İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Fatma Aktuğ ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2020/12600)

1. Başvuru; gözaltında kötü muameleye uğranılması ve

Başvuru No2020/12600Tarih14 Şubat 2024Okuma29 dk · 5.857 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Fatma Aktuğ Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
14 Şubat 2024
Başvuru Numarası
2020/12600
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.857 kelime·29 dk okuma·26 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; gözaltında kötü muameleye uğranılması ve

olaya ilişkin kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi nedeniyle kötü muamele

yasağının, gözaltında intihar nedeniyle ilgili kolluk personeli hakkında açılan

kamu davası neticesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi

nedeniyle de yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 17/3/2020 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. 2021/34785 numaralı bireysel başvuru dosyası,

aralarında konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2020/12600 numaralı

bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmiş olup inceleme 2020/12600 numaralı

bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmüştür.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucular,

Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve ekleri ile Bakanlık görüşü ve

eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP)

aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle

şöyledir:

9. 30/12/2018 tarihinde kolluk kuvvetleri, kavga olduğu

yönündeki bir ihbar üzerine olay yerine intikal ettiklerinde başvurucuların

yakını T.B.yi, binanın çatı kısmında uzun namlulu av tüfeği ile agresif

tavırlar içerisinde zaman zaman hedef gözetmeksizin rastgele tüfeğin namlusunu

çapraz bir şekilde tutarak ateş eder vaziyette bulmuştur. Kendisi ile iletişim

kurulmaya çalışılmış, T.B. eğer yanına gelinirse tüfekle kendisini vuracağını

söyleyerek tüfeği kafasına dayaması üzerine sakinleşmesi için süre tanınmış,

akabinde kurulan diyalog ve babasının da yardımlarıyla ikna edilerek çatıdan

aşağı inmesi sağlanmıştır.

10. Olay sonrası T.B. Cumhuriyet savcısının talimatı

doğrultusunda saat 12.00'de gözaltına alınmıştır. Gözaltı sonrası yapılan ilk

muayenesi sonucunda saat 12.15'te tanzim edilen adli muayene raporunda yeni

lezyona rastlanmadığı tespiti ile nezarethaneye girmesinde tıbben sakınca

bulunmadığı kayıt altına alınmıştır. T.B. muayenesi sonrası işlemler için polis

merkezine götürülmüştür.

11. Beş kolluk personelinin imzasını taşıyan 15.30 saatli

tutanağa göre T.B., saat 14.00 sıralarında ifade işlemleri sırasında kendisini

birden bire bilgisayar masasının altına atarak kafasını masaya vurmaya

başlamış; görevli polis memurlarınca ayağa kaldırılmaya çalışıldığı sırada ise

sakinleşmeyerek kafası duvara gelecek bir şekilde kendisini çarpmış, bunun

üzerine zor kullanılmak suretiyle T.B.ye kelepçe takılmıştır.

12. Yine dört kolluk personeli ile iki 112 sağlık

personelinin imzasını taşıyan 15.40 saatli tutanağa göre T.B., saat 14.00

sıralarında koridor kısmında beklediği sırada kendisini hafif bir şekilde yere

bırakması ve seslenildiğinde cevap vermemesi üzerine 112 ekibi çağrılmış, 112

görevlileri tarafından kendisine gerekli müdahalede bulunulduğu esnada

tekrardan kafasını yere vurarak kendisine zarar vermeye çalışmış ve görevliler

tarafından engellenmiştir.

13. Kolluk personeli tarafından düzenlenen tutanağa göre

olayla ilgili olarak nöbetçi Cumhuriyet savcısına bilgi verilmiş, hakkında

doktor raporu alınmak üzere T.B. hastaneye götürülmüştür. Saat 14.40'da yapılan

muayenesi sonrası, hastaneye sevk kağıdına görevli hekimce "kafada

frontal bölgede 1 cm'lik abrazyon ve alt dudak orta kısımda abrazyon

mevcut" olduğu ve "nezarethaneye girmesinde sakınca

bulunmadığı" şerh düşülmüştür.

14. T.B. bahsi geçen bu ikinci doktor muayenesi

sonrasında tekrar polis merkezine getirilmiş, Nezarethane İşlemleri Takip

Formu'na göre saat 16.00'da nezarethaneye alınmıştır. Yarım saat kadar sonra

tekrar nezarethaneye gelen kolluk personeli T.B.yi üzerinden çıkardığı

kıyafetleri kullanarak kendisini asmış bir vaziyette bulmuştur. Olay yerine 112

sağlık görevlileri çağrılmış ancak T.B.nin hayatını kaybettiği anlaşılmıştır.

A. Nezarethane

Sorumlusu Kolluk Personeli Hakkında Resen Başlatılan Ceza Soruşturma ve

Kovuşturma Süreci

15. T.B.nin hayatını kaybetmesi sonrası Kadirli

Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) resen adli soruşturma başlatılmıştır.

16. 30/12/2018 tarihli Ölü Muayene Tutanağı'nda,

boyundaki ası izi dışında, alın bölgesi ve kaş üzerinde 3x3 cm ebatlarında

yaklaşık 5-6 adet şişlik (ödem) mevcut olduğu kayıt altına alınmıştır.

17. Soruşturma sırasında, nezarethanede bulunan kamera

kayıtlarına ilişkin bilirkişi raporu alınmıştır. 8/8/2019 tarihli bilirkişi

raporuna göre T.B. nezarethaneye girer girmez soyunmaya başlamış, hırkasını ve

pantolonunu çıkarmış, pantolonunu yırtmaya başlamış tam bu esnada kolluk

personeli nezarethaneyi terk etmiştir. Kolluk personelinin ayrılmasından 7 dakika

sonra T.B. üzerinden çıkardığı kıyafetleri kullanarak kendisini asmıştır.

T.B.nin kendisini asmasından 21 dakika sonra kolluk personeli nezarethaneye

gelmiş, olay yerine 112 sağlık görevlileri çağrılmış ancak T.B.nin hayatını

kaybettiği anlaşılmıştır.

18. Yürütülen soruşturma neticesinde tanzim edilen

2/4/2019 tarihli iddianame ile nezarethane sorumlusu kolluk personeli N.F.T.

hakkında görevi kötüye kullanmak suçundan kamu davası açılmıştır.

İddianamede, N.F.T.nin, adli bir olaydan ötürü nezarethaneye getirilmiş olan

T.B.nin taşkınlık çıkarmış olmasına ve agresif hareketlerde bulunmasına rağmen

nezarethanede olumsuz bir olay yaşanmaması için göstermesi gereken azami dikkat

ve özeni göstermediği ileri sürülmüştür.

19. Yapılan yargılama neticesinde Kadirli 1. Asliye Ceza

Mahkemesi 4/2/2021 tarihli kararı ile ilgili kolluk personelinin

"görevin gereklerini yapmakta ihmal göstererek görevi kötüye kullanma

suçunu işlediği" gerekçesi ile neticeten 2 ay 15 gün hapis cezası ile

cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.

Mahkeme temel cezayı asgari hadden 3 ay olarak belirlemiş, ardından 1/6

oranında takdiri indirim yaparak 2 ay 15 günlük netice cezaya ulaşmıştır.

Mahkemenin gerekçeli kararında; nezarethane sorumlusu kolluk personeli olan

N.F.T.nin, T.B.nin nezarethaneye girdikten sonra üzerinde bulunan kıyafetleri

çıkararak yırtmaya çalıştığını görmesine ve agrasif tavırda olduğunu anlamış

olmasına rağmen kendisine zarar verecek tüm eşyalardan arındırmadığı, içinde

bulundurulduğu ortama bağlı olarak kendi hayat bütünlüğü bakımından tehlike ve

risk oluşturması nedeniyle etkili ve sıkı gözetim altında tutulması gerekirken

anlık görüntüsünü gösteren kamerayı izleyip gelişen olaylara müdahaleyi

sağlamakta ihmal ve gecikme gösterdiği hususlarına dayanılmıştır.

20. Karara itiraz edilmiştir. Kadirli Ağır Ceza Mahkemesi

1/7/2021 tarihli kararı ile itirazın reddine karar vermiştir.

21. İtirazın reddine dair karar, başvurucular vekilince

UYAP üzerinden 13/7/2021 tarihinde görülmüş ve başvurucular 2/8/2021 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. Başvurucuların

Kötü Muamele İddiası Üzerine Başlatılan Ceza Soruşturma Süreci

22. Başvurucular T.B.nin gözaltında kötü muameleye

uğradığı iddiası ile 24/9/2019 tarihinde suç duyurusunda bulunmuştur.

Başvurucular iddialarını, T.B.nin gözaltına alınması sonrası kendisine zarar

verdiği gerekçesiyle tekrar götürüldüğü hastanede düzenlenen muayenede (bkz. §

13) kafasında ve dudağında abrazyon tespit edilmiş olmasına ve ölü muayene

tutanağında (bkz. § 16) alın bölgesi ve kaş üzerinde şişlik tespit edilmiş

olmasına dayandırmıştır.

23. Kadirli Cumhuriyet Başsavcılığı 7/1/2020 tarihli

kararı ile kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kararda kolluk

personeli ve 112 sağlık personelince tanzim edilen iki ayrı tutanakta T.B.nin

kafasını bilgisayar masasına, yere ve duvara vurduğunun kayıt altına

alındığını, Ölü Muayene Tutanağı'nda belirtilen alın bölgesindeki şişliklerin

tutanakta belirtilen olaylar esnasında meydana geldiğinin değerlendirildiği ifade

edilmiştir.

24. Başvurucular, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara

itiraz etmiş, anılan itiraz Kadirli Sulh Ceza Hâkimliğinin 25/2/2020 tarihli

kararı ile reddedilmiştir.

25. İtirazın reddi karar başvurucular vekiline 28/2/2020

tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucular 17/3/2020 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

C. Nezarethane

Sorumlusu Kolluk Personeli Hakkındaki Disiplin Soruşturması Süreci

26. Bakanlığın görüş yazısından anlaşıldığı kadarı ile

olay sonrası, nezarethane sorumlusu kolluk personeli N.F.T. hakkında Emniyet

Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığınca görevlendirilen bir polis

başmüfettişi tarafından disiplin soruşturması yürütülmüştür.

27. Yürütülen soruşturma neticesinde, Osmaniye İl Polis

Disiplin Kurulu Başkanlığının 26/11/2020 tarihli kararı ile N.F.T.nin "kınama"

cezası ile tecziyesine karar verilmiştir. Kararda, N.F.T.nin yaşanan intihar

olayında tali kusurlu olduğu, görevin takdir ve yerine getirilmesinde

müsamaha ve savsaklama gösterdiği kabul edilmiştir.

D. Olaya İlişkin

İdari Yargı Süreci

28. UYAP üzerinden yapılan incelemede anlaşıldığı kadarı

ile başvurucular, T.B.nin göz altında iken ölmesinde hizmet kusuru

bulunduğundan bahisle İçişleri Bakanlığı aleyhine toplam 101.000 TL maddi,

550.000 TL manevi tazminatın ödenmesi talebi ile tam yargı davası açmıştır.

29. Adana 2. İdare Mahkemesi 17/1/2022 tarihli kararı ile

olayda idareye atfedilebilecek bir hizmet kusurunun bulunmadığı ve kusursuz

sorumluluk şartlarının da mevcut olmadığı gerekçesi ile -istinaf yolu açık olmak

üzere- davanın reddine karar vermiştir.

30. Karara karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup bireysel

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla dosya derdesttir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

31. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun "Gözaltı işlemlerinin denetimi" kenar başlıklı 92.

maddesi şöyledir:

"(1) Cumhuriyet başsavcıları veya

görevlendirecekleri Cumhuriyet savcıları, adlî görevlerinin gereği olarak,

gözaltına alınan kişilerin bulundurulacakları nezarethaneleri, varsa ifade alma

odalarını, bu kişilerin durumlarını, gözaltına alınma neden ve sürelerini,

gözaltına alınma ile ilgili tüm kayıt ve işlemleri denetler; sonucunu

Nezarethaneye Alınanlar Defterine kaydederler."

32. 5271 sayılı Kanun'un "Yönetmelik"

kenar başlıklı 99. maddesi şöyledir:

"(1) Gözaltına alınan kişilerin

bulundurulacakları nezarethanelerin maddî koşulları, bu kişinin hangi

görevlinin sorumluluğuna bırakılacağı, sağlık kontrolünün nasıl yapılacağı,

gözaltı işlemlerine ilişkin kayıt ve defterlerin nasıl tutulacağı, gözaltına

alınmanın başlangıcında ve bu tedbire son verildiğinde hangi tutanakların

tutulacağı ve gözaltına alınan kişiye hangi belgelerin verileceği ile kolluk

tarafından gerçekleştirilen yakalama işlemlerinin yürütülmesinde uyulacak

kurallar, yönetmelikte gösterilir."

33. 1/6/2005 tarihli ve 25832 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanmış olan Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği'nin

(Yönetmelik) "Tanımlar" kenar başlıklı 4. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"Bu Yönetmelikte geçen;

...

Gözaltı birimi: Yakalanan kişinin

hakkındaki işlemlerin tamamlanarak adlî mercilere sevk edilmesine veya serbest

bırakılmasına kadar, kanunî süre içinde onu gözaltında tutmakla yetkili ve

görevli kolluk kuvveti birimlerini,"Madde 4 – Bu Yönetmelikte geçen;

...

Gözaltı birimi: Yakalanan kişinin

hakkındaki işlemlerin tamamlanarak adlî mercilere sevk edilmesine veya serbest

bırakılmasına kadar, kanunî süre içinde onu gözaltında tutmakla yetkili ve

görevli kolluk kuvveti birimlerini,

Gözaltı ve nezarethane sorumlusu:

Gözaltına veya muhafaza altına alınan kişilere haklarının okunmasını,

kayıtların tutulmasını ve kanunlara uygun davranılmasını sağlamak amacıyla

ilgili karakol, birim veya bot komutanı, âmiri veya büro âmiri tarafından

görevlendirilen personeli,

...

Nezarethane: Şüpheli veya sanıkların

haklarındaki işlemlerin tamamlanıp adlî mercilere sevk edilinceye kadar

bekletilmesi amacıyla yapılmış yerleri,

...

ifade eder."

34. Yönetmelik'in "Sağlık kontrolü"

kenar başlıklı 9. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Yakalanan kişinin gözaltına

alınacak olması...hâllerinde hekim kontrolünden geçirilerek yakalanma anındaki

sağlık durumu belirlenir.

...

Gözaltına alınanlardan herhangi bir

nedenle sağlık durumu bozulanlar ile sağlık durumundan şüphe edilenler, derhâl

hekim kontrolünden geçirilerek gerekiyorsa tedavileri yaptırılır. Bu durumdaki

kişilerden kronik bir rahatsızlığı olanların, istekleri hâlinde varsa kendi

hekimi nezaretinde resmî hekim tarafından muayene ve tedavi edilmeleri

sağlanır.

..."

35. Yönetmelik'in "Güvenlik araması" kenar

başlıklı 10. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Gözaltı birimine getirilen kişi

hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır:

a) Nezarethaneye veya zorunlu hâllerde

bu amaca tahsis edilen yerlere konulmadan önce usulünce aranır...

b) Kendisine zarar verebilecek kemer,

kravat, ip, kesici ve delici alet gibi nesnelerden arındırılır.

..."

36. Yönetmelik'in "Nezarethane işlemleri" kenar

başlıklı 11. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

" ...

e) Gözaltına alınan kişi...kendisine

zarar vermeye kalkıştığı takdirde önce sözle kontrol altına alınmaya çalışılır.

Bu mümkün olmadığı takdirde, hareketini giderecek derecede kuvvet

kullanılabilir. Ancak zarurî olmadıkça gerek kendisinin gerek başkasının

hayatı, vücut bütünlüğü veya sağlığı tehlikeye girmedikçe kuvvet kullanılmaz.

f) Saldırgan tutum ve davranışları

kontrol altına alınamayan kişiler tıbbî müdahalede bulunulması için sağlık

kuruluşlarına gönderilir.

g) Gözaltına alınan kişilerin yaşama

haklarını koruyucu gerekli önlemler alınarak, bu amaçla ilgili gözetlenebilir.

Gözetleme işlemi teknik imkânlar ölçüsünde kayda alınabilir.

..."

37. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun

"Görevi kötüye kullanma" kenar başlıklı 257. maddesinin (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Kanunda ayrıca suç olarak

tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme

göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da

kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis

cezası ile cezalandırılır."

38. 5237 sayılı Kanun'un "Cezanın

belirlenmesi" kenar başlıklı 61. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

" Hakim, somut olayda;

a) Suçun işleniş biçimini,

b) ...

c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,

d) Suçun konusunun önem ve değerini,

e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin

ağırlığını,

f) Failin kast veya taksire dayalı

kusurunun ağırlığını,

g) ...

Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun

kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı

belirler."

39. 5237 sayılı Kanun'un "Takdiri indirim

nedenleri" kenar başlıklı 62. maddesinin ilgili kısmı (olay tarihinde

yürürlükte olan şekli ile) şöyledir:

"(1) Fail yararına cezayı

hafifletecek takdiri nedenlerin varlığı halinde...ceza(nın) altıda birine

kadarı indirilir.

(2) Takdiri indirim nedeni olarak,

failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki

davranışları veya cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi

hususlar göz önünde bulundurulabilir..."

40. 5271 sayılı Kanun'un (Anayasa Mahkemesinin 1/6/2023

tarihli ve E.2022/120, K. 2023/107 sayılı kararı ile kararın Resmî Gazete’de

yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra (1/8/2024) geçerli olmak üzere iptal

edilmiş olmakla birlikte somut başvuru sırasında yürürlükte olan) "Hükmün

açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması" kenar başlıklı

231. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

(5) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Sanığa

yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya

daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler

saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında

bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.

(6) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;

a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan

mahkûm olmamış bulunması,

b) Mahkemece, sanığın kişilik

özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak

yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,

c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya

kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin

suretiyle tamamen giderilmesi,

gerekir. (Ek cümle: 22/7/2010 - 6008/7

md.) Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

karar verilmez.

...

(8) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Hükmün

açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl

süreyle denetim süresine tâbi tutulur...

...

(10) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.)

Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik

tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri

bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.

(11) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.)

Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik

tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü

açıklar...

(12) (Değişik: 28/3/2023-7445/21 md.)

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir...

..."

B. Uluslararası

Hukuk

41. İlgili uluslararası hukuk ve Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin (AİHM) hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) konusundaki

yaklaşımı için bkz. Şehap Korkmaz ve diğerleri, B. No: 2017/7592,

26/5/2022, §§ 102-116; Necla Kara ve diğerleri, B. No: 2018/5075,

5/3/2022, §§ 56 -63.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

42. Anayasa Mahkemesinin 14/2/2024 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kötü Muamele

Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

43. Başvurucular, yakınları olan T.B.nin gözaltında kötü

muameleye maruz kaldığını ileri sürerek olaya ilişkin kovuşturmaya yer olmadığı

kararı verilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

44. Bakanlık -özetle- yapılacak incelemede somut olayın

kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği yönünde görüş

bildirmiştir. Başvurucular -özetle- Bakanlık görüşünde iddialarını karşılar

mahiyette somut bir yanıt sunulmadığı şeklinde cevap vermiştir.

2. Değerlendirme

45. Anayasa’nın 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve

manevi varlığı

Madde 17 - Herkes, yaşama, maddi ve

manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;

kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

46. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve

görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah,

huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal

hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,

ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının

gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

47. Bireysel başvuru yolunu işletebilecekler esas

itibarıyla ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya

da ihmalinden dolayı güncel bir kişisel hakkı doğrudan etkilenen kişiler yani doğrudan

mağdurlar olmakla birlikte somut olayın koşullarına ve ihlal edilen hakkın

niteliğine göre doğrudan mağdur ile arasında kişisel ve özel bir bağ bulunan,

dolayısıyla da Anayasa ve Sözleşme'nin ihlalinden olumsuz olarak etkilenmiş

veya ihlalin sona ermesinden meşru ve kişisel bir menfaati bulunan kimseler de dolaylı

mağdur sıfatıyla bireysel başvuruda bulunabilecektir (Engin Gök ve

diğerleri, B. No: 2013/3955, 14/4/2016, § 47). Nitekim mağdurun bizzat

başvuru yapmasının mümkün olmadığı ve yakın akrabalık ilişkisinin bulunduğu

kimi durumlarda başvurucuların ihlalden doğrudan etkilenmemelerine rağmen

ihlalden dolaylı olarak etkilenmeleri nedeniyle kendi adlarına başvuru

yapabilecekleri kabul edilmektedir (Evanur Bozdağ ve Fatma Bozdağ, B.

No: 2018/33655, 13/4/2022, § 110).

48. Somut başvuruda başvurucular, yakınları olan T.B.nin

gözaltında iken kötü muameleye uğradığını iddia etmiştir. T.B.nin gözaltına

alındıktan hemen sonra konulduğu nezarethanede intihar ettiği dikkate

alındığında T.B.nin bizzat başvuru yapmasının mümkün olmadığı, bu nedenle T.B.

ile yakın akrabalık ilişkisi bulunan başvurucuların kötü muamele yasağı

bakımından da dolaylı mağdur sıfatlarının bulunduğunun kabulü gerekir.

Dolayısıyla kişi bakımından yetki hususunda bir sorun görülmemiştir.

49. Başvurunun diğer kabul edilebilirlik kriterleri

bakımından da incelenmesi gerekmektedir.

50. Başsavcılık, kötü muamele iddiasına ilişkin olarak

yürüttüğü soruşturma neticesinde; kolluk personeli ve 112 sağlık personelince

tanzim edilen iki ayrı tutanakta T.B.nin kafasını bilgisayar masasına, yere ve

duvara vurduğunun kayıt altına alındığını, Ölü Muayene Tutanağı'nda belirtilen

alın bölgesindeki şişliklerin tutanakta belirtilen olaylar esnasında meydana

geldiğinin değerlendirildiği gerekçesi ile kovuşturmaya yer olmadığına karar

vermiştir (bkz. § 23).

51. Başvurucular, yakınları olan T.B.nin gözaltında iken

kötü muameleye uğradığını buna rağmen kovuşturmaya yer olmadığı kararı

verildiğini ileri sürmüştür. Başvurucular iddialarını, T.B. gözaltına

alındıktan sonra saat 12.15'te tanzim edilen ilk adli muayene raporunda

herhangi bir lezyon tespit edilmemiş olmasına rağmen (bkz. § 10) daha sonra 14.40'ta

yapılan muayenesi sonrası kafasında ve dudakta abrazyon tespit edilmiş olması

(bkz. § 13) yine nezarethanede vefat etmesinden sonra yapılan ölü muayenesinde

alın ve kaş üzerinde 5-6 adet şişlik tespit edilmiş olmasına (bkz. § 16)

dayandırmışlardır. Başvuruculara göre iki muayene arasında düzenlenen

tutanaklar (bkz. §§ 11, 12) gerçeği yansıtmamakta olup bu tutanaklar görevli

personeli temize çıkarmak için yine kendileri tarafından düzenlenmiştir.

52. Gözaltı veya tutukluluk gibi bireyin devletin kontrolü

altında bulunduğu sırada bir ölüm ve yaralanma olayı meydana gelmiş ise bu ölüm

ve yaralanma olaylarına ilişkin tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirme

yükümlülüğü yetkili makamların üzerindedir zira bu tür olaylarda gerçekleşme

koşullarına ilişkin bilgiler çoğunlukla yetkili makamların erişimindedir (Ferit

Kurt ve diğerleri, B. No: 2018/9957, 8/6/2021, § 74). Başsavcılığın,

kovuşturmaya yer olmadığına dair karara gerekçe gösterdiği iki tutanaktan

birisinde (bkz. § 12) kolluk personelinin yanında 112 sağlık personelinin de

imzası bulunmaktadır. Yani tutanaklardan birisinde suçlamaların muhatabı

olmayan tarafsız kişilerin de imzası bulunmaktadır. Yürütülen soruşturma

ölümünden önce başvurucuların yakınında meydana gelen yaralanmalara makul bir açıklama

getirmiş olup, Başsavcılığın kabulünden ayrılmayı gerektirir bir gerekçe

bulunmamaktadır.

53. Açıklanan gerekçelerle, kötü muamele yasağının ihlal

edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Yaşam

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

54. Başvurucular, her ne kadar olayda ihmali bulunan

kolluk personeli hakkında kamu davası açılmış ve mahkûmiyetine hükmedilmiş ise

de verilen cezanın gösterilen ihmal ve meydana gelen ağır sonuç karşısında

orantılı olmadığını ileri sürmüştür. Başvuruculara göre, verilen mahkûmiyet

hükmünün açıklanmasının geri bırakılması da ayrıca bir cezasızlık sonucunu

doğurmuştur. Başvurucular bu gerekçelerle yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

55. Bakanlık -özetle- yapılacak incelemede somut olayın

kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği yönünde görüş

bildirmiştir. Başvurucular -özetle- Bakanlık görüşünde iddialarını karşılar

mahiyette somut yanıt sunulmadığı şeklinde cevap vermiştir.

2. Değerlendirme

a. İddiaların

Nitelendirilmesi ve İncelemenin Kapsamı Yönünden

56. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve

manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili

kısmı şöyledir:

“Herkes, yaşama ... hakkına sahiptir.”

57. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve

görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

58. Başvuru formunda T.B.nin kasten öldürüldüğü ileri

sürülmediği gibi intihara zorlandığı veya intihara yönlendirildiği yönünde de

bir iddia ileri sürülmemiştir. Başvuru formunda T.B.nin intihar etmek

şeklindeki kendi eylemine karşı korunmadığı ve ihmali tespit edilen kamu

görevlisinin cezasız bırakıldığı ileri sürülmüştür. Bu nedenle başvuru, T.B.nin

yaşamının kendi eylemine (kendine yönelik şiddet) karşı korunmadığı iddiası

kapsamında yaşamı koruma yükümlülüğü (maddi boyutu) ile yaşam hakkı

kapsamındaki etkili soruşturma yapma yükümlülüğü (usul boyutu) üzerinden

incelenmiştir.

b. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

59. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, bu hakka

yönelik bir başvuru ancak ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından

yapılabilecektir (C.D.A., B. No: 2017/28025, 13/10/2020, § 38). Başvuru

konusu olayda başvurucular, ölen T.B.nin eşi, çocukları, annesi, babası ve

kardeşleridir. Bu nedenle başvuruda, başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik

bulunmamaktadır.

60. Olayda kolluk personeli N.F.T. hakkında açıklanması

geri bırakılmış bir hapis cezası söz konusudur. Kolluk personeli hakkındaki

dava belirli bir süreyle askıya alınmıştır. Bu sürede bazı şartların

gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine göre davanın düşmesi gündeme gelecektir.

Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinden önceki yetkili mercilerin, kolluk personeli

N.F.T.nin, T.B.nin intiharında görevini ihmal ettiğine karar verip hükmedilen

hapis cezasının açıklanmasını geri bırakmalarının, somut olayda yaşam hakkı kapsamındaki

koruma yükümlülüğün ihlal edildiğine karar verilmiş olduğu anlamına gelip

gelmediğinin, bu anlama gelmekte ise bu kararla olaydaki mağduriyetin giderilip

giderilemediğinin, ayrıca etkili ceza soruşturması yürütme yükümlülüğünün (usul

yükümlülüğü) ne derecede yerine getirildiğinin belirlenmesi gerekecektir

(benzer yöndeki bir değerlendirme için bkz. Şehap Korkmaz ve diğerleri,

§ 214).

61. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Esas

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

62. Ceza infaz kurumu yetkilileri, kontrolleri altındaki

bir kişinin kendini öldürmesi konusunda gerçek bir risk olduğunu bildikleri ya

da bilmeleri gereken durumlarda söz konusu riski ortadan kaldırmak için makul

ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında almaları gereken

tedbirleri almalıdır (Mehmet Kaya ve diğerleri, B. No: 2013/6979,

20/5/2015, § 72). Bu çerçevede -kişi özgürlüğüne aşırı bir sınırlama getirmemek

kaydıyla- gerektiğinde intihara meyilli mahpusun tedavisi, bu kişinin en uygun

yerde tutulması ve/veya intihar eylemlerinde kullanılabilecek eşyaya el

koyulması gibi tedbirlere başvurulabilir (Mehmet Kaya ve diğerleri, §

73). Bir mahpus açısından daha sıkı tedbirlerin gerekip gerekmediği ve bunların

uygulanmasının makul olup olmadığı, kuşkusuz başvuru konusu yapılan her bir

somut olayın koşullarına göre değişir (Mehmet Kaya ve diğerleri, §

74).Bu ilke gözaltına alınan kişiler yönünden de geçerlidir (bkz. Mahmut

Alkan, B. No: 2018/7436, 20/10/2021, § 64).

63. Devletin yaşam hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif

yükümlülüğün bir de usul boyutu bulunmaktadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel

amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkili şekilde uygulanmasını

güvenceye alma bakımından sorumlulukları bulunanların hesap vermelerini

sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, §

110). Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin usule ilişkin

yönü, meydana gelen ölüm olayının tüm yönleriyle ortaya konulmasını,

sorumluluğun belirlenmesine imkân tanıyan etkili bir soruşturma yürütülmesini

ve tespit edilen sorumlulara fiilleriyle orantılı cezalar verilmesini

gerektirmektedir (Necla Kara ve diğerleri, §111). Her olayın kendine

özgü koşullarını dikkate alan bir değerlendirme yapılması suretiyle yaşamı

tehlikeye soktuğu açık olan eylemler ile maddi ve manevi varlığa yönelik ağır

nitelikteki saldırıların, benzer ihlallerin caydırıcılık sağlanarak

önlenebilmesi için hiçbir surette cezasız kalmaması gerekmektedir (Filiz Aka,

B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 32). Bu itibarla usul yükümlülüğü yaşamı

korumaya ilişkin pozitif yükümlülüğün somut olayda yerine getirilmesi gereken

bir parçası, uzantısıdır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aziz

Biter ve diğerleri, B. No: 2015/4603, 19/2/2019, § 58). Dolayısıyla

yaptırımlara ilişkin bazı uygulamalar, yaşam hakkı ihlalleri gerçekleştiren

kamu görevlilerinin cezasız kalmalarına ya da gerektiği gibi

cezalandırılmamalarına yol açarak caydırıcılığı sağlayamadığı için

öncelikle etkili ceza soruşturması yürütme yükümlülüğünü açıkça zedelemekte,

yaşam hakkını korumak için oluşturulan mevzuatın etkili şekilde uygulanmamasına,

dolayısıyla kişilerin hayatlarının kanun ile korunamamasına sebebiyet

vermektedir (Seyfullah Turan ve diğerleri, § 162).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

64. Somut başvuruda, olayla ilgili olarak cezai ve

disiplin soruşturmaları yürütülüp ölümde sorumluluğu olduğu belirlenen kolluk

görevlisinin cezai ve disiplin yaptırımlarıyla cezalandırılmasına karar

verilmiştir. Bu nedenle öncelikle bu yaptırımlara karar verilirken sorumluluğun

ne şekilde belirlendiği incelenmelidir. İkinci olarak Anayasa Mahkemesinden

önceki mercilerin yaşam hakkının ihlalini tespit edip etmediği belirlenmelidir.

Bu tespit, Anayasa Mahkemesinin incelemesinin kapsamı yanında

değerlendirmesinde dikkate alacağı olay ve olguların ortaya konması için

gereklidir (benzer yönde bkz. Narin Kurt, [GK] B. No: 2018/2540,

1/12/2022 § 93).

65. Öncelikle olaylara ilişkin sorumluluklarla ilgili

karar verme görevinin Anayasa Mahkemesine ait olmadığını belirtmek gerekir.

Burada esasen olayların oluşumuna ilişkin delillerin değerlendirilmesinin idari

ve yargısal makamların ödevi olduğu (benzer değerlendirme için bkz. Rıfat

Bakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782, 11/3/2015, § 68) ve Anayasa

Mahkemesinin yetkili mercilerin yerine geçerek delilleri değerlendirmesinin

veya olaydaki sorumluluk derecesini belirleyen hukuk kurallarını yorumlamasının

söz konusu olmadığı belirtilmelidir (benzer değerlendirme için bkz. Rıfat

Bakır ve diğerleri, § 143). Olaya ilişkin ceza muhakemesi bu yönüyle

değerlendirildiğinde yetkili makamların vakıaları ve ölümden sorumlu kişiyi

tespit edebilecek nitelikte soruşturma ve kovuşturma yürütmedikleri

söylenemeyecektir. Nitekim ölümü meydana getiren sebep ve ölümden sorumlu kişi

tespit edilmiştir.

66. Öte yandan devletin yaşam hakkı kapsamında, yaşamı

korumak için etkili hukuki tedbirler alması (gerekli yasal düzenlemeleri

oluşturma ve yasaların uygulanmasını sağlayacak etkili bir mekanizma kurma

şeklinde) gerekir. Devletin bunun yanında doğal olmayan (şüpheli) bir ölüm

gerçekleşmiş ise olayı soruşturma ve gerektiğinde ihlale uygun karşılık gelen

yeterli yaptırıma karar vermeye ilişkin usul yükümlülüğü de bulunmaktadır.

Ölümle ilgili olayın ardından etkili soruşturma ya da söz konusu olmuş ise

kovuşturma yapmayla yerine getirilebilecek bu pozitif yükümlülük soruşturma

işlemleri ile yöntemlerine ilişkin olduğundan yaşam hakkının usul boyutunu

oluşturmaktadır. Bu yükümlülüğün yerine getirilmesindeki amaç, olay özelinde

mağduriyetin giderilmesinin yanında devletin etkili (caydırıcı yaptırımlar

içeren) yasal düzenlemeleri oluşturma ve bu yasaların uygulanmasını sağlayacak

etkili bir mekanizma (mahkemeler, başsavcılıklar vb.) kurma yoluyla yaşamı

koruma altına almasının bir anlam ifade edebilmesini sağlamaktır. Bu ise ancak

yaşam hakkını koruyan hukukun etkili uygulanabilmesi ile mümkündür. Bu nedenle

Anayasa'nın 5. maddesi ile bir arada yorumlanan 17. maddesinden doğan yaşamı

koruma yükümlülüğü, devlete bu konuda gerekli hukuki tedbirleri alma

yükümlülüğü yanında olayın niteliğine göre yaşamı koruma potansiyeline sahip

hukukun etkili biçimde uygulanmasına ilişkin olay sonrası bir yükümlülük

yüklemektedir. Bu itibarla usul yükümlülüğü yaşamı korumaya ilişkin pozitif

yükümlülüğün somut olayda yerine getirilmesi gereken bir parçası, uzantısıdır

(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aziz Biter ve diğerleri, B.

No: 2015/4603, 19/2/2019, § 58). Dolayısıyla yaptırımlara ilişkin bazı

uygulamalar, yaşam hakkı ihlalleri gerçekleştiren kamu görevlilerinin cezasız

kalmalarına ya da gerektiği gibi cezalandırılmamalarına yol açarak caydırıcılığı

sağlayamadığı için öncelikle etkili ceza soruşturması yürütme yükümlülüğünü

açıkça zedelemekte, yaşam hakkını korumak için oluşturulan mevzuatın etkili

şekilde uygulanmamasına, dolayısıyla kişilerin hayatlarının kanun ile

korunamamasına sebebiyet vermektedir (Seyfullah Turan ve diğerleri, §

162).

67. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin ceza hukukuna

ilişkin sorumluluğa ve suçluluğa ilişkin bir tespitte bulunma görevi

bulunmamakta ise de kamu gücünün yargı fonksiyonunu yerine getiren yargısal

mercilerin Anayasa'dan kaynaklanan, yaşamı korumak için oluşturulan hukuku

etkili biçimde uygulamaya ilişkin yükümlülüklerini yerine getirip

getirmediklerini denetleme görevi bulunmaktadır. Bunun yanında somut başvuruda

olduğu gibi Anayasa'da koruma altına alınmış bir hakkın ihlal edildiğinin

kendisinden önce tespit edildiği durumlarda Anayasa Mahkemesinin başvurucuların

bu ihlal nedeniyle mağduriyetlerinin giderilip giderilmediğini inceleme

görevinin olduğu da izahtan varestedir (Narin Kurt, [GK] §106).

68. Somut olayda, T.B.nin intiharı sonrası, nezarethane

sorumlusu kolluk personeli hakkında kamu davası açılmış ve neticesinde "görevin

gereklerini yapmakta ihmal göstererek görevi kötüye kullanma suçununun

işlediği" gerekçesi ile neticeten 2 ay 15 gün hapis cezasına hükmedilmiş

ve fakat hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir (bkz § 19).

Mahkemenin olayı çevreleyen koşulları aydınlattığı, olayda sorumluluğu bulunan

kamu görevlisini tespit ettiği, tespit ettiği kamu görevlisinin suçunu,

kusurunu ölüm sonucuyla ilinti kurarak belirlediği, hapis cezalarına hükmettiği

anlaşılmaktadır. Bir başka ifadeyle ölümle sonuçlanan olayda kamu makamlarının

görevlerinin gereklerini yerine getirmeyerek kişilerin mağduriyetine neden

oldukları tespit edilmiş ve böylece yaşam hakkının esas boyutu bağlamında

ihlal, öz olarak ortaya konmuştur. Böyle olmakla birlikte Mahkeme eylemi ihmal

suretiyle görevi kötüye kullanmak olarak nitelendirmiş veatılı suç için 5237

sayılı Kanun'da öngörülen cezayı asgari hadden 3 ay olarak belirlemiş, bu süre

üzerinden 1/6 oranında takdiri indirim uygulayarak neticeten 2 ay 15 gün hapis

cezasına hükmetmiş, bu hükmün de açıklanmasını geri bırakmıştır.

69. Anayasa Mahkemesine göre mahkemelerin takdir

haklarını bu tür eylemlere müsamaha edilmeyeceğini göstermek için kullanmaları

ve suçun sonuçlarını hafifletmek için kullanmayı tercih ettikleri izlenimini

vermemeleri gerekir. Bu; kamu güveninin sürdürülmesi, hukukun üstünlüğünün

sağlanması ve bu tür eylemlere hoşgörü gösterildiği görünümünün engellenmesi

açısından hayati önem taşımaktadır. Devlet görevlilerinin güç kullanımı sonucu

meydana gelen ölümlerde veya bu yolla gerçekleştirilen kötü muamelelerde bu

sadece cezasızlık için söz konusu olmayıp suçların ağırlığı ile cezalar

arasında açık bir orantısızlık bulunması hâlinde de geçerlidir. Bu durumda

yaşam hakkının ihlali sonucu meydana gelen mağduriyet de giderilmemiş

olduğundan Anayasa Mahkemesi, mahkemelerin yaptırımları belirlemedeki

tercihlerini incelemek zorundadır (Cembeli Erdem, B. No: 2014/19077,

18/4/2018, §§ 100-102; Cezmi Demir ve diğerleri, § 76).

70. Anayasa Mahkemesine göre cezai yaptırımları

düzenleyen kuralların -önleme ve iyileştirme amaçlarına uygun olarak- ölçülü,

adil ve orantılı olması gerekmektedir (AYM, E.2010/104, K.2011/180, 29/12/2011).

Orantılılık ilkesi, mağdurun korunması ile failin cezalandırılması arasında

makul bir ilişki olmasını gerektirir. Nitekim 5237 sayılı Kanun'un 3. maddesine

göre fail hakkında işlediği suçun ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik

tedbirine hükmolunması gerekmektedir (Tahir Canan, B. No: 2012/969,

18/9/2013, § 36; Doğukan Bilir, B. No: 2014/15736, 29/5/2019, § 69).

5237 sayılı Kanun'un amacı kamu düzen ve güvenliğini korumanın yanında kişi

hak ve özgürlükleri ile hukuk devletini korumak ve suç işlenmesini

önlemektir. Kanun'da bu amacın gerçekleştirilmesi için ceza sorumluluğunun

temel esasları ile birtakım suçlar, ayrıca ceza ve güvenlik tedbirlerinin

türleri düzenlenmiştir.

71. Cezasızlık, işlenen bir suçun somut olarak cezasız

kalmasını ifade etmektedir. Cezasızlık; sorumluların adalet önüne

çıkarılmaması, işledikleri suçla orantılı bir biçimde cezalandırılmaması veya

mahkûm edildikleri cezanın infazının sağlanmaması şeklinde ortaya

çıkabilmektedir. Cezasızlığın önlenmesi durumunda bir yandan mağdurlar

açısından gerekli giderim sağlanırken bir yandan yeni ihlallerin

gerçekleşmesini engelleyecek caydırıcı bir etki ortaya çıkması mümkün

olacaktır. İşlenen suç ile verilen cezalar arasında orantısızlık olması ya da

hiç ceza verilmemesi durumunda bu tür eylemlerin önlenmesini sağlayabilecek

caydırıcı bir etki ortaya koymaktan oldukça uzak kalınmakta, yaşam hakkının

idari ve yasal mevzuat aracılığıyla korunması hususundaki pozitif yükümlülüğün

yerine getirilememesi sonucu doğmaktadır (benzer değerlendirmeler için bkz. S.D.

B. No: 2013/3017, 16/12/2015, § 102).

72. HAGB kurumu 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinde

düzenlenmiştir. Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç

doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe

sahip bulunan HAGB kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun

işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, geri bırakılan hükmün

ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı Kanun'un 223. maddesi uyarınca

düşürülmesi sonucunu doğurduğundan bu özelliğiyle sanık ile devlet arasındaki

cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birini

oluşturmaktadır (Tahir Canan, § 30). Bu bağlamda HAGB kararı, asıl

olarak kişiyi ceza tehdidi altında bırakmaktadır. Somut olayda olduğu gibi suçu

işlediği sübuta eren kişinin cezalandırılması ancak denetim süresi içinde

kasten yeni bir suç işlemesi şartına bağlanmakta, böylelikle sorumluluğu

mahkeme kararıyla sabit olan eylemi -yeni bir suç işlemediği takdirde- fiilî

olarak cezasız kalmaktadır. Kanun koyucunun, işlediği suçtan dolayı kişinin

tekrar topluma kazandırılması amacıyla getirdiği bu cezasızlık kurumunun

uygulanıp uygulanmayacağı değerlendirilirken her olayın somut koşulları

çerçevesinde suçun niteliği ve sonuçlarının ağırlığı ile orantılı olarak

yaptırımın caydırıcılığı hususunun da gözardı edilmeden yorumlanması

gerekmektedir (Necla Kara ve diğerleri, § 118). HAGB kurumunu uygulama

olanağı mahkemelerin takdirinde olmakla birlikte mahkemelerin sanıkların fiilen

cezasız kalmalarını sağlayacak şekilde hukuku uyguladıklarının tespiti hâlinde

soruşturmanın etkinliğinin sağlanamadığı sonucuna varılabilmektedir (S.D.

Yunus Kalkan, B. No: 2013/4383, 18/2/2016; Mehmet Şah Araş ve

diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016).

73. Somut başvuruda derece mahkemesi, ihmali eylem ile

ölüm arasında bağ kurmuş olsa da sanığı ölümle hiçbir ilgisi bulunmayan görevi

kötüye kullanma suçundan cezalandırmıştır. Ölümle ihmal arasında bağ bulunduğu

kabul edildiğine göre eylemin taksirle öldürme suçunu oluşturup oluşturmadığı

tartışılmamıştır (AİHM Öneryıldız/Türkiye [BD] B. No:48939/99,

30/11/2004, § 116 kararında başvuruya konu olay nedeniyle yürütülen yargılamada

bazı sanıklar hakkında görevi ihmal suçundan adli para cezası verilmesiyle

ilgili olarak suçun yaşamı korumayla ilgisinin bulunmadığına dikkat çekmiştir).

74. Cezanın asgari hadden belirlenmesi ve hükmün

açıklanmasının geri bırakılması üzerinde de durulması gerekmektedir. Kamu

görevlilerinin ihmalleri, suçları için yapılan uygulamalara ilişkin olarak

suçun, ihmalin ağırlık derecesi ile verilen ceza arasında açık orantısızlığın

bulunduğu durumlarda Anayasa Mahkemesinin anayasal denetim yapma görevi

bulunmaktadır (benzer değerlendirme için bkz. Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 76).

75. 5237 sayılı Kanun, Mahkemenin sabit bulduğu görevi

ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçu için 3 aydan 1 yıla kadar hapis

cezası öngörmüştür (bkz. § 37) Bu suçun konusunu yaşam hakkı dışında pek çok

eylemsizliğin de oluşturabileceği izahtan varestedir. Kanun, temel cezanın

belirlenmesi konusunda hâkime takdir yetkisi vermiştir (bkz § 38). Hâkim temel

cezayı, suçun işlendiği yer, suçun konusunun önemi, meydana gelen zararın

ağırlığı, failin taksire dayalı kusurunun ağırlığı gibi hususları dikkate

alarak belirleyecektir. Atılı suçun konusunun yaşam hakkı olması ile söz gelimi

-bir başvuruya cevap verilmesinde gecikme gösterilmesinde olduğu gibi- dilekçe

hakkı olması arasında hükmedilecek cezanın miktarı bakımından bir fark olması;

takdir hakkının bu minvalde kullanılması gerekir. Benzer şekilde 5271 sayılı

Kanun'un HAGB uygulanması hususunda -objektif şartlar tamam olsa bile- takdir

yetkisini hâkime bıraktığını da hatırlatmak gerekir (bkz. § 40) HAGB hâlinde,

sanığın beş yıllık denetim süresi içinde yeni bir suç işlememesi durumunda,

kararın uygulanmaması ve söz konusu davanın ilgili kanun gereğince otomatik

olarak düşmesi söz konusudur.

76. Somut başvuruda, kamu görevlisinin yargılanmasına

neden olan fiil güç kullanımına (şiddet, cebir) ilişkin olmasa da görevi

ihmal/kötüye kullanma suretiyle işlenen bir suç olsa da ağır/vahim bir sonuç

doğurmuş bulunan bir eylem daha doğrusu eylemsizlik hâlidir. İlgili kamu

personelinin eylemi/eylemsizliği neticesinde T.B.nin yaşamına son vermesine

engel olunamamıştır. Üstelik T.B.nin gözaltına alınmasına ve nezarethaneye

konulmasına sebep olan olay sırasında kendisini öldüreceğini söylemiş olması,

polis merkezinde kendisine zarar vermesi ve dahası nezarethaneye konulduğunda

üzerindeki kıyafetleri soyunmaya başlamak şeklindeki agresif ve dengesiz

hareketlerine şahit olunmasına rağmen uzun bir süre yalnız bırakılması ve

kontrol edilmemesi hususları eylemsizlik hâlinin vahametine ve ağırlığına

işaret eden önemli verilerdir. Bu hususlar karar gerekçesinde tartışılmamış ve

takdir hakkının nasıl (neden o şekilde) kullanıldığı gösterilmemiştir.

77. Ayrıca yukarıda da belirtildiği üzere kararda ihmali

eylem ile ölüm arasında bağ kurulmuş olmasına rağmen eylemin taksirle öldürme

suçunu oluşturup oluşturmadığı hususunda bir tartışma yapılmamış, görevi kötüye

kullanma suçundan cezalandırma yoluna gidilmiş; ceza asgari hadden belirlenmiş,

takdiri indirim uygulanmış ve hükmün açıklanması geri bırakılmıştır. Ağır ihmal

sonucu gerçekleşen, sonuçları itibarıyla da vahim olan somut sürece dair ceza

yargılaması neticesinde ulaşılan hükümde, taksirle öldürmenin hiç tartışılmamış

olması, cezanın asgari hadden belirlenmesi,takdiri indirim uygulanması ve

hükmün açıklanmasının geri bırakılması hususlarında, olayın niteliğini ve kamu

görevlilerinin gösterdiği ihmalin derecesini ele alan, bu niteliği haiz bir

değerlendirmenin varlığından söz edilemeyeceği açıktır (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Necla Kara ve diğerleri, § 108). Yaşam

hakkının ihlal edildiği derece mahkemesince kabul edilmiş ise de ihlale ilişkin

olarak yeterli ve uygun giderim sağlanamamıştır. Sanık açısından caydırıcılık

ile mağduriyet açısından etkili giderim sağlanmadığı, başvurucuların mağdur

sıfatının devam ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

78. Anayasa Mahkemesinin kararlarında sıkça belirtildiği

üzere mahkemelerin yaşam hakkı ihlalini önlemedeki sahip oldukları kritik rolün

önemi hatırdan çıkarılmamalıdır. Mahkemelerin yaşam hakkı kapsamındaki davaya

gereken önemi göstermeleri gerekir. Aksi durumda, uygulanan ceza hukuku

sisteminin yaşam hakkının korunması bakımından gereken katılığa, başka bir

anlatımla yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesini sağlayabilecek caydırıcı bir

etkiye sahip olamayacağı aşikârdır. Diğer taraftan caydırıcı bir etkiye sahip

olmayan bu tür cezai yaptırımların -olay nedeniyle meydana gelen maddi ve

manevi zararlar giderilmiş, aynı zamanda fail veya failler yeterli disiplin

cezaları ile cezalandırılmış olsalar da- aynı zamanda oluşan mağduriyetleri

ortadan kaldırmakta yetersiz kaldığı da izahtan varestedir (Narin Kurt,

§ 111)

79. Bu itibarla başvuruya konu mahkûmiyetin başvurucunun

mağduriyetini ortadan kaldırmamasının yanında benzer ihlallerin önlenebilmesi

bakımından caydırıcı etkiye sahip de olmadığı, dolayısıyla bu durumun yaşam

hakkının maddi ve usule ilişkin boyutlarının ihlaline yol açtığı sonucuna

varılmıştır.

80. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının maddi ve usule

ilişkin boyutları ile ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

VI. GİDERİM

81. Başvurucular, ihlalin tespiti, yargılamanın

yenilenmesi ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

82. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince

yapılması gereken iş yenidenyargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa

Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında

belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (6216 sayılı Kanun'un 50.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden

yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve

diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis

Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

83. Öte yandan ihlalin niteliği dikkate alınarak

başvuruculara müştereken 400.000 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiği sonucuna

ulaşılmıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

VII. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının maddi ve usul boyutu ile İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Kadirli

1. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2019/223, K.2021/59) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvuruculara net 400.000 TL manevi tazminatın

MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 934,50 TL harç ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 19.734,50 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 14/2/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Soner GÖÇER Başvurucular : 1. Fatma AKTUĞ 2. Gülfire COŞKUN 3. Hüseyin BUCAK 4. İlknur KARCI 5. Müzüriye BUCAK 6. Niyazi BUCAK 7. Rumeysa BUCAK 8. Şifa BUCAK 9. Verda BUCAK 10. Yusuf BUCAK Başvurucular Vekili : Av. Mahmut KAÇAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2020/12600, 14 Şubat 2024 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Nezarethane
  10. B. Başvurucuların
  11. C. Nezarethane
  12. D. Olaya İlişkin
  13. IV. İlgili
  14. Hukuk
  15. A. Ulusal Hukuk
  16. B. Uluslararası
  17. V. İnceleme Ve
  18. Gerekçe
  19. A. Kötü Muamele
  20. B. Yaşam
  21. VI. Giderim
  22. A. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin
  23. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  24. C. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının ihlalinin
  25. D. Başvuruculara net 400.000 TL manevi tazminatın
  26. F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların
  27. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  28. M. Emin KUZ
  29. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2020/12600
Tarih
14 Şubat 2024

İlgili Kararlar

  • Mustafa Demirkol Başvurusu (B. No: 2019/24253)
  • E.a. Başvurusu (B. No: 2020/8228)
  • Tasfiye Halinde Türkoğlu Demir Makina ve Pres Sanayi Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2021/36873)
  • Abdülkadir Yılmaz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2021/9749)
  • Ayşe Panuş Başvurusu (B. No: 2021/19522)
  • Ayşegül Bozoğlu Başvurusu (B. No: 2019/12125)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.