İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Filiz Kerestecioğlu Demir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/42278)

1. Başvuru, değişik tarihlerde gerçekleşen iki olayda

Başvuru No2016/42278Tarih2 Aralık 2020Okuma32 dk · 6.319 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Filiz Kerestecioğlu Demir Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
2 Aralık 2020
Başvuru Numarası
2016/42278
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.319 kelime·32 dk okuma·23 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, değişik tarihlerde gerçekleşen iki olayda

polisin güç kullanması üzerine yaralanma meydana gelmesi ve bu olaylara ilişkin

olarak etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağı ile

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 24/11/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Bakanlık

görüşüne karşı başvurucular beyanda bulunmuştur.

7. 2016/51517, 2016/59017 ve 2017/4327 numaralı bireysel

başvuru dosyalarının aralarında konu yönünden hukuki irtibat bulunması

nedeniyle 2016/42278 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine ve

incelemenin 2016/42278 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yapılmasına

karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. 18/1/2013

Tarihli Olay

1. Genel

Bilgiler

8. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim

Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen belgelere göre ilgili olaylar özetle

şöyledir:

9. 18/1/2013 tarihinde adli bir soruşturma kapsamında

İstanbul Beyoğlu'nda bulunan Çağdaş Hukukçular Derneğinde (ÇHD) arama işlemi

yapılmıştır.

10. Arama işleminden haberdar olan İstanbul Barosuna

kayıtlı yaklaşık 50-60 kişilik avukat grubu aramanın yapıldığı binanın önünde

arama işlemini protesto etmek amacıyla toplanmış ve aralıklarla slogan atmaya

başlamıştır.

11. Kamu görevlileri tarafından hazırlanan Arama ve El

Koyma Tutanağı'na göre saat 16.50 itibarıyla arama işlemine son verilmiştir.

Binadan çıkış sırasında aramada hazır bulunan T.T. isimli avukat, bir komiser

yardımcısına tekme atması sonrasında gözaltına alınarak dışarıda bulunan polis

aracına bindirilmek istenmiştir.

12. Polis memurlarının dışarıya çıkardığı T.T. bina

önünde oluşturulan kolluk barikatından geçtiği sırada toplanan avukatlardan bir

kısmı barikata yüklenmeye başlamıştır.

13. Yaşanan arbede esnasında alanda bulunan gruba kolluk

görevlileri biber gazı sıkmıştır.

14. Başvuruculardan Filiz Kerestecioğlu Demir, yirmi üç

avukatla birlikte 12/3/2013 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına

dilekçe ibraz ederek yaşanan olay nedeniyle İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel

Müdürlüğü, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ve

görevli polis memurları hakkında şikâyetçi olmuştur. Başvurucu şikâyet

dilekçesinde özetle olay tarihinde arama işlemini meslektaşlarıyla birlikte

bina dışında protesto ederken dışarıya çıkarılan T.T.nin kolluk tarafından

haksız şekilde gözaltına alması, boğazının sıkılıp ağzının kapatılmaya çalışılması

üzerine alanda bulunanlarca bu duruma tepki gösterildiğini, tepki sonrasında

kolluğun hiçbir uyarı yapmaksızın alanda bulunanların tamamına biber gazı

sıktığını belirtmiştir. Kullanılan gazın etkilerine ilişkin bilgilerin

sunulduğu dilekçede alanda bulunan avukatların gazdan ne şekilde etkilendiği

anlatılmış, buna rağmen başvurucunun gazdan nasıl bir zarar gördüğü izah

edilmemiştir.

15. Başvurucu, soruşturma dosyasına olaydan sonra

düzenlenmiş bir doktor raporu sunmadığı gibi yapılan soruşturma kapsamında da

başvurucu hakkında adli rapor aldırılmamıştır.

2. Olay

Yerindeki Kamera Görüntülerine İlişkin Bilirkişi Raporu

16. Soruşturma kapsamında olay yerine ilişkin kamera

görüntülerinin çözümü 20/2/2015 tarihli bilirkişi raporuyla yapılmıştır.

Raporda kamera kayıtları fotoğraf karesi hâline getirilerek olayın gelişimi

izah edilmiştir. Raporda;

- Aramanın yapıldığı binada erkek bir şahsın pencereye

çıkarak slogan attığı ve toplanan gruba slogan attırdığı,

- Sonrasında bu kişinin sivil polislerce dışarıya

çıkarılmaya çalışıldığı, bu kişinin direndiği ve dışarıda bulunan sivil polis

memuruna tekme attığı,

- Slogan atan bu şahsın götürülmesi üzerine kalabalık

grubun polis bariyerine yüklendiği, kolluğun kalkanları tutmakta zorlandıkları

ve bariyerin geriye kaydığı,

- Kolluğun biber gazı sıkmaya başladıktan sonra

kalkanlarla, toplanan grubu geriye doğru ilerlettiği belirtilmiştir.

17. Raporun devamında protestocu gruptan birkaç kişi ile

kolluk arasındaki fiziki müdahaleler anlatılmış, toplanan grubun gaz sıkılmaya

başladıktan yaklaşık elli saniye sonra geriye çekildiği ifade edilmiştir.

18. Raporda, başvurucu özelinde herhangi bir belirleme

yapılmamıştır.

B. 18/2/2013

Tarihli Olay

1. Genel

Bilgiler

19. Bazı meslektaşları hakkında yürütülen adli bir

soruşturmanın hukuka aykırı olduğunu savunan ÇHD'ye mensup elli civarında

avukat, İstanbul Adalet Sarayında (Adliye) 18/2/2013 günü saat 12.40

sıralarında protesto amacıyla toplanmıştır.

20. On beş kolluk görevlisi tarafından düzenlenen

18/2/2013 tarihli Olay ve Yakalama Tutanağı'nda; ÇHD İstanbul Şubesine mensup

kişiler tarafından DHKP/C terör örgütüne yönelik operasyonlarda tutuklananlara

destek olmak amacıyla Adliye önünde basın açıklaması yapılacağı, içeride oturma

eylemi düzenleneceği, sonrasında tahliye taleplerini iletecekleri bilgisi

alınması üzerine emniyet tedbirlerinin planlandığı belirtilmiştir.

21. Basın açıklaması yapılarak başlatılan eylem Adliye

içinde büyük meydan tabir edilen alanda oturma eylemi olarak devam

etmiş, protesto sırasında toplanan grup sloganlar atmıştır.

22. 18/2/2013 tarihli tutanakta (bkz. § 20) sloganlar

eşliğinde gerçekleştirilen oturma eylemi devam ederken saat 13.10'da ve bundan

on dakika sonra merdiven korkuluklarına iki pankartın asıldığı fakat özel

güvenlik görevlileri tarafından bunların kaldırıldığı belirtilmiştir. Söz

konusu tutanakta ayrıca Cumhuriyet savcısının talimatıyla eyleme son verilmesi

istendiğinde eylemci grubun dağılmamakta ısrar ettiği ve slogan atmaya devam

ettiği, sonrasında çevrelerinde güvenlik tedbiri alan özel güvenlik görevlileri

ve kolluğa tekme ve yumruklarla saldırdığı ifade edilmiştir. Saat 13.55'te

dağılmamakta ısrar ederek kamu görevlilerine direnen eylemcilere orantılı

şekilde zor kullanıldığı ve avukat olduğu anlaşılan beş kişiye gözaltı işlemi

yapıldığı tutanakla kayıt altına alınmıştır. Gözaltına alınan kişiler arasında

başvurucular bulunmamaktadır.

23. Gözaltına alınan beş kişinin aynı gün İstanbul Adli

Tıp Şube Müdürlüğünde muayeneleri yapılmıştır. Düzenlenen rapor incelendiğinde

hiçbirinde gaz sıkılması sonucu oluşabilecek göz lezyonuna veya nefes alma

şikâyetine rastlanmamıştır.

24. Düzenlenen eylem sırasında avukatlar toplu şekilde

Savcılığa giderek -protestonun konusunu oluşturan- tutuklu avukatların serbest

bırakılmalarını sağlamak amacıyla dilekçe vermek istemişlerdir.

25. Otuz civarında avukat tahliye dilekçesi vermek üzere

Adliyenin zemin katındaki merdivenleri kullanıp binanın yukarısında bulunan

Savcılık katına çıkmak isterken birinci kattaki merdivenlerin başında güvenlik

tedbiri alan kolluk güçleri avukatların ilerlemesine engel olmuştur.

26. Filiz Kerestecioğlu Demir dışındaki başvurucular,

dilekçe vermek üzere Savcılık katına gitmek isteyen grubun içinde olduklarını,

yukarıya çıkmalarına mani olan kolluğun ayrıca alt kattaki merdivenleri de

sararak buradan da çıkmalarını engellediğini, bir iki dakikalık müzakereden

sonra kolluğun fiziki saldırılarına maruz kaldıklarını belirterek şikâyetçi

olmuşlardır.

2. Başvurucuların

Şikâyeti Üzerine Başlatılan Soruşturma

27. Başvurucularla birlikte yirmi dört avukat 1/3/2013

tarihli ortak dilekçeyle Adliye merdivenlerinde gerçekleşen olaylar nedeniyle o

sırada görevli ve emir veren polis memurları ile özel güvenlik görevlilerini şikâyet

etmişlerdir.

28. Şikâyet dilekçesinde başvurucular özetle tahliye

dilekçesi vermek üzere Savcılık katına gitmek isterlerken kolluğun

müdahalesiyle karşılaştıklarını, barikatın kaldırılmasını istemelerine rağmen

zemin kat ile birinci kat arasında kalan merdivenlerde kolluğun saldırısına

uğradıklarını, darbedildiklerini, hakaret ve tehdide maruz kaldıklarını

belirtmişlerdir. Dilekçede, başvuruculardan Ramazan Demir'in yere yatırılarak

ters kelepçelenmeye çalışıldığı, başvurucu Murat Çelik'in sıkılan gaz nedeniyle

boynunda ve saçlı derisinde ateşle yanmaya benzer nitelikte yanıklar oluştuğu,

kullanılan gazın bileşimi nedeniyle göz yaşartıcı gazdan ziyade kimyasal silah

olduğu, kolluğun eylemleri nedeniyle avukatlık görevlerini yapmalarının ve

dilekçe vermelerinin engellendiği belirtilmiş; sorumluların cezalandırılması

talep edilmiştir.

29. Savcılık verilen şikâyet dilekçesi üzerine soruşturma

başlatmıştır. Bu soruşturma, yirmi dört kişi arasında yer alan iki avukatın

olayın yaşandığı 18/2/2013 tarihindeki şikâyeti üzerine başlayan soruşturma ile

8/3/2016 tarihinde birleştirilmiştir. Diğer taraftan başvurucu Filiz

Kerestecioğlu Demir'in şikâyeti üzerine başlatılan soruşturma da 22/3/2016

tarihinde bu dosyayla birleştirilmiştir.

30. Soruşturma kapsamında başvurucuların ifadeleri veya

haklarında sağlık raporu alınmamıştır. Bununla birlikte olaydan sonra

düzenlemiş bir sağlık raporu başvurucular tarafından -başvuruculardan Ramazan

Demir dışında- soruşturma dosyasına sunulmamıştır.

31. Başvurucu Ramazan Demir hakkında Okmeydanı Eğitim ve

Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen 18/2/2013 tarihli (saat 14.48) adli

muayene raporuna göre olay öyküsü darp olarak belirtilerek vücutta şu şekilde

yaralanma bulguları tespit edilmiştir:

"Göğüs ön yüzde 3 adet ve 10 cm

uzunluğunda, sağ omuzda 2 adet, ensede solda 1 adet ve 5 cm uzunluğunda ekimoz

saptandı. Alında solda minimal şişlik mevcut. "

32. Söz konusu sağlık raporunda başvurucu Ramazan

Demir'in beş gün iş göremeyeceği belirtilmiştir.

33. Savcılık soruşturma kapsamında olaylarda görev alan

on altı polis memurunun şüpheli sıfatıyla ifadesini almıştır. İfadesi alınan

polis memurları Adliye binası içinde yaşanan olaya ilişkin ifadelerinde genel

olarak gösteriyi bitirmeleri konusunda uyarılmalarına rağmen eylemcilerin

dağılmamakta direnç gösterdiklerini, kolluğa tekme ve yumruklarla

saldırdıklarını, grubun daha sonra adliyenin üst katlarına doğru ilerlemesi

üzerine üstlerinden gelen talimat doğrultusunda eylemcilerin direncini kıracak

ölçüde zor kullanıp bazılarını gözaltına aldıklarını belirtmişlerdir.

34. ÇHD binası önünde yapılan 18/1/2013 tarihli gösteriye

ilişkin ifadesi alınan kolluk görevlileri, toplanan kalabalık grubun bina

önünde kurulan barikata yüklenmesi üzerine dağıtmak amacıyla gaz sıkıldığını

belirtmiş; başvuruculardan Filiz Kerestecioğlu Demir hakkında ayrıca bir

beyanda bulunmamışlardır.

35. Savcılık, şikâyetçiler ile kolluk güçleri arasında

-zemin ve birinci kattaki merdiven ve koridor boşluklarında- neler yaşandığını

belirleyebilmek için Adliyedeki güvenlik kameralarının çözümünü yaptırmıştır.

Bilirkişi tarafından hazırlanan 3/6/2013 tarihli raporda ses ve renk içermeyen

görüntüler kronolojik olarak incelenmiş ve fotoğraflar üzerinden olaylar

hakkında tespitlerde bulunulmaya çalışılmıştır. Avukatlardan oluşan grubun saat

12.57'de Adliye koridorunda görülmesiyle birlikte olayların anlatımına

başlanmıştır. Buna göre;

- Cübbelerinden avukat olduğu anlaşılan grup merdivenlere

alkışlarla geldiği sırada özel güvenlik burayı tutarak kalabalığın kullanmasına

müsaade etmemiş, bu sırada tartışmalar ve itişmeler yaşanmış, sonrasında grup

koridorun sonuna doğru hareketlenmiştir (saat 12.57-12.59 arası).

- Çevik Kuvvet polisleri merdivenlerin başına barikat

kurmak suretiyle alt kattan merdivenleri kullanarak üst kata çıkmak isteyen

kalabalık grubun yukarı çıkmasına ve aşağı inmesine izin vermemiştir (saat

13.25-13.26).

- Merdivenlerden yukarı çıkmak isteyen grup, oluşturulan

barikatı zorlamış ve polis amirleriyle tartışmış, barikatı aşmaya çalışan

dörtten fazla kişi -kimlikleri belirtilmemiştir- polisler tarafından koridora

çıkarılarak güç kullanılmak suretiyle yakalanmış, direnç gösterenler yüzüstü

yatırılıp üzerilerinde bedensel güç uygulanarak hareketsiz durmaları sağlanmış,

sonrasında elleri arkadan bağlı şekilde kaldırılmıştır (saat 13.27 ve sonrası).

- Saat 13.38'de merdiven başında barikat kuran Çevik

Kuvvet polisleri geriye doğru açılmış, merdivenlerde bulunanların bir kısmı

koridora doğru çıkmış, çıkanların ellerini havada yumruk yaparak sallamaya

başlaması üzerine kolluk fiziki müdahalede bulunmuş, arbede yaşanmış,

merdivenlerde bulunan grup Çevik Kuvvet polisine şiddetle karşı koymuş, Çevik

Kuvvet polisi ellerindeki kalkanlarla grubu merdivenlere doğru püskürtmüş, bu

sırada polislerden biri gruba doğru iki defa cop savurmuş/vurmuştur.

36. Raporda olayların saat 13.50'de sona erdiği, Çevik

Kuvvet ile kalabalık grup arasında arbede yaşanan alanda (barikat kurulan)

meydana gelen olayların kamera kaydının niteliği itibarıyla tam olarak

anlaşılmadığı ifade edilmiştir.

37. Bilirkişi raporunda başvurucuların isimleri

belirtilerek herhangi bir tespitte bulunulmamıştır. Bunun dışında kolluğun

müdahale sırasında gaz kullandığına ilişkin bir belirleme de yapılmamıştır.

38. 18/2/2013 tarihli Olay ve Yakalama Tutanağı'nda (bkz.

§ 20) zemin kat ile birinci kat arasındaki merdivenlerde ve koridorlarda

yaşananlara dair herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.

C. Soruşturma

Sonucunda Verilen Karar

39. Savcılık 18/1/2013 ve 18/2/2013 tarihli olaylarla

ilgili dosyaları birleştirerek yürüttüğü soruşturma sonucunda şüpheli on sekiz

polis memuru hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. 12/8/2016

tarihli kararın gerekçe içeren ilgili kısmı şu şekildedir:

"...

İçişleri Bakanlığının yayınladığı 25.08.2011

tarihli Toplumsal Olaylarda Görevlendirilen Personelin Hareket Usul ve

Esaslarına Dair Yönerge ve Emniyet Genel Müdürlüğünün 15.02.2008 tarihli 19

sayılı Göz Yaşartıcı Gaz Silahları ve Mühimmatların kullanım talimatı çerçevesi

2559 Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun 16. Maddesi dosya içerisinde mevcut

bilirkişi raporları, şüpheli ifadeleri, müştekiler beyanı, doktor raporları

içerikleri ve tüm soruşturma evrakı birlikte değerlendirildiğinde;

Şüphelilerin Zorla Kullanma Yetkisine

İlişkin Sınırın Aşıldığına dair kamu davası açmayı gerektirir kanıt ve emare

elde edilemediğinden,

Şüpheliler hakkında KAMU ADINA

KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA...[karar verildi.]

40. Başvurucuların itirazları İstanbul 4. ve 9. Sulh Ceza

Hâkimliklerinin 18/10/2016 ve 3/10/2016 tarihli kararlarıyla reddedilmiştir.

Kararlar başvuruculara farklı tarihlerde tebliğ edilmiştir.

41. Başvurucular otuz günlük yasal süre içinde bireysel

başvuruda bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

42. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve

Salâhiyet Kanunu’nun 16. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“Polis, görevini yaparken direnişle

karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor

kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin

mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde

kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları

gerçekleştiğinde silah kullanılabilir. "

43. 12/10/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun

256. maddesi şöyledir:

“Zor kullanma yetkisine sahip kamu

görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği

ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin

hükümler uygulanır.”

44. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının

görevi" kenar başlıklı 160. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Cumhuriyet savcısı, ihbar veya

başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir

öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin

gerçeğini araştırmaya başlar."

B. Uluslararası

Hukuk

45. İlgili uluslararası hukuk için bkz. Özge

Özgürengin, B. No: 2014/5218, 19/4/2018, §§ 26-31.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

46. Mahkemenin 2/12/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kötü Muamele

Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Ramazan

Demir Dışındaki Başvurucular Yönünden

a. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

47. Başvurucu Filiz Kerestecioğlu Demir protesto

sırasında kolluğun hiçbir uyarı yapmaksızın yakın mesafeden doğrudan yüzüne gaz

sıkması sonucu uzun süre sağlık problemi yaşadığını, bu hususa ilişkin yaptığı

şikâyetin Savcılıkça hukuka aykırı şekilde başka bir soruşturmayla

birleştirildiğini, müştekiler ve tanıklar dinlemeden ve polis kamerası

dışındaki olay görüntülerini incelemeden, eksik araştırmayla üç yılın sonunda

kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini belirterek yaşam, adil yargılanma

ve etkili başvuru hakları ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

48. Başvurucu Murat Çelik sıkılan gaz nedeniyle başında

yanık türü yaralanmalar meydana geldiğini, başvuru formu ekindeki üç fotoğrafta

da bu durumun görüldüğünü, olaylar sırasında darp ve hakarete maruz kaldığını,

eylemlerin kötü muamele niteliğinde olduğunu, avukatlık görevlerinin

engellendiğini, müşteki ve tanık beyanlarının alınmadığını, objektif ve

tarafsız bir soruşturma yürütülmediğini, sadece kolluk tarafından tutulan

tutanakların dikkate alındığını, olaylar sırasında gözaltına alınan beş kişi

aleyhinde açılan davada beraat kararı verilmesine rağmen bu kararın ve dosya

içindeki delillerin incelenmediğini, dilekçe vermek üzere giderken kolluk

tarafından engellenmelerinin hukuksuz olduğunu ve soruşturmanın üç yıldan uzun

sürdüğünü belirterek adil yargılanma ve etkili başvuru hakları, kötü muamele

yasağı, ifade özgürlüğü ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

49. Başvurucu Ali Şafak yanındaki avukatlarla beraber

tahliye dilekçesi vermek üzere Savcılığa giderken engellendiklerini, kolluğun

müdahalesiyle yaralandığını ve acı çektiğini, biber gazıyla ve copla saldırıya

maruz kaldığını, mesleği nedeniyle maruz kaldığı eylemlerin aşağılanmasına ve

onurunun zedelenmesine yol açtığını, etkin ve tarafsız bir soruşturma

yürütülmediğini, sadece faillerin ifadelerinin alındığını, ilgisiz dosyaların

birleştirildiğini ve soruşturmanın üç yılı aşkın sürede tamamlandığını belirterek

adil yargılanma ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

50. Bakanlık görüş yazısında özetle 18/1/2013 tarihli

olayda kolluğun barikatı aşmaya çalışan gruba ölçülü şekilde gaz sıkarak

müdahale ettiği, başvurucuların iddialarının somut delillerle desteklenmediği,

şikâyetin geç yapıldığı, buna rağmen olaya ilişkin tüm delillerin toplanarak

etkin bir soruşturma yürütüldüğü belirtilmiştir.

51. Bakanlık görüşüne ilişkin başvurucu Filiz

Kerestecioğlu Demir karşı beyanında; polisin gaz sıkarak yaptığı müdahalenin

ölçülü kabul edilmeyeceğini, resen yapılması gereken soruşturmada dile

getirdiği şikâyetin yasal süresi içinde olduğunu, olay yerinde gerekli güvenlik

önlemlerini alma imkânına sahip polislerin göstericilerden az sayıda olduğunun

söylenemeyeceğini, dar bir sokakta yapılan eylemde sıkılan gazdan

etkilenmesinin muhakkak olduğunu ifade etmiştir.

52. Başvurucu Murat Çelik Bakanlık görüşüne ilişkin

beyanında, iletilen görüşlerin kendi başvurusuyla ilgili olmadığını belirterek

başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır. Başvurucu Ali Şafak, Bakanlık

görüşüne ilişkin olarak bir beyanda bulunmamıştır.

b. Değerlendirme

53. Anayasa’nın 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve

manevî varlığı

Madde 17 - Herkes, yaşama, maddî ve

manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;

kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

54. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların bu bölümde ileri sürdüğü iddiaların tümünün Anayasa’nın

17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı

kapsamında olduğu değerlendirilmiş ve bu kapsamda inceleme yapılmıştır.

55. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkı, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan

maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmış; üçüncü

fıkrasında da kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan

haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına

alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).

56. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal açıdan zarar görmelerine neden

olmamalarını gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı

gösterme yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 81).

57. Bununla birlikte bir muamelenin Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kalabilmesi için asgari bir ağırlık

derecesine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın

somut koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin

süresi, bedensel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık

durumu gibi faktörler önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç

dikkate alınmalıdır. Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun

olduğu bir anda meydana gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 83).

58. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasının

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve Anayasa'nın

5. maddesiyle birlikte devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerden yararlanması

beklenemez. Bu bağlamda kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerle

desteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için soyut

iddiaya dayanan şüphe ötesinde makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdaki

bir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat

edilmemiş birtakım karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar

değerlendirilirken ilgililerin süreçteki tutumları da hesaba katılmalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 95).

59. Başvurucu Filiz Kerestecioğlu Demir 18/1/2013

tarihinde gerçekleşen olaydan yaklaşık iki ay sonra şikâyetçi olmuş ve

soruşturma kapsamında, sıkılan gaz nedeniyle meydana gelen zararı ortaya koyan

herhangi bir adli muayene raporu sunmamıştır. Başvurucu, şikâyet dilekçesinde

yaralanmanın etkilerinin devam ettiğini bildirmediği gibi sıkılan gazın

kendisinde ne tür fiziksel sonuçlara yol açtığını ilk defa bireysel başvuru

formunda dile getirmiştir. Başvurucunun söz konusu şikâyetleri kapsamında

soruşturma dosyasında iddiaların gerçekliğini ortaya koyan ve Anayasa

Mahkemesince inceleme yapılmasını gerektiren nitelikte bir veri

bulunmamaktadır. Başvurucunun somut delillerle desteklenmeyen iddialarının

savunulabilir olduğundan söz etmek mümkün değildir.

60. Başvurucular Murat Çelik ve Ali Şafak 18/2/2013

tarihinde İstanbul Adliyesi içinde tahliye dilekçesi vermek üzere merdivenleri

çıktıkları sırada kolluğun geçişlerine izin vermediğini ve sonrasında

kendilerini darbedip yüzlerine gelecek şekilde gaz sıktığını iddia etmiş ise de

başvurucuların olaydan sonra haklarında düzenlenmiş bir sağlık raporu

bulunmamaktadır. Başvurucuların iddialarını destekleyen bir doktor raporu

bulunmadığı gibi olay yerine ilişkin kamera görüntülerinin çözümüne dair

bilirkişi raporunda başvurucuların isimleri belirtilerek kolluğun bir

müdahalesiyle karşılaştıkları yönünde bir tespit de yapılmış değildir. Diğer

taraftan olay günü haklarında sağlık raporu düzenlenmiş kişilerin raporları

incelendiğinde (bkz. §§ 23, 31) gaz sıkılmasına bağlı gelişen bir sağlık

sorunundan veya fiziksel bir bulgudan bahsedilmemiştir. Ayrıca kamera

görüntülerinin çözümüne ilişkin bilirkişi raporunda da kolluğun gazla müdahale

ettiği şeklinde bir belirleme yapılmadığı anlaşılmaktadır (bkz. § 37).

Başvurucu Murat Çelik'in baş bölgesinde yanık şeklinde kızarıklık meydana

geldiği iddiasına ilişkin -nerede ve ne zaman çekildiği tespit edilemeyen-

başvuru ekinde sunulan fotoğrafların bu konuda güvenli bir veri olamayacağı da

belirtilmelidir.

61. Bu tespitler kapsamında, olaydan on gün sonra

şikâyetçi olan başvurucular Murat Çelik ve Ali Şafak'ın ortaya koydukları

iddiaları doğrular mahiyette bir delilin varlığına rastlanmaması karşısında

iddialarının savunulabilir olduğu söylenemez.

62. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Başvurucu

Ramazan Demir Yönünden

a. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

63. Başvurucu Ramazan Demir tahliye dilekçesi vermek

üzere bir grup avukatla Savcılık katına çıkarken kolluk tarafından

engellendiklerini, çıkan olaylarda kolluk tarafından darbedildiğini, yere

yatırılarak kelepçelendiğini, gaz sıkıldığını, hakaret ve tehdide maruz

kaldığını, şikâyeti sonrasında yürütülen soruşturmada tanıklar dinlenip

deliller toplanmadan etkisiz bir soruşturma yürütüldüğünü belirterek kötü

muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

64. Bakanlık görüş yazısında özetle 18/2/2013 tarihinde

İstanbul Adliyesinde gerçekleşen olay hakkında başvurucunun on beş gün sonra

şikâyetçi olarak özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı, kolluğun göstericilerin

saldırgan eylemlerini sonlandırmak için kullandığı gücün orantılı kabul

edilmesi gerektiği, özenli ve bağımsız yürütülen soruşturmanın etkili olduğu

belirtilmiştir.

65. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne ilişkin karşı

beyanında olayın gerçekleştiği yer itibarıyla geç başvuru yapıldığından söz

edilemeyeceğini, meydana gelen yaralanmalar dikkate alındığında kolluğun

müdahalesinin açıkça ölçüsüz olduğunu, yürütülen soruşturmanın etkili olarak

nitelendirilmesinin mümkün olamayacağını belirtmiş; başvuru formundaki

iddialarını yinelemiştir.

b. Değerlendirme

i. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

66. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşıldığından başvurucunun iddiasının kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

ii. Esas

Yönünden

67. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin

incelenmesinde yasağın maddi ve usul boyutlarının ayrı ayrı ele alınması

gerekmektedir. Bu bağlamda yasağın maddi boyutu sadece bireyleri işkence ya da

insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye ya da cezaya tabi tutmama sorumluluğunu

(negatif yükümlülük) içermemektedir. Ayrıca bireylerin bu tür muameleye maruz

kalmasını engelleyecek, etkili önleyici mekanizmaların kurulması yönünde

pozitif bir yükümlülük de içermektedir.

68. İşkence ve kötü muamele yasağının usul boyutu ise bu

yasağın ihlal edildiğine yönelik tartışılabilir ve makul şüphe

uyandıran iddiaların sorumlularının tespitini ve cezalandırılmasını

sağlayacak etkili bir soruşturma yapılması sorumluluğunu (pozitif yükümlülük)

içermektedir.

69. Somut olayda başvurucu, avukatlık görevini yapmak

üzere Savcılık katına çıktığı sırada kolluk tarafından geçişine izin

verilmeyerek darbedildiğinden ve bu olaya ilişkin yapılan soruşturmanın etkili

şekilde yürütülmediğinden yakınmaktadır. Dosyanın muhteviyatı itibarıyla

başvuru kötü muamele yasağının hem maddi hem usul boyutu itibarıyla

incelenecektir.

(1) Anayasa’nın

17. Maddesinin Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

(a) Genel

İlkeler

70. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen hak kapsamında

devletin -pozitif bir yükümlülük olarak- yetki alanında bulunan tüm bireylerin

maddi ve manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusal makamların ve diğer

bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere

karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet bireyin maddi ve manevi

varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 51).

71. Anılan koruma yükümlülüğü devlete, söz konusu

kişilerin işkence ve eziyete ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veya

muameleye maruz bırakılmalarını engelleyecek tedbirler alma ödevini

yüklemektedir. Anılan yükümlülük işkence ve kötü muamele yasağının maddi

boyutunun bir unsurunu, devletin kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini idari

ve yasal mevzuat aracılığıyla koruma hususundaki pozitif yükümlülüğünü

oluşturmaktadır. Koruma doğrultusunda yetkililerin bildikleri ya da bilmeleri

gereken bir kötü muamele tehlikesinin gerçekleşmesini engellemek için makul

tedbirleri almamaları durumunda devletin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrası anlamında sorumluluğu ortaya çıkabilecektir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 82).

72. Tüm adli kovuşturmaların mahkûmiyet veya belirli bir

hüküm alma ile sonuçlanmasına yönelik kesin bir zorunluluk bulunmamakla

birlikte mahkemeler hiçbir koşul altında yaşamı tehdit eden suçların, fiziksel

ve ruhsal bütünlüğe yapılan ağır saldırıların cezasız kalmasına, af ya da

zamanaşımına uğramasına izin vermemelidir. Adli makamların yetki alanları

kapsamındaki kişilerin yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini korumak

üzere çıkarılan kanunların koruyucuları olarak sorumlu olanlara yaptırım

uygulamakta kararlı olmaları ve suçun ağırlık derecesi ile verilen ceza

arasında açık bir orantısızlığa izin vermemeleri gerekir. Aksi hâlde devletin

kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini idari ve yasal mevzuat aracılığıyla

koruma hususundaki pozitif yükümlülüğü yerine getirilmemiş olacaktır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 77).

73. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme)

tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmiş

ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında geçen ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu

görülmektedir. Bir muamelenin işkence olarak nitelendirilip

nitelendirilmeyeceğinin belirlenebilmesi için anılan fıkrada geçen eziyet ve

insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramları ile işkence arasındaki

ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın Anayasa tarafından, özellikle çok ağır

ve zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma

işaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıyla getirildiği ve anılan

ifadelerin 5237 sayılı Kanun’da düzenleme altına alınmış olan işkence, eziyet

ve hakaret suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı

anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

74. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi

ve manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin işkence

olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, § 22). Muamelelerin

ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı

Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde

işkence teriminin özellikle bilgi almak, cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla

ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı veya ızdırap vermeyi kapsadığı

belirtilerek kasıt unsuruna da yer verilmiştir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 85).

75. İşkence seviyesine varmayan fakat yine de önceden

tasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya,

yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olan insanlık dışı muameleler eziyet

olarak tanımlanabilir (Tahir Canan, § 22). Bu hâllerde meydana gelen

acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsur olarak bulunan acının

ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette, ızdırap verme kastının

belli bir amaç doğrultusunda yapılması şartı aranmaz. Fiziksel saldırı, darp,

psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceği

bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altında kişinin

kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca bir

süre beklenmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibi muameleler

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında eziyet olarak

nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 88).

76. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek

şekilde kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran

veya mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye

sürükleyen, aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir

Canan, § 22). Burada eziyetten farklı olarak kişi üzerinde uygulanan

muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte küçük düşürücü veya alçaltıcı bir

etki oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).

77. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini

oluşturduğunun belirlenebilmesi için her somut olay kendi özel koşulları içinde

değerlendirilmelidir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 90).

78. Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) birçok

kararında vurgulayıp Yurtsever ve diğerleri/Türkiye (B. No: 22965/10,

8/7/2014) kararında da tekrarladığı -olayın fail ya da faillerin cezai

sorumluluğu ile devletlerin Sözleşme kapsamındaki sorumluluğun farklı olduğu

yönündeki- ilkeye özellikle dikkat çekmek gerekir. AİHM, anılan kararında da bu

ilkeye açıkça vurgu yapmış ve ceza hukuku anlamında suçluluk ya da masumiyet konusunda

kararlar vermenin kendi yetki alanına girmediğini ifade etmiştir (Yurtsever

ve diğerleri/Türkiye, § 68).

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

79. Başvurucu, olay günü yanında bir grup avukatla

beraber Adliye içindeki Savcılığa gitmekteyken merdivenlerde kolluk tarafından

önlerinin kesildiğini, geçişlerine izin verilmediğini, sonrasında polisler

tarafından darbedildiğini ileri sürmüştür.

80. Anayasa Mahkemesi, asgari eşik seviyesini aştığı

varsayılan kötü muamele iddialarının makul şüphe kalmayacak şekilde

kanıtlanması şartını aramakta ve başvurularda öncelikle bu konudaki kanıtlama

sorununu ele almaktadır (Beyza Metin, B. No: 2014/19426, 12/12/2018, §

45).

81. Başvurucunun olay günü hakkında düzenlenen adli

muayene raporunun (bkz. § 31) içeriğinin iddialarını destekler mahiyette olduğu

anlaşılmaktadır. Doktor raporunun varlığı karşısında başvurucunun iddiasının

makul ve güvenilir bir delile dayandığı kabul edilmelidir. Dolayısıyla kamu

makamları güç kullanımının kaçınılmaz hâle geldiğini ve kullanılan gücün

orantılı olduğunu kanıtlamakla yükümlüdür.

82. Savcılığın kovuşturmaya yer olmadığı kararında

başvurucunun kamu görevlilerini tarafından yaralandığının kabul edilip

edilmediği hususu net bir şekilde izah edilmemiş, soruşturma kapsamında

şikâyetçi olanların tamamı hakkında tek değerlendirme yapılmıştır. Sonuç olarak

kararda yasal zor kullanma sınırının aşıldığı yönünde bir delil bulunmadığına

işaret edilmiştir. Başvurucu hakkında verilen kararın muğlaklığı karşısında

olayın gerçekleşme koşulları bir bütün hâlinde değerlendirilerek bir sonuca

ulaşılmaya çalışılacaktır.

83. 18/2/2013 günü İstanbul Adliyesinde sayıları elliyi

aşan avukat, önce bina önünde basın açıklaması, sonrasında içeride oturma

eylemi yapmıştır. Oturma eyleminin devamında kolluk güçleri ile eylemciler

arasında güç kullanımına varan bazı olayların yaşandığı anlaşılmaktadır.

84. Eylem sonunda bir grup avukat, tutuklu

meslektaşlarının serbest bırakılması amacıyla Savcılığa dilekçe vermek

istemiştir. Kolluk, bu grubun Savcılık katına gitmesine izin vermemiştir. Olay

ve Yakalama Tutanağı'nda, Savcılığa giden grubun neden önlerinin kesilerek

engellendiği izah edilmemiştir. Görüntülere ilişkin bilirkişi raporundan

merdivenlerde durdurulan avukatların barikatları zorlayarak geçiş yapmak

istedikleri bunun üzerine polisin fiziki müdahaleye başladığı anlaşılmaktadır.

Avukatlarla kolluk arasında merdivenlerde yaşanan müzakere içeriği bilinemediği

gibi başvurucunun da barikatlara yüklenen kişiler arasında olup olmadığı

soruşturma içeriğinden tespit edilememektedir. Bu nedenle somut olayın

şartlarının belirsizliği gözönünde bulundurularak maddi güç kullanımının

gerekliliği tartışma konusu yapılmadan orantılılık incelemesi yapılacaktır.

85. Başvurucu hakkında olay günü düzenlenen adli muayene

raporunda göğüs, ense ve alın bölgesinde ekimoz ve şişlik tarzı yaralanmalar

meydana geldiği görülmektedir. Kolluğun beyanlarından veya kovuşturmaya yer

olmadığına ilişkin karardan başvurucunun gösterdiği direncin veya direncin

kırılması amacıyla kullanılan gücün mahiyeti konusunda bir açıklama

bulunmamaktadır. Bununla birlikte kolluğun, Savcılık katına gitmek isteyen

avukatların önünü kesip etrafını sararak grubu kontrol altına aldıktan sonra

bazı kişileri gruptan ayırarak hareketsiz hale getirmeyi diğer bir deyişle

yakalamayı amaçladıkları anlaşılmaktadır (bkz. § 35). Bu gaye doğrultusunda

kullanılacak gücün şiddetinin değerlendirilmesinde kolluk görevlilerinin belli

ölçüde takdir yetkisini haiz olduğu kabul edilmekle birlikte olayın şartları

çerçevesinde başvurucunun bedeninde meydana gelen neticenin kabul edilebilir

sınırı aştığı dolayısıyla müdahalenin orantısız olduğu kanaatine varılmıştır.

86. Diğer taraftan olay günü gözaltına alınan kişiler

hakkında düzenlenen doktor raporları, kamera görüntülerine ilişkin bilirkişi

raporu ve başvurucu hakkındaki gaz sıkılmasına bağlı fiziksel bir bulgu

içermeyen adli muayene raporu birlikte ele alındığında başvurucunun gazla

müdahale edildiği yönündeki iddiası ve yine makul bir delille desteklenmeyen

kolluğun hakaretine ve tehdidine maruz kaldığına dair şikâyetleri konusunda

esasa ilişkin bir değerlendirme yapılabilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmıştır.

87. Başvurucuya kolluk tarafından orantısız fiziki

müdahalede bulunulduğu ve neticesinde yaralanmasına sebep olunduğu

anlaşılmaktadır. Olayın gerçekleşme koşulları ve başvurucunun yaralanmasının

boyutu birlikte değerlendirildiğinde eylemin insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele olarak nitelendirilmesi mümkündür.

88. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kolluk tarafından

orantısız bir müdahale neticesinde yaralanması nedeniyle Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

(2) Anayasa’nın

17. Maddesinin Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

(a) Genel

İlkeler

89. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usul boyutu da bulunmaktadır. Bu usul

yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının

sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek

etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın

temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde

uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının

karıştığı olaylarda bunların sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için

hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).

90. Ekili bir resmî soruşturma, sorumluların

belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Soruşturma

etkili olmadığında anılan madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz

hâle gelecek ve bazı durumlarda devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan

yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri

mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).

91. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği

soruşturma türünün bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına

ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı

olarak tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu

meydana gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17.

maddesi gereğince devletin ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda

sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte

cezai soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda

yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat

ödenmesi, bu hak ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için

yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).

92. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi

ve manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde

uygulanmasını ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin hesap

vermelerini sağlamaktır. Bu, bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların

kullanılması yükümlülüğüdür (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).

93. Etkili soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilmiş

olduğunun kabulü için;

- Yetkili makamların olaydan haberdar olur olmaz resen

harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini

sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 114),

- Soruşturmanın kamu denetimine açık olması ve

mağdurların meşru menfaatlerini korumak için soruşturmaya gerekli olduğu ölçüde

etkili katılımlarının sağlanması (Cezmi Demir ve diğerleri, § 115),

- Soruşturmadan sorumlu olan ve incelemeleri yapan

kişilerin olaylara karışan kişilerden bağımsız olması (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 117),

- Soruşturmaların makul özen ve süratle yürütülmesi (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 114),

- Soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde

edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması

gerekir (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 99)

gerekmektedir.

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

94. Somut olayda başvurucu, şikâyetine ilişkin

soruşturmanın özensiz yürütüldüğünü ve süratle tamamlanmadığını ileri

sürmüştür.

95. Savcılığın 18/1/2013 ve 18/2/2013 tarihli, tarafları

ve konusu aynı olmayan iki olay hakkında yürüttüğü soruşturmaları hangi gerekçeyle

birleştirerek birlikte araştırdığı anlaşılamamakta ise de bu kararın

soruşturmada makul süratle hareket edilmesine katkı sağlamadığı ortadadır.

Bununla birlikte yürütülen soruşturmanın sonunda başvurucuyla birlikte

şikâyetçi olan M.H. hakkındaki bir sağlık raporunun teminine çalışıldığı, buna

dair yazının 11/8/2016 tarihinde Savcılığa ulaşması sonrasında kovuşturmaya yer

olmadığı kararı verildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla birleştirilen dosyadan

bağımsız olarak başvurucunun şikâyetine ilişkin soruşturma -maddi olayların

karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller ve taraf sayısı

gibi kriterler dikkate alındığında- yaklaşık üç buçuk yıllık sürede tamamlanmış

olsa da soruşturmanın makul süratle yürütülmediği söylenemez.

96. Diğer taraftan 18/2/2013 tarihli Olay ve Yakalama

Tutanağı, olay yerindeki kamera görüntülerinin çözümüne ilişkin bilirkişi

raporu, başvurucu hakkında adli muayene formu ve kolluk görevlilerinin

beyanları çerçevesinde başvurucuya yapılan müdahalenin orantısız olduğu ortada

iken hangi verilerden yola çıkılarak zor kullanma yetkisinin aşıldığına ilişkin

delil bulunmadığı şeklinde çoğul bir değerlendirme yapılmasıyla yetinilerek

soruşturmanın sonuçlandırıldığı anlaşılamamaktadır. Dolayısıyla ortaya konulan

delillerin varlığına rağmen soruşturmada ulaşılan sonucun -müdahalenin

orantısız olduğu dikkate alındığında (bkz. § 88)- nesnel ve tarafsız bir analiz

ürünü olmadığı görülmektedir.

97. Sonuç itibarıyla Savcılık başvurucuların iddialarına

yönelik olarak etkili bir soruşturma yürütmeden şikâyet hakkında kovuşturmaya

yer olmadığına karar vermiştir.

98. Somut olayda Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının usul boyutu itibarıyla ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

B. Toplantı ve

Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

99. Başvurucu Filiz Kerestecioğlu Demir katıldığı

protestoya kolluğun hiçbir uyarı yapmaksızın, biber gazı sıkarak müdahale

etmesinin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiğini ileri

sürmüştür.

100. Bakanlık görüş yazısında özetle 18/1/2013 tarihli

gösteriye kolluğun yaptığı müdahalenin ölçülü olduğu, protestoculara seslerini

duyurma ve kendilerini ifade etme imkânı tanındığı, başvurucunun olaylar

sırasında yaralandığını gösterir delil bulunmadığı belirtilmiştir.

101. Başvurucu Filiz Kerestecioğlu Demir, Bakanlığın

görüş yazısına ilişkin cevabında ileri sürülen hususların gerçeği yansıtmadığını

beyan etmiştir (bkz. § 51).

2. Değerlendirme

102. 18/1/2013 tarihinde ÇHD binasında yapılan adli arama

sırasında T.T. isimli kişinin dışarıya çıkarılması sonrasında kolluk ile

toplanan protestocu grup arasında arbede yaşanmıştır. Soruşturma dosyası

içindeki 20/2/2015 tarihli bilirkişi raporundan kolluğun bu sırada biber gazı

kullandığı anlaşılmaktadır.

103. Başvurucunun iddiası, kullanılan biber gazı

nedeniyle kendisine müdahale edildiğine ve protesto hakkının engellendiğine

ilişkindir.

104. Kolluğun sıktığı gazdan başvurucunun etkilendiğine

ilişkin somut bir veri bulunmadığı gibi polisin göstericilerin tamamını

dağıtarak protestoya son verme amacının olmadığı görülmüştür. Bilirkişi

raporundan anlaşıldığı üzere polis barikatına yüklenerek gözaltı işlemine

müdahale etmek isteyen protestoculara biber gazı sıkılarak protestocuların

dirençleri kırılmış, sonrasında kalkanlarla itilerek biraz uzaklaşmaları

sağlanmıştır.

105. Bu tespitler kapsamında protestonun dağıtılarak

sonlandırılmadığı ve başvurucunun biber gazına maruz kaldığına ilişkin somut

bir veri olmadığı gözönünde bulundurulduğunda toplantı ve gösteri düzenleme

hakkına müdahale edildiğinden söz etmek mümkün görünmemektedir.

106. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

107. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

108. Başvurucu Ramazan Demir ihlalin tespit edilmesini

istemiş ayrıca 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

109. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

110. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

111. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili

mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki

benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla

yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim

yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına

bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden

yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı mahkemenin

yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin

sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir. (Mehmet

Doğan, §§ 58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).

112. İncelenen başvuruda insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele yasağının maddi ve usul boyutu itibarıyla ihlal edildiği sonucuna

ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin Savcılığın kovuşturmaya yer olmadığına dair

kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

113. Bu durumda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma

yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeni soruşturma ise bireysel

başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2)

numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı

verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal

kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu

sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

114. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün

sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele yasağının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek

olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 40.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

115. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç

ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.839,50 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Başvurucular Ali Şafak, Murat Çelik ve Filiz

Kerestecioğlu Demir'in kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddialarının KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Başvurucu Filiz Kerestecioğlu Demir'in toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Başvurucu Ramazan Demir'in kötü muamele yasağının

ihlal edildiğine ilişkin iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucu Ramazan Demir yönünden Anayasa’nın 17.

maddesinde güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının maddi ve usule ilişkin boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele yasağının usule ilişkin boyutunun ihlalinin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığına (ihlal kararı Savcılığın 2013/26313 numaralı soruşturma

dosyasıyla ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,

D. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi

ve usul boyutunun ihlali nedeniyle net 40.000 TL manevi tazminatın başvurucu

Ramazan Demir'e ÖDENMESİNE,

E. 239,50 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.839,50 TL yargılama giderinin başvurucu Ramazan Demir'e ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 2/12/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Sinan ARMAĞAN

Başvurucular

:

1. Filiz KERESTECİOĞLU

DEMİR

Vekili

:

Av. Ayşe AKKAYA

YAZICIOĞLU

2. Murat ÇELİK

Vekili

:

Av. Several BALLIKAYA

ÇELİK

3. Ramazan DEMİR Vekili : Av. Yağmur KILIÇ 4. Ali ŞAFAK Vekili : Av. Süleyman GÖKTEN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/42278, 2 Aralık 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve
  6. Olgular
  7. A. 18/1/2013
  8. B. 18/2/2013
  9. C. Soruşturma
  10. IV. İlgili
  11. Hukuk
  12. A. Ulusal Hukuk
  13. B. Uluslararası
  14. V. İnceleme Ve
  15. Gerekçe
  16. A. Kötü Muamele
  17. B. Toplantı ve
  18. C. 6216 Sayılı
  19. C. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan
  20. D. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi
  21. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  22. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  23. Demir
  24. Yazıcıoğlu
  25. Çelik
  26. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/42278
Tarih
2 Aralık 2020

İlgili Kararlar

  • Fahrettin Şen Başvurusu (B. No: 2019/22187)
  • Methi Taylan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/23)
  • Adem Kara ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/16234)
  • Mehmet Doğan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/3005)
  • Anıl Yıldız Başvurusu (B. No: 2018/29792)
  • Abbas Kenes ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/8812)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.