İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Harun Yalçın ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/15254)

1. Başvurular, hak sahibi olunduğu iddia edilen dairelerin

Başvuru No2014/15254Tarih17 Kasım 2016Okuma33 dk · 6.576 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Harun Yalçın Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
17 Kasım 2016
Başvuru Numarası
2014/15254
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.576 kelime·33 dk okuma·71 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurular, hak sahibi olunduğu iddia edilen dairelerin

bulunduğu apartmanın yapı ruhsat ve projesine aykırı inşa edilmiş olması ve

güvenlik gerekçesiyle boşaltılmasından sonra kendiliğinden yıkılması üzerine

açılan davaların reddedilmesi sebebiyle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular muhtelif tarihlerde Diyarbakır Bölge İdare

Mahkemesi Başkanlığı vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvuruların Komisyona sunulmasına

engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir

3. Birinci Bölüm ve İkinci Bölüm Komisyonlarınca 29/5/2015 ve

15/7/2015 tarihlerinde, başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümler

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanları tarafından muhtelif tarihlerde, başvuruların

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü 27/1/2016 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

3/2/2016 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 18/2/2016 tarihinde ibraz etmişlerdir.

7. Anayasa Mahkemesi tarafından ekli tablonun (A) sütununda

başvuru numaraları belirtilen dosyaların konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle

2014/15254 başvuru numaralı dosya ile birleştirilmesine, incelemenin 2014/15254

başvuru numaralı dosya üzerinden yürütülmesine ve diğer bireysel başvuru

dosyalarının kapatılmasına karar verilmiştir.

8. Anayasa Mahkemesince Merkezî Nufüs

İdaresi Sistemi'nden yapılan sorgulama neticesinde ekli tablonun (B) sütununun

7., 13. ve 19. sıralarında belirtilen başvuruculardan Abdülkerim Demircan'ın

bireysel başvuru tarihinden önce 29/4/2011 tarihinde, Hüseyin Ayçiçek'in

bireysel başvuru tarihinden önce 22/8/2008 tarihinde ve Ali Ergin'in bireysel

başvuru tarihinden önce 2/4/2012 tarihinde vefat ettikleri tespit edilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

9. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi

(UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar

özetle şöyledir:

10. Başvurucular tapu kayıtlarına göre Diyarbakır ili Merkez

ilçesi Kayapınar mahallesi, 5914 ve 5915 parsel

sayılı arsa vasıflı taşınmaz üzerinde bulunan Alkan 1 adlı apartmanda tapu dışı

(harici) satış yoluyla aldıklarını iddia ettikleri dairelerde ikamet etmekte

iken yapı ruhsat ve projesine aykırı inşa edildiği ve tehlike arz ettiği fark

edilen apartman güvenlik gerekçesiyle 7/11/2006 tarihinde Kayapınar

İlk Kademe Belediye Başkanlığı (Belediye) tarafından boşaltılmıştır.

11. Belediyenin 8/11/2006 tarihli yazısına istinaden teknik

elemanlardan oluşturulan heyet tarafından Alkan 1 Apartmanı üzerinde yapılan

incelemeler neticesinde hazırlanan 8/11/2006 tarihli teknik raporda, apartmanın

kolonlarında meydana gelen hasarlar sebebiyle apartman sakinleri tarafından

yaptırılan, hiçbir mühendislik hesabına dayanmayan mantolama, sıva ve

güçlendirme çalışmalarının hasarın devam etmesini önleyemediği ve önlemesinin

beklenemeyeceği, bodrum+zemin+4 kat (B+Z+4 kat) olarak projelendirilen

apartmanın uygulamada bodrum+zemin+8 kat (B+Z+8 kat) olarak inşa edildiği,

kolonlarda basınç ezilmesi meydana geldiği, taşıyıcı sistemi oluşturan beton ve

donatı malzemelerinin korozyona uğradığı vb. hususlar tespit edilerek

apartmanın mevcut hâliyle tehlike arz ettiği, ayrıntılı inceleme yapılmadan

apartmanın kullanıma açılmaması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca Belediyenin

8/11/2006 tarihli yazılarına istinaden Dicle Üniversitesi Rektörlüğünden alınan

11/12/2006 tarihli inceleme raporu ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye

Başkanlığından (Büyükşehir Belediyesi) alınan 9/11/2006 tarihli teknik raporda

da benzer hususlara temas edilerek yapının tehlike arz ettiği vurgulanmıştır.

12. Belediye 21/11/2006 tarihinde ilgili kurumlara yazı

göndererek apartmanın boşaltılmış olduğunu belirtmiş ve su, elektrik, telefon

şebeke hatlarının bağlantılarının kesilmesini talep etmiştir.

13. Tapu kayıtlarına göre apartmanın üzerinde bulunduğu arsanın

maliki olduğu anlaşılan M.A.ya gönderilen 12/1/2007

tarihli yazı ile alınan teknik raporlara istinaden apartmanın tehlike arz

ettiği, boşaltıldığı ve yıktırılması gerektiği belirtilerek arazi malikince

yıkım işleminin gerçekleştirilmesi hususu Belediye tarafından bildirilmiş;M.A., 6/2/2007 tarihli cevap dilekçesi ile

mülkiyeti kendisine ait olan taşınmaz üzerinde bulunan apartman ile ilgisinin

bulunmadığını, apartmanın kendisi tarafından yapılmadığını ve bu hususta

kimseyle sözleşmesinin bulunmadığını, apartmanın haksız inşaat hükümlerine tabi

olduğunu, yıkımı gerçekleştirecek ekonomik durumunun bulunmadığını belirterek

gereğinin yapılmasını istemiştir.

14. Alkan 1 isimli apartmanın sakinleri olan başvurucular,

apartmanın hâlihazır durumunun iskâna elverişli olup olmadığının ve uğradıkları

maddi zararların ayrı ayrı tespit edilmesi için 1/2/2007 tarihinde Diyarbakır

1. Asliye Hukuk Mahkemesinde delil tespiti talebinde bulunmuşlardır.

15. Diyarbakır 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/18 Değişik İş

sayılı dosyası kapsamında 2/2/2007 tarihinde yapılan keşif sonrasında

düzenlenen 12/4/2007 tarihli bilirkişi raporunda 8/11/2006 tarihli teknik

rapordaki benzer hususlar tespit edilerek apartmanın tümünün boşaltıldığı,

apartmana ait yapı kullanım belgesinin bulunmadığı belirtilerek her bir

dairenin tespit tarihi itibarıyla değeri belirlenmiştir.

16. Alkan 1 Apartmanı 4/2/2007 tarihinde kendiliğinden

çökmüştür.

17. Alkan 1 Apartmanı'nın çökmesine ilişkin olarak Diyarbakır

Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2007/2553 Soruşturma sayılı dosya

kapsamında alınan 8/3/2007 tarihli bilirkişi raporunda, yapı ruhsatına göre

B+Z+4 katlı üç blok olarak yapılması gereken apartmanın B+Z+8 katlı tek blok

olarak projesine, ruhsatına ve tekniğe aykırı şekilde yapıldığı, apartmanın

bodrum ve zemin katlarında bulunan düşey taşıyıcı sistem elemanlarının çoğunda

boyuna donatıların burkulması ve bu kolonların taşıma gücünü yitirerek plastik

mafsala dönüşmesi ile apartmanın taşıyıcı elemanlarının taşıma gücü sınırını

geçerek yıkıldığı belirtilmiştir.

18. Başvurucular, vekilleri aracılığıyla 26/4/2007 tarihinde

Büyükşehir Belediyesine ve 26/4/2007 ile 17/5/2007 tarihlerinde Belediyeye

başvurarak Alkan 1 isimli apartmanın çökmesi nedeniyle maddi ve manevi zarara

uğradıklarını belirterek zararlarının karşılanmasını istemişlerdir. Büyükşehir

Belediyesinin 15/5/2007 tarihli ve Belediyenin 24/5/2007 tarihli cevap yazıları

ile olay sebebiyle idarelerin kusur ve sorumluluğunun bulunmadığı

belirtilmiştir.

19. Başvurucular apartmanın Büyükşehir Belediyesince gerekli

kontrol ve denetimlerinin yapılmadığını, Belediyenin de yapı ruhsatına aykırı

olduğu anlaşılan apartmanı yapı ruhsatına uygun hâle getirmek için hiçbir

çalışma yapmadığını belirterek maddi ve manevi zararlarının karşılanması

istemiyle ekli tablonun (C) sütununda belirtilen tarihlerde Büyükşehir

Belediyesi ve Belediye aleyhine Diyarbakır 1. ve 2. İdare Mahkemelerinde tam

yargı davası açmışlardır.

20. Mahkemelerce ekli tablonun (D) sütununda tarih ve sayıları

belirtilen kararlar ile davaların reddine karar verilmiştir. Kararların

gerekçeleri benzer mahiyette olup ekli listenin (D) sütununun 1. satırında

belirtilen kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Mahkememizin ... tarihli ara kararı ile

davacı vekilinden dava konusu taşınmazın (Alkan 1 Apt. No: ...) davacıya

aidiyetini gösterir belgelerin (tapu kaydı) istenilmiş olup, ... davacıya ait

resmi tapu kaydının bulunmadığının belirtildiği görülmüştür. Danıştay 6.

Dairesinin 21.09.2007 gün ve E: 2005/2790 K: 2007/5059 sayılı kararında da

ifade edildiği üzere taşınmaz mülkiyetinin asıl belirleyici unsurun tapu senedi

olup, malikliğintapu kaydı ile ispatlanabileceği

ortadadır.

Olayda davalı idarelerden Diyarbakır

Büyükşehir Belediyesince verilen savunma dilekçesinde davacının söz konusu

taşınmazın maliki olmadığı iddiasında bulunulmuştur. Dosyada bulunan

belgelerden dava konusu taşınmazın Kayapınar

Mahallesi 5914-5915 sayılı parsellerde bulunduğu, Diyarbakır 2. Bölge Tapu

Sicil Müdürlüğünün 22.11.2006 günlü yazısı ekinde bulunan tapu kayıt

örneklerinden söz konusu parsellerin hala arsa vasfında göründüğü, burada kat

mülkiyeti veya kat irtifakı kurulmadığı, bu durumun savunmaya cevap

dilekçesinde davacı vekilince de kabul edildiği görülmektedir.

Davada davacı tarafından oturduğu dairedeki

eşya veya başka bir malvarlığı zararı değil kendisine ait olduğu iddia edilen

Alkan 1 apartmanı ... nolu dairenin bağımsız bölüm

değerinin istenildiği açıktır.

Buna göre, ... çöken ...Alkan 1 Apartmanı ...

numaralı dairenin davacıya ait olduğuna ilişkin hukuken kabul edilebilir

belgelerin sunulamadığı, bu şekilde malikliğin

kanıtlanamadığı, tazminat davalarında kişilerin zararlarının tazmin

edilebilmesi için her şeyden önce zarara uğrayan malvarlığı ile davacı

konumundaki şahıs arasında hukuki bir bağ olması, söz konusu kişinin bahsi

geçen malvarlığı üzerinde bir menfaatinin bulunması gerektiği, dava konusu

olayda ise çöken daire ile davacı şahıs arasında bu türden bir bağın ortaya

konulamadığı, başka bir deyişle davacının hukuken korunabilecek bir menfaatinin

bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.

Bu itibarla; zararın davacıya ait olduğu

hukuken kabul edilebilir delillerle davacı tarafından ispatlanamadığından,

tazminat hukuku çerçevesinde davacı adına tazminata hükmedilme olanağı

bulunmamaktadır.

Bununla birlikte, bilirkişi raporlarından da

anlaşıldığı üzere söz konusu binanın proje ve ruhsatına göre farklı yapıldığı,

beton dayanımının çok düşük düzeyde olduğu, betonların tekniğine uygun

dökümlerinin yapılmadığı, B+Z+4 kat olarak projelendirilip ruhsat alınmış olan

yapının ruhsata aykırı olarak üzerine ek olarak 4 kat daha çıkıldığı, bu

şekilde yapının B+Z+8 kat olarak yapılmasından dolayı yapının taşıyamayacağı

yüklere maruz bırakıldığı, başka bir deyişle yapının ruhsata aykırı olduğu,

iskan ruhsatının da bulunmadığı, malzeme kalitesizliği sebebi ile sadece

ruhsata aykırı katların değil binanın tümünün yıkılmasının gerektiği, zira

idarece de arsa maliki olan M.A.dan yıkımın

yapılmasının istenildiği, binanın bu denli yetersiz olmasında yapı

müteahhitlerinin başlıca sorumlular olduğu, teknik standartlara uygun olmayan

ve yetersiz malzeme kullanıldığı ortada olan binanın yıkılmasında idari

faaliyet ile zarar arasında nedensellik bağının bulunmadığı, bu itibarla da

davalı idarelerce tazmini gereken bir zararın da söz konusu olmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

Davalı

belediyelerin zamanında denetim yapmakta eksiklikleri var ise de; bu durum

belediye ilgilileri hakkında açılacak adli veya idarisoruşturmanın

konusu olabilecek olup, tazmini istenen zarar idarenin bu eksikliğine

bağlanamaz.

Zira Danıştay 6. Dairesinin 21.04.2006 gün ve

E: 2004/1430 K: 2006/2170 sayılı kararı da bu yöndedir.

Sonuç itibariyle; davacının zararın kendisine

ait olduğunu ispatlayamaması ve zarar ile idari faaliyet arasındaki illiyet

bağının oluşmaması sebebiyle davacı adına maddi ve manevi tazminata

hükmedilmesi hukuken mümkün değildir."

21. Temyiz üzerine Danıştay Altıncı Dairesinin 18/12/2012

tarihli ve E.2009/2147, K.2012/7913 sayılı ilamıyla ekli listenin 23. satırında

belirtilen dosyaya konu İlk Derece Mahkemesinin kararı onanmıştır. Öte yandan

ekli listede yer alan diğer dosyalara konu İlk Derece Mahkemeleri kararları

Danıştay Altıncı Dairesinin 19/10/2010 tarihli ilamları ile bozulmuştur. Bozma

ilamlarının gerekçelerinin ilgili kısımları şöyledir:

"..., olayda her ne kadar

uyuşmazlık konusu ruhsatsız yapının davacı adına düzenlenmiş tapu kaydı

bulunmamakta ise de davacı tarafından açıktan satış yoluyla satın alındığı ve

sözü edilen konutta oturduğuna ilişkin ikametgah senedinin bulunduğu, davalı

idarelerce elektrik ve su hizmetlerinden yararlandırıldığına ilişkin belgeler eklendiği

görüldüğünden bu uyuşmazlıkta davacının, idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan

zararının doğup doğmadığının incelenmesi gerekir.

Buna göre, uyuşmazlığın davalı idarelerin

hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı yönünden incelemeye gelince, uyuşmazlık

konusu yapı için 1993 yılında zemin+4 normal kat için dönemin yetkili idaresi

olan Diyarbakır Belediye Başkanlığı tarafından inşaat ruhsatı verildiği, ancak

on yılı geçkin bir süre boyunca her hangi bir kontrol veya denetim yapılmadığı

ve 2006 yılında yıkım tehlikesi altında bulunduğu anlaşılması üzerine binanın

tahliyesi yolunda işlem tesis edilmiş ise de, sözü edilen yapının ruhsata

aykırı olarak 4 kat yerine 8 kat ve fen ve inşaat tekniklerine aykırı

yapıldığı, davalı idarelerin uzunca bir süre denetim yükümlülüklerini yerine

getirmediği, böylece hizmetin geç işlemesi nedeniyle zararın doğduklarına sebep

oldukları tartışmasızdır. Diğer taraftan gerek yapıyı yapanın ruhsata, fenne ve

inşaat tekniklerine aykırı bina yapması ve fenni mesulün de gerekli gözetimi

yaparak durumu yetkili idareye bildirmemesi ve davacının da bu tür bir yapıyı

satın alması nedenleriyle kusurlarıyla zararın doğmasında etkin oldukları da

kuşkusuzdur. Sonuç olarak birden fazla tarafın ihmal ve kusurlarıyla zararın

doğmasına sebep olduğu açık olduğuna göre İdare Mahkemesince ... gerek

tarafların gerek üçüncü kişilerin zararın oluşumundaki kusur oranları

belirlenmek suretiyle uyuşmazlık hakkında yeniden karar verilmesi

gerekmektedir."

22. Bozma ilamları üzerine dosyaların gönderildiği Diyarbakır 1.

ve 2. İdare Mahkemeleri ekli tablonun (E) sütununda belirtilen tarihlerde ve

aynı gerekçelerle verdikleri kararlar ile ilk kararlarında ısrar etmişlerdir.

23. Başvurucular tarafından ısrar kararlarının temyiz edilmesi

üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 12/11/2012 tarihinde ortak

gerekçeyle verdiği kararlarla, İlk Derece Mahkemelerince verilen kararların

usul ve hukuka uygun bulunduğu, ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın

bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle ısrar

kararlarını onamıştır.

24. Karar düzeltme istemleri ise aynı Kurulun 9/6/2014 tarihinde

ortak gerekçe ile verdiği kararlar ile reddedilmiştir. Ekli listenin 23.

satırında belirtilen dosyada ise karar düzeltme istemi Danıştay Altıncı Dairesinin

24/12/2014 tarihli ve E.2013/6514, K.2014/9352 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

25. Kararlar, başvuruculara muhtelif tarihlerde tebliğ

edilmiştir.

26. Başvurucular muhtelif tarihlerde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

27. 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 20.

maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Yapı:

a) Kuruluş veya kişilerce kendilerine ait

tapusu bulunan arazi, arsa veya parsellerde,

b)

Kuruluş veya kişilerce, kendisine ait tapusu bulunmamakla beraber kamu kurum ve

kuruluşlarının vermiş oldukları tahsis veya irtifak hakkı tesis belgeleri ile,

İmar planı, yönetmelik, ruhsat ve eklerine

uygun olarak yapılabilir.

28. 3194 sayılı Kanun'un 21. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bu Kanunun kapsamına giren bütün yapılar

için 26 ncı maddede belirtilen istisna dışında

belediye veya valiliklerden (....) yapı ruhsatiyesi alınması mecburidir.

Ruhsat alınmış yapılarda herhangi bir

değişiklik yapılması da yeniden ruhsat alınmasına bağlıdır. ..."

29. 3194 sayılı Kanun'un 30. maddesi şöyledir:

"Yapı tamamen bittiği takdirde tamamının,

kısmen kullanılması mümkün kısımları tamamlandığı takdirde bu kısımlarının

kullanılabilmesi için inşaat ruhsatını veren belediye, valilik (...)

bürolarından; 27 nci maddeye göre ruhsata tabi

olmayan yapıların tamamen veya kısmen kullanılabilmesi için ise ilgili belediye

ve valilikten izin alınması mecburidir. Mal sahibinin müracaatı üzerine,

yapının ruhsat ve eklerine uygun olduğu ve kullanılmasında fen bakımından

mahzur görülmediğinin tespiti gerekir.

Belediyeler, valilikler (...) mal sahiplerinin

müracaatlarını en geç otuz gün içinde neticelendirmek mecburiyetindedir. Aksi

halde bu müddetin sonunda yapının tamamının veya biten kısmının kullanılmasına

izin verilmiş sayılır.(...)

Bu maddeye göre verilen izin yapı sahibini

kanuna, ruhsat ve eklerine riayetsizlikten doğacak mesuliyetten kurtarmayacağı

gibi her türlü vergi, resim ve harç ödeme mükellefiyetinden de kurtarmaz."

30. 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesi şöyledir:

"Bu Kanun hükümlerine göre ruhsat

alınmadan yapılabilecek yapılar hariç; ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya

ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece tespiti, fenni mesulce

(...) tespiti ve ihbarı veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması

üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı

mühürlenerek inşaat derhal durdurulur.

Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerine

asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshasıda muhtara bırakılır.

Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapı

sahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden

veya valilikten mühürün kaldırılmasını ister.

Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın

giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu,

inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır ve

inşaatın devamına izin verilir.

Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsata

aykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulu

kararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapı

sahibinden tahsil edilir."

31. 3194 sayılı Kanun'un 39. maddesi şöyledir:

"Bir kısmı veya tamamının yıkılacak

derecede tehlikeli olduğu belediye veya valilik tarafından tespit edilen

yapıların sahiplerine tehlike derecesine göre bunun izalesi için belediye veya

valilikçe on gün içinde tebligat yapılır. Yapı sahibinin bulunmaması halinde

binanın içindekilere tebligat yapılır. Onlar da bulunmazsa tebligat varakası

tebliğ yerine kaim olmak üzere tehlikeli yapıya asılır ve keyfiyet muhtarla

birlikte bir zabıtla tespit edilir.

Tebligatı

müteakip süresi içinde yapı sahibi tarafından tamir edilerek veya yıktırılarak

tehlike ortadan kaldırılmazsa bu işler belediye veya valilikçe yapılır ve

masrafı % 20 fazlası ile yapı sahibinden tahsil edilir.

Alakalının

fakruhali tevsik olunursa masraf belediye veya

valilikçe bütçesinden karşılanır. Tehlike durumu o yapı ve civarının

boşaltılmasını icabettiriyorsa mahkeme kararına lüzum

kalmaksızın zabıta marifetiyle derhal tahliye ettirilir."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 17/11/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

33. Başvurucular, tapu dışı (harici) satış yoluyla aldıklarını

ve hak sahibi olduklarını iddia ettikleri dairelerin bulunduğu apartmanın yapı

ruhsat ve projesine aykırı inşa edilmiş olduğunu ve güvenlik gerekçesiyle

boşaltılmasından sonra kendiliğinden yıkıldığını, zararlarının karşılanması

için Belediyeye ve Büyükşehir Belediyesine yaptıkları başvurunun ve açtıkları

davaların reddedildiğini belirterek;

i. Söz konusu adreslerde elektrik, su ve telefon

aboneliklerinin, seçmen kayıtlarının bulunması, buna ilişkin fatura ve

kayıtların sunulmasına rağmen resmî tapu belgelerinin bulunmaması nedeniyle

hukuken korunabilecek bir menfaatlerinin olmadığı değerlendirmesinin hatalı

olduğunu, yine Belediye ve Büyükşehir Belediyesinin kontrollerini ve gerekli

denetimlerini yapmaması, yapı ruhsatına aykırı binanın yapı ruhsatına uygun

hâle getirilmesi için hiçbir çalışma başlatılmaması neticesinde yapının

çökmesine sebebiyet verildiğini, mülkiyetin korunması hususunda devletin

pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle Anayasa'nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet haklarının,

ii. Uğradıkları zararların tazmini talebiyle açtıkları davaların

yedi yılı aşkın sürede sonuçlanması ve makul sürede bitirilememesi nedeniyle

Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

haklarının,

iii. Ekli listenin 23. satırında yer alan dosya dışında kalan

diğer dosyalara konu yargılamada İlk Derece Mahkemelerinin ısrar kararlarını

temyiz mercii sıfatıyla inceleyen Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun

temyiz isteminin reddine ilişkin kararlarında iddia ve itirazlarının

karşılanmaması, kararların gerekçesiz olması nedeniyle Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüşler; ihlallerin tespiti ile maddi ve manevi tazminat taleplerinde

bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

34. Anayasa Mahkemesince Merkezî Nüfus İdaresi Sistemi üzerinden

yapılan incelemede ekli tablonun (B) sütununun 7., 13. ve 19. sıralarında

belirtilen başvuruculardan Abdülkerim Demircan'ın, Hüseyin Ayçiçek'in ve Ali

Ergin'in bireysel başvuru tarihinden önce vefat ettiği anlaşıldığından (bkz. §

8) adı geçen başvurucular yönünden incelemenin ayrı başlık altında yapılması

uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Başvurucular Abdülkerim Demircan, Hüseyin

Ayçiçek ve Ali Ergin Yönünden İnceleme

35. Başvurucuların

vekili; çöken apartmanda bulunan dairelerin başvuruculara aidiyetini gösteren

tapu kaydı bulunmamakla birlikte elektrik, su ve telefon aboneliklerine, seçmen

kayıtlarına ilişkin fatura ve kayıtların dikkate alınmadığını, Belediye ve

Büyükşehir Belediyesinin kontrolleri ve gerekli denetimleri yapmaması,

apartmanın yapı ruhsatına uygun hâle getirilmesi için çalışma başlatılmaması ve

mülkiyetin korunması hususunda devletin pozitif yükümlülüklerini yerine

getirilmemesi sebepleriyle zarar meydana geldiğini, Danıştay İdari Dava

Daireleri Kurulunun temyiz isteminin reddine ilişkin kararlarında temyiz

dilekçesinde belirtilen iddia ve itirazlarının karşılanmadığını ve uğranılan

zararların tazmini talebiyle idari yargıda açılan tam yargı davalarının makul

sürede sonuçlanmadığını belirterek başvurucuların mülkiyet ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

36. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında, bireysel başvurunun ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler

tarafından yapılabileceği düzenlenmiştir.

37. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü ve 6216 sayılı Kanun'un

45. maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca Anayasa'da güvence altına

alınmış temel hak ve özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

(Sözleşme) ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini iddia eden herkese,

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapma hakkı tanınmıştır. Dolayısıyla

medeni haklara sahip gerçek ve tüzel kişiler bireysel başvuru yönünden dava

ehliyetine sahiptir (Büğdüz Köyü Muhtarlığı, B. No: 2012/22,

25/12/2012, § 24).

38. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 34.

maddesinde yer alan "mağdur" kelimesi ile ihtilaf konusu eylem ya da

ihmalden doğrudan etkilenen kişinin kast edildiğini belirtmiş (Brumarescu/Romanya [BD], B. No: 28342/95,

28/10/1999, § 50); hakkı ihlal edilen kişinin bireysel başvuru yapmadan önce

ölmesi durumunda mağdurluk durumunun ortadan kalkması nedeniyle hukuken bir

başkasının ölen kişi adına bireysel başvuruda bulunamayacağına karar vermiştir

(Davut Kaya, Zöhre

Polat/Türkiye, B. No: 2794/05, 40345/05, 21/10/2008).

39. 11/1/2011

tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 43. maddesinde, hukuki işlemden

doğan temsil yetkisinin, aksi taraflarca kararlaştırılmadıkça veya işin

özelliğinden anlaşılmadıkça, temsil olunanın veya temsilcinin ölümü, gaipliğine

karar verilmesi, fiil ehliyetini kaybetmesi veya iflas etmesi durumlarında sona

ereceği düzenlenmiş; aynı Kanun'un 513. maddesinde ise sözleşmeden veya işin

niteliğinden aksi anlaşılmadıkça sözleşmenin, vekilin veya vekâlet verenin

ölümü, ehliyetini kaybetmesi ya da iflası ile kendiliğinden sona ereceği

belirtilmiştir.

40. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 28.

maddesine göre gerçek kişiler hakkında sağ doğmakla başlayan kişilik ölümle

sona ermekte olup ölüm ile kişiliği sona erenler için artık hak ve fiil ehliyetine

sahip olduklarından söz etmeye olanak bulunmamaktadır. 6098 sayılı Kanun'un

anılan hükümlerinden anlaşıldığı üzere ise hukuki işlemden doğan vekâlet veren

ile vekil arasında temsil yetkisine dair sözleşme, aksi kararlaştırılmadıkça

veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça tarafların birinin ölümü, ehliyetini

kaybetmesi veya iflası ile hiçbir işleme gerek kalmaksızın kendiliğinden son

bulacaktır (Abdurrehman URAY, B. No: 2013/6140,

5/11/2014, § 28).

41. 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesinde, bireysel başvuru

hakkını açıkça kötüye kullandığı tespit edilen başvurucular aleyhine, yargılama

giderlerinin dışında, ayrıca ikibin Türk Lirasından

fazla olmamak üzere disiplin para cezasına hükmedilebileceği düzenlenmiştir.

Yine, 12/7/2012 tarihli ve 28351 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 83.

maddesinde, başvurucunun istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki

davranışlarıyla bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit

edilmesi hâlinde başvurunun reddedileceği ve yargılama giderleri dışında,

ilgilinin ikibin Türk Lirasından fazla olmamak üzere

disiplin para cezasıyla cezalandırılmasına karar verileceği belirtilmiştir.

42. İlgili düzenlemeler vasıtasıyla genel hukuk teorisinde bir

kamu düzeni kuralı olarak ele alınan ve genel olarak bir hakkın açıkça

öngörüldüğü amaç dışında ve başkalarını zarara sokacak şekilde kullanılmasının

hukuk düzenince himaye edilmeyeceğini ifade eden hakkın kötüye kullanılmasının,

bireysel başvuru alanında özel olarak ele alındığı görülmektedir. Bu bağlamda

bireysel başvuru usulünün amacına açıkça aykırı olan ve Mahkemenin başvuruyu

gereği gibi değerlendirmesini engelleyen davranışların başvuru hakkının kötüye

kullanılması olarak değerlendirilmesi mümkündür (Mehmet Güven Ulusoy, [GK], B. No: 2013/1013, 2/7/2015, § 31;

S.Ö., B. No: 2013/7087,

18/9/2014, § 28).

43. Bu kapsamda özellikle mahkemeyi yanıltmak amacıyla gerçek

olmayan maddi vakıalara dayanılması veya bu nitelikte bilgi ve belge sunulması,

başvurunun değerlendirilmesi noktasında esaslı olan bir unsur hakkında bilgi

verilmemesi, başvurunun değerlendirilmesi sürecinde vuku bulan ve söz konusu

değerlendirmeyi etkileyecek nitelikte yeni ve önemli gelişmeler hakkında

mahkemenin bilgilendirilmemesi suretiyle başvuru hakkında doğru bir kanaat

oluşturulmasının engellenmesi, medeni ve meşru eleştiri sınırları saklı kalmak

kaydıyla bireysel başvuru amacıyla bağdaşmayacak surette hakaret, tehdit veya

tahrik edici bir üslup kullanılması ile söz konusu başvuru yolu kapsamında

ihlalin tespiti ile ihlal ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin amaçla

bağdaşmayacak surette içeriksiz bir başvuruda bulunulması durumunda başvuru

hakkının kötüye kullanıldığı kabul edilebilecektir (Mehmet Güven Ulusoy, § 32; S.Ö.,

§ 29).

44. Başvuru konusu olayda başvuruculardan Abdülkerim Demircan

Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde açılan dava aşamasında İlk Derece Mahkemesince

verilen direnme kararından önce 29/4/2011 tarihinde, Hüseyin Ayçiçek Diyarbakır

1. İdare Mahkemesince verilen karar üzerine Danıştay Altıncı Dairesinin bozma

ilamından önce 22/8/2008 tarihinde, Ali Ergin ise Diyarbakır 2. İdare

Mahkemesinde açılan davada direnme kararı üzerine temyiz incelemesi devam

ederken 2/4/2012 tarihinde vefat etmiş, daha sonra Danıştay İdari Dava

Daireleri Kurulunun onama ve karar düzeltme talebinin reddine ilişkin

hükümlerinin ardından başvurucu vekili tarafından anılan yargılamalar sonucunda

başvurucuların adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddiasıyla

bireysel başvurular yapılmış, başvuru formlarında başvurucuların öldükleri

konusunda bir bilgiye yer verilmemiştir.

45. Kamu gücü tarafından hakkı ihlal edilen kişinin bireysel

başvuru yapmadan önce ölmesi durumunda ölen kişi adına bir başkası tarafından

bireysel başvuru yapma imkânı bulunmamaktadır (Abdurrehman Uray, § 30).

46. Açıklanan nedenlerle başvuru tarihinden önce vefat etmiş

başvurucular adına vekâlet ilişkisi sona ermiş olan avukat tarafından yapılan

bireysel başvurunun başvuru hakkının kötüye

kullanımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.

47. Bu durumda Avukat Barış Yavuz aleyhine Anayasa Mahkemesini

yanıltıcı nitelikte başvuru yapması nedeniyle 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi

ve İçtüzük’ün 83. maddesi uyarınca takdiren 1.000 TL disiplin para cezasına hükmedilmesi

gerekir.

b. Ekli Tablonun B Sütununda Belirtilen Diğer

Başvurucular Yönünden İnceleme

i. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

48. Başvurucular, çöken apartmanda bulunan dairelerin

kendilerine aidiyetini göstermesi bakımından tapu kaydı bulunmamasına rağmen

elektrik, su ve telefon aboneliklerine, seçmen kayıtlarına ilişkin fatura ve

kayıtların dikkate alınmadığını belirtmişler, ayrıca Belediye ve Büyükşehir

Belediyesinin kontrollerini ve gerekli denetimlerini yapmaması, apartmanın yapı

ruhsatına uygun hâle getirilmesi için çalışma başlatılmaması ve mülkiyetin

korunması hususunda devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmemesi

sebepleriyle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

49. Bakanlık görüş yazısında, mülkiyet hakkı konusundaki ihlal

iddialarının incelenebilmesi için öncelikli olarak korunmaya değer mülkiyete

ilişkin bir menfaate sahip olunduğunun başvurucular tarafından ispatlanması ve

meşru beklenti durumunun değerlendirilmesi gerektiğini belirterek şikâyetin

incelenmesinde belirtilen hususların da dikkate alınması gerektiğini

bildirmiştir.

50. Başvurucular Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında tapu kaydı

bulunmaması sebebiyle uğranılan zararların dikkate alınmamasının sosyal devlet

anlayışına aykırı olduğunu belirtmişlerdir.

51. Başvurucuların ihlal iddialarına konu olan mülkiyet hakkı,

Anayasa'nın 35. ve Sözleşme'ye ek (1) No.lu

Protokol'ün 1. maddesinde düzenlenmiştir. Anayasa'nın 35. maddesinde herkesin,

mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu, bu hakların ancak kamu yararı

amacıyla, kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum

yararına aykırı olamayacağı belirtilmiş; Sözleşme'ye

ek (1) No.lu Protokol'ün 1. maddesinde ise, her gerçek ve tüzel kişinin mal ve

mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkının olduğu, bir kimsenin

ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası

hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabileceği,

bu hükümlerin devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını

düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini

sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları

hakka halel getirmeyeceği ifade edilmiştir.

52. Öte yandan 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında, Anayasa Mahkemesinin açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebileceği düzenlenmiştir.

53. Bireysel başvuru yoluyla mülkiyet hakkının ihlali iddiasının

ileri sürülebilmesi için mülkiyetin konusu "sahip olunan bir mülk"e ihlal sonucunu doğuracak bir müdahalenin

bulunması gerekmektedir (Selçuk Emiroğlu,

B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 26).

54. Öte yandan "sahip olunan şey" kavramı, Sözleşme ve

Anayasa'daki düzenlenmeler açısından özerk bir kavram olarak ele alınıp

değerlendirilmektedir (Selçuk Emiroğlu,§

27). Belli durumlarda bir "ekonomik değer" veya icrası mümkün bir "alacağı"

elde etmeye yönelik "meşru bir beklenti", Anayasa ve Sözleşme'nin

ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkının güvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi,

B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 37).

55. Anayasa'nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı,

kapsam itibariyle 4721 sayılı Kanun'da yer alan mülkiyet kavramı ile sınırlı

değildir (İhsan Vurucuoğlu,

B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 30). Başvurucular, çöken apartmanda bulunan ve

tapu dışı (harici satış) yoluyla aldıklarını belirttikleri dairelerde

oturduklarını, tapu kaydı bulunmamasına rağmen elektrik, su ve telefon

abonelikleri, seçmen kayıtlarına ilişkin fatura ve kayıtların bulunduğunu

belirtmişlerdir. Bu bakımdan, başvurucuların somut olay nedeniyle en azından

mal varlığı değerlerine ve bu değerdeki ekonomik azalmalara yönelik olarak

meşru beklentilerinin varlığı değerlendirilebilecektir.

56. Öte yandan, mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde kamusal

yarar ile bireysel yarar arasındaki adil denge korunmalıdır. Adil dengenin

korunması bir çok etkenle ilişkili olup kural olarak Sözleşme’ye

ek (1) No’lu Protokol’ün 1. maddesi usule ilişkin

güvenceleri içermese de, başvurucuya mülkiyet hakkına yapılan müdahaleye karşı

yetkili makamlar önünde ve uygulamada etkili bir hukuk yolu sağlanmalıdır.

57. Somut olayda, başvurucular Alkan 1 isimli apartmanın çökmesi

sebebiyle uğranılan zararların tazmini için ilk olarak Büyükşehir Belediyesi ve

Belediyeye başvurmuşlar, başvuruların reddi üzerine maddi ve manevi

zararlarının karşılanması için Diyarbakır 1. ve 2. İdare Mahkemelerinde tam

yargı davaları açmışlardır (bkz. §§ 18, 19). Mahkemelerce, sunulan bilgi ve

belgeler toplanmak ve deliller değerlendirilmek suretiyle davaların reddine

karar verilmiştir (bkz. § 20). Temyiz üzerine ekli listenin 23. satırında

belirtilen dosyada verilen kararın onanmasına, ekli listede yer alan diğer

dosyalarda verilen kararların ise bozulmasına karar verilmiş, bozma üzerine İlk

Derece Mahkemelerince verilen ilk kararlarda ısrar edilmesi üzerine bu

kararların temyiz incelemesini yapan Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca

ısrar kararları onanmış, karar düzeltme istemleri ise reddedilmiştir. Bu

kapsamda başvuruculara, mülkiyet hakkına yönelik müdahaleye karşı yetkili makamlar

önünde itiraz etme olanağının tanındığı değerlendirilmiştir.

58. Yine, başvurucular apartman dairelerinin kendilerine

aidiyetini gösteren bir kısım delillerin dikkate alınmaması, Belediye ve

Büyükşehir Belediyesinin kontrollerini ve gerekli denetimlerini yapmaması,

apartmanın yapı ruhsatına uygun hâle getirilmesi için çalışma başlatılmaması ve

mülkiyetin korunması hususunda pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmemesi

sebepleriyle apartman dairelerinin kaybından dolayı mülkiyet haklarının ihlal

edildiğinden şikâyet etmektedirler.

59. Somut olayda, İlk Derece Mahkemelerince yapılan yargılama

sonunda, sunulan deliller ve alınan bilirkişi raporları da değerlendirilmek

suretiyle, başvurucularca apartman dairelerine ait tapu kayıtlarının

sunulamadığı, zararın tazmini yönünden apartman daireleri ile başvurucular

arasındaki hukuki bağın tespit edilemediği, zararın başvuruculara ait olduğunun

ispatlanamadığı belirtilmiş; ayrıca apartmanın projesi ve ruhsatına aykırı

olarak yapıldığı, beton dayanımının düşük düzeyde olduğu ve betonun tekniğine

uygun dökülmediği, yapının ruhsata aykırı olacak şekilde üzerine ek dört kat

daha yapılmak suretiyle taşıyamayacağı yüklere maruz kaldığı, iskân ruhsatının

bulunmadığı, malzeme kalitesizliği sebebiyle yalnızca ruhsata aykırı katların

değil binanın tümünün yıkılması gerektiğinin tespit edildiği, binanın bu derece

yetersiz olmasında yapı müteahhitlerinin başlıca sorumlular olduğu, teknik

standartlara uygun olmayan, yetersiz ve kalitesiz malzeme kullanıldığı tespit

edilen binanın yıkılması yönünden idari faaliyet ve zarar arasında nedensellik

bağının bulunmadığı tespitlerine yer verilmiştir.

60. Öte yandan, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen

2007/2553 Soruşturma sayılı dosya kapsamına sunulduğu anlaşılan Diyarbakır

Üçüncü Noterliğince tanzim edilen 9/12/1992 tarihli ve N58121 sayılı kat

karşılığı inşaat sözleşmesine göre üç blok hâlinde toplam yetmiş iki dairenin

inşası için anlaşma yapıldığı ve yapı müteahhidinin A.A. olduğu, A.A.nın ifadesinde 1993 yılında arsa sahibi E.A. ile kat

karşılığı inşaat sözleşmesi yaptıklarını, bloklardan birini dört kat olarak

inşa edip diğerlerini bodrum katta bıraktığını ve inşa ettiği yerden beş

daireyi tapu dışı (harici) olarak satmasına rağmen bu daireleri bitirip teslim

edemediğini, bundan sonra İstanbul'a yerleştiğini, inşaata kardeşi ile beraber

başka kişilerce devam edilerek kendisinin inşa ettiği dört kat üzerine dört kat

daha çıkıldığını ve çöken apartmanın bu şekilde tamamlandığını belirtmiş,

benzer şekilde E.A. da ifadesinde, A.A. ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi

yaptıklarını kabul etmiştir. Yine bir kısım başvurucuların ifadelerinde

dairelerin A.A. ve E.A. dışında başka üçüncü kişilerce kendilerine satıldığının

ifade edildiği görülmüştür. E.A., Belediyeye verdiği 16/11/2006 tarihli

dilekçesinde kendisinin hâlihazırda taşınmazın maliki olmadığını, yeni malikin

M.A. olduğunu belirtmiş; Tapu Sicil Müdürlüğünün 22/11/2006 tarihli yazısı

ekinde sunulan tapu kayıtlarına göre arsa vasıflı taşınmazın 15/8/2006

tarihinde M.A.ya satıldığı anlaşılmıştır.

61. Genel olarak taşınmaz maliki ile yüklenici arasında, arsa

sahibinin üzerinde inşaat yapılacak arsanın belli bir payını tapuda yükleniciye

devretmesi karşılığında yüklenicinin de kendi malzemesi ile yapacağı inşaatın

bir bölümünü arsa sahibine verme borcunu yüklendiği kat karşılığı inşaat

sözleşmesi, karşılıklı edimler içeren ve iki tarafa borç yükleyen bir

sözleşmedir. Bu sözleşme kapsamında taşınmaz maliki ve yüklenicinin

birbirlerine karşı olan hak ve yükümlülükleri dışında kat karşılığı yapılmakta

olan inşaattan daire satın alan üçüncü kişilerin de bazı hakları bulunmaktadır.

Bu bakımdan üçüncü kişilerin kat karşılığı inşaat sözleşmesinin tarafları olan

yüklenici ve arsa sahibine karşı sahip oldukları hak ve yükümlülüklerin somut

olayın özellikleri dikkate alınmak suretiyle derece mahkemelerince

değerlendirilmesi mümkündür.

62. Bu durumda, başvurucuların uyuşmazlık konusu daireleri tapu

dışı (harici) olarak satın aldıklarını ve bu kapsamda sözleşme ilişkisi içinde

bulunduklarını iddia ettikleri kişilere karşı somut olayın özelliklerine göre

edimin ifası veya tazminat talepli olarak derece mahkemeleri önünde dava

açmaları mümkün olup mülkiyet hakkının ihlali iddiası yönünden dairelerin kaybı

sebebiyle uğranıldığı iddia edilen zararların tazmini amacıyla açılabilecek bu

davalarda sözleşmenin tarafların hak ve yükümlülüklerinin tartışılması,

mülkiyete ilişkin bilgi ve belgelerin irdelenmesi, başvurucuların sözleşme

ilişkisi içinde bulundukları kişilerce zararlarının aynen ifa veya tazminat

yoluyla giderilmesi de olasıdır.

63. Buna göre başvuruculara ihlal iddialarıyla ilişkili olarak

yetkili makamlar önünde itiraz etme olanağının tanınmış olması, başvurucularca

açılan tam yargı davalarında mülkiyet hakkının ihlali iddialarına ilişkin

olarak ortaya konulan bilgi, belge ve deliller kapsamında yapılan

değerlendirmeler, başvurucuların sözleşme ilişkisi içinde bulundukları kişilerden

olası zararlarının tazminine yönelik olarak başvurulabilecekleri hukuki yollar

dikkate alındığında başvurucuların mülkiyet hakkına yönelik bir ihlalin

olmadığı sonucuna varılmıştır.

64. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların mülkiyet hakkına

yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

65. Ekli tablonun 23. satırında bulunan dosya dışında kalan

diğer bireysel başvuru dosyalarına konu yargılamada başvurucular, Danıştay

İdari Dava Daireleri Kurulunun temyiz isteminin reddine ilişkin kararlarında

temyiz dilekçesinde belirtilen iddia ve itirazlarının karşılanmadığını

belirterek adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

66. Bakanlık görüş yazısında, adil yargılanma hakkına ilişkin

olarak gerekçeli karar hakkı yönünden Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına

ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağını

bildirmiştir.

67. Anayasa’nın 36.

ve 141. maddeleri uyarınca her türlü mahkeme kararının gerekçeli olması

gerekir. Ancak bu hak, yargılamada ileri sürülen tüm iddialara ayrıntılı

şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe

gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir (Mehmet Yavuz, B. No: 2013/2995, 20/2/2014,

§ 51). Kanun yolu incelemesi yapan merciin yargılamayı yapan Mahkemeyle aynı

sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına

yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterlidir (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,

§ 57).

68. Somut olayda İlk Derece Mahkemelerince tarafların iddia ve

savunmaları ile tüm dosya kapsamı dikkate alınarak davanın reddine karar

verilmiştir (bkz. § 20). Danıştay Altıncı Dairesi tarafından İlk Derece

Mahkemelerince verilen kararların bozulmasına karar verilmiş ise de İlk Derece

Mahkemelerinin aynı gerekçelerle verdikleri ilk kararlarda ısrar etmeleri

üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu ortak gerekçe ile verdiği

kararlarında İlk Derece Mahkemelerince verilen kararların gerekçelerine atıf

yaparak ve bu gerekçeleri kabul ederek ısrar kararlarını onamıştır (bkz. § 23).

Bu bakımdan Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararlarının gerekçesiz

olduğundan bahsedilemez.

69. Açıklanan nedenlerle gerekçeli karar hakkına yönelik bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan başvuruların bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

iii. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

70. Başvurucuların makul sürede yargılanma haklarının ihlal

edildiğine ilişkin iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olmaması ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmaması

nedeniyle başvuruların bu kısımlarının kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

71. Başvurucular, uğradıkları zararların tazmini talebiyle idari

yargıda açtıkları tam yargı davalarının yedi yılı aşkın sürede sonuçlandığını

ve bu sürenin makul olmadığını belirterek adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

72. Bakanlık görüş yazısında, adil yargılanma hakkına ilişkin

olarak makul sürede yargılanma hakkı yönünden Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş

sunulmayacağını bildirmiştir.

73. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamalar ile hukuk

sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince

“kamu hukuku” alanına dâhil olan ancak sonucu itibarıyla medeni

haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alan

davaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel

başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesince makul sürede yargılanma

hakkının adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olduğu kabul edilerek bir

davadaki yargılama süresinin makul olup olmadığının tespitinde davanın

karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların

yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla

sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağı

belirtilmiştir (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34-64; Selahattin

Akyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013, §§ 54-60).

74. Başvurulara konu davaların, daire sahibi olunduğu iddia

edilen apartmanın çökmesi nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararların

tazmini istemine ilişkin tam yargı davaları olduğu görülmektedir. Medeni hak ve

yükümlülükleri konu alan davalarda yargılama faaliyetinin makul süre

değerlendirmesi için başlangıcı, kural olarak uyuşmazlığı karara bağlayacak

yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı tarihtir (Güher Ergun ve diğerleri, § 50). Ancak idari yargıda dava

açılabilmesi için öncelikle idari makamlara başvurulmasının zorunlu olduğu

durumlar ile idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılmasını

sağlamak amacıyla idari makamlara yapılan başvurular üzerine açılan davalar

bakımından sürenin başlangıcı idareye başvuru tarihi olup somut başvurular

açısından bu tarih 26/4/2007’dir.

75. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Somut başvurularda ekli

listenin 23. satırında yer alan başvuru açısından sürenin bitiş tarihi,

başvurucunun karar düzeltme talebinin Danıştay Altıncı Dairesince reddedildiği

24/12/2014, diğer başvurular açısından ise karar düzeltme taleplerinin Danıştay

İdari Dava Daireleri Kurulunca reddedildiği 9/6/2014’tür.

76. Başvurulara konu yargılama süreçlerinin incelenmesinde ilk

olarak 26/4/2007tarihinde zararların karşılanması istemiyle idareye

başvurulduğu, istemin reddi üzerine Diyarbakır 1. ve 2. İdare Mahkemelerinde

açılan tam yargı davalarında Mahkemelerce ekli tablonun (D) sütununda

belirtilen tarihlerde, 2008 yılı içinde davaların reddine karar verildiği,

temyiz üzerine ekli listenin 23. satırında belirtilen başvuruya konu dava

dosyasının dört yıla, diğer başvurulara konu dava dosyalarının ise iki yıla

yakın süre Danıştayda temyiz incelemesinde beklediği

ve nihai olarak ekli listenin 23. satırında belirtilen dosya yönünden

24/12/2014 tarihinde, diğer dosyalar yönünden ise 9/6/2014 tarihinde karar

düzeltme taleplerinin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

77. Başvuruların değerlendirilmesi sonucunda başvurulara konu

davaların, hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,

delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterler dikkate

alındığında karmaşık olmaktan uzak oldukları anlaşılmıştır. Başvurucuların

tutum ve davranışlarıyla ve usule ilişkin haklarını kullanırken özensiz

davranmalarıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep oldukları da söylenemez.

Dolayısıyla somut başvurular açısından farklı karar verilmesini gerektirecek

bir yön bulunmadığı, makul sürede yargılanma hakkı kapsamında dikkate alınması

gereken ve ekli tablonun (F) sütununda her bir başvuru için ayrı ayrı tespit

edilmiş olan toplam 7 yıl 1 ay ve 7 yıl 8 aylık sürelerde makul olmayan bir

gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

78. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

79. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

80. Başvurucular, hak ihlalinin tespiti ile apartmanın yıkılması

sebebiyle daire bedellerinin tespit edilerek ödenmesi, tespit edilememesi

hâlinde ise 150.000 TL maddi tazminat, uzun süren yargılama sebebiyle 10.000 TL

maddi tazminat, apartmanın yıkılması ve uzun yargılama sebebiyle 400.000 TL

manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuşlardır.

81. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

82. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvuruculara ekli tablonun (G) sütununda gösterilen manevi tazminatların net

olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

83. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucuların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zarar ile tespit edilen

ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucuların bu konuda herhangi bir

belge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat taleplerinin reddine karar

verilmesi gerekir.

84. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucular Abdülkerim Demircan, Hüseyin Ayçiçek ve Ali

Ergin dışında kalan diğer başvuruculara ayrı ayrı ödenmesine ve 1.800 TL

vekâlet ücretinin Abdülkerim Demircan, Hüseyin Ayçiçek ve Ali Ergin dışında

kalan diğer başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Ekli tablonun (B) sütununun 7., 13. ve 19. sıralarında

belirtilen başvurucular Abdülkerim Demircan, Hüseyin Ayçiçek ve Ali Ergin

yönünden yapılan başvuruların başvuru

hakkının kötüye kullanılması nedeniyle REDDİNE,

B. Ekli tablonun (B) sütununda belirtilen diğer başvurucular

yönünden;

1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma haklarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Başvuruculara, ekli tablonun (G) sütununda gösterilen

miktarlarda net manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin

REDDİNE,

E. 206,10 TL harcın Abdülkerim Demircan, Hüseyin Ayçiçek ve Ali

Ergin dışında kalan diğer başvuruculara AYRI AYRI, 1.800 TL vekâlet ücretinin

Abdülkerim Demircan, Hüseyin Ayçiçek ve Ali Ergin dışında kalan başvuruculara

MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 83. maddesi uyarınca 1.000 TL disiplin para

cezasının Avukat Barış YAVUZ'dan TAHSİLİNE,

H. Kararın bir örneğinin Diyarbakır Barosu Başkanlığına

GÖNDERİLMESİNE

I. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

17/11/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Rıdvan GÜLEÇ

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Fatma

KARAMAN ODABAŞI

Başvurucular

:

Harun YALÇIN

ve diğerleri [Bkz. ekli tablonun (B) sütunu]

Vekili

:

Av. Barış

YAVUZ

Sıra

A

B

C

D

E

F

G

Başvuru

Numarası

Başvurucu

ve

T.C.

Kimlik No

Dava

Tarihi

Yerel Mahkeme Karar Tarihi (1) ve Numarası

Yerel Mahkeme Karar Tarihi (2)

İdari ve Yargısal

Süreçte Geçen Toplam Süre

Hükmedilen

NET Manevi Tazminat

1

2014/15254

Harun Yalçın

6/7/2007

27/5/2008

E. 2007/1031

K. 2008/761

23/3/2011

7 yıl

1 ay

6. 000 TL

2

2014/15255

Nimet Türk

6/7/2007

22/5/2008

E. 2007/1018

K. 2008/861

4/3/2011

7 yıl

1 ay

6. 000 TL

3

2014/15256

Recep Teyfur

6/7/2007

22/5/2008

E. 2007/1020

K. 2008/863

24/5/2011

7 yıl

1 ay

6. 000 TL

4

2014/15257

Sabiha Demir

6/7/2007

27/5/2008

E. 2007/1038

K. 2008/768

16/5/2011

7 yıl

1 ay

6. 000 TL

5

2014/15258

Mehmet Zülfi Güzel

6/7/2007

27/5/2008

E. 2007/1039

K. 2008/769

23/3/2011

7 yıl

1 ay

6. 000 TL

6

2014/15259

Seyran Sünbül

6/7/2007

22/5/2008

E. 2007/1016

K. 2008/859

24/5/2011

7 yıl

1 ay

6. 000 TL

7

2014/15260

Abdülkerim Demircan

6/7/2007

22/5/2008

E. 2007/1014

K. 2008/857

24/5/2011

-

-

8

2014/15261

Ahmet Aşkın

6/7/2007

22/5/2008

E. 2007/1027

K. 2008/870

24/5/2011

7 yıl

1 ay

6. 000 TL

9

2014/15262

Fesih Kahraman

6/7/2007

27/5/2008

E. 2007/1042

K. 2008/772

4/3/2011

7 yıl

1 ay

6. 000 TL

10

2014/15263

Hanifi Özcan

6/7/2007

22/5/2008 E.2007/1015

K. 2008/858

24/5/2011

7 yıl

1 ay

6. 000 TL

11

2014/15264

Nasrettin Erdoğan

6/7/2007

22/5/2008

E. 2007/1024

K. 2008/867

24/5/2011

7 yıl

1 ay

6. 000 TL

12

2014/15265

Emine Yavuz

6/7/2007

27/5/2008

E. 2007/1041

K. 2008/771

23/3/2011

7 yıl

1 ay

6. 000 TL

13

2014/15266

Hüseyin Ayçiçek

6/7/2007

22/5/2008

E. 2007/1022

K. 2008/865

24/5/2011

-

-

14

2014/15267

Hatip Erten

6/7/2007

22/5/2008

E. 2007/1021

K. 2008/864

24/5/2011

7 yıl

1 ay

6. 000 TL

15

2014/15269

Kemal Abdukaya

6/7/2007

22/5/2008

E. 2007/1019

K. 2008/862

24/5/2011

7 yıl

1 ay

6. 000 TL

16

2014/15270

Hüseyin Akyol

6/7/2007

27/5/2008

E. 2007/1040

K. 2008/770

23/3/2011

7 yıl

1 ay

6. 000 TL

17

2014/15271

Burhan Baytok

6/7/2007

27/5/2008

E. 2007/1030

K. 2008/760

16/5/2011

7 yıl

1 ay

6. 000 TL

18

2014/15272

Orhan Malkoç

6/7/2007

27/5/2008

E. 2007/1043

K. 2008/773

16/5/2011

7 yıl

1 ay

6. 000 TL

19

2014/15273

Ali Ergin

6/7/2007

27/5/2008

E. 2007/1032

K. 2008/762

4/3/2011

-

-

20

2014/15274

Mikail Abdukaya

6/7/2007

22/5/2008

E. 2007/1017

K. 2008/860

24/5/2011

7 yıl

1 ay

6. 000 TL

21

2014/15275

Mahmut Sezgin

6/7/2007

22/5/2008

E. 2007/1026

K. 2008/869

24/5/2011

7 yıl

1 ay

6. 000 TL

22

2014/15276

Hüsnü Ecer

6/7/2007

27/5/2008

E. 2007/1035

K. 2008/765

16/5/2011

7 yıl

1 ay

6. 000 TL

23

2015/4164

Müzeyyen Fidan

24/7/2007

10/10/2008

E. 2007/1151

K. 2008/1877

- 7 yıl 8 ay 7. 000 TL

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/15254, 17 Kasım 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34-64; Selahattin
  12. B. Ekli tablonun (B) sütununda belirtilen diğer başvurucular
  13. D. Başvuruculara, ekli tablonun (G) sütununda gösterilen
  14. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  15. H. Kararın bir örneğinin Diyarbakır Barosu Başkanlığına
  16. Gönderilmesine
  17. I. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Necipoğlu
  19. Hakyemez
  20. Karaman Odabaşı
  21. Yavuz
  22. A
  23. B
  24. C
  25. D
  26. E
  27. F
  28. G
  29. E. 2007/1031
  30. K. 2008/761
  31. E. 2007/1018
  32. K. 2008/861
  33. E. 2007/1020
  34. K. 2008/863
  35. E. 2007/1038
  36. K. 2008/768
  37. E. 2007/1039
  38. K. 2008/769
  39. E. 2007/1016
  40. K. 2008/859
  41. E. 2007/1014
  42. K. 2008/857
  43. E. 2007/1027
  44. K. 2008/870
  45. E. 2007/1042
  46. K. 2008/772
  47. K. 2008/858
  48. E. 2007/1024
  49. K. 2008/867
  50. E. 2007/1041
  51. K. 2008/771
  52. E. 2007/1022
  53. K. 2008/865
  54. E. 2007/1021
  55. K. 2008/864
  56. E. 2007/1019
  57. K. 2008/862
  58. E. 2007/1040
  59. K. 2008/770
  60. E. 2007/1030
  61. K. 2008/760
  62. E. 2007/1043
  63. K. 2008/773
  64. E. 2007/1032
  65. K. 2008/762
  66. E. 2007/1017
  67. K. 2008/860
  68. E. 2007/1026
  69. K. 2008/869
  70. E. 2007/1035
  71. K. 2008/765
  72. E. 2007/1151
  73. K. 2008/1877
  74. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/15254
Tarih
17 Kasım 2016

İlgili Kararlar

  • Ahmet Kıymaz Başvurusu (B. No: 2014/11771)
  • Abdulmenaf Akman Başvurusu (B. No: 2014/1001)
  • İsmail Temur Başvurusu (B. No: 2014/10337)
  • Kemal Altun Başvurusu (B. No: 2014/4747)
  • Osman Gümüşcü Başvurusu (B. No: 2014/12826)
  • Mehmet Nuri Kıran ve Maşallah Yağan Başvurusu (B. No: 2014/2648)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.