İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

Eyyüp Güneş Başvurusu (B. No: 2017/28308)

1. Başvuru, haksız olarak gözaltı ve tutuklama

Başvuru No2017/28308Tarih21 Ekim 2021Okuma61 dk · 12.254 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Eyyüp Güneş Başvurusu

Karar tarihi
21 Ekim 2021
Başvuru Numarası
2017/28308
R.G. Tarih ve Sayı
14/1/2022-31719
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

12.254 kelime·61 dk okuma·22 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, haksız olarak gözaltı ve tutuklama

tedbirlerine başvurulmasına rağmen açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 21/6/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

7. İkinci Bölüm tarafından 13/4/2021 tarihinde yapılan

toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması

gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28. maddesinin

(3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ile eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Ceza Davası

Süreci

9. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, PKK ile

bağlantılı internet sitelerinden yapılan çağrılar üzerine 28/12/2015 tarihinde

gerçekleştirilen bir gösteriyle ilgili olarak başlatılan soruşturma kapsamında

1999 doğumlu olan başvurucu da -eyleme katıldığı değerlendirmesiyle- aynı gün

gözaltına alınmıştır.

10. Başvurucu 29/12/2015 tarihinde silahlı terör örgütüne

üye olma suçundan tutuklanması istemiyle Adana 1. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiş,

Hâkimlik aynı gün başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili

kısmı şöyledir:

"...atılı silahlı terör örgütüne

üye olma suçun niteliği ve önemi, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

somut delillerin bulunması, dosyada bulunan olay ve yakalama tutanağında 'Biz

görevlilere taşlı saldırıda bulunan açık kimlik bilgilerini sonradan

öğrendiğimiz S.Ö., A.B. ... Eyyüp Güneş yakalanmıştır' şeklinde tutanak

tutulmuş olması, bu tutanağın aksini kanıtlamamış olması, SSÇ lerden Eyyüp ve S.nin

taş attığı ve atacağı yönündeki dolaylı ikrarı, dosyada bulunan çocukların üzerine

atılı suçun hukuki anlam ve sonuçlarını algılayacağını dair adli tıp raporu,

suça sürüklenen çocuğun kaçma, delilleri karartma ve yok etme ihtimalinin

bulunmaması, yüklenen suça öngörülen cezanın alt ve üst sınırı, suça sürüklenen

çocukların üzerlerine atılı suçun katalog suçlardan olması, adli kontrol

hükümlerinin yetersiz kalacağı, tutuklamanın ölçülü olacağı dikkate alınarak

CMK'nun 100. 101 ve devam eden maddeleri gereğince suça sürüklenen çocukların

ayrı ayrı tutuklanmalarına ... [karar verildi.]"

11. Başvurucu 31/12/2015 tarihinde tutuklama kararına

itiraz etmiş; Adana2. Sulh Ceza Hâkimliği aynı tarihte itirazın kabulü ile

-haftanın bir günü kolluk birimlerine imza verme şeklinde adli kontrol tedbiri

uygulanması suretiyle- başvurucunun tahliyesine karar vermiştir. Kararda;

başvurucunun %70 oranında engelli olduğuna dair bir sağlık raporunun varlığının

yanı sıra yargılama aşamasında atılı suçun vasıf ve mahiyetinin lehe değişme

ihtimalinin bulunması, başvurucunun sabit bir ikâmet adresinin olması, kaçma

veya delilleri karartma şüphesini uyandıran somut olguların bulunmaması ve

tutuklamadan beklenen amaca adli kontrol tedbirleriyle ulaşılabilecek olması

gerekçelerine dayanılmıştır.

12. Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 17/2/2016 tarihli

iddianamesiyle başvurucunun terör örgütü üyesi olma, terör örgütünün

propagandasını yapma, yasa dışı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılarak ihtara

ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar etme, toplantı ve gösteri

yürüyüşlerine taşla katılma, terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde kamu

görevlilerinin görevlerini yapmalarını engellemek amacıyla etkin direnme, kamu

malına zarar verme ve trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçlarını işlediğinden

bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde dava

açılmıştır. İddianamede başvurucu dışında iki kişinin daha (A.B. ve S.Ö.) aynı

suçlardan cezalandırılması talep edilmiştir.

13. Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesi 24/2/2016 tarihinde

iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2016/103 sayılı dosya üzerinden

kovuşturma aşaması başlamıştır.

14. Mahkemece yürütülen yargılama sırasında esas

hakkındaki görüşünü açıklayan Cumhuriyet savcısı; PKK ile bağlantılı internet

sitelerinden yapılan çağrılar üzerine gerçekleşen, şehir merkezindeki bir yolun

ulaşıma kapatıldığı, örgüt lehine slogan atılan ve güvenlik görevlilerine taşla

saldırıda bulunulan yasa dışı eyleme başvurucunun ve suça sürüklenen diğer

çocuklar S.Ö. ile A.B.nin de katıldığını fakat başvurucunun cezai ehliyetinin

bulunmadığını ifade etmiştir.

15. Mahkeme 23/6/2016 tarihinde başvurucunun yanı sıra

suça sürüklenen diğer çocuklar S.Ö. ile A.B. hakkındaki davayı

sonuçlandırmıştır. Bu kapsamda S.Ö. ile A.B.nin bir kısım suçtan hapis cezası

ile cezalandırılmasına ve haklarındaki hükümlerin açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilmiştir. Başvurucuya isnat edilen tüm suçlar yönünden

ise akıl hastalığı nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir.

Kararın başvurucuya ilişkin gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"SSÇ [suça sürüklenen çocuk] hakkında her

ne kadar örgüt adına suç işlemek, örgüt propagandası yapmak, 2911 Sayılı Kanuna

muhalefet, kamu görevlisine direnme, kamu malına zarar verme ve trafik

güvenliğini tehlikeye sokma suçlarından cezalandırılması talebiyle kamu davası

açılmış ise de Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu tarafından SSÇ hakkında tanzim

olunan raporda SSÇ'nin işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılamasını ve

davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azaldığının

belirtildiği, ayrıca dosya kapsamında bulunan Adana Numune Eğitim ve Araştırma

Hastanesi tarafından SSÇ hakkında tanzim olunan özürlü sağlık kurulu raporunda

SSÇ'nin % 70 oranında vücut fonksiyon kaybının olduğu, bu haliyle SSÇ'nin akıl

hastası olduğu, işlemiş olduğu fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını

algılayamadığı, TCK'nın 32/1 maddesinde bu hususun cezasızlık sebebi olarak

düzenlendiği, SSÇ'nin cezai ehliyetinin bulunmadığı tüm dosya kapsamından

anlaşıldığından TCK'nın 32/1 ve CMK'nın 223/3-a maddeleri gereğince SSÇ

hakkında ceza verilmesine yer olmadığı cihetine gidilmiştir."

16. Başvurucu hakkındaki karar temyiz edilmeden 8/9/2016

tarihinde kesinleşmiştir.

B. Tazminat

Davası Süreci

17. Başvurucu 29/11/2016 tarihinde haksız gözaltı ve

tutuklama nedeniyle Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesinde tazminat davası açmıştır.

Dava dilekçesinde; suça sürüklenen diğer çocuk A.B.nin -tutuklamaya konu- terör

örgütü üyeliği suçundan beraat ettiğine dikkat çekilmiş ve başvurucunun

-herhangi bir olgu açıklanmaksızın- haksız olarak gözaltına alınıp

tutuklandığı, bu nedenle çalışamadığı ve elem duyduğu belirtilerek 500 TL maddi

ve 5.000 TL manevi tazminat talep edilmiştir.

18. Mahkeme 27/1/2017 tarihinde davanın reddine karar

vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir.

"Tazminat davasına konu Adana 2.

Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2016/103 esas 2016/322 karar sayılı dosyası

incelendiğinde; davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan 28.12.2015

tarihinde saat 15.00'da gözaltına alındığı, aynı gün saat 19.24'te serbest

bırakıldığı, 29.12.2015 tarihinde Adana 1. Sulh Ceza Hakimliği'nin 2015/991

sorgu sayılı kararı ile tutuklandığı, 31.12.2015 tarihinde Adana 2. Sulh Ceza

Hakimliği'nin 2015/5525 D.İş sayılı kararı ile serbest bırakıldığı, davacı

hakkında 23.06.2016 tarihinde CMK'nın 223/3-a maddesi gereğince cezai ehliyeti

olmadığından ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verildiği, bu kararın

08.09.2016 tarihinde kesinleştiği, tazminat davasının 29.11.2016 tarihinde

CMK'nın 142/1 maddesi uyarınca 3 aylık ve 1 yıllık süreler içerisinde açıldığı,

davacı hakkında cezai ehliyetinin bulunmadığı gerekçesi ile TCK'nın 32/1

maddesi gereği, CMK'nın 223/3-a maddesi uyarınca ceza verilmesine yer

olmadığına dair karar verildiği anlaşılmakla; ceza verilmesine yer olmadığına

dair kararlara karşı tazminat talebinde bulunulamayacağı düzenlemesi karşısında

davanın CMK'nın 144/1-d maddesi uyarınca reddine karar vermek

gerekmiştir."

19. Başvurucu, karara karşı istinaf başvurusunda

bulunmuş; Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesi 7/3/2017 tarihinde

"davacının gözaltına alınıp tutuklandığı silahlı terör örgütüne üye olma

suçundan yapılan yargılama sonunda ceza ehliyeti bulunmadığından ceza

verilmesine yer olmadığına karar verilmesi nedeniyle 5271 sayılı CMK'nun

144/1-d maddesi gereğince tazminat koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın

reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı"

değerlendirmesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar

vermiştir.

20. Başvurucu, kararı 9/6/2017 tarihinde öğrendiğini

bildirmiş ve 21/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili

Mevzuat

21. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun "Tazminat istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar

dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim

önüne çıkarılmayan,

c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veya

hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan,

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı

hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde

hakkında hüküm verilmeyen,

e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan

veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya

beraatlerine karar verilen,

f) Mahkûm olup da gözaltı ve

tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya

işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle

zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan,

g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve

haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı

bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan,

h) Yakalanmaları veya tutuklanmaları

yakınlarına bildirilmeyen,

i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir

şekilde gerçekleştirilen,

...

k) (Ek: 11/4/2013-6459/17 md.) Yakalama

veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından

yararlandırılmayan,

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

22. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat isteminin

koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her halde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabilir.

İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer

ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu

işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın

yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır. "

23. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat isteyemeyecek

kişiler " kenar başlıklı 144. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

"Kanuna uygun olarak yakalanan veya

tutuklanan kişilerden aşağıda belirtilenler tazminat isteyemezler:

...

d) Kusur yeteneğinin bulunmaması

nedeniyle hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilenler.

..."

2. Yargıtay

Kararları

24. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 23/3/2016 tarihli ve

E.2015/4488, K.2016/4813 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Ceza Muhakemesi Kanun’un 141/1-e

maddesi ile 'Kanuna uygun olarak yakalandıktan sonra hakkında kovuşturmaya yer

olmadığına veya beraatlerine karar verilenler için tazminat' ödenmesi kabul

edilmiş olup, davacının kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlaması nedeniyle şüpheli

sıfatıyla 23.10.2011 günü saat 15:30 sıralarında yakalandığı ve akabinde

karakola götürüldüğü, davacının şüpheli sıfatıyla kolluk tarafından ifadesi

alındıktan sonra gözaltına alındığı ve ertesi gün serbest bırakıldığı, yapılan

soruşturma sonunda davacı hakkında, gözaltına alındığı suç nedeniyle İstanbul

... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... sayılı 13.02.2014 tarihli ilamıyla beraatine

hükmedilmesi nedeniyle bu gözaltının hukuka aykırı olduğu ve bunun sonucu

olarakhak ve nasafet kurallarına göre belirlenecek bir miktar maddi ve manevi

tazminatın ödenmesine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle tazminat

talebinin reddine karar verilmesi... [kanuna aykırıdır.]"

25. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 4/5/2016 tarihli ve

E.2015/11001, K.2016/7842 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"…gözaltına alındığı suç nedeniyle

Antalya ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... sayılı 03.10.2011 tarihli ilamıyla

beraatine hükmedilmesi nedeniyle bu gözaltının hukuka aykırı olduğu ve bunun

sonucu olarak sembolik bir miktar maddi ve manevi tazminatın ödenmesine karar

verilmesi gerekirken, 'davacının suç işleme eğilimi içerisinde bulunduğu, yoğun

suç şüphesiyle gözaltına alındığı ve makul sürede içinde ifadesi alınıp serbest

bırakıldığı,' gerekçesiyle tazminat talebinin reddine karar verilmesi ... [kanuna aykırıdır.]"

26. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 11/6/2013 tarihli ve

E.2013/8808, K.2013/15869 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...Yapılan soruşturma sonunda

davacı hakkında, yakalanıp gözaltına alındığı suçtan 12.05.2010 tarihinde

beraat hükmü verilmesi nedeniyle bu yakalamanın hukuka aykırı olduğu ve bunun

sonucu olarak hak ve nesafet kurallarına göre belirlenecek bir miktar manevi

tazminatın ödenmesine karar verilmesi gerekirken 'davacının, şüpheli

davranışları nedeniyle hakkında makul şüphe oluştuğu ve delil yetersizliği

nedeniyle hakkında beraat karan verildiğinden' bahisle manevi tazminat

talebinin reddine karar verilmesi... [kanuna aykırıdır.]"

27. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 21/1/2014 tarihli ve

E.2013/27015, K.2014/1040 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...incelenen dosya kapsamına göre,

davacının hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 09.02.2010 tarihinde

yakalanıp gözaltına alınıp ertesi gün savunmasının alınmasından sonra nakti

kefalet karşılığında serbest bırakılması ve yapılan soruşturma sonunda davacı

hakkında, gözaltına alındığı suçtan 18.03.2011 tarihinde ek kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar verilmesi nedeniyle bu gözaltının hukuka aykırı olduğu ve

bunun sonucu olarak hak ve nasafet kurallarına göre belirlenecek bir miktar

tazminatın ödenmesine karar verilmesi gerekirken 'davacının, kanuni gözaltı

süresi içinde serbest bırakıldığı' gerekçesiyle tazminat talebinin reddine

karar verilmesi... [kanuna

aykırıdır.]"

28. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 27/5/2014 tarihli ve

E.2014/5935, K.2014/12895 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...davacının Uyuşturucu ticareti

yapma ve Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak suçları nedeniyle

04.03.2007 günü gözaltına alındığı, 08.03.2007 – 05.06.2008 tarihleri arasında

tutuklu kaldığı, yapılan yargılama sonunda davacı hakkında, tutuklandığı suçlar

nedeniyle Erzurum ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... sayılı 25.11.2008 tarihli

ilamıyla beraatine hükmedilmesi nedeniyle gözaltı ve tutuklamanın hukuka aykırı

olduğu ve bunun sonucu olarak hak ve nasafet kurallarına göre belirlenecek bir

miktar manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi ... [gerekir.]"

29. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 3/6/2014 tarihli ve

E.2014/2232, K.2014/13556 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...davacı yönünden tazminat

davasına dayanak teşkil eden ceza dava dosyasında yapılan yargılama sonucu

verilip kesinleşen beraat kararı ile birlikte, beraatle sonuçlanmış suça

ilişkin olarak yapılmış olan tutuklamanın haksız hale geldiğinin ve CMK'nın

100/4. maddesi uyarınca tutuklama yasağı bulunan kasten yaralama suçlarından

tutuklandığının anlaşılması nedeniyle koruma tedbirleri nedeniyle tazminat

verilmesine ilişkin 5271 sayılı CMK'nın 141/1-a ve devamı maddelerinde

belirtilen şartların davacı yönünden gerçekleştiği gözetilip, uğranıldığı iddia

olunan maddi ve manevi zararla ilgili makul bir tazminata hükmedilmesi

gerekir..."

30. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 3/12/2012 tarihli ve

E.2012/23022, K.2012/26057 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Haksız tutuklama nedeniyle

tazminat davalarında 02.05.1977 gün 1-1 sayılı İçtihadı Birleştirme kararında

belirtildiği üzere beraat kararı gerekçesinin irdelenmesine olanak bulunmadığı

ve davacının tazminat davasına dayanak ceza dava dosyasında yapılan yargılama

sonucu atılı suçlardan beraat etmiş olması karşısında, Koruma Tedbirleri

Nedeniyle Tazminat Verilmesine ilişkin 5271 sayılı CMK'nın 141/1 ve devamı

maddelerinde belirtilen şartların davacı yönünden gerçekleştiği, bu nedenle

uğranıldığı iddia edilen maddi ve manevi zararla ilgili makul bir tazminata

hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden, davacının kendi ikrarıyla gözaltına ve

tutuklanmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle davanın 5271 sayılı CMK'nın

144/1-e maddesi gereğince reddine karar verilmesi... [kanuna aykırıdır.]"

31. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 4/7/2018 tarihli ve

E.2018/4115, K.2018/7434 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...davacı A.K.nın kasten öldürme

suçundan 25.02.2010 ile 29.06.2010 tarihleri arasında tutuklu kaldığı, hakkında

... iddianame ile kasten öldürme suçundan dava açıldığı, yargılama sonunda da

kasten öldürme suçuna ilişkin beraat kararı verilmeden eylemin TCK'nın 284.

maddesinde düzenlenen suç delillerini bildirmeme suçu kapsamında kaldığı ancak

TCK'nın 284/4 maddesi gereğince şahsi cezasızlık halinin varlığının kabulü ile

ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verildiği, kararın ... 10.04.2013

tarihinde kesinleştiğinin anlaşıldığı, 5271 sayılı CMK'nın 141/1-e maddesinde

düzenlenen kanuna uygun olarak tutuklandıktan sonra hakkında beraat ya da

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilenlerin tazminat talebinde

bulunabileceği hükmü karşısında, hakkında beraat kararı verilmeyen davacının

tazminat talebinin reddi yerine yazılı şekilde kısmen kabulüne karar

verilmesi... [kanuna

aykırıdır.]"

32. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 19/1/2015 tarihli ve

E.2014/8361, K.2018/2015/664 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...sanık (davacı) hakkında kasten

öldürme suçundan yapılan yargılama sonunda, mahkemece 'davacının (sanığın)

meşru müdafaa koşulları içinde meşru müdafaa sınırlarını aşarak mazur

görülebilecek heyecan, korku ve telaş nedeniyle maktülü yaralayıp ölümüne neden

olduğunun anlaşıldığı' gerekçesiyle sanık (davacı) hakkında ceza verilmesine

yer olmadığına ve beraatine dair karar verilmiş ise de, anılan gerekçe ile

davacı (sanık) hakkında TCK'nın 27/2. ve CMK'nın 223/3-c. maddeleri gereğince

yalnızca ceza verilmesine yer olmadığına kararı verilmesi gerektiği halde,

mahkemenin buna ek olarak verdiği beraat kararının yok hükmünde olduğu, bu

kapsamda 5271 sayılı CMK'nın 144. maddesinde tazminat verilemeyecek kişiler

arasında hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilenlerin

sayıldığının anlaşılması karşısında, davanın reddine karar verilmesi gerekirken

yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmesi... [kanuna aykırıdır.]"

B. Uluslararası

Hukuk

1. Sözleşme

Hükümleri

33. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özgürlük

ve güvenlik hakkı" kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:

"1. Herkes özgürlük ve güvenlik

hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule

uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

a) Kişinin, yetkili bir mahkeme

tarafından verilmiş mahkumiyet kararı sonrasında yasaya uygun olarak tutulması;

b) Kişinin, bir mahkeme tarafından

yasaya uygun olarak verilen bir karara uymaması sebebiyle veya yasanın

öngördüğü bir yükümlülüğün uygulanmasını sağlamak amacıyla yasaya uygun olarak

yakalanması veya tutulması;

c) Kişinin bir suç işlediğinden

şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu

işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul

gerekçelerin varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere

yakalanması ve tutulması;

d) Bir küçüğün gözetim altında eğitimi

için usulüne uygun olarak verilmiş bir karar gereği tutulması veya yetkili

merci önüne çıkarılmak üzere yasaya uygun olarak tutulması;

e) Bulaşıcı hastalıkların yayılmasını

engellemek amacıyla, hastalığı yayabilecek kişilerin, akıl hastalarının, alkol

veya uyuşturucu madde bağımlılarının veya serserilerin yasaya uygun olarak

tutulması;

f) Kişinin, usulüne aykırı surette ülke

topraklarına girmekten alıkonması veya hakkında derdest bir sınır dışı ya da

iade işleminin olması nedeniyle yasaya uygun olarak yakalanması veya tutulması;

2. Yakalanan her kişiye, yakalanma

nedenlerinin ve kendisine yöneltilen her türlü suçlamanın en kısa sürede ve

anladığı bir dilde bildirilmesi zorunludur.

3. İşbu maddenin 1.c fıkrasında

öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkesin derhal bir yargıç

veya yasayla adli görev yapmaya yetkili kılınmış sair bir kamu görevlisinin

önüne çıkarılması zorunlu olup, bu kişi makul bir süre içinde yargılanma ya da

yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin

duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir.

4. Yakalama veya tutulma yoluyla

özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu

hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve, eğer tutulma yasaya aykırı

ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.

5. Bu madde hükümlerine aykırı bir

yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına

sahiptir."

2. Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi Kararları

a. Tazminat

Hakkının Kapsamına ve Tazminatın Niteliğine İlişkin

34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre

Sözleşme'nin 5. maddesinin (5) numaralı fıkrasında öngörülen tazminat hakkı,

ulusal bir makam veya Sözleşme kurumları tarafından bu maddenin diğer

fıkralarından birinin ihlal edildiğinin sabit bulunduğu varsayımına dayanır (N.C./İtalya

[BD], B. No: 24952/94, 18/12/2002, § 49).

35. Ulusal bir makamın Sözleşme'nin 5. maddesinin diğer

hükümlerinden herhangi birinin ihlaline dair doğrudan veya esasa dayalı bir

tespitinin olmaması hâlinde 5. maddenin (5) numaralı fıkrasının uygulanabilmesi

için AİHM'in öncelikle böyle bir ihlalin varlığını tespit etmesi gerekir (Nechiporuk

ve Yonkalo/Ukrayna, B. No: 42310/04, 21/4//2011, § 229; Yankov/Bulgaristan,

B. No: 39084/97, 11/12/2003, §§ 190-193). Öte yandan Sözleşme'nin 5. maddesinin

(5) numaralı fıkrasının uygulanabilirliği, ulusal makamlarca herhangi bir ihlal

durumunun tespit edilmesine veya söz konusu ihlal meydana gelmeseydi tutuklunun

salıverilecek olmasının kanıtlanmasına bağlı değildir (Blackstock/Birleşik

Krallık, B. No: 59512/00, 21/6/2005, § 51). Yakalama ya da tutuklama ulusal

hukuk bakımından hukuka uygun kabul edilse de Sözleşme'nin 5. maddesine aykırı

olabilir ve bu durumda anılan maddenin (5) numaralı fıkrası uygulanabilir hâle

gelir (Harkman Estonya, B. No: 2192/03, 11/7/2006, § 50).

36. Sözleşme'nin 5. maddesinin ilk dört fıkrasına aykırı

olan koşullarda özgürlükten mahrum bırakmanın meydana geldiği durumlarla ilgili

olarak tazminat başvurusunda bulunmanın mümkün olması hâlinde (5) numaralı

fıkraya da uyulmuş olur (Michalák/Slovakya, B. No: 30157/03, 8/2/2011, §

204; Lobanov/ Rusya, B. No: 16159/03, 16/10/2008, § 54). Bu bağlamda

AİHM'in kararından ya önce ya da sonra icra edilebilir bir tazminat hakkı

mevcut olmalıdır (Stanev/Bulgaristan [BD], B. No: 36760/06, 17/1/2012,

§§ 183, 184). Buna karşılık 5. maddenin ilk dört fıkrasına aykırı olan

koşullarda özgürlükten mahrum bırakma olmasına rağmen tazminat imkânının

bulunmaması hâlinde (5) numaralı fıkra ihlal edilmiş olacaktır. Ancak bu durum

AİHM'in Sözleşme'nin 41. maddesi uyarınca adil tazmin yoluyla tazminata

hükmetme konusundaki yetkisine halel getirmez (Brogan ve diğerleri/Birleşik

Krallık, B. No: 11209/84, 29/11/1988, § 67).

37. AİHM'e göre tazminat hakkından etkili bir biçimde

yararlanılması, yeterli derecede kesinlikle sağlanmalıdır (Ciulla/İtalya,

B. No: 11152/84, 22/2/1989, § 44). Tazminat hem kuramsal düzeyde (Dubovik/Ukrayna,

B. No: 33210/07-41866/08, 15/10/2009, § 74) hem de uygulamada elde edilebilir

olmalıdır (Chitayev ve Chitayev/Rusya, B. No: 59334/00, 18/1/2007, §

195). Yerel makamların tazminat taleplerini değerlendirirken aşırı düzeyde

biçimci olmadan 5. maddenin hükümlerine uygun olarak ulusal hukuku

yorumlamaları ve uygulamaları gerekir (Fernandes Pedroso/Portekiz, B.

No: 59133/11, 12/6/2018, § 137; Shulgin/Ukrayna, B. No: 29912/05,

8/12/2011, § 65).

38. Öte yandan tutuklu yargılama süresinin cezadan

düşülmesi -maddi nitelikte olmaması nedeniyle- 5. maddenin (5) numaralı

fıkrasına göre gerekli olan tazminat kapsamında sayılmaz (Wloch/Polonya (2),

B. No: 33475/08, 10/5/2012, § 32). Ayrıca anılan fıkradaki tazminat hakkı

yalnızca maddi zarar için değil aynı zamanda bir kişinin 5. maddenin ilk dört

fıkrasındaki hükümlerin ihlali sonucu maruz kaldığı sıkıntı, kaygı ve gerilim

için de tazminat hakkını içerir. Bu bağlamda AİHM, ulusal hukuka göre manevi

nitelikteki zararlar için tazminat ödenememesinin Sözleşme'nin 5. maddesinin

(5) numaralı fıkrasındaki güvenceye aykırı olduğunu tespit etmiş ve anılan

fıkranın ihlal edildiğine karar vermiştir (Khachatryan ve diğerleri/Ermenistan,

B. No: 23978/06, 27/11/2012,§§ 158, 159; Sahakyan/Ermenistan, B. No:

66256/11, 10/11/2015, § 31).

39. Diğer taraftan 5. maddenin (5) numaralı fıkrası,

Sözleşme'ye taraf devletlerce ilgili kişiye, ihlal sebebiyle uğradığı zararı

kanıtlayabilmesine bağlı olarak tazminat verilmesine ilişkin bir yasak

getirmemektedir. Fakat tazmin edilecek maddi veya manevi bir zararın olmadığı

hâllerde tazminat söz konusu olamaz (Wassink/Hollanda, B. No: 12535/86,

27/9/1990, § 38). Bununla birlikte hukuki olmayan tutuklamadan ileri gelen

manevi zarara dair kanıtın gerekli kılınmasında aşırı biçimcilik tazminat

hakkıyla uyumlu değildir (Danev/Bulgaristan, B. No: 9411/05, 2/9/2010,

§§ 34, 35).

b. Beraat Hükmü

Verilmesinin Tazminat Hakkıyla Bağlantısına İlişkin

40. AİHM'in Norik Pogosyan/Ermenistan (B. No:

63106/12, 22/10/2020) kararına konu olayda başvurucu, Sözleşme'nin 5.

maddesinin ilk dört fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin belirlenmesi

talebinde bulunmamıştır. AİHM bu nedenle başvurucunun davasında yerel

mahkemeler tarafından böyle bir ihlalin tespit edilip edilmediğinin

belirlenmesi gerektiği değerlendirmesinde bulunmuştur (Norik

Pogosyan/Ermenistan, § 31).

41. Anılan başvuruda, beraatin bir sonucu olarak

tutukluluğun iç hukuka göre hukuka aykırı olarak görülmesi nedeniyle Sözleşme'nin

5. maddesinin (5) numaralı fıkrasının uygulanabilir olduğu ileri sürülmüştür.

AİHM; üst mahkemenin, bir alt mahkemenin iç hukuka göre karar verirken hata

yaptığına dair daha sonraki bir bulgusunun tutuklulukla ilgili geriye yönelik

bir etki doğurmaması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca ceza yargılamalarında

verilen mahkûmiyetin iç hukukun esasa ilişkin hükümlerini ihlal etmesi de

tutuklamayı otomatik olarak hukuka aykırı hâle getirmeyecektir (Norik

Pogosyan/Ermenistan, § 32).

42. AİHM somut başvuruya ilişkin olarak beraat etmiş bir

kişiye hukuka aykırı şekilde özgürlükten yoksun bırakılmasının bir sonucu

olarak tazminat hakkı sağlayan Ermeni iç hukuk sistemine dikkat çekmiştir. Buna

yönelik iç hukukta yer alan hükümler ulusal yargı mercilerince beraat eden

kişiye "hukuka aykırı olarak özgürlüğünden yoksun bırakıldığı için"

uğradığı maddi zarar dolayısıyla tam tazminat hakkı verdiği şeklinde

yorumlanmıştır. AİHM; ulusal yargı organlarının yorumundan hareketle "İlgili

hükümler nihayetinde beraat eden bir kişinin tutukluluğunun hukuka aykırı

olarak görüldüğü şeklinde işlemektedir." sonucuna ulaşmıştır. AİHM'e

göre ilgili hukuk kuralları kesin terimlerle ifade edilmiştir ve yorumları ve

uygulanma şekli, davalı devletin en yüksek adli makamı tarafından onaylanmıştır

(Norik Pogosyan/Ermenistan, § 33).

43. AİHM iç hukukun kesin bir beraat durumunda sanığın

yargılamalar sırasındaki tutukluluğu için tazminat alma hakkına sahip olmasını

öngördüğü durumlarda, bu tür bir otomatik tazminat hakkının kendi başına

söz konusu tutukluluğun hukuka aykırı olarak nitelendirilmesi gerektiği

anlamına gelmediğini vurgulamaktadır. AİHM'e göre Sözleşme'nin 5. maddesinin

(5) numaralı fıkrasının yalnızca ceza yargılamasının beraatle sonuçlandırıldığı

gerekçesiyle böyle otomatik bir tazminat hakkı yüklediği söylenemezken

bu hükmün gereklerine uyacak hukuki çözümlerin seçimi, iç hukuk tarafından

belirlenecek bir politika tercihi olarak kalacaktır. Bu bağlamda AİHM, Ermeni

hukukuna göre başvurucunun yalnızca beraatinin bir sonucu olarak tazminat alma

hakkına sahip olduğunu değil aynı zamanda tutukluluğunun da iç hukuk anlamında hukuka

aykırı olarak kabul edildiğini not etmiştir (Norik Pogosyan/Ermenistan,

§ 34).

44. AİHM başvurucunun tutukluluğunun beraatini takiben iç

hukuk anlamında hukuka aykırı hâle geldiği ve yerel mahkemeler tarafından bu

şekilde değerlendirildiği gözönünde bulundurulduğunda davanın özel koşullarında

Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının teminatlarının esasen ihlal edildiğinin

ulusal düzeyde tespit edildiği ve bu nedenle aynı maddenin (5) numaralı

fıkrasının başvurucunun davasına uygulanabilir olduğu sonucuna varmıştır (Norik

Pogosyan/Ermenistan, § 36).

45. Öte yandan AİHM Mergen ve diğerleri/Türkiye

(B. No: 44062/09…, 31/5/2016) kararında 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının (e) bendi bağlamında tazminat davası açma yoluna

ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur. Anılan karara konu olay bağlamında

Hükûmet başvurucuların gözaltına alınmalarının hukuka uygun olmadığı iddiaları

bakımından -haklarında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş olması

nedeniyle- söz konusu tazminat yolunun tüketilmesi gerektiği itirazında

bulunmuştur. AİHM, anılan bent uyarınca tazminat talep edilmesi için özgürlükten

yoksun bırakmanın hukuka aykırı olduğunun tespitinin gerekmediğinin altını

çizmiş ve bu dava kapsamında böyle bir incelemenin yapıldığına dair örnek

sunulmadığına değinerek Hükûmetin itirazını kabul etmemiştir (Mergen ve

diğerleri/Türkiye, §§ 33-37).

46. Buna karşılık AİHM'in Adıgüzel ve

diğerleri/Türkiye (B. No: 65126/09, 13/2/2018) kararına konu olayda ilk

derece mahkemesi isnat edilen olayların kanun tarafından suç olarak

düzenlenmemiş olması (suçun unsurları itibarıyla oluşmaması) gerekçesiyle

başvurucuların beraatine karar vermiştir. Başvurucuların anılan suç kapsamında

uygulanan yakalama ve gözaltı tedbirlerinin Sözleşme'nin 5. maddesinin (1)

numaralı fıkrasına aykırı olduğu iddiaları bakımından AİHM, 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat yolunun tüketilmesi gerektiğine

hükmetmiştir.

47. AİHM anılan kararda Kanun'un 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (e) bendine dayanarak tazminat ödenmesi için ulusal

mahkemelerin -normal olarak- değerlendirmelerini söz konusu kişinin serbest bırakılmasına

dayandırdıklarına değinmekle birlikte somut olayda başvurucular hakkındaki

beraat kararının nedeninin anılan tedbirlerin hukuka aykırılığıyla ilgili de

bir tespit içerdiğine vurgu yapmış ve anılan bent kapsamında dava yolunun

-somut olayın koşullarında- etkili olduğu sonucuna ulaşmıştır. Kararda ayrıca

başvurucuların Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendine

dayanarak da tazminat isteminde bulunabileceklerine dikkat çekilmiştir (Adıgüzel

ve diğerleri/Türkiye, §§ 35-39).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

48. Anayasa Mahkemesinin 21/10/2021 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Genel

Açıklamalar

49. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve

güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve

güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti

kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme

kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin

yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili

merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum

için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu,

bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim

veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin

yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya

da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin

yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun

bırakılamaz.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir. Hâkim

kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca

bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.

Yakalanan veya tutuklanan kişilere,

yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddialar herhalde yazılı ve

bunun hemen mümkün olmaması halinde sözlü olarak derhal, toplu suçlarda en geç

hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir.

Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma

yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırksekiz

saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hâkim önüne

çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hakim kararı olmaksızın hürriyetinden

yoksun bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal ve savaş hallerinde uzatılabilir.

Kişinin yakalandığı veya tutuklandığı,

yakınlarına derhal bildirilir.

Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde

yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır

bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir.

Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.

Bu esaslar dışında bir işleme tâbi

tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine

göre, Devletçe ödenir."

50. Anayasa'nın 19. maddesinde düzenlenmiş olan kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı bireylerin keyfî olarak özgürlüklerinden yoksun

bırakılmalarını önlemeye yönelik güvenceler içeren temel bir hak niteliğindedir

(Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 62).

Kişilerin keyfî olarak hürriyetinden yoksun bırakılmaması, hukukun üstünlüğüyle

bağlı olan bütün siyasal sistemlerin merkezinde yer alan en önemli güvenceler

arasındadır. Bireylerin özgürlüklerine yönelik müdahalenin keyfî olmaması,

olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde de uygulanması gereken

temel bir güvencedir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169,

20/6/2017, § 347).

51. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında

herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ifade edildikten

sonra bu hakka yönelik sınırlama nedenleri ikinci ve üçüncü fıkralarda tahdidî

olarak sayılmıştır. Anılan maddenin dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve

sekizinci fıkralarında ise hürriyeti kısıtlanan kişilere tanınan yakalama

veya tutuklama sebepleri ile iddiaların bildirilmesi, yakalanan kişinin

hâkim önüne çıkarılma süresi, yakalama veya tutuklamanın yakınlara

bildirilmesi, tutuklanan kişilerin makul sürede yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakkı, hürriyetten

yoksun bırakılmaya karşı yargı merciine başvurma hakkı şeklindeki

güvencelere yer verilmiştir. Maddenin son (dokuzuncu) fıkrasında ise ilk sekiz

fıkrada yer alan esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları

zararların -tazminat hukukunun genel prensiplerine göre- devlet tarafından

ödeneceği belirtilmiştir.

52. Buna göre Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu

fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkı, kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkı yönünden ilk sekiz fıkrada yer alan güvenceleri tamamlayan ve onlara

riayet edilmemesi sonucunda ilgililere tazminat ödenmesini zorunlu kılan bir

işleve sahiptir. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, bireylerin fiziksel

özgürlüklerini -bir diğer ifadeyle hareket serbestliklerini- teminat altına

alan bir niteliğe sahip olup bu özelliği dolayısıyla diğer birçok temel hak ve

özgürlüğün kullanılabilmesi için ön koşul vasfındadır. Bu itibarla Anayasa

koyucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönünden güvencelerin belirlenmesi

amacıyla ayrıntılı düzenlemelere yer vermesinin yanında bunlara aykırı işlemler

dolayısıyla oluşan zararlar için de bir tazmin mekanizması öngördüğü

söylenebilir.

53. Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasındaki

tazminat hakkının yansımalarından biri hatta en önemlisi 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesinde düzenlenen koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası açabilme

imkânıdır. Bu bağlamda kanun koyucu, Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu

fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkını suç soruşturması veya

kovuşturması sırasında uygulanan bazı koruma tedbirleri yönünden hayata

geçirmek için 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde birtakım düzenlemeler

gerçekleştirmiştir. Buna göre suç soruşturması veya kovuşturması sırasında "kanunlarda

belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına

karar verilen", "kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne

çıkarılmayan", "kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan

haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan",

"kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii

huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen", "mahkûm

olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden

fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası

olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan", "yakalama

veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya

bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan", "yakalanmaları

veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen" ve "yakalama

veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından

yararlandırılmayan" kişilerin maddi ve manevi her türlü zararını

devletten isteyebilmeleri mümkündür.

54. 5271 sayılı Kanun'un 142. maddesinde ise bu davaların

görülmesine ilişkin esaslar düzenlenmiştir. Buna göre kişiler, karar veya

hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde

karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat

isteminde bulunulabilirler. Ayrıca tazminat istemi, zarara uğrayanın oturduğu

yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu

işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa en yakın

yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır.

55. Öte yandan Yargıtay; 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde yer alan tazminat nedenlerinden bir kısmı için koruma tedbirinin uygulandığı

ceza davasında verilen hükümlerin kesinleşmesi gerektiğini, bir kısım tazminat

istemi bakımından ise böyle bir zorunluluğun bulunmadığını kabul etmektedir.

Yargıtay tarafından bu ayrım yapılırken tazminat istemine konu taleplerin

(incelemenin) asıl davanın sonucunu etkileyip etkilememesi veya onun sonucuna

bağlı olup olmaması ölçütlerini dikkate aldığı görülmektedir. Bu kapsamda

yapılan değerlendirmede "gözaltı süresi dolmasına rağmen hâkim önüne

çıkarılmayan", "kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan

haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan",

"kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii

huzuruna çıkarılmayan", "yakalama veya tutuklama nedenleri ve

haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı

bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan" ya da "yakalanmaları

veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen" kişilerin tazminat

istemleri konusunda, asıl davada hüküm verilmesini veya verilen hükmün

kesinleşmesini beklemeye gerek bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bununla

birlikte Yargıtay, asıl davanın sonucuna bağlı ya da asıl davada verilecek

kararları etkileyici talepler yönünden mutlaka davanın esasıyla ilgili verilen

karar veya hükmün kesinleşmesinin zorunlu olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda

"kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında

kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen", "mahkûm

olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden

fazla olan" veya "işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın

sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla

cezalandırılanlar" hakkında mutlaka davanın esasıyla ilgili olarak

verilen kararın kesinleşmesini beklemek zorunluluğu bulunduğu ifade edilmiştir

(ilgili kararlardan biri için bkz. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 1/7/2015

tarihli ve E.2014/20624, K.2015/12265 sayılı kararı).

56. Sonuç olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde

Anayasa'nın 19. maddesinin ilk sekiz fıkrasında yer alan birçok güvenceye karşılık

oluşturacak şekilde tazminat talep etme nedenlerine yer verildiği

görülmektedir. Anılan kanun maddesinde düzenlenen tazminat nedenlerinden

hangilerinin Anayasa'nın 19. maddesinin ilk sekiz fıkrasında yer alan

güvencelere karşılık geldiğinin belirlenmesi önem taşımaktadır. Bu bağlamda

5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının;

- (a) bendinde yer alan "kanunlarda

belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına

karar verilen" kişilerin Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

- (b) bendinde yer alan "kanunî gözaltı süresi

içinde hâkim önüne çıkarılmayan" kişilerin Anayasa'nın 19. maddesinin

beşinci fıkrasında,

- (c) bendinde yer alan "kanuni hakları

hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine

getirilmeden tutuklanan" kişilerin Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü

ve dördüncü fıkralarında,

- (d) bendinde yer alan "kanuna uygun olarak

tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu

süre içinde hakkında hüküm verilmeyen" kişilerin Anayasa'nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasında,

- (f) bendinde yer alan "mahkûm olup da gözaltı

ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya

işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle

zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan" kişilerin Anayasa'nın 19.

maddesinin ikinci fıkrasında,

- (g) bendinde yer alan "yakalama veya tutuklama

nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen

olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan" kişilerin

Anayasa'nın 19. maddesinin dördüncü ve sekizinci fıkralarında,

- (h) bendinde yer alan "yakalanmaları

veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen" kişilerin Anayasa'nın

19. maddesinin altıncı fıkrasında,

- (k) bendinde yer alan "yakalama veya tutuklama

işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan"

kişilerin Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında yer alan

güvencelerinin ihlal edildiğini söylemek mümkündür.

57. Bu itibarla Anayasa Mahkemesi, suç soruşturması ve

kovuşturması sırasında uygulanan koruma tedbirleriyle bağlantılı olarak kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurularda

birçok şikâyet türü bakımından 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde yer alan

tazminat davası açma imkânının bireysel başvuru öncesinde tüketilmesi gereken

etkili bir başvuru yolu olduğunu ifade etmiştir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi;

i. Kanunda öngörülen azami gözaltı süresinin aşıldığı

veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu ya da gözaltı

süresinin makul olmadığı iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun

incelendiği tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay

içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu

sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061,

8/4/2015, §§ 64-72; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015,

§§ 141-150; Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456, 26/12/2017, §§ 35, 36).

ii. Tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası bakımından

bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvuruya konu tutuklama

tedbirinin uygulandığı soruşturmanın kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile

sonuçlanmış olması veya kovuşturma sonucunda beraat kararı verilmesi durumunda

-anılan kararların kesinleşmiş olması şartıyla- 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında öngörülen tazminat davası açma imkânının

bireysel başvuru öncesinde tüketilmesi gerektiğini kabul etmektedir. Anayasa

Mahkemesi bu değerlendirmesinde anılan fıkranın (e) bendinde yer alan tazminat

nedeninin yanı sıra (a) bendinde yer alan ve özgürlüğün kısıtlanmasının hukuka

aykırılığı dolayısıyla tazminat istemine olanak sağlayan başvuru yolunun

etkililiğini dikkate almaktadır. Bu bağlamda (e) bendine göre beraat veya

kovuşturmaya yer olmadığı kararına dayalı olarak kısıtlanan özgürlük sebebiyle

açılan tazminat davasında özgürlüğün -tutuklama yoluyla- kısıtlanmasının hukuka

uygun olmadığının da dile getirilebileceğini vurgulamaktadır (Kamil Erdoğan,

B. No: 2017/4023, 19/4/2018, § 40; Fatma Maden, B. No: 2016/28719,

17/7/2018, § 49; Ertuğrul Raşit Benal, B. No: 2016/25245, 17/7/2018, §

42).

iii. Kanuni hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan

haklardan yararlanma isteği yerine getirilmeden tutuklanan kişilerin 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesine göre tazminat istemleri konusunda karar vermek

için -ilgili Yargıtay kararlarından hareketle- asıl davada hüküm verilmesini

veya verilen hükmün kesinleşmesini beklemeye gerek olmadığını ve tutuklama

kararı verilirken kanuni haklardan yararlandırılmama hâlinde ceza davasının

sonuçlanması beklenmeden 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının mevcut olduğunu belirtmektedir. Bu nedenle de

müdafi görevlendirilmeden tutuklama kararı verildiği iddiasına ilişkin olarak

bireysel başvurunun incelendiği tarihte başvurucunun tahliye edilmiş olması

durumunda öncelikle anılan tazminat davası yolunun tüketilmesi gerektiğini

kabul etmiştir (Adem Gedik, B. No: 2013/2950, 14/10/2015, § 39; Mehmet

Sedek Zengin, B. No: 2015/819, 22/11/2018, § 53).

iv. Tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi aştığı

veya tutukluluk süresinin makul olmadığı iddiaları bakımından 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânın bireysel

başvuru öncesinde tüketilmesi gerekip gerekmediğiyle ilgili olarak başvurunun

incelendiği tarih itibarıyla başvurucunun suç isnadına bağlı olarak tutulmasının

sona erip ermediği önem taşımaktadır. Bu bağlamda başvurucunun tahliyesine

karar verilmesi ya da ilk derece mahkemesince mahkûmiyet hükmü verilerek

tutulmanın niteliğinin değişmesi (hükme bağlı hâle gelmesi) durumunda anılan

tazminat davası yolunun bireysel başvuru öncesinde tüketilmesi gerektiğini

kabul etmektedir. Bu değerlendirmesinde de anılan tazminat davasının açılması

için tutuklamaya konu soruşturmanın sonuçlanmasının veya kovuşturmada verilen

hükmün kesinleşmesinin gerekmediği yönündeki Yargıtay kararlarına vurgu

yapmaktadır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §§

48-62; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016,§§ 33-45; Ahmet

Kubilay Tezcan, B.No: 2014/3473, 25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem Atıcı,

B. No: 2014/15609, 8/3/2018, §§ 27-30).

v. Buna karşılık bireysel başvurunun incelenmesinin

Anayasa Mahkemesi önünde devam ettiği süreçte 5271 sayılı Kanun'un 142.

maddesinde yer alan hükmün kesinleşmesinden itibaren bir yıllık dava açma

süresinin geçmiş olması durumunda anılan başvuru yolunun ulaşılabilir

olmadığını değerlendirmekte ve bu başvuru yolunun tüketilmemiş olmasını bir

kabul edilemezlik nedeni olarak görmemektedir (Abdullah Akyüz [GK], B.

No: 2013/9352, 2/7/2015, §§ 44-50; Halas Aslan, B. No: 2014/4994,

16/2/2017, §§ 48-50).

vi. 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında ilan edilen

olağanüstü hâl döneminde tutukluluğa ilişkin incelemelerin hâkim veya mahkeme

huzuruna çıkarılmadan dosya üzerinden (duruşma açılmadan) yapılmasıyla ilgili

iddialar bakımından ise başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucunun

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış olması koşuluyla -olağanüstü hâl dönemi için Erdal

Tercan ([GK], B. No: 2016/15637, 12/4/2018, §§ 215-246) kararında

belirlenmiş olan on sekiz aylık sınırın üzerindeki süreler bakımından- 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat yolunun tüketilmesi

gerektiğine karar vermiştir (Salih Sönmez, B. No: 2016/25431,

28/11/2018, §§ 166-177). Yine olağan dönemde tutukluluk incelemelerinin

duruşmasız olarak yapılmasına ilişkin olarak anılan yolun tüketilmesini zorunlu

görmüştür (Kadir Ayhan, B. No: 2020/20083, 10/3/2021, §§ 37-60).

vii. Yakalama nedenlerinin ve yakalamaya esas

suçlamaların bildirilmediği iddiaları bakımından -Yargıtay kararlarından

hareketle- anılan tedbire konu soruşturma veya kovuşturma süreci sonuçlanmamış

olsa da 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat yolunun

bireysel başvuru yolu öncesinde tüketilmesi gerektiği sonucuna varmıştır (Deniz

Özfırat, B. No: 2013/7929, 1/12/2015, § 53; Mehmet Bilal Çolak, B.

No: 2017/25971, 30/10/2018, § 87).

viii. Tutukluluğa itirazın geç değerlendirildiği ya da

sürüncemede bırakıldığı şikâyetleri ile ilgili olarak da bireysel başvurunun

incelendiği tarih itibarıyla tahliyesine karar verilmiş veya ilk derece

mahkemesince mahkûmiyet hükmü verilerek suç isnadına bağlı tutulması sona ermiş

başvurucular yönünden anılan tazminat yolunun bireysel başvuru yolu öncesinde

tüketilmesi gerektiğine karar vermiştir (Cafer Yıldız, B. No: 2014/9308,

9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar Saçlı, B. No: 2014/9311, 24/1/2018, §§ 37-40; Özgür

Arıbaş, B. No: 2015/2394, 31/10/2018, §§ 57-60).

ix. Yine aynı durumdaki başvurucuların tutukluluk

incelemeleri sonucunda verilen kararların tebliğ edilmediği, tahliye

taleplerinin ve tutukluluğun devamı yönündeki kararlara itiraz taleplerinin

değerlendirilmediği veya cevap verilmediği, tutukluluğa itiraz sonuçlarının

tebliğ edilmediği, tutukluluğun devamına dair kararların geç tebliğ edildiği,

bu kararlara süresinde yapılan itirazlarının ise çok uzun süreler sonra karara

bağlandığı şikâyetleri ile ilgili olarak da anılan tazminat yolunun bireysel

başvuru öncesinde tüketilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır (Ali Efendi

Peksak (2), B. No: 2017/37727, 12/9/2019, §§ 56-67; Özgür Arıbaş, §§

57-60; Mehmet Takımsu, B. No: 2016/63712, 15/11/2018, §§ 65-69; Abdurrahim

Özkan, B. No: 2017/25586, 18/4/2018, §§ 80-86, 81-85; Mehmet Aslan,

B. No: 2018/14190, 8/9/2020, § 36; Mehmet Tuncay, B. No: 2017/8528,

29/9/2020, § 116; Serkan Başer, B. No: 2017/15410, 30/9/2020, §§ 81, 82;

F.A. (2), B. No: 2018/2521, 10/10/2019, §§ 63-65; F.A., B. No:

2017/38209, 11/9/2019, §§ 74, 75; Resul Darama, B. No: 2018/251,

18/7/2019, §§ 83, 84).

x. Tahliye kararlarının geciktirilerek infaz edildiği

iddiası yönünden de 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesindeki tazminat yolunun

bireysel başvuru öncesinde tüketilmesi gerektiğine karar vermiştir (A.A.,

B. No: 2016/59578, 12/2/2020, §§ 36-40).

B. Adli Yardım

Talebinin İncelenmesi

58. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını

karşılayacak geliri olmadığını beyan ederek adli yardım talebinde bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013)

kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde

güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan

başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne

karar verilmesi gerekir.

C. Kişi

Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

59. Başvurucu; kendisiyle aynı davada yargılanan ve delil

durumu itibarıyla farklı konumda olmayan iki kişinin terör örgütü üyeliği

suçundan beraat ettiğini, buna rağmen haksız gözaltı ve tutuklamaya dayalı

tazminat talebinin beraatine değil de hakkında ceza verilmesine yer olmadığına

dair hüküm tesis edildiğinden bahisle reddedildiğini belirterek eşitlik

ilkesinin, kişi hürriyeti ve güvenliği, adil yargılanma ve mülkiyet haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

60. Bakanlık görüşünde; olay yerinde yakalanan

başvurucunun yalnızca birkaç saat gözaltında tutulduğuna, hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin de iki gün sonra sona erdirildiğine dikkat çekilerek

-suçun niteliği de dikkate alındığında- çocuk da olsa başvurucu hakkındaki

koruma tedbirlerinin makul olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Bakanlık ayrıca hakkında ceza verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi

dolayısıyla başvurucuya 5271 sayılı Kanun'un 144. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(d) bendi uyarınca tazminat ödenmesine karar verilmesinin mümkün olmadığı

görüşündedir.

61. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında, başvuru

formundaki iddialarını yinelemiş ve lehine tazminata hükmedilmemesinin kanundan

da kaynaklansa Anayasa'da yer alan temel hak ve özgürlüklerin devlet

tarafından korunması gerektiği anlayışına uygun olmadığına vurgu yapmıştır.

2. Değerlendirme

62. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§16). Başvurucunun şikâyetinin özü, uygulanan gözaltı ve tutuklama

tedbirlerinin haksızlığı sebebiyle açılan tazminat davasının kabul edilmemesi

olduğundan iddianın Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü ve dokuzuncu fıkraları

kapsamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönünden incelenmesi gerekir.

63. Yukarıda da değinildiği üzere Anayasa'nın 19.

maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

sahip olduğu belirtilmiş, ikinci ve üçüncü fıkralarında özgürlüğün

kısıtlanabileceği durumlar sayılmış, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve

sekizinci fıkralarında ise hürriyetinden yoksun kalan kişilere tanınan

güvencelere yer verilmiştir (bkz. § 49).

64. Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında ise

bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zararların

tazminat hukukunun genel prensiplerine göre devlet tarafından ödeneceği ifade

edilmiştir. Anılan fıkrada yer alan "bu esaslar dışında bir işleme tâbi

tutulan kişiler" tabiri ile maddenin diğer tüm fıkralarında belirtilen

kurallara aykırı bir işleme tabi kılınmanın kişiye tazminat hakkı doğurduğu

belirtilmiştir. Buna göre maddenin ikinci veya üçüncü fıkralarında belirtilen durumlara

aykırı şekilde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahalede bulunulması ya da

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale edilen kimsenin maddenin dördüncü,

beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci fıkralarındaki güvencelerden

yararlandırılmaması hâlinde uğranılan zararlar devlet tarafından ödenecektir (Safkan

Aydoğdu, § 44).

65. Anayasa Mahkemesi tarafından, Anayasa'nın 19.

maddesinin dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlal

edilip edilmediğinin belirlenebilmesi için öncelikle başvurucunun anılan

maddenin diğer fıkralarında belirtilen esaslar dışında bir işleme tabi tutulup

tutulmadığının incelenmesi gerekmektedir (Safkan Aydoğdu, §

45).

66. Bununla birlikte bireysel başvuru yoluyla Anayasa

Mahkemesine başvurulabilmesi için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

gerekir. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin

derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte

bir hak arama yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No:

2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17). Bu bağlamda bireysel başvuruda ileri sürülen

iddia bakımından olağan kanun yollarının usulünce tüketilip tüketilmediğinin

belirlenmesi gerekmektedir.

67. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (a) bendinde kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan,

tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen kişilerin uğradıkları

maddi ve manevi her türlü zararlarının tazminini talep edebilecekleri ifade

edilmiştir. Anılan bent uyarınca açılacak tazminat davalarında ilgili yargı

mercilerince söz konusu koruma tedbirlerinin kanuna uygun olup olmadığı

konusunda bir belirleme yapılacak ve eğer bir hukuka aykırılık saptanırsa

uğranılan zararlara karşılık tazminata hükmedilecektir.

68. Diğer taraftan 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının (e) bendinde suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra

haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen

kişilerin de maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten isteyebilecekleri

belirtilmiştir. Bir başka ifadeyle (e) bendi uyarınca, haklarında yakalama veya

tutuklama tedbiri uygulanan kişilerle ilgili olarak soruşturmanın sonunda kovuşturmaya

yer olmadığına karar verildiği ya da kovuşturmanın sonunda beraate hükmedildiği

durumlarda anılan tedbirlerin kanuna uygun olup olmadığından bağımsız olarak

tazminat imkânı tanınmıştır.

69. Buna göre kanun koyucu suç soruşturması veya

kovuşturması sırasında uygulanan yakalama ya da tutuklama tedbirleriyle ilgili

olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (e)

bentlerinde iki ayrı tazminat istem nedeni öngörmüştür. Fıkranın (a) bendinde

yakalama veya tutuklama tedbirinin "kanunlarda belirtilen koşullar

dışında" olması, (e) bendinde ise "kanuna uygun olarak

yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra" kişiler hakkında

"kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilmesi" tazminat

nedeni olarak düzenlenmiştir. Bir başka anlatımla kanun koyucu; yakalama veya

tutuklama tedbirlerinin hukuka aykırılığı söz konusu olduğunda (a) bendi

uyarınca, bu tedbirler hukuka uygun olsa da sonuçta kovuşturmaya yer olmadığı

veya beraat kararı verilmesi durumunda ise (e) bendi uyarınca tazminata

hükmedilmesi gerektiği şeklinde bir ayrıma gitmiştir.

70. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (a) bendi yakalama ve tutuklama tedbirlerinin kanuna (hukuka) aykırı

olduğu iddiasına dayanarak tazminat istemine izin verdiğinden buradaki tazminat

nedeninin Anayasa'nın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin 19.

maddesinin üçüncü fıkrasına karşılık geldiği konusunda bir tereddüt

bulunmamaktadır.

71. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 19.

maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında sözü edilen yakalama kavramının

özerk bir anlama ve 5271 sayılı Kanun'da düzenlenen yakalama müessesinden daha

geniş bir içeriğe sahip olduğunu; anayasal anlamda suç isnadına bağlı

yakalamanın, kişinin fiziksel özgürlüğünden yoksun bırakıldığı andan

tutuklandığı veya tutuklanmaksızın serbest bırakıldığı ana kadar devam eden tüm

süreci kapsadığını; bu bağlamda Anayasa'nın 19. maddesinde düzenlenen yakalama

kurumuna 5271 sayılı Kanun'daki gözaltının da dâhil olduğunu ifade etmiştir (Hasan

Akboğa [GK], B. No: 2016/10380, 27/3/2019, § 49).

72. Dolayısıyla başvurucuların yakalama, gözaltı veya

tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesinin

dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlal edildiğini

ileri sürerek yaptıkları bireysel başvurularda 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi kapsamında bu koruma tedbirlerinin

kanuna aykırı olduğundan bahisle tazminat davası açmaları -ve bu dava

bakımından olağan kanun yollarını yöntemince tüketmeleri- hâlinde başvuru

yollarının tüketildiğinin kabulü gerekmektedir.

73. Bununla birlikte 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının (e) bendinde düzenlenen tazminat istem nedeninin

Anayasa'nın 19. maddesinin ilk sekiz fıkrasındaki güvencelerden biriyle

bağlantısının olup olmadığının da belirlenmesi gerekmektedir. Zira Anayasa'nın

19. maddesinin dokuzuncu fıkrası anlamında tazminat hakkının ihlal edildiğinin

söylenebilmesi için en başta maddenin ilk sekiz fıkrasında yer alan

güvencelerin herhangi birine aykırılığın varlığını tespit etme zorunluluğu

bulunmaktadır.

74. Anayasa Mahkemesi Hasan Akboğa kararında,

kanun koyucunun 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(e) bendindeki düzenlemeyle Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasındaki

güvencenin ötesine geçerek maddenin ilk sekiz fıkrasındaki güvencelere aykırı

olmayan müdahalelerde bile kişinin beraat etmesi veya kişi hakkında

kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi durumunda tazminat ödenmesini

güvenceye bağladığına dikkat çekmiştir (Hasan Akboğa, § 68).

75. Bu kapsamda, haklarındaki soruşturma süreci

kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla veya kovuşturma süreci beraat kararıyla

sonuçlanan kişilerin 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (e) bendi uyarınca, yakalama veya tutuklama tedbirlerinin kanuna

uygun olup olmadığından bağımsız olarak tazminat isteminde bulunmaları

mümkündür. Bir başka ifadeyle anılan hükümle soruşturma veya kovuşturma sonunda

verilen karardan hareketle otomatik olarak bir tazminat ödenmesi söz konusu

olmaktadır. Hatta kanun koyucu bu bentte "kovuşturmaya yer olmadığı

veya beraat kararı verilmesi" sebebiyle öngörülen tazminat

isteminin yakalama veya tutuklama tedbirinin hukuka aykırı olduğu iddiasına

ilişkin olmadığını özellikle belirtmek için "kanuna uygun olarak

yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra" ibaresine yer vermiştir.

76. Buna karşılık, soruşturmanın sonunda kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilen veya kovuşturma süreci beraat ile sonuçlanan kişiler

tarafından 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e)

bendi uyarınca tazminat talep edilebileceği gibi ilgili yakalama/gözaltı veya

tutuklama tedbirlerinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek aynı fıkranın (a)

bendi uyarınca tazminat talep edilmesi de mümkündür. Zira (a) bendinde kanunlarda

belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan ve tutukluluğu devam

ettirilen kişilerin tazminat hakkının bulunduğu ayrıca ve açıkça ifade edilmiştir.

77. Bir başka ifadeyle soruşturma veya kovuşturma

kapsamında hakkında yakalama, gözaltı veya tutuklama tedbiri uygulanan bir kişi

-soruşturma veya kovuşturmanın sonucundan bağımsız olarak- bu tedbirlerin

kanunda belirtilen koşullar oluşmadan uygulandığını 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesi kapsamında açacağı tazminat davasında ileri sürebilir. Nitekim Anayasa

Mahkemesi de haklarında kovuşturmaya yer olmadığı ya da beraat kararı verilen

kişiler bakımından -bu kararların kesinleşmesi koşuluyla- tutuklamanın hukuki

olmadığı iddialarıyla ilgili olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında düzenlenen tazminat davası açma imkânının bireysel başvuru

öncesinde tüketilmesi gerektiğine karar verirken yalnızca anılan fıkranın (e)

bendinde yer alan ve otomatik olarak tazminata erişim sağlayan hükme değil bu

kapsamda açılacak davada (a) bendi uyarınca hukuka aykırılık iddiasının da öne

sürülebilecek olmasına dayanmıştır (Fatma Maden, §§ 45-49; Türkşen

Akdamar, B. No: 2016/15712, 26/2/2020, §§ 29-32).Yargıtayın da 5271 sayılı

Kanun'un 141.maddesinin (1) numaralı fıkrasının hem (a) hem de (e) bendi

kapsamındaki iki ayrı durumu aynı davada tazminata hükmedilmesi gereken durum

olarak değerlendirdiği görülmektedir (bkz. § 29).

78. Buna göre haklarında kovuşturmaya yer olmadığı veya

beraat kararı verilen kişilerin 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca yakalama, gözaltı veya tutuklama

tedbirleri dolayısıyla açtıkları tazminat davalarında anılan fıkranın (a) bendi

kapsamında bu tedbirlerin kanuna (hukuka) aykırı olduğunu da dile getirmiş

olmaları durumunda Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında güvence

altına alınan tazminat hakkı yönünden başvuru yollarını tükettikleri

söylenebilir.

79. Öte yandan yakalama, gözaltı veya tutuklama

tedbirlerinin hukuka aykırılığına dair herhangi bir iddia dile getirilmeden

yalnızca 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi

uyarınca bu tedbirlerin uygulandığı soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığına

karar verilmesi yahut kovuşturmanın beraatla sonuçlanmış olması nedeniyle

tazminat talep edilmesi durumunda Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu

fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkı bağlamında başvuru yollarının

yöntemince tüketilmiş olup olmayacağının da irdelenmesi gerekmektedir.

80. Anayasa Mahkemesi Hasan Akboğa kararında

anılan fıkrada yer alan hükmün Anayasa'nın 19. maddesiyle bağlantılı olduğunu

değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesi bu çerçevede yakalama tedbirinin hukuka

uygun olduğunu belirlemiş, tedbirin uygulandığı soruşturma sürecinin sonunda

kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesine rağmen başvurucuya tazminat

ödenmemesinin 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e)

bendinde öngörülen düzenlemeye aykırı olduğundan bahisle Anayasa'nın 19.

maddesinin dokuzuncu fıkrasını ihlal ettiği sonucuna ulaşmıştır (Hasan

Akboğa, §§ 69-74).

81. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (e) bendinde yer alan güvencenin Anayasa'nın 19. maddesiyle

bağlantısının olup olmadığının tespiti için salt bu bent uyarınca açılacak

tazminat davalarında yapılacak incelemenin kapsamının dikkate alınması

gerekmektedir. Bu çerçevede anılan davalarda tazminat isteminin dayanağını

oluşturan yakalama, gözaltı veya tutuklama koruma tedbirlerinin hukuka

uygunluğu konusunda bir belirleme yapılması ya da bunların hukuka aykırı

olduklarının otomatik olarak kabul edilmesi söz konusu olursa bu taktirde

ilgili dava yolunun Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasıyla bağlantısının

olduğu söylenebilir (AİHM'in aynı yöndeki yaklaşımı için bkz. §§ 40-47).

82. Buna karşılık 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca açılacak tazminat davalarında

başvurucuların tazminata erişmek için yakalama, gözaltı veya tutuklama

tedbirlerinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmeleri gerekmediği gibi derece

mahkemelerinin de anılan tedbirlerin hukuka uygunluğu konusunda bir belirleme

yapmaları söz konusu değildir. Zira burada soruşturma veya kovuşturma sonucunda

verilen kararlardan hareketle yargı organlarınca yakalama, gözaltı veya

tutuklama tedbirlerinin haksız olduğu ifade edilse de bu

tedbirlerin -uygulandığı koşullarda- kanuna (hukuka) uygun olup olmadıkları

yönünde bir inceleme yapılmamaktadır. Bu bent kapsamında kişilere tazminat

ödenmesi tutmanın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının koşullarıyla uyumlu

olmamasından dolayı değil, kişilerin beraat etmesinden veya haklarında

kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesinden kaynaklanmaktadır. Bu bent

kapsamında ödenen tazminat, yakalama, gözaltı veya tutuklamanın hukukiliğine

ilişkin bir tespitin bulunmaması halinde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

bağlamında başvurucuların mağdur statüsünü sona erdirmeyecektir. Esasen

yakalama, gözaltı veya tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesi -yukarıda da

değinildiği üzere- ancak söz konusu tedbirlerin 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi kapsamında kanuna uygun

olmadığının ileri sürülmesi hâlinde mümkün olabilir. Sonuç olarak yakalama,

gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin uygulandığı soruşturmada kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilmesi ya da kovuşturmada beraate hükmedilmesi dolayısıyla

bu tedbirlerin haksız olduğu şeklinde bir tanımlama, tedbirlerin hukuka

aykırı olduğu anlamına gelmemektedir.

83. Nitekim 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (e) bendiyle getirilen tazminat talep hakkı -kanun metninde

de ifade edildiği üzere- kanuna uygun olarak yakalanan veya tutuklanan

(fakat sonrasında haklarında kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı

verilen) kişilere tanınmıştır. Dolayısıyla burada kanun koyucunun soruşturma

sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi ya da kovuşturmanın

beraat ile sonuçlanması durumunda -soruşturma veya kovuşturma sonunda verilen

karardan hareketle- bu süreçlerde uygulanan yakalama, gözaltı ve tutuklama

tedbirlerinin kanuna aykırı hâle geldiğini kabul ettiğini söylemek imkân

dâhilinde değildir. Zira böyle bir yorum anılan kanun hükmünün lafzıyla açıkça

bir çelişki içerecektir. Bir başka ifadeyle soruşturma veya kovuşturma

sonucunda verilen karar dolayısıyla bu süreçlerde haklarında yakalama, gözaltı

veya tutuklama tedbiri uygulanan kişilere otomatik olarak tazminat ödenmesi, bu

tedbirlerin de otomatik olarak hukuka aykırı olduğu anlamına gelmemektedir.

84. Bu durumda yalnızca soruşturma veya kovuşturma

sonunda verilen kovuşturmaya yer olmadığı ya da beraat kararına dayanılarak

5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca

yakalama, gözaltı veya tutuklama tedbirleri dolayısıyla tazminat davası

açılması, Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiği

iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımından olağan başvuru yollarının

tüketildiği anlamına gelmemektedir. Zira salt soruşturma veya kovuşturma

sonunda verilen kovuşturmaya yer olmadığı ya da beraat kararına dayanılarak

anılan bent uyarınca tazminat isteminde bulunulabilmesi anayasal bir güvence

değil kanundan kaynaklanan bir imkândır. Bunun sonucu olarak da sadece (e)

bendi uyarınca açılacak davalarda tazminat taleplerinin kabul edilmemesi veya

tazminatın yetersiz olması şeklindeki iddialar adil yargılanma hakkı kapsamında

bir kanun yolu şikâyeti olarak incelenebilir.

85. Sonuç olarak yakalama, gözaltı ve tutuklama

tedbirlerinin hukukiliğiyle bağlantılı olarak tazminat istemlerinin kabul

edilmediğinden veya hükmedilen tazminatın -ihlal edilen anayasal hak

dolayısıyla uğranılan zarara göre- yeteriz olduğundan bahisle Anayasa'nın 19.

maddesinin dokuzuncu fıkrası bağlamında tazminat hakkının ihlal edildiği

iddiasıyla yapılan bireysel başvurular yönünden başvuru yollarının usulünce

tüketildiğinin kabulü için başvuruya konu bu tedbirlerin kanuna (hukuka) aykırı

olduğunun esas itibarıyla (genel hatlarıyla da olsa) derece mahkemeleri önünde

tüm aşamalarda ileri sürülmesi gerekmektedir. Ayrıca anılan iddiaların derece

mahkemeleri önünde ileri sürüldüğünün fakat olağan kanun yollarından sonuç

alınamadığının, bir başka deyişle olağan başvuru yollarının usulünce

tüketildiğinin bireysel başvuru formunda da belirtilmesi ve buna ilişkin

olguların gösterilmesi gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi ancak bu koşullarda söz

konusu şikâyetin esasını inceleyebilir.

86. Bu ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde

başvurucunun terörle bağlantılı bir faaliyete katıldığı iddiasıyla başlatılan

soruşturma kapsamında gözaltına alındığı ve sonrasında terör örgütü üyeliği

suçundan tutuklandığı görülmektedir. Başvurucunun tutuklama kararına yönelik

itirazı aynı gün kabul edilmiş ve başvurucu iki günlük tutukluluk sürecinin

sonunda tahliye edilmiştir. Başvurucunun tahliyesine karar verilirken hakkında

düzenlenen bir sağlık raporuna da atıf yapıldığı görülmektedir. Başvurucu

hakkında çeşitli suçları işlediği iddiasıyla açılan davada ilk derece mahkemesi

tüm suçlar yönünden akıl hastalığı nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığına

karar vermiş; hüküm temyiz yolu tüketilmeksizin kesinleşmiştir.

87. Başvurucu, Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel

başvurusunda 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi uyarınca açtığı tazminat

davasının reddedilmesinin temel hak ve özgürlüklerini ihlal ettiği iddiasını

dile getirirken kendisiyle aynı davada yargılanan iki kişi hakkında terör

örgütü üyeliği suçundan beraat kararı verilmesine ve bu kişilerle arasında

delil durumu itibarıyla bir farklılığın bulunmamasına dayanmaktadır. Bu

bağlamda başvurucunun gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin haksız olduğu yönündeki

iddiası yargılama sonucunda verilen hükümlere dayandırılmıştır. Bunun dışında

başvurucunun anılan tedbirlerin hukuka aykırı olduğu yönünde bir iddiası

bulunmamaktadır. Nitekim 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi uyarınca açılan

davada da gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin haksız olduğu iddiasıyla tazminat

talep edilirken ceza davasında verilen hükümlerin dışında bu iddiaya dair bir

olgu ileri sürülmemiştir.

88. Somut olayda başvurucu hakkında hem gözaltı hem de

tutuklama tedbirine hükmedilmiştir. Anayasa Mahkemesi, yakalama ve gözaltına

alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun

incelendiği tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış da olsa 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve

diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Gülser Yıldırım

(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 92-100; Mehmet Hasan

Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, §§ 81-91). Buna

mukabil Anayasa Mahkemesi tutuklama tedbirinin hukuka aykırı olduğu iddiasıyla

asıl dava devam ederken tazminat davası açılmasının -Yargıtay kararlarına

atıfla- mümkün olmadığını tespit etmiş, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının (a) bendinde düzenlenen tazminat yolunun tüketilmesinin

gerekli olmadığı sonucuna varmıştır (Özlem Dalkıran [GK], B. No:

2017/35203, 21/1/2021, §§ 83, 84). Ancak koruma tedbirine konu davanın

kesinleşmesi hâlinde tutuklamanın hukukiliğine dayalı olarak 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi kapsamında tazminat

davası açılması mümkündür. Nitekim Anayasa Mahkemesi mahkûmiyet hükmünün

kesinleşmiş olması hâlinde başvurucuların tutuklamanın hukuka aykırı olduğu iddiasına

yönelik olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendi kapsamında tazminat davası açabileceğini belirtmiş ve mezkûr iddiayı

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmuştur (Reşat

Ertan, 2013/5700, 15/04/2015, § 26; Mehmet Emin Güneş, 2013/5707,

16/04/2015, § 29; Mecit Gümüş, 2013/9105, 25/6/2015, § 32; Ömer Köse,

2014/12036, 16/11/2016, § 34). Somut olayda da kesinleşmiş bir hüküm

bulunduğundan başvurucunun hem gözaltı hem de tutuklama tedbiri açısından5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde düzenlenen

tazminat yoluna başvurabilmesi mümkündür.

89. Ancak başvurucunun hak ihlali iddiasına konu gözaltı

ve tutuklama tedbirlerinin hukukiliğiyle ilgili olarak derece mahkemeleri

önünde 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi

kapsamında değil aynı fıkranın (e) bendi kapsamında bir dava açtığı

görülmektedir. Nitekim başvurucu, ilk derece mahkemesince kendisi yönünden

beraat kararı verilmemişse de davadaki diğer kişiler hakkında verilen

hükümlerden hareketle kendisinin de bu statüde kabul edilmesi gerektiğini öne

sürmektedir.

90. Yukarıda da açıklandığı üzere 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendinde düzenlenen tazminat davası

açma imkânı doğrudan Anayasa'nın 19. maddesinin ilk sekiz fıkrasındaki

güvenceleri karşılayan bir hak arama yolu değildir. Burada öngörülen tazminat

davası, haklarında yakalama veya tutuklama tedbirleri uygulanmakla birlikte

kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilen kişiler için kanundan

kaynaklanan bir zarar tazmin mekanizmasıdır. Dolayısıyla gözaltı veya tutuklama

tedbirlerinin hukukiliğine dair bir iddiayı dile getirmeden ve derece

mahkemelerinin bu yönde bir inceleme yapmalarına imkân sağlamadan yalnızca

kovuşturma sonucunda -kendisiyle aynı durumdaki kişiler hakkında- beraat kararı

verildiği iddiasıyla bir tazminat davası açan başvurucunun Anayasa'nın 19.

maddesinin dokuzuncu fıkrası bağlamındaki tazminat hakkı yönünden olağan başvuru

yollarını tüketmediği sonucuna varılmıştır.

91. Kaldı ki 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (e) bendinde düzenlenen tazminat davası açma imkânı,

haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen kişiler

bakımından mevcuttur. Başvurucu hakkında kovuşturma sonucunda isnat edilen tüm

suçlar bakımından akıl hastalığı nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığına

hükmedilmiştir. Kanuna uygun olarak yakalanan veya tutuklanan kişilerden kusur

yeteneğinin bulunmaması nedeniyle hakkında ceza verilmesine yer olmadığına

karar verilenlerin tazminat isteyemeyecekleri 5271 sayılı Kanun'un 144.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinde ifade edilmiştir (bkz. § 23).

Yargıtayın da kusur yeteneğini kaldıran hâller dolayısıyla ceza verilmesine yer

olmadığına karar verilen kişiler bakımından içtihadının da bu doğrultuda olduğu

görülmektedir (bkz. §§ 31, 32). Akıl hastalığının da kusur yeteneğini kaldıran

veya zayıflatan durumlardan biri olması nedeniyle derece mahkemelerinin

başvurucu hakkındaki karar ve uygulamalarında bir keyfîliğin bulunduğunu

söylemek mümkün değildir. Öte yandan 5271 sayılı Kanun’un 144. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (d) bendi kanuna uygun olarak yakalanan ve tutuklananlar

açısından geçerlidir. Kanuna aykırı yakalandığını veya tutuklandığını iddia

eden bir kişinin 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(a) bendi kapsamında tazminat davası açabilmesi mümkündür.

92. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine yönelik iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Zühtü ARSLAN ve Hasan Tahsin GÖKCAN bu görüşe

katılmamışlardır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA Zühtü ARSLAN ve Hasan Tahsin GÖKCAN'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun

yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 21/10/2021tarihinde

karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvuruya konu somut olayda iki gün tutuklu kalan

başvurucu % 70 oranında engelli olduğuna dair raporun sunulması sonucu serbest

bırakılmış, hakkında dava açılmış ve yargılama sonunda akıl hastalığı nedeniyle

ceza verilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir. Başvurucu, aynı davada

yargılanan diğer suça sürüklenen çocuklar hakkında beraat kararı verildiğini,

kendisi hakkında beraat değil ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verildiği

gerekçesiyle haksız gözaltı ve tutuklamaya dayalı tazminat talebinin

reddedildiğini belirterek, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Başvurucunun şikayeti, Mahkememiz çoğunluğu tarafından

başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez

bulunmuştur. Kararda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında kanuna uygun yakalama veya

tutuklamadan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı

verilen kişilerin açtıkları tazminat davalarının Anayasa’nın 19. maddesinin

dokuzuncu fıkrası kapsamında olmadığı ve somut olayda açılan davada CMK’nın

141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca yakalama veya

tutuklamanın kanuni şartlara aykırılığının ileri sürülmediği belirtilmiştir.

3. Çoğunluk görüşünün ilk bakışta Anayasa’nın 19.

maddesinin dokuzuncu fıkrası ile CMK’nın 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (e) bendinin lafızlarına uygun olduğu söylenebilir. Gerçekten de

Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası, maddede sayılan “esaslar

dışında bir işleme tabi tutulan”lar bakımından tazminat ödenmesini

öngörmekteyken, CMK’nın anılan hükmü “Kanuna uygun” yakalama veya

tutuklama sonrasında haklarında karar verilmesine yer olmadığı veya beraat

kararı verilenlere de tazminat imkânı getirmektedir. Dolayısıyla kanuna uygun

yakalama veya tutuklamaya rağmen soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığı

veya beraat kararı verilen kişilerin tazminat alabilmesinin “anayasal bir

güvence değil kanundan kaynaklanan bir imkân” (§ 84) olduğu söylenebilir.

4. Bununla birlikte, ilgili anayasal ve kanuni hükümlerin

lafzı somut başvuruya konu tazminat davalarını sırf bu nedenle (ipso facto)

Anayasa’nın 19. maddesi kapsamı dışında görmek için yeterli değildir. Her

şeyden önce belirtmek gerekir ki, çoğunluk görüşü “Kanuna uygun” olan

her yakalama ve tutuklama tedbirinin Anayasa’nın 19. maddesindeki güvencelere

de uygun olduğu varsayımına dayanmaktadır. Bu varsayımın mevcut kanuni

düzenlemeler bakımından doğru olduğu da söylenebilir. Ancak teorik olarak

bakıldığında, kanuna uygun görülen bir yakalama veya tutuklama anayasal

güvencelere aykırılık teşkil edebilir. Bu nedenle CMK’nın 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında açılan tazminat davalarının

Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının dışında kaldığını kategorik

olarak söylemek isabetli olmayabilir.

5. İkincisi ve daha önemlisi, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (Sözleşme) gibi Anayasa da temel hak ve hürriyetlere yönelik asgari

güvenceleri sağlamaktadır. Kanun koyucunun asgari anayasal teminatların ötesine

geçen güvenceler getirmesinin önünde herhangi bir engel bulunmamaktadır.

6. Somut olayda da kanun koyucu, Anayasa’da öngörülen

esaslara aykırılığı bir adım öteye taşıyarak, kanuna uygun olarak yakalanan

veya tutuklanan kişinin hakkında karar verilmesine yer olmadığı veya beraat

kararı verilmesi durumunda da tazminat talep edilebileceğini öngörmüştür.

Nitekim tam da bu nedenle Anayasa Mahkemesi “Kanun koyucu, Anayasa’nın 19/9

hükmünün sağladığı imkânları daha da genişletmiştir” demek suretiyle

CMK’nın 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca açılan

tazminat davalarını da Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası yönünden

incelemiştir (Hasan Akboğa, B.No: 2016/10380, 27/3/2019, § 68).

7. Üçüncüsü, Türk hukuk sisteminde CMK’nın 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında açılan tazminat

davalarında hukuka aykırılığın veya haksızlığın karine olarak

kabul edilmesidir. Başka bir ifadeyle, haklarında kovuşturmaya yer olmadığı

veya beraat kararı verilen kişiler hakkında uygulanmış olan yakalama, gözaltı

veya tutuklama tedbirlerinin karine olarak “haksız” veya “hukuka

aykırı” olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır.

8. Nitekim kararın “İlgili Hukuk” bölümünde atıf

yapılan kararların tamamında Yargıtay’ın yaklaşımının bu yönde olduğu

görülmektedir. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin yerleşik içtihadına göre bir kişi

hakkında kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilmesi durumunda

yakalama, gözaltı veya tutuklamanın hukuka aykırı olduğunun kabul edilmesi

ve tazminat ödenmesi gerekir. CMK’nın 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(e) bendi kapsamında yapılan tazminat taleplerinin reddine yönelik kararların

temyizinde Yargıtay 12. Ceza Dairesi, istikrarlı olarak “kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar verilmesi nedeniyle bu gözaltının hukuka aykırı olduğu”

ve “beraatle sonuçlanmış suça ilişkin olarak yapılmış olan tutuklamanın

haksız hale geldiği” şeklinde tespitler yaptıktan sonra farklı nedenlerle

davacılara tazminat ödenmemesini kanuna aykırı bulmuştur (ilgili kararlar için

bkz. §§ 24-32).

9. Bu noktada, çoğunluk kararında dile getirilen “tedbirin

haksız olduğu şeklinde bir tanımlama, tedbirin hukuka aykırı olduğu anlamına

gelmemektedir” (§ 82) görüşüne katılmak mümkün değildir. Bir tedbirin haksız

olması, onun hukuka aykırı olduğu anlamına gelir. Tıpkı hukuka aykırı

her işlemin haksız olması gibi. Esasen “hukuk” kelimesinin “hak”kın çoğulu

olduğu dikkate alındığında, bir tedbirin “hak-sız” olduğunun ileri

sürülmesinin aynı zamanda tedbirin “hukuk-suz” ya da “hukuka aykırı”

olduğunun ileri sürülmesi anlamına geldiği açıktır. Nitekim çoğunluk kararında

da atıf yapılan Yargıtay 12. Ceza Dairesinin konuya ilişkin kararlarında da bu

kavramların eş anlamlı olarak kullanıldığı görülmektedir. Yargıtay, CMK’nın

141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca açılan tazminat

davalarına konu yakalama veya tutuklamaları “hukuka aykırı” olarak

nitelediği gibi, kimi zaman da “tutuklamanın haksız hale geldiği” (§ 29)

veya “haksız tutuklama” sebebiyle tazminat ödenmesi gerektiği (§ 30)

şeklinde ifadeler kullanmaktadır.

10. Yargıtay’ın temel hak ve hürriyetlerin uygulama

alanını genişleten anılan içtihadının “kanunun lafzına aykırı olduğu”

gerekçesiyle reddedilmesini bireysel başvuruda benimsenen hak eksenli

yaklaşımla bağdaştırmak mümkün değildir. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru

yolunun kabul edilmesiyle birlikte Türk hukukunda temel hak ve hürriyetlerin

korunmasının nihai güvencesi haline gelmiştir. Bu nedenle yapılması gereken

Yargıtay’ın veya derece mahkemelerinin benimsedikleri hak eksenli yorumların “yanlış”

olduğunu söylemek değil, söz konusu yorumu veri olarak kabul edip yapılan

bireysel başvuruları Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında

karara bağlamaktır.

11. İnsan haklarının korunmasında ulusal üstü bir

niteliğe sahip olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tam da bunu

yapmaktadır. AİHM, Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasına paralel olan

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinin beşinci fıkrasını yorumlarken

beraatle sonuçlanan bir süreçte tutukluluğun “hukuka aykırılığı”

konusunu ulusal hukukun ve yargı makamlarının kabulü üzerinden

değerlendirmiştir. AİHM’e göre, bir kişinin beraat etmesi sonucuna bağlanan “otomatik”

tazminat uygulaması, tutuklamanın da mutlaka “hukuk aykırı” olduğu,

dolayısıyla şikayetin Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği

anlamına gelmez.

12. Bununla birlikte, Sözleşme’nin 5. maddesinin beşinci

fıkrası beraata bağlı “otomatik” tazminatın ulusal hukukta özgürlükten

mahrum bırakma tedbirlerinin hukuka aykırı olduğu şeklinde kabul edildiği

durumlarda uygulanabilir (bkz. Norik Poghosyan/Ermenistan, B.No:

63106/12, 22/10/2020,§ 34). Ayrıca AİHM'e göre, tazminata ilişkin Sözleşme

hükmü (m. 5/5) hukuka aykırı şekilde özgürlüğünden mahrum bırakılan kişinin

sadece maddi zararının değil, yaşanan acı, kaygı ve hüsrandan dolayı manevi

zararının da tazminini gerektirmektedir. (Norik Poghosyan/Ermenistan,

B.No: 63106/12, 22/10/2020,§ 38).

13. Yukarıda belirtilen Yargıtay kararları ışığında

AİHM’in bu değerlendirmelerinin Türk hukukunda kovuşturmaya yer olmadığı veya

beraat kararıyla sonuçlanan süreçte başvurulan yakalama, gözaltı veya tutuklama

tedbirleri bakımından da geçerli olduğunu söylemek yanlış olmaz.

14. Diğer yandan hukuka aykırı gözaltı veya

tutuklamalardan dolayı tazminat taleplerinin değerlendirilmesinde CMK’nın 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrası altındaki bentlerin iç içe geçtiği ve durumun

göründüğünden daha karmaşık olduğu anlaşılmaktadır. Bu noktada yargılama

sonunda verilen beraat kararının türü belirleyici olabilmektedir. Sözgelimi

CMK’nın 223. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendi kapsamında “yüklenen

fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması”, başka bir ifadeyle suçun

unsurlarının oluşmaması nedeniyle beraat eden birinin CMK’nın 141. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında açtığı tazminat davasının niteliği

farklılaşabilir. Bu durumda koruma tedbirlerine yönelik hukuka aykırılık

iddiasının anılan hüküm uyarınca açılacak tazminat davalarında mündemiç olduğu

söylenebilir.

15. Nitekim AİHM, Türkiye’ye karşı yapılan bir başvuruda

bir kısım başvurucular yönünden CMK’nın 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(e) bendi kapsamında açılan bir tazminat davasında verilen tazminat miktarının

yeterli olduğunu belirterek Sözleşme’nin 5. maddesi bağlamında “mağdur”

sıfatlarının kalmadığına karar vermiştir (Adıgüzel ve diğerleri/Türkiye,

B.No: 65126/09, 13/2/2018, § 32). Daha önemlisi AİHM, diğer bazı başvurucular

yönünden yaptığı değerlendirmede ise bunlar hakkında CMK’nın 223. maddesinin

(2) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca beraat kararı verilmesinin uygulanan

gözaltı tedbirinin hukuka aykırı olduğunun zımnen kabul edilmesi anlamına geldiğini

ve CMK’nın 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında

tazminat davası açabilecekleri halde bu yola başvurmadıkları gerekçesiyle iç

hukuk yollarını tüketmediklerine karar vermiştir (Adıgüzel ve

diğerleri/Türkiye, §§ 36-37).

16. Bunun yanında, uygulamada tazminat davalarının

sıklıkla CMK’nın 141. maddesinin herhangi bir fıkrasına ya da bendine atıf

yapılmadan, genel anlamda “haksız yere” hürriyetlerinden mahrum

bırakıldıkları gerekçesiyle davaların açıldığı anlaşılmaktadır. Somut olayda da

başvurucu dava dilekçesinde “haksız yere gözaltında ve tutuklulukta kalmış”

olduğunu belirterek “haksız bir şekilde tutuklanmasının, yaşadığı ruhsal

sıkıntı ve çektiği elem ve ıstırabın, hakkaniyete uygun manevi tazminat miktarı

belirlenirken göz önüne alınmasını” talep etmiştir. Derece mahkemesi ise

CMK’nın 144. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi uyarınca başvurucu

hakkında ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verildiğinden tazminat

talebinde bulunamayacağını belirterek davayı reddetmiştir.

17. Bu nedenle yapılması gereken, kategorik bir

değerlendirmeyle hüküm kapsamındaki davaların Anayasa’nın 19. maddesinin

dokuzuncu fıkrası kapsamında olmadığı sonucuna ulaşmak değil, başvurunun

esasını incelemek ve bu bağlamda ilgili kanun hükmünden (CMK, m. 144/1-d)

kaynaklanan bir ihlal olup olmadığını değerlendirmek olmalıydı.

18. Çoğunluk bunun yerine -çelişkiye düşme pahasına- bir

yandan CMK’nın 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında

açılan tazminat davalarında “hukuka aykırılık” değerlendirmesi

yapılamayacağını belirtmiş, diğer yandan da başvurucunun açtığı davada

tutuklanmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmediği için başvuru yollarını

tüketmediği sonucuna ulaşmıştır. Çoğunluğa göre anılan hüküm uyarınca açılan

davalarda kişilerin yakalama veya tutuklamanın “hukuka aykırı olduğunu ileri

sürmeleri gerekmediği gibi derece mahkemelerinin de anılan tedbirlerin hukuka

uygunluğu konusunda bir belirleme yapmaları söz konusu değildir” (§ 82).

19. Bu durumda CMK’nın 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (e) bendi kapsamında açılan tazminat davalarında, başvurucudan ya

etkili olmayan bir yolun tüketilmesi ya da “göstermelik” olarak her

durumda açıkça CMK’nın 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi

uyarınca da tazminat talep etmesi beklenmektedir. Bu yaklaşımın sorunu

çözmeyeceği, CMK’nın 141. maddesi bağlamında yaşanan kafa karışıklığını daha da

artıracağı açıktır.

20. Son olarak çoğunluk kararında “Kaldı ki” diye

başlayan son paragrafta yer alan açıklamalara da katılmadığımı belirtmek

isterim. Çoğunluk, başvurucunun CMK’nın 144. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(d) bendi uyarınca kusur yeteneği bulunmaması nedeniyle hakkında ceza

verilmesine yer olmadığına karar verilen kişiler kapsamında olduğunu,

dolayısıyla kanuna uygun olarak yakalanan veya tutuklanan kişilerden olup

tazminat isteyemeyecekler arasında bulunduğunu belirtmiştir. Çoğunluğun

ulaştığı sonuç şudur: “Akıl hastalığının da kusur yeteneğini kaldıran veya

zayıflatan durumlardan biri olması nedeniyle derece mahkemelerinin başvurucu

hakkındaki karar ve uygulamalarında bir keyfiliğin bulunduğunu söylemek mümkün

değildir.” (§ 91).

21. Kuşkusuz Anayasa Mahkemesi başvurunun esasını

inceleyerek böyle bir sonuca ulaşabilirdi. Hatta söz konusu değerlendirme başvurunun

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunmasının gerekçesi

de olabilirdi. Ancak başvuru yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul

edilemez bulunan bir başvuruda “kaldı ki” ile başlasa bile bu şekilde

bir değerlendirmenin yapılması doğru olmayabilir. Zira bu değerlendirmeler, “somut

başvuruda başvuru yolları tüketilmiş olsaydı bile başvurucunun kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine karar verilecekti” şeklinde

yorumlanmaya müsaittir.

22. Kaldı ki, bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesinin

görevi bir idari veya yargısal işlemin/kararın kanuna uygun olup olmadığını ve

bu anlamda “keyfilik” içerip içermediğini belirlemekle sınırlı değildir.

Bazı durumlarda ihlalin bizatihi kanunun uygulanmasından kaynaklanabileceği dikkate

alındığında, değerlendirilmesi gereken husus başvurucunun akıl hastası olması

nedeniyle hakkında verilen ceza verilmesine yer olmadığına dair karar nedeniyle

tazminat talebinin reddedilmesi şeklindeki uygulamanın -kanuna dayanmakla

birlikte- anayasal hak ve hürriyetlerin ihlaline sebep olup olmadığıdır.

Tazminat talebi bakımından ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın beraat

kararından farkı, derece mahkemesi tarafından başvurucu hakkında karar

verilirken Türk Ceza Kanunu’nun akıl hastalarına yönelik hükümlerinin nasıl

uygulandığı, bu bağlamda başvurucuya atfedilen fiilin sübutunun tartışılıp

tartışılmadığı gibi hususlarda hiçbir inceleme ve değerlendirme yapmadan derece

mahkemelerinin başvurucu hakkındaki kararlarında keyfiliğin bulunmadığı sonucuna

ulaşmak kolay değildir.

23. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesinin kategorik bir

değerlendirme yaparak, daha önce Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası

kapsamında gördüğü başvuruları kapsamdan çıkarması isabetli değildir. Diğer

yandan bu kararla birlikte Anayasa Mahkemesinin önceki içtihadı doğrultusunda,

CMK’nın 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında açılan

tazminat davalarında dava açıp tazminat alamayan veya aldıkları tazminatı

yetersiz bulanların muhtemel zararlarını giderecek bir yol kalmamaktadır.

Dahası Mahkememizin başvuru yollarının tüketilmediği gerekçesiyle verdiği kabul

edilemezlik kararı uygulamada sorunu çözmeyecek, (e) bendine göre dava

açanların aynı zamanda 141. maddenin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi kapsamında

da kanuna aykırı şekilde gözaltı veya tutuklamaya maruz kaldıklarını ifade

etmeleriyle davalar devam edecektir.

24. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine yönelik şikayetinin kabul edilebilir olduğunu

düşündüğümden çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Selahaddin MENTEŞ

Basri BAĞCI

İrfan FİDAN

Raportör

:

Yusuf Enes KAYA

Başvurucu

:

Eyyüp GÜNEŞ

Vekili

:

Av. Sevil ARACI BEK

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Anayasanın 19. maddesinin 9. fıkrasında kural olarak,

aynı maddedeki güvencelere aykırı biçimde yapılan özgürlüğe müdahalelere karşı

bir telafi güvencesi öngörülmektedir. Bu şekilde hak ihlalinden doğan

mağduriyetin tazminat boyutuyla giderilmesi de amaçlanmaktadır. Fakat 9.

fıkradaki güvence yalnızca önceki fıkralarda yer alan esaslara (güvencelere)

aykırı işlemleri kapsamaktadır. Diğer bir ifadeyle hukuka uygun koruma

tedbiri işlemleri kural olarak anayasal güvence kapsamına

girmemektedir. Fakat iç hukukumuzda yer alan 5271 sayılı CMK’nın 141/1-e madde

ve bendinde “Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra

haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen”

kişilerin de Devletten maddi ve manevi zararlarını isteyebilecekleri kabul

edilmiştir.

2. Kanundaki bu düzenleme uyarınca tazminata

hükmedilebilmesi için kişilerin haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya

beraatlerine karar verilmesi yeterlidir. Başka deyişle ilgili mahkemenin,

kişiler hakkındaki yakalama veya tutuklamanın hukuka uygunluğunu incelemesi

gerekli değildir. Kanun koyucunun bu düzenleme ile amacı, kişi hukuka uygun

olarak yakalanıp tutuklanmış olsa dahi, yapılan soruşturma veya yargılama

sonunda beraat etmişse, adli kamu yararı amacıyla kişi hakkına yapılan müdahale

dolayısıyla neden olunan maddi ve manevi kayıpların telafi edilmesini

sağlamaktır. Kanun koyucunun, örneğin mevcut deliller karşısında dava açılması

durumunda beraatle sonuçlanması muhtemel bir soruşturmada tutuklama tedbirine

başvurulmaması icap edeceğini, bununla birlikte yargısal faaliyete ilişkin kamu

yararı gereği böyle bir işlem yapılmışsa hakkaniyet düşüncesiyle kişinin

zararlarının tazmin edilmesi gerektiğini kabul ettiği anlaşılmaktadır. Öte

yandan Kanun koyucunun bir anlamda sonuçtan hareketle yapılan işlemlerin yersiz

bir müdahale olabileceği karinesinden hareket ettiği de söylenebilir. Nitekim

anılan (e) bendinin uygulanmasına ilişkin Yargıtay kararlarında, kanuna uygun

tutuklama yapılsa dahi kişi hakkında örneğin beraat kararı verildiğinde bu

işlemin hukuka aykırı hale geldiği ifade edilmektedir (bkz. kararın

ilgili hukuk kısmındaki Y. 12.CD.nin emsal kararları. Örneğin; …beraatine

hükmedilmesi nedeniyle bu gözaltının hukuka aykırı olduğu …”; 12.CD. 4.5.2016,

2015/11001 – 2016/7842).

3. Konuya belirttiğimiz yönüyle bakıldığında kovuşturmaya

yer olmadığı veya beraat kararıyla sonuçlanan bir soruşturmayla ilgili

yakalama, gözaltı ve tutuklama işleminin iç hukukumuzda bir anlamda sonucundan

hareketle haksız işlem olarak kabul edildiği değerlendirilebilir. Aksi durumda

hukuka uygun bir gözaltı veya yakalama işlemi nedeniyle tazminat verilmesi

yolundaki davalar adil yargılanma hakkı yönünden medeni hak kapsamında

incelebilir ise de gerek Sözleşmenin 5. maddesi, gerekse Anayasanın 19/9.

maddesi kapsamına girmeyeceği için AYM’nin konu bakımından yetkisi dışında

kalacağı sonucuna ulaşılabilir. Bununla birlikte bu konuda mevzuatını CMK

141/1-e bendi gibi düzenlediği anlaşılan Ermenistan hakkındaki bir kararda AİHM

de sonuçta Ermenistan iç hukukunda beraatle sonuçlanan tutukluluğun sonucu

itibarıyla hukuka aykırı kabul edilmiş oluşundan hareketle, hukuka uygun

tutuklama dolayısıyla tazminat yolunun Sözleşmenin 5. maddesinin güvencesi

kapsamında kaldığına karar vermiştir (bkz. Norig Pogosyan/Ermenistan, B. No:

63106/12, 22.10.2020, par. 33-36). Benzer yaklaşımın AYM tarafından da

benimsenebileceği değerlendirilmelidir. Nitekim AYM daha önce verdiği bir

kararda, hukuka uygun yakalama, gözaltı ve tutuklama kararları sonrasında

CMK’nın 141/1-e maddesi uyarınca açılan davalara ilişkin başvuruların da

Anayasanın 19/9. maddesinin güvencesi içerisinde olduğuna karar vermiştir (bkz.

Hasan Akboğa, B. No: 2016/10380, 27.3.2019, par. 49, 68). Sonraki başvurularda

da bu yaklaşım korunmuştur. İncelenen başvuru bakımından da Mahkememizin önceki

kararından ayrılmayı gerektiren bir husus bulunmamaktadır. Bu nedenle

başvurunun esasının incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi

gerekmektedir.

4. Diğer taraftan somut olayda başvuran hakkında 2911

sayılı Kanuna aykırılık, örgüt adına suç işlemek ve örgüt propagandası yapmak

suçlarından açılan dava sırasında dosyada mevcut rapora dayanılarak akıl

hastası olması nedeniyle TCK’nın 32/1. ve CMK’nın 223/3-a maddeleri uyarınca

ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmiştir. Başvuranın CMK’nın 141.

maddesi kapsamında gözaltında tutulması dolayısıyla açtığı tazminat davası ise

aynı Kanunun 144/1-d maddesi gereği, verilen kararın ceza verilmesine yer

olmadığı kararı olması dolayısıyla reddedilmiştir. Fakat başvuran tarafından

açılan bu davada kendisinin de aynı davada beraat eden diğer sanıklar gibi

beraat etmesi gerektiğini belirterek tazminat talep ettiği anlaşılmaktadır.

Başka deyişle başvuranın talebi CMK’nın 141/1-e yönüyle incelenmelidir. Elbette

Kanunun 144/1-d maddesi karşısında kural olarak başvurucu hakkında ceza

verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi bu incelemeye imkân vermemektedir.

5. Bununla birlikte başvuran hakkındaki Adana 2. Ağır

ceza Mahkemesinin kararında TCK’nın 32. maddesine aykırı olarak, fiilin sübutu

hakkında bir değerlendirme yer almamıştır. Yargıtay’ın istikrarlı

içtihatlarında vurgulandığı üzere akıl hastalığı nedeniyle TCK’nın 32. ve 57.

maddelerinin uygulanabilmesi için fiilin sübutunun ve suç vasfının tartışılıp

belirlenmesi zorunludur (bkz. CGK 15.4.2008, 1-22/80; CGK 19.6.2018,

16-237/298; 4.CD. 9.7.2019, 2324/12872). Başka deyişle başvuranın fiili

işlemediği sonucuna varılırsa beraat kararı verilmesi zorunludur. Böyle bir

durumda tazminat davasının salt CMK’nın 144. maddesi gerekçe gösterilerek

reddedilmesi özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin Anayasanın 19/9. maddesindeki

güvenceye aykırı olacaktır. Anılan güvencenin etkili olabilmesi için tazminat

davasına bakan ağır ceza mahkemesinin, sübutu tartışmadan verilip kesinleşen

ceza verilmesine yer olmadığı kararlarında sübut incelemesi yapması gerekir.

Öte yandan elbette Kanuna uygun şekilde delil değerlendirmesi yapıldıktan sonra

sanığın fiili işlediği tespitiyle verilen kararlarda böyle bir inceleme

yapılmasına gerek kalmaksızın CMK’nın 144/1-d maddesi doğrultusunda ret kararı

verilmelidir.

6. Çoğunluk gerekçesinde ise CMK’nın 141/1-e madde ve

bendindeki düzenlemeye dayalı olarak açılacak tazminat davasının Anayasanın

19/9. maddesinin güvencesi kapsamında olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (par. 90).

Bu gerekçeye göre ancak tutuklamanın hukuka aykırılığına dayalı olarak bir

tazminat istemi üzerine bireysel başvuruda bulunulabilecektir. Fakat bu

yaklaşım kabul edildiğinde dahi özgürlük ve güvenlik hakkı yönünden meselenin

konu bakımından yetki yönünden değerlendirilmesi gerekirken başvuru yollarının

tüketilmemesi sonucuna ulaşılması da ayrı bir çelişki arzetmektedir.

Sonuç olarak incelenen olayda başvurunun esasının

incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşıoy

kullandım. Başkan Zühtü ARSLAN Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2017/28308, 21 Ekim 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Ceza Davası
  10. B. Tazminat
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. A. Ulusal Hukuk
  14. B. Uluslararası
  15. V. İnceleme Ve
  16. Gerekçe
  17. A. Genel
  18. B. Adli Yardım
  19. C. Kişi
  20. B. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine
  21. C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  22. Karşıoy Gerekçesi
  23. M. Emin KUZ
  24. Karşıoy Gerekçesi
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2017/28308
Tarih
21 Ekim 2021

İlgili Kararlar

  • Ahmet Yavaşer Başvurusu (B. No: 2018/1879)
  • Refike Gündüz Başvurusu (B. No: 2018/30809)
  • Ümmügülsüm Salgar Başvurusu (B. No: 2016/12847)
  • Göktürk Kurt ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/19177)
  • Gamze Şuay Başvurusu (B. No: 2018/34979)
  • Abdulvahap Aydemir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/73196)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.