KÜNYE
Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Haluk Nuri Ballı Başvurusu
- Karar tarihi
- 12 Temmuz 2023
- Başvuru Numarası
- 2019/30359
Karar Metni
909 kelime·5 dk okuma·6 bölüm
I. BAŞVURUNUN
ÖZETİ
1. Başvuru, haksız tutuklamadan kaynaklanan zararların
tazmin edilmesi talebiyle açılan davada hükmedilen miktarın yetersiz olması
nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına
ilişkindir.
2. Başvurucu, vali yardımcısı olarak görev yaparken
başsavcılıkça yürütülen bir soruşturma kapsamında tutuklanmış ve 2/6/2008-24/12/2009
tarihleri arasında ceza infaz kurumunda tutulmuştur. Sonraki süreçte tahliye
edilen başvurucu hakkında yargılandığı ağır ceza mahkemesince beraat kararı
verilmiştir.
3. Başvurucu, haksız tutuklamadan kaynaklanan maddi ve
manevi zararlarının tazmin edilmesi talebiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi
kapsamında 7/2/2017 tarihinde tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde;
başarılı bir meslek hayatının olduğunu, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet
Yapılanması (FETÖ/PDY) tarafından hedef gösterildiğini ve uydurma delillerle
hakkında soruşturma açıldığını, FETÖ/PDY'nin Adapazarı Şeker Fabrikası arazisi
üzerindeki planlarına engel olması nedeniyle söz konusu haksız ithamlarla karşı
karşıya kaldığını belirtmiştir. Başvurucu; kendisi hakkındaki adli işlemleri
yapan kişilerin 15 Temmuz darbe girişiminin ardından kamu görevinden
çıkarıldığını, gözaltı ve tutuklama sürecinde itibar suikastına kurban
gittiğini, hakkında yapılan haberler nedeniyle katlanılamayacak derecede manevi
sıkıntı çekmek durumunda kaldığını, tutuklu kaldığı süreçte gerek kendisinin
gerek ailesinin birçok yönden maddi ve manevi zarara uğradığını ifade etmiştir.
4. Mersin 4. Ağır Ceza Mahkemesi; maddi zararların idare
tarafından karşılandığını belirterek maddi tazminat talebinin reddine,
başvurucunun haksız olarak tutuklu kaldığı süre içerisinde duyduğu elem ve
kederin tazmin edilmesi gerektiği gerekçesiyle sosyal ve içtimai durumu ve
tutuklulukta kaldığı süre gözönünde bulundurularak 300.000 TL manevi tazminat
ödenmesine 28/12/2017 tarihinde karar vermiştir.
5. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince
300.000 TL manevi tazminat miktarının 100.000 TL şeklinde düzeltilmesi
suretiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. 24/4/2018
tarihinde verilen kararın gerekçesinde; manevi tazminatın başvurucunun sosyal
ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan
olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre ve benzeri hususlar ile tazminat
davasının kesinleşeceği tarihe kadar başvurucunun elde edeceği parasal değerin
dikkate alınması gerektiği, belirlenen manevi tazminat miktarının anılan
ölçütlere uymayacak şekilde fazla olduğu ifade edilmiştir. Temyiz talebi
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 27/5/2019 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
6. Nihai kararın 25/7/2019 tarihinde başvurucu tarafından
öğrenilmesinin akabinde 26/8/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
7. Komisyonca kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin
Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
8. Başvurucu; FETÖ/PDY'nin kumpası neticesinde haksız
şekilde tutuklanması nedeniyle büyük bir manevi yıkıma uğratıldığını, hakkında
basında mesnetsiz haberler yapılması nedeniyle itibarının zedelendiğini, bu
süreçte oluşan maddi ve manevi zararlarının mahkemece giderilmediğini, sunduğu
belgelerin ve uzman görüşünün değerlendirilmediğini ileri sürerek adil
yargılanma hakkının, özel hayata saygı hakkı hakkının ve mülkiyet hakkının
ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
9. Tutuklandıktan sonra hakkında beraat kararı verilen
başvurucunun şikâyetlerinin özünün, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında açılan tazminat davasında hükmedilen
miktarın yetersizliğine ilişkin olduğu görülmektedir. Dolayısıyla başvurunun
bir bütün hâlinde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü ve dokuzuncu fıkraları
kapsamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında incelenmesi gerekir.
10. Anayasa Mahkemesi Gülseren Çıtak ([G.K.],
B.No:2020/1554, 27/4/2023) kararıyla içtihat değişikliğine gitmiş, haklarında
kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilenlerin 5271 sayılı Kanun’un
141. maddesinde öngörülen tazminat yolunu tükettikten sonra yakalama, gözaltı
veya tutuklamanın hukuki olmadığı ve ödenen tazminatın yetersiz olduğu
iddiasıyla yaptıkları bireysel başvurularda başvuru yollarının tüketilmiş kabul
edilebilmesi için yalnızca 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (e) bendi kapsamında bir tazminat davasının açılmasının yeterli olacağı
sonucuna varmıştır. Zira bu hükümle yakalama, gözaltı ve tutuklamanın daha
sonra verilen kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararıyla hukuka aykırı
hâle geldiğinin kabul edildiği, dolayısıyla 141. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (e) bendi uyarınca açılan tazminat davalarının Anayasa’nın 19.
maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında olduğu değerlendirilmiştir. Bu
çerçevede bu bent kapsamında açılan davalarda hukuka aykırılık kanun gereğince
kabul edildiğinden ağır ceza mahkemesince bu bende dayanılarak tazminat
ödenmesi durumunda Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında
yapılacak inceleme tazminat miktarının yeterli olup olmadığını belirlemekle
sınırlı olacaktır.
11. Derece mahkemelerinin tazminat için somut olayın
koşullarına göre takdir yetkisi bulunmakla birlikte meydana gelen ihlalle
orantılı olmayan önemsiz miktarda bir tazminat Anayasa'nın 19. maddesinin
dokuzuncu fıkrasına aykırı olacaktır. Öte yandan tazminat miktarı Anayasa
Mahkemesinin benzer davalarda verdiği tazminat miktarına göre kayda değer
ölçüde düşük olmamalıdır. Bununla birlikte hükmedilen miktarın Anayasa
Mahkemesinin benzer durumlarda verilmesine hükmettiği tazminat miktarından
düşük olması tek başına Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının ihlal
edildiği anlamına gelmez. Tazminatın Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu
fıkrasıyla uyumlu olup olmadığını değerlendirirken somut olayın kendine özgü
koşullarının dikkate alınması gerekir (M.E., B. No: 2018/696, 9/5/2019,
§ 48).
12. Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında
başvurucunun beraat ettikten sonra 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında açtığı tazminat davasında başvurucu
lehine 100.000 TL tutarında manevi tazminata hükmedildiği görülmektedir.
Dolayısıyla yapılacak inceleme bu miktarın yeterli olup olmadığının
belirlenmesiyle sınırlı olacaktır. Hükmedilen miktar, Anayasa Mahkemesinin
benzer durumlarda ödenmesini kararlaştırdığı tazminat miktarına göre yeterli
kabul edilebilecek seviyededir. Tazminat miktarının Anayasa Mahkemesinin benzer
durumlarda verilmesine hükmettiği tazminat miktarıyla aynı olması gerekmemekle
birlikte somut olayın koşullarında takdir edilen miktarın tazminat hakkının
özünü zayıflatacak kadar düşük olduğu söylenemeyecektir. Neticede kişi hürriyeti
ve güvenli hakkı yönünden açık ve görünür bir ihlalin bulunmadığı sonucuna
varılmaktadır.
13. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin
-üçüncü fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğine
ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
A. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine
ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL
EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
BIRAKILMASINA 12/7/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Fatih ALKAN Başvurucu : Haluk Nuri BALLI Vekili : Av. Yaşar ÖZER
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2019/30359, 12 Temmuz 2023 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası