İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Fatma Altuner Başvurusu (B. No: 2014/17714)

1. Başvuru, hatalı tıbbi uygulamadan doğan maddi zararın tazmini

Başvuru No2014/17714Tarih26 Ekim 2017Okuma19 dk · 3.700 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Fatma Altuner Başvurusu

Karar tarihi
26 Ekim 2017
Başvuru Numarası
2014/17714
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.700 kelime·19 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, hatalı tıbbi uygulamadan doğan maddi zararın tazmini

talebiyle adli yargıda açılan davanın husumet yönünden; idari yargıda açılan

davanın ise süre aşımından reddedilmesi nedenleriyle mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 12/11/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, burun tıkanıklığı ve baş ağrısı şikâyetiyle 2005

yılı Temmuz ayında Tokat Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) Hastanesine müracaat

etmiştir.

9. Yapılan muayene ve tetkikler neticesinde kulak burun boğaz

uzmanı doktor tarafından 11/7/2005 tarihinde ameliyat edilen başvurucu

14/7/2005 tarihinde hastaneden taburcu edilmiştir.

10. Başvurucu; ameliyat sonrasında şikâyetlerinin geçmediğini,

ayrıca ameliyat nedeniyle burnunun estetik açıdan da bozulduğunu belirterek

yeniden hastaneye müracaat etmiş ve 18/8/2005 tarihinde aynı doktor tarafından

ikinci kez ameliyat edilmiştir.

A. Olayla İlgili Adli

Yargı Süreci

11. Başvurucu; geçirdiği ameliyat neticesinde burnunun estetik

açıdan bozulduğunu, durumun düzeltilmesi amacıyla ikinci kez ameliyat

edildiğini ancak olumlu netice alamadığını, üniversite hastanesinde yapılan

muayenesinde burnunun bir daha tam olarak düzeltilemeyeceğinin ifade edilmesi

üzerine psikolojisinin bozulduğunu belirterek hatalı müdahalesiyle bu duruma

sebep olduğu iddiasıyla ilgili doktor aleyhine 14/11/2006 tarihinde Tokat 1.

Asliye Hukuk Mahkemesinde (Asliye Hukuk Mahkemesi) 10.000 TL'lik manevi

tazminat davası açmıştır.

12. Asliye Hukuk Mahkemesince dosya bilirkişi incelemesi için

Adli Tıp Kurumuna gönderilmiştir.

13. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 11/5/2007 tarihli

raporunda, 11/7/2005 ve 18/8/2005 tarihlerinde yetersiz lateral

osteotomi uygulanarak burun kökünün normalden daha

geniş ve asimetrik görünmesine, nasal tipte saptanan

kitlesel hipertrofide burun ucunun görüntüsünün

bozulmasına neden olduğundan doktorun eyleminin tıp kurallarına uygun olmadığı

belirtilmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi söz konusu bilirkişi raporunu hükme esas

alarak 23/10/2007 tarihli kararıyla başvurucunun manevi tazminat talebini

kısmen (5.000 TL'lik kısım) kabul etmiştir. Karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi

tarafından onanarak kesinleşmiştir.

14. Başvurucu, 2008 yılı Temmuz ayında burnundaki şekil

bozukluğunun düzeltilmesi için özel bir hastanede ameliyat olmuştur. Başvurucu

söz konusu ameliyat için harcadığı 5.000 TL’nin ilk ameliyatını gerçekleştiren

doktordan tahsiline karar verilmesi talebiyle 4/9/2008 tarihinde Tokat Sulh

Hukuk Mahkemesinde (Sulh Hukuk Mahkemesi) maddi tazminat davası açmıştır.

15. Sulh Hukuk Mahkemesi Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin bozma

ilamına uyarak verdiği 10/9/2013 tarihli kararla davayı husumet yönünden

reddetmiştir. Kararın gerekçesinde, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken

kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davalarının kamu

görevlisine rücu edilmek kaydıyla idare aleyhine açılabileceği belirtilmiştir.

16. Karar, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 25/11/2013 tarihli

kararıyla onanarak kesinleşmiştir.

17. Nihai karar 11/2/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edilmiştir.

B. Olayla İlgili İdari

Yargı Süreci

18. Başvurucu, Sulh Hukuk Mahkemesinin 10/9/2013 tarihli kararı

(bkz. § 15) üzerine 17/9/2013 tarihinde Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumuna

başvurmuş, 2005 yılında Tokat SSK Hastanesinde hatalı şekilde ameliyat

edilmesinden dolayı burnunda meydana gelen şekil bozukluğunun düzeltilmesi için

özel bir hastanede yeniden ameliyat olmak zorunda kaldığını belirterek söz

konusu ameliyat için harcadığı 5.000 TL’nin idarenin hizmet kusuru sebebiyletazmin edilmesi talebinde bulunmuştur.

19. Başvurucu, başvurunun zımnen reddi üzerine 20/12/2013

tarihinde Tokat İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) Türkiye Kamu Hastaneleri

Kurumuna karşı maddi tazminat talebiyle tam yargı davası açmıştır.

20. İdare Mahkemesi davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir.

26/12/2013 tarihli kararın gerekçesinde, davanın idari eylemden doğan bir tam

yargı davası niteliğinde olduğu, başvurucunun, burun ameliyatında kusurunun bulunduğu

iddiasıyla ameliyatı gerçekleştiren doktor aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesinde

manevi tazminat davası açtığı 14/11/2006 tarihi itibarıyla idari eylemden

haberdar olduğu, bu tarihten itibaren 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari

Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinde öngörülen bir yıllık süre geçtikten

sonra 17/9/2013 tarihinde tazminat ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun zımnen

reddi üzerine açılan davanın süresinde olmadığı ifade edilmiştir.

21. Karar, Sivas Bölge İdare Mahkemesinin (Bölge İdare

Mahkemesi) 17/4/2014 tarihli kararıyla onanmıştır.

22. Başvurucunun karar düzeltme istemi Bölge İdare Mahkemesinin

25/9/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

23. Nihai karar 24/10/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edilmiştir.

24. Başvurucu 12/11/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Kanun

25. 2577 sayılı Kanun'un

"Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" kenar

başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"1. İdari eylemlerden hakları ihlal

edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine

veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir

yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye

başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin

kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden

itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu

sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.

2. Görevli olmayan adli ve askeri yargı

mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan

idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye

başvurma şartı aranmaz."

2. Danıştay İçtihadı

26. Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011 tarihli ve E.2008/7182,

K.2011/4711 sayılı kararı şöyledir:

"Bir eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazı durumlarda eylemin

gerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma ve incelemelerden, hatta ceza

davalarından sonra ortaya çıkabilmektedir.

Özelikle, kamu görevlilerinin idari tasarrufta

bulunurken uyulması zorunlu görülen kurallara uymamaları nedeniyle kendilerine

izafe edilebilecek nitelikte olmakla birlikte, resmi yetkilerin kullanımı

sırasında gerçekleştiği için idaresinden de ayrılamayan görev kusurlarından

doğan zararın tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, zararın, kamu görevlisinin kişisel kusurundan

mı, görev kusurundan mı kaynaklandığının ceza muhakemesi sonucunda

belirlenmesiyle ortaya çıkabilmektedir.

Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un 13.

maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğinin

ve doğurduğu zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur.

Aksi yorumun, dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetini

olumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde

öngörülen tam yargı davalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın

tazminine yönelik olması sebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortaya çıkması

zorunludur."

27. Aynı Dairenin 11/2/2015 tarihli ve E.2012/8184, 2015/368

sayılı kararı şöyledir:

"2577 sayılı Yasa'nın 13. Maddesinde ,idari

eylemlerden hakları ihlal edilen ilgililerin, idari eylemi öğrendikleri

tarihten itibaren bir yıl ve herhalde idari eylem tarihinden itibaren beş yıl

içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri

gerektiği hükme bağlanmıştır.

Anılan Yasa hükmünde idareye başvuru için

öngörülen bir ve beş yıllık sürelerin hangi tarihten itibaren başlatılacağı

zaman zaman duraksamalara yol açtığından, irdelenmesi gerekmektedir.

Yasayla öngörülen tam yargı davaları idari

eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle tam

yargı davasının açılabilmesi için eylemin idariliğinin

ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur.

İdari eylem; idarenin işlevi sırasında bir hareketi,

bir olayı, bir tutumu; idari karar ve işlemle ilgisi olmayan ,başka bir deyişle

öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan salt maddi tasarrufları

anlatır.

Söz konusu eylemlerin idariliği

ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen

de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu

ortaya çıkabilmektedir.

Bu itibarla, 2577 sayılı Yasa'nın 13.

maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğinin

ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun, zarara

yol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıyla

kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hakarama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır."

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi

28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes davasının,

medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar

verecek olan,... bir mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına

sahiptir..."

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi İçtihadı

29. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6.

maddesinin birinci fıkrasının açık bir biçimde mahkeme veya yargı merciine

erişim hakkından söz etmese de maddede kullanılan terimler bir bütün olarak

dikkate alındığında mahkemeye erişim hakkını da garanti altına aldığı sonucuna

ulaşıldığını belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık,

B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 28-36). AİHM'e göre

mahkemeye erişim hakkı Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasında

mündemiçtir. Bu çıkarsama, Sözleşmeci devletlere yeni yükümlülük yükleyen

genişletici bir yorum olmayıp 6. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin

lafzının Sözleşme'nin amaç ve hedefleri ile hukukun genel prensiplerinin gözetilerek

birlikte okunmasına dayanmaktadır. Sonuç olarak Sözleme'nin

6. maddesinin birinci fıkrası, herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili

iddialarını mahkeme önüne getirme hakkına sahip olmasını kapsamaktadır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).

30. AİHM; adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye

erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasını

gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmektedir. Ancak

AİHM; bu sınırlamaların, kişinin mahkemeye erişimini hakkın özünü zedeleyecek

şekilde ve genişlikte kısıtlamaması ve zayıflatmaması gerektiğini ifade

etmektedir. AİHM'e göre meşru bir amaç taşımayan ya

da uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık

ilişkisi kurmayan sınırlamalar Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasıyla

uyumlu olmaz (Sefer Yılmaz ve Meryem

Yılmaz/Türkiye, B. No: 611/12, 17/11/2015, § 59; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013,

§ 19; Edificaciones March Gallego

S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34).

31. AİHM; dava hakkını süre sınırına bağlayan iç hukuk hükümlerinin

yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özellikle mahkemelerin

görevi olduğunu belirtmekte, AİHM'in rolünün bu

yorumun etkilerinin Sözleşme'yle uyumlu olup

olmadığının tespitiyle sınırlı olduğunu ifade etmektedir. Süre sınırı getiren

kuralların uygun adalet yönetiminin güvence altına alınması amacına dayandığına

işaret eden AİHM, bu kuralların veya bunların uygulanmasının ilgililerin

ulaşılabilir başvuru yollarına müracaatlarını engelleyecek mahiyette olmaması

gerektiğini değerlendirmektedir. AİHM; bu bağlamda her bir olayın, somut

başvuru yolunun özellikleri ışığında ve Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci

fıkrasının amaç ve hedefleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını

çizmektedir (Eşim/Türkiye, § 20).

32. AİHM; bu ilkeler uyarınca mahkemelerin dava açılabilmesi

için öngörülen yasal yükümlülükleri uygularken hem yargılama adaletinin

zayıflamasına yol açacak düzeyde aşırı şekilcilikten hem de kanunlarda

öngörülen usule ilişkin gereklilikleri abes hâle getirecek seviyede aşırı esneklikten

kaçınması gerektiğini belirtmektedir. AİHM; kuralların, belirliliği ve iyi

adalet yönetimini sağlama amacına hizmet etme işlevlerini yitirmesi hâlinde vedavaların esasının yetkili mahkeme tarafından karara

bağlanmasını önleyecek birtakım bariyerler oluşturma fonksiyonu görmeleri

durumunda mahkemeye erişim hakkının zedeleneceğini ifade etmektedir

(Eşim/Türkiye, § 21).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

33. Mahkemenin 26/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yargı Sürecine

İlişkin İhlal İddiaları

34. Başvurucu, Yargıtayın yerleşik

içtihadına göre hatalı tıbbi uygulamadan doğan zararın tazmini talebiyle ilgili

doktor aleyhine açılan tazminat davalarının adli yargıda görüldüğünü,

kendisinin de bu içtihada dayanarak adli yargıda doktor aleyhine maddi tazminat

davası açtığını belirtmektedir. Başvurucu, Yargıtayın

öngörülemez bir şekilde yerleşik içtihadından döndüğünden şikâyet etmekte, bu

içtihada istinaden derece mahkemesinin işin esasına girmeksizin husumet

yönünden davasını reddetmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmektedir.

35. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (5) numaralı

fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64.

maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvurunun; başvuru yollarının

tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.

36. Somut olayda nihai kararın (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin

25/11/2013 tarihli kararı) tebliğ edildiği tarih olan 11/2/2014 tarihinden

itibaren otuz günlük başvuru süresi geçtikten sonra 12/11/2014 tarihinde

bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşılmıştır.

37. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. İdari Yargı Sürecine İlişkin İhlal İddiaları

1. Başvurucunun İddiaları

38. Başvurucu, hatalı tıbbi uygulamadan dolayı uğradığı zararın

hizmet kusuru sebebiyle idare tarafından tazmini istemiyle açtığı tam yargı

davasının süre aşımından reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal

ettiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti ve tazminat talebinde bulunmuştur.

2. Değerlendirme

39. Anayasa’nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı ve

Hakkın Kapsamı

41. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir

unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma"

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan

AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim

hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.

Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§ 34).

42. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi

ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden fayadalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya

koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil

yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:

2013/8896, 23/2/2016, § 33).

43. Somut olayda idari eyleme dayalı tam yargı davasının süre

aşımından reddedilerek esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye

erişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

44. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla

sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

45. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

46. Bu sebeple müdahalenin somut başvuruya ilişkin olarak

Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmiş olan kanun tarafından öngörülme, haklı

bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup

olmadığının belirlenmesi gerekir.

(1)Kanunilik

47. Başvurucunun idari eylemden doğan zararının tazmini

istemiyle açtığı davanın süresi içinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilmesine

ilişkin Mahkeme kararının 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesine dayandığı

görülmektedir. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun mahkemeye erişim hakkına

yönelik müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

(2) Meşru Amaç

48. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü güvence

altına alınmıştır. Maddede, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama

nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması

mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni

öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu

kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama

nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan

kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması mümkün olabilir. Dava açma

hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir kısım düzenlemenin, hak

arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm

alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak bu sınırlamalar Anayasa'nın

13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz (AYM, E.2015/96, K.2016/9,

10/2/2016, § 10).

49. İdarenin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi altında

kalmasını engellemek, kamu hizmetinin hızlı, düzenli ve etkin biçimde

yürütülmesini sağlamak düşüncesi ile idari işlem ve eylemlere karşı yapılacak

başvurular ve açılacak davalar kanunlarla belli sürelere bağlanmıştır (aynı

yönde karar için bkz. Mohammed Aynosah, § 39).

Diğer yandan idari işlem ya da eylemlere karşı açılacak davalar için tanınan

süreler, mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik

ya da ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar

hakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne

geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet eder

(AYM, E.2014/92, K.2016/6, 28/1/2016, § 17). Dolayısıyla bu tür durumların

önlenmesi bakımından idari işlem ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre

koşulunun öngörülmesi meşru amaçlara sahiptir.

(3)Ölçülülük

50. Bireysel başvuruya konu olayda hatalı tıbbi uygulama

nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen maddi zararın hizmet kusuru ilkesi uyarınca

tazmini istemiyle Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumuna karşı açılan davada İdare

Mahkemesinin dava açma süresini, aynı maddi olgudan dolayı ameliyatı

gerçekleştiren doktor aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesinde manevi tazminat

davasının açıldığı tarihten başlatarak davayı süre aşımı gerekçesiyle

reddetmesi suretiyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin

ölçülü olup olmadığının incelenmesi gerekir.

(a)Genel İlkeler

51. Ölçülülük ilkesi "elverişlilik", "gereklilik"

ve "orantılılık" olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır.

"Elverişlilik" öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı

gerçekleştirmeye elverişli olmasını, "gereklilik" ulaşılmak istenen

amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir

müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, "orantılılık" ise

bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir

dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,

K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102, K.2012/207, 27/12/2012; E.2013/66, K.2014/19,

29/1/2014; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

52. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına geldiğini, kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya

mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını

önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal

edebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,

B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

53. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin

öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsızlaştırmadıkça -hukuki belirlilik

ilkesinin gereği olarak- mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ancak

mevzuatta öngörülen süre kurallarının hukuka açıkça aykırı olarak yanlış

uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriyle kişilerin dava

açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel olunması

mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş.

Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., §

38).

54. Hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması bakımından dava

açma hakkının belli bir süreyle sınırlandırılması tek başına mahkemeye erişim

hakkını ihlal etmemekte ise de öngörülen sürenin makul olması, diğer bir

ifadeyle haktan yararlanılmayı imkânsız kılacak veya aşırı derecede

zorlaştıracak kadar kısa olmaması gerekir. Dava açma süresinin makul olup

olmadığı değerlendirilirken dava ile elde edilecek hakkın niteliği, davanın

konusu ve kişinin dava hakkının doğduğunu öğrenme imkânına sahip olup olmadığı

gibi hususlar gözönünde bulundurulmalıdır. Öngörülen

sürenin dava açmak için gerekli araştırma ve hazırlıkların yapılmasına,

gerekiyorsa hukuki ve teknik yardım alınmasına yetecek ve hakkın önemiyle

orantılı bir uzunlukta olmaması durumunda ölçüsüz olduğu söylenebilir (Yaşar Çoban, [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017,

§ 64).

55. Dava açma süresinin işlemeye başladığı an da mahkemeye

erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem

taşımaktadır. Bu kapsamda dava açma süresinin, hak sahibinin henüz dava

hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar

olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye

başlaması dava hakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini

zedeleyebilir (Yaşar Çoban, §

65).

56. Öte yandan mahkemeler, dava açma süresi öngören kanun

hükümlerini yorumlarken sınırlamanın istisna olduğu ilkesini gözeterek aşırı

şekilcilikten kaçınmalı ve yorum kurallarının imkân verdiği ölçüde davayı

ayakta tutma yolunda bir yaklaşım benimsemelidir. Bununla birlikte

mahkemelerin, sürenin varlık sebebini anlamsız kılma pahasına yorum

kurallarının sınırlarını zorlayarak kanunda öngörülen dava açma süresini

bertaraf etmesi hukuki güvenlik ve istikrar ilkesinin zedelenmesine neden

olabilir. Bu nedenle süreye ilişkin kanun hükümlerinin yorumunda hukuki

güvenlik ve istikrar ilkesi ile mahkemeye erişim hakkı arasındaki hassas denge

gözetilmelidir (Yaşar Çoban, §

66).

(b)İlkelerin Olaya Uygulanması

57. Başvurucu, hatalı tıbbi uygulama nedeniyle uğradığı maddi

zararın tazmini istemiyle 4/9/2008 tarihinde Sulh Hukuk Mahkemesinde açtığı

davanın husumet yönünden reddedildiğini, bu kararın kesinleşmesi üzerine yasal

süresi içerisinde İdare Mahkemesinde idare aleyhine tam yargı davası açtığını

belirtmektedir. Başvurucu, İdare Mahkemesinin dava açma süresinin

hesaplanmasına ilişkin hukuk kurallarını hatalı değerlendirmesi ve uygulaması

neticesinde uyuşmazlığın esasının incelenemediğinden yakınmaktadır.

58. Yukarıda yer verilen (bkz. §§ 26, 27) Danıştay içtihadında

ortaya konulduğu üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini

istemiyle açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi

için ortada idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasında

illiyet bağı bulunmalıdır. Bu çerçevede eylemin idariliğinin

veya yol açtığı zararın ya da arasındaki illiyet bağının eylemden çok sonra

anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin bu

tarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir.

59. İdare Mahkemesi somut uyuşmazlığı, idari eylemden -hatalı

tıbbi uygulama- doğan bir tam yargı davası olarak nitelemiş ve yargılamada

uygulayacağı dava açma süresine ilişkin Kanun hükmünü de bu nitelemeye uygun

olarak belirlemiştir (bkz. § 20). İlgili Kanun hükmünü uygularken de

başvurucunun en geç, ameliyatı gerçekleştiren doktor aleyhine Asliye Hukuk

Mahkemesinde manevi tazminat davası açtığı 14/11/2006 tarihi itibarıyla idari

eylemden haberdar olduğunu kabul etmiştir.

60. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucunun tam yargı davası

açmasının sebebi, tıp kurallarına uygun olmayan şekilde gerçekleştirilen

ameliyat nedeniyle maddi varlığının zarara uğradığı iddiasıdır. Dolayısıyla

idari yargıda tam yargı davası açılması için gerekli koşullar olan; idari eylem

(hatalı tıbbi uygulama), bu eylem nedeniyle uğranılan maddi zarar ve eylem ile

zarar arasındaki illiyet bağı koşullarının tümünün oluştuğunun, İdare Mahkemesi

tarafından dava açma süresine esas alınan Asliye Hukuk Mahkemesinde doktor

aleyhine manevi tazminat davasının açıldığı 14/11/2006 tarihi itibarıyla

başvurucu tarafından bilinip bilinmediğinin ya da bilinmesi gerekip

gerekmediğinin ortaya konulması, başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal

edilip edilmediğinin tespiti açısından önem arz etmektedir.

61. Başvurucunun Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu 14/11/2006

tarihli dava dilekçesinde, Tokat SSK Hastanesinde geçirdiği ameliyat

neticesinde burnunun estetik açıdan bozulduğunu, durumun düzeltilmesi amacıyla

ikinci kez ameliyat edildiğini ancak olumlu netice alamadığını, üniversite

hastanesinde yapılan muayenesinde burnunun bir daha tam olarak

düzeltilemeyeceğinin tarafına bildirildiğini ifade ettiği görülmektedir. Buna

göre başvurucunun hatalı ameliyat neticesinde ve ameliyatın hemen akabinde

gözle görülebilir/farkedilebilir şekilde burun

estetiğinin bozulduğu, nitekim bu hususun başvurucu tarafından da kabul

edildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla somut olayda idari eylemin yol açtığı

zarar, eylemin gerçekleşmesiyle birlikte ortaya çıkmıştır. Öte yandan

başvurucunun olay nedeniyle uğradığı maddi zarar (ileride geçirmesi gereken

operasyonlar nedeniyle katlanacağı maliyet gibi) ve bu zararı gidermeye yönelik

tazminat tutarı zararın oluştuğu tarih itibarıyla tazminat hukuku ilkeleri

uyarınca belirlenebilir, ölçülebilir ve hesaplanabilir niteliktedir. Ayrıca söz

konusu ameliyatın bir kamu hastanesi bünyesindeki kamu görevlisi sıfatını haiz

doktor tarafından gerçekleştirilmiş olması ve başvurucunun ameliyatın

gerçekleştirildiği hastanenin kamu hastanesi olduğunu bildiği noktasında tartışma

bulunmaması karşısında, yerleşik Danıştay içtihadına göre eylemin idariliği konusunda da tereddüte

mahal bırakacak bir husustan söz edilemez. Bu tespitlere göre başvurucunun,

somut olayda hizmet kusuru ilkesine göre idare aleyhine tam yargı davası açılması

için gerekli olan; idari eylemin varlığı, zarar, eylem ile zarar arasında

illiyet bağı koşullarının tümünün oluştuğundan Asliye Hukuk Mahkemesinde doktor

aleyhine manevi tazminat davası açtığı 14/11/2006 tarihi itibarıyla haberdar

olduğu sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla İdare Mahkemesinin dava açma süresinin

başlangıcına esas aldığı tarih itibarıyla başvurucunun idari yargıda tam yargı

davası açılması için gerekli koşulların oluştuğunu bilmediğinden söz edilemez.

Öte yandan başvurucunun 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca14/11/2006

tarihinden itibaren bir yıllık süre içinde idareye ya da görevsiz yargı

merciine herhangi bir müracaatının olmadığı da açıktır.

62. Bu durumda, somut olayın özel koşullarında İdare

Mahkemesinin 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesinde düzenlenen dava açma süresinin

başlatılacağı tarihi belirlemesiyle ilgili yorumunun başvurucunun dava açmasını

aşırı derecede zorlaştıracak ya da imkânsız kılacak nitelikte katı bir yorum

olmadığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına

yönelik müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır.

63. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim

hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Adli yargı sürecine ilişkin ihlal iddialarının süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. İdari yargı sürecinde mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

26/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Gülbin AYNUR

Başvurucu

:

Fatma ALTUNER

Vekili

:

Av. Emre

ALTUNSOY

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/17714, 26 Ekim 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olayla İlgili Adli
  7. B. Olayla İlgili İdari
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 28-36). AİHM'e göre
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Adli Yargı Sürecine
  14. B. İdari Yargı Sürecine İlişkin İhlal İddiaları
  15. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  16. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Yıldırım
  18. Özgüldür
  19. Akıncı
  20. Topal
  21. M. Emin KUZ
  22. Altunsoy
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/17714
Tarih
26 Ekim 2017

İlgili Kararlar

  • Alev Erkuş Başvurusu (B. No: 2014/8589)
  • Sadık Kısa Başvurusu (B. No: 2014/6919)
  • Mürsel Polat ve Nuriye Artuç Başvurusu (B. No: 2014/3470)
  • W. S. Başvurusu (B. No: 2016/5687)
  • Hasan Başar Başvurusu (B. No: 2014/11857)
  • Mehmet Emin Tutak Başvurusu (B. No: 2014/2611)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.