İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Fulpet Akaryakıt Tic. ve San. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/1833)

1. Başvurucu,

Başvuru No2013/1833Tarih22 Haziran 2015Okuma26 dk · 5.207 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Fulpet Akaryakıt Tic. Ve San. Ltd. Şti. Başvurusu (2)

Karar tarihi
22 Haziran 2015
Başvuru Numarası
2013/1833
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.207 kelime·26 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu,

2002 yılı işlemlerinin incelenmesi sonucunda hakkında resen tarh edilen katma

değer vergisine ve kesilen vergi ziyaı cezasına karşı

açtığı davada verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, Danıştay tarafından aynı

konuda farklı kararlar verildiğini, Danıştay savcısının düşünce yazısının

kendisine tebliğ edilmediğini, temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde duruşma

isteminin dikkate alınmadığını, davada uygulanan kanun hükmünün Anayasa

Mahkemesince iptal edilmesi nedeniyle yapılan yeni kanuni düzenlemenin kendisi

hakkında uygulanamayacağını belirterek, adil yargılanma hakkının, suç ve cezaların

kanuniliği ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat

talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 11/3/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış

ve Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 11/9/2014

tarihinde kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru

formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi

ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu şirket, 2002 yılı işlemlerinin incelenmesi

sonucunda ortaklarına emsal faiz oranı uygulanmaksızın para kullandırdığına

ilişkin düzenlenen rapor uyarınca hakkında resen tarh edilen katma değer

vergisine ve kesilen vergi ziyaı cezasına karşı 14/6/2005 tarihinde Ankara 5. Vergi Mahkemesinde dava

açmıştır.

8. Mahkemenin 23/2/2006 tarih ve

E.2005/764, K.2006/224 sayılı kararıyla, başvurucunun Petrol Ofisi A.Ş. Genel

Müdürlüğünden 1.000.000 ABD Doları karşılığı 1.650.957,00 TL kredi aldığı,

31/10/2001 tarihinde bu krediyi yasal defterlerine kaydettiği, aynı tarihte

yaptığı kayıtla bankadan söz konusu kredi tutarını çektiği, 10/11/2001 tarihinde

parayı kasa hesabından çıkartarak ortaklara borçlar hesabına kaydettiği,

31/12/2001 tarihli yevmiye maddesi ile ortaklardan borçlar hesabındaki tutarın

büyük bir bölümünü ortaklardan alacaklar hesabına kaydettiği, başvurucu

şirketin 31/12/2002 tarihli kapanış yevmiye maddesinde ortaklardan alacaklar

hesabının bakiyesinin 1.575.259,00 TL olduğu belirlenerek söz konusu miktarın

kurum ortaklarının uhdesine bırakıldığının tespiti yapılmıştır. Mahkeme,

başvurucunun, ortaklar cari hesabına 2002 hesap döneminde adatlama

yaparak 64.905,00 TL gelirini, ilgili dönem kurumlar vergisi matrahına gelir

unsuru olarak ilave ettiği, ancak adatlama işlemi

yapılırken kullanılan faiz oranının emsal faiz oranının çok altında

belirlendiği hususunun vergi inceleme elemanı tarafından tespiti üzerine 10/2/2005 tarih ve 1192/34-1 sayılı vergi inceleme raporu

düzenlendiği, vergi inceleme raporunun ekinde yer alan tutanakta şirket

temsilcisinin alınan kredinin ticari faaliyetlerde kullanıldığına dair maddi

bir delillerinin bulunmadığı yönündeki ifadesinin de açık olduğu, başvurucu

kurumun ortaklarına kullandırdığı tutar için emsal faiz oranı uygulamaması ve

başka bir menfaat de temin etmemesinin 3/6/1949 tarih ve 5422 sayılı mülga

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 17. maddesinin (3) numaralı fıkrası hükmüne göre

örtülü kazanç dağıtımı sayıldığı, aynı nedenle başvurucu şirket adına 2002/12

dönemi için resen tarh edilen vergi ziyaı cezalı

katma değer vergisinin de tasdiki gerektiği belirtilerek davanın reddine karar

verilmiştir.

9. Temyiz üzerine, Danıştay Dördüncü Dairesinin 21/6/2007 tarih ve E.2006/4067, K.2007/2181 sayılı ilâmıyla;

uyuşmazlık konusu tarhiyatın yapılmasına neden olan fiilden dolayı 2002 yılı

için hesaplanan kurumlar vergisine karşı açılan davayı reddeden Ankara 4. Vergi

Mahkemesi kararının, Danıştay Dördüncü Dairesinin 22/11/2006 tarih ve

E.2006/1725, K.2006/2282 sayılı ilâmıyla bozulduğu belirtilerek, İlk Derece

Mahkemesinin kararı bozulmuştur.

10. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 22/5/2009

tarih ve E.2007/4799, K.2009/2604 sayılı ilâmıyla reddedilmiştir.

11. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda, 8/10/2009 tarih ve E.2009/1811, K.2009/1770 sayılı kararla,

Danıştay Dördüncü Dairesince, 22/2/2006 tarihine duruşma günü verilmesine

karşın duruşmanın 23/2/2006 tarihinde yapıldığı, erteleme kararı olmaksızın

belirlenen günden başka bir günde duruşma yapılamayacağı belirtilerek

22/11/2006 tarih ve E.2006/1725, K.2006/2282 sayılı ilâmla bozulan kararda

Ankara 4. Vergi Mahkemesince duruşmanın usulüne uygun bir biçimde taraflara

bildirilen günde yapıldığı gerekçesiyle ısrar edilmesi üzerine Danıştay Dava

Daireleri Kurulunca kararın bu kısmının yerinde görüldüğü ve esas incelemesinin

yapılması amacıyla Dairesine gönderildiği, Danıştay Dördüncü Dairesince kararın

onandığı, bu nedenle bozma kararının dayanağının kalmadığı belirtilmiştir. Öte

yandan, 25/10/1985 tarih ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1., 2., 3., 4. ve 5. maddelerinde katma değer vergisinin bir

mal hareketine veya bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek gibi şekillerde

gerçekleşen ya da vergiye tabi bir hizmetten, işletme sahibinin veya diğer

şahısların karşılıksız yararlanması şeklinde oluşan bir hizmete dayandırıldığı,

bu nedenle söz konusu borç verme işlemi sonucunda elde edilecek faiz gelirinin

katma değer vergisine tabi olması gerektiği, örtülü kazanç dağıtımından dolayı

bulunan matrah farkı üzerinden yapılan vergilendirmenin hukuka aykırı olmadığı,

dava konusu tarhiyatın dayanağını teşkil eden kurumlar vergisi ile ilgili yapılan

yargılama neticesinde olayda örtülü kazanca ilişkin koşulların oluştuğu ve

matrah farkının hukuka aykırı bulunmadığının Danıştay Dördüncü Dairesinin

22/5/2009 tarihli ilâmıyla kabul edildiği ifade edilmiştir. Ayrıca katma değer

vergisi üzerinden kesilen vergi ziyaı cezasının

dayanağı olan 4/1/1961 tarih ve 213 sayılı Vergi Usul

Kanunu’nun değişik 344. maddesinin 2. fıkrasında yer alan ‘bu ceza ziya uğratılan verginin bir katına, bu

verginin kendi kanununda belirtilen normal vade tarihinden cezaya ilişkin

ihbarnamenin düzenlendiği tarihe kadar geçen süre için bu Kanun’un 112.

maddesine göre ziya uğratılan vergi tutarı üzerinden hesaplanan gecikme

faizinin yarısının eklenmesi suretiyle bulunur’ hükmünün Anayasa

Mahkemesinin 6/1/2005 tarih ve E.2001/3, K.2005/4 sayılı kararıyla iptal

edildiği, bu nedenle Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında yapılan yeni

kanuni düzenlemeler uyarınca ziyaa uğratılan vergi

üzerinden hesaplanan vergi ziyaı cezasının vergi

tutarının bir katını aşan kısmının kaldırılması gerektiği gerekçeleriyle

davanın kısmen reddine karar verilmiştir.

12. Temyiz üzerine, Danıştay Dördüncü Dairesinin 23/6/2011 tarih ve E.2010/1484, K.2011/5773 sayılı ilâmıyla

hüküm onanmıştır.

13. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 25/12/2012

tarih ve E.2011/7205, K.2012/9355 sayılı ilâmıyla reddedilmiştir.

14. Karar, başvurucuya 12/2/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu, 11/3/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

16. 5422 sayılı mülga Kanun’un “Örtülü Kazanç” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci

fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentleri şöyledir:

“Aşağıdaki

hallerde, kazanç tamamen veya kısmen örtülü olarak dağıtılmış sayılır:

1.

Şirket kendi ortakları, ortaklarının ilgili bulunduğu gerçek ve tüzel kişiler,

idaresi, murakabesi veya sermayesi bakımlarından vasıtalı vasıtasız olarak

bağlı bulunduğu veya nüfuzu altında bulundurduğu gerçek ve tüzelkişiler ile

olan münasebetlerinde emsaline göre göze çarpacak derecede yüksek veya düşük

fiyat veya bedeller üzerinden yahut bedelsiz olarak alım, satım, imalat, inşaat

muamelelerinde ve hizmet ilişkilerinde bulunursa;

…

3.

Şirket (1) numaralı fıkrada yazılı kimselerle olan münasebetlerinde emsaline

göre göze çarpacak derecede yüksek veya düşük faiz ve komisyonlarla ödünç para

alır veya verirse;”

17. 213 sayılı Kanun’un “Re’sen Vergi Tarhı” kenar başlıklı 30.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Resen vergi tarhı, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt

ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkan

bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi

incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında

belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunmasıdır. İnceleme

raporunda bu maddeye göre belirlenen matrah veya matrah farkı resen takdir

olunmuş sayılır.”

18. 3065 sayılı Kanun’un “Verginin

konusunu teşkil eden işlemler” kenar başlıklı 1. maddesinin birinci

fıkrasının giriş kısmı ve (1) numaralı bendi şöyledir:

“Türkiye'de yapılan aşağıdaki işlemler katma değer vergisine tabidir:

1.

Ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan

teslim ve hizmetler, ”

19. 3065 sayılı Kanun’un “Hizmet”

kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:

“1.

Hizmet, teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan

işlemlerdir.

Bu işlemler;

bir şeyi yapmak ve işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek,

muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı

taahhüt etmek gibi, şekillerde gerçekleşebilir.

2. Bir

hizmetin karşılığının bir mal teslimi veya diğer bir hizmet olması halinde

bunların her biri ayrı işlem olup, hizmet veya teslim hükümlerine göre ayrı

ayrı vergilendirilirler.”

20. 3065 sayılı Kanun’un “Hizmet

sayılan haller” kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:

“Vergiye tabi bir hizmetten, işletme sahibinin, işletme personelinin

veya diğer şahısların karşılıksız yararlandırılması hizmet sayılır. “

21. 213 sayılı Kanun’un “Vergi

Ziyaı” kenar başlıklı 341. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Vergi ziyaı, mükellefin veya sorumlunun vergilendirme ile ilgili

ödevlerini zamanında yerine getirmemesi veya eksik yerine getirmesi yüzünden,

verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesini veya eksik tahakkuk ettirilmesini

ifade eder.”

22. Ordu Vergi Mahkemesinin Anayasa'ya aykırı olduğu

gerekçesiyle iptali için Anayasa Mahkemesine başvurduğu 213 sayılı Kanun’un “Vergi Ziyaı Cezası”

başlıklı değişik 344. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

“Vergi ziyaı suçu işleyenlere vergi ziyaı cezası kesilir ve bu ceza ziyaa

uğratılan verginin bir katına, bu verginin kendi kanununda belirtilen normal

vade tarihinden cezaya ilişkin ihbarnamenin düzenlendiği tarihe kadar geçen

süre için, bu Kanun’un 112. maddesine göre ziyaa

uğratılan vergi tutarı üzerinden hesaplanan gecikme faizinin yarısının

eklenmesi suretiyle bulunur.”

23. Anayasa Mahkemesinin, 20/10/2005

tarihli Resmi Gazetede yayımlanan E.2001/3, K.2005/4, K.T. 6/1/2005 tarihli

kararının sonucu şöyledir:

“A- 213

sayılı “Vergi Usul Kanunu”nun 4369 sayılı Kanun ile

değiştirilen 344. maddesinin ikinci fıkrasının “... bu

ceza ziyaa uğratılan verginin bir katına, bu verginin

kendi kanununda belirtilen normal vade tarihinden cezaya ilişkin ihbarnamenin

düzenlendiği tarihe kadar geçen süre için, bu Kanun’un 112 nci

maddesine göre ziyaa uğratılan vergi tutarı üzerinden

hesaplanan gecikme faizinin yarısının eklenmesi suretiyle bulunur” bölümünün,

Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,

B-

İptal hükmünün doğuracağı hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte

görüldüğünden, Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı

Kanun’un 53. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince İPTAL HÜKMÜNÜN,

KARARIN RESMİ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE

GİRMESİNE,

6/1/2005 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.“

24. 30/3/2006 tarih ve 5479 sayılı Gelir Vergisi

Kanunu, Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun, Özel Tüketim Vergisi

Kanunu ve Vergi Usul Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 12.

maddesiyle değiştirilen 213 sayılı Kanun’un 344. maddesinin ikinci fıkrası

şöyledir:

"Vergi

ziyaı suçu işleyenlere, ziyaa

uğrattıkları verginin bir katı tutarında vergi ziyaı cezası

kesilir."

25. 23/1/2008 tarih ve 5728 sayılı Temel Ceza

Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda

Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 275. maddesiyle değiştirilen 213 sayılı

Kanun’un “Vergi Ziyaı

Cezası” başlıklı 344. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“341

inci maddede yazılı hallerde vergi ziyaına sebebiyet

verildiği takdirde, mükellef veya sorumlu hakkında ziyaa

uğratılan verginin bir katı tutarında vergi ziyaı

cezası kesilir”

26. 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari

Yargılama Usulü Kanun’un “Duruşma”

kenar başlıklı 17. maddesi şöyledir:

“1. Danıştay ile

idare ve vergi mahkemelerinde açılan iptal ve yirmibeşbin

Türk Lirasını aşan tam yargı davaları ile tarh edilen vergi, resim ve harçlarla

benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları toplamı yirmibeşbin

Türk Lirasını aşan vergi davalarında, taraflardan birinin isteği üzerine

duruşma yapılır.

2. Temyiz ve

itirazlarda duruşma yapılması tarafların istemine ve Danıştay veya ilgili bölge

idare mahkemesi kararına bağlıdır.

3. Duruşma talebi,

dava dilekçesi ile cevap ve savunmalarda yapılabilir.

4. 1 ve 2 nci fıkralarda yer alan kayıtlara bağlı olmaksızın

Danıştay, mahkeme ve hakim kendiliğinden duruşma

yapılmasına karar verebilir.

5. Duruşma

davetiyeleri duruşma gününden en az otuz gün önce taraflara gönderilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 22/6/2015 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 11/3/2013 tarih ve 2013/1833 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

28. Başvurucu, 2002 yılı işlemlerinin

incelenmesi sonucunda hakkında resen tarh edilen katma değer vergisine ve

kesilen vergi ziyaı cezasına karşı açtığı davanın

kısmen reddedildiğini, ortaklarına borç veren ve ortaklarından borç alan bir

şirket olarak yaptığı muameleler dolayısıyla hesaplanan faiz, komisyon ve kur

farkları nedeniyle katma değer vergisi tarhiyatı yapılarak ceza

kesilemeyeceğini, ortaklar cari hesabında para bulunmasının tek başına örtülü

kazanç dağıtımı anlamına gelmeyeceğini, Danıştay tarafından aynı konuda farklı

kararlar verildiğini, temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde duruşma

talebinin dikkate alınmadığını, Danıştay savcısının düşünce yazısının kendisine

tebliğ edilmediğini, Anayasa Mahkemesince verilen karar sonucunda yasal bir

boşluk doğduğunu, vergi ziyaı cezasına ilişkin

yapılan yeni düzenlemenin kendisi hakkında uygulanmasının hukuk devleti

ilkesiyle bağdaşmadığını belirterek, suç ve cezaların kanuniliği ilkesi ile

eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

29. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde, başvurucunun,

2002 yılı işlemlerinin incelenmesi sonucunda ortaklarına emsal faiz oranı

uygulanmaksızın para kullandırdığına ilişkin düzenlenen rapor uyarınca hakkında

resen tarh edilen katma değer vergisine ve kesilen vergi ziyaı

cezasına karşı 14/6/2005 tarihinde Ankara 5. Vergi

Mahkemesinde açtığı davada, katma değer vergisinin vergi ziyaı

cezasının terkini talebinin kısmen reddine karar verilmesinin suç ve cezaların

kanuniliği ile eşitlik ilkesini ihlal ettiğini, Danıştayın

aynı konuda farklı kararlar verdiğini, temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde

duruşma talebinin dikkate alınmadığını, Danıştay savcısının düşünce yazısının

kendisine tebliğ edilmediğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi,

başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki

nitelendirmeyi bizzat yapar. Başvurucunun iddialarının temel olarak yargılama sürecine

ve sonucuna ilişkin olduğu, bu nedenle başvurunun bir bütün olarak adil

yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Başvurucunun, Danıştayın yerleşik içtihadına aykırı

karar verildiği, Danıştay savcısının düşünce yazısının kendisine tebliğ

edilmediği iddiası ile temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde duruşma

talebinin dikkate alınmadığı yönündeki iddiası ayrıca değerlendirilmiştir.

1. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı

İddiası

30. Başvurucu, 14/6/2005 tarihinde

Ankara 5. Vergi Mahkemesinde açtığı davada, hakkında resen tarh edilen katma

değer vergisinin iptali talebinin reddine karar verilmesinin, vergi ziyaı cezasının iptali talebinin ise kısmen reddine karar

verilmesinin suç ve cezaların kanuniliği ilkesini ihlal ettiğini, ortaklar cari hesabında para

bulunmasının tek başına örtülü kazanç dağıtımı anlamına gelmeyeceğini, kararın

hukuka aykırı olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

31. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı

mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma

hakkına sahiptir.”

32. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir

fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için

konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.”

33. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda

inceleme yapılamaz.”

34. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

35. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

36. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

açık bir takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun

yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 26).

37. Başvuru konusu olayda, başvurucu şirketin, 2002 yılı

işlemlerinin incelenmesi sonucunda hakkında resen tarh edilen katma değer

vergisi ve kesilen vergi ziyaı cezasına karşı Ankara

5. Vergi Mahkemesinde açtığı dava, katma değer vergisinin bir mal hareketine

veya bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek gibi şekillerde gerçekleşen ya

da vergiye tabi bir hizmetten, işletme sahibinin veya diğer şahısların

karşılıksız yararlanması şeklide oluşan bir hizmete dayandırıldığı, bu nedenle

söz konusu borç verme işlemi sonucunda elde edilecek faiz gelirinin katma değer

vergisine tabi olması gerektiği, örtülü kazanç dağıtımından dolayı bulunan

matrah farkı üzerinden yapılan vergilendirmenin hukuka aykırı olmadığı

gerekçesiyle, vergi ziyaı cezası bakımından ise 213

sayılı Kanun’un değişik 344. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan hükmün

Anayasa Mahkemesinin 6/1/2005 tarihli kararıyla iptal

edildiği, bu nedenle ziya uğratılan vergi üzerinden hesaplanan vergi ziyaı cezasının vergi tutarının bir katını aşan kısmının

kaldırılması gerektiği gerekçesiyle kısmen reddedilmiştir. Karar, Danıştay

Dördüncü Dairesinin 23/6/2011 tarihli kararıyla

onanmış, karar düzeltme istemin aynı Dairenin 25/12/2012 tarihli kararıyla

reddedilmiştir.

38. Başvurucu, ortaklarına borç veren

ve ortaklarından borç alan bir şirket olarak yaptığı muameleler sonucunda

ortaklarından aldığı faiz, komisyon ve kur farklarının katma değer vergisine

tabi olmadığını, idare tarafından kesilen vergi ziyaı

cezasının hukuki dayanağı olan kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal

edilmesi nedeniyle yargılaması devam eden davalar bakımından bir boşluk

doğduğunu, yeni düzenlemenin kendisi hakkında uygulanamayacağını iddia etmiş,

Derece Mahkemesinin davanın kısmen reddine ilişkin kararının hukuka aykırı

olduğunu ileri sürmüştür.

39. Hukuk devletinde, bireylerin belirli bir zaman diliminde

hangi fiillerin suç olarak tanımlandığı ve hangi cezai yaptırımlara

bağlandığını bilip öngörebilmeleri, bir başka ifadeyle ceza hukuku kurallarının

öngörülebilir ve erişilebilir olması şarttır. Aksi takdirde “Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz” şeklinde

ifade edilen ceza hukuku prensibinin hayata geçirilmesi mümkün olmayacaktır.

Zira ceza sorumluluğu, kişinin fiilinin bilincinde olduğu ve özgür iradesiyle

suç olan bu fiili işlediği varsayımına dayanır. Bu nedenle, kişinin işlediği

fiilden sorumlu tutulabilmesi için, hangi fiillerin suç olduğunun kanunlarda

açıkça gösterilmesi gereklidir (AYM, E.1991/18, K.1992/20, K.T. 31/3/1992).

40. Anayasa Mahkemesine itiraz konusu olan (bkz. § 22) ve 213

sayılı Kanun’da düzenlenen vergi ziyaı cezası; vergi,

resim, harç ve benzeri mali yükümlülük karakteri taşımayan, ancak vergi ziyaı suçu işleyenlere öngörülen bir yaptırımdır (AYM,

E.2001/3, K.2005/4, K.T. 6/1/2005). İlgili düzenleme ziyaa uğratılan verginin bir katına eklenecek olan cezanın

hesaplanmasında esas alınacak olan gecikme faizi oranının Bakanlar Kurulu

tarafından ne zaman belirleneceğinin bilinmemesi ve bu durumun sonuçta

öngörülecek ceza miktarında belirsizliğe yol açacak olması nedeniyle

Anayasa'nın 38. maddesinde sözü edilen ceza ve ceza yerine geçen güvenlik

tedbirleri ancak kanunla konulur hükmüne aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle

iptal edilmiştir (AYM, E.2001/3, K.2005/4, K.T. 6/1/2005).

41. Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince verilen kararda

Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında yapılan yeni düzenleme (bkz. § 24)

dikkate alınarak, ziyaa uğratılan vergi üzerinden

hesaplanan vergi ziyaı cezasının vergi aslının bir

katını aşan kısmının kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Eylemin

gerçekleştiği tarihte 213 sayılı Kanun’da vergi ziyaının

suç olarak düzenlendiği, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının vergi ziyaı suçuna ilişkin düzenleme ile ilgisinin bulunmadığı,

vergi ziyaı cezası ile ilgili olarak Anayasa

Mahkemesince verilen iptal kararı sonrasında, 213 sayılı Kanun’da yapılan

değişiklikle vergi ziyaı suçunun ve cezasının kanun

koyucu tarafından tamamen ortadan kaldırılmadığı, sadece vergi ziyaı cezası hakkında uygulanan gecikme faizine ilişkin

(bkz. § 22) kısmın Kanun’dan çıkartıldığı, söz konusu yeni düzenlemenin ise

(bkz. § 24) başvurucu hakkında uygulandığı gözlemlenmektedir. Öte yandan, Derece Mahkemesi

tarafından örtülü kazanç dağıtımından dolayı bulunan matrah farkı üzerinden yapılan

vergilendirmenin hukuka aykırı olmadığı, dava konusu tarhiyatın dayanağını

teşkil eden kurumlar vergisi ile ilgili yapılan yargılama neticesinde olayda

örtülü kazanca ilişkin koşulların oluştuğunun ve matrah farkının da hukuka

aykırılık bulunmadığının Danıştay Dördüncü Dairesinin 22/5/2009

tarihli ilâmıyla kabul edildiği tespitine yer verildiği anlaşılmıştır.

42. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları

incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi tarafından delillerin

değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve

esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

43. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve

görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma

olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir

şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme

kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine

ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Derece Mahkemelerinin kararlarında

bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit

edilememiştir.

44. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, Derece Mahkemelerinin kararlarının bariz takdir hatası veya açık

keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Danıştay Savcılığı Düşüncesinin Tebliğ

Edilmemesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

45. Başvurucu, Danıştay savcısı

düşünce yazısının kendisine tebliğ edilmemesi nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

46. AİHM, dosyaya ilişkin

bağımsız bir inceleme yaparak görüşünü mahkemeye sunan Danıştay savcısının

düşüncesinin önceden taraflara tebliğ edilmemesi nedeniyle çelişmeli yargılama

ilkesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Bkz. Meral/Türkiye, B. No: 33446/02, 27/11/2007).

Bu nedenle savcı düşüncesinin önceden taraflara tebliğ edilerek incelemelerine

sunulması ve karşı görüşlerini hazırlama imkânı verilmesi adil yargılanma

hakkının bir gereğidir (B. No: 2013/1134, 16/5/2013, §

33).

47. Bu kapsamda kanun koyucu

yasal değişikliğe gitmiş ve 6/1/1982 tarih ve 2575

sayılı Danıştay Kanunu’nun 61. maddesine göre Danıştay savcılarının kendilerine

havale olan dosyaları Başsavcı adına inceleyeceği ve düşüncelerini gerekçeli ve

yazılı olarak verecekleri düzenlenmiş iken bu maddede 2/7/2012 tarih ve 6352

sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların

Ertelenmesi Hakkında Kanun’un 47. maddesiyle

değişiklik yapılmış ve yapılan yeni düzenleme sonrasında Danıştay savcılarına

yalnızca ilk ve son derece mahkemesi olarak Danıştay tarafından incelenen

davalarda düşünce sunma yükümlülüğü verilmiştir.

48. Bunun yanında 2577 sayılı

Kanun’un 16. maddesine 6352 sayılı Kanun’un 54. maddesiyle eklenen (6) numaralı

fıkra uyarınca Danıştayda ilk derece mahkemesi

sıfatıyla görülen davalarda savcının esas hakkındaki yazılı düşüncesinin

taraflara tebliğ edileceği ve tarafların, tebliğden itibaren on gün içinde

görüşlerini yazılı olarak bildirebileceği düzenlenmiştir.

49. 2577 sayılı Kanun’un 54.

maddesinde ise Danıştay dava daireleri ve İdari veya Vergi Dava Daireleri Genel

Kurullarının temyiz üzerine verdikleri kararlar ile bölge idare mahkemelerinin

itiraz üzerine verdikleri kararlara karşı bir defaya mahsus olmak üzere kararın

tebliğ tarihini izleyen on beş gün içinde esas kararı vermiş olan daire, kurul

veya bölge idare mahkemesinden kararın düzeltilmesinin istenebileceği

belirtilmektedir.

50. Başvuru konusu olayda,

temyiz yargılaması sırasında dava dosyasına sunulan Danıştay savcı düşüncesi

başvurucuya tebliğ edilmemiştir. Başvurucu bu düşünceyi temyiz başvurusunun

reddine ve İlk Derece Mahkemesi kararının onanmasına ilişkin Danıştay Dördüncü

Dairesi kararıyla öğrenmiştir. Bu karara karşı başvurucunun yaptığı karar

düzeltme talebi hakkında karar verilmesinden önce 6352 sayılı Kanun’un 54.

maddesiyle 2576 sayılı Kanun’un 61. maddesinde değişiklik yapılarak Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı davalar

dışında Danıştay savcısının düşünce verme yükümlülüğü ortadan kaldırılmış ve

başvurucunun karar düzeltme talebi hakkında Danıştay savcısı düşünce

vermemiştir.

51. Bu durumda, başvurucu temyiz

talebi hakkında verilen Danıştay savcı düşüncesinden temyiz talebinin reddine

ilişkin kararın kendisine tebliği ile haberdar olmuş ve karar düzeltme

aşamasında bu düşünceye yönelik görüşlerini hazırlama ve Danıştay Dördüncü Dairesine

sunma imkânı bulmuştur.

52. Diğer taraftan başvurucu

eğer temyiz yargılaması sırasında savcı düşüncesi tebliğ edilmiş olsaydı

mahkeme önünde dile getiremediği hangi ilave tezleri ileri süreceğine ilişkin

olarak da herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Bu nedenle başvurucunun temyiz

yargılaması sırasında savcı düşüncesinin önceden tebliğ edilmemesi sebebiyle

yargılamanın sonucunu etkileyecek usuli bir imkândan

mahrum bırakıldığı söylenemez. Sonuç olarak somut olayda çelişmeli yargılama

hakkının ihlal edilmediği anlaşılmaktadır (Benzer yönde değerlendirme için bkz.

B. No: 2013/2237, 18/9/2014, § 64).

53. Açıklanan nedenlerle,

çelişmeli yargılama hakkına yönelik açık ve görünür bir ihlalin olmadığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

3. Duruşma Yapılmaması Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının

İhlal Edildiği İddiası

54. Başvurucu, temyiz ve karar

düzeltme incelemelerinde duruşma yapılması talebinin dikkate alınmaması

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

55. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

56. 6216 sayılı Kanun'un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

57. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, “ikincil nitelikte bir kanun yolu” olup bu

yola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

şarttır.

58. Temel hak ve özgürlüklere

saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun

davranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari

mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır.

59. Bireysel başvurunun ikincil

niteliği gereği, başvurucunun, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği

iddialarını öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine usulüne

uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bu

mercilere sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için

gerekli özeni göstermiş olması gerekir (B. No: 2012/946, 26/3/2013,

§ 19). Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları önünde ileri sürülüp takip

edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin iddialar, Anayasa

Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz.

60. 2577 sayılı Kanun’un “Duruşma” başlıklı 17. maddesinde, temyiz

ve itirazlarda duruşma yapılmasının tarafların istemine ve Danıştay veya ilgili

bölge idare mahkemesi kararına bağlı olduğu, bunun yanında Danıştay veya bölge

idare mahkemesinin kendiliğinden de duruşma yapılmasına karar verebileceği

düzenlenmiştir.

61. Belirtilen düzenlemeler

çerçevesinde temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde duruşma yapılması talebinin

dikkate alınmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ileri

sürülebilirse de, bu iddianın ileri sürülebilmesi için öncelikle başvurucunun

anılan aşamalarda ilgili hükümler uyarınca duruşma yapılması talebinde

bulunması gerekmektedir.

62. Somut olayda başvurucu,

Ankara 5. Vergi Mahkemesinin 8/10/2009 tarihli

kararına karşı yaptığı temyiz ve karar düzeltme başvurularında duruşma

yapılması talebinde bulunmamış, Danıştay Dördüncü Dairesi de dosya üzerinden

inceleme yaparak vergi mahkemesi kararının onanmasına, karar düzeltme isteminin

ise reddine karar vermiştir. Dolayısıyla başvurucu, ihlale neden olduğunu ileri

sürdüğü iddialara ilişkin olarak olağan başvuru yollarını tüketmemiştir.

63. Açıklanan nedenlerle, temel

hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının yetkili Derece Mahkemeleri

önünde usulüne uygun olarak ileri sürülmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı

anlaşıldığından, başvurunun duruşma yapılmaması nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin kısmının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Danıştayın Yerleşik İçtihadına

Aykırı Karar Verilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği

İddiası

64. Başvurucu, hakkında resen

katma değer vergisi tarh edilmesine ve vergi ziyaı

cezası kesilmesine neden olan fiilin Derece Mahkemesince örtülü kazanç dağıtımı

olarak tespit edilmesinin Danıştayın yerleşik

içtihatlarına aykırı olması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

65. 6216 sayılı Kanun'un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47.

maddesinin (3) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:

“(3)

Başvuru dilekçesinde başvurucunun ve varsa temsilcisinin kimlik ve adres

bilgilerinin, işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle ihlal edildiği ileri sürülen

hak ve özgürlüğün ve dayanılan Anayasa hükümlerinin, ihlal gerekçelerinin,

başvuru yollarının tüketilmesine ilişkin aşamaların, başvuru yollarının

tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarih ile varsa

uğranılan zararın belirtilmesi gerekir. Başvuru dilekçesine, dayanılan

deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da

örneğinin ve harcın ödendiğine dair belgenin eklenmesi şarttır.

…

(6) Başvuru evrakında

herhangi bir eksiklik bulunması hâlinde, Mahkeme yazı işleri tarafından

eksikliğin giderilmesi için başvurucu veya varsa vekiline onbeş

günü geçmemek üzere bir süre verilir ve geçerli bir mazereti olmaksızın bu

sürede eksikliğin tamamlanmaması durumunda başvurunun reddine karar verileceği

bildirilir.”

66. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1)

Bireysel başvuru hakkında kabul edilebilirlik kararı verilebilmesi için 45 ila

47 nci maddelerde öngörülen şartların taşınması

gerekir.

(2) Mahkeme,

Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve

sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir

zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

67. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün bireysel

başvuruların içeriğini düzenleyen “Bireysel başvuru

formu ve ekleri” başlıklı 59. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“…

(2) Başvuru formunda aşağıdaki hususlar yer alır:

…

ç) Kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem,

eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti.

d) Bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi

nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere ait özlü

açıklamalar.

e) Başvurucunun güncel ve kişisel bir temel hakkının

doğrudan zedelendiği iddiasının dayanakları.

…

(3) Başvuru formuna aşağıdaki belgeler ya da onaylı

örnekleri eklenir:

…

e) Dayanılan belgelerin asılları ya da onaylı örnekleri.

…

(4) Başvurucu ihlal iddiasına dayanak gösterdiği üçüncü

fıkradaki belgelere herhangi bir nedenle erişememesi hâlinde bunun

gerekçelerini belirtir. Mahkeme gerekli gördüğü takdirde bu bilgi ve belgeleri

resen toplar.

…”

68. İçtüzüğün “Formun

ve eklerinin hazırlanmasına ilişkin ilkeler” başlıklı 60. maddesi

şöyledir:

“(1) Başvuru formu, İçtüzüğün 59 uncu maddesine uygun olarak

düzenlenir ve aynı maddede belirtilen belgeler ya da onaylı örnekleri başvuru

formuna eklenir.

(2) Başvuru formu okunaklı ve başvurunun esasına yönelik

özlü bilgileri içerir şekilde hazırlanır. Başvuru formunun ekler hariç on

sayfayı geçmesi hâlinde başvurucunun ayrıca başvuru formuna olayların özetini

eklemesi gerekir.

(3) Başvurucu, başvuru formunun ekinde sunduğu belgeleri,

tarih sırasına göre numaralandırarak her bir belgeyi tanımlayıcı başlıklar

hâlinde dizi pusulasına bağlar.”

69. İçtüzüğün “Form

ve eklerinin ön incelemesi ve eksiklikler” başlıklı 66. maddesi

şöyledir:

“(1)Bireysel Başvuru Bürosu gelen başvuruları şeklî

eksiklikler bulunup bulunmadığı yönünden inceler. Başvuru formunda veya

eklerinde herhangi bir eksiklik tespit edilmesi hâlinde, bunların tamamlattırılması

için başvurucuya, varsa avukatına veya kanuni temsilcisine onbeş

günü geçmemek üzere bir süre verilir.

(2) Eksikliklerin tamamlattırılmasına dair yazıda

başvurucuya geçerli bir mazereti olmaksızın verilen sürede eksiklikleri

tamamlamadığı takdirde başvurusunun reddine karar verileceği bildirilir.

(3) Başvurunun; süresinde yapılmadığı, 59 uncu ve 60 ıncı maddelerdeki şekil şartlarına uygun olmadığı ve tespit

edilen eksikliklerin verilen kesin sürelerde tamamlanmadığı hâllerde

Komisyonlar Başraportörü tarafından reddine karar

verilir ve başvurucuya tebliğ edilir. Bu karara tebliğ tarihinden itibaren yedi

gün içinde Komisyona itiraz edilebilir. Bu konuda Komisyonların verdiği

kararlar kesindir.”

70. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3)

numaralı, 48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile İçtüzüğün 59.

maddesinin ilgili fıkraları uyarınca Anayasa Mahkemesine başvuru konusu

olaylarla ilgili delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını ve

dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda

bulunarak hukuki iddialarını kanıtlamak başvurucuya düşer (B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 19).

71. Başvurucunun, kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali

nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasa

hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya

da örneğini başvuru dilekçesine eklemesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu

gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair

olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki

haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve

deliller açıklanmalıdır (B. No: 2013/276, 9/1/2014,

§ 20).

72. Yukarıda belirtilen koşullar yerine

getirilmediği takdirde Anayasa Mahkemesi başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun

olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulabilir. İddiaların dayanaktan yoksun olmadığı

konusunda Anayasa Mahkemesinin ikna edilmesi, başvurucu tarafından ileri

sürülen iddiaların niteliğine bağlıdır. Başvurucunun başlangıçta, başvuru

hakkında kabul edilemezlik kararı verilmesini önlemek için başvuru formu ve

eklerinde iddialarını destekleyici belgeleri sunması ve gerekli açıklamaları

yapması zorunludur (B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 23).

73. Başvurucunun, Danıştayın

yerleşik içtihatlarına aykırı karar verilmesi nedeniyle ihlale neden olduğunu

ileri sürdüğü Ankara 5. Vergi Mahkemesindeki dava dosyasının tetkik

edilmesinde, başvurucu hakkında resen katma değer vergisi tarh edilmesine ve

vergi ziyaı cezası kesilmesine neden olan fiilin

Derece Mahkemesince örtülü kazanç dağıtımı olarak tespit edilmesinin Danıştayın yerleşik içtihatlarına aykırı olduğu yönündeki

iddiasına dayanak teşkil ettiği Danıştay kararları incelenmiş, ilgili kararlara

konu olan somut olayların farklı özelliklerde olduğu anlaşılmıştır. Öte yandan Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarında da belirtildiği gibi, aynı hukuki metne

ilişkin olarak, aynı derecedeki bağımsız yargı mercileri arasındaki yorum ve

içtihat farklılıkları tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde

kabul edilemeyeceği gibi, temyiz mercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olarak

tarafların talepleri ve delilleri arasındaki yorum farklılıkları da tek başına

adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez (B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 45).

74. Kaldı ki, hangi fiillerin örtülü

kazanç dağıtımı anlamına geleceğine ilişkin somut olayın özelliklerine göre

yapılan değerlendirme ve yorumlar neticesinde, mahkemeler ve Danıştay

kararlarında somut olayların farklı özelliklerine göre farklı sonuçlara

varıldığı anlaşılmış olup, başvuru dosyasına sunulan Danıştay kararlarının

başvurucu lehine uygulanabilecek bir yerleşik içtihadın bulunduğu iddiasını

kanıtlamaya yeterli düzeyde olmadığı görülmüştür.

75. Anayasa Mahkemesine yapılan

bireysel başvurularda başvurucuların başvurularını titizlikle hazırlama ve

takip etme yükümlülükleri vardır. Bu yükümlülüğün bir gereği olarak başvurucu,

ihlal edildiğini iddia ettiği Anayasa hükmünün nasıl ihlal edildiğine ilişkin

açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını kanıtlamak zorundadır.

Başvurucu tarafından soyut şekilde birtakım Anayasa hükümlerine atıfta

bulunulmuş olması iddiaların ispatlandığı anlamına gelmez. Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuru yolu, Anayasa’ya aykırılığın soyut biçimde ileri sürülmesini

sağlayan bir yol olarak düzenlenmemiştir (B. No: 2014/483, 19/11/2014,

§ 29).

76. Başvurucunun, ihlal

iddiasının dayanağı olan tüm olayları göstermesi, başvuruyu aydınlatacak ve

hükmün esasını etkileyecek argümanları destekleyici

tüm belgeleri başvuru dilekçesine eklemesi gerekir. Şayet bir belge elde

edilememişse, bunun da nedenleri açıklanmalıdır (B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 26). Somut başvuruda başvurucu bu koşulları

yerine getirmeyerek iddialarını temellendirmediğinden başvurusunun esasının

incelenmesi imkânı bulunmamaktadır.

77. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen ihlal iddialarının başvurucu tarafından

kanıtlanmamış olması nedeniyle, başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil

olmadığı yönündeki iddiasının "açıkça dayanaktan yoksun olması",

2. Danıştay Savcılığı düşüncesinin tebliğ edilmemesi nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının "açıkça dayanaktan yoksun olması",

3. Duruşma yapılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddiasının “başvuru

yollarının tüketilmemiş olması”,

4.

Danıştayın yerleşik içtihadına aykırı karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının "açıkça

dayanaktan yoksun olması",

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

22/6/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE

karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Raportör Yrd. : Gökçe GÜLTEKİN Başvurucu : Fulpet Akaryakıt Tic. ve San. Ltd. Şti. (Uğur Petrol San. ve Tic. Ltd. Şti.) Temsilcisi : Hudday Eşref ÖZMEN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/1833, 22 Haziran 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. “A- 213
  12. B-
  13. Kararın Resmi Gazete'de Yayımlanmasından Başlayarak Altı Ay Sonra Yürürlüğe
  14. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  15. A. Başvurucunun İddiaları
  16. B. Değerlendirme
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/1833
Tarih
22 Haziran 2015

İlgili Kararlar

  • Ömer Ala Başvurusu (B. No: 2014/5330)
  • Mecit Sertel Başvurusu (B. No: 2014/4624)
  • Ahmet Alp Başvurusu (B. No: 2014/36)
  • Ercan Balcı Başvurusu (B. No: 2013/7163)
  • Serdal Burhanlı Başvurusu (B. No: 2014/15502)
  • Abdulvahap Ede Başvurusu (B. No: 2014/13475)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.