İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Gülli Dağhan ve Mehmet Nesih Dağhan Başvurusu (B. No: 2013/1951)

(Başvuru

Başvuru No2013/1951Tarih24 Mart 2016Okuma26 dk · 5.155 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Gülli Dağhan Ve Mehmet Nesih Dağhan Başvurusu

Başvuru No
2013/1951
Karar tarihi
24 Mart 2016
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.155 kelime·26 dk okuma·20 bölüm

(Başvuru

Numarası: 2013/1951)

Karar

Tarihi: 24/3/2016

İKİNCİ

BÖLÜM

KARAR

Başkan : Engin

YILDIRIM

Üyeler : Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman

Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Raportör : Hüseyin

MECEK

Başvurucular : 1.

Gülli DAĞHAN

2.

Mehmet Nesih DAĞHAN

Vekili :

Av. Rehşan BATARAY SAMAN

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, silahlı çatışmada

güvenlik kuvvetleri tarafından öldürülen PKK terör örgütü mensubunun cesedine

zarar verildiği iddiasıyla yapılan şikâyete ilişkin etkin bir soruşturma

yapılmadan kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi nedeniyle ölenin

ebeveyni olan başvurucular yönünden işkence ve kötü muamele yasağı ile etkili

başvuru hakkının, Kürt kökenli olmalarından dolayı bu muameleye maruz kalmaları

nedeniyle de ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 22/2/2013 tarihinde

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler

tamamlatılmış ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca

19/9/2013 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 2/11/2015

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği

bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık,

görüşünü 30/11/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa

Mahkemesine sunulan görüş 8/12/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir.

Başvurucular vekili, 25/12/2015 tarihinde Bakanlık görüşüne karşı beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve Ulusal Yargı Ağı

Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgelere göre tespit

edilen olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular, 2004 yılında

kaybolduktan sonra PKK terör örgütüne katılan Ö.D.nin ebeveynleridir.

9. Ö.D., 17/6/2010 günü saat 19.30

sıralarında Gümüşhane ili Kelkit ilçesi Tütenli köyü Toroslar Kelkaya mevkiinde

güvenlik güçleri ile girdiği çatışmada öldürülmüştür.

1.Çatışmayla İlgili Olarak Kelkit

Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/481 Soruşturma Sayılı Dosyasında Yapılan

İşlemler

10. Çatışmayla ilgili olarak Kelkit

Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/481 sayılı dosyası üzerinden soruşturma

başlatılmıştır.

11. Ceset, 18/6/2010 tarihinde güvenlik

güçleri tarafından olay yerinden alınarak Kelkit Devlet Hastanesine

getirilmiştir.

12. 18/6/2010 tarihinde saat 17.15’te

Kelkit Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ölünün adli muayenesi yapılmıştır.

Ölü muayenesinin yapıldığı bu tarihte cesedin kimliği henüz tespit

edilemediğinden ölenin yakınları muayene işlemine katılamamıştır. Ölü muayene

tutanağında özetle şu bilgiler yer almaktadır: Ölenin 1,65 cm boyunda, 65 kg

ağırlığında, esmer tenli, kısa saçlı, kirli sakallı, kahverengi gözlü, sünnetli

bir erkek cesedi olduğu; sol kaş üstünde mermi giriş deliği, sağ göz kenarında

mermi giriş deliği, burnun sağ yanında mermi çıkış deliği, boynun sağ kısmında

mermi çıkış deliği olduğu; göz altında bulunan kemiğin mermi sebebiyle

kırıldığı ve içeri doğru çöktüğü, cesedin ağzının sol yanında bulunan dişlerin

kırıldığı; sağ koltuk altında mermi girişi, sol koltuk altında mermi girişi,

sağ ön kol dış yüzeyde 3x5 cm’lik doku kayıplı yaralar, bacaklarında sol

uylukta mermi girişi, sağ kasıkta mermi girişi, sağ bacak dış ve ön yüzde iki

adet mermi sıyırma izi, sol bacak dış tarafta mermi sıyırma izi olduğu; sağ

ayak bileğinde kırık, sağ bacakta 2x5 cm’lik doku kayıplı yaralanma olduğu,

henüz ölü katılığının oluşmadığı, ölü morluklarının cesedin sırt ve

kalçalarında kısmen oluştuğu, ölümün tahminen 12-15 saat önce gerçekleştiği

belirtilmiştir. Ayrıca klasik otopsi işlemi yapılması için cesedin Trabzon Adli

Tıp Kurumuna gönderilmesine karar verilmiştir.

Ölü muayene tutanağında ölenin

vücudunda yanık olduğuna dair bir kayıt bulunmamaktadır.

13. Trabzon Adli Tıp Grup Başkanlığı

Morg İhtisas Dairesi tarafından 19/6/2010 tarihinde saat 02.15’te klasik otopsi

yapılmıştır. Klasik otopsinin yapıldığı sırada daölenin kimliği hâlâ tespit

edilememiştir. Otopsi raporunda cesedin dış muayenesiyle ilgili olarak özetle

şu bilgiler yer almaktadır: 30-35 yaşlarında, kahverengi gözlü, siyah kısa

saçlı, alnı önden ve yandan açık, üç dört günlük sakal bıyık tıraşlı, sünnetli

erkek cesedinde ölü katılığının geçmiş ve çürümenin, vücutta yeşillenme ve

kurtlanmalar ile baş bölgesinden başlamış olduğu, ölü morluklarının sırtta ve

mutat yerlerde az miktarda oluştuğu; alın solda, ortada üç adet 0,5x1 cm çaplı

ateşli silah yarası, sol göz dış yan ile kulak arasında 7 cm çaplı ateşli silah

yarası defekti, sağ yanakta 3 cm çaplı ateşli silah yarası defekti, burun sırtı

sağ yanda 1 cm çaplı ateşli silah yarası defekti, sağ omuz önde iki adet, sol

omuz dış yanda ve üst kol dış yanda dört adet 0,5x1 cm çaplı ateşli silah

yarası giriş delikleri, sol dirseğin hemen üstünde dış yanda 1,5 cm ve 0.5

cm'lik birbirine yakın ateşli silah yarası giriş ve çıkış deliği, sırtta sol

omuz arkada bir adet 0,5 cm’lik ateşli silah yarası, enseden boyun sağa doğru

2x4 cm’lik ateşli silah yarası defekti, sağ ve sol koltuk altında 3-4 cm çaplı

ateşli silah yarası defektleri, sırt sağda L3 hizasında 1 cm’lik ateşli silah

yarası, sağ ön kol arkada 1,5x5 cm’lik ateşli silah sıyrığı, sağ ingunialde 2x4

cm’lik ateşli silah yarası defekti, sağ uyluk 1/3 alt iç yanda 0,5x5 cm’lik ateşli

silah sıyrığı, sağ diz dış yanda yukarıdan aşağıya seyirli 1x4 cm’lik ateşli

silah sıyrığı, sağ ayak bileğinde 2 cm çaplı yara ve bu yara altında

tibia-fıbula çift kemik kırığına bağlı deforme görünüm, sol uyluk 1/3 orta dış

yanda 2,5 cm çaplı ateşli silah yarası, sol diz önde 2 cm uzunluğunda ateşli

silah sıyrığı, sol bacak orta dış yanda 1x10 cm’lik ateşli silah cilt sıyrığı

bulunduğu, kafatasında parçalanmış bölgeden beyin dokularının ve kemik

parçalarının çıkmış olduğu, yara kenarlarının kısmen yeşil renk almış ve yüz

bölgesinin yer yer kurtlanmış bulunduğu belirtilmiştir.

Otopsi tutanağında ölenin vücudunda

yanık olduğuna dair bir bilgi mevcut değildir.

14. Başvurucu Mehmet Nesih Dağhan; 2010

yılı Haziran ayında tarihini kesin olarak hatırlamadığı bir zamanda, Diyarbakır

Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından aranarak Kelkit’te çatışmada ölen

oğlunu teşhis etmek için çağrıldığını, fotoğrafları üzerindenoğlunu teşhis

ettiğini, yüzünde mermi izleri dışında başkaca bir tahribat bulunmadığını,

oğlunun yüzünün tanınacak hâlde olduğunu belirtmiştir. Ancak yaptırılan bu

teşhisle ilgili dosyada herhangi bir tutanak bulunmamaktadır.

15. Trabzon Adli Tıp Grup Başkanlığı

morgunda bulunan ceset, 3/7/2010 tarihli “kimlik tespiti keşif tutanağı” ile

başvurucu Mehmet Nesih Dağhan ve ölenin dayısı A.E.ye Cumhuriyet savcısı

tarafından teşhis ettirilerek teslim edilmiştir. Tutanakta ceset üzerinde

tahribat yapılıp yapılmadığına dair bir bilgi bulunmadığı gibi teşhis işlemi

sırasında başvurucu ve ölenin dayısının ifadelerinde de bu doğrultuda beyanları

yoktur. Cesedin teşhis ve teslimi sırasında adli tıp görevlisi A.P.K. isimli

kişi de hazır bulunmuştur.

16. Dosyada Kelkit Cumhuriyet

Başsavcılığının çatışmayla ilgili bu soruşturmasının neticesine ilişkin başka

bir bilgi bulunmamaktadır.

2. Cesedin Tahrip Edilmesiyle İlgili

Olarak Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/11242 Soruşturma Sayılı

Dosyasında Yapılan İşlemler

17. Başvurucu Mehmet Nesih Dağhan,

cesedi teslim aldıktan sonra cesedin morgda bulunduğu sırada tahrip edilmiş

hâldeki fotoğraflarını çektirmiştir. Fotoğraflarda cesedin başı, boynu ve

kısmen göğüs bölgesinin yanık olduğu; yüz, göz, kulak ve alın bölgesinin tamamen

tanınmayacak hâlde olduğu, kafatasının ön kısmının bulunmadığı anlaşılmaktadır.

18. Başvurucuların morgda çektiklerini

söyledikleri fotoğraflar başvuru dosyasına eklenmediğinden 30/3/2011 tarihli ve

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun'un 49. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesi

tarafından 1/12/2015 tarihinde Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığından

fotoğrafların gönderilmesi talep edilmiştir. Cumhuriyet Savcılığı tarafından

gönderilen dört adet fotoğrafın renkli çıktısı başvuru dosyasına eklenmiştir.

19. Başvurucular, cesedi teslim

aldıkları 3/7/2010 tarihi üzerinden yaklaşık üç ay geçinceye kadar herhangi bir

resmî mercie müracaat etmemiştir.

20. Başvurucular, üç aydan fazla bir

süre geçtikten sonra 6/10/2010 tarihinde,oğullarının cesedinin yakılarak tahrip

edildiği iddiasıyla Kelkit Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda

bulunmuştur. Başvurucular dilekçede özetle; 2010 yılı Haziran ayında Diyarbakır

Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından telefonla arandıklarını (Arama

tarihiyle ilgili başvurucular tarafından verilmiş bir bilgi bulunmamaktadır.),

oğullarının Kelkit’te bir çatışmada öldürüldüğünün ve cesedin teşhisinin

yapılması için Şubeye gelmesi gerektiğinin söylendiğini, başvurucu Mehmet Nesim

Dağhan'a Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünde oğlunun örgüte katılmadan önceki,

örgüte katıldıktan sonraki ve çatışmadan sonra çekilen fotoğrafları üzerinden

teşhis yaptırıldığını, cesedin yüzünde yaralar olduğunu ancak bu yaraların

teşhise engel nitelikte olmadığını belirtmiştir. Başvurucu daha sonra cesedi

almak için 3/7/2010 tarihinde Trabzon Adli Tıp Grup Başkanlığına gitmiştir.

Başvurucu morga girdiğinde morgda, tahrip edilmiş üç ceset bulunduğunu,

cesetlerin vücutlarının muhtelif bölgelerinde yanık izleri olduğunu, oğlunun

cesedinin baş kısmının tanınamayacak kadar yanmış vaziyette bulunduğunu,

kafatasının yerinde olmadığını, oğlunun öldükten hemen sonra çekilen

fotoğraflarında ise yüzünde kısmi yaralar bulunmakla birlikte tanınabilecek

hâlde olduğunu, bu nedenle otopsiden sonra cenaze üzerinde tahribat yapıldığını

anladığını, morgda kendi imkânlarıyla cesedin bu hâldeki fotoğraflarını

çektiklerini belirterek sorumluların tespit edilmesini talep etmişlerdir.

21. Yapılan suç ihbarı Kelkit Cumhuriyet

Başsavcılığının 2011/1130 No.lu soruşturma sırasına kaydedilmiştir. Kelkit

Cumhuriyet Başsavcılığının 1/12/2011 tarihli ve 2011/1130 Soruşturma, K.2011/42

sayılı yetkisizlik kararıyla dosya, Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmiştir.

22. Yetkisizlik kararından sonra

soruşturmaya Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/11242 sayılı dosyası

üzerinden devam edilmiştir.

23. Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından otopsi CD’si üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Bilirkişi

R.K. 6/1/2012 tarihli raporunda, otopsi sırasında ceset üzerinde otopsi işlemi

dışında başkaca bir tahribat yapılmadığını belirtmiştir. Ancak bilirkişi

raporunda başvurucu tarafından çekilen cesedin yanmış hâldeki fotoğrafları ile

ilgili herhangi bir açıklama bulunmamaktadır.

24. “Ölü muayenesi” ve “otopsi”

işlemlerinin kayıtlı olduğu iki CD üzerinde görüntü çözümlemesi yapılarak

CD’lerde yer alan cesetlerin aynı şahsa ait olup olmadığı ve ceset üzerinde

tahribat yapılıp yapılmadığı konusunda rapor düzenlenmesi için dosya İstanbul

Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderilmiştir. İstanbul Adli Tıp Kurumu 1.

İhtisas Kurulunun 26/9/2012 tarihli ve K.79109 sayılı raporunun sonuç kısmı şu

şekildedir:

“Kelkit Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından 18/6/2010 tarihinde yapılan ölü muayenesinde tanımlanan cesedin

fiziksel özellikleri, ateşli silah mermi çekirdeği giriş ve çıkış yaralarının

lokalizasyonları ve trajeleri boyunca oluşturduğu lezyonlar ile Adli Tıp Kurumu

Trabzon Grup Başkanlığında yapılan otopsisinde cesedin tanımlanan anatomik özellikleri

ile, ateşli silah giriş ve çıkış yaralarının lokalizasyonları ve ölü

muayenesinde ve otopsisinde kayıt altına alınan görüntülerin Kurulumuzca

yapılan incelemesine göre; ölü muayenesi ve otopsisi yapılan kişinin aynı kişi

olduğu, ölü muayenesinde ve otopsisinde kişinin vücudunda ateşli silah giriş ve

çıkış yaraları ile trajeleri nedeniyle oluşan lezyonlar dışında travmatik

değişim tespit edilmediği cihetle kişinin ölüm sonrası kötü muameleye maruz

kaldığını gösterecek tıbbi delillerin bulunmadığı oy birliğiyle mütalaa

olunur.”

Raporda başvurucunun çektiği

fotoğraflarla ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.

25. Yapılan soruşturma sonucunda

Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığının 22/11/2012 tarihli ve 2011/11242 Soruşturma,

K.2012/5887 sayılı kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.

Kararın gerekçesi şöyledir:

“…

İddia ve şikayetler doğrultusunda

yürütülen soruşturma kapsamında; ölen Ö.D.nin klasik otopsi işleminin Kelkit

Cumhuriyet Başsavcılığınca 2010/481 soruşturma no.lu dosya kapsamında Trabzon

Adli Tıp Kurumu Grup Başkanlığından talep edildiğinin, Trabzon Cumhuriyet

Başsavcılığımızca da ölen Ö.nün klasik otopsi işleminin 19/6/2010 tarihinde

Cumhuriyet savcısı huzurunda yapıldığının ve otopsi işleminin kameraya

alındığının anlaşıldığı, ölen Ö.nün klasik otopsi işlemine ait görüntü

kayıtlarını içeren CD, Trabzon Adli Tıp Kurumu Grup Başkanlığından temin

edilerek, soruşturma dosyası ile dosya içerisinde bulunan CD.ler üzerinde

Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu tarafından yapılan inceleme

sonrası düzenlenen 26/9/2012 tarihli 3796 karar no.lu rapor içeriğinin sonuç

kısmına göre;

...

Soruşturma sonunda, atılı suçun

işlediğine dair kamu davasının açılmasını gerektirecek yeterli şüphe

oluşturacak deliller elde edilmediğinden (kovuşturmaya yer olmadığına karar

verilmiştir.)”

26. Başvurucular bu karara, cesedin

defnedilmesinden önce kendileri tarafından çekilen fotoğraflarla otopsi

görüntülerinin karşılaştırılmasının yapılmadığı, sadece ölünün adli muayenesi

ve otopsi CD’leri üzerinden yapılan inceleme sonucunda verilen adli tıp

raporuna dayanılarak karar verildiği gerekçesiyle itiraz etmişlerdir:

27. Yapılan itiraz, Rize Ağır Ceza

Mahkemesinin 25/12/2012 tarihli ve 2012/1239 Değişik İş sayılı

kararıylakovuşturmaya yer olmadığına dair kararda usul ve yasaya aykırılık

görülmediği gerekçesiyle reddedilmiştir.

28. Ret kararı başvuruculara 23/1/2013

tarihinde tebliğ edilmiş, 22/2/2013 tarihinde süresi içinde bireysel başvuruda

bulunulmuştur.

B. İlgili Hukuk

29. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı

Türk Ceza Kanunu’nun “Kişinin hatırasına hakaret” kenar başlıklı 130.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bir ölünün kısmen veya tamamen ceset

veya kemiklerini alan veya ceset veya kemikler hakkında tahkir edici fiillerde

bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

30. 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Bilirkişinin atanması” kenar başlıklı 63.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik

bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re'sen,

Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın,

müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar verilebilir. Ancak

hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukukî bilgi ile çözülmesi olanaklı

konularda bilirkişi dinlenemez.”

31. 5271 sayılı Kanun’un “Atama

kararı ve incelemelerin yürütülmesi” kenar başlıklı 66. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şu şekildedir:

“(1) Bilirkişi incelemesi

yaptırılmasına ilişkin kararda, cevaplandırılması uzmanlığı, özel veya teknik

bilgiyi gerektiren sorularla inceleme konusu ve görevin yerine getirileceği

süre belirtilir…”

32. 5271 sayılı Kanun’un “Bilirkişi

raporu, uzman mütalaası” kenar başlıklı 67. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şu şekildedir:

“(1) İncelemeleri sona erdiğinde

bilirkişi yaptığı işlemleri ve vardığı sonuçları açıklayan bir raporu,

kendisinden istenen incelemeleri yaptığını ayrıca belirterek, imzalayıp ilgili

mercie verir veya gönderir…”

33.

5271 sayılı Kanun’un “Otopsi” kenar başlıklı 87. maddesi şöyledir:

“(1) Otopsi, Cumhuriyet savcısının

huzurunda biri adlî tıp, diğeri patoloji uzmanı veya diğer dallardan birisinin

mensubu veya biri pratisyen iki hekim tarafından yapılır. Müdafi veya vekil

tarafından getirilen hekim de otopside hazır bulunabilir. Zorunluluk

bulunduğunda otopsi işlemi bir hekim tarafından da yapılabilir; bu durum otopsi

raporunda açıkça belirtilir.

(2) Otopsi, cesedin durumu olanak

verdiği takdirde, mutlaka baş, göğüs ve karnın açılmasını gerektirir.

(3) Ölümünden hemen önceki

hastalığında öleni tedavi etmiş olan tabibe, otopsi yapma görevi verilemez.

Ancak, bu tabibin otopsi sırasında hazır bulunması ve hastalığın seyri hakkında

bilgi vermesi istenebilir.

(4) Gömülmüş bulunan bir ceset,

incelenmesi veya otopsi yapılması için mezardan çıkarılabilir. Bu husustaki

karar, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde mahkeme

tarafından verilir. Mezardan çıkarma kararı, araştırmanın amacını tehlikeye

düşürmeyecekse ve ulaşılması da zor değilse ölünün bir yakınına derhâl

bildirilir.

(5) Yukarıdaki fıkralarda sözü edilen

işlemler yapılırken, cesedin görüntüleri kayda alınır.”

34. 5271 sayılı Kanun’un “Bir suçun

işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi” kenar başlıklı 160.

maddesi şöyledir:

“(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya

başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir

öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin

gerçeğini araştırmaya başlar.

(2) Cumhuriyet savcısı, maddî

gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki

adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri

toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla

yükümlüdür.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

35. Mahkemenin 24/3/2016 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

36. Başvurucular; oğulları Ö.D.nin 2004

yılında kaybolduğunu ve PKK terör örgütüne katıldığını, 17/6/2010 günü saat

19.30 sıralarında Gümüşhane ili Kelkit ilçesi Tütenli köyü Toroslar Kelkaya

mevkiinde güvenlik güçleri ile terör örgütü mensupları arasında çıkan çatışma sırasında

öldürüldüğünü, çocuklarının ölümünden sonra güvenlik güçleri tarafından çekilen

fotoğraflarının Diyarbakır Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde kendilerine

gösterildiğini ve cesedi teşhis ettiklerini ancak otopsi yapıldıktan sonra

cesedi defnetmek üzere teslim aldıklarında ceset üzerinde daha önceki

fotoğraflarda bulunmayan yanık izlerinin bulunduğunu ve kafatasının koparılmış

olduğunu görmeleri üzerine şikâyette bulunduklarını, Trabzon Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından etkili bir soruşturma yapılmadığını, otopsiden sonra

kendisi tarafından çekilen fotoğraflar dikkate alınmaksızın Adli Tıp Kurumundan

rapor aldırıldığını, ceset üzerinde yapılan tahribatın otopsiden sonra

gerçekleşme ihtimalinin göz ardı edildiğini, oğullarının Kürt kökenli olması

nedeniyle cesedine kötü muamele yapıldığını, kamu görevlilerini koruma

güdüsüyle eksik inceleme ve değerlendirme sonucu kovuşturmaya yer olmadığına

karar verildiğini, bu karara yaptıkları itirazın da aynı saikle reddedildiğini

belirterek Anayasa'nın 10., 17. ve 40. maddelerinde güvence altına alınan

işkence ve kötü muamele yasağı, ayrımcılık yasağı ile etkili başvuru hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüşler; ihlalin tespiti, yeniden soruşturma açılması

ve tazminat talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

37. Başvurucular; otopsisi yapıldıktan

sonra Trabzon Adli Tıp Grup Başkanlığı morguna kaldırılan oğullarının cesedine

zarar verildiğini, bu konuda etkili bir soruşturma yapılmadığını belirterek

işkence ve kötü muamele yasağı ile etkili başvuru hakkının, oğullarının Kürt

kökenli olması nedeniyle cesedin tahrip edildiğini belirterek ayrımcılık

yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

38. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu soruşturmadaki mevcut delillerin, söz konusu iddiaların esasına

yönelik bir sonuca varılmasını sağlayacak yeterlilikte olmadığı, yapılacak

etkili bir soruşturmanın ardından işkence ve kötü muamele ve ayrımcılık

yasağının ihlal edilip edilmediğinin tespit edilebileceği anlaşıldığından

başvurunun kendine özgü koşulları da dikkate alınarak incelemenin bu aşamada

sadece Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan

devletin etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğü ile sınırlı olarak

yapılmasına karar verilmiştir.

39. Başvurucular ayrıca, yapılan

soruşturma sonucunda yargı mercileri tarafından kamu görevlilerini koruma

gayesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, yine aynı saikle bu

karara yaptıkları itirazın reddedildiğini, bu şekilde etkili bir hukuk yoluna

başvurma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerse de işkence ve kötü

muamele yasağına ilişkin olarak etkili soruşturma yükümlülüğü kapsamında

yapılacak inceleme bu hususu da içerdiğinden bu şikâyet yönünden ayrıca bir

değerlendirme yapılmamıştır.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

40. Bakanlık görüşünde, başvuru konusu

olay 23/9/2012 tarihinden önce gerçekleştiği için iddiaların tamamının, Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamında olup olmadığının

değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

41. 6216 sayılı Kanun’un geçici 1.

maddesinin (8) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından

yetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup Mahkeme, ancak bu tarihten sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvuruları

inceleyebilecektir. Başvuru konusu işkence ve kötü muamele iddialarına konu

olay her ne kadar bu tarihten önce gerçekleşmiş ise de soruşturma sonucunda

verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleşme tarihinin

25/12/2012 olması nedeniyle başvurunun Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından

yetkisi kapsamında kaldığı değerlendirilmiştir.

42. Bakanlık, başvurucuların mağdur

sıfatlarının bulunup bulunmadığına ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin (AİHM) bu konuda verdiği kararlara atıfta bulunarak (Akkum ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 21894/93, 24/3/2005)aile bağlarının yakınlığı

nedeniyle oğullarının tahrip edilmiş cesediyle karşılaşan anne ve babanın

mağdur sıfatını taşıdıklarını belirtmiştir.

43. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar" kenar başlıklı 46. maddesinde kimlerin

bireysel başvuru yapabileceği sayılmış, anılan maddenin (1) numaralı fıkrasına

göre bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi için üç

temel ön koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu ön koşullar; başvuruya

konu edilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya işleminden

ya da ihmalinden dolayı başvurucunun "güncel bir hakkının ihlal

edilmesi", bu ihlalden dolayı kişinin "kişisel olarak" ve

"doğrudan" etkilenmiş olması ve bunların sonucunda başvurucunun

kendisinin "mağdur" olduğunu ileri sürmesidir (Onur Doğanay,

B. No: 2013/1977,9/1/2014, § 42).

44. Ölenin ebeveyni olan

başvurucuların, çocuklarının cesedinin tahrip edilmesi nedeniyle çektikleri

ızdırabın şiddeti ve aile bağları nazara alındığında mağdur sıfatlarının

bulunduğu değerlendirilmiştir. Nitekim AİHM, silahlı çatışmalarda öldürülen

teröristlerin cesetlerinin güvenlik güçleri tarafından tahrip edilmesi

fiillerinde ölenin yakınlarının mağdur sıfatının bulunduğunu kabul etmiştir (Akpınar

ve Altun/Türkiye, B. No: 6760/00, 27/2/2007, §§ 258, 259; Akkum ve

diğerleri/Türkiye, §§ 84-86).

45. Başvurunun incelenmesi neticesinde

başvurucuların işkence ve kötü muamele yasağına ilişkin iddialarının açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

46. Bakanlık görüşünde, başvurucuların

iddialarıyla ilgili yapılan soruşturmada Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun

26/9/2012 tarihli raporunda kişinin ölüm sonrası kötü muameleye maruz kaldığını

gösterecek tıbbi delillerin bulunmadığının bildirildiği, Cumhuriyet

Başsavcılığının bu raporu dikkate alarak kovuşturmaya yer olmadığına karar

verdiği, Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak değerlendirmede çatışma

sırasında ölenin yüzüne mermiler isabet etmesi nedeniyle otopsi sırasında baş

bölgesinin açılması hususunda yasal zorunluluk bulunmasının ve bu durumun ceset

üzerindeki etkilerinin, bunlara ilaveten Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun

olaya ilişkin raporunun dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir.

a. Genel İlkeler

47. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

ve üçüncü fıkraları şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;

kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

48. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

(Sözleşme/AİHS) 3. maddesi şöyledir:

“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı

ya da onur kırıcı ceza veya muamelelere tabi tutulamaz.”

49. Herkesin maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına

alınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması

amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da kimseye “işkence” ve “eziyet”

yapılamayacağı, kimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” ceza veya muameleye

tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri,

B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).

50. Kişinin maddi ve manevi varlığını

koruma hakkı kapsamında sahip olduğu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her

türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve

gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma

yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu

saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve

kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda, bunların

sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır

(Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).

51. Buna göre bireyin, bir devlet

görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal

eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir

iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi, “Devletin temel amaç

ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte

yorumlandığında etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu

soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya

elverişli olmalıdır. Şayet bu olanaklı olmazsa bu madde, sahip olduğu öneme

rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin

fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin

haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 25).

52. Yürütülen ceza soruşturmalarının

amacı, kişinin maddi ve manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili

bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin

hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların

kullanılması yükümlülüğüdür (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 56).

53. Yürütülecek ceza soruşturmaları,

sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve

yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek

için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve

sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir.

Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir

şekilde, hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer,

olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı ve soruşturmayı sonlandırmak ya

da kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara

dayanmamalıdırlar. Bu kapsamda yetkililer, diğer deliller yanında görgü tanıklarının

ifadeleri ile kriminalistik bilirkişi incelemeleri dâhil söz konusu olayla

ilgili kanıtları toplamak için alabilecekleri bütün makul tedbirleri

almalıdırlar (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).

54. İşkence ve kötü muamele konusundaki

iddialar, uygun delillerle desteklenmelidir. İddia edilen olayların

gerçekliğini tespit etmek için her türlü şüpheden uzak, makul kanıtların

varlığı gerekir. Bu nitelikteki bir kanıt; yeterince ciddi, açık ve tutarlı

emarelerden ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karinelerden de oluşabilir (C.D.,

B. No: 2013/394, 6/3/2014, § 28).

b. İlkelerin Somut Olaya Uygulanması

55. Başvuru konusu cesedin yakılarak

tahrip edildiği iddiası, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında

"insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı" kapsamında

incelenmiştir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akpınar ve Altun/Türkiye,

§ 259; Akkum ve diğerleri/Türkiye, §§ 86, 87).

56. Başvuru dosyasındaki bilgilere göre

başvurucuların oğulları Ö.D. 2004 yılında terör örgütüne katılmıştır. Ö.D.,

17/6/2010 tarihinde Gümüşhane ili Kelkit ilçesinde çıkan bir çatışmada

öldürülmüştür. Ö.D.nin ölümünden sonra ceset, güvenlik güçleri tarafından

Kelkit Devlet Hastanesine getirilmiştir.

57. Çatışmayla ilgili olarak Kelkit

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturmada cesedin kimliğinin

henüz tespit edilmediği aşamada, Cumhuriyet savcısı tarafından 18/6/2010

tarihinde saat 17.15’te ölünün adli muayenesi yapılmıştır. Adli muayenede

cesedin bazı fiziksel özellikleri sıralanmış; buna göre kısa saçlı, kirli

sakallı kahverengi gözlü olduğu ve ölüm olayının yaklaşık 12-15 saat önce

meydana geldiği belirtilmiştir. Adli muayene tutanağındaki bu bilgilere göre

cesedin yüzünün tanınacak hâlde olduğu anlaşılmaktadır (bkz. § 12).

58. Trabzon Adli Tıp Grup Başkanlığında

19/6/2010 tarihinde saat 12.15’te otopsi yapılmıştır. Otopside cesedin

kahverengi gözlü, siyah kısa saçlı, alnı açık, üç dört günlük sakal bıyık

traşlı olduğu tutanağa geçilmiştir. Dosyada bulunan otopsi görüntülerine ve

otopsi tutanağına göre ölenin yüzünde ve vücudunun diğer bölgelerinde yanık vb.

şekilde tahribat izi bulunmamaktadır (bkz. § 13).

59. Başvurucular; 3/7/2010 tarihinde

morgda kendilerine teslim edilen cesedin özellikle baş kısmının yakıldığını ve

kafatasının koparılarak tahrip edildiğini görmeleri üzerine cesedin

fotoğraflarını çektiklerini, başvuru dosyasında bulunan otopsi görüntüleri ile

ceset kendilerine teslim edildikten sonra çektiklerini ileri sürdükleri görüntüler

arasında farklılık bulunduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, otopsi

görüntülerine göre otopsi sırasında cesedin yüzünün tanınabilecek nitelikte

olduğunu ancak otopsi işlemi sonrasına ilişkin fotoğraflarda cesedin yüzünün

tamamen yanık vaziyette olduğunu, tamamen yandığı için cesedin burun, göz ve

kulaklarının yerinde olmadığını, cesedin boyun ve göğüs bölgesinde ciddi

yanıklar bulunduğunu, otopsi ve ölü muayene tutanaklarında, cesedin yandığına

dair herhangi bir tespit yer almadığını, bu nedenle ceset üzerinde yapılan

tahribatın otopsinin yapıldığı 19/6/2010 tarihinden sonra gerçekleştiğini

belirtmişlerdir (bkz. § 20).

60. Başvurucular cesedi teslim

aldıkları tarih üzerinden üç aydan fazla bir süre geçtikten sonra 6/10/2010’da,

cesedi tahrip eden faillerin bulunması için suç duyurusunda bulunmuşlardır.

61. Başvurucuların şikâyeti üzerine

Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturmada, otopsi sırasında

çekilen görüntülerin bulunduğu CD üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.

6/1/2012 tarihli bilirkişi raporunda, ceset üzerinde otopsi işlemleri dışında

bir tahribat yapılmadığı bildirilmiştir.

62. Daha sonra ölü muayenesi ve otopsi

işlemlerinin kayıtlı olduğu iki farklı CD üzerinde görüntü çözümlemesi

yapılarak her iki CD’de yer alan cesetlerin aynı şahsa ait olup olmadığı ve

ceset üzerinde tahribat yapılıp yapılmadığı konusunda İstanbul Adli Tıp Kurumu

1. İhtisas Kurulundan rapor aldırılmıştır. Bu raporda da kişinin ölüm sonrası

kötü muameleye maruz kaldığını gösterecek tıbbi kanıt bulunmadığı

bildirilmiştir.

63. Her iki bilirkişi raporunda da

başvurucuların 3/7/2010 tarihinde çektiklerini söyleyip dosyaya sundukları,

cesedin tahrip edilmiş fotoğrafları ile ilgili olarak bir değerlendirme

yapılmamıştır. Cumhuriyet savcısı tarafından bilirkişilerden bu yönde bir

değerlendirme yapmaları da istenmemiştir.

64. Başvurucular gerek suç duyurusu

dilekçesinde, gerekse kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz

dilekçesinde morgda kendilerinin çektiklerini söyledikleri fotoğraflar ile

otopsi sırasında ve öncesindeki fotoğraflar arasında ilk bakışta çıplak gözle

anlaşılabilecek nitelikte fark bulunduğunu, teslim edilen cesedin vücudunun ve

özellikle de boyun ve yüz kısmının yanık olduğunu, yaptırılan her iki bilirkişi

incelemesinde de kendileri tarafından çekilen fotoğrafların değerlendirme dışı

bırakıldığını, suç ihbarının temelinin otopsi işleminden sonra ceset üzerinde

tahribat yapılması iddiasına dayandığını, bu durumu kanıtlayacak fotoğrafları

dosyaya ibraz ettiklerini, bunlar arasında bir mukayese yapılmaksızın verilen

kararın etkin soruşturma yükümlülüğünün ihlali anlamına geldiğini öne

sürmüşlerdir.

65. Bireysel başvurulara ilişkin

şikâyetlerin incelenmesinde Anayasa Mahkemesinin sahip olduğu rol ikincil

nitelikte olup bazı durumların ortaya koyduğu şartlar nedeniyle ilk derece

mahkemesi rolünü üstlenmesinin kaçınılmaz olduğu hâllerde dikkatli davranması

gerekmektedir. Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında yapılan şikâyetlerin

incelenmesinde böyle bir durumla karşılaşma riski bulunmaktadır. Anılan maddede

güvence altına alınan yaşam hakkı ve kötü muamele yasağı ihlali ile ilgili

iddialarda bulunulduğu zaman Anayasa Mahkemesi bu konu hakkında tam bir

inceleme yapmalıdır. Ancak görülmekte olan bir davadaki delilleri

değerlendirmek kural olarak derece mahkemelerin işi olduğundan Anayasa

Mahkemesinin görevi, bu mahkemelerin maddi olaylara ilişkin yaptıkları

değerlendirmenin yerine kendi değerlendirmesini koymak değildir. Kötü muamele

iddiaları ile ilgili olarak derece mahkemelerinde dava görüldüğü zaman ceza

hukuku sorumluluğunun, Anayasa ve uluslararası hukuk sorumluluğundan ayrı

tutulması gerekir. Anayasa Mahkemesinin yetkisi, Anayasa’da güvence altına

alınmış temel hak ve özgürlüklerden, Sözleşme ve buna ek Türkiye’nin taraf

olduğu protokoller kapsamında bulunanlarla sınırlıdır. Dolayısıyla Anayasa

Mahkemesinin cezai sorumluluk bağlamında suça ya da masumiyete ilişkin bir

bulguya ulaşma görevi bulunmamaktadır. Diğer taraftan derece mahkemelerinin

bulguları Anayasa Mahkemesini bağlamamasına rağmen normal şartlar altında bu

mahkemelerin maddi olaylara ilişkin yaptığı tespitlerden ayrılmak için de

kuvvetli nedenlerin bulunması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 96).

66. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan

asgari seviyedeki bir inceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü

koşullarına göre değişir. Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde

ve soruşturmanın pratik gerçekleri dikkate alınarak değerlendirilir. Bu nedenle

soruşturmanın etkililiği bakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgari

soruşturma işlemler listesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün

değildir (Yavuz Durmuş ve diğerleri, B. No: 2013/6574,16/12/2015, § 53).

67. Başvurucular, oğullarının cesedinin

devletin koruma ve gözetim yükümlülüğü altındaki Trabzon Adli Tıp Grup

Başkanlığı morgunda bulunduğu sırada tahrip edildiğini ileri sürmüşler ve buna

ilişkin olarak kendileri tarafından çekildiğini ileri sürdükleri fotoğrafları

dosyaya ibraz etmişlerdir. Otopsi raporunda “ölenin kahverengi gözlü, siyah

kısa saçlı, alnı önden ve yandan açık, üç dört günlük sakal bıyık tıraşlı

olduğu”na dair açıklamalardan anlaşıldığı üzere otopsi sırasında cesedin

yüzünün tamamen tahrip olmadığı anlaşılmaktadır. Keza otopsi raporunda ölenin

vücudunda yanık izi bulunduğuna dair bir tespit bulunmamaktadır. Başvurucunun,

iddialarını delil başlangıcı niteliğindeki fotoğraflara dayandırması nedeniyle

iddiaların gerçekliğinin tespit edilmesi için bilimsel ve diğer nitelikteki

kanıtların toplanması gerekmektedir.

68. Somut olayın koşullarında

aydınlatılması gereken hususlar, başvurucuların ibraz ettiği fotoğraflardaki

tahrip edilmiş cesede ait görüntülerin başvurucuların oğluna ait olup olmadığı,

ona ait ise otopsi ve ölü muayene tutanağı sırasında çekilen CD'lerdeki

görüntülerle mukayese edilerek bu tahribatın cesedin başvuruculara teslim

edildiği 3/7/2010 tarihinden önce devletin koruma ve gözetimindeki Hastane,

Adli Tıp morgu ya da başka bir yerde gerçekleşip gerçekleşmediği, devletin

koruması altında bulunan bir yerde gerçekleştiği tespit edildiği takdirde

failin kimliğinin ortaya çıkarılmasıdır. Başvurucuların müracaatları üzerine

Cumhuriyet Savcılığında bu iddialarla ilgili olarak soruşturmayı gerektirecek

yeterlilikte kuşku oluştuğu, bu kuşkunun giderilmesi için iki kez bilirkişi incelemesi

yaptırıldığı anlaşılmıştır. Ancak dosyadaki en önemli veri olan ve uyuşmazlığın

kaynağı sayılan fotoğrafların bilirkişilere tevdi edilmemesi nedeniyle

bilirkişi incelemesinin, soruşturmadagerçekleştirilmek istenen amaçla uygun

nitelikte bir araç olma özelliğini taşıdığı söylenemeyeceğinden sağlıklı bir

neticeye varılması mümkün olmamıştır.

69. Öncelikle cesedin başvurucuya

teslimi sırasında bulunan adli tıp görevlisi A.P.K. ile teşhise katılan ölenin

dayısı A.E.nin bu konuda beyanlarına başvurulması, otopsi raporu ve ölü muayene

tutanağında belirtilen yaralar ile başvurucunun ibraz ettiği fotoğraflarda

bulunan yaraların yerleri ve niteliğinin uzman bir bilirkişiye incelettirilip

gerektiği takdirde gömüldüğü mezar açılarak cesedin kimliği konusunda moleküler

genetik inceleme yaptırılmaması, ayrıca yandığı ileri sürülen bölgelerden doku

örnekleri alınarak cesedin yakılıp yakılmadığının açıklığa kavuşturulması

yoluna gidilmemesi soruşturmanın amacı açısından yeterli adımların atılmamış

olduğunu göstermektedir.

70. Başvurucuların suç ihbarı

dilekçesinde öne sürdükleri hususların doğru olup olmadığının denetlenebilmesi

ve soruşturmaya etkili bir şekilde katılımlarının sağlanması, ayrıntılı

ifadelerinin alınmasıyla mümkün olacaktır. Başvurucuların, cesedi bizzat

Cumhuriyet savcısından teslim aldıkları 3/7/2010 tarihi üzerinden üç ay gibi

uzunca bir süre geçtikten sonra suç duyurusunda bulunmuş olmaları, cesedin

fotoğraflarının çekildiği tarih ve kendilerine teslim edildiği andaki durumuyla

ilgili başvurucuların beyanlarının alınmasının önemini daha da artırmıştır.

71. Başvurucular tarafından suç

duyurusunda bulunulan 6/10/2010 ile dosyanın yetkisizlik kararıyla Trabzon

Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği 1/12/2011 tarihleri arasında yaklaşık 14

ay boyunca Kelkit Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddiaların araştırılmasına

dönük herhangi bir girişimde bulunulduğuna dair başvuru dosyasında bilgi

bulunmamaktadır. Soruşturma dosyasının Trabzon Cumhuriyet

Başsavcılığınagelmesinden sonra iki kez bilirkişi incelemesi yaptırılması

dışında başkaca bir inceleme yapıldığını gösteren belge mevcut değildir. Sadece

iki kez bilirkişi incelemesi yaptırılan başvuru konusu soruşturmanın iki yıldan

fazla bir sürede sonuçlanması nedeniyle makul sayılacak bir sürede neticelendirilmediği

anlaşılmaktadır.

72. Özetle insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele gibi son derece ciddi bir isnat karşısında soruşturma

makamınınca olayların seyrini aydınlatmaya yönelik yeterli derinlikte ve

titizlikte yapılmadığı, başvurucuların ve tanıkların ifadeleri alınarak olayın

aydınlatılması yönünde yeterli çabanın gösterilmediği, soruşturmanın makul

sürede bitirilmediği anlaşılmıştır.

73. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın

17. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen “insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele yasağı”nındevletin etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğü bakımından

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

3.6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi

Yönünden

74. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

75. Başvurucular işkence ve kötü muamele yasağının

ihlal edildiğinin tespiti, soruşturmanın yenilenmesi ve ayrı ayrı 50.000 TL

tazminat talebinde bulunmuştur.

76. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının usul yönünden ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

77. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki

yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere

Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

78. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucularanet 10.000 TL manevi tazminatın müştereken ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

79. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL

harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama

giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA

B.Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının öngördüğü etkili soruşturma usul yükümlülüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin İnsan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlalinin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Trabzon Cumhuriyet

Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvuruculara net 10.000 manevi

tazminatın MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA

MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F.Ödemelerin, kararın tebliğini takiben

başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G.Kararın bir örneğinin Adalet

Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 24/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/1951, 24 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İkinci
  4. Bölüm
  5. Karar
  6. Yıldırım
  7. Özgüldür
  8. Kömürcü
  9. Altan
  10. Mecek
  11. I. Başvurunun Konusu
  12. II. Başvuru Süreci
  13. III. Olay Ve Olgular
  14. A. Olaylar
  15. B. İlgili Hukuk
  16. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  17. A. Başvurucuların İddiaları
  18. B. Değerlendirme
  19. A. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan
  20. C. Kararın bir örneğinin İnsan
  21. D. Başvuruculara net 10.000 manevi
  22. E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/1951
Tarih
24 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Şebap Bayam ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5769)
  • Lütfi Aslan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5531)
  • Abdulbaki Korkmaz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9643)
  • Ramazan Ayder Başvurusu (B. No: 2013/5690)
  • Denktaş Nakliyat Turizm Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/3915)
  • Hamit Eleftoz Başvurusu (B. No: 2013/1060)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.