İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

F.a. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/1640)

1. Başvuru; zorunlu askerlik hizmeti sırada meydana gelen

Başvuru No2016/1640Tarih11 Mart 2020Okuma27 dk · 5.467 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm F.A. Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
11 Mart 2020
Başvuru Numarası
2016/1640
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.467 kelime·27 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; zorunlu askerlik hizmeti sırada meydana gelen

ölümden dolayı açılan tam yargı davasında hükmedilen manevi tazminat miktarının

yetersiz olması, maddi tazminat miktarında ise gerekçesiz bir şekilde indirim

yapılması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/1/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. İ.A. başvurucu F.A.nın oğlu, diğer başvurucuların ise

kardeşidir.

9. İ.A. 18/11/2009 tarihinde karın ağrısı şikâyetiyle Başakşehir

Devlet Hastanesine müracaat etmiş,

"akut apandisit" ön tanısı ile ameliyata alınmış ve

yapılan ameliyatın ardından 20/11/2009 tarihinde taburcu edilmiştir. İ.A.ya bir

hafta sonra kontrole gelmesi tavsiye edilmiştir.

10. İ.A.dan çıkarılan apandisit üzerinde yaptırılan patolojik

inceleme sonucu tanzim edilen 9/12/2009 tarihli raporda, parçada tümör

bulunduğu ve bunun da vücuda yayıldığı tespit edilmiştir. Ancak Başakşehir Devlet

Hastanesi tarafından İ.A.ya herhangi bir bilgilendirme yapılmadığı gibi İ.A.nın

da kontrole gittiği sağlık dosyasından tespit edilememiştir.

11. İ.A. askere katılmak üzere son yoklamasını yaptırmış ve

sağlık durumunun "AA- A grubu

arızalı" olduğu belirtilmiş, 7/9/2009 tarihinde askerliğe

elverişli olduğuna dair rapor verilerek sevk belgesi düzenlenmiştir.

12. İ.A. 16/9/2010 tarihinde Bilecik Jandarma Er Eğitim Tugay

Komutanlığında vatani görevini ifa etmeye başlamıştır.

13. 29/9/2010 tarihinde rahatsızlanan İ.A., birlik revirinde miyalji ve tinea versicolor teşhisleri ile tedavi görmüş ve kendisine

ilaç reçete edilmiştir. 6/10/2010 tarihinde yine birlik revirinde üriner enfeksiyon teşhisi ile tedavi

gördükten sonra kendisine antibiyotik ve ağrı kesiciden oluşan bir serum

verilmiştir.

14. Karın ağrısı şikâyetini dile getiren İ.A. temaruzda

bulunduğu gerekçesiyle revire çıkarılmamış, hastaneye sevki sağlanmamıştır.

Tanık anlatımlarına göre üstleri İ.A.nın eğitimden kaçma düşüncesiyle hareket

ettiğini, buna gerekçe olarak da rahatsızlığını ileri sürdüğünü düşünerek

eğitime katılmak istemeyen, revire veya hastaneye sevkini talep eden İ.A.nın

özellikle karın bölgesine tekme ve yumrukla vurmak suretiyle İ.A.yı

darbetmişlerdir.

15. İ.A.nın 31/10/2010 tarihinde rahatsızlanarak bayılmasının

ardından revire kaldırılmış, revirde tahta

karın bulgusunun tespiti üzerine önce Bilecik Devlet Hastanesine,

sonra Eskişehir Asker Hastanesine, oradan da Osmangazi Tıp Fakültesi

Hastanesine (Tıp Fakültesi Hastanesi) götürülmüş ve acil olarak ameliyata

alınmıştır. Kendisine gastrointestinal

stromal tümör (GİST) teşhisi konulan İ.A., 12/11/2010 tarihine

Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisine (GATA) sevk edilmiş ve tedavisine burada

devam edilmiştir.

16. 25/11/2010 tarihinde altı ay hava değişimi ve kemoterapi

raporu ile GATA'dan taburcu edilen İ.A. hava değişiminde iken rahatsızlanmış,

bunun üzerine Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırmalı Uygulama Hastanesine

kaldırılmış, ardından 16/12/2010 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

A. Olayla İlgili Tam

Yargı Davası Süreci

17. İ.A.nın annesi başvurucu F.A. ile babası Met.A.nın vekili

tarafından Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Asliye Hukuk Mahkemesi)

Jandarma Genel Komutanlığı (İdare) aleyhine maddi ve manevi tazminat davası

açılmıştır.

18. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16/10/2012 tarihinde görevsizlik

kararı vermesi üzerine aynı taleplerle bu defa Askerî Yüksek İdare Mahkemesi

(AYİM) İkinci Dairesinde tam yargı davası açılmıştır.

19. Anılan davada başvurucu F.A. ve M.A.nın mirasçıları

sıfatıyla diğer başvurucular, hakkında "Askerliğe

elverişlidir" raporu verilen İ.A.ya askerlik görevinin ifası

sırasında bazı rütbeli personel tarafından kötü muamelede bulunulduğunu,

rahatsızlığına rağmen revire çıkarılmadığını, teşhis ve tedavide gecikildiğini,

bu şekilde İ.A.nın ölümüne neden olunduğunu belirterek idareden maddi ve manevi

tazminat talebinde bulunmuşlardır.

20. AYİM İkinci Dairesi (Mahkeme) tarafından ölümün meydana

gelmesinde idari mercilerin ve sağlık hizmeti veren birimlerin kusurlarının

bulunup bulunmadığının, rahatsızlığın oluşum ve ilerlemesinde nelerin etkili

olduğunun tespiti açısından bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.

21. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroentroloji Ana Bilim

Dalında görevli öğretim üyelerinden oluşan bilirkişiler tarafından düzenlenen

23/6/2014 tarihli bilirkişi raporunda özetle şu tespitlere yer verilmiştir:

i. GİST bünyesel bir hastalık olup hastalığın başlamasında ve

ortaya çıkmasında askerliğin bir etkisi yoktur.

ii. Apandisit ameliyatının yapıldığı 2009 yılında da hastalık

muhtemelen mevcuttur ve ameliyatın asıl sebebi aynı tümör olabilir. Ameliyat

sonrası çıkarılan parçanın patolojik incelemesi yapılmadığından hastalığın

tanısı konulamamış ve dolayısıyla gerekli ve doğru tedavi uygulanmasındaki

gecikme bu tarihte başlamıştır.

iii. Bu tür küçük tümörler askerliğe alma sırasındaki fiziki

muayenede saptanamayabilir.

iv. Altı saatten uzun süren karın ağrısı şikâyetlerinde

hastaların hayatı tehdit eden akut batın hastalıkları riski nedeniyle tetkik ve

tedavilerinin yapılabileceği hastanelere sevki gerekir. Ancak İ.A.nın en az

yirmi gün süren karın ağrılarına rağmen yapılması gerekenler ve hastaneye sevki

yapılmamıştır.

v. İ.A.nın hastaneye sevk edilmesindeki gecikmeler ve karnına

aldığı darbeler hastanın klinik tablosunun kötüleşmesine ve olumsuz şartlarda

ameliyata girmek zorunda kalmasına neden olmuştur.

vi. 31/10/2010 tarihinde hastaneye yapılan sevkin ardından

gerekli tetkik ve tedaviler uygun bir şekilde yapılmıştır.

22. Mahkeme ayrı bir bilirkişi incelemesiyle de başvurucuların,

ölüm olayından kaynaklanan maddi tazminat hak edişlerini hesaplattırmıştır.

12/1/2015 tarihli bu bilirkişi raporunda; İ.A.nın %60 bünyesel zayıflığı

dikkate alınarak ilk başvurucunun 38.054 TL, diğer başvurucuların her birinin

ise 340 TL maddi tazminat hak edişlerinin bulunduğu belirtilmiştir.

23. Anılan bilirkişi raporlarına başvurucular vekili tarafından

itiraz edilmiş ise de Mahkeme raporların ilmi verilere, yerleşmiş içtihatlara

ve Mahkeme tarafından kabul edilen kıstaslara uygun olduğunu belirterek

raporlar doğrultusunda uygulama yapılmasına karar vermiştir.

24. Yapılan yargılama neticesinde Mahkeme 11/3/2015 tarihli

kararıyla tüm kusur durumları dikkate alınarak başvurucu F.A.ya 38.054 TL

maddi, 6.000 TL manevi tazminat ödenmesine, diğer başvurucuların her birine 340

TL maddi, 2.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.

25. Mahkeme 11/3/2015 tarihli kararında;

i. İ.A.nın ölümüne görevli personelin değişik zamanlarda küfür

ve hakaret etmesinin, müessir fiilde bulunmasının dolaylı olarak etkisinin

bulunduğu,

ii. Sağlık hizmeti veren idari birimlerin teşhis ve tedavide

gecikme ve ihmallerinin olduğu,

iii. Ölüm olayının meydana gelmesinde idarenin anılan hizmet

kusuru yanında İ.A.nın bünyesel zayıflığının da etkisi bulunduğu

gerekçelerine dayanmıştır.

26. Anılan karara karşı karar düzeltme yoluna başvurulmuştur.

27. Karar düzeltme talebini inceleyen Mahkeme 11/11/2015 tarihli

kararıyla 11/3/2015 tarihli kararın vekâlet hükmüne ilişkin kısmını kaldırarak

yeniden hüküm kurmuş, maddi ve manevi tazminata ilişkin hüküm kısımlarının ise

aynen uygulanmasına karar vermiştir.

28. Anılan nihai karar 29/12/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

29. Başvurucular 26/1/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

B. Olayla İlgili Olarak

Yürütülen Ceza Soruşturması Süreci

30. Başvurucular, İ.A.nın askerlik süresi boyunca kötü muameleye

maruz kaldığı, hastalığına rağmen revire çıkarılmadığı, hastaneye sevkinin

sağlanmadığı, gecikme ve ihmaller neticesinde de İ.A.nın hayatını kaybettiği

iddiaları ile ilgili olarak 6/4/2011 tarihli dilekçe ile idareye başvurmuş;

yapılan idari tahkikatın ardından sorumlular hakkında soruşturma emri verilmesi

üzerine Hava Kuvvetleri Komutanlığı Muharip Hava Kuvveti ve Hava Füze Savunma

Komutanlığı Askerî Savcılığı (Askerî Savcılık) tarafından soruşturma

başlatılmıştır.

31. Yürütülen soruşturma neticesinde Askerî Savcılık iddianame

ile sorumluların işkence suçundan cezalandırılmaları talebiyle Muharip Hava

Kuvveti ve Hava Füze Savunma Komutanlığı Askerî Mahkemesinde (Askerî Mahkeme)

kamu davası açmıştır.

32. 5/11/2014 tarihli iddianamede şüpheliler J.Baş Çvş. B.B.,

J.Kd.Çvş.İ.Ç., J.Kd. Çvş. M.T., Uzm.J.V. Kad.Çvş. Y.K., Uzm.J.III. Kad.Çvş.

B.Ü., Uzm.J.II. Kad.Çvş. H.T.nin müteveffaya karşı gerçekleştirmiş oldukları

yerde sürünme cezası verme, hakaret, vurma gibi eylemlerinin müteveffanın

ruhsal ve bedensel olarak acı çekmesine sebep olduğu belirtilmiştir.

İddianamede ayrıca insan onuruyla bağdaşmayan anılan eylemlerin toplu eğitim

faaliyetleri sırasında gerçekleştirilmesi sebebiyle müteveffanın aşağılanmasına

neden olduğu, şüphelilerin belli bir süreç içinde sistematik olarak eylemlerine

devam ettikleri, şüpheli J.Üstğm.V.K.nın ise diğer şüphelilerin

gerçekleştirdikleri sistematik eylemlere müdahalede bulunmayarak işkence suçuna

ihmali davranışla katıldığının tanık ifadeleri, idari tahkikat raporu, doktor

raporları ile sübuta erdiği değerlendirilmiştir.

33. Askerî Mahkeme, işkence suçunun askerî bir suç olmadığı gibi

askerî suça bağlı bir suç da olmadığı, dolayısıyla bu suçtan yargılama yapma

görevinin askerî mahkemelerin görev alanına girmediği gerekçesiyle 29/12/2014

tarihinde görevsizlik kararı vermiştir.

34. Anılan görevsizlik kararı Askerî Yargıtay 3. Dairesinin

2/6/2015 tarihli kararıyla bozularak dosya yeniden Askerî Mahkemeye

gönderilmiştir.

35. Askerî Mahkemenin 17/11/2016 tarihinde söz konusu davanın

adli yargının görev alanında girdiği gerekçesiyle yeniden görevsizlik kararı

vererek adli yargıya gönderdiği dosya Bilecik Ağır Ceza Mahkemesinin (Ağır Ceza

Mahkemesi) E.2017/450 sırasına kaydedilmiştir.

36. Ağır Ceza Mahkemesi 24/10/2019 tarihli celsede bir sonraki

duruşmanın 4/2/2020 tarihine bırakılmasına karar vermiş olup yargılama henüz

neticelendirilmemiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

37. İlgili hukuk için bkz.

Bağı Akay ve diğerleri, B. No: 2014/5101, 22/6/2017, §§ 26-37.

38. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23/6/2004 tarihli ve

E.2004/13-291, K.2004/370 sayılı kararının manevi tazminata ilişkin kısmı

şöyledir:

“...Manevi tazminat, gelişmiş ülkelerde artık

eski kalıplarından çıkarılarak caydırıcılık unsuruna da ağırlık verilmektedir.

Gelişen hukukta bu yaklaşım, kişilerin bedenine ve ruhuna karşı yöneltilen

haksız eylemlerde veya taksirli davranışlarda tatmin duygusu yanında

caydırıcılık uyandıran oranlarda manevi tazminat takdir edilmesi gereğini

ortaya koymakta; kişi haklarının her şeyin önünde geldiğini önemle

vurgulamaktadır. Bu ilkeler gözetildiğinde; aslolan insan yaşamıdır ve bu

yaşamın yitirilmesinin yakınlarında açtığı derin ızdırabı hiçbir değerin telafi

etmesi olanaklı değildir. Burada amaçlanan sadece bir nebze olsun rahatlama

duygusu vermek; öte yandan da zarar veren yanı da dikkat ve özen göstermek

konusunda etkileyecek bir yaptırımla, caydırıcı olabilmektir...”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

39. Mahkemenin 11/3/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları

40. Başvurucular; yakınları İ.A.nın askerî eğitim ve spor

sırasında karın ağrısı çekmesine rağmen bazı rütbeli personelin İ.A.nın

eğitimden kaçmak istediğini düşünerek ona onur kırıcı sözler söylediğini, yerde

sürünme cezası verdiğini, karın bölgesine yumrukla, tekmeyle vurmak suretiyle

kötü muamelede bulunduğunu, tüm bunlar neticesinde sorumlular hakkında işkence

suçundan iddianame düzenlenmiş ise de duydukları acı ve üzüntüyü kısmen de olsa

karşılayacak manevi tazminatın makul bir seviyede belirlenmediğini ileri

sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

41. Başvuru formu ve ekindeki belgelerden kötü muamele

iddialarının İ.A. hayatta iken İ.A.nın kendisi veya başvurucular tarafından

yetkili makamlara bildirildiği hususundaki belirsizlik de dikkate alınarak

anılan iddiaların Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir. Bu maddeyle herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkı güvence altına alınmıştır. Maddenin üçüncü fıkrasında kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye

tabi tutulamayacağı düzenlenmiştir. Anılan fıkrayla özel olarak insan onurunun

korunması amaçlanmıştır (Cezmi Demir ve

diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).

42. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası

kapsamında değerlendirilebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekir. Başvurucuların ileri sürdüğü eylemlerin meydana getirdiği

fiziksel ve ruhsal etkiler, süresi ve yoğunluk derecesi gibi unsurlar birlikte

değerlendirildiğinde eylemlerin askerlik mesleğinin doğasından kaynaklanan

zorluklardan ve bu zorluklara alıştırmaktan öte olduğu anlaşılmış ve bu

iddiaların Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında

değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır (Ümit Ömür Salar, B. No: 2014/187, 23/3/2017, § 50; Bayram Tuğrul Yıldırım ve Hasan Yıldırım;

B. No: 2014/5280, 24/5/2018, § 77).

43. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucuların bireysel başvuru konusu şikâyetlerini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip oldukları bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurularını takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olmaları gerekir (İsmail Buğra

İşlek, B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

44. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak

ve Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna

ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa'nın 17. maddesi -"Devletin temel amaç ve görevleri"

kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili

bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların

belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013 §

25).

45. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma

türünün bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin

yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak

tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana

gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa'nın 17. maddesi

gereğince devletin ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai

soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülen idari

ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi kötü

muamele yasağının ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için

yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 55).

46. Başvurucuların şikâyetleri açısından maddi olayın ortaya

çıkarılması, olayda sorumluluğu bulunanların tespiti ve cezalandırılması

şeklinde makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek

nitelikte olan yolun, etkili bir ceza soruşturması yürütülmesi olduğu

anlaşılmaktadır (Zeki Güngör, B.

No: 2013/8491, 31/3/2016, § 40).

47. Devletin etkili soruşturma yükümlülüğü kapsamında işkence

veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli, kesin belirtiler mevcut olduğunda

müdahale üçüncü kişilerden gelmiş olsa ve şikâyet ya da ihbar yapılmasa bile

resen soruşturma açılmasının sağlanması gerektiği açıktır (Tahir Canan, § 25). Bununla birlikte

devletin sahip olduğu resen soruşturma yükümünü yerine getirmemesi, bireysel

başvuru yolunun ikincil niteliği gereği başvurucuların sahip olduğu iddialarını

idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletme yükümlülüğünü ortadan

kaldırmamaktadır (Zeki Güngör, §

42).

48. Zorunlu askerlik hizmetini ifa eden İ.A.nın darbedilmek,

hakarete uğramak ve sürünme cezası gibi cezalarla cezalandırılmak suretiyle

fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kaldığı iddiaları karşısında maddi olayın

aydınlatılması ve olası cezai sorumluluğun belirlenmesi konusunda etkili yolun

ceza soruşturması olduğu değerlendirilmektedir (Zeki Güngör, § 44; Ömer

Aktaş, B. No: 2014/14915, 21/9/2016, § 39; N.T.U. ve N.T., B. No: 2014/4372,

19/12/2017, § 28).

49. Somut olayda kötü muamele iddiaları üzerine Askerî Savcılık

tarafından soruşturma başlatılıp sorumluların

işkence suçundan cezalandırılmaları talebiyle kamu davası açıldığı

ve yargılamanın Ağır Ceza Mahkemesinde devam ettiği anlaşılmıştır. Bu nedenle

kötü muamele iddialarının -bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği- bu

aşamada Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmiştir.

50. Neticede başvurucuların hukuk sisteminde mevcut yargısal

yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

51. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Yaşam Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

52. Başvurucular; yakınları olan İ.A.nın askere alınmadan önce

tam ve yeterli bir biçimde sağlık kontrolünden geçirilmeden hakkında

"Askerliğe elverişlidir" raporu verildiğini, hastalığına rağmen

revire çıkarılmadığı gibi hastaneye sevkinin de sağlanmadığını, bu şekilde teşhis

ve tedavide gecikme ve ihmal gösterildiğini belirtmişlerdir. Ayrıca

başvurucular, gerçekleşen ölüm olayı üzerine açtıkları tam yargı davasında

somut veri ve belge olmaksızın İ.A.nın bünyesel zayıflığı gerekçe gösterilerek

maddi tazminat miktarında %60 oranında indirim yapılmasının bilimsel bir

dayanağının bulunmadığını, hükmedilen manevi tazminat miktarının yetersiz

olduğunu ve AYİM kararına karşı karar düzeltme talebini inceleyen heyetin ilk

heyetle aynı olmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek hukuki güvenlik

ilkesinin ve gerekçeli karar hakkı bağlamında adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir. Başvurucular anılan ihlallerin sonuçlarının ortadan

kaldırılması amacıyla yeniden yargılama kararı verilmesini, hak ihlali

nedeniyle de kendilerine ayrı ayrı 15.000 TL tazminata hükmedilmesini ve

kimliklerinin kamuya açık belgelerde gizli tutulmasını talep etmişlerdir.

2. Değerlendirme

53. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı” kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

" Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

54. Anayasa'nın “Devletin

temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

55. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucular İ.A.nın yaşamının yetkili makamlarca korunamadığı, olay

nedeniyle açılan tazminat davasında bilimsel verilere dayanmayan bilirkişi

raporuna göre karar verildiği ve hükmedilen tazminat miktarının yetersiz olduğu

yönündeki iddialarını adil yargılanma hakkı bağlamında ileri sürmüş iseler de

söz konusu iddiaların bir bütün olarak yaşam hakkının pozitif yükümlülükleri

kapsamında, yaşamı koruma yükümlülüğü ve etkili soruşturma yükümlülüğü bağlamında

ve birlikte incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

56. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında; ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru

hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği

gereği bu hakka yönelik bir başvuru ancak ölen kişinin mağdur olan yakınları

tarafından yapılabilecektir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 41). Somut olayda ilk başvurucu İ.A.nın

annesi, diğer başvurucular ise kardeşleridir. Bu nedenle başvuruda, başvuru

ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

57. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşama

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

58. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı,

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve

negatif ödevler yükler. Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında

bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,

bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm

bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin

gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı

koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).

59. Pozitif yükümlülükler kapsamında devletin yetki alanında

bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve

hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi

vardır. Devlet, öncelikle yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı

caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı; bununla da yetinmeyerek

gerekli idari tedbirleri almalıdır. Bu ödev ayrıca bireyin yaşamını her türlü

tehlike, tehdit ve şiddetten koruma yükümlülüğünü de içerir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 51).

60. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı

bağlamında mağdur sıfatının ortadan kalkıp kalkmadığının tespiti açısından

kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm olayları

ile ihmal sonucu meydana gelen ölüm olayları arasında bir ayrım yapmak gerekir

(Mehmet Aydoğan ve Nufer Aydoğan,

B. No: 2013/3775, 14/4/2016, § 55). Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler

sonucu meydana gelen ölüm ya da yaralanma olaylarına ilişkin davalarda

yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat

ödenmesinin ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli

olmadığı yukarıda ifade edilmişti (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).

61. Ancak ihmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin

davalar açısından farklı bir yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Buna göre yaşam

hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise

etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük, her olayda

mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta

disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 59; Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 37).

62. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklere göre

devletin, yaşamı tehlikeye girebilecek olan kişilerin yaşamını korumak için

yeterli yasal ve idari bir çerçeve oluşturması gerekmektedir. Bu yükümlülük

askerlik hizmetini yerine getiren kişilerin yaşam ve sağlıklarının korunması

için de geçerlidir.

63. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükler askere alım

işlemleri sırasında kişilerin uygun denetimlerden geçirilmesini gerekli kılar (Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841,

23/1/2014, § 76). Bu yükümlülükler ayrıca askerlik hizmetini yerine getiren

kişilerin yaşamının korunması için gerekli olan tıbbi bakımın sağlanmasını

gerektirir.

64. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında

gerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete yaşam hakkını

korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını,

bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari

ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusal olsun

veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet

bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 52).

65. Anayasa Mahkemesi için bu noktada önemli olan husus,

yürürlükteki yargısal sistemin ihmale yönelik davranışlar ve tıbbi hatalar

nedeniyle maddi ve manevi varlığa yapılan eylemlerden doğan sorumluluğu hiçbir

durumda belirsizlik içinde bırakmamasıdır. Bu, toplumun güvenini korumak ve

hukuk devletinin benimsenmesini sağlamak amacıyla gereklidir. Anayasa

Mahkemesinin bu noktadaki görevi -ihlallerin önlenmesinde oynaması gereken

rolün zayıflatılmaması için- derece mahkemelerinin Anayasa'nın 17. maddesi ile

öngörülen dikkatli ve özenli inceleme şartını ne ölçüde yerine getirdiğini

incelemektir (Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş,

B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 72; Perihan

Uçar ve diğerleri, B. No: 2013/5860, 1/12/2015, § 57; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690,

11/5/2017, § 51).

66. Öte yandan yaşam hakkına yönelik güvencelerin ihlali

sebebiyle oluşan maddi ve manevi zararların giderilmesi hem caydırıcılığın

sağlanması hem de maruz kalınan ızdırabın hafifletilmesi için gereklidir.

67. Yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasının ileri sürüldüğü

tazminat ve tam yargı davalarında derece mahkemelerinin Anayasa’nın 17.

maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapma yükümlülüğü bulunmaktadır.

Bununla birlikte söz konusu özen yükümlülüğü, yaşam hakkı ile ilgili her davada

mutlaka mağdurlar lehine bir sonuca varılmasını garanti altına almamaktadır (Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş, § 73).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

68. Somut olayda yaşam hakkının korunması için oluşturulan yasal

çerçevenin yetersiz olduğu şeklinde bir iddia ileri sürülmediği gibi Anayasa Mahkemesi

tarafından bu konuda resen gözetilmesi ve incelenmesi gereken bir hususun da

bulunmadığı anlaşılmıştır.

69. Askerliğe elverişli kişilerin askere kabulü ve kabul edilen

kişilerin askerlik sürecinde sağlık sorunlarının tedavisinin sağlanması, askere

alınan kişilere kötü muamelede bulunulmasını engelleyici şekilde personel

istihdam etme ve personeli bu konuda eğitme, devletin pozitif yükümlülüğü

kapsamındadır. Bu nedenle somut olayda devletin İ.A.nın askere alım işlemleri

sırasında uygun denetimlerden geçirilmesi, yaşamının korunması için gerekli

olan tıbbi bakımın sağlanması, personeli kötü muamelede bulunmayacak şekilde

eğitme ve aksi durumda mağduriyetinin giderilebilmesine yönelik olarak etkili yargısal sistem kurma konusundaki

pozitif yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği incelenmelidir. Devletin

pozitif yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini tespit etmek için yargı

makamları tarafından gerçekleştirilen yargılama ve ulaşılan sonuç dikkate

alınmalıdır.

70. Somut olayda başvurucuların yakını İ.A.nın GİST tanısı ile

tedavi gördüğü sırada bu rahatsızlıktan dolayı yaşamını yitirdiği

anlaşılmaktadır. Bu durumda başvuru konusu olayda öncelikle askerî yetkililerin

askere alım işlemleri sırasında İ.A.nın rahatsızlığını bilip bilmediklerinin

veya bilmelerinin gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

71. İ.A.nın askere alındığı tarihte yürürlükte bulunan

24/11/1986 tarihli ve 86/11092 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği

Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 5. maddesinde; askerlik çağına giren yükümlülerin

askere alınmadan önce sağlık muayenesinden geçirileceği, bu muayene sırasında

yükümlünün bildiği herhangi bir hastalık veya arızasının olup olmadığına,

muayene sırasında herhangi bir sağlık yakınmasının bulunup bulunmadığına

ilişkin yazılı beyanının alınacağı belirtilmiştir. Aynı Yönetmelik'in İ.A.nın

askere alındığı tarihte yürürlükte bulunan 10. maddesinde ise sağlık

kontrolleri neticesinde askerliğe elverişli olmadığı tespit edilen yükümlülerin

askere alınmayacağı belirtilmiş; sağlık durumları geçici olarak bozuk olan son

yoklamaya tabi yükümlüler hakkında ertesi yıla bırakma kararı, sevke tabi

olanlar hakkında ise sevk tehiri kararı verileceği ifade edilmiştir.

72. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde İ.A.nın yetkili

makamlara askere alınmasına engel teşkil eden bir hastalığı bulunduğuna ilişkin

bir beyanına veya müracaatına rastlanmamıştır. Askere katılmak üzere son

yoklamasını yaptıran İ.A.ya yetkili makamlar tarafından sağlık durumu kısmında "AA- A grubu arızalı" yazılı,

askerliğe elverişli olduğuna dair rapor verilmiş ve İ.A. askere alınmıştır.

Burada incelenmesi gereken ilk konu, yaşam hakkı kapsamındaki pozitif

yükümlülüğün yetkililere İ.A.nın 9/12/2009 tarihli pataloji raporuna konu

tümörün (bkz. § 10) askere alım sırasında tespit etme zorunluluğu yükleyip

yüklemediğinin belirlenmesidir.

73. Tam da bu noktada askerlik yapmayı elverişsiz kılan bir

hastalığın açık emareleri bulunmadığı veya kişiler tarafından bu hastalıkla

ilgili yetkili makamlara bilgi verilmediği durumlarda Yönetmelik'in 5. ve 15.

maddelerinde öngörülen muayeneden daha kapsamlı bir inceleme yapılmasını

beklemenin aşırı olacağı değerlendirilmektedir (Ramazan Coşar, B.

No: 2014/20562, 7/2/2018, § 50; benzer yönde AİHM kararı için bkz. Kasat/Türkiye B. No: 61541/09, 11/9/2018,

§ 55).

74. Somut olayda İ.A.nın yetkili makamlara askere alınmasına

engel teşkil eden bir hastalığı bulunduğuna ilişkin bir bildiriminin

bulunmaması, tam yargı davasında alınan bilirkişi raporunda küçük tümörlerin

askere alım sırasında yapılan fiziki muayenede saptanamayabileceğine işaret

edilmesi (bkz. § 21) gibi hususlar dikkate alındığında İ.A.nın askere alınması

sırasında yapılan olağan muayeneden daha ileri tıbbi muayene ve tetkiklerden

geçirilmesi gerektiğini söylemek mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla askerî

yetkililerin askere alım işlemleri sırasında İ.A.nın rahatsızlığını bildikleri

ya da bilmeleri gerektiği sonucuna ulaşılması mümkün değildir.

75. Başvurucular; İ.A.nın hastalığına rağmen revire

çıkarılmadığını, hastaneye sevkinin sağlanmadığını, teşhis ve tedavide gecikme

ve ihmal gösterildiğini, bazı rütbelilerin kötü muamelelerine maruz kaldığını,

tüm bunların neticesinde açtıkları tam yargı davasında maddi tazminat

miktarında bilimsel bir dayanak bulunmadan indirim yapıldığını ve hükmedilen

manevi tazminat miktarının da yetersiz olduğunu ileri sürmüşlerdir.

76. AYİM İkinci Dairesi bilirkişi raporundaki tespitleri yerinde

görerek İ.A.nın ölümüne bazı askerî personelin değişik zamanlardaki hakaretleri

ile müessir fiillerinin dolaylı etkisinin olduğunu, sağlık hizmeti veren idare

birimlerinin teşhis ve tedavide gecikme ve ihmallerinin bulunduğunu, ölüm

olayının meydana gelmesinde idarenin anılan hizmet kusuru yanında İ.A.nın

bünyesel zayıflığının da etkili olduğunu belirterek ilk başvurucu yönünden

38.054 TL maddi, 6.000 TL manevi tazminat; diğer başvurucular yönünden ise ayrı

ayrı 340 TL maddi, 2.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.

77. Dolayısıyla AYİM İkinci Dairesi anılan kararında, görevli

personelin değişik zamanlarda küfür ve hakaret etmelerinin, müessir fiilde

bulunmalarının ölüme dolaylı etkisinin olduğunu, sağlık hizmeti veren idare

birimlerinin teşhis ve tedavide gecikme ve ihmallerinin bulunduğunu belirterek

ölüm olayının meydana gelmesinde idarenin hizmet kusuru olduğunu açıkça kabul

etmiştir. Yapılan bu tespit, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan

yaşam hakkının ihlal edildiğinin ve yaşam hakkının devlete yüklediği yaşamı

koruma pozitif yükümlülüğünün idare tarafından yerine getirilmediğinin derece

mahkemelerince açıkça kabul edildiği anlamına gelmektedir. Bu durumda Anayasa

Mahkemesince yapılması gereken iş, yaşam hakkının ihlali nedeniyle ortaya çıkan

zararların gideriminin sağlanıp sağlanmadığını ve bu bağlamda hükmedilen

tazminat miktarının benzer olayların yaşanmaması için gerekli olan caydırıcılık

niteliğinden uzak olup olmadığını saptamaktan ibarettir.

78. Mehmet Doğan ([GK],

B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55) kararında belirtildiği gibi bireysel başvuru

kapsamında bir temel hak ve hürriyetin ihlal edilmesi durumunda ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için mümkün olduğunca

eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanması da

gerekir. Bu sebeple varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlar

giderilmelidir.

79. Yargılama dosyasının incelenmesinden destekten yoksun kalma

tazminatına ilişkin bilirkişi raporu alındığı, anılan raporda İ.A.nın yaşı,

muhtemel terhis tarihi, geliri ve olası destek süreleri dikkate alınarak anne,

baba ve babanın mirasçılarının pay durumlarına göre destekten yoksun kalma

zararlarının hesaplandığı, yapılan hesapta İ.A.nın %60 bünyesel zayıflığının da

dikkate alındığı ve AYİM İkinci Dairesinin anılan hususları dikkate alarak

maddi tazminata hükmettiği anlaşılmaktadır.

80. Başvurucular, uzman bilirkişi marifetiyle tespit edilen bu

miktarın ve belirlenen hesaplama yönteminin bilimsel bir dayanağının

bulunmadığını ileri sürmüş, fakat bilirkişi raporunun yetersizliği hususunda

somut hiçbir bilgi ve belge sunmamışlardır.

81. Olaylara ilişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle

idari ve yargısal makamların ödevidir. Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan

tıbbi bilgi ve belgelerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların

doğruluğu hakkında fikir yürütmek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Mehmet Çolakoğlu, B. No: 2014/15355,

21/2/2018, § 47). Ancak kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul yükümlülüklerinin somut olayda

yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir şekilde değerlendirilebilmesi için

ilgili anayasal kurallar bağlamında derece mahkemelerinin kendilerine tanınmış

takdir yetkileri çerçevesinde hareket edip etmediğinin denetlenmesi gerekir.

82. Somut olayda AYİM İkinci Dairesi kararında bariz takdir

hatası veya açık bir keyfîlik tespit edilemediğinden Anayasa Mahkemesinin maddi

tazminat miktarlarının belirlenmesi konusunda derece mahkemelerinin takdir

yetkisine müdahalesi söz konusu olamaz.

83. Öte yandan başvurucular hükmedilen manevi tazminat

miktarının yetersiz olduğunu ileri sürdükleri için söz konusu davada ihlale

ilişkin olarak karar altına alınan manevi tazminat miktarının yetersiz olup

olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Mahkeme kararında ihlal tespiti

yapılarak ilk başvurucu lehine 6.000 TL, diğer başvurucular lehine ayrı ayrı

2.000 TL manevi tazminata hükmedildiği görülmektedir. Kararda ayrıca hükmedilen

manevi tazminat miktarına olay tarihinden itibaren yıllık %9 yasal faiz

işletilmesine de karar verilmiştir.

84. Manevi tazminat, duyulan elem ve ızdırabın kısmen ve imkân

nispetinde iadesini amaçladığından manevi tazminat miktarı hak ve adalet

duygusuna göre belirlenir. İlk olarak insan yaşamı korunmalıdır. Keza yaşamın

yitirilmesinin ölenin yakınlarında açtığı derin ızdırabı hiçbir değerin telafi

etmesi mümkün değildir. Buna rağmen ölüm gerçekleşmiş ise hükmolunacak manevi

tazminat ile ölenin yakınlarına bir nebze olsun rahatlama duygusu verebilmek,

öte yandan da zarar veren tarafı dikkat ve özen konusunda uyararak benzer olaylar

yönünden caydırıcı olabilmek amaçlanır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun manevi

tazminata ilişkin yaptığı değerlendirme için bkz. § 38). Hukuk devletinin bir

gereği olarak kamu makamlarının kusurlu davranışları veya ihmalleri nedeniyle

bir zararın ortaya çıkması hâlinde önüne gelen uyuşmazlığı değerlendiren

mahkemeler de idarenin sorumluluğunu ortaya koyarak benzer olaylar yönünden

caydırıcılığı sağlamaya çalışır.

85. Bunun yanında bu tür elim olaylarda yakınlarını kaybeden

kişilerin olay nedeniyle duydukları ızdırabın bir nebze hafifletilmesi için

başvurdukları ve bu amaca hizmet etmesi gereken manevi tazminat davalarında

yeterli tatmin sağlanamıyorsa duyulan ızdırap ve sıkıntıların bir nebze

hafifletilmesi bir yana aksine ızdırabın daha da artırıldığına ve başka

üzüntülere yol açtığına da işaret etmek gerekir.

86. Somut olayda AYİM İkinci Dairesi tarafından ilk başvurucu

lehine 6.000 TL, diğer başvurucular lehine ayrı ayrı 2.000 TL manevi tazminata

hükmedilmiştir. Anayasa Mahkemesinin ihmal suretiyle ölümün gerçekleştiği

olaylarda belirlediği tazminat miktarları ile özellikle de somut olayın

koşulları -İ.A.nın temaruz gerekçesiyle darbedilmesi (bkz. § 14) ve uğradığı

darbın dolaylı da olsa ölüme etkili olduğu yönündeki bilirkişi raporu (bkz. §

21)- dikkate alındığında anılan manevi tazminat miktarlarının kayda değer

ölçüde düşük olduğu görülmektedir. Keza AYİM İkinci Dairesi İ.A.nın ölümünde

idarenin hizmet kusuru yanında dolaylı da olsa görevli personelin değişik

zamanlarda küfür ve hakaret etmelerinin, müessir fiilde bulunmalarının neden

olduğu yönünde tespit ve değerlendirme yapmasına rağmen hükmettiği manevi

tazminat miktarlarının başvurucuların olay nedeniyle duydukları ızdırabı

hafifletmekten ve benzer olaylar yönünden caydırıcılığı sağlamaktan uzak,

tazminat hakkının özünü zayıflatacak derece düşük olduğu sonucuna varılmıştır.

87. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan yaşam hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

88. Başvurucular AYİM kararına karşı karar düzeltme talebini

inceleyen heyetin ilk heyetle aynı olmasının hukuka aykırı olduğunu ileri

sürmüş iseler de Anayasa'nın 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanun ile

getirilen geçici 21. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendiyle AYİM'in

kaldırılmış olması, AYİM tarafından hükmedilen manevi tazminat miktarının

yetersiz olduğu yönündeki tespit ile birlikte yeniden yargılama kararı

verilerek dosyanın yetkili idari yargı mercine gönderilmesine karar verilmesi

nedenleriyle anılan iddia ile ilgili ayrıca bir değerlendirme yapılmamıştır.

C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

89. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

90. Başvurucular, hak ihlali nedeniyle her birisi için 15.000 TL

olmak üzere toplam 60.000 TL tazminat ödenmesi talebinde bulunmuşlardır.

91. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875,

7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal

kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin

devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle

sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).

92. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§

55, 57).

93. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda Anayasa

Mahkemesi, 6216 sayılı Kanunun 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile

İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin

ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal

düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali

ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel

başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa

Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı

verildiğinde, usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı

olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda

herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar

kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek

devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine

getirmektir. (Mehmet Doğan, §§

58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2),

§§ 57-59, 66-67).

94. Başvuruda, AYİM İkinci Dairesinin hükmettiği manevi tazminat

miktarının başvurucuların olay nedeniyle duydukları ızdırabı hafifletmekten ve

benzer olaylar yönünden caydırıcılığı sağlamaktan uzak, tazminat hakkının özünü

zayıflatacak derece düşük olması sebebiyle yaşam hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

95. Bu durumda yaşam hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216

sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken

iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna

ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir

karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden

yargılama yapılmak üzere ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi

gerekmektedir.

96. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin

reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

97. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ile 3.000

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.239,50 TL yargılama giderinin

başvuruculara ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucuların kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

D. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere -Anayasa'nın

21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanun ile getirilen geçici 21. maddesinin

birinci fıkrasının (E) bendiyle Askerî Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılmış

olduğundan anılan bendin (b) alt bendi gereğince- YETKİLİ İDARİ YARGI MERCİİNE

GÖNDERİLMESİNE (Askerî Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesinin E.2013/224,

K.2015/506 sayılı dosyası),

E. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

F. 239,50 TL harç ile 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

3.239,50 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine

ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması halinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

11/3/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Mustafa ARI Başvurucular : 1. F.A. 2. L.A. 3. M.A. 4. Met.A. Vekili : Av. Adem DEMİR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/1640, 11 Mart 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olayla İlgili Tam
  7. B. Olayla İlgili Olarak
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Kötü Muamele Yasağının
  11. B. Yaşam Hakkının İhlal
  12. B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 72; Perihan
  13. C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
  14. VI. Hüküm
  15. A. Kamuya açık belgelerde başvurucuların kimliğinin gizli
  16. C. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  17. G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine
  18. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  19. M. Emin KUZ
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/1640
Tarih
11 Mart 2020

İlgili Kararlar

  • Emre Soncan Başvurusu (B. No: 2016/73490)
  • Rıdvan Türan Başvurusu (B. No: 2017/20669)
  • Hayati Deniz Kaytan Başvurusu (B. No: 2017/23360)
  • Mehmet Nuri Özen Başvurusu (B. No: 2017/21128)
  • Mehmet Uçar Başvurusu (B. No: 2016/10568)
  • Bedrettin Morina Başvurusu (B. No: 2017/40089)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.