmadı."

44. Ambulans şoförü R.K.nin

5/8/2013 tarihinde Asayiş Müdürlüğünde alınan ifadesinin ilgili bölümü

şöyledir:

"... 4/8/2013 günü sabah

saat: 10.00 sıralarında bana ait ... numaralı telefonumdan arayarak Ali

Çelebi'nin abisi olduğunu söyleyen bir şahıs bana 'psikolojik rahatsızlığı olan

bir kardeşimiz var, polisten ve jandarmadan yardım istedik, savcının bilgisi

var, bu hastayı alıp Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine ücreti

mukabilinde götürür müsün? zaten kendisi daha önce de orada tedavi gördü.'

dedi. ... TL'ye anlaştık. ... bunun

üzerine yanıma daha önce Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde hasta

bakıcı olarak çalışıp emekli olan Ş... B... ve daha önceden tanıdığım ve

hemşire olan ve herhangi bir yerde halihazırda çalışmayan Ö... A...'ü alarak bana verilen adrese Özel M... Hastanesine ait .... ambulansla

geldik. Ali Çelebi isimli şahıs ... iki katlı müstakil bir evin ikinci katında

idi. Kendisinin yanına yanımda bulunan arkadaşlarımla beraber çıktık. Kendisi

ile 30 dakika kadar konuşarak tedavisi için ikna etmeye çalıştık, ancak kendisi

deli olmadığını iddia ederek sopa ile bizi evden kovdu. Evde ismini bilmediğim

annesi vardı. 156 jandarmayı arayarak bize yardım etmesini istedim. Bir müddet

sonra jandarma görevlileri geldi. Jandarma ona iğne vurulup geleceksin diyerek

ikna etmeye çalıştı, şahısta ben iğneden korkmam diyerek burada vurabilirsiniz

dedi. Bunun üzerine Ö... A... isimli hemşiremiz ESEF olarak adlandırdığımız

serum suyunu şırıngaya çekerek Ali Çelebi'nin kalçasından yaparak şahsı ikna ettik.

... Bağırma sesleri üzerine viraj bitiminde ambulansı sağa doğru çektim. Ali

Çelebi'nin bağlı bulunduğu sedyeden kalktığını ve ayağıyla ambulansın sağ

sürgülü kapısının camına tekme attığını gördüm, cam kırıldı, beni bırakın diye

bağırıyordu. Bana yumruk atmaya çalıştı ancak yumruğu bana değmedi. Bunun

üzerine ambulansın iç kısmındaki malzemelere zarar vereceği düşüncesiyle

ambulanstan inerek sağ yan sürgülü kapıyı açtım. Şahıs yalın ayak araçtan

atlayarak yolun sağ tarafındaki toprak araziye doğru koşarak gitti. ...

ailesine zarar vermemesi için yeniden evlerine geldik. Ali Çelebi ... bir

araçla kendisiyle beraber iki kişi evine geldi., burada ismini bilmediğim bir

akrabasını da alarak evinden ayrıldı. Ben bunun üzerine Ali Çelebi'nin annesine

bizden artık bu kadar biz İstanbul'a dönüyoruz dedim ancak annesi araçtan

inmedi 'sizi bırakmam işimi halledeceksiniz bana yardım edeceksiniz, polisten

de yardım isteyeceğini' söyleyerek bizi ikna etti. ... bunun üzerine polis

merkezine gittik. Annesi buradaki görevlilere 'benim oğlum akıl hastası, Yeniköy'den Jandarmayla ambulansa bindirdik ama yolda giderken

ambulansın camını kırdı ve ambulanstan kaçtı, şu anda yeğenimizin evinde can

güvenliğimiz tehlikede, eğer Bakırköy'deki Hastaneye götürmezsek bizi öldürecek.

Ne olur bize yardım edin' dedi. Görevliler de herhangi bir resmi evrak olmadığı

için çekincede kaldılar ancak daha sonra iki resmi polis ekibi Ali Çelebi'nin

yeğenin evine gittik, yaklaşık 15-20 kişilik akrabası evin önündeydiler,

polislere ve bizlere 'siz sakın apartmana çıkmayın, şahıs 5. katta sizi görürse

balkondan atlayabilir, biz ellerini bağlayıp aşağıya indireceğiz, siz burada

bekleyin' dediler.

Bir müddet sonra kendi evine

götüreceklerini vaat ederek kandırdılar ve apartmandan indirdiler. Apartmandan

indirdiklerinde görevli resmi polisleri görünce 'siz neden buraya geldiniz,

gidin buradan' dedi, polis memurları da 'biz seninle buraya konuşmaya geldik'

şeklinde pozitif yaklaşımda bulundular. ... Ben gideceğim dedi, polisler de

konuşalım sonra gidersin dediler, bu sırada olay yerine takviye bir polis ekibi

daha geldi. Konuşma sırasında Ali Çelebi, iki elini havada birleştirerek hızlı

bir şekilde kendisiyle konuşan polis memurunun baş bölgesine doğru yumrukla

vurdu, yumruğun şiddetiyle polis 3-4 adım geriye düştü, hemen yanında bulunan

polis memuru Ali Çelebi'nin yüzüne doğru biber gazı sıktı, bu memura da bir

tokat attı, bu polis memuru da 3-4 metre geriye düştü, daha sonra bağırarak

sağa sola saldırmaya başlayınca diğer polis memurları da bu şahsı etkisiz hale

getirmek için şahsa biber gazı ve copla müdahalede bulundular. Bunun üzerine

Ali Çelebi polislerin elinden kurtuldu ve olay yerine yakın yerde bulunan

yaklaşık 1/1,5 metre derinliğindeki dere yatağı gibi çukur bir yere ayaküstü

atladı. Kısa süre sonra oradan çıktı. Polisler onu yakalamaya çalıştılar,

çevreden gelen yakınları ile birlikte görevli polisler onu yere yatırdılar,

kelepçe taktılar, ismini bilmediğim yakınları da beyaz renkli bir urgan ile

şahsı ayaklarından bağladılar. 3-4 polis ve 4-5 yakını ile birlikte şahsı bu

şekilde zapt etmeye çalışıyorlardı, hemen ambulans istediler, ben de ambulansı

şahsın istediği bölgeye getirip sedyeyi çıkarttım. Sedyeyi güçlükle koydular

çünkü şahıs 1.90-1.95 cm boylarında ve yaklaşık 140 kg ağırlığında iri yarı

birisiydi. Sedyeye koyduklarında yüzünde hafif morluklar ve ağzında köpük

vardı. Görsem tanıyamayacağım bir yakını Ali Çelebi'yi bu hali ile aynı urgan

ile sedyeye bağladı., ambulansın kapısını kapatarak ve annesini ambulansın ön

tarafına alarakolay yerinden ayrıldık. Ambulansın

arka kısmında Ali Çelebi'nin 5-6 yakını ve Ş... Ç... İle Ö... A... Hemşire

vardı, polisler yoktu. Ben şahsın bu hali ile en yakın Acil Serviste müdahale

edilmesi gerektiğini annesine söyledim ancak annesi Bakorköy'deki

hastaneye gidelim dedi ancak ben olmaz dedim ve Çerkezköy Devlet Hastanesine

getirerek şahsı indirdim. Daha sonra şahsın eks

olduğunu öğrendim. ...

... Hastayı alırken bana

psikolojik tedavi gördüğünü söylediler ancak ben raporunu talep etmedim.

Hastane yönetiminin benim bu yaptığım davranıştan dolayı herhangi bir izni ve

müsaadesi yoktur, sadece soyadını bilmediğim H... isimli gece müdürüne 4/8/2013

günü saat 10.00'da bilgi verdim, onun bilgisi vardır. Yanımda bulunan Ş... B...

ve Ö... A...'ün Özel M... Hastanesiyle uzaktan yakından bir ilgileri yoktur,

herhangi bir yerde çalışmazlar, ben sadece onlara yardım etmeleri için yanıma

aldım, herhangi bir resmi sıfatları yoktur... Gece müdürü H...'ye Çerkezköy'de

hasta var oraya gideceğiz diye telefonla bilgi verdim. O da tamam dedi."

45. Bu ifade sonrasında kolluk tarafından söz

konusu özel hastane telefonla aranarak hastanenin gece sorumlusu H.A. isimli

kişiyle telefonda görüşülmüş ve söz konusu ambulansın müteveffayı Ruh ve Sinir

Hastalıkları Hastanesine nakli konusunda görevlendirilip görevlendirilmediği

sorulmuştur. H.A. böyle bir görevlendirmenin ne ambulans ne de R.K. için söz konusu

olduğunu ve konuyu hemen sorumlu müdürlerine ilettiklerini ancak onun da bu

olaydan haberinin olmadığını söylemiştir.

46. Ambulansla müteveffayı almaya giden Ş.B.nin ifadesi de aynı gün Asayiş Müdürlüğünde alınmıştır.

Adı geçen şahıs, R.K.nin anlatımlarına benzer

anlatımlarda bulunmuş; 2010 yılında Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesindeki

hasta bakıcılığı görevinden emekli olduktan sonra ek gelir elde etmek için R.K.nin kullandığı

ambulansla izinsiz olarak bu tür nakillere gittiğini, Ö.A.yı

tanımadığını ancak R.K.nin çalıştığı hastaneden

farklı bir hastanede hemşire olarak çalıştığını duyduğunu, ambulansla toplam üç

kişi gittiklerini, R.K.nin müteveffanın yakınlarından

hastalığına ve nakil işlemine ilişkin herhangi bir belge almadığını,

müteveffanın ambulansa ilk bindirildiğinde kendisine saldırıp kolundan

yaraladığını, ikinci kez bindirmeye çalıştıklarında ise polislere saldırdığını,

polislerin de biber gazıyla karşılık vererek müteveffayı etkisiz hâle getirmeye

çalıştıklarını, müteveffanın en son akrabaları ve polisler tarafından yere

yüzükoyun yatırılıp bağlanarak ve kelepçe takılarak etkisiz hâle

getirilebildiğini, bu aşamadan sonra polis memurlarının kuvvet

kullanmadıklarını, tekrarambulansa bindirilip Ruh ve

Sinir Hastalıkları Hastanesine götürürlerken Ö.A.nın,

A.Ç.nin durumunun kötüleştiğini ve en yakın acil

servise götürmeleri gerektiğini söylemesi üzerine Devlet Hastanesine gittiklerini

ve burada müteveffanın öldüğünü öğrendiğini ifade etmiştir.

D. Şüpheliler Hakkında

Düzenlenen Tıbbi Belgeler

47. Soruşturma kapsamında alınan doktor

raporlarına göre;

-Ş.B.nin sol kol arka

kısımda 5x5 cm boyutunda sıyrık ve ekimoz,

-Polis memuru A.S.nin

sağ el bileği ve sol ayak bileğindeki hareketlerde hassasiyet,

-Polis memuru Ö.A.nın

sağ kulak ve kulak altında kızarıklık ile sağ dirsekte sıyrık ve sağ dizde

kızarıklık,

-Polis memuru Ö.Ş.nin

boyun arka kısımda palpasyonda hassasiyet,

-Polis memuru Y.B.A.nın

alt dudak iç tarafta ve sağ dizde kızarıklık,

-Polis memuru D.P.nin

sağ dizde palpasyonda hassasiyet ve ciltte hafif

kızarıklık meydana gelecek ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek

nitelikte yaralanması söz konusudur.

E. Soruşturma Sonucunda

Verilen Kararlar

48. Cumhuriyet

Başsavcılığı 18/7/2014 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

"... olay tarihinden yaklaşık 15-20 gün önce müteveffanın saldırganlaşmaya

başladığı, eşi Esma Çelebi'nin beyanına göre ufak tefek şeyleri evden dışarı

balkondan aşağıya attığı, buzdolabının kapısını kırdığı, çamaşırlarının bir

kısmını dışarı attığı, ailesinin de bu durumdan endişelenmeye başladığı, bu

sebeple ailenin müteveffayı yine Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine

yatırmaya karar verdiği, bunun için ailenin Özel M... Hastanesi'nden

müteveffayı hastaneye götürmek üzere ambulans istedikleri, 04.08.2013 tarihinde 34 ... plakalı ambulansın

müteveffanın eşi, annesi ve çocuklarıyla beraber

yaşadığı S... ilçesinde bulunan Y... köyüne geldiği, ambulansta şoför R...

K...,şoför yardımcısı Ş... B... ve hemşire Ö... A...'ın

olduğu,

Ailenin müteveffayı Çerkezköy Devlet

Hastanesi'ne kontrol için götürüp geri götürüceğiz

diyerek ikna ettiği, hemşirenin evde müteveffaya uyuşturmak/sakinleştirmek için

iğne yaptığı, müteveffanın sedyeye yatırılıp bağlanarak ambulansa bindirildiği,

ambulansın şoför koltuğunun yanındaki yolcu koltuğuna müteveffanın annesi D...

Ç...'nin oturduğu, arka kısmında ise şoför yardımcısı

Ş... B... ve hemşire Ö... A...'ün olduğu, ambulansın Bakırköy Ruh ve Sinir

Hastalıkları Hastanesine doğru yola çıktığı, ambulansın arkasında özel araçla

müteveffanın eşi Esma Çelebi, arkadaşları olan T... Ç... ve B... Ç...'ın ambulansı takip ettikleri, bu araçla ambulans arasında

yaklaşık 10 dakikalık bir mesafe olduğu,

Ambulans yolda seyir halindeyken Mahmutbey

Gişeler gelmeden önce, Çavuşlu Gişeleri geçtikten sonra müteveffaya yapılan

iğnenin tesirinin geçtiği, müteveffanın etrafa bakıp başka bir yere gittiğini

anladığı ve hırçınlaşmaya başladığı, sedyeye bağlı olduğu kayışları kopardığı,

ambulansın sağ sürgülü kapısının camını tekmeleyerek kırdığı, müteveffanın

ambulans içinde Ş... B...in sol koluna vurarak/sıkarak kesin adli muayene

raporuna göre basit tıbbi müdahale ile iyileşebilecek nitelikte yaraladığı,

bunun üzerine ambulansın yolda sağa çekip durduğu, ambulans şoförü R... K...'ın ambulansın kapısını açtığı ve müteveffanın araçtan kaçarak ağaçlık alana doğru kaçtığı, ailesinin

onu yaklaşık 40-45 dakika aramasına rağmen bulamadığı, bunun üzerine ambulansın

ve müteveffanın yakınlarının Y...'deki eve geri döndükleri ve burada

bekledikleri,

Müteveffanın muhtemelen otostop çekerek ....

marka bir araca bindiği, araçla beraber C... mah.

T.... Konutları yolu üzerinde bulunan T... Petrol'e geldiği, burada araçtan

indiği, burada bulunan T... S...'den kendisini Y...'e götürmesini istediği,

T... S...'nin kabul ettiği, T...in beyanında; müteveffa'nın ayakkabılarının olmadığını, üzerinde şort ve tişort olduğunu, sağ elinde ve ayaklarında kan olduğunu,

başının sağ şakak kemiğinin bulunduğu yerde kızarıklık olduğunu, müteveffanın

kendisinin ... plakalı gri renkli ... marka arabasına bindiğini, kendisinin

müteveffanın akıl sağlığının bozuk olduğunu anladığı, müteveffanın eşini ve

abisi olduğunu söylediği şahsı öldüreceğinden bahsettiğini, zaman zaman Allah

diye bağırdığını ve arabanın ön ve arka kapı adasında bulunan direk kısmına

vurduğunu, ... beyan etmiştir.

Müteveffanın T... S...'nin

kullandığı araç içinde yolcu koltuğunda Y..'deki

evine geldiği, müteveffanın burada T... Ç...'ı yanına çağırdığı, bu araçla

beraber müteveffanın akrabası olan S... F...'ın ... Kapaklı'daki evine

gittikleri, T... S...'nin oradan ayrıldığı,

Müteveffa'nın S....'nin evinde olduğunu öğrenen annesi

D... Ç...'nin ambulansla Kapaklı Polis Merkezi'ne

giderek müteveffanın kendisine zarar verebileceğinden bahisle yardım istediği,

müteveffanın başka akrabalarının da polis merkezine gidip yardım istediği,

polislerin de kabul ettiği, ambulans ve polislerin müteveffanın bulunduğu Kapaklı'daki adrese gittikleri, burada müteveffanın

yakınlarının polis memurlarını uyarıp müteveffanın silahlarını alıp kendisine

ve çevredekilere zarar verebileceğini söyledikleri, bunun üzerine polis memurlarının

silahlarındaki şarjörlerini çıkartıp ceplerine

koydukları, müteveffanın yakınlarının polisin geldiğini öğrenince müteveffayı

Y....'deki kendi evine götüreceklerini söyleyerek ikna edip dışarı

çıkarttıkları, polislerin müteveffayı ikna etmek için konuştukları, ...

Olayı doğrudan gören tanıklar

...'ın beyanlarına göre; polislerden birinin

müteveffanın koluna girerek 'gel ambulansa gidelim' dediği, müteveffanın de ona 'namazımı kılayım nereye istiyorsanız gideriz' dediği, bunun

üzerine polislerin ona 'önce ambulansa binelim sonra hep beraber namaz kılarız'

dedikleri, bu sırada müteveffanın koluna iki tane polisin girdiği, müteveffanın

polislerin kendisini bırakması için iki elini havaya kaldırdığı yukarıda

birleştirdiği ve önünde kendisini ikna etmeye çalışan polis memurunun (Ö...

A...) boynuna vurduğu, bunun üzerine yanındaki polislerin coplarını

çıkardıkları, müteveffanın da ilk vurduğu polis memuruna elinin tersiyle yüz

kısmına vurduğu ve polisin yere düştüğü, bunun üzerine diğer polislerin

müteveffaya copla vurmaya başladıkları,

Olay sırasında arbedenin yaşandığı, polis

memurlarının müteveffayı etkisiz hale getirmek için cop ve biber gazı

kullandığı, müteveffanın da bu uygulamaların üzerine daha da sinirlenip polis

memurlarına vurduğu, müteveffanın 185 cm boyunda, 116 kilo ağırlığında ve güçlü

olması sebepleriyle arbedenin bir süre devam ettiği, daha sonra polis

memurlarının müteveffanın akrabalarının da yardımıyla müteveffayı yüzü koyun

yere yatırdıkları ve kelepçeledikleri, müteveffanın yakınlarının onun

ayaklarını iple bağladığı, bu sırada hemşireÖ...

A...'ın müteveffaya iğne yaptığı, yine müteveffanın

yakınlarının onu sedye yüzüstü yatırıp ipin kalan kısmıyla bağladıkları,

müteveffayı ambulansa bindirdikleri, ambulansla

Çerkezköy Devlet Hastanesine götürdükleri, acil doktoru olan H... K...'ın yaptığı incelemede Ali Çelebi'nin hastaneye eks duhul halde getirildiğinin tespit edildiği, hastanede

yaklaşık olarak 45 dakika CPR yapıldığı, yanıt alınamayınca Ali Çelebi'nin ölü

olarak kabul edildiği,

(...).

Olay yeri inceleme raporu, olay yeri krokisi,

tutanaklar, Adli Tıp raporları, fotoğraflar, ölü muayene tutanağı, kesin adli muayene raporları, tanık, şüpheli, şikayetçi

beyanları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;

Polisin zor kullanma yetkisinin Polis Vazife

Salahiyet Kanunu’nun 16. maddesinde ifade edildiği, burada polisin görevini

yaparken direnişle karşılaşması halinde bu direnişi kıracak ölçüde zor

kullanabileceği, bunun için bedeni kuvvet, kelepçe, cop, göz yaşartıcı gaz

kullanabileceği belirtilmektedir. Olay günü polislerin idari görevleri

kapsamında, müteveffanın kendisine ve çevresine zarar verebileceğinden bahisle

kendisinden yardım isteyen müteveffanın yakınlarına yardım etmek için olay

yerine gittikleri, müteveffayı nazikçe ambulansa davet ettikleri, ancak

müteveffanın şizofren hastası olması, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları

Hastanesine gitmek istememesi ve polislerin kendisini buraya getireceklerini

anlaması üzerine burada bulunan polis memurlarına vurmaya başladığı, bunun

üzerine polis memurlarının müteveffaya orantılı bir kuvvet uygulayarak (bedeni

kuvvet, kelepçe, cop, göz yaşartıcı gaz) müteveffayı kelepçeleyip etkisiz hale

getirdikleri, müteveffa etkisiz hale geldikten sonra herhangi bir kuvvet uygulamadıkları,

Adli Tıp Kurumu İstanbul Birinci Adli Tıp

İhtisas Kurulu'nun 2014/66390/2653 sayı 2541 karar ve 11/06/2014 tarihli Adli

Tıp Raporu'nda; müteveffanın kafatasında kırık, kafa içi kanama, beyin

kanaması, beyin doku harabiyeti, iç organ ve büyük damar

yaralanması tarif edilmediği için travmatik tesirle

öldüğünün tıbbi delilleri bulunmadığı ve kronik kalp damar hastalığı bulunan

müteveffada ölümün uyuşturucu entoksikasyonu ve

gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu oy birliği ile ifade

edildiğinden, polis memuru olan şüpheliler ....

ın müteveffaya

orantılı kuvvet uyguladıkları ve bu kuvvetin müteveffanın ölümüne sebebiyet

vermediği, bu haliyle bu şüphelilerin üzerine atılı suçun maddi-manevi

unsurlarının gerçekleşmediği,

Yine Adli Tıp Kurumu İstanbul Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun

2014/66390/2653 sayı 2541 karar ve 11/06/2014 tarihli Adli Tıp Raporu'nda;

ambulansta görevli yardımcı sağlık personeli olan şüpheli hemşire Ö... A...'e

kusur atfedilemeyeceği oy birliği ile ifade edildiğinden, şüpheli Ö...'nin üzerine

atılı suçun maddi-manevi unsurlarının oluşmadığı anlaşılmakla, (kovuşturmaya

yer olmadığına karar verildi)."

49. Başvurucunun bu karara itirazı, Çorlu Sulh

Ceza Hâkimliğinin 18/9/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Karar

gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

"...

CMK’nın 172. maddesinde '(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda,

kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi

veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına

karar verir… (2) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni

delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.' hükmü yer

almakta olup yeni delil meydana çıkması halinde aynı fiilden dolayı kamu davası

açılabileceği muhakkaktır.

Usul ve Yasaya uygun olduğu anlaşılan

Çerkezköy C. Başsavcılığının 18/07/2014 tarih ve 2013/5155 Soruşturma 2014/3130

Kovuşturmaya Yer Olmadığına dair kararındaki gerekçeye görekovuşturmaya

yer olmadığına dair kararda isabetsizlik olmadığı görülmekle aşağıdaki gibi

(karar vermek gerekmiştir)."

50. Bu karar, başvurucuya 9/10/2014 tarihinde

tebliğ edilmiş olup 6/11/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

51. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet

Kanunu’nun 13. maddesinin 27/3/2015 tarihli ve 6638 sayılı Kanun'un 2.

maddesiyle değişiklik yapılmadan önceki ilgili bölümü şöyledir:

" (Değişik: 3/8/2002-4771/10 md.)

Polis,

...

F) Bir kurumda tedavi, eğitim ve ıslahı için

kanunlarla ve bu Kanunun uygulanmasını gösteren tüzükte belirtilen esaslara

uygun olarak alınan tedbirlerin yerine getirilmesi amacıyla, toplum için

tehlike teşkil eden akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol bağımlısı serseri

veya hastalık bulaştırabilecek kişileri,

...

eylemin veya durumun niteliğine göre; yakalar

ve gerekli kanuni işlemleri yapar. Yakalanması belirli bir usule bağlanmış

kişilerle ilgili kanun hükümleri saklıdır.

..."

52. 2559 sayılı Kanun'un “Zor

ve silah kullanma” kenar başlıklı 16. maddesi şöyledir:

“(Değişik: 2/6/2007-5681/4 md.)

Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak

amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin

mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde

kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları

gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı

veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı

ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis

köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye

devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.

Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar

yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir

saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237

sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde

savunmada bulunur.

Polis;

a) Meşru savunma hakkının kullanılması

kapsamında,

b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak

etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve

kıracak ölçüde,

c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla

getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde

şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde,

d) (Ek: 27/3/2015-6638/4 md.)

Kendisine veya başkalarına, işyerlerine, konutlara, kamu binalarına, okullara,

yurtlara, ibadethanelere, araçlara ve kişilerin tek tek veya toplu halde

bulunduğu açık veya kapalı alanlara molotof

patlayıcı, yanıcı, yakıcı, boğucu, yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldıran

veya saldırıyı teşebbüs edenlere karşı, saldırıyı etkisiz kılmak amacıyla ve

etkisiz kılacak ölçüde,

silah kullanmaya yetkilidir.

Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında

silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde "dur" çağrısında

bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı

amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla

ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak

amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.

Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak

amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla

saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye

karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş

edebilir.”

53. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler”

başlıklı ikinci bölümünün “Kanunun hükmü ve

amirin emri” kenar başlıklı 24. maddesi şöyledir:

"(1) Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez.

(2) Yetkili bir merciden verilip, yerine

getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan sorumlu olmaz.

(3) Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette

yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur.

(4) Emrin, hukuka uygunluğunun denetlenmesinin

kanun tarafından engellendiği hallerde, yerine getirilmesinden emri veren

sorumlu olur."

54. 5237 sayılı Kanun’un “Meşru

savunma ve zorunluluk hâli” kenar

başlıklı 25. maddesi şöyledir:

“(1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait

bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan

haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde

defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir

hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı

bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak

zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında

orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.”

B. Uluslararası Hukuk

1. Birleşmiş Milletler

Belgeleri

55. 18/6/2003 tarihli ve 25142 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan 16/12/1966 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Medeni ve Siyasi Haklar

Sözleşmesi'nin 7. maddesi şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye ya da zalimane,

insanlık dışı ya da küçük düşürücü muamele ya da cezalandırmaya maruz

bırakılamaz. Özellikle, hiç kimse kendi özgür rızası olmadan tıbbi ya da

bilimsel deneylere tabi tutulamaz."

56. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği İşkence ve Diğer

Zalimane, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde

Soruşturulması ve Belgelendirilmesi İçin El Kılavuzu’nun (İstanbul Protokolü

olarak anılmaktadır.) birinci ekinin 2. maddesi şöyledir:

" Devletler, işkence ve kötü muamele

şikayetleri ve bildirimlerinin, anında ve etkili bir biçimde soruşturulmasını

sağlamakla yükümlüdürler. Açık bir şikayetin olmadığı durumlarda bile işkence

ve kötü muamele yapıldığına ilişkin belirtiler varsa, soruşturma yapılmalıdır.

Soruşturmayı yürütenler, bu tür olayların faili olduğundan şüphelenilen kişiler

ve onların hizmet ettiği kurum ve kuruluşlardan bağımsız, soruşturma

yürütebilecek vasıfta, tarafsız kişiler olmalıdır. Bu kişilerin tarafsız tıp

uzmanlarına veya konuyla ilgili diğer uzmanlara erişim veya bu tür uzmanları

çağırma yetkileri olmalıdır. Soruşturmalar yürütülürken, en yüksek profesyonel

standartlara uygun yöntemler kullanılmalı ve soruşturma sonuçları kamuya

açıklanmalıdır."

57. 18/12/2008 tarihli ve 27084 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan 30/3/2007 tarihli BM Engelli Hakları Sözleşmesi'nde engellilerin tüm

insan hak ve temel özgürlüklerinden tam ve eşit şekilde yararlanmasını teşvik

etmek, korumak ve sağlamak ile doğuştan sahip oldukları onura saygıyı

güçlendirmenin amaçlandığı belirtilmiştir. Adı geçen Sözleşme'de

engelli kişiler; çeşitli engellerle karşılaşmaları hâlinde diğerleriyle eşit

bir şekilde topluma tam ve etkili şekilde katılmalarını engelleyen uzun süreli

fiziksel, zihinsel, ruhsal ve duyusal sakatlığı olan kişiler olarak tanımlanmıştır.

2. Avrupa Konseyi

Belgeleri

58. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme/AİHS) "İnsan haklarına saygı yükümlülüğü"

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetki

alanları içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklanan

hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlarlar."

59. Sözleşme'nin 3.

maddesi şöyledir:

“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da

aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”

60. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 3.

maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların

en temel değeri olduğunu vurgulamıştır. Terörizmle ya da organize suçla

mücadele gibi en zor şartlarda dahi Sözleşme'nin mağdurların davranışlarından

bağımsız olarak işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerden

men ettiği belirtilmiştir. Kötü muamele yasağının, Sözleşme'nin 15. maddesinde

belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbir

istisnaya yer vermediği içtihatlarda hatırlatılmıştır (Selmouni/Fransa, B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, §

119).

61. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunu

söyleyebilmek için eylemin "minimum ağırlık eşiğini" aşması beklenir

(Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997,

§ 55; Erdoğan Yağız/Türkiye, B.

No: 27473/02, 6/3/2007, §§ 35-37; Gafgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010,

§§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No:

13134/87, 25/3/1993, § 30).

62. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin “tartışılabilir” ve “makul

şüphe uyandıran” kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma yükümlülüğü

getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya,

§ 131). AİHM’in içtihadında tanımlanan etkinlik için

minimum standartlar soruşturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık

olmasını ve yetkili makamların titizlikle ve çabuklukla çalışmasını

gerektirmektedir (Mammadov/Azerbaycan, B. No: 34445/04, 11/1/2007, §

73; Çelik ve İmret/Türkiye,

B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).

63. AİHM, insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialarda

soruşturma yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul etme anlamına gelmediğini ancak

iddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir usulle

soruşturulması gerektiğini birçok kararında dile getirmiştir (Saçılık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 43044/05,

45001/05, 5/7/2011, §§ 90, 91).

64. Sözleşme'nin "Yaşam

hakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

" Herkesin yaşam hakkı yasayla

korunur..."

65. AİHM, Sözleşme'nin 2. maddesinin 1. maddesiyle birlikte

yorumlandığında devletin yaşama hakkı kapsamındaki bir olayı etkili soruşturma

yükümlülüğünün bulunduğunu kabul etmiştir (McCann ve diğerleri/Birleşik

Krallık [BD], B. No: 18984/91,

5/9/1995, § 161). Mahkeme, yaşama hakkı kapsamında incelediği McCann ve diğerleri/ Birleşik Krallık davasında

verdiği kararla devletin etkili soruşturma yükümlülüğü bulunduğunu ilk kez

belirgin bir şekilde karar altına almıştır.

66. Mahkemeye göre bu yükümlülük, sadece bir kamu görevlisinin

eylemi veya ihmali sonucu meydana gelen ölüm olayları açısından geçerli

değildir (Salman/Türkiye [BD], B.

No: 21986/93, 27/6/2000,§ 105; Şener Can ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 27446/12, 24/11/2014, § 37). Devletin

doğal olmayan her ölüm olayında -öldürmeme ya da yaşamı korumama

yükümlülüklerini ihlal etmemiş olsa da- gerçekleşen ölümün sebebini ve varsa

sorumlularını ortaya çıkarmaya yönelik etkili bir soruşturma yapma yükümlülüğü

vardır. Ayrıca devletin etkili soruşturma yapma şeklindeki usul yükümlülüğü,

maddi yükümlülükten ayrı ve bağımsız bir yükümlülük hâline gelmiştir.

67. Mahkeme, 2001 yılında incelediği bir başvuruda verdiği

kararda ise devletin yükümlülüğündeki etkili soruşturmanın ilkelerini

belirlemiştir (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, B. No: 24746/94,

4/5/2001). "Jordan Prensipleri" olarak anılan bu ilkeler, Mahkemenin

tamamen yeni belirlediği ilkeler değildir. Yukarıda belirtilen McCann ve diğerleri/ Birleşik Krallık kararından

beri önüne gelen davalarda uyguladığı birtakım ilkelerin sistematikleştirilmesinden

ibarettir. Mahkemenin yaşama hakkı kapsamında etkili soruşturmaya ilişkin

belirlediği ilkeler şöyledir:

- Soruşturma makamlarının yaşama hakkıyla ilgili konulardan

haberdar olduklarında kendiliğinden harekete geçmeleri (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 105)

-Soruşturma makamlarının bağımsız olmaları (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 106)

- Soruşturmanın sorumluların tespitini ve cezalandırılmasını

sağlayabilecek şekilde etkili olması, bu kapsamda olayı aydınlatmaya yarayabilecek

bütün delillerin toplanması (Hugh

Jordan/Birleşik Krallık, § 107)

- Soruşturmanın makul bir süratle tamamlanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 108)

- Yürütülen soruşturmanın ve sonuçlarının kamu denetimine açık

olması, her olayda ölen kişinin yakınlarının veya başvurucunun meşru

menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmalarının

sağlanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık,§ 109)

V. İNCELEME VE GEREKÇE

68. Mahkemenin 19/4/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. İşkence ve Kötü

Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

69. Başvurucu; şizofreni hastası olan eşinin Ruh ve Sinir

Hastalıkları Hastanesine götürülmek istenirken polis memurlarınca cop, göz

yaşartıcı gaz ve kelepçe kullanıldığı için maruz bırakıldığı orantısız güç

nedeniyle vücut ve ruhsal bütünlüğünün zarar gördüğünü ve bu olaya ilişkin

etkili bir soruşturma yürütülmediğini belirterek Anayasa'nın 17. maddesinde

güvence altına alınan işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

70. Somut olayda başvurucu, ölen eşine yönelik eylemler

nedeniyle şikâyette bulunmaktadır. Bu nedenle başvuruda öncelikle başvurucunun

ileri sürdüğü bu şikâyet yönünden mağdur statüsüne sahip olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

71. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili bölümü

şöyledir:

"Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir..."

72. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar

başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye'nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal

edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir."

73. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel başvuru hakkına sahip

olanlar" kenar başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler

tarafından yapılabilir."

74. 6216 sayılı Kanun'un 46. maddesinde kimlerin bireysel

başvuru yapabileceği sayılmış olup anılan maddenin (1) numaralı fıkrasına göre

bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi için üç temel

ön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu ön koşullar; başvuruya konu edilen

ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya da

ihmalinden dolayı başvurucunun "güncel bir hakkının ihlal edilmesi",

bu ihlalden dolayı "kişisel olarak" ve "doğrudan"

etkilenmiş olması ve bunların sonucunda başvurucunun kendisinin mağdur olduğunu

ileri sürmesidir (Fetih Ahmet Özer,

B. No: 2013/6179, 20/3/2014, § 24).

75. Bu üç temel koşula ilave olarak anılan Kanun'un 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre Anayasa Mahkemesine, ancak Anayasa'da

güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden AİHS ve buna ek Türkiye'nin

taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin ihlal edildiği

iddiasıyla başvurulabilir. Buradan çıkan sonuca göre Anayasa'da güvence altına

alınmış temel hak ve özgürlüklerden AİHS ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu

protokoller kapsamında bir hakkı doğrudan etkilenmeyen kişi "mağdur"

statüsü kazanamaz (Fetih Ahmet Özer,

§ 25).

76. Bireysel başvuruda "mağdur" kavramı, davada

menfaat veya dava ehliyeti gibi kurallardan bağımsız bir şekilde yorumlanır.

Ayrıca mağdur kavramının yorumu, günümüzde toplumun koşulları ışığında değişime

tabi olup bu kavram aşırı biçimcilikten uzak bir şekilde uygulanmalıdır (Mahmut Tanal (2), B. No: 2014/11438,

23/7/2014, § 20).

77. Bireysel başvuruda, bir başvurunun kabul edilebilmesi için

başvurucunun sadece mağdur olduğunu ileri sürmesi yeterli olmayıp ihlalden

doğrudan etkilendiğini yani mağdur olduğunu göstermesi veya mağdur olduğu

konusunda Anayasa Mahkemesini ikna etmesi gerekir. Bu itibarla mağdur olduğu

zannı veya şüphesi de mağdurluk statüsünün varlığı için yeterli değildir (Ayşe Hülya Potur, B. No: 2013/8479,

6/2/2014, § 24).

78. Öte yandan bireysel başvuru yolunu işletebilecekler esas

itibarıyla doğrudan mağdur sıfatını taşıyan kişiler olmakla birlikte somut olayın

koşullarına ve ihlal edilen hakkın niteliğine göre doğrudan mağdur ile arasında

kişisel ve özel bir bağ bulunan, dolayısıyla da Anayasa ve Sözleşme'nin

ihlalinden olumsuz olarak etkilenmiş veya ihlalin sona ermesinden meşru ve

kişisel bir menfaati bulunan kimseler de "dolaylı mağdur" sıfatıyla

bireysel başvuruda bulunabileceklerdir (Engin

Gök ve diğerleri, B. No: 2013/3955, 14/4/2016, § 53).

79. Diğer taraftan "dolaylı mağduriyet"in

ortaya çıkması, somut olayın koşullarına ve ihlal edilen hakkın niteliğine

bağlı olarak değişebilmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, mağdurun bizzat

başvuru yapmasının mümkün olmadığı ve yakın akrabalık ilişkisinin bulunduğu

kimi durumlarda -özellikle yaşama hakkının söz konusu olduğu- başvurucuların

ihlalden doğrudan etkilenmemiş olmalarına rağmen ihlalden dolaylı olarak

etkilenmeleri nedeniyle bu etkiye dayanarak kendi adlarına başvuru

yapabileceklerine de karar vermiştir (Cemil

Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014; Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014; Rıfat Bakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782

11/3/2015).

80. Mevcut başvuruda da başvurucunun yakını olayda yaşamını

yitirmiştir. Bu nedenle bizzat başvuru yapma imkânı doğal olarak

bulunmamaktadır. Başvurucu kendisi bakımından doğrudan mağduriyetini ileri sürerek

değil ölen yakınına yönelik eylemleri şikâyet konusu yapmıştır. Dolayısıyla

başvuruda mağdur statüsü bakımından bir sorun bulunmamaktadır.

81. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. İşkence ve Kötü Muamele Yasağının Maddi

Boyutu Yönünden

Genel

İlkeler

82. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında mağdurların

eylemi veya yetkililerin saiki ne olursa olsun kötü

muamele yasağının ihlal edilmemesi gerektiği vurgulanmıştır. Saikin önemi ne kadar yüksek olursa olsun yaşam hakkı gibi

en zor koşullarda bile işkence, eziyet veya insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele yapılamaz. Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrası gereğince savaş,

seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde bile bu yasağın askıya

alınmasına izin verilmemiştir. Anılan maddelerdeki hakkın mutlaklık niteliğini

güçlendiren felsefi temel, söz konusu kişinin eylemi ve suçun niteliği ne

olursa olsun herhangi bir istisnaya veya haklılaştırıcı

faktöre veya menfaatlerin tartılmasına izin vermemektedir (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 104).

83. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasının Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve devlete yüklediği pozitif

yükümlülüklerden yararlanması beklenmez. Bu bağlamda kötü muamele konusundaki

iddialar uygun delillerle desteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini

tespit etmek için soyut iddiaya dayanan şüphe ötesinde makul kanıtların varlığı

gerekir. Bu kapsamdaki bir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden

ya da aksi ispat edilmemiş birtakım karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda

kanıtlar değerlendirilirken ilgililerin süreçteki tutumları da dikkate

alınmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 95).

84. Aynı şekilde bir muamelenin, Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın somut koşulları

dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin süresi, bedensel

ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler

önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç dikkate alınmalıdır.

Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun olduğu bir anda meydana

gelip gelmediği de gözönünde tutulmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 83).

85. Kişileri küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde

kişide korku, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya mağduru kendi iradesine

ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye sürükleyen muameleler “insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele veya ceza” olarak tanımlanabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).

İlkelerin

Olaya Uygulanması

86. Somut olayda polis; ciddi zihinsel bozukluğu olan,

kendisinin, çevresindekilerin, başkalarının yaşamı ve vücut bütünlüğü için

tehlike yaratabilecek bir kişinin götürülmek istendiği ambulanstan kaçarak

kendi (polis) görev bölgesi içinde bulunan bir eve geldiğine, bu kişinin yakın

zamanda saldırgan davranışlar sergilemeye başladığına, Ruh ve Sinir

Hastalıkları Hastanesine derhâl götürülmezse çok vahim sonuçlarla karşılaşılabileceğine

ilişkin bir başvuru almıştır.

87. Müteveffanın annesi bir ambulansla, diğer yakın akrabaları

ise başka yollarla Polis Merkezine gelmişler; sabah saatlerinde Ruh ve Sinir

Hastalıkları Hastanesine götürülmesi için çaba gösterilen müteveffanın

ambulansa maddi zarar verip ambulansla gelen kişiye de saldırdığını

söylemişlerdir. Polis memurları, bu konuda resmî bir görevlendirmeleri

bulunmadığından olay yerine gidip gitmemekte önce tereddüt yaşamışlar, akabinde

ise durumun ciddiyeti ve aciliyetini dikkate alarak

olay yerine gitmişlerdir.

88. Öncelikle somut olay açısından güç kullanmanın koşulları

değerlendirirken müteveffanın ciddi bir psikiyatrik rahatsızlığının olduğunun gözönünde tutulması gerektiğini ifade etmek gerekir. Bu

bağlamda psikiyatrik rahatsızlığı olan kişilerle iletişime geçmenin özel bir

eğitim gerektirdiği ve bu nitelikte bir eğitime sahip olunmaması durumunda

somut olayda olduğu gibi polisin bu tür bir rahatsızlığa sahip kişiyle iletişime

geçme çabasının boşa çıkacağı belirtilmelidir.

89. Bu nedenle psikiyatrik rahatsızlığı olan kişileri -istekleri

olmaksızın- bir sağlık kuruluşuna götürme işleminde yetkili kişiler, yanlarında

mümkünse bu konuda özel eğitim almış bir sağlık personeli bulundurmalıdır ya da

bu tür işlemler, özel eğitim almış kişiler tarafından gerçekleştirilmelidir.

Bunun mümkün olmaması durumunda ise psikiyatrik rahatsızlığı olan kişilerin

sağlık personeline ya da kendilerine karşı çıkarak direneceği dikkate alınıp

yetkili kişiler tarafından bu konuda uygun bir yöntem belirlenmesi, istenmeyen

sonuçların doğmasının önüne geçilmesi bakımından önem arz etmektedir. Ancak

kolluk güçlerinden, bu davranışlarla baş etme konusunda uzmanlığa dayalı

becerilere sahip olmaları beklenemeyecektir.

90. Mevcut olayda polisin, müteveffanın isteği olmaksızın bir

ambulansla hastaneye nakledilmesi konusunda özel bir eğitim almış sağlık

personeli bulunmaksızın girişimde bulunmak zorunda kaldığı ortadadır. Yukarıda

ayrıntılarıyla ifade edildiği üzere müteveffa -yakınları dâhil ifadesine

başvurulanların anlatımlarına göre- kendisinin ve bir başkasının yaşamı veya

vücut bütünlüğü için çok tehlikelidir ve müteveffayla uygun şekilde iletişim

kurabilecek bir uzmana ulaşılması için yeterli zaman bulunmamaktadır. Bu

durumun daha da ötesinde müteveffayı almak için gelen ambulanstaki kişilerin bu

konuda uzman olup olmadıklarının polis memurlarına bildirildiğine ilişkin

herhangi bir bilgi veya belge de soruşturma dosyasında bulunmamaktadır. Bu

nedenle somut olayda, polis memurlarının ambulansla gelen kişilerin uzmanlığı

konusunda haklı bir beklenti içinde olabilecekleri bir durumun söz konusu

olduğu sonucuna varılmıştır.

91. Başvuruda güç kullanmayı gerektiren bir durumun olup

olmadığı değerlendirilirken ikinci olarak güç kullanmanın hukuka uygun olup

olmadığı, sonrasında ise zorunlu olup olmadığı değerlendirilmelidir.

92. 2559 sayılı Kanun'un kapsamında polis memurlarının toplum

için tehlike teşkil eden bir akıl hastasını yakalama kontrol altına alma görevi

bulunmaktadır (bkz. § 51). Anılan Kanun'da, polis memurlarının bu görevlerinin

ifası sırasında bir saldırıya maruz kalmaları, aktif veya pasif direnmeyle

karşılaşmaları durumunda bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor

kullanmaya yetkili olduğu, bu kapsamda direnmenin mahiyetine ve derecesine göre

direnenleri etkisiz hâle getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette

bedensel kuvvet, maddi güç ve kanuni şartlar gerçekleştiğinde silah

kullanabileceği de belirtilmiştir (bkz. §§ 52, 53).

93. Aynı maddede polisin kendisine veya başkasına yönelik bir

saldırı karşısında zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın 5237

sayılı Kanun'un meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde savunmada

bulunabileceği hükmüne yer verilmiştir.

94. Başvuru konusu olayda polis memurları olay yerine

geldiklerinde müteveffa ambulansa binmesi konusunda akrabaları tarafından ikna

edilmeye çalışılmış ancak bu mümkün olmamıştır. Ardından iki memur tarafından

müteveffanın koluna girilerek bir yandan ikna edilmeye bir yandan da ambulansa

götürülmeye çalışılması sırasında müteveffa, memurlara eliyle peş peşe şiddetle

vurmuş ve birkaçını vurarak yere düşürmüştür. Müteveffa, polise direnmekle

kalmamış; onlara saldırmıştır. Aynı zamanda müteveffa, sadece polis memurları

için değil diğer kişiler için de çok tehlikelidir ve memurlara ilk

saldırısından sonra olay yerinden kaçmaya çalışmıştır. Bu nedenle olay yerinden

uzaklaşmasına izin verilmesi üçüncü kişilerin yaşamı ve vücut bütünlüğü

bakımından tehlike oluşturmaktadır. Müteveffa, engellenmesi sonucu kaçmayı

başaramayınca memurlara yeniden saldırmış ve sekiz memurdan beşini vücutlarının

çeşitli yerlerinden yaralamıştır.

95. Bu durumda polis memurlarının ilgili Kanun kapsamında ve

meşru savunma hükümleri çerçevesinde zor kullanma yetkisini kullanmalarında

hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Polis memurlarının zor kullanmasında hukuka

aykırılık bulunmadığı belirlenmekle birlikte olayda bu yetkinin kullanımının

zorunlu olup olmadığı ve kullanımında sınırın aşılıp aşılmadığı da

incelenmelidir.

96. Müteveffanın kontrol altına alınması için polis memurları

tarafından cop, göz yaşartıcı gaz ve kelepçe kullanıldığı, gerçekleştirilen ölü

muayene ve otopsi işlemleri sonucunda müteveffanın vücudunda birden fazla

yaralanmanın meydana geldiğinin tespit edildiği anlaşılmıştır. 2559 sayılı

Kanun'da polisin zor kullanma yetkisi kapsamında bedensel kuvvet ve maddi güç

-cop, göz yaşartıcı gaz, kelepçe gibi- kullanabileceği düzenlenmiştir.

97. Anayasa Mahkemesinin, kolluk görevlilerinin toplumsal

olaylara müdahalesinde araç olarak kabul edilen, kullanılması ulusal ve

uluslararası mevzuatta yasak olmayan göz yaşartıcı gazın kullanım usullerinde

öngörülen kriterlerin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında

asgari ağırlık eşiğine ulaşıp ulaşmadığını denetlediği önceki kararında; bu

gazın kullanılmasının bazı sağlık sorunlarına yol açabileceğinin açık olduğuna

ve Türkiye Tabipler Birliğinin yayımladığı “Toplumsal Olaylarda Kullanılan

Kimyasal Silahlara İlişkin Bilgi Notu"nda

Türkiye’de kullanılan gazın solunum darlığı, bulantı, kusma, tahriş gibi

sonuçlarının olabileceğinin hatta küçük çocuklarda, yaşlılarda, gebelerde ve

kronik rahatsızlıkları olanlarda ölüme varabilecek daha vahim sonuçlar

doğurabileceğinin belirtildiğine vurgu yaptığını öncelikle belirtmek gerekir (Ali

Rıza Özer ve diğerleri [GK], B.

No: 2013/3924, 6/1/2015, § 91).

98. Ancak Mahkemenin bu kararında; kolluk görevlilerini aşmaya

çalışan kişiler dışındaki kişilere doğrudan müdahale olduğunun tespit

edilemediği, ayrıca göz yaşartıcı gazın doğal etkisi dışında başvurucuda bir

yaralanma olmadığı ve gazın aşırı kullanıldığına ilişkin herhangi bir doktor

raporuna veya başka bir bulguya rastlanmadığı durumlarda başvurucunun bu gazdan

etkilenmesinin, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında asgari

ağırlık eşiğini aştığının söylenemeyeceği sonucuna vardığını da ifade etmek

gerekir (Anayasa Mahkemesinin benzer kararları için bkz. Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 92).

99. Somut olayda müteveffa iri cüsseli, bedensel kuvvet

bakımından polis memurlarına üstünlük kuran ve bir silah edindiği ya da ele

geçirdiği takdirde bunu tehlikeli biçimde kullanma potansiyeli olan bir

kişidir. Olaydan önce yakın akrabaları, eline geçirebileceği ve daha sonra

ölümcül eylemde bulunabileceği endişesiyle polis memurlarından tabancalarının

şarjörlerini çıkarmalarını istemişler; memurlar da bu isteğe uymuşlardır.

Ardından müteveffa, ikna edilmeye çalışıldığı sırada tanıkların tamamının

anlatımına göre adeta çılgına dönmüş; polis memurlarına şiddetli şekilde elleriyle

vurmaya ve önüne çıkana saldırmaya başlamıştır. Müteveffa bir yandan da kaçmak

için belli bir yükseklikten atlamış, kendine zarar verecek şekilde olay

yerindeki araçları yumruklamış, baş ve gövdesini sağa sola vurmuştur.

100. Yine tanıkların bazılarının anlatımına göre yakınları da

müteveffayı kontrol altına almak için uğraş vermiş, yakalamaya çalışmış ve en

son polis memurlarıyla birlikte yakaladıktan sonra üstüne çıkarak bir iple

sedyeye bağlamışlardır. Tarafsız tanıkların anlatımına göre polis memurları,

kontrol altına alındıktan sonra müteveffaya yönelik bedensel ve maddi kuvvet

kullanmamışlardır.

101. Diğer taraftan Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine

götürülmeye ilk teşebbüs edildiği sırada ambulanstan kaçtıktan sonra müteveffayı

evine getiren tanık T.S.nin söylediğine göre

müteveffanın vücudunun çeşitli bölgelerinde yeni oluşmuş yaralar mevcuttur ve

bu yaralar kanama oluşturacak kadar ciddidir. T.S. müteveffanın bir kavgaya

karıştığını kendisine söylediğini ifade etmiştir.

102. Bu bakımdan müteveffanın bedensel muayenesi sonucunda

tespit edilen yaraların tamamının polis memurlarının müdahalesi sırasında

meydana gelmediği sabittir. Müteveffada polis memurlarının müdahalesi öncesinde

de bazı yaralanmalar meydana gelmiştir. Bunun yanında müteveffa, kontrol altına

alınmaya çalışıldığı sırada kendisini yaralayacak tarzda hareket etmiş, ayrıca

yakınları da onu sakinleştirmek ve yakalamak amacıyla bedensel kuvvet

kullanmışlardır.

103. Diğer taraftan görgü tanıkların anlatımlarına göre polis

memurlarının tamamı göz yaşartıcı gaz, kelepçe ve cop kullanmamıştır. Ayrıca

bazı tanık anlatımlarına göre polis memurları, müteveffanın saldırısının

gerçekleşmesinin ardından önce müteveffanın ayak ve kol bölgelerine copla

vurmuşlar ancak saldırının devam etmesi üzerine olayın kontrolünü sağlamak

amacıyla müdahalelerinin dozunu kademeli olarak artırmışlardır.

104. Tüm bu değerlendirmeler ışığında ve mevcut bilgi ve

belgelere göre polis memurlarının müteveffaya yönelik olarak zor

kullanmalarının hukuka uygun ve gerekli olduğu sonucuna varılmış; ayrıca

memurların bu yetkilerinin sınırlarını, kendilerine saldırılmasından ötürü sırf

bir misilleme veya bedensel ceza oluşturması kastıyla ya da taksirle aştıkları

tespit edilememiştir. Dolayısıyla olayda hukuka aykırı, gereksiz ve orantısız

bir bedenî ve maddi kuvvet uygulanarak müdahalede bulunulduğu söylenemez.

105. Açıklanan nedenlerle işkence ve kötü muamele yasağının

maddi boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

ii. İşkence ve Kötü Muamele

Yasağının Usule İlişkin Boyutu Yönünden

Genel İlkeler

106. İşkence ve kötü muameleye ilişkin ceza soruşturmasının

etkili olması için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek kötü muamele

iddiasını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün

delilleri tespit etmeleri gerekir. Yetkililer şikâyet yapılır yapılmaz harekete

geçmeli, bir şikâyet olmasa bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren

yeterli belirtiler olduğunda soruşturma açmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 114, 116).

107. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka

aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye

tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde

Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç

ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle

birlikte yorumlandığında etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını

gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu olanaklı olmazsa bu madde,

sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet

görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan

kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

25).

108. Ceza soruşturmasının etkinliğini sağlayacak hususlardan

biri, fiilen hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturma sürecinin kamu denetimine

açık olmasıdır. Ayrıca her olayda mağdurun meşru menfaatlerini korumak için

gerekli olduğu ölçüde sürece katılması sağlanmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 115).

109. Kamu görevlileri tarafından yapıldığı iddia edilen kötü

muameleler hakkında yürütülen soruşturmaların etkili olması için soruşturmadan

sorumlu olan, inceleme ve tetkikleri yapan kişilerin olaylara karışan

kişilerden bağımsız olması gerekir. Soruşturma makamlarının sadece hiyerarşik

ve kurumsal bağımsızlığı yeterli olmayıp aynı zamanda soruşturmanın da fiilen

bağımsız olarak yürütülmesi gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 117).

110. Kötü muameleye ilişkin bir soruşturmanın olabildiğince

süratle ve özenle yürütülmesi gerekir. Bazı durumlarda soruşturmanın

ilerlemesine engel olan güçlükler bulunabilir. Ancak böyle bir durumda dahi

yetkililerin süratle hareket etmeleri olayın aydınlatılabilmesi, hukukun

üstünlüğüne olan inancın korunması ve hukuka aykırı eylemlere müsamaha

gösterildiği veya kayıtsız kalındığı görünümü verilmemesi açısından büyük öneme

sahiptir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 119).

İlkelerin Olaya Uygulanması

111. Başvuru konusu olayda yetkili makamlar, olayın bildirilmesi

üzerine derhâl ve resen harekete geçerek olay hakkında bir soruşturma açmıştır.

Bu soruşturmada yürütülen işlemlere bakıldığında olaya karışan kolluk

görevlilerinin soruşturmaya katılmadığı, soruşturmanın bizzat Cumhuriyet

Savcısı tarafından yürütüldüğü, nitelikleri ve özellikleri gereği kolluğun

yürütmesi gereken bazı soruşturma işlemlerinin ise olaya karışan görevliler

dışındaki bu kişilerle birlikte görev yapmayan polis memurlarınca

gerçekleştirildiği görülmüştür. Bu bakımdan kötü muamele şikâyetleriyle ilgili

olarak soruşturmada bağımsızlık ve tarafsızlık açısından herhangi bir sorun

bulunmamaktadır.

112. Ayrıca soruşturmada, yukarıda genel ilkeler bölümünde ifade

edilen başvurucuların meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu

ölçüde katılmalarının sağlanması, soruşturmanın makul bir sürat ve özenle

yürütülmesi gerekliliği konularında başvurucu tarafından herhangi bir iddia

ileri sürülmediği gibi bu konularda bir eksikliğin de bulunmadığı

görülmektedir. Başvurucunun soruşturma sonucunda verilen karara itiraz ederek

ve taleplerini ileri sürerek bu sürece katılabildiği, olayın niteliği gereği maddi

delil incelemeleri yapılması, görgü tanıklarının ifadelerinin alınması, Adli

Tıp raporlarının düzenlenmesi gibi birbirinden farklı nitelikte ve çok sayıda

soruşturma işlemi gerçekleştirilmesinin gerekmesine rağmen soruşturmanın makul

bir sürede tamamlanabildiği anlaşılmıştır.

113. Bununla birlikte kötü muamele iddiasına yönelik

soruşturmalarda en temel husus, mağdur veya somut olayda olduğu gibi bu mümkün

olmadığı takdirde yakınları ile olayın görgü tanıklarının ifadelerinin alınması

ve doktor muayenesinin geciktirilmeden ayrıntılı olarak yapılmasıdır. Zira

doktor raporu; bu şikâyet bakımından iddia edilen muamelenin olup olmadığı,

olmuşsa boyutlarının tespiti açısından olmazsa olmaz bir delil niteliği

taşımaktadır.

114. Başvuru konusu olayda, müteveffanın vücudunda bulunan

yaralara ilişkin olarak vakit geçirilmeksizin ölü muayene ve sistematik otopsi

işlemlerinin yapıldığı, ardından Adli Tıp Kurumundan ayrıntılı raporların

alınıp bu bakımdan şüpheli bir durumun bırakılmadığı, ayrıca olayla ilgili olarak

tespit edilebilen tüm görgü tanıklarının ifadelerinin alındığı anlaşılmıştır.

115. Soruşturmada, bu şekilde deliller toplandıktan sonra elde

edilen delillerin tarafsız ve nesnel bir değerlendirilmesi yapılarak olayda

kolluk güçlerinin zor kullanmaya ilişkin yetkilerini aşmadıkları, müteveffaya

orantılı bir kuvvet uyguladıkları, kendisi ve başkaları bakımından tehlikeli

olma durumu ortadan kalktıktan sonra bir kuvvet uygulamadıkları sonucuna

varılmıştır.

116. Açıklanan nedenlerle kötü muamele yasağının usul boyutunun

ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Yaşama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

1- Başvurucunun İddiaları

117. Başvurucu, polis memurları tarafından silahlı güç

kullanılması ve ardından sağlık personelinin müdahalesi sonucu eşinin yaşamını

yitirdiğini, ayrıca ölümün etkili soruşturulmadığını belirterek Anayasa'nın 17.

maddesinde güvence altına alınan yaşama hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş;

olayla ilgili olarak yeniden soruşturma başlatılması ve manevi tazminata karar

verilmesi taleplerinde bulunmuştur.

2. Değerlendirme

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

118. Yaşama hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden

kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle

ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 41).

119. Başvuru konusu olayda başvurucu Esma Çelebi, müteveffa Ali

Çelebi'nin eşidir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik

bulunmamaktadır. Başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamakla birlikte

yaşama hakkı kapsamında ileri sürülen iddiaların kabul edilebilirlik bakımından

ayrı ayrı incelenmesi gerekir.

i. Yaşama Hakkının Maddi Boyutu Yönünden

120. Başvurucu, eşinin ölümünün polis memurlarının eylemleri

sonucu gerçekleştiğini iddia etmiştir.

121. Bakanlık görüşünde, bu iddiaya ilişkin herhangi bir kabul

edilemezlik nedeninin bulunduğu ileri sürülmemiştir.

122. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci ve dördüncü fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

...

"Meşrû

müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir

tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın

bastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği

emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği

zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü

dışındadır."

123. Kamusal yetkiyle güç kullanılması sonucu gerçekleşen

ölümlerin devletin yaşam hakkına ilişkin negatif yükümlülüğü kapsamında

değerlendirilmesi gerekir. Bu yükümlülük hem kasıtlı biçimde hem de kasıt

olmaksızın ölümle sonuçlanan veya sonuçlanabilecek güç kullanımını

kapsamaktadır (Cemil Danışman, §

44).

124. Olaya ilişkin yürütülen soruşturmada -aşağıda etkili

soruşturma yükümlülüğüne ilişkin incelemede belirtildiği üzere- Cumhuriyet

Savcısı nezaretinde ölü muayene ve sistematik otopsi işlemleri yapılmış ve bu

işlemler sonucunda müteveffanın kesin tıbbi ölüm sebebi Adli Tıp Kurumundan

ayrıntılı bir rapor alınarak tespit edilmiştir. Bu raporda, müteveffanın travmatik tesirle öldüğüne ilişkin tıbbi

delillerin bulunmadığının belirtildiği gibi ölümle sonuçlanabilecek güç

kullanımının söz konusu olduğuna ilişkin bir tespitte de bulunulmadığı

anlaşılmıştır (bkz. § 30).

125. Dolayısıyla başvuru dosyasında başvurucunun yakınının,

polis memurlarının eylemleri sonucunda yaşamını yitirdiği izlenimini (şüphesi)

doğuracak herhangi bir bilgi veya bulgu bulunmamaktadır.

126. Açıklanan nedenlerle başvurucunun yakınının kolluk

güçlerince öldürüldüğünü söyleyebilmeyi mümkün kılar nitelikte her türlü makul

şüpheden uzak bir kanıtın bulunmadığı, dolayısıyla bu yöndeki iddiaların soyut

ve kanıtlanmamış şikâyetlerden oluştuğu açıkça anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Yaşam Hakkının Usule İlişkin Boyutu

Yönünden

127. Bakanlık görüşünde, başvurucunun eşinin sağlık personelinin

müdahalesi sonucu öldüğü iddiasına ilişkin olarak yaşama hakkı kapsamında

“etkili bir yargısal sistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülüğün her olayda

mutlaka cezai soruşturma başlatmayı ve yürütmeyi gerektirmediği, somut olayda

başvurucunun ilgili sağlık personeli veya idare aleyhine adli ya da idari

yargıda tazminat davası açtığına ilişkin bir bilginin bulunmadığı, bu durumda

başvurucunun hem ilgili sağlık personelinin veya idarenin sorumluluğunun ortaya

konulmasına hem de gerektiği takdirde tazminat ödenmesine imkân sağlayacak bir

hukuki yoldan kendisini mahrum bıraktığı belirtilerek bu hususun kabul

edilebilirlik incelemesi bakımından gözönünde

tutulması gerektiği ifade edilmiştir.

128. Somut olayda başvurucunun olaya ilişkin sadece ceza

soruşturması sürecini tükettikten sonra bireysel başvuruda bulunduğu

anlaşılmaktadır. Bu durumda ceza soruşturması sürecinin kesin bir kararla

neticelenmesi üzerine yapılan bireysel başvuruda, ileri sürülen bu iddia

bakımından başvuru yollarının tüketilip tüketilmediği hususunun

değerlendirilmesi gerekir.

129. Devletin yaşama hakkı kapsamındaki pozitif

yükümlülüklerinin usule ilişkin yönü de bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü, doğal

olmayan her ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütmeyi gerektirir.

Bu soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde

uygulanmasını ve kamu görevlilerinin müdahalesiyle veya onların sorumlulukları

altında meydana gelen ya da diğer bireylerin filleriyle gerçekleşen ölümler

nedeniyle ilgililerin hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

130. Yaşama hakkına ilişkin usule ilişkin yükümlülük olayın

niteliğine bağlı olarak cezai, hukuki ve idari nitelikte soruşturmalarla yerine

getirilebilir. Kasten veya kötü muamele sonucu meydana gelen ölüm olaylarında

Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin, sorumluların tespitini ve cezalandırılmalarını

sağlayabilecek nitelikte bir cezai soruşturma yürütme yükümlülüğü

bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, idari soruşturmalar ve tazminat davaları

sonucunda idari bir yaptırım veya tazminata hükmedilmesi, ihlali gidermek ve

dolayısıyla mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).

131. Kasıtlı olmayan fiiller nedeniyle meydana gelen ölüm

olaylarına ilişkin soruşturma yükümlülüğü açısından farklı bir yaklaşım

benimsenebilir. Bu kapsamda yaşama hakkının veya vücut bütünlüğünün ihlaline

kasten sebebiyet verilmediği durumlarda, pozitif yükümlülük her olayda mutlaka

ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta

disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

132. Bu yaklaşım, tıbbi hata sonucu meydana geldiği ileri

sürülen ölüm olayları için de geçerlidir. Diğer taraftan bu şekildeki bir

kabul, bu tür olaylarda yürütülen ceza soruşturmalarının Anayasa Mahkemesi

tarafından değerlendirilmeyeceği anlamına da gelmemektedir. Ancak ilke olarak

tıbbi hatalara ilişkin şikâyetler konusunda temel başvuru yolu, hukuki

sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukuk veya idari tazminat davası

yoludur (Kenan Sayın, B. No:

2013/5376, 14/10/2015, § 50; Coşkun Gömüç ve Taşkın Gömüç, B.

No: 2013/9597, 21/4/2016, § 64; Zeki Kartal,

B. No: 2013/2803, 21/1/2016, § 78).

133. Bununla birlikte kasıtlı olmayan fiiller nedeniyle meydana

gelen ölüm olaylarında kamu makamlarının muhakeme hatası, dikkatsizliği aşan

bir kusuru olduğu veya olası sonuçların farkında olmalarına rağmen söz konusu

makamların kendilerine verilen yetkiler kapsamında tehlikeli bir faaliyet

nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri

almadığı durumlarda -ilgililer diğer hukuk yollarına başvurmuş olsalar dahi-

kişilerin hayatının tehlikeye girmesine neden olanlar hakkında bir ceza

soruşturması yürütülmesi gerekir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 60).

134. Aynı durum, yetkili kişi ve kurumların mesleki ödevlerini

hiçe sayarak sağlık kuruluşlarına başvuran hastanın hayatına veya vücut

bütünlüğüne hastalığının tanı ve tedavisine ilişkin değerlendirme hatasını

aşacak şekilde zarar vermeleri hâlinde sağlık alanında yürütülen faaliyetlerde

de geçerlidir (Kenan Sayın, §

47).

135. Başvurunun koşulları bu bakımdan değerlendirildiğinde somut

olay, bir doktor ya da başka bir sağlık personeli tarafından yapılan tıbbi bir

hata yahut hastalık hakkında konulan yanlış bir teşhis nedeniyle yaşama

hakkının ihlal edildiği iddiası ile ilgili olmayıp psikiyatrik rahatsızlığı

ilgililer tarafından bilinen yahut bilinmesi gereken bir hastanın (müteveffa)

bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesine nakli sırasında -ayrıntıları aşağıda

ilgili bölümde açıklanacağı üzere- sağlık personeli olup olmadığı dahi açıklığa

kavuşturulamamış kişiler tarafından yapılan müdahale sonucu yaşamını yitirdiği

iddiasıyla ilgilidir.

136. Anayasa Mahkemesinin hukuk mahkemelerinde ya da idari

yargıda tazminat davası açılmadığı gerekçesiyle başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı verdiği tıbbi hataya ilişkin bu

başvurularda, sağlık personeli tarafından gerçekleştirilen tıbbi müdahale

anında veya hastalığın takibinde yapıldığı iddia edilen bir hata yahut hastalık

hakkında konulan yanlış bir teşhis sebebiyle yaşama hakkının ihlal edildiği

iddiaları ileri sürülmesine rağmen (Kenan

Sayın, Coşkun Gömüç

ve Taşkın Gömüç ve Zeki Kartal kararı ile Saadet Ergün ve diğerleri, B. No:

2013/4194, 14/10/2015) somut olay; bu durumlardan farklı olarak herhangi bir

sağlık personelinin hatalı bir tıbbi müdahalede yahut hastalık hakkında yanlış

bir teşhiste bulunması, başka bir ifadeyle tıbbi hizmetin uygulanması,

yeterliliği ve kalitesi ile ilgili değildir. Somut olayda, tıbbi hizmetin bu

konuda profesyonelliği bulunan sağlık personeli aracılığıyla bir özel hastane

ya da kamu hastanesi tarafından verilmesi söz konusu olmadığından başvuru, bu

yönüyle Anayasa Mahkemesinin tazminat yolu tüketilmediğinden kabul edilemezlik

kararı verdiği tıbbi hataya ilişkin diğer başvurulardan farklılık

göstermektedir.

137. Bu nedenle başvuruda, Anayasa Mahkemesinin başvuru

yollarının tüketilmesi koşuluna ilişkin yerleşik içtihadının (bkz. § 132)

uygulanamayacağı sonucuna ulaşılmış ve ceza soruşturması sürecinin müteveffaya

yapılan tıbbi müdahale bakımından da incelenmesinin gerekli olduğu

değerlendirilmiştir.

138. Açıklanan nedenlerle ceza soruşturmasına ilişkin sürecin

kesinleşmesi sonucunda yapılan bireysel başvuruda, başvuru yollarının

tüketilmesi koşulu yönünden herhangi bir eksiklik bulunmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

139. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan başvurunun

bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

140. Anayasa'nın “Devletin

temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti

ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu

sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet

ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal

engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli

şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

141. Yaşama hakkına ilişkin ceza soruşturmasının da etkili

olması için işkence ve kötü muamele yasağına ilişkin ceza soruşturmasında

olduğu gibi;

- Yetkili makamların resen ve derhâl harekete geçerek ölüm

olayını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün

delilleri tespit etmeleri (Serpil Kerimoğlu

ve diğerleri, § 57),

- Soruşturmanın kamu denetimine açık olması ve mağdurların

soruşturmaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımlarının sağlanması (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 58),

- Kamu görevlilerinin güç kullanımı sonucu gerçekleşen ölümler

yönünden soruşturma makamlarının olaya karışmış olabilecek kişilerden bağımsız

olması (Cemil Danışman, § 96),

- Soruşturmaların makul bir süratle yürütülmesi (Deniz Yazıcı, B. No: 2013/6359,

10/12/2014, § 96) gerekmektedir.

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

142. Yaşama hakkı kapsamındaki olayla ilgili yürütülen

soruşturmada -işkence ve kötü muamele yasağının soruşturulmasında olduğu gibi-

yetkili makamların derhâl ve resen harekete geçmesi, soruşturmanın makul bir

sürede tamamlanması, başvurucunun gerektiği ölçüde soruşturmaya katılması ve

bağımsızlık ile tarafsızlığın sağlanması yönlerinden soruşturmanın yukarıda

ifade edilen genel ilkelere herhangi bir aykırılık içermediği görülmüştür.

143. Yine yukarıda yaşama hakkının maddi boyutunun ihlal

edildiğine ilişkin iddianın incelendiği bölümde belirtildiği gibi soruşturmada,

müteveffanın polis memurları tarafından öldürüldüğü iddiasına ilişkin olarak

gerekli tüm soruşturma işlemlerinin gerçekleştirildiği ve müteveffanın ölüm

sebebinin memurların eylemleri sonucu meydana gelmediğinin tespit edildiği

anlaşılmıştır.

144. Bununla birlikte yukarıda olaylar ve olgular bölümünde

ayrıntılarıyla açıklandığı üzere başvuruya konu olay birden fazla aşamalı

olarak gerçekleşmiştir. Bu nedenle soruşturmanın, polis memurlarının olay

yerine gelip müteveffanın ambulansa bindirilmesinin ardından gelişen olaylar

açısından da ayrıca incelenmesi gerekmektedir.

145. Soruşturmada müteveffanın yaşamını yitirmesiyle ilgili

olarak alınan Adli Tıp Kurumu raporunda, müteveffanın kronik kalp damar

hastalığının bulunduğu ve ölümünün uyuşturucu entoksikasyonu

ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği, ambulansta görevli yardımcı

sağlık personeli olan şüpheli hemşire Ö.A.ya ise bu

konuda bir kusur atfedilemeyeceği belirtilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığının

kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararında bu rapora atıfta bulunularak bir

sonuca varılmıştır (bkz. §§ 30, 48).

146. Öncelikle bu noktada belirtilmelidir ki Anayasa

Mahkemesinin görevi, herhangi bir soruşturma ya da davada bilirkişi raporu veya

uzman mütalaasının gerekli olup olmadığına karar vermek değildir. Bilirkişi

raporu ve benzeri delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi

hususları soruşturma makamlarının yetkisi dâhilindedir (Ahmet Gökhan Rahtuvan,

B. No: 2014/4991, 20/6/2014, §§ 59, 60).

147. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin mevcut tıbbi bilgilerden

hareketle birtakım tahminlere yer vererek bilirkişilerin vardıkları sonuçların

veya sahip oldukları bilimsel bakış açılarının doğru olup olmadığını irdeleme

görevinin de bulunmadığı belirtilmelidir.

148. Gerçekleşen bir ölüm olayına ilişkin delillerin

değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevi olmakla birlikte Anayasa

Mahkemesinin başvuru konusu olayın gelişim şeklini anlayabilmek ve

başvurucuların yakınlarının ölümünün tüm yönlerinin aydınlatılması noktasında

soruşturma makamları ve derece mahkemeleri tarafından atılması gereken adımları

nesnel bir şekilde değerlendirmek için olayın oluşum şeklini incelemesi

gerekebilmektedir (Rıfat Bakır ve diğerleri,

§ 68).

149. Somut olayda müteveffa, soruşturmada elde edilen bilgilere

göre olay yerinden Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine nakledilmesi için

ambulansa bindirildiği sırada hayattadır ve bindirildikten sonra içinde bazı

tanıklar da olduğu hâlde söz konusu Hastaneye gidilmek üzere ambulansla yola

çıkılmıştır. Ancak yolda, müteveffanın sağlık durumunda bir anormallik olduğu

fark edilerek Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine gidilmesinden vazgeçilmiş

ve en yakında bulunan Çerkezköy Devlet Hastanesine götürülmesine karar

verilmiştir.

150. Ambulansta bulunan tanıklar anlatımlarında; yola çıktıktan

bir süre sonra müteveffanın nefes almadığını, ellerinin morardığını ve

hareketsiz kaldığını fark edip ambulanstakilere söylediklerini, onların ise bu

konuda müdahalede bulunmak yerine önce bu durumun normal olduğunu

söylediklerini, ardından durumun ciddiyetinin farkına vararak hemen

güzergâhlarının değiştirilmesine karar verdiklerini ifade etmişlerdir. Hatta

bir tanık, ambulansta acil müdahale için gerekli solunum maskesi ve benzeri

teknik ekipmanın bulunmadığını fark ettiğini, ambulanstakilerin bir anormallik

olduğunu anlamalarına rağmen herhangi bir müdahalede bulunmadıklarını ifade

etmiştir (bkz. § 39).

151. Soruşturma mercileri ve Adli Tıp Kurumu tarafından, olay

yerine gelen ambulansta bulunan kişilerin görevli sağlık personeli olduğu kabul

edilmiştir. Oysa bu kişilerden sadece ambulansın şoförü olan R.K.nin özel bir hastanede çalıştığının belirlendiği,

müteveffaya birden fazla ilaç enjekte eden A.Ö.nün

bir özel hastanede hemşire olarak görev yaptığını söylemesine rağmen bu hususun

R.K. tarafından doğrulanmadığı görülmüştür. Ambulansla gelen diğer kişinin ise

-kendi anlatımlarından da anlaşılacağı üzere- olaydanbirkaç

yıl önce görevinden emekli olmuş bir hasta bakıcı olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca

bu kişiler, ambulansın ait olduğu hastanenin bir görevlendirmesi olmaksızın

olay yerine gitmişlerdir (bkz. §§ 44-46).

152. Buna rağmen soruşturmada, A.Ö.nün

bir sağlık kuruluşunda hemşire olarak görev yapıp yapmadığı, A.Ö. ve

diğerlerinin, bir engellinin nakledilmesi ve gerektiğinde bu kişiye acil

yaşamsal tıbbi müdahalede bulunulması konularında mesleki yeterliliğe ve

eğitime sahip olup olmadıkları ve dolayısıyla olayın yetkisiz tıbbi girişim

niteliğinde olup olmadığı araştırılmamıştır.

153. Yine soruşturmada, bu kişilerin olay yerine getirdikleri

ambulansın hasta nakli ve gerektiğinde bir hastayı hayata döndürmek için

gerekli teknik cihaz ve donanımı olup olmadığı da belirlenmemiştir. Olay Yeri

İnceleme ekibi tarafından ambulans üzerinde bir inceleme yapılmışsa da bu inceleme

söz konusu hususları aydınlatmaya yönelik değil müteveffanın ambulansa verdiği

maddi zarara ve olayın diğer yönlerine ilişkindir ( bkz. § 31).

154. Müteveffanın olay yerine bir ambulansla gelen, mesleki

ehliyetleri ve yeterlilikleri konusunda şüpheler bulunan kişilerin müdahalesi

sonucu ve teknik donanımıkonusunda bazı şüpheler ve

iddialar bulunan bir ambulanstayken yaşamını yitirmesi, belirtilen hususların

araştırılması zorunluluğunu kendiliğinden ortaya çıkartmaktadır. Oysa

kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararda ve bu kararın atıfta bulunduğu Adli

Tıp Kurumu raporunda, müteveffaya ikinci kez ilaç enjekte edilmesinden sonraki

sürece ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.

155. Aslında soruşturma mercileri ve Adli Tıp Kurumu tarafından,

müteveffanın kalbinin ambulanstayken durduğunun sağlık personeli olduğu kabul

edilen kişilerce fark edilmesinin gerekip gerekmediği ve gerekiyorsa ve/veya

edilmişse neden hemen bu duruma müdahale edilmediğinin -bu tür şüphe ve

iddialar bulunmasa dahi- sorgulanmasının gerektiği de söylenmelidir.

156. Sonuç olarak soruşturmada, kronik kalp rahatsızlığı

bulunduğu anlaşılan müteveffaya yetkisi ve görevi bulunmayan, ayrıcabu konuda mesleki eğitime ve yeterliliğe sahip olup

olmadığı dahi belirlenmeyen kişiler tarafından birkaç saat arayla iki kez

uyuşturucu ilaç enjekte edilerek müdahalede bulunulması ve bu müdahaleden sonra

müteveffanın yeterli teknik donanıma sahip olduğu konusunda şüpheler bulunan

bir ambulansla nakledilmeye çalışılması hususlarında herhangi bir soruşturma

işlemi gerçekleştirilmemiş; bu hususların müteveffanın ölümü üzerinde bir

etkisinin bulunup bulunmadığı araştırılmamıştır.

157. Dolayısıyla soruşturmada, olayın tüm yönlerinin

aydınlatılması ve buna göre ölümde varsa sorumlulukları bulunanların

belirlenmesi için gerekli tüm delillerin toplanmadığı sonucuna varılmıştır.

158. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan yaşama hakkının usule ilişkin boyutunun ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

159. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

160. Başvurucu 50.000 TL manevi tazminata karar verilmesi

talebinde bulunmuştur.

161. Başvuruda yaşama hakkının usule ilişkin boyutunun ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

162. Yaşama hakkının usule ilişkin boyutunun ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yürütülmesinde hukuki

yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere

Çerkezköy Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

163. Yaşama hakkının usule ilişkin boyutunun ihlali nedeniyle

yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

164. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşama hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yaşama hakkının usule ilişkin boyutunun ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi ve usule ilişkin

boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 17.

maddesinde güvence altına alınan yaşama hakkının usule ilişkin boyutunun İHLAL

EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 17.

maddesinde güvence altına alınan işkence ve kötü muamele yasağının maddi ve

usule ilişkin boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin yaşama hakkının usule ilişkin boyutunun

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak

üzere Çerkezköy Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminatın ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 206,10 TL başvuru harcı ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

19/4/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Nahit GEZGİN

Başvurucu

:

Esma ÇELEBİ

Vekili

:

Av. Egemen

GÜRCÜN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/17591, 19 Nisan 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. A.Ç. Hakkında Düzenlenen
  7. Dış Muayene
  8. Sonuç
  9. B. Maddi Delilİncelemeleri
  10. C. Başvurucu, Şüpheliler ve
  11. Y.B.A.
  12. Ö.A.
  13. A.S.
  14. M.T.
  15. D.P.
  16. U.ö
  17. Ö.Ç.
  18. S.Y.
  19. E.Ç.
  20. A.K.
  21. F.y
  22. Y.B.
  23. D. Şüpheliler Hakkında
  24. E. Soruşturma Sonucunda
  25. IV. İlgili Hukuk
  26. A. Ulusal Hukuk
  27. B. Uluslararası Hukuk
  28. V. İnceleme Ve Gerekçe
  29. A. İşkence ve Kötü
  30. B. Yaşama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin
  31. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  32. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  33. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  34. Gökcan
  35. Hakyemez
  36. Gürcün
  37. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/17591
Tarih
19 Nisan 2017

İlgili Kararlar

  • Ahmet Uyanık ve Ayhan Kamacı Başvurusu (B. No: 2014/9113)
  • Taner Evirgen Başvurusu (B. No: 2014/17420)
  • Datsan Doğu Anadolu Toprak San. A.ş. ve Naci Yılmaz Başvurusu (B. No: 2014/1230)
  • Filit Yıldırım ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/9116)
  • Fayik Aybar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/14118)
  • Alkan Makine Sanayi Tesisleri ve Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2014/20520)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.