İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hakan Yakar Başvurusu (B. No: 2017/17310)

1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması

Başvuru No2017/17310Tarih19 Ekim 2021Okuma13 dk · 2.608 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hakan Yakar Başvurusu

Karar tarihi
19 Ekim 2021
Başvuru Numarası
2017/17310
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.608 kelime·13 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması

nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 16/1/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına gönderilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ile eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 12/1/2013 tarihinde bel ağrısı şikâyetiyle

Gölbaşı Devlet Hastanesine (Hastane) başvurmuş, yapılan muayene sonucunda

doktorun talimatıyla hemşire, başvurucuya enjeksiyon işlemi uygulamıştır.

Enjeksiyondan kısa süre sonra sol bacağında uyuşma ve ağrı şikâyetleri meydana

gelen başvurucu, 21/1/2013 tarihinde Hastaneye müracaat etmiştir. Burada

yapılan tetkikler sonucunda başvurucuda siyatik sinir lezyonu oluştuğu

belirlenmiştir. Ankara Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma

Hastanesinde üç hafta süre ile fizik tedavi uygulanan başvurucunun iyileşme

olanağının bulunmadığı tespit edildiğinden tedavisine son verilmiştir.

9. Başvurucu, gerekli dikkat ve özen gösterilmeden hatalı

şekilde yapılan enjeksiyonun sol ayak sinirini zedelemesi sonucunda kısmi felç

oluştuğunu belirterek meydana gelen manevi zararlarının tazmini istemiyle

Sağlık Bakanlığı aleyhine 23/9/2013 tarihinde tam yargı davası açmıştır.

10. Ankara 12. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) görülen

yargılama sırasında alınan 22/8/2014 tarihli Adli Tıp Kurumu (ATK) raporunda; başvurucuya

yapılan intramüsküler enjeksiyon sonucunda ilaçların doku içi yayılımı

ile sinir hasarına neden olabileceklerinin tıbben bilindiği, somut olayda

enjeksiyonun yapılış tekniği ve uygulanan bölgenin uyumsuzluğuna dair delil

bulunmadığı belirtilmiştir. Raporda, meydana gelen neticenin her türlü özene

rağmen gerçekleşebilecek nitelikte, ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon

olduğu, bu itibarla sağlık personeline kusur izafe edilemeyeceği

bildirilmiştir.

11. Mahkeme tarafından 27/11/2014 tarihinde davanın

reddine karar verilmiştir. Karar gerekçesinde, ATK raporuna göre enjeksiyonu

yapan hemşire ile talimatı veren doktora kusur yüklenmesinin mümkün olmadığı ve

şikâyetleri nedeniyle başvurucuya enjeksiyon yapılmasının tıbbi kurallar içinde

olduğu belirtilerek davanın ispatlanamadığı ifade edilmiştir.

12. Başvurucu tarafından, dava dilekçesindeki iddialarına

ek olarak enjeksiyon işlemi öncesinde bu işlemin olası sonuçları hakkında bilgi

verilmediği, ayrıca idarenin meydana gelen neticede kusursuz sorumluluğu

bulunduğu belirtilerek istinaf yoluna başvurulmuştur. Ankara Bölge İdare

Mahkemesi 4. Kurulu (Kurul) tarafından 9/3/2016 tarihinde itiraz isteminin

reddi ile usul ve hukuka uygun olduğu belirtilen Mahkeme kararının onanmasına

karar verilmiştir. Onama kararında; ATK raporuna atıf yapılarak meydana gelen

neticenin tıbbi komplikasyon olduğu ve hizmet kusuru bulunmadığı

bildirilmiştir.

13. Başvurucu, itiraz dilekçesindeki iddialarını

tekrarlayarak karar düzeltme talebinde bulunmuş; kararın usul ve yasaya uygun

olduğu belirtilerek 23/11/2016 tarihinde istemin reddine karar verilmiştir.

14. Nihai karar 16/12/2016 tarihinde başvurucu vekiline

tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu 16/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

16. İlgili hukuk için bkz. Fındık Kılıçaslan, B.

No: 2015/97, 11/10/2018, §§ 19-27; Cihan Beyribey, B. No: 2014/19450,

26/12/2018, §§ 23-28; Fesih Aydar, B. No: 2015/4259, 10/1/2019, §§

24-30.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

17. Anayasa Mahkemesinin 19/10/2021 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

18. Başvurucu; hatalı enjeksiyon işlemi sonucunda sinir

sisteminin kalıcı olarak hasar gördüğünü ve hayatının kalan kısmını engelli

olarak geçirecek olması sebebiyle giderek artan maddi ve manevi sıkıntılar

yaşadığını beyan etmiştir. Başvurucu, enjeksiyon öncesinde bu işlemin

olası sonuçları hakkında hiçbir bilgi verilmediğini, zarar ile idarenin eylemi

arasında illiyet bağı bulunduğunu, ayrıca idarenin kusursuz sorumluluğu

olduğunu belirtmesine karşın tazminat davasının hakkaniyete aykırı şekilde

reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

19. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak

alınacak "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı"

kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddî ve manevî

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

20. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Devlet, herkesin hayatını,

beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde

tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık

kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler."

21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16).

22. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8.

maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan

fiziksel ve zihinsel bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir.

23. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt söz

konusu olmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü

şeklindeki tıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında

incelemiştir (Melahat Sönmez, B. No: 2013/7528, 9/9/2015; Ahmet

Sevim, B. No: 2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690,

11/5/2017).

24. Anılan kararlar doğrultusunda somut olayda

başvurucunun tıbbi ihmale dayalı tüm şikâyetlerinin Anayasa'nın 17. maddesinin

birinci fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında incelenmesi gerekmektedir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

25. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Genel

İlkeler

26. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında

herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmektedir. Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi

varlığının bütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel

kişilerin müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B.

No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).

27. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak

bireylerin maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek

keyfî müdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahaleler

nedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve maddi ve

manevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet

Acartürk, B. No: 2013/2084, 15/10/2015, § 49). Nitekim Anayasa’nın

56. maddesinde de belirtildiği üzere pozitif yükümlülük, sağlık alanında

yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B.

No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).

28. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi

varlıklarını koruma hakkı kapsamında ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları

tarafından yerine getirilsin sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddi

ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini

sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Ahmet Acartürk, § 51).

29. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler

konusunda temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek

olan hukuk veya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, B. No:

2013/2839, 3/4/2014, § 38).

30. Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında

hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat

davalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi

gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri

yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve

özenle bir inceleme yapıp yapmadığının ya da ne ölçüde yaptığının da Anayasa

Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekir. Zira derece mahkemeleri

tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin

daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu

önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Yasin Çıldır, B. No:

2013/8147, 14/4/2016, § 57; Tevfik Gayretli, B. No: 2014/18266,

25/1/2018, § 32).

31. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların

oluşumuna ilişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal

makamların ödevidir. Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve

belgelerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında

fikir yürütmek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Mehmet Çolakoğlu,

B. No: 2014/15355, 21/2/2018, § 47). Ancak kişinin maddi ve manevi varlığını

koruma hakkı kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul yükümlülüklerinin

somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir şekilde

değerlendirilmesi için ilgili anayasal kurallar bağlamında derece

mahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde hareket edip

etmediğinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek için

öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat

Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 44).

32. Bu bağlamda derece mahkemelerinin gerekçeleri,

tarafların kanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacak

surette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterli

açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verilere

dayandırılmalıdır (Murat Atılgan, § 45).

33. Tıbbi müdahaleden önce kişinin gerektiği şekilde

bilgilendirilerek rızasının alınmaması, kişinin maddi ve manevi varlığını

koruma hakkının ihlaline sebep olabilir. İstisnai hâller dışında tıbbi müdahale

ancak ilgili kişi bilgilendirilip rızası alındıktan sonra yapılabilir.

Hastaların durumun farkında olarak karar verebilmelerini sağlamak için

uygulanması düşünülen tedavi ve bununla bağlantılı riskler hakkında kendilerine

bilgi verilmiş olmalıdır. Bunun yanı sıra yapılan bilgilendirme ile tıbbi

müdahale arasında hastanın sağlıklı bir kanaate varmasını sağlayacak kadar uygun

bir zaman aralığı bırakılmış olmalıdır (Ahmet Acartürk, § 56).

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

34. Öncelikle başvurucu, engelli hale gelmesinde idarenin

kusursuz sorumluluğunun bulunduğunu ifade etmekte ise de kusursuz veya kusura

dayalı sorumluluk ayrımı belirtilen anayasal ilkeler ile doğrudan ilgili

olmayıp ancak derece mahkemelerince ilgili hukuk kurallarının yorumlanması

kapsamında değerlendirebilecek hususlardır. Anayasa Mahkemesi ise kusursuz veya

kusurlu sorumluluk ayrımına ilişkin bir değerlendirme yapmak yerine yukarıda

değinilen Anayasa'nın 17. ve 56. maddeleri kapsamında devlete düşen pozitif

yükümlülüklerin somut olay bağlamında yerine getirilip getirilmediğini

denetlemek durumundadır. Bu sebeple başvuruya konu olay, başvurucunun iddialarıyla

sınırlı olarak ve devletin kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve

geliştirilmesi hakkına ilişkin pozitif yükümlülüğü kapsamında incelenmiştir (Tevfik

Gayretli, § 36).

35. Başvurucunun olaya dair şikâyetlerinin özü,

enjeksiyon işleminden önce bu işlemin olası sonuçları hakkında

bilgilendirilmemesi nedeniyle idarenin hizmet kusurunun bulunduğuna ilişkindir.

36. Başvurucu, Mahkemeye sunduğu dava dilekçesinde

yalnızca idarenin hizmet kusurunun bulunduğunu iddia etmiş ise de başvurucunun

davanın reddedilmesi üzerine sunduğu itiraz dilekçesinde enjeksiyon işleminden

önce bu işlemin olası sonuçları ve tıbbi komplikasyonları hakkında yeterli

bilgi verilmediğini beyan ettiği anlaşılmıştır.

37. Kurul tarafından 22/8/2014 tarihli ATK raporundaki

tespitler gözetilerek karar verilmiştir. ATK raporu incelendiğinde başvurucunun

iddialarının konusunda uzman bilirkişi heyeti tarafından dava dosyasındaki tüm

beyanlar ve başvurucuya ait tedavi belgelerine göre değerlendirildiği

görülmüştür. Raporda, başvurucunun sağlık şikâyetlerinin uygulanan enjeksiyona

bağlı oluşabilecek komplikasyonlar olarak kabul edilmesi gerektiğine ve

başvurucuya yapılan uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğu

değerlendirmesine yer verilmiştir. Buna göre derece mahkemesince yapılan yargılamada

ve uzman bilirkişi raporunda yeterli somut bulgu ve tespitlere yer verilerek

başvurucunun iddialarının ayrıntılı bir biçimde tartışıldığı ve karşılandığı

söylenebilir.

38. Diğer taraftan hukukumuzda hasta hakları, tıbbi

işlemlerden önce kişilerin bu işlemler ve sonuçları hakkında aydınlatılması

yükümlülüğü ve Sağlık Bakanlığının tıbbi hizmetler sunan kurumlar üzerindeki

denetim görevi konusunda oldukça ayrıntılı ve yeterli düzenlemelerin mevcut

olduğu anlaşılmaktadır (Ahmet Acartürk, § 66). Ancak bu düzenlemelerin

teorik olarak mevcut olması yeterli olmayıp Anayasa'nın 17. maddesindeki

güvencelerin sağlanabilmesi için pratikte de etkin bir şekilde uygulanması

gerekmektedir (Mehmet Çolakoğlu, § 49).

39. Somut olayda başvurucu, söz konusu tıbbi müdahaleden

önce olası riskler hakkında bilgilendirilmediğini ve gerektiği şekilde

rızasının alınmadığını ileri sürmüştür. Başvurucunun bu iddiasını itiraz

dilekçesinde ileri sürdüğü ancak itiraz merciinin kararında bu konuyla ilgili

hiçbir gerekçeye yer verilmediği gözetildiğinde anılan iddianın yargılama

makamları tarafından karşılanmadığı açıktır.

40. Bunun yanında, derece mahkemesi ve temyiz merciinin

tıbbi müdahale ile sakatlık arasında illiyet bağını kabul etmelerine rağmen

sağlık hizmetinin doğasının risk barındırmasını, tazminat hukukuna ilişkin

kurallar ile anayasal düzenlemeleri de gözeterek başvurucunun kusursuz

sorumluluk ilkesi kapsamında zararların tazmin edilmesi gerektiği yönündeki

iddiayı tartışmadığı ve yeterli gerekçe ile karşılamadığı anlaşılmıştır.

41. Sonuç olarak başvurucunun vücut bütünlüğüne yönelik

tıbbi müdahale öncesinde tıp kurallarına göre öngörülebilir nitelikteki

komplikasyon ve riskler hakkında yeterli bir biçimde aydınlatılmadığı iddiası

bakımından mahkeme kararlarında konuyla ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya

konulmadığı anlaşılmaktadır. Üstelik başvurucunun belirtilen iddia ve

şikâyetleri, yargılamanın sonucuna doğrudan etki edebilecek mahiyettedir.

Dolayısıyla yargısal makamlarca bu değerlendirmelerin yapılmaması nedeniyle

kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı bakımından

kamu makamlarının pozitif yükümlülüklerini yerine getirmedikleri kanaatine

varılmıştır.

42. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde

güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

43. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir

veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

44. Başvurucu, yargılamanın yenilenmesi ile tazminat

talebinde bulunmuştur.

45. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

46. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

47. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine

ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

48. İncelenen başvuruda, tıbbi müdahalenin öngörülebilir

nitelikteki komplikasyon ve riskleri hakkında yeterli bilgi verilmemesi,

dolayısıyla özenli bir yargılama yapılmaması nedeniyle ihlal kararı

verilmiştir. Bu durumda ihlalin derece mahkemesi kararından kaynaklandığı anlaşılmıştır.

49. Bu durumda başvurucunun maddi ve manevi varlığının

korunması hakkına yönelik ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak

yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu

kapsamda yeniden yargılama sürecinde mahkemelerce yapılması gereken iş,

öncelikle hak ihlaline yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılmasından ve

Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında

belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili yargı merciine

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

50. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

51. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve

3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.857,50 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan

kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin kişinin maddi ve manevi

varlığını koruma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 12. İdare Mahkemesine (E.2013/1337,

K.2014/1593) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 257,50 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.857,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin bilgi için Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 19/10/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU Basri BAĞCI Raportör : Çağlar ÖNCEL Başvurucu : Hakan YAKAR Vekili : Av. Hasan Hüseyin ERDOĞAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/17310, 19 Ekim 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. V. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. C. 6216 Sayılı
  16. A. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının
  17. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan
  18. C. Kararın bir örneğinin kişinin maddi ve manevi
  19. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  20. G. Kararın bir örneğinin bilgi için Adalet Bakanlığına
  21. M. Emin KUZ
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/17310
Tarih
19 Ekim 2021

İlgili Kararlar

  • Fatma Yıldırım Başvurusu (B. No: 2018/5401)
  • Muhammed Seaid Khueytli Başvurusu (B. No: 2017/26659)
  • Merdin Kışkan Başvurusu (B. No: 2018/35499)
  • Sultan Bulut ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/37430)
  • Orhan Durak Başvurusu (B. No: 2017/37525)
  • Güneygaz Lpg Dolum Tevzii Ticaret ve Sanayi A.ş. Başvurusu (B. No: 2018/31619)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.