İçeriğe geç
AC
Birinci Bölüm Başvuru No: 2020/24411 Tarih:

İlyas Başak Başvurusu (B. No: 2020/24411)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İLYAS BAŞAK BAŞVURUSU (3)

(Başvuru Numarası: 2020/24411)

Karar Tarihi: 31/10/2024

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

ÖZETİ

1. Başvuru, gözaltında tutulan şüphelinin fiziksel

saldırıya uğraması ve bu olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkisiz

olması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu, PKK/KCK silahlı terör örgütü üyesi olduğu

şüphesiyle 28/3/2019 tarihinde gözaltına alınmıştır. Toplam yedi gün gözaltında

kalan başvurucu 3/4/2019 tarihinde adli kontrol kararı ile serbest

bırakılmıştır.

3. İddiasına göre başvurucu, 28/3/2019 tarihinde

gözaltına alınmasının ardından götürüldüğü Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğü Terörle

Mücadele Şube Müdürlüğü binası içinde görevli polis memurlarınca duvara

baktırılarak uzun bir süre ayakta bekletildikten sonra başına siyah bir maske

geçirilmiş, gözleri bağlanmış, elleri arkadan iple bağlanarak yere diz

çöktürülmüş, başı yere vurulmuş, ayakları ile vücuduna basan polis memurları

arkadan bağlı olan ellerini ters şekilde yukarı çekip fiziksel şiddet

uygulamıştır. Başvurucu, bu eylemler esnasında hakarete uğradığını ve tehdit

edildiğini de ileri sürmüştür.

4. Başvurucu, vekili aracılığıyla 29/3/2019 tarihinde

Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) ilettiği dilekçe ile

işkenceye uğradığını belirterek kamu görevlilerinden şikâyetçi olmuştur.

Başsavcılık soruşturma başlatarak başvurucunun gözaltı giriş, çıkış ve diğer

tüm adli raporların gönderilmesini müzekkere yoluyla talep etmiştir.

5. Başvurucu hakkında 28/3/2019 ile 3/4/2019 tarihleri

arasında toplam dokuz adli muayene raporu düzelenmiş olup bu raporlardan

29/3/2019 tarihinde saat 17.15'te düzenlenen rapor dışındaki raporlarda darp ve

cebir izi tarif edilmemiştir. 29/3/2019 tarihli adli muayene raporunda

"Kuyruk sokumu ve sol kürek kemiği kısmında muayeneyle hassasiyeti mevcut.

Akut darp izine rastlanmadı." tespitine yer verilmiştir.

6. Başsavcılık tarafından yürütülen soruşturma kapsamında

Şanlıurfa Adli Tıp Şube Müdürlüğünden alınan 29/3/2019 tarihli raporda "Fizik

muayenesinde; Tüm vücut muayenesi yapıldı. Alt iç çamaşırını çıkarmayı kabul

etmediğinden genital bölge ve gluteal bölge değerlendirilemedi. Tüm vücutta

ekimoz, sıyrık vb herhangi bir cilt lezyonu izlenmedi. Tüm eklem hareketleri

doğal olarak saptandı. Sol kürek kemiği dış kenarının hizasında koltuk altının

arkasında (arka aksiller hat üzerinde) ve bel bölgesinin alt ucunda

(lumbosakral seviyede)elle muayenede lokal hassasiyet izlendi. Bu bölgelerde de

herhangi bir dış bulgu saptanmadı." tespiti yapılmış, "Kişinin

yapılan muayenesinde herhangi bir cilt lezyonu saptanmamakla birlikte elle

muayenede sol koltuk altı arka kısımda ve bel bölgesi alt - orta kısımında

saptanan hassasiyet bulgularının vücudun o bölgesinin maruz kaldığı künt bir

travma (vurma, vurulma, düşme, düşürülme veya kişinin iddia ettiği üzere lokal

baskı, eklemin pasif aşırı gerilmesi veya harekete karşı aşırı direnç vb.)

sonucunda oluşabileceği" rapor edilmiştir.

7. Başsavcılık 11/11/2019 tarihinde kovuşturmaya yer

olmadığına karar vermiştir. Başsavcılık, gerekçesinde; işkence suçunun

oluşabilmesi için sistematik ve süreklilik arz eden eylemlerin bulunması

gerektiğini, başvurucunun ifadesinin işkence altında alındığına dair soyut beyanı

dışında olaya ilişkin kamera kaydı veya tanık beyanı olmadığını ve işkence

yapıldığına dair herhangi bir iz ve emarenin mevcut adli raporlarda tespit

edilemediğini ifade etmiştir.

8. Başvurucunun karara karşı yaptığı itiraz sulh ceza

hâkimliğince reddedilmiş ve başvurucu kararı 1/7/2020 tarihinde öğrenip

8/7/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

9. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

10. Başvurucu; gözaltına alındığı gün götürüldüğü emniyet

binası içinde polislerin fiziksel ve sözlü şiddetine uğradığını, yaşananlar

nedeniyle yaptığı şikâyetin etkili şekilde soruşturulmadığını ileri sürmüştür.

Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde öncelikle olaya ilişkin sürece ve konuya

ilişkin insan hakları yargısı içtihadına yer verilmiş, Başsavcılığın ulaştığı

sonuçtan ayılmayı gerektiren maddi ya da hukuki bir neden bulunmadığı ifade

edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında bireysel başvuru

formundaki iddialarını tekrar etmiştir.

11. Başvuru kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir.

12. İspat külfetinin devlete geçtiği durumların söz

konusu olmadığı hâllerde kötü muameleye uğramaları nedeniyle mağdur olduklarını

ileri süren kişiler, kötü muamele yasağı kapsamına giren ağırlıkta bir muamele

görmüş olabileceklerini gösteren emare ve delilleri -haklı bir gerekçeleri

olmadığı sürece- zamanında yetkili makamlara sunma konusunda özenli davranmakla

yükümlüdür. Olgulara dayanmayan yetersiz açıklamalar, iddiaların deliller ile

desteklenmemesi hatta kimi zaman delillerin uyumsuzluğu veya kötü muamelenin

yapıldığı yer, zaman ve diğer konulardaki çelişkili ifadeler gibi hususlar kötü

muamelenin gerçekliğini şüpheye düşürür. Bu durumda iddianın savunabilir

olduğundan, dolayısıyla bu iddialara ilişkin derhâl resmî bir soruşturma

başlatılması gerekliliğinden söz edilemez. Kaldı ki iddialarını güçlü bir

dayanakla birlikte yetkili merciler nezdinde dile getirmemeleri hâlinde mağdur

olduğunu ileri süren kişilerin etkili bir soruşturma yürütülmesine ilişkin

meşru (haklı) bir beklentiye girebileceklerinin söylenebilmesi mümkün değildir

(Beyza Metin, B. No: 2014/19426, 12/12/2018, §§ 45-47).

13. Başvurucu; gözaltı sırasında başına siyah bir maske

geçirildiğini, gözlerinin bağlandığını, elleri arkadan iple bağlanarak yere diz

çöktürüldükten sonra başının yere vurulduğunu, ayakları ile vücuduna basan

polis memurlarınca arkadan bağlı olan ellerinin ters şekilde yukarı çekilerek

fiziksel şiddet uygulandığını, bu eylemler sırasında hakaret ve tehdide maruz

kaldığını iddia etmiştir (bkz. § 3).

14. Başın yere vurulması, kişide fiziki bulgu oluşturması

beklenen bir eylemdir. Ne var ki gözaltı süresinde alınan toplam dokuz adli

muayene raporunun hiçbirinde fiziki bir bulgudan söz edilmemiş, Başsavcılığın

Şanlıurfa Adli Tıp Şube Müdürlüğünden aldığı 29/3/2019 tarihli raporda

başvurucunun tüm eklem hareketlerinin doğal olduğunun saptandığı ve

hassasiyetin bulunduğu iddia edilen bölgelerde herhangi bir dış bulgu tespit

edilemediği açıklanmıştır (bkz. § 6). Ayrıca başvurucu, mevcut olmasına rağmen

fiziki bulguların adli raporlara yazılmadığı yönünde bir iddiada bulunmamış;

serbest bırakılmasının ardından adli rapor alma çabasına girmemiştir. 29/3/2019

tarihinde saat 17.15’te yapılan adli muayene ile Şanlıurfa Adli Tıp Şube

Müdürlüğünde aynı gün yapılan muayenede tespit edilen hassasiyet, başvurucunun

fiziki şiddete uğradığının nesnel bir göstergesi değildir. Başvuru dosyasında

hakaret ve tehdit iddiasını doğrulayan bir veri de bulunmamaktadır. Bu nedenle

somut olayda ispat külfetinin devlete geçmediği, başvurucunun kötü muameleye

uğradığına yönelik iddialarının savunulabilir olmadığı, dolayısıyla

başvurucunun iddialarına resmî bir soruşturma başlatılması gerekliliğinden söz

edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.

15. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Hasan Tahsin GÖKCAN ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe

katılmamıştır.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA Hasan Tahsin GÖKCAN ile Yusuf Şevki HAKYEMEZ'in karşıoyu ve

OYÇOKLUĞUYLA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA 31/10/2024 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucu, 28/3/2019 tarihinde gözaltına alınmasının

ardından götürüldüğü Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube

Müdürlüğü binası içinde görevli polis memurlarınca duvara baktırılarak uzun bir

süre ayakta bekletildikten sonra başına siyah bir maske geçirilip gözlerinin

bağlandığını, ellerinin arkadan iple bağlanarak yere diz çöktürülerek başı yere

vurulmuş şekilde ayakları ile vücuduna basan polis memurlarının arkadan bağlı

olan ellerini ters şekilde yukarı çekip fiziksel şiddet uygulanmak suretiyle

işkence edildiğini, ayrıca bu uygulamalar esnasında hakarete uğradığını ve

tehdit edildiğini ileri sürmüştür.

2. Bir gün sonra C. Başsavcılığına verdiği dilekçeyle

şikayetçi olan başvurucu hakkında 29/3/2019 tarihinde saat 17.15'te düzenlenen

adli muayene raporunda "Kuyruk sokumu ve sol kürek kemiği kısmında

muayeneyle hassasiyeti mevcut. Akut darb izine rastlanmadı." tespitine

yer verilmiştir. Şanlıurfa Adli Tıp Şube Müdürlüğünden alınan 29/3/2019 tarihli

rapordaki değerlendirmeler ise şöyledir: "Fizik muayenesinde; Tüm vücut

muayenesi yapıldı. Alt iç çamaşırını çıkarmayı kabul etmediğinden genital bölge

ve gluteal bölge değerlendirilemedi. Tüm vücutta ekimoz, sıyrık vb herhangi bir

cilt lezyonu izlenmedi. Tüm eklem hareketleri doğal olarak saptandı. Sol kürek

kemiği dış kenarının hizasında koltuk altının arkasında (arka aksiller hat

üzerinde) ve bel bölgesinin alt ucunda (lumbosakral seviyede)elle muayenede

lokal hassasiyet izlendi. Bu bölgelerde de herhangi bir dış bulgu saptanmadı.

Kişinin yapılan muayenesinde herhangi bir cilt lezyonu saptanmamakla birlikte

elle muayenede sol koltuk altı arka kısımda ve bel bölgesi alt - orta kısımında

saptanan hassasiyet bulgularının vücudun o bölgesinin maruz kaldığı künt bir

travma (vurma, vurulma, düşme, düşürülme veya kişinin iddia ettiği üzere lokal

baskı, eklemin pasif aşırı gerilmesi veya harekete karşı aşırı direnç vb.)

sonucunda oluşabileceği…"

3. Başsavcılığın 11/11/2019 tarihli kovuşturmaya yer

olmadığı kararında gerekçe olarak; işkence suçunun oluşabilmesi için sistematik

ve süreklilik arz eden eylemlerin bulunması gerektiği, başvurucunun ifadesinin

işkence altında alındığına dair soyut beyanı dışında olaya ilişkin kamera kaydı

veya tanık beyanı olmadığı vurgusu yapılmak suretiyle işkence yapıldığına dair

herhangi bir iz ve emarenin mevcut adli raporlarda tespit edilememesi

gösterilmiştir.

4. Başvuran hakkında yukarda sözü edilen muayene raporu

ile adli tıp şubesi raporunda şikayetle uyumlu bulgulardan söz edilmiştir. Bir

gün sonraki şikayetiyle birlikte alınan adli raporlarda tespit edilen fiziksel

güç kullanıldığına ilişkin bulgular karşısında başvurucunun iddialarının

savunulabilir olmadığının ileri sürülmesi makul bir yaklaşım olmayacaktır.

5. Mahkememizin ilkesel kararlarında vurgulandığı üzere;

fiziksel ve ruhsal bir saldırıya uğrandığına dair savunulabilir bir

iddia varsa, Anayasa’nın 17/3. maddesinin ihlal edildiği yönündeki böyle bir

iddia hakkında etkili bir soruşturma yürütülmelidir. Etkili soruşturma

yükümlülüğü sonuca ilişkin olmayıp sürece ilişkin özen yükümlülüğü

niteliğindedir. Eylemin güç kullanmaya yetkili bir kamu görevlisinin görevi

sebebiyle gerçekleştiğinin ileri sürüldüğü hâllerde devletin negatif

yükümlülüğünün ihlaline yönelik savunulabilir bir iddia hakkında ivedilikle ve

olaya karışanlardan bağımsız bir şekilde ceza soruşturması başlatılmalı, soruşturmada

olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün

deliller toplanmalıdır. Ayrıca soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu

denetimine ve mağdurun erişimine açık tutulmalı, soruşturma sonunda çabuk ve

temelden yoksun sonuçlara dayanılmamalı, kullanılan gücün ilgilinin davranışı

nedeniyle mutlak surette gerekli olan bir güç kullanımına karşılık gelip

gelmediği ve orantılı olup olmadığı soruşturma makamınca değerlendirilmelidir.

Yine soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir (sözü edilen

ilkelerin yer aldığı örnek kararlar için bkz. Ali Rıza Özer ve diğerleri,

§§ 101-103; S.D., §§ 111-114; Veli Saçılık (2), B. No:

2018/24614, 18/10/2022, § 16).

6. Yine gözaltı, tutukluluk, hükümlülük gibi bir nedenle

kişilerin devletin kontrol ve denetimi altında olduğu sıradaki yaralanmalar

bakımından devlet merciinin yaralanmanın nedenine ilişkin inandırıcı bir

gerekçe sunma ve açıklama yükümlülüğü bulunmaktadır (AYM S.D., B. No: 2013/3017, 16.12.2015, p. 89-90; Cengiz Kahraman ve Kenan

Özyürek, B. No: 2013/8137, 20.4.2016, p. 95). Kolluk ve savcılık işlemlerinde

ikna edici bir açıklama yapılamaması durumunda söz konusu yaralanma dolayısıyla

devletin negatif yükümlülüğünü ihlal ettiği sonucuna ulaşılması gerekmektedir

(bkz. AYM Yaşar Cesur Kelkit, B. No: 2020/442, 24/5/2023, p. 42; AYM Ali

Ocak ve Saime Sebla Arcan Tatlav, B. No: 2019/18583). Başka deyişle açıklama

yükümlülüğünün yerine getirilmediği durumda kötü muamele yasağının maddi

boyutunun ihlal edildiği sonucuna ulaşılmaktadır.

7. Değerlendirme bağlamında ilk olarak, olaydan bir gün

sonra alınan adli raporlarla uyumlu görünen gözaltında şiddet uygulandığına

dair savunulabilir iddiaya karşı kamu makamlarından güç kullanmanın

gerekliliğine ve orantılılığına yönelik bir açıklamanın yapılamadığına dikkat

çekilmelidir. Ayrıca savcılık kararında bu değerlendirme, işkence suçunun

oluşabilmesi için sistematik ve belirli bir süre devam eden eylemlerin olması

gerektiğinden olayda işkence suçunun unsurlarının oluşmadığı biçiminde

yapılmıştır. Başsavcılığın bu gerekçesi başvurana bir kez şiddet

kullanıldığının zımnen kabul edilmesi, ancak işkence suçu unsurlarının

bulunmadığı anlamına gelmektedir. Dolayısıyla başvuranın anlatımlarıyla uyumlu

görünen adli raporlardaki şiddet bulgularına ilişkin makul bir gerekçe ve

açıklama sunmayan savcılık kararının açıklama yükümlülüğü kriterini

karşılamadığı görülmektedir. Öte yandan başsavcılık kararının mantığı açısından

rapor bulgularına yansıyan eylemin diğer bir suçu oluşturup oluşturmayacağının

incelenmesi de gerekirdi. Örneğin zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın

aşılması suçu (TCK m.256) yönünden de bir inceleme yapılmamıştır. Bu durumda

Mahkememizin benzer olaylara dair verdiği kararlarda belirtildiği gibi şiddet

uygulamasına ilişkin açıklama yükümlülüğü yerine getirilmemesi nedeniyle kötü

muamele yasağının maddi boyutuyla ihlal edildiği görüşündeyim.

8. İkinci olarak, bu tür iddialarda uygulanması gerektiği

belirtilen etkili soruşturma ilkelerine karşın başsavcılık dosyada mevcut rapor

bulgularını dikkate almamış, tanık ya da şüpheli sıfatıyla kurum personelinin

ifadesine başvurmadığı gibi olaya ilişkin bir kamera görüntüsü olup olmadığına

dair de bir araştırma yapmamıştır. Olayın yaşandığı Şanlıurfa Terörle Mücadele

Şube Müdürlüğü binası içinde kayıt yapan kameraların bulunup bulunmadığının

tespiti ve olaya ilişkin bilgi sahibi olma ihtimali olan görevli polis

memurlarının tanıklığına başvurulmasının maddi gerçeğin aydınlatılması adına

kritik önemde olduğu izahtan varestedir. Bu eksiklikler, soruşturma makamının

göstermesi gereken özen yönünden olumsuz bir izlenime neden olmakta ve

soruşturmanın tarafsızlığı ilkesi bakımından haklı bir şüphe oluşturmaktadır.

Ayrıca yukarıda da belirtildiği üzere fiziksel müdahaleye ilişkin ikna edici

mahiyette olan genel adli muayene raporu ve adli tıp raporu soruşturma

dosyasına girmişken Başsavcılıkça olaya ilişkin kamera kaydı ya da olaya dair

bilgi sahibi bir tanık olup olmadığına dair araştırma yapılmaksızın işkence

yapıldığına dair herhangi bir iz ve emarenin ve tanık beyanının bulunmadığı

biçimindeki soyut gerekçeyle karar verilmiştir. Karardaki bu özensiz yaklaşım

savunulabilir kötü muamele iddiasının etkili soruşturulmamasına ve dolayısıyla

Anayasa’nın 17. maddesinin usul boyutuyla ihlal edilmesine yol açmıştır.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

İrfan FİDAN

Muhterem İNCE

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Mustafa Erdem ATLIHAN

Başvurucu

:

İlyas BAŞAK

Vekili

:

Av. Meral HALAT

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Gözaltındayken kötü muameleye maruz kalınması

nedeniyle yapılan şikâyetin etkili şekilde soruşturulmadığı iddiasıyla yapılan

bireysel başvuruda Mahkeme çoğunluğunca başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun

ihlal edildiğine dair iddianın açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul

edilemez bulunması gerektiği şeklindeki kararına katılmamaktayım.

2. Karardaki olay ve olgular kısmında bireysel başvuru

ile ilgili yapılan açıklamalarda da görüleceği üzere 28/3/2019 tarihinde

gözaltına alınmasının ardından götürüldüğü Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğü Terörle

Mücadele Şube Müdürlüğü binası içinde görevli polis memurlarınca işkenceye

uğradığını belirterek başvurucu 29/3/2019 tarihinde Şanlıurfa Cumhuriyet

Başsavcılığına (Başsavcılık) ilettiği dilekçe ile kamu görevlilerinden

şikâyetçi olmuştur.

3. Hakkında 28/3/2019 ile 3/4/2019 tarihleri arasında

toplam dokuz adli muayene raporu düzenlenmiş olup bu raporlardan 29/3/2019

tarihinde saat 17.15'te düzenlenen rapor dışında diğer raporlarda darp ve cebir

izi tarif edilmemiştir. Cebir izi tarifine yer verilen bahse konu adli muayene

raporunda "Kuyruk sokumu ve sol kürek kemiği kısmında muayeneyle

hassasiyeti mevcut. Akut darb izine rastlanmadı." tespiti yer

almaktadır.

4. Yine yürütülen soruşturma kapsamında Başsavcılık

tarafından Şanlıurfa Adli Tıp Şube Müdürlüğünden alınan 29/3/2019 tarihli

raporda "Fizik muayenesinde; Tüm vücut muayenesi yapıldı. Alt iç

çamaşırını çıkarmayı kabul etmediğinden genital bölge ve gluteal bölge

değerlendirilemedi. Tüm vücutta ekimoz, sıyrık vb herhangi bir cilt lezyonu

izlenmedi. Tüm eklem hareketleri doğal olarak saptandı. Sol kürek kemiği dış

kenarının hizasında koltuk altının arkasında (arka aksiller hat üzerinde) ve

bel bölgesinin alt ucunda (lumbosakral seviyede)elle muayenede lokal hassasiyet

izlendi. Bu bölgelerde de herhangi bir dış bulgu saptanmadı." tespiti

yapılmış, "Kişinin yapılan muayenesinde herhangi bir cilt lezyonu

saptanmamakla birlikte elle muayenede sol koltuk altı arka kısımda ve bel

bölgesi alt - orta kısımında saptanan hassasiyet bulgularının vücudun o

bölgesinin maruz kaldığı künt bir travma (vurma, vurulma, düşme, düşürülme veya

kişinin iddia ettiği üzere lokal baskı, eklemin pasif aşırı gerilmesi veya

harekete karşı aşırı direnç vb.) sonucunda oluşabileceği"

değerlendirmesine yer verilmiştir.

5. Bununla birlikte Başsavcılık yürüttüğü soruşturmayı

işkence suçunun oluşabilmesi için sistematik ve süreklilik arz eden eylemlerin

bulunması gerektiği, başvurucunun ifadesinin işkence altında alındığına dair

soyut beyanı dışında olaya ilişkin kamera kaydı veya tanık beyanı olmadığı

vurgusu yapılmak suretiyle işkence yapıldığına dair herhangi bir iz ve emarenin

mevcut adli raporlarda tespit edilememesi gerekçesiyle 11/11/2019 tarihinde

kovuşturmaya yer olmadığına kararı ile sonuçlandırmıştır.

6. Başvurucunun gözaltına alındığı gün götürüldüğü

emniyet binası içinde polislerin fiziksel ve sözlü şiddetine uğradığını ve

yaşananlar nedeniyle yaptığı şikâyetin etkili şekilde soruşturulmadığını ileri

sürdüğü başvurusunda Anayasa Mahkemesinin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrası bağlamında savunulabilir nitelikteki ihlal iddialarının etkili biçimde

soruşturulması gerektiğine yönelik yaklaşımı önemli bir güvence niteliğindedir.

Anayasa Mahkemesi kötü muamele ile ilgili ihlal iddiaları söz konusu olduğunda

bunları etkili biçimde yürütülen soruşturmalarla inceleyip sonuçlandırmaya

yönelik yaklaşımını bugüne kadarki içtihadında uygulamaya özen göstermektedir.

7. Anayasa Mahkemesine göre bu süreçte bireyin, bir

devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini

ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir

iddiasının bulunması halinde, Anayasa’nın 17. maddesi, “Devletin temel amaç

ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte

yorumlandığında etkili resmi bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir.

Yürütülen bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını

sağlamaya elverişli olmalıdır. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen

tek başına soruşturma yapılmamış olması yahut da yeterli soruşturma yapılmamış

olması da kötü muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla, şartlar ne olursa

olsun, yetkililer resmi şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidirler.

Şikâyet yapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli

kesin belirtiler olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda

soruşturmanın derhal başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak

özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir.

Yürütülen ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına

imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve

yeterli olduğundan söz edebilmek için soruşturma makamlarının resen harekete

geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün

delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla, kötü muamele iddialarının

gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde, hızlı ve derinlikli

yürütülmelidir. Yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı ve

soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını temellendirmek için çabuk ve

temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdırlar. (Bkz.: Ali Rıza Özer ve

diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 101-103).

8. Somut başvuruya konu olaya ilişkin alınan adli muayene

raporundaki tespitlere rağmen çoğunluk kararında başvurucunun kötü muameleye

uğradığına yönelik bütün iddialarının savunulabilir olmadığı ve dolayısıyla

başvurucunun iddialarına resmî bir soruşturma başlatılması gerekliliğinden söz

edilemeyeceği şeklindeki değerlendirmesinin (§ 14) Anayasa’nın 17. maddesi

bağlamında kötü muamele yasağının usul boyutu ile ilgili yukarıda sıralanan

güvenceleri tamamen anlamsız kılacak bir yaklaşım olduğunu ifade etmek gerekir.

9. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki

ihlal iddiaları ile ilgili başvurularda Mahkememizin aradığı bu standardı

ortaya koymayan başvurularda başvurucuların kötü muamele yasağının usul

boyutunun ihlaline karar verilmesi gerekmektedir. Mahkememizin bu yerleşik

içtihadı ortada iken çoğunluk kararı bununla açıkça çelişmektedir.

10. Zira somut başvuruya konu olayda Başsavcılık,

başvurucunun ifadesinin işkence altında alındığına dair soyut beyanı dışında

olaya ilişkin kamera kaydı veya tanık beyanı olmadığı vurgusu yapılmak

suretiyle işkence yapıldığına dair herhangi bir iz ve emarenin mevcut adli

raporlarda tespit edilememesinden hareketle kovuşturmaya yer olmadığına karar

vermesine rağmen tanık ya da şüpheli sıfatıyla herhangi bir kurum personelinin

ifadesine başvurmamış ve olaya ilişkin bir kamera görüntüsü olup olmadığına

dair bir araştırma yapmamıştır. Daha da önemlisi süreçte alınan ve soruşturma

dosyasına girmiş olan iki raporda lokal hassasiyete yer verilmiş olmasına

rağmen bu minvalde Savcılık kararında bu konuya ilişkin bir değerlendirme yer

almamaktadır. Oysa bu biçimdeki iki adli raporun varlığı durumunda

soruşturmanın daha titiz biçimde yürütülerek bu iddiaların Savcılık kararında

karşılanması önem arz etmektedir.

11. Öte yandan Başsavcılık, işkence suçunun oluşabilmesi

için sistematik ve süreklilik arz eden eylemlerin olması gerekirken olayda bu

suçun unsurlarının oluştuğu gösterilemediğini belirterek sadece işkence suçu

yönünden bir inceleme yapmış olmakla birlikte soruşturma dosyasında yer alan

sağlık raporları ve başvurucunun olaya ilişkin anlatımı çerçevesinde işkence

seviyesine ulaşmasa da başka bir suçun oluşup oluşmadığı yönünde bir

değerlendirme yapmamıştır. Bu da etkili soruşturma bakımından önemli bir eksiklik

olarak göze çarpmaktadır.

12. Sonuç olarak yukarıda sıralanan gerekçelerle

başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan

kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği gerekçesiyle çoğunluğun

başvurunun açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez bulunması

gerektiği şeklindeki kararına katılmamaktayım.

Başkan

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üye

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2020/24411, 31 Ekim 2024 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası