İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hrant Dink Vakfı Başvurusu (B. No: 2021/29443)

1. Başvuru, gerçekleştirilmesi planlanan bir etkinliğin

Başvuru No2021/29443Tarih12 Haziran 2024Okuma30 dk · 6.016 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hrant Dink Vakfı Başvurusu

Karar tarihi
12 Haziran 2024
Başvuru Numarası
2021/29443
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.016 kelime·30 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gerçekleştirilmesi planlanan bir etkinliğin

hukuka aykırı olarak yasaklanmasının başvurucunun toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/7/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu Hrant Dink Vakfı (Vakıf), 2007 yılında

İstanbul'da kurulmuş olan ve tüzel kişiliği bulunan bir vakıftır. Kuruluş

belgesine göre Vakıf; toplumda ekonomik, sosyal ve kültürel olarak güvenli ve

sağlıklı bir ortamın ve demokratik yurttaşlık bilincine sahip kültürel

çeşitliliğe ve farklılıklara saygılı bireylerin gelişmesine katkıda bulunmayı

amaçlamaktadır. Vakıf; bu amaç doğrultusunda faaliyetlerini kültürler arası

diyaloğun artması, her türlü ayrımcılığın giderilmesi, kuşaklar arası

iletişimin iyileştirilmesi, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, eğitim ve

iletişim olanaklarının artırılması, toplumda barış ve uzlaşma kültürünün

benimsenmesi ve sürdürülebilir kalkınma anlayışıyla yoksulluğun azaltılması ve

özellikle çocuklar, gençler, engelliler ve kadınlar gibi dezavantajlı

kesimlerin yaşam kalitelerinin iyileştirilmesi yönünde programlar geliştirmek

ve hizmetler sunmak olarak belirlemiştir.

6. Vakıf 18-19 Ekim 2019 tarihlerinde Kayseri'de"Kayseri

ve Çevresi: Toplumsal, Ekonomik ve Kültürel Değişimin 100 Yılı, 1850-1950"

konulu bir konferans düzenlemek istemiştir. Vakıf bu amaçla Marmara

Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi, Nebraska Üniversitesi, Harvard Üniversitesi,

California Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi, İllionis Üniversitesi, Paris

Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi öğretim elemanlarından oluşan bir komite

tertip etmiş; söz konusu komite başta Türkiye olmak üzere Amerika, Fransa,

Yunanistan ve Ermenistan'dan yirmiden fazla bilim insanının başvurusunu kabul

etmiştir.

Tebliğlerden bazılarının başlıkları şöyledir:

"Kıtlık Günlerinde Kayseri ve

Talas: Bartlett Ailesinin Günlükleri (1873–1875)", "20.

Yüzyılda Tomarza Ermenileri: Bir Aile Arşivinin ‘Küresel Mikrotarihi’",

"Şer’iyye Sicillerine Göre 19. Yüzyılın Son Yıllarında Kayseri’de Aile

Yapısı", "19. Yüzyılın İlk Yarısında Osmanlı’da Merkezi ile

Taşra Arasındaki İktidar İlişkileri ve Yerel Demografi: Bereketli Madeni

Örneği", "Şiddet ve Sermaye: 1900’lerin Başında Kayseri Bölgesindeki

Halı Üretimi Üzerine Yeniden Düşünmek", "Kilikya Katliamı Öncesinde

ve Esnasında Kayseri’de Etno-Dinsel İlişkiler", "1909 Adana Olayları

ve Kayseri Sancağı", "Osmanlı Ermenileri, Kayseri’deki Amerikalı

Misyonerler ve Zekai Apaydın", "Unutulmuşluktan Hatırlanmaya: Güney

Ürdün’deki Ermeni Kadınların Dinî İnancı ve Aşiret Yapısı",

"Osmancılıktan Helenizme: Karamanlı Rum Kimliği ve Rumlar Arasındaki

İdeolojik Yönelimler (1850–1923)", "Kapadokya’nın Protestan

Rumları","Toprak Türk’ün, Taş Rum’un: 1850 Yılında Kayseri’deki Ayios

Nikolaos Rum Ortodoks Kilisesi’nin Yeniden İnşası Konusunda Rumlar ile

Ermeniler Arasında Yaşanan Çatışmalar", "Kayseri’de Ermenilerin

Eğitim Hayatı", "Muhalif Bir Osmanlı Entelektüeli: Teodor

Kasap", "Sersem Kocanın Kurnaz Karısı ya da Yorgaki Dandini’den

Himmet Ağa’ya Bir Dönüşüm Hikâyesi"

7. Başvurucu Vakfın yetkilileri Kayseri Valiliğini

(Valilik) ziyaret ederek bilgilendirmek için 9/9/2019 tarihinde randevu

talebinde bulunduğunu ifade etmiştir. Başvurucu'nun iddia ettiğine göre,

Valilik bu talebe uzun süre cevap vermemiş, 23/9/2019 tarihinde Kayseri Vali

yardımcısı N.A, anılan konferansın yapılmasının uygun olmadığını şifahen Vakfa

iletmiştir. Başvurucu Vakıf, 27/9/2019 tarihinde konferans gerçekleştirme

talebini Valiliğe yazılı olarak bildirmiştir. Anılan yazıda konferans amacının,

Türkiye'nin farklı kentlerinde yaşanan toplumsal, ekonomik, politik ve kültürel

değişimlerin anlaşılması ve bu konuda yapılan yeni çalışmaların duyurulması

hedeflendiği açıklanmıştır. Bu amaçla yapılacak konferans sonunda konuşmaların

kalıcı hale getirilmesi ve yeni araştırmalara kaynak sağlanması amacıyla

sunumların kitaplaştırılacağı da ifade edilmiştir. Daha önce de birçok ilde

gerçekleştirildiğini ve pek çok yabancı ülke bilim komitelerinin de bu konferansa

katıldığını belirten başvurucu, etkinliğin bu seferinde Kayseri'de

gerçekleştirmek istediğini iletmiştir.

8. 1/10/2019 tarihlinde Valilik 6/10/1983 tarihli ve 2911

sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun 17. maddesi,2911 sayılı

Kanun'un Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 23. maddesi ile 10/6/1949 tarihli ve

5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 11. maddesinin (A) ve (C) fıkraları uyarınca

yapılması planlanan konferansı il sınırları içerisinde süresiz şekilde

yasaklamıştır. Yasaklama gerekçesinde, konferansa katılacak bir akademisyenin

yapmayı planladığı sunumunun konu başlıklarının Vakfın amaçlarına uygun

olmadığını, bu nedenle kamu güvenliğine ve suç işleneceğine dair açık ve yakın

tehlike yaratacağını değerlendirmiştir.

Anılan yasaklama kararının ilgili kısmı şöyledir :

" Valiliğimize yapılan

bilgilendirmeler ile Hrant Dink Vakfı resmi internet sitesinde 18-19 Ekim 2019

tarihlerinde ilimizde 'Kayseri ve Çevresi: Toplumsal, Ekonomik ve Kültürel

Değişimin 100 Yılı, 1850-1950' konulu Panel-Konfrans düzenleneceği

anlaşılmıştır.

...

Mezkur Vakfın internet sitesinde,

planlanan konferansın akademik komitesinde yer alan [B.A] isimli akademisyenin,

Emniyet Müdürlüğümüze verdiği konferans konu başlıklarının: 'Kayseri'den çölün

kenarına sürgünler, soykırımın tarihçesi, Kayseri bölgesinde Ermenilerin sürgün

sürecinin hazırlanması, 1909 Adana katliamı ve Kayseri'ye etkileri, Kilikya

katliamı sırasında ve öncesinde Kayseri'deki etnik ilişkiler' şeklinde olduğu

görülmüştür.

Bu konuların yukarıda belirtilen vakıf

amaçlarına uygun olmadığı bu nedenle kamu güvenliğine ve suç işleneceğine dair

açık ve yakın tehlikeleri ortaya çıkaracağı değerlendirilmiştir.

Düzenlenmek istenilen panel-konferansın

... maddesine istinaden ilimiz sınırları içerisinde sair yer ve zamanlarda

yapılmasının YASAKLANMASI, ilgili mevzuatlar kapsamında belirtilen emir ve

yasaklara uymayanlar hakkında gerekli yasal işlemlerin yapılması..."

9. Başvurucu 20/11/2020 tarihinde yasaklama işleminin

iptali talebiyle Kayseri 2. İdare Mahkemesine (İdare Mahkemesi) dava açmıştır.

Başvurucu dava dilekçesinde; planlanan konferansın vakfın amacına uygun

olduğunu, etkinliğin2911 sayılı Kanun'daki "istisnalar"

kapsamında olup anılan Kanun hükümlerine tabi olmadığını, yasaklama

gerekçesinde yer alan konunun sunum yapılacak başlıklar arasında yer almadığını

iddia etmiştir. Ayrıca yasaklamaya dayanak konu başlığının bilimsel bir

toplantıda tartışılmasının kamu düzenini ne şekilde tehlikeye düşüreceğinin

idarece somut olarak ortaya konulmadığını belirtmiştir. Bunun yanında

başvurucu; amaç, yetki ve sebep unsuru yönünden hukuka aykırı olan süresiz

yasaklama kararı ile Vakfın Anayasa ve yasalarla güvence altına alınan

haklarının kullanılamaz hâle getirildiğini ve ifade özgürlüğünün ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

10. İdare Mahkemesi 26/2/2020 tarihinde işlemin iptaline

ilişkin davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinde; sunum yapılacak konu başlığının

Vakfın amacına uygun olup olmadığı ile kamu güvenliğine ve suç işleneceğine

dair açık ve yakın tehlikeye neden olup olmayacağı yönünden idari işlem

değerlendirilmiştir. Kararda, "Soykırımın Tarihçesi, 1909 Adana

Katliamı, Kilikya Katliamı" şeklindeki konu başlıklarının Vakfın

amaçları arasında yer alan kültürler arası diyaloğun artması, her türlü

ayrımcılığın giderilmesi ve toplumda barış ve uzlaşma kültürünün benimsenmesi hedefleriyle

örtüşmediği aksine kültürler arası diyaloğun azalmasına, ayrımcılığa ve

toplumdaki barış ve uzlaşma kültürünün olumsuz etkilenmesine sebebiyet vereceği

ifade edilmiştir. Ayrıca, soykırım ve katliamın

gerçekleştirildiğinin kabulü için tarihsel ve hukuksal yönden tespitin

varlığının şart olduğu ve bu yönde bir tespitin bulunmadığı belirtilmiş,

gerçekleştirilmesi planlanan konferansın konu başlıklarının Vakfın amacına

hizmet etmediği kabul edilmiştir. Öte yandan İdare Mahkemesi, anılan isnatlarla

yapılacak konferansın ve konferans sonrasında hazırlanacak sonuç bildirgesinin

kamuoyuna yansıması hâlinde şiddet olaylarına sebebiyet vereceğini ve kamu

düzeninin bozulmasının muhtemel olduğunu değerlendirmiştir. Kararda, idarenin

sadece belirtilen konu başlıkları ile yapılacak konferansı yasakladığı bu

nedenle Vakfın faaliyetlerinin kısıtlanması anlamına gelmediği belirtilerek

idarenin kanuni yetkisi kapsamındaki işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.

Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...Bakılan davada, dava konusu

işlemin, planlanan konferansın akademik komitesinde yer alan B.A. adlı

akademisyen tarafından Kayseri İl Emniyet Müdürlüğü'ne verilen, yapılacak

konferansa ait "Kayseri'den çölün kenarına sürgünler, soykırımın

tarihçesi, Kayseri bölgesinde Ermenilerin sürgün sürecinin hazırlanması, 1909

Adana katliamı ve Kayseri'ye etkileri, Kilikya katliamı sırasında ve öncesinde

Kayseri'deki etnik ilişkiler" şeklindeki konu başlıklarının, Vakfın

amacına uygun olmadığı ve kamu güvenliğine ve suç işleneceğine dair açık ve

yakın tehlikeleri ortaya çıkaracağı gerekçeleri ile tesis edildiği

görüldüğünden, bu kapsamda her bir gerekçe yönünden yapılacak değerlendirme

ışığında uyuşmazlık irdelendiğinde;

1-Konu başlıklarının Vakfın amacına

aykırılığı yönünden; Hrant Dink Vakfı'nın Amacının (Vakıf Senedi 3. Madde):

"Vakıf, toplumda ekonomik, sosyal ve kültürel olarak güvenli ve sağlıklı

bir ortamın ve demokratik yurttaşlık bilincine sahip, kültürel çeşitliliğe ve

farklılıklara saygılı bireylerin gelişmesine katkıda bulunmayı amaçlar. Bu

kapsamda, kültürler arası diyaloğun artması, her türlü ayrımcılığın

giderilmesi, kuşaklar arası iletişimin iyileştirilmesi, toplumsal cinsiyet

eşitliğinin sağlanması, eğitim ve iletişim olanaklarının artırılması, toplumda

barış ve uzlaşma kültürünün benimsenmesi ve sürdürülebilir kalkınma anlayışıyla

yoksulluğun azaltılması ve özellikle çocuklar, gençler, özürlüler ve kadınlar

gibi dezavantajlı kesimlerin yaşam kalitelerinin iyileştirilmesi yönünde

programlar geliştirir ve hizmetler sunar." olarak belirlendiği, yukarıda

yer verilen soykırımın tarihçesi,1909 Adana katliamı, Kilikya katliamı gibi

konu başlıklarına yer verilmek suretiyle yapılacak olan konferansın, yukarıda

yer verilen Vakfın amaçları arasında yer alan kültürler arası diyaloğun

artması, her türlü ayrımcılığın giderilmesi ve toplumda barış ve uzlaşma

kültürünün benimsenmesi hedefleriyle örtüşmediği, bilakis amaçlanan hedefin

aksine, kültürler arası diyaloğun azalmasına, ayrımcılığa ve toplumdaki barış

ve uzlaşma kültürünün olumsuz yönde etkilenmesine sebebiyet vereceği, kaldı ki

katliam ve soykırım ifadeleri ile uluslararası mevzuat ile de suç olarak kabul

edilen unsurlara işaret edildiği, soykırım suçunun maddi- manevi unsurlarına ve

tanımına, Birleşmiş Milletlerde 9 Aralık 1948 tarihinde 260 A (III) sayı ile

kabul edilen Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesinin 2.

maddesinde yer verildiği, Sözleşmenin 2.maddesine göre:

'Bu Sözleşme bakımından,

• ulusal,

• etnik,

• ırksal veya dinsel bir grubu

• veya o gruba mensup olanların tümünü

veya bir kısmını

• yok etmek kastıyla öldürmek gibi ...

fiillerden herhangi birinin, soykırım suçunu oluşturacağının düzenlendiği,

katliam kelimesinin de benzer bir şekilde topluca öldürme, toplu kırım anlamına

geldiği, her iki fiilin de ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grup aleyhine

gerçekleştirildiğinin kabulü için, gerek tarihsel gerekse hukuksal yönden bir

tespitin var olmasının gerektiği, konu başlıklarında yer alan bahse konu

soykırım ya da katliam isnatları ile ilgili olarak bu yönde bir tespitin var

olmadığı, bu kapsamda da yapılacak olan konferansa ait konu başlıklarının,

Vakfın amacı ile paralellik arz etmediği değerlendirildiğinden; dava konusu

işlemde bu gerekçe yönünden hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.'

2- Konu başlıklarının kamu güvenliğine

ve suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlikeleri ortaya çıkaracağı yönünden;

Yukarıda 1 nolu gerekçe başlığı altında yapılan değerlendirmelerde de yer

verildiği üzere, katliam ve soykırım isnatları ile yapılacak konferansın, gerek

konferans öncesi ve esnasında gerekse konferans sonrasında hazırlanacak sonuç

bildirgesinin kamuoyuna yansıması sonrasında şiddet olaylarına sebebiyet

vermesinin olası olduğu, bu yönüyle kamu düzeni ve genel sağlığının

bozulabileceği, gerek toplumun, gerekse konferans katılımcılarının korunması

amacıyla ve yasal düzenlemelerin tanıdığı yetki çerçevesinde davalı idarece tesis

edilen dava konusu işlemde, bu gerekçe yönünden de hukuka ve mevzuata aykırılık

bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Diğer taraftan davacı tarafça, planlanan

konferansta sunulacak tebliğlerin konu başlıkları arasında, davalı idare

yazısında belirtilen konu başlığını taşıyan bir sunum bulunmadığı iddia edilmiş

ise de; davacı tarafça dava dilekçesi ekinde (ek:7) sunulan konferans programı

incelendiğinde; panelin 18 Ekim tarihli 3. oturumundaki konu başlıklarından

birinin "Genevieve Du Val Irvin-Soykırımın Vakanüvisi" olduğu, 4.

oturumundaki başlıklarından birinin ise "Kilikya Katliamı Öncesinde ve

Sırasında Kayseri'de Etnik İlişkiler" olduğu anlaşıldığından, davacı

tarafın bu yöndeki iddiasına itibar edilmemiştir.

Öte yandan; dava konusu işlemle

getirilen süresiz yasaklama kararı nedeniyle Vakfın Anayasa ve yasalarla

güvence altına alınan haklarının kullanılamaz hale geldiği ve başta ifade

özgürlüğü olmak üzere, toplanma ve örgütlenme, fikir edinme ve akademik

özgürlük gibi çok sayıda özgürlüğün ihlal edildiği iddia edilmiş ise de; dava

konusu işlemle bahse konu konu başlıkları ile yapılacak konferansın sair yer ve

zamanda yapılmasının yasaklandığı, yasaklama kararının genel olarak Vakfın

faaliyetlerinin kısıtlanması sonucunu doğurmadığı değerlendirildiğinden, bu

yöndeki davacı taraf iddialarına da itibar edilmemiştir.

..."

11. Başvurucu, davanın reddine ilişkin karara karşı

istinaf talebinde bulunmuştur. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava

Dairesi 19/3/2021 tarihinde istinaf başvurusuna konu mahkeme kararının

kaldırılması nedeni bulunmadığından istinaf talebini kesin olarak reddetmiştir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

12. 2911 sayılı Kanun'un "Amaç ve kapsam "

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Bu Kanun; toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller

ile gerçek ve tüzelkişilerin düzenleyecekleri toplantı ve gösteri

yürüyüşlerinin yerini, zamanını, usul ve şartlarını, düzenleme kurulunun görev

ve sorumluluklarını, yetkili merciin yasaklama ve erteleme hallerini, güvenlik

kuvvetlerinin görev ve yetkileri ile yasakları ve ceza hükümlerini düzenler."

13. 2911 sayılı Kanun'un "İstisnalar"

kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:

"Aşağıda belirtilen toplantı ve faaliyetler bu

Kanun hükümlerine tabi değildir.

a) Siyasi partilerin, kamu kurumu niteliğindeki meslek

kuruluşlarının, sendikaların, vakıfların, derneklerin, ticari ortaklıkların ve

diğer tüzel kişilirin özel kanunlarına ve kendi tüzüklerine göre yapacakları

kapalı yer toplantıları,

...

c) Spor faaliyetleri ile bilimsel, ticari ve ekonomik

amaçlarla yapılan toplantılar,

..."

14. 2911 sayılı Kanun'un "Toplantının ertelenmesi

veya bazı hâllerde yasaklanması" kenar başlıklı 17. maddesi şöyledir:

"Bölge valisi, vali veya kaymakam,

millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve

genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla

belirli bir toplantıyı bir ayı aşmamak üzere erteleyebilir veya suç

işleneceğine dair açık ve yakın tehlike mevcut olması hâlinde

yasaklayabilir."

15. 5442 sayılı Kanun'un 11. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"A) Vali, il sınırları içinde

bulunan genel ve özel bütün kolluk kuvvet ve teşkilatının amiridir. Suç

işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için gereken tedbirleri

alır. Bu maksatla Devletin genel ve özel kolluk kuvvetlerini istihdam eder, bu

teşkilat amir ve memurları vali tarafından verilen emirleri derhal yerine

getirmekle yükümlüdür.

....

C) İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi

dokunulmazlığının, tasarrufa müteaallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması

ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve görevlerindendir.(Ek cümle:

25/7/2018-7145/1 md.) Bunları sağlamak için vali gereken karar ve tedbirleri

alır.

(Ek paragraf: 25/7/2018-7145/1

md.)Vali, kamu düzeni veya güvenliğinin olağan hayatı durduracak veya kesintiye

uğratacak şekilde bozulduğu ya da bozulacağına ilişkin ciddi belirtilerin

bulunduğu hâllerde on beş günü geçmemek üzere ildeki belirli yerlere girişi ve

çıkışı kamu düzeni ya da kamu güvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler

için sınırlayabilir; belli yerlerde veya saatlerde kişilerin dolaşmalarını,

toplanmalarını, araçların seyirlerini düzenleyebilir veya kısıtlayabilir ve

ruhsatlı da olsa her çeşit silah ve merminin taşınması ve naklini

yasaklayabilir."

B. Uluslararası

Hukuk

16. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ifade

özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardandır. AİHM,

ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında ifade özgürlüğünün toplumun ilerlemesi ve

bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini teşkil ettiğini

vurgulamıştır. AİHM'e göre 10. maddenin ikinci paragrafı saklı tutulmak üzere

ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız ya da

ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil incitici, şoke

edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Bu, yokluğu

hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun,

hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. AİHM, 10. maddede güvence altına

alınan bu hakkın bazı istisnalara tabi olduğunu ancak bu istisnaların dar

yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasının ikna edici olması gerektiğini

vurgulamıştır (benzer kararlar için bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B.

No: 5493/72, 7/12/1976, § 49; Von Hannover/Almanya (No. 2), B.

No: 40660/08, 60641/08, 7/2/2012, § 101).

17. AİHM, Chauvy ve diğerleri/Fransa (B. No:

64915/01, 29/6/2004, § 69), kararında tarihsel olgular ve olguların

yorumlanmasına ilişkin görüşünü ortaya koymuştur. Buna göre -Yahudi

soykırımı gibi tarihî gerçekliğin açıkça ortaya konduğu kategori dışında yer

alan durumlarda- tarihî hakikat arayışının ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir

parçası olduğu belirtilmiştir. AİHM, geçmişte yaşanmış olaylar ve bu olayların

yorumlanmasına ilişkin tarihçiler arasında süregelen tartışmaların bir parçası

olan temel tarihsel sorunları tahkim etmenin Mahkemenin görevi olmadığını ifade

etmiştir.

18. AİHM, Perinçek/İsviçre (B. No:27510/08,

15/1/2015, § 102, §§ 226-282, §§ 271-280) kararında, başvurucu olan Türk

siyasetçinin İsviçre'de verdiği konferanslarda, Osmanlı İmparatorluğu'nun

Ermeni halkına yönelik soykırım gerçekleştirdiği iddialarını yalanlaması

nedeniyle verilen cezayı Sözleşme'nin 10. maddesi kapsamında inceleyerek ihlal

kararı vermiştir. İsviçre mahkemesi, başvurucunun soykırım iddiasına ilişkin

olarak İsviçre'deki yerleşik görüşten farklı bir görüşünü dile getirdiği için

mahkûmiyet kararı vermiştir. AİHM, Ermeni halkına yönelik 1915 tarihinde

uygulanan tehcirin ve mallara el konulmasının "soykırım" olup

olmadığını belirleme görevinin olmadığını vurgulamış ve ayrıca hukuken bu

şekilde bir yetkisinin de bulunmadığını açıklamıştır. Somut olayda ifade

hürriyetinin ihlali sonucuna varırken AİHM; başvurucunun ifadelerinin kamuoyunu

ilgilendiren bir konuyla ilgili olduğunu, bir nefrete veya hoşgörüsüzlüğe

teşvik niteliğinde olmadığını, ilgili ülkede konuya dair artan bir gerilimin

veya belirli bir tarihi izin bulunmadığını ve sözlerin dile getirildiği bağlamı

dikkate almıştır. Ayrıca söz konusu ifadelerin ilgili ülkede yaşayan Ermeni

toplum mensuplarının onurunu, ceza yaptırımı gerektirecek nitelikte

etkilemediğini gözeterek bu şekildeki bir müdahaleyi gerekli görmemiştir.

19. AİHM Güçlü/Türkiye (B. No:27690/0, 10/2/2019)

kararında, başvuranın"demokrasi ve Kürt sorunu" başlıklı bir

toplantıda 1915 yılında bir Ermeni soykırımı yapıldığına yönelik konuşması

nedeniyle verilen mahkûmiyetine ilişkin başvuruyu inceleyerek ifade

hürriyetinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Başvurucu, Türkiye Cumhuriyeti

topraklarında yaşayan veya yaşamış olan Ermeni ve Kürt halkını başlı başına

ulusal bir halk olarak nitelendirmiş ve bu iki halktan 1915’te önce Ermenilerin

ve daha ileri tarihlerde de Kürtlerin "zorla kendi topraklarından

uzaklaştırıldıklarını" iddia etmiştir. Konuşmasında söz konusu iki

halkın başına gelenlerin benzerliğine dikkat çeken başvurucu, kendisini

dinleyenlere önce "Ermenilere yapılan haksızlığı" kabul

etmeleri gerektiğini, ziraiddiasına göre "Kürt sorununu"

çözmek için bunun bir ön şart olduğunuileri sürmüştür. İhtilaflı söylemin

içeriğini ve anlatım tarzını daha iyi analiz edebilmeye yönelik AİHM, olaya

tarafların sunduğu açıdan bakmış ve özellikle ulusal mahkemenin mahkûmiyet

kararının gerekçesine odaklanmıştır. Kararda, ihtilaflı söylemin açıkça kamu

yararına bir tartışma olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte AİHM, hem

Türkiye’nin sosyo-politik ve tarihsel gündeminde sıcak bir tartışma konusu olan

"Kürt sorunu" hem yine aynı ülkede ulusal düzeyde ve

uluslararası platformlarda en çok tartışılan konulardan biri olan "Ermeni

sorunu" söz konusu olduğunu vurgulayarak böylesine önemli bir konuda

ifade özgürlüğü kısıtlamalarının daha dar bir çerçevede yorumlanması

gerektiğini açıklamıştır. Başvuruya konu analizin, ulusal makamların

düşüncelerine uymadığını ancaktartışma kavramının genelde farklı düşüncelerin

karşı karşıya gelmesi olarak tanımlandığını belirten AİHM, eğer ihtilaflı

söylem, özellikle Devlet politikasını benimseyen bazı kimselerin düşünceleriyle

çakışan, onları inciten ve hatta endişelendiren sonuç ve öneriler içeriyorsa-bu

kadarla sınırlı kaldığı sürece- bu tür düşüncelerin ifade özgürlüğü kapsamında

mütalaa edilebileceğini değerlendirmiştir. Somut olayda ifadelerinhalkı şiddete

veya nefrete teşvik ettiğine yönelik bir belirleme olmadığını, kamuoyunun

Türkiye’nin güneydoğusundaki duruma ilişkin farklı bir bakış açısı konusunda

bilgi alma ve ülkenin politika ve tarihi hakkında demokratik bir tartışma yapma

hakkına yeterli ihtimamı gösterilmediğini belirten AİHM -daha sonrasında

kaldırılsa bile- verilen mahkûmiyet nedeniyle Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

20. Anayasa Mahkemesinin 12/6/2024 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

21. Başvurucu Vakıf; amaçları kapsamında Kayseri'de

gerçekleştirilmek istenilen panelle farklı kentlerde yaşanan toplumsal,

ekonomik, politik ve kültürel değişimlerin anlaşılması, çalışmaların akademik

dünyaya duyurulması ve yeni araştırmalara kaynak sağlanması amaçlandığını

belirtmiştir. Anılan etkinliğin Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti Avrupa

Birliği Bakanlığı tarafından da desteklendiğini, bu kapsamda yapılacak

konferans tebliğleri için ulusal ve uluslararası bir çok üniversiteden bilim

komitesi oluşturulduğunu açıklamıştır. Başvurucu Vakıf, idarece bu etkinliğin

kamu düzeni ve güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlike oluşturabileceğine

dair somut herhangi bir gerekçe gösterilmeden keyfî bir şekilde yasaklandığını

ve müdahalenin gerekliliğinin yeterli bir gerekçeyle gösterilmediğini iddia

etmiştir. Ayrıca başvurucu; konferansın 2911 sayılı Kanun hükümlerine tabi

olmadığını, bilgi paylaşımı sağlayacak etkinliğin ve konferansta sunulacak

tebliğlerin ne şekilde açık ve yakın tehdit oluşturacağının ortaya

konulmadığını, sunum başlıkları arasında idarenin yasaklamaya dayanak

gösterdiği tebliğin bulunmadığını, bununla birlikte konuşmanın içeriği ve sonuç

bildirisi hakkında bilgi edinilmeden tahmini bir varsayımla konferansın süresiz

ve belirsiz bir şekilde yasaklandığını ileri sürmüştür. İfade özgürlüğünün

rahatsız edici bilgiler için de geçerli olduğunu ifade eden başvurucu, yakın ve

açık tehlikeden bahsedilebilmesi için söylenen mesajın yerin ve zaman

ölçütlerine bakılarak bu duruma uygun olup olmadığının değerlendirilmesi

gerektiğini ancak hiçbir gerekçe ortaya konulmadan idarenin yasaklama kararı

verdiğini, bu nedenlerle ifade özgürlüğü ile bağlantılı toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkı, gerekçeli karar hakkı ile bağlantılı adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

22. Bakanlık görüşünde; yapılması planlanan konferansın

konu başlıklarının Vakfın amaçlarına uygun olmaması, ayrıca kamu güvenliğine ve

suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlikeler ortaya çıkabileceği gerekçesiyle

etkinliğin yasaklandığı belirtilmiştir. Ayrıca İdare Mahkemesinin davanın

reddine ilişkin kararının gerekçesindeki değerlendirmelerin de gözetilmesi

gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre kararda yer alan planlanan konferansın konu

başlıklarının başvurucu Vakfın amaçları arasında yer alan kültürler arası

diyaloğun artması, her türlü ayrımcılığın giderilmesi, toplumda barış ve

uzlaşma kültürünün benimsenmesi hedefleriyle örtüşmediği, aksine olumsuz yönde

etkilenmesine sebebiyet vereceği değerlendirmesine dikkat çekilmiştir. Bakanlık

görüşünde ayrıca bu durumun gerek konferans öncesi ve esnasında gerekse

konferans sonrasında hazırlanacak sonuç bildirgesinin kamuoyuna yansıması

sonrasında şiddet olaylarına sebebiyet vermesinin muhtemel olduğu, kamu düzeni

ve genel sağlığın bozulabileceği, yasaklama kararının gerek toplumun gerekse

konferans katılımcılarının korunması amacıyla idarenin yetkisi çerçevesinde

karar alındığı açıklanmıştır. Buna göre müdahalenin Anayasa'da yer alan hak ve

özgürlükleri ihlal eder nitelikte olup olmadığı veya keyfîlik içerip

içermediği, başvuruya konu somut olayda başvurucu Vakfın toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkı ile devletin kamu düzenini koruması yükümlülüğü

arasındaki adil dengenin sağlanıp sağlanmadığı hususlarının incelenmesi

gerektiği ifade edilmiştir.

23. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında

devletlerin barışçıl nitelikteki toplanma hakkını sadece korumakla değil aynı

zamanda hakkın kullanılmasına makul olmayan kısıtlamaları da getirmekten

kaçınmakla yükümlü olduğunu belirterek bireysel başvuru formunda ileri sürdüğü

hususları yinelemiştir.

B. Değerlendirme

24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü Vakfın amaçları doğrultusunda yapılmak

istenilen konferansta "Ermeni soykırımı" iddialarına ilişkin

bir konuşma yapılacağı gerekçesiyle yasaklanması ve buna ilişkin olarak açılan

iptal davasının ise gerekçesiz reddedilmesine ilişkindir. Bu sebeple

başvurucunun şikâyetlerinin bir bütün olarak ifade özgürlüğü ışığında toplantı

ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı yönünden incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

25. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma

hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, düşünce ve kanaatlerini

söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve

yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın

haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması, millî

güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve

Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların

önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce

belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, ... amaçlarıyla sınırlanabilir."

26. Anayasa’nın "Toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkı" kenar başlıklı 34. maddesi ise şöyledir:

"Herkes, önceden izin almadan,

silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı

ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın

ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve

kanunla sınırlanabilir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda

gösterilir."

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

27. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Müdahalenin

Varlığı

28. Başvurucunun düzenleyicisi olduğu bir konferansın

yasaklanmasının toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına müdahale teşkil

ettiği kabul edilmelidir.

b. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

29. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

30. Yukarıda anılan müdahalenin Anayasa’nın 13.

maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından

öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp

sağlamadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

31. Kanunlarda öngörülen koşullara göre kurulmuş vakıf

statüsüne sahip bir tüzel kişilik olan başvurucu, kapalı bir alan olan Hrant

Dink Vakfı Anarad Hığutyun Binası Havak Salonu’nda, Kayseri ve çevresinin

toplumsal, ekonomik ve kültürel değişiminin 100. yılı konulu bir konferans

düzenlemek istemiştir. Kayseri Valiliği2911 sayılı Kanun'un 17. Maddesi ile

5442 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (A) ve (C) fıkraları uyarınca başvuru

konusu müdahaleye dayanak yasaklama kararını vermiştir. Başvurucu, 2911 sayılı

Kanun'un 4. maddesi uyarınca (a) fıkrası ile vakıfların kendi özel

kanunlarına ve tüzüklerine göreyapacakları kapalı yer toplantıların ve (c)

fıkrası ile bilimsel amaçlarla yapılan toplantıların 2911 sayılı

Kanun'un kapsamı dışında tutulduğunu dolayısıyla etkinliğin anılan Kanun'daki

sınırlamalara tabi olmadığını ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi başvurucunun

iddialarının müdahalenin kanuniliği yönünden önemi bulunduğunun bilincindedir.

Ancak somut olayın değerlendirilme yöntemi ve mevcut başvurunun koşulları

gözönüne alındığında, ilgili normların kanunla sınırlama ölçütünü karşılayıp

karşılamadığına ilişkin incelemenin müdahalenin demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygunluğu ölçütü ile birlikte yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır

(benzer değerlendirmeler için bkz. Cahit Baybariz ve Edep Tekin, B. No:

2015/15091, 22/7/2020, § 30; Ayhan Ölmez ve diğerleri, B. No:

2015/15090, 11/2/2021, § 34).

ii. Meşru Amaç

32. Başvurucunun düzenleyeceği konferansta yapılması

planlanan konuşmanın Vakfın amaçlarına uygun olmadığı ve bu nedenle kamu

güvenliğine ve suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlike yaratacağı

düşüncesiyle yasaklanmıştır. Dolayısıyla başvurucunun toplantı düzenlemesine

yönelik müdahalenin kamu düzeninin korunması ve suçların önlenmesi

amacıyla gerçekleştirildiği değerlendirilmiştir.

iii. Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk

(1) Genel

İlkeler

(a) Demokratik

Toplumda İfade Özgürlüğü ile Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının

Önemi

33. İfade özgürlüğü; kişinin haber ve bilgilere,

başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden

dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli

yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına

aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil

olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye

paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda

başkalarını ikna etme çabaları, bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu

demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal

çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe

ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü

demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun [GK], B. No:

2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343,

4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§

35-38).

34. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, ifade

özgürlüğünün özel bir biçimi olup, bireylerin ortak fikirlerini birlikte

savunmak ve başkalarına duyurmak için bir araya gelebilme imkânını korumayı

amaçlamaktadır. Kolektif bir şekilde kullanılan ve düşüncelerini ifade etmek

isteyen kişilere şiddeti dışlayan yöntemlerle düşüncelerini açıklama imkânı

veren bu hak farklı düşüncelerin ortaya çıkması, korunması ve yayılmasını

güvence altına almaktadır. Bu nedenle, Anayasal haklar içinde kendine has özerk

rolünün ve özel uygulama alanının varlığına rağmen toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkı, aynı zamanda ifade özgürlüğü ışığında değerlendirilmelidir.

İfade özgürlüğünün demokratik ve çoğulcu bir toplumdaki önemi, toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı için de geçerlidir (Dilan Ögüz Canan, B. No:

2014/20411, 30/11/2017, §§ 34, 36; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No:

2013/3924, 6/1/2015, § 115; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri

[GK], B. No: 2014/920, 25/5/2017, §§ 72, 79; Osman Erbil, B. No: 2013/2394,

25/3/2015, §§ 31, 45; Yılmaz Güneş ve Yusuf Karadaş, B. No: 2015/10676,

26/12/2018, §§ 31,32; Yasin Agin ve diğerleri [GK], B. No: 2017/32534,

21/1/2021, §§ 42,43).

(b) Müdahalenin Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine

Uygun Olması

35. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu

bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir (Bekir Coşkun,

§§ 53-55; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 70-72;

AYM, E.2018/69, K.2018/47, 3/5/2018, § 15; AYM, E.2017/130, K.2017/165,

29/11/2017, § 18; Yasin Agin ve diğerleri, § 52). Müdahaleyi oluşturan

tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için

amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek

en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir (Zübeyde Füsun

Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 77; Sırrı

Süreyya Önder [GK], B. No: 2018/38143, 3/10/2019, § 58; ayrıca bazı

farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, § 51; Mehmet Ali Aydın,

§ 68; Tansel Çölaşan, § 51). Orantılılık ise bireyin hakkı ile kamunun

menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret etmektedir (Zübeyde

Füsun Üstel ve diğerleri, § 132; ayrıca bazı farklılıklarla birlikte

bkz. Bekir Coşkun, § 57; Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50; Hakan

Yiğit, B. No: 2015/3378, 5/7/2017, §§ 59, 68).

36. Kamu otoriteleri söz konusu dengelemeyi yaparken ve

temel hakka yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılayıp

karşılamadığı noktasında belirli bir takdir yetkisine sahiptir. Ancak bu takdir

payı, Anayasa Mahkemesinin denetimindedir (ifade özgürlüğü bağlamında

değerlendirme için bkz. Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 74-76; Kemal

Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 57).

37. Anayasa Mahkemesinin bir görevi de bireylerin

fikirlerini toplantılar ve gösteri yürüyüşleri düzenlemek yoluyla ifade etme

hakları ile Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen meşru

amaçlar arasında adil bir dengenin sağlanıp sağlanamadığını denetlemektir.

Meşru amaçların bir olayda varlığının hakkı ortadan kaldırmadığı

vurgulanmalıdır. Önemli olan bu meşru amaçla hak arasında, olayın şartları

içinde bir denge kurmaktır (Dilan Ögüz Canan § 33; Eğitim ve Bilim

Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 74; Yılmaz Güneş ve Yusuf Karadaş,

§ 38; Yasin Agin ve diğerleri, § 54).

38. Anılan denetim sırasında Anayasa Mahkemesi temel hak

ve özgürlüklere yapılan müdahalenin gerekçesine odaklanır. Kamu makamlarının

temel hak ve özgürlüklere -zorunlu bir ihtiyaca karşılık geldiğini ve orantılı

olduğunu- ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya koymadan yaptıkları

müdahalelerin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak kabul

edilebilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının

gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan kriterleri

karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahaleler Anayasa'nın 34. maddesini

ihlal edecektir (toplantı ve gösteri yürüyüşü bağlamında benzer ilkeler için

bkz. Yılmaz Güneş ve Yusuf Karadaş, § 40; Yasin Agin ve diğerleri, §

56; ifade özgürlüğü bağlamındaki ilkeler için bkz. Kemal Kılıçdaroğlu, §

58; Bekir Coşkun, § 56; Tansel Çölaşan, § 56; Zübeyde Füsun

Üstel ve diğerleri, § 120).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

39. Başvurucu Vakıf, kanunlarda öngörülen koşullara göre

kurulup faaliyetlerine devam eden ve kuruluş belgesine göre demokratik

yurttaşlık bilincine sahip, kültürel çeşitliliğe ve farklılıklara saygılı

bireylerin gelişmesine katkıda bulunmayı amaçlayan bir tüzel kişiliktir. Somut

olayda başvurucu Vakıf, Kayseri ve çevresinin toplumsal, ekonomik ve kültürel

değişiminin 100. yılı (1850-1950) konulu bir konferans düzenlemek istemiştir.

Başvurucu, bu amaçla ulusal ve uluslararası birçok bilim insanını konferansa

davet etmiş ve konferans sonunda sunulacak tebliğleri kitaplaştırarak yeni

araştırmalara kaynak sağlamayı hedeflediğini açıklamıştır (bkz. §§ 5, 6).

Nitekim başvurucu Vakıf, başvuruya konu konferansta sunulacak tebliğlerin on altısını

2022 yılında bir araya getirmiş ve "bu kitap, 18-19 Ekim 2019’da Hrant

Dink Vakfı Anarad Hığutyun Binası Havak Salonu’nda yapılması planlanan ancak

yasaklanan ‘Kayseri ve Çevresi: Toplumsal, Kültürel ve Ekonomik Tarihi’

başlıklı konferansta sunulmak üzere hazırlanmış bildirilerin 16'sını

içermektedir" sunuşu ve "Kayseri Tebliğleri" başlığı

ile kitaplaştırarak satışa sunmuştur.

40. Bu bağlamda yapılacak bir etkinliğin bir düşünce

açıklaması mahiyetinde olduğu hususunda kuşku bulunmamaktadır. Bunun yanında

söz konusu faaliyet ile belli bir amaçla biraraya gelen topluluğun oluşturduğu

bir konferansta düşüncelerin aktarılması amaçlandığından Anayasa'da düzenlenen

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına ilişkin güvencelerden de

yararlanır (benzer değerlendirmeler için bkz. Gürkan Demirtaş, B. No:

2016/12475, 28/11/2019, § 26; Erdem Yinanç ve Burcu Bardakçı, B. No:

2016/13475, 11/9/2019,§ 42).

41. Konferansta konuşulacak konuların Vakfın kuruluş

amaçlarına uygun olmaması yasaklama kararına dayanak yapılmıştır. 3/10/2001

tarihinde Anayasa'nın 34. maddesinin "Dernekler, sendikalar ve kamu

kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kendi konu ve amaçları dışında

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleyemezler; ve konu ve amaçları dışındaki

toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılamazlar" biçimindeki son

fıkrasında yapılan değişiklikle ve 26/3/2002 tarihinde 2911 sayılı Kanun’un

"Dernekler, vakıflar, sendikalar ve kamu kurumu niteliğindeki meslek

kuruluşları kendi konu ve amaçları dışında toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleyemezler" biçimindeki 21. maddesinin ilga edilmesiyle

vakıfların sadece kendi konu ve amaçları ile ilgili toplantı ve gösteri

yürüyüşü yapabileceklerine yönelik anayasal ve yasal sınırlamalar ortadan

kaldırılmıştır. Dolayısıyla idarenin çoğulcu ve katılımcı demokrasinin gereği

olarak başvurucu Vakfın belirleyeceği toplanma konusuna ilişkin bu şekilde bir

gerekçeyle sınırlama getiremeyeceği açıktır. Anayasal örgütlerin hangi

amaçlarla ve ne tür kararlar alabileceği yahut hangi faaliyetleri yapabileceklerini

değerlendirmek idarenin ya da mahkemelerin görevi olamaz. Aksine bir yaklaşımla

dernekler, vakıflar, sendikalar ve kamu kurumu niteliğindeki meslek

kuruluşlarının meşru faaliyetlerine yapılan müdahalelerin örgütlenme

özgürlüğüne zarar vereceği açıktır (sendikalar bağlamında değerlendirme için

bkz. Ahmet Parmaksız [GK], B. No: 2017/29263, 22/5/2019, §§ 56, 60).

42. İdarenin söz konusu toplantıyı yasaklamasının bir

diğer gerekçesi ise kamu güvenliğine ve suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlikelerin

ortaya çıkabileceği varsayımıdır. Gerçekleştirilmesi planlanan konuşmada ve

buna göre hazırlanıp dağıtılacak bildiride "soykırım" ve "katliam"

ifadelerinin kullanılacak olması, idarenin bu kanaate ulaşmasında etkili olduğu

anlaşılmaktadır. Başvurucu, kamu makamlarınca iddia edildiği şekilde ifadelerin

ve konu başlıklarının bulunmadığını ileri sürmüş ise de idare ve yargı

merciinin tespitlerinin de dikkate alınması gerekir.

43. Yüz yılı aşkın bir süre önce gerçekleşmiş olan "Ermeni

Tehciri" aradan uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen geçmişte ve hâlen

ülkemizde ve uluslararası toplumda, akademik camialarda ve siyasi çevrelerde

tartışılan önemli siyasi ve tarihi bir konu olmuştur. Somut olayda yasaklamaya

dayanak ifadelerin, devlet yetkilileri ve Türk toplumunun geneli tarafından

benimsenmediği ve rahatsız edici olduğu açıktır. Ancak ifade özgürlüğünün

sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız ya da ilgisiz kabul edilen

bilgi ve fikirler için değil incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi

ve düşünceler için de geçerli olduğu da gözetilmelidir (Emin Aydın (2),

B. No: 2013/3178, 25/6/2015, § 35). Bu değerlendirmeyle uyumlu olarak tarihsel

gerçeklerin ortaya çıkarılması bakımından kullanılacak terimlerin ve

açıklanacak yorumların -bir topluma veya kişilere karşı nefret aşılayarak

şiddete tahrik edecek veya haklı gösterecek nitelikte olmadığı sürece- ifade

edilmesine imkân tanınması gerekir. Açıklanan bir düşüncenin salt ağır olması,

devlet yetkilileri veya toplumun genelinin düşünceleriyle çelişmesi, onları

inciten veya endişelendiren sonuç ve öneriler içermesi, keskin bir dil

kullanılarak ifade edilmesi ve hatta tek taraflı, çelişkili ve subjektif olması

şiddete tahrik ettiği, topluma, devlete ve demokratik siyasal düzene yönelik olarak

bir tehlike ortaya çıkarttığı ve buna bağlı olarak da toplumda karışıklığa

neden olacağı anlamına gelmez (karşılaştırmak için bkz. Zübeyde Füsun Üstel

ve diğerleri, § 128).

44. Nitekim gerçeğin ancak düşüncelerin serbestçe ifade

edilebildiği ve tartışılabildiği bir ortamda ortaya çıkabileceğini gözeten

Anayasa Mahkemesi, kararlarında devlet yetkililerini veya toplumun bir bölümünü

rahatsız eden düşüncelerin demokratik bir toplum için şart olan çoğulculuk,

hoşgörü ve açık fikirliliğin gereklerinden olduğunu bir çok kez teyit etmiş;

siyasal ve kamusal meseleler olduğunda hakka yönelik müdahalelerin daha dar

yorumlanması gerektiğini vurgulamıştır (Fatih Taş [GK], B. No:

2013/1461, 12/11/2014, § 94; Abdullah Öcalan [GK], B. No: 2013/409,

25/6/2014, § 95; Emin Aydın, B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 41; Dilan

Ögüz Canan, § 36; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, §

79; Osman Erbil, § 45). Bu nedenledir ki eldeki başvuruda, tarihsel

olaylar bağlamında aktarılmak istenilen ve üstelik henüz açıklanmamış görüşlere

idarenin sırf toplumun ekseriyeti tarafından uygun bulmadığından bahisle

müdahalesi haklı görülemez.

45. İdare mahkemesi yasaklama kararının bir amacının da

konferansın katılımcılarını şiddet hareketlerinden korumak olduğunu

belirtmiştir. Devletin toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılanları ve hakkın

kullanıldığı yerde yaşayan diğer bireyleri şiddet eylemlerine karşı koruma

yükümlülüğü bulunduğunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Ancak kamu

makamlarının toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını kullanmak

isteyenlerin güvenliğini sağlayarak üçüncü kişiler tarafından herhangi bir

saldırıya uğrama endişesi taşımadan bu hakkı kullanmalarını temin etmesi

yönünden de pozitif yükümlülükleri bulunduğu hatırda tutulmalıdır (benzer

değerlendirmeler için bkz. İsmail Sarıkabadayı ve diğerleri, § 47; Ali

Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 122). İdare;

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının etkin kullanımını sağlama

yükümlülüğünün gereği olarak varsasomut tehlikeleri ve tehditleri belirlemeli,

bunları etkisiz hale getirmek için gerekli önlemleri almalıdır. İdare, kamu

düzenini bozacak nitelikte bir tehlike veya tehdidin varlığını ve bunun daha

hafif tedbirlerle bertaraf edilemeyeceğini somut olgulara dayalı olarak ortaya

koyması hâlinde ve ancak son çare olarak toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkına müdahale edebilir. Somut olayda ise idare, kişilerin anılan haktan tam

anlamıyla yararlanabilmeleri için gerekli önlemleri değerlendirmeden veçatışan

menfaatler arasında adil bir denge kurmaya çalışmadan otomatik olarak yasaklama

yoluna gitmiş, koruyucu tedbirler alma yönündeki pozitif yükümlülükleri gözardı

etmiştir.

46. Başvuruya konu müdahalenin zorunlu bir sosyal

ihtiyaçtan kaynaklandığının ispatı, yasaklama kararını veren Valiliğe

düşmektedir. Bu doğrultuda kamu gücünü kullanan organlar anayasal haklara,

somut olayda olduğu gibi temel hakkı tamamen yasaklamak şeklinde bir müdahalede

bulunduklarında, yasaklama kararıyla giderilmeye çalışılan güvenlik kaygısının dayanaklarını

ya da ulaşılmaya çalışılan diğer meşru amaçları ikna edici biçimde

göstermelidir (benzer değerlendirmeler için bkz. İsmail Sarıkabadayı ve

diğerleri, § 47; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924,

6/1/2015, § 122). Kuşkusuz böyle bir yükümlülük, idarenin kararında kamu düzeni

ve güvenliğine ilişkin her türlü ayrıntıya yer vermesi anlamına gelmemektedir.

Ancak bu durumda idarenin hakkı kullanmasını temin etme şeklindeki pozitif

yükümlülüğünün ortadan kalktığının ve müdahalenin zorunlu bir toplumsal

ihtiyacı karşıladığının ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya konulması

gerekmektedir (bkz. § 44). Nitekim aksi durumun kabulü hâlinde sadece soyut

bazı mülahazalarla ve buna bağlı olarak da kamu düzeni ve güvenliği

gerekçesiyle toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına müdahale edilebilir ki bu

durum, anılan hakkın kullanılmasının öngörülemez biçimde sınırlanmasına yol

açabilir.

47. Tüm bu açıklamalar doğrultusunda kamu düzeni ve

güvenliği yönünden bir tehlike meydana gelebileceği şeklinde hiçbir somut veri

ile desteklenmemiş salt soyut bir gerekçenin başvuruya konu yasaklama kararı

için haklı ve ikna edici bir gerekçe olarak kabul edilebilmesi mümkün değildir

(kamu düzeninin bozulabileceğine ilişkin unsurların neler olduğunun

gösterilmemesi nedeniyle verilen ihlal kararlarından biri için bkz. Dursun

Soydan ve diğerleri, B. No: 2015/2948, 14/11/2018, § 61).

48. Sonuç olarak somut olayın koşullarında başvurucu

Vakfın düzenleyeceği konferansın yasaklanmasının zorunlu bir toplumsal ihtiyacı

karşılamaya yönelik ve demokratik bir toplumda gerekli olduğunun ilgili ve

yeterli gerekçelerle ortaya konulmadığı değerlendirilmiştir.

49. Açıklanan gerekçelerle ifade özgürlüğü bağlamında

Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

VI. GİDERİM

50. Başvurucu anayasal hakkının ihlal edildiğinin

tespitini ve yeniden yargılama yapılmasını talep etmiştir. Başvurucu tazminat

talebinde bulunmamıştır.

51. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercii

tarafından yapılması gereken iş yeniden yargılama işlemlerini başlatmak

ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal

kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (30/3/2011 tarihli

ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un

50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü

yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için

bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri

Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

SONUÇ / HÜKÜM

VII. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenlemehakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmak üzere Kayseri 2. İdare Mahkemesine (E.2019/1182, K.2020/166)

GÖNDERİLMESİNE,

D. 487,60 TL harç ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 19.287,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine

ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 12/6/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Rıdvan GÜLEÇ

Kenan YAŞAR

Ömer ÇINAR

Raportör

:

Hasan HÜZMELİ

Başvurucu

:

HRANT DİNK VAKFI

Vekili : Av. Zeynep AYDIN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2021/29443, 12 Haziran 2024 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve
  6. Olgular
  7. IV. İlgili
  8. Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası
  11. V. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. VI. Giderim
  16. A. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal
  17. B. Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan
  18. C. Kararın bir örneğinin toplantı ve gösteri yürüyüşü
  19. E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine
  20. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  21. Hrant Dink Vakfı
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2021/29443
Tarih
12 Haziran 2024

İlgili Kararlar

  • Mustafa Eker Başvurusu (B. No: 2021/9282)
  • Şükrü Irbık Başvurusu (B. No: 2021/3317)
  • A. C. Başvurusu (B. No: 2022/19498)
  • Deniz Şah ve İlhan Kaya Başvurusu (B. No: 2021/39367)
  • Mehmet Yıldız ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2022/98159)
  • Ceylan Nergiz Başvurusu (B. No: 2021/50842)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.