İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Fezile Çelik ve Erhan Çelik Başvurusu (B. No: 2013/1905)

1. Başvuru,

Başvuru No2013/1905Tarih30 Mart 2016Okuma19 dk · 3.732 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Fezile Çelik Ve Erhan Çelik Başvurusu

Karar tarihi
30 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/1905
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.732 kelime·19 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru,

başvurucuların yakınlarının askerlik görevinin ifası sırasında ölümü ile ilgili

olaraketkili bir ceza soruşturması yapılmaksızın

kendisinin intihar ettiği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

verildiği, oysa bu iddianın gerçeği yansıtmadığı, oğullarının sosyal veya

psikolojik bir sorununun olmadığı, ölüm olayının idarenin hizmet kusuru sonucu

meydana geldiği ve bu nedenle yaşam hakkının ihlal edildiği, söz konusu olay

nedeniyle açılan tazminat davasında da ölüm olayının intihar olarak

nitelendirilmek suretiyle tazminat taleplerinin kısmen kabul edilerek zararlarının tamamı

karşılanmadan karar verildiği, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin (AYİM)

kararlarına karşı başvurulabilecek bir temyiz yolunun bulunmadığı, dolayısıyla

adil yargılanma hakkınınihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 7/3/2013 tarihinde Van 1.

İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış

ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 22/2/2016

tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A.Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

1. Başvurucuların Yakınının Askerlik Süreci

5. Başvurucuların çocuğu Erkan Çelik 10/12/2009

tarihinde Van Erciş Askerlik Şube Başkanlığı tarafından harcırahı verilerek

eğitim birliği olan İzmir Narlıdere İstihkam Okulu ve Eğitim Merkezi

Komutanlığına sevk edilmiştir.

6. Bunun üzerine Erkan Çelik'in 14/12/2009

tarihinde eğitim birliğine katıldığı, eğitimini tamamlaması sonucu 12/2/2010

tarihinde dağıtım iznine ayrıldığı 14/2/2010 tarihinde de usta birliği olan

Adana 6. Kolordu Komutanlığına katıldığı 17/2/2010 tarihinde deMuhabere Bölük Komutanlığıemrinde

görevlendirildiği tespit edilmiştir.

7. Başvurucuların yakını askerlik görevini yerine getirmekteyken

9/4/2010 tarihinde saat 22.00'de nöbet yerindeduyulan silah sesi nedeniylenöbet

mahalline intikal edilmesi üzerine ağır yaralı olarak bulunmuştur. Ambulans çağrılarakÇukurova Üniversitesi Balcalı Tıp Fakültesi

Hastanesine saat 22.30'da sevk edilen Erhan Çelik,sevk sırasında ve acil serviste yapılan tüm

tıbbı müdahalelere rağmen saat 23.20'de kurtarılamayarak vefat etmiştir.

2. Ceza Soruşturması Süreci

8. Başvurucuların yakınının ölüm olayının bildirilmesi üzerine

Askerî Savcılık tarafından resen soruşturma başlatılmış, olay yeri inceleme

ekibi tarafından saat 01.00'e kadar olay yeri inceleme işlemleri yapılmış ve

bilahare hastaneye gidilerek müteveffanın cesedinin fotoğrafları çekilerek el

ve yüz svapları alınmıştır.

9. Olay yerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen raporda; olay

yerinde çöplük duvarıbatısında kışla etrafında

bulunan ihata duvarı ile çöplük duvarı arasında bulunan yerde kan birikintisi

bulunduğu ve kanın pıhtılaştığı, olay yerinde bir adetG-3 piyade tüfeği

bulunduğu, tüfeğin çöplüğün kuzey köşesine 296 cm. mesafede olduğu, namlu

istikametinin batıyı gösterir hâlde olduğu, askı kayışı altta kalacak şekilde

duran tüfeğin el kundağında kan lekelerinin olduğu, emniyetin tek atış

pozisyonunda olduğu ve şarjörün takılı olduğu, şarjör çıkarıldığında şarjör

içerisinde 18 adet fişek olduğunun ve kurma kolunun çekilmesi ile birlikte

mermileri dışarı attığının görüldüğü, tüfeğin tetik tertibatının yapılan

kontrolde çalıştığı ve tetiğin düştüğünün görüldüğü, olay mahallinde ihata

duvarı bitişiğinde bir adet parçalanmış askeri şapkanın bulunduğu, ihata duvarı

dışarısında Adana - Balcalı Karayolu üzerinde de bir adet G-3 piyade tüfeği

fişeği bulunduğu, olay yerinde herhangi bir ikili mücadele izinin olmadığı,olay mahallindentoplanan

delillerinin incelenmek üzere Adana Kriminal PolisLaboratuvarına gönderildiği hususlarına yer verildiği

görülmüştür.

10. Adana Kriminal Polis

Laboratuvarında yapılan inceleme sonucu düzenlenen 20/4/2010 tarihli ekspertiz raporunda olay yerinde bulunan boş kovanın

başvurucuların yakınına zimmetli G-3 piyade tüfeği ile atıldığı saptanmış olup

yine 4/5/2010 tarihli ekspertiz raporunda da Erkan Çelik’e (müteveffa) ait sol

el üstü, sağ el avuç izi ve yüz svap alma bantlarında

atış atıklarından antimon olduğu ve müteveffanın giysileri üzerinde de antimon

olduğu tespit edilmiştir.

11. Soruşturma kapsamında 10/4/2010

tarihinde askerî savcı eşliğinde adli tıp uzmanları tarafından gerçekleştirilen

otopsi neticesinde düzenlenen Adana Adli Tıp Grup Başkanlığının 28/9/2010

tarihli otopsi raporuna göre müteveffanın ateşli silah yaralanmasına bağlı

çoklu kafatası kemik kırıkları ile birlikte beyin kanaması, beyin doku harabiyeti sonucu vefat ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

12. Olay sonucu yapılan incelemeler neticesinde düzenlenen

raporlara dayanılarakAskerî Savcılık tarafından

başvurucuların yakınının ölümüne sebebiyet veren atışın bitişik atış olduğu

anlaşılmıştır.

13. Söz konusu soruşturma kapsamında

müteveffanın yakınları ile arkadaşlarının ifadeleri alınmış olup başvurucu

Erhan Çelik (babası) ve Fezile Çelik (annesi)

oğullarının herhangi bir problemi olmadığını, kardeşi Ercan Çelik ise olay günü

saat 15.00'te para gönderdiğini söylemek, saat 20.00'de da parayı alıp

almadığını sormak için aradığını ancak telefona başka bir askerin çıktığını ve

kardeşini çağırmak için gidip döndüğünde kardeşininkendisiyle

görüşmek istemediğini söylediğini ifade etmiştir.

14. Ölüm olayı nedeniyle ifadesi alınan

arkadaşlarından tanık Mu. Er Ali Ceylan'ın, adı geçen müteveffayı tanıdığını,

beraber bölükte boyacılık yaptıklarını, maddi durumunun kötü olduğunu, bunu

bölük astsubayı ve bölük çavuşunun da bildiğini, bölük astsubayının

başvurucunun yakınına yardım yaptığını ifade ettiğini, yine olay ile ilgili

ifadesine başvurulan Mu. Er Ayhan Çoban'ın da ölüm olayın meydana geldiği 9/4/2010 günü gündüz saatlerinde müteveffanın İstanbul'daki

kardeşinden harçlık istediğini, kardeşi ile para konusunda tartıştıklarını,

kardeşinin kendisine telefonda kötü laflar ettiğini ve kendisinin ailesi

içerisinde bir yeri olmadığını, adam yerine konulmadığını, bu nedenle de

yaşamanın bir anlamı kalmadığını kendisine söylediğini beyan ettiği tespit

edilmiştir.

15. Soruşturma dosyasındaki tanık ifadelerinden ve belgelerden

müteveffanın neşeli, askerlikle uyumlu, verilen işleri yapan, herhangi bir

disiplin ve uyum sorunu olmayan ancak ekonomik sıkıntıları olan bir personel

olduğu, bu nedenlekendisine kantin gelirinden 40 TL

yardım yapıldığı, müteveffaya kötü muamelede bulunan kimse bulunmadığı

belirlenmiştir.

16. Bu kapsamda Askerî Savcılığın 23/12/2010

tarihli ve E. 2010/713, K.2010/23 sayılı kararıyla özetle müteveffa Erkan

Çelik'in kendine zimmetli G-3 piyade tüfeği ile 9/4/2010tarihinde saat 22.15

sıralarında nöbet yerinde kendisine bir el ateş etmek suretiyleateşli

silahla yaralama sonucu vefat ettiğinin dosyadaki bilgi ve belgeler kapsamında

sabit olduğu, müteveffayı intihara azmettiren, teşvik eden veya yardım eden

kimsenin bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar

verilmiştir.

17. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (KYOK), 6/1/2011 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş, söz konusu

karara karşı başvurucular tarafından itiraz kanun yoluna başvurulmamıştır.

3. Askeri Yüksek İdare MahkemesindeAçılanTazminat

Davası Süreci

18. Başvurucuların,

yakınlarının intihar ederek yaşamını yitirdiği iddiasının gerçeği yansıtmadığı,

kendisinin sosyal veya psikolojik bir sorunu olmadığı, ölüm olayının idarenin

hizmet kusuru sonucu meydana geldiğinden bahisle maddi ve manevi zararlarının

karşılanması amacıyla yaptıkları tazminat başvurusu Millî Savunma Bakanlığınca

cevap verilmeyerek reddedilmiştir.

19. Başvurucular tarafından söz konusu zımni ret işleminin

iptali ile toplam 250.000 TL maddi ve manevi tazminatın olay tarihinden

itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte taraflarına ödenmesine karar

verilmesi istemiyle Adana 1. İdare Mahkemesindeaçılan

tam yargı davasının anılan Mahkemenin 21/2/2011

tarihli kararıyla görev yönünden reddedilmesi üzerine Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi (AYİM) İkinci Dairesinde dava açılmıştır.

20. AYİM İkinci Dairesinin 26/12/2012

tarihli kararıyla başvurucuların yakınının zorunlu askerlik hizmetini yapmakta

iken maddi durumunun kötü olması nedeniyle intihar etmesi sonucu oluşan

zararın, zarar görenler üzerinde bırakılmayarak tüm topluma yayılmasının

adalet, hakkaniyet ve eşitlik esaslarına uygun düşeceğinden başvurucuların

zararının kusursuz sorumluk ilkesi gereği davalı idarece karşılanması

gerektiği, ayrıca ölüm olayının müteveffanın kendi eylemi sonucu gerçekleşmesi

nedeniyle müteveffanın da müterâfık kusurunun

bulunduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle bilirkişi raporu sonucu belirlenen

miktar üzerinden başvurucuların yakınının kusuru da dikkate alınmak suretiyle

30.500 TL maddi, 11.400 TL manevi tazminat taleplerinin kabulü, fazlaya ilişkin

taleplerinin reddine karar verilmiştir.

21. Söz konusu karar, başvuruculara 5/2/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

22.Başvurucular 7/3/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

23. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun “Doğrudan

doğruya tam yargı davası açılması” başlıklı 43. maddesi şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş

olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin

yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir

yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama

başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerin

kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve

altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten

itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler.

Görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan

tam yargı davasının görevden reddi halinde sonradan Askeri Yüksek İdare Mahkemesine

açılan davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz.”

24. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı

Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiillerden doğan borç ilişkilerinin ceza hukuku

ile ilişkisini düzenleyen 74. maddesi şöyledir:

“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,

ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun

sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından

verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin

kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk

hâkimini bağlamaz.”

25. 1602 sayılı Kanun’un “Askeri

Yüksek İdare Mahkemesinin kararlarının sonuçları” başlıklı 63.

maddesi şöyledir:

“Daireler ve Daireler Kurulu kararları kesin

olup, kesin hükmün bütün hukuki sonuçlarını hasıl

eder. Bu kararlar aleyhine, ancak bu kanunda yazılı kanun yollarına

başvurulabilir.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin esasa ve

yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, altmış

gün içinde işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur.

Mahkeme ilamlarının icaplarına göre eylem ve

işlem tesis etmeyen idare aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde tam yargı

davası açılabilir.

Tam yargı davaları hakkındaki kararlar, genel

hükümler dairesinde infaz ve icra olunur.”

26.1602 sayılı Kanun’un “Kararın

düzeltilmesi” başlıklı 66. maddesi şöyledir:

" Daireler ile Daireler

Kurulundan verilen kararlar hakkında bir defaya mahsus olmak üzere, ilamın tebliği

tarihinden itibaren onbeş gün içinde aşağıda yazılı

sebepler dolayısiyle kararın düzeltilmesi

istenebilir.

a) Kararın esasına etkisi olan iddia ve

itirazların, kararda karşılanmamış olması;

b) Bir ilamda birbirine aykırı hükümler

bulunması;

c) Kararın usul ve kanuna aykırı bulunması;

Kanunun 45 inci maddesine göre verilen

kararların düzeltilmesi işlemi kabul edilerek davaya yeniden bakılması ve esas

hakkında karar verilmesi halinde de karar düzeltilmesi isteminde bulunulabilir.

Daireler ile Daireler Kurulu, kararın

düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle bağlıdır."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 30/3/2016 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

28. Başvurucular, yakınlarının askerlik

görevinin ifası sırasında ölüm olayı ile ilgili olarak etkili bir ceza

soruşturması yapılmaksızın intihar ettiği gerekçesiyle kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar verildiğini oysa çocuklarının intihar ederek yaşamını yitirdiği

iddiasının gerçeği yansıtmadığını, oğullarının sosyal veya psikolojik bir

sorunu olmadığını, ölüm olayının idarenin hizmet kusuru sonucu meydana

geldiğini ve bu nedenle yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

29. Başvurucular ayrıca söz konusu ölüm olayı nedeniyle açılan

tazminat davasında da Mahkemece ölüm olayı intihar olarak nitelendirilmek

suretiyle tazminat taleplerinin kısmen kabul edilerek zararlarının tamamı

karşılanmadan karar verildiğini, AYİM'in kararlarına

karşı başvurulabilecek bir temyiz yolunun bulunmadığını, dolayısıyla adil

yargılanma haklarınınihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

1. Anayasa’nın 17. Maddesinin İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

a. Ceza

Soruşturması Sürecine İlişkin İddialar

30. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

“Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

31. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

32. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri uyarınca Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuru “ikincil

nitelikte bir kanun yolu” olup bu yola başvurulmadan önce kural

olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.

33. Bireysel başvurunun ikincil niteliği

gereği başvurucunun, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarını

öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bu mercilere

sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli

özeni göstermiş olması gerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları önünde ileri

sürülüp takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin iddialar,

Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz (Fatih Birol ve diğerleri, B. No: 2013/19, 7/3/2014, § 51).

34. Başvuru konusu olayda Askerî Savcılığın 23/12/2010

tarihli ve E. 2010/713, K.2010/23 sayılı kararına karşı, başvurucular

tarafından itiraz kanun yoluna başvurulmamıştır.

35. Başvurucuların ceza soruşturması sonucunda verilen KYOK

kararına karşı25/10/1963 tarihli ve 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve

Yargılama Usulü Kanunu'nun 107. maddesinde öngörülen kanun yoluna

başvurmadıkları anlaşıldığından ceza soruşturmasına yönelik bu bölümde yer

verilen şikâyetler açısından kanun yollarının tüketildiğinden söz edilemez.

36. Açıklanan nedenlerle temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddiasının yetkili derece mahkemeleri önünde tanınan başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun ceza

soruşturmasına ilişkin bölümünün başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Yaşamı Korumak

İçin Gerekli Tedbirlerin Alınmadığı İddiası

37. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesi

şöyledir:

“Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

38. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez

haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri

bulunmaktadır. Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan

hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak

yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal

makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).

39. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı

kapsamında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği

temel yaklaşıma göre devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında

gerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete, elindeki tüm

imkânları kullanarak bu konuda ortaya konulmuş yasal ve idari çerçevenin yaşamı

tehlikede olan kişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka

yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve

yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusal olsun veya

olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyeti

kapsamaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 52).

40. Bu kapsamda bazı özel koşullarda devletin, kişinin kendi

eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı yaşamını korumak amacıyla

gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü de bulunmaktadır. Zorunlu

askerlik hizmeti için de geçerli olan bu yükümlülüğün ortaya çıkması için

askerî mercilerin, kendi kontrolleri altındaki bir kişinin kendini öldürmesi

konusunda gerçek bir risk olduğunu bilip bilmediklerini ya da bilmelerinin

gerekip gerekmediğini tespit etmek, böyle bir durum söz konusu ise bu riski ortadan

kaldırmak için makul ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler

kapsamında kendilerinden beklenen her şeyi yapıp yapmadıklarını incelemek

gerekmektedir. Ancak özellikle insan davranışının öngörülemezliği,

öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecek

faaliyetin tercihi gözönüne alınarak pozitif

yükümlülük; yetkililer üzerine aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır.

Bu çerçevede Anayasa Mahkemesince yapılacak incelemede basit bir ihmali veya

değerlendirme hatasını aşan bir kusurun askerî yetkililere atfedilebilip

atfedilemeyeceğinin ortaya konulması gerekmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014,§ 74).

41. Askerlik yükümlülüğü kapsamında yürütülen bazı eylem ve

etkinliklerin doğasına ve insan unsuruna bağlı olarak ortaya çıkan risk

seviyesine uygun şekilde yaşamı koruyucu yasal ve idari düzenlemelerin

bulunması gerekmektedir. Devlet, askerlik görevini zorunlu kıldığı için

özellikle silahların kullanımı konusunda büyük bir titizlik göstermeli ve

psikolojik sorunları olan askerlerin tedavi edilmesini ve onlara yönelik uygun

tedbirlerin alınmasını sağlamalıdır. Oluşturulan yasal ve idari düzenlemelerde

askerlik yaşamının doğasında var olan tehlikelerle karşı karşıya bulunan

askerlerin etkin bir şekilde korunmalarını sağlayan uygulamaya ilişkin

tedbirlerin ve emir komuta zinciri içerisinde yer alan sorumlular tarafından

işlenebilecek kusur ve hataların tespit edilmesini sağlayacak usullerin

öngörülmesi gerekmektedir. Bu çerçevede askere alım sırasında kişilerin uygun

denetimlerden geçirilmesi,askerlik

öncesinde ve sırasında gerekli denetim ve müdahalelerin yapılması büyük önem

taşımaktadır (Sadık Koçak ve diğerleri,

§§ 75, 76).

42. Yaşam hakkının korunması, silah altındaki

bir askerin askerî makamların kontrolü altında iken “şüpheli” bir biçimde ölmesi, bağımsız ve tarafsız bir

şekilde etkili ve uygun resmî bir soruşturmanın yürütülmesini de gerekli

kılmaktadır. Bu şekilde yukarıda bahsi geçen yasal ve idari çerçevenin etkili

bir şekilde uygulanması temin edilebilecektir. Bu amaçla yürütülen araştırma ve

soruşturmanın; öncelikle olayların tam olarak nasıl meydana geldiğinin

belirlenmesini, ikinci olarak ise sorumluların tespit edilmesini, gerek

görüldüğünde cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olması gerekir. Bu

kapsamda yürütülen işlemler, ön soruşturma aşamasının ötesine geçmeli ve yargı

aşaması da dâhil bütün süreç 17. maddenin gereklerine cevap vermelidir.

Böylelikle derece mahkemeleri hiçbir durumda mağdurların yaşam hakkına, maddi

ve manevi varlığına karşı yapıldığı sabit görülen saldırıları cezasız

bırakmamalıdır (Sadık Koçak ve diğerleri, §

77).

43. Anayasa Mahkemesi açısından

başvurucuların yakınlarının öldüğü gün resen ceza soruşturmasının açıldığı,

mevcut veriler ışığında idari ve yargısal makamların olayların seyrini

aydınlatmak istediğinden kuşku duyulmadığı, yürütülen soruşturmaların ölüm

nedenlerini kesin olarak saptamaya imkân verdiği kanısına varılan durumlarda

-askerlerin ölümü konusunda yürütülen soruşturmanın ve davaların derinliği ve

ciddiyeti üzerinde etki gösterecek nitelikte bir eksikliğin bulunmaması

koşuluyla- yürütülen soruşturmaların ve alınan kararların yetersiz veya

çelişkili olduğu ileri sürülemez (Sadık

Koçak ve diğerleri, § 95).

44. Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede, yaşamı

koruma yükümlülüğünün ihlal edilip edilmediği konusunda bir sonuca varabilmek

için yukarıda yer verilen ilkeler çerçevesinde (bkz. §§ 40-41) öncelikli olarak

askerî yetkililerin Erkan Çelik'in intihar etme riskini bilip bilmediklerinin

veya bilmeleri gerekip gerekmediğinin ortaya konulması gerekmektedir.

45. Ancak Anayasa Mahkemesi açısından, idari makamlar ve derece

mahkemeleri tarafından başvurucular lehine bir tedbir ya da kararın alınması

suretiyle ihlalin tespit edilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin uygun ve

yeterli biçimde giderilmesi hâlinde ilgili tarafın artık mağdur olduğu ileri

sürülemeyecektir. Bu iki koşul yerine getirildiği takdirde bireysel başvuru

mekanizmasının ikincil niteliği dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin inceleme

yapmasına gerek kalmayacaktır. Bu kapsamda Anayasa’nın 17. maddesine ilişkin

şikâyetler açısından kapsamlı bir ceza soruşturmasını müteakip yapılan ve makul

bir tazminata hükmedilmesi ile sonuçlanan idari dava yolu, etkili bir başvuru

yoludur ve mağdur sıfatını ortadan kaldırabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 61, 74; Sadık Koçak ve diğerleri, § 83).

46. Mağdur sıfatının ortadan kalkması, özellikle ihlal edildiği

ileri sürülen hakkın niteliği ve ihlali tespit eden kararın gerekçesi ile bu

kararın ardından ilgilinin maruz kaldığı zararların devam edip etmediğine

bağlıdır. Başvuruculara sunulan telafi imkânının uygun ve yeterli olup olmadığı

kararı, söz konusu anayasal temel hak ve özgürlüğün ihlalinin niteliği gözönünde bulundurularak dava koşullarının tamamının

değerlendirilmesi sonucunda verilebilecektir. Bu çerçevede, bir başvurucunun

mağdur sıfatı, Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet ettiği durum için aynı zamanda

idari veya yargısal bir kararla kendisine ödenmesine karar verilen tazminata da

bağlı olabilecektir (Sadık Koçak ve

diğerleri,§ 84).

47. Nitekim Anayasa Mahkemesi daha önce

bu konuda verdiği kararlarında (Sadık Koçak

ve diğerleri, B. No: 2013/841;

Rıfat Bakır ve diğerleri, B. No:

2013/2872; Metin Dilmaç ve diğerleri,

B. No: 2013/1439) etkili bir ceza soruşturmasını müteakip AYİM’in,

yaşanan intihar eyleminden idarenin sorumlu olduğunu tespit etmesi ve kendi

takdir ettiği ölçüler çerçevesinde tazminata hükmetmesinin, başvurucuların

yaşam hakkı açısından mağdur sıfatını ortadan kaldırdığı sonucuna ulaşmıştır.

48. Bir askerin sadece psikolojik sorunlarının bulunmasına veya

kendisine yüklenilen sorumlulukların ifası sırasında yaptığı hatalardan dolayı

askerliğinin uzaması, disiplin cezası alması gibi yaptırımlara maruz kalacağı

düşüncesiyle yoğun kaygılar yaşamasına bağlı olarak gerçekleşen intihar

eylemlerini idarenin öngörmesi ve gerekli tedbirleri alması gerektiği sonucu

çıkarılamayacak olmakla birlikte genel olarak bazı sorunları olduğu bilinen ve

bu şekilde bir eyleme girişebileceği hakkında şüphe bulunan askerlerin bazı

ihmallere bağlı olarak silah ve mühimmatı ele geçirmesi sonucunda gerçekleşen

intihar eylemlerinde idarenin bu konuda önleyici tedbirler alması beklenebilecektir

(Rıfat Bakır ve diğerleri, B. No:

2013/2782, 11/3/2015, § 93).

49. Soruşturma dosyasındaki tanık ifadelerinden ve belgelerden

müteveffanın neşeli, askerlikle uyumlu, verilen işleri yapan, herhangi bir

disiplin, uyum ve psikolojik sorunu olmayan ancak ekonomik sıkıntıları olan bir

personel olduğu (bkz. § 15) anlaşılmaktadır. Başvuru konusu olayda,

başvurucuların yakınlarının intiharının kardeşiyle yaptığı telefon görüşmesi

üzerine ani olarak gerçekleştiği ve idarenin elinde başvurucuların yakının intihar

edebileceği yönünde başka bir bilgi bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla

idare tarafından, söz konusu intihar olayının önlenmesi için daha önce bu

konuda belirtiler bulunmasına rağmen gerekli tedbirlerin alınmadığısöylenemeyecektir.

50. Bununla birlikte başvuru konusu olay açısından AYİM İkinci

Dairesi, 26/12/2012 tarihli kararıyla başvurucuların

yakınının zorunlu askerlik hizmetini yapmakta iken maddi durumunun kötü olması

nedeniyle intihar etmesi sonucu oluşan zararın, zarar görenler üzerinde bırakılmayarak

tüm topluma yayılması adalet, hakkaniyet ve eşitlik esaslarına uygun

düşeceğinden başvurucuların zararının kusursuz sorumluk ilkesi gereği davalı

idarece karşılanması gerektiği, ayrıca ölüm olayının müteveffanın kendi eylemi

sonucu olması müteveffanın da müterafik kusurunun

bulunduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle bilirkişi raporu sonucu belirlenen

miktar üzerinden başvurucuların yakınının kusuru da dikkate alınmak suretiyle

müteveffanın annesi ve babası olan başvuruculara, uğradıkları maddi ve manevi

zararın karşılığı olarak 30.500 TL maddi ve 7.400 TL manevi tazminata

hükmedildiği, ayrıca müteveffanın kardeşlerinin her birine 1.000 TL olmak üzere

toplam 4.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verildiği görülmektedir. Anılan kararda bilirkişi tarafından verilen raporun AYİM’in kıstaslarına, ilmî verilere ve yerleşik içtihatlara

uygun bulunduğu, bilirkişi raporu doğrultusunda işlem yapıldığı ve müteveffanın

müterafik kusurunun da dikkate alındığı belirtilerek

davacı anne, babaya bir miktar maddi tazminat verilmesi; davacı anne, baba ve

kardeşlere yakınlarını kaybetmeleri nedeniyle duydukları acı ve ızdırabı kısmen de olsa karşılayabilmek amacıyla olayın

meydana geliş şekli, tarihi, müteveffanın askerlik statüsü, davacıların sosyal

durumları, paranın alım gücü ve işletilecek yasal faiz ve müteveffanın müterafik kusuru dikkate alınarak manevi tazminat verilmesi

kabul edilmiştir.

51. Belirlenen tazminat miktarları ile davanın koşulları ve

başvurucuların uğradığı zararlar arasında açık bir orantısızlık bulunmadığı

görülmektedir. Sonuç olarak AYİM’in kararında bariz

bir takdir hatası veya açık keyfîlik tespit

edilmediğinden Anayasa Mahkemesinin tazminat miktarlarının belirlenmesi

konusunda AYİM’in takdir yetkisine müdahalesi söz

konusu olamaz (Sadık Koçak ve diğerleri,

§ 87; Özkan Şen, B. No: 2012/791,

7/11/2013, § 45).

52. Bu durumda Anayasa Mahkemesi açısından somut olayda ceza

soruşturmasını müteakip AYİM’in,intihar

eyleminden idarenin kusursuz sorumluluğu ilkesi kapsamında ve kendi takdir

ettiği ölçüler çerçevesinde tazminata hükmetmesinin, başvurucuların yaşam hakkı

açısından mağdur sıfatını ortadan kaldırdığı sonucuna ulaşılmıştır.

53. Açıklanan nedenlerle başvurucuların yaşam hakkının ihlal

edildiği iddialarının, mağdur sıfatının bulunmamasına bağlı olarak kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2.Açılan Tazminat Davasında İki Dereceli

Yargılama Olmadığına İlişkin İddia

54. Başvurucular, AYİM daire kararlarına karşı başvurulabilecek

bir temyiz yolu olmadığını ve bu durumun adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

55. Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (AİHS) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da

girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve AİHS’in

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir ( Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013,

§ 18).

56. Başvurucuların başvuru dilekçesinde ifade ettiği AYİM

nezdinde temyiz yani iki dereceli yargılanma hakkı, Anayasa’da güvence altına

alınmış temel hak ve özgürlüklerden olmadığı gibi AİHS ve buna ek Türkiye’nin

taraf olduğu protokollerden herhangi birinin kapsamına da girmemektedir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 40).

57. Açıklanan nedenlerle başvuru konusu ihlal iddialarının

Anayasa ve AİHS’in ortak koruma alanı dışında kaldığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin konu bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

3. Hükmedilen Tazminata İlişkin İddialar

58. Yaşam hakkına bağlı olarak devletin

sahip olduğu “etkili bir yargısal sistem

kurma” yönündeki usul yükümlülüğü çerçevesinde, başvurucuların

mağdur sıfatının ortadan kalkıp kalkmadığı hususunda inceleme yapılırken başvurucuların

bu bölümde hükmedilen tazminata ilişkin ileri sürdüğü iddiaları da içine alacak

şekilde değerlendirmeler yapılmış ve başvurucuların mağdur sıfatının kalktığı

sonucuna ulaşılmış olması nedeniyle başvurucuların Mahkemece hükmedilen

tazminat miktarına ilişkin iddialarının Anayasa’nın 36. maddesi bağlamında

yeniden incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yürütme

yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddiaların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine yönelik

iddialarının kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Açtıkları tazminat davasında iki dereceli yargılama

olmamasına ilişkin ihlal iddiaları yönünden konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Başvurucuların

AYİM tarafından hükmedilen tazminata ilişkin Anayasa’nın 36. maddesinin ihlali

yönündeki şikâyetlerinin ayrıca İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

30/3/2016

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Alparslan ALTAN

Raportör

:

İbrahim ÇINAR

Başvurucular

:

1. Fezile

ÇELİK

2. Erhan ÇELİK Vekili : Av. Murat KOÇ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/1905, 30 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. B. İlgili Hukuk
  7. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Başvurucuların İddiaları
  9. B. Değerlendirme
  10. A. 1. Yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yürütme
  11. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  12. Paksüt
  13. Çelik
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/1905
Tarih
30 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Tevfik Türkmen Başvurusu (B. No: 2013/9704)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/4488
  • Sinan Cihan Aksoy Başvurusu (B. No: 2014/13062)
  • Orhan Dikgöz ve Hasan Geşgin Başvurusu (B. No: 2013/3919)
  • Mehmet Ali Çelik Başvurusu (B. No: 2014/2849)
  • Yavuzlar Nakliyat Turizm Petrol San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/3914)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.