İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İshak İregür ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/26811)

1. Başvuru, temyiz başvurusunun süre yönünden

Başvuru No2018/26811Tarih13 Ocak 2022Okuma19 dk · 3.888 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İshak İregür Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
13 Ocak 2022
Başvuru Numarası
2018/26811
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.888 kelime·19 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, temyiz başvurusunun süre yönünden

reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurular muhtelif tarihlerde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Konularının aynı olması nedeniyle ekli tablonun (B)

sütununda numaraları belirtilen başvuru dosyalarının aynı tablonun (1) numaralı

satırında yer alan 2018/26811 numaralı bireysel başvuru dosyası ile

birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar

verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucuların bir kısmı işe iade, bir kısmı ise iş

akdinin feshedilmesi nedeniyle açılan alacak davasında davanın tarafıdır.

10. Ekli tablonun (D) sütununda belirtilen İş

Mahkemelerinde görülen davaların neticesinde aleyhine karar verilen tarafça

istinaf talebinde bulunulmuştur. Ekli tablonun (F) sütununda belirtilen Bölge

Adliye Mahkemelerince, başvurucular aleyhine sonuçlanan istinaf incelemeleri

neticesinde, iki haftalık süre içinde temyiz kanun yoluna başvurulabileceği

belirtilmiştir.

11. Başvurucular temyiz talebinde bulunmuş, Yargıtay 9.

Hukuk Dairesi tarafından temyiz talepleri ekli tablonun (G) sütununda

belirtilen tarihlerde süre aşımından reddedilmiştir. Yargıtay karar

gerekçelerinde 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı mülga İş Mahkemeleri Kanunu’nun

8. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca temyiz süresinin gerekçeli kararın

taraflara tebliğinden itibaren sekiz gün olduğu belirtilip sekiz günlük temyiz

süresi geçtikten sonra yapılan temyiz başvurularının süresinde olmadığı ifade

edilmiştir. Ayrıca karar gerekçesinde; Bölge Adliye Mahkemesi kararında

gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde kararın temyiz

edilebileceği açıklanmışsa da 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun 90. maddesi uyarınca kanunda belirtilen istisnai

durumlar dışında kanundaki süreleri hâkimin artırıp eksiltemeyeceği

vurgulanmıştır.

12. Temyiz taleplerinin reddi üzerine başvurucular süresi

içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

13. Hüküm tarihinde yürürlükte olan 5521 sayılı mülga

Kanun'un 8. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bölge adliye mahkemesinin para ile değerlendirilemeyen

dava ve işler hakkındaki kararları ile miktar veya değeri kırk bin Türk

lirasını geçen davalar hakkındaki nihaî kararlara karşı tebliğ tarihinden

başlayarak sekiz gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir."

14. 6100 sayılı Kanun’un dava tarihi itibarıyla

yürürlükte olan 361. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinden verilen

temyizi kabil nihai kararlar ile hakem kararlarının iptali talebi üzerine

verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz

yoluna başvurulabilir."

15. 6100 sayılı Kanun'un "hükmün kapsamı"

kenar başlıklı 297. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Hüküm 'Türk Milleti Adına' verilir ve bu ibareden

sonra aşağıdaki hususları kapsar:

…

ç) Hüküm sonucu, ... varsa kanun yolları ve süresini.

…"

B. Uluslararası Hukuk

16. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes davasının medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde, görülmesini isteme

hakkına sahiptir..."

17. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye

erişim hakkının Sözleşme'nin 6. maddesinde yerini bulan güvencelerin doğal bir

parçası olduğunu (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B. No: 54252/07,

16/6/2009, § 52), bu kapsamda herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili

her türlü iddiasını bir mahkeme veya yargı önüne getirme hakkının güvence

altına alındığını (Golder/Birleşik Krallık [GK], B. No: 4451/70,

21/2/1975, § 36), Sözleşme'nin 6. maddesinde mahkeme kararlarına karşı kanun

yolu başvurusunda bulunma hakkının güvence altına alınmadığını ancak devletin

kendi takdirine bağlı olarak taraflara kanun yolu başvurusunda bulunma hakkı

tanıması durumunda, kanun yolu başvurusunu inceleyen mahkeme önünde uygulanan

muhakeme usulünün bu ilkelere uygun olması gerektiğini belirtmiştir (Delcourt/Belçika,

B. No: 2689/65, 17/1/1970, § 25).

18. AİHM, mahkemeye erişim hakkına yönelik birtakım

sınırlandırmaların kabul edilebileceğini ancak sınırlamaların meşru bir amaca

yönelik olmadığı veya kullanılan yöntem ile ulaşılması hedeflenen amaç arasında

makul bir orantılılık ilişkisinin bulunmadığı durumlarda, kısıtlamaların

Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasına uygun olmayacağını belirtmiştir (Ashingdane/Birleşik

Krallık, B. No: 8225/78, 28/5/1985, § 57).

19. AİHM; ulusal hukuk kurallarını yorumlama görevinin

yerel mahkemelere ait olduğunu, AİHM'in rolünün bu yorumların Sözleşme ile

uyumluluğunu denetlemekle sınırlı olduğunu, bu durumun kanun yolu başvurusunda

öngörülen süre sınırlamaları ile ilgili yapılan yorumlar açısından da geçerli

olduğunu, süreye ilişkin kuralların adaletin ve özellikle de yasal kesinliğin

düzgün şekilde uygulanmasını amaçladığını (Pérez De Rada Cavanilles/İspanya,

B. No: 28090/95, 28/10/1998, §§ 43, 45), bununla birlikte mahkemelerin usul

kurallarını uygularken bir yandan adil yargılanma hakkını ihlal edebilecek

aşırı şekilcilikten ve usul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu

doğurabilecek aşırı esneklikten kaçınmaları gerektiğini belirtmiştir (Walchli/Fransa,

B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

20. Anayasa Mahkemesinin 13/1/2022 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucu

İshak İregür ve Başvurucu Boyner Büyük Mağazacılık A.Ş.nin İhlal İddiaları

Yönünden

21. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru

usulü" kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi

içinde başvuramayan/ar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren onbeş gün içinde

ve mazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilirler ... "

22. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) "Başvuru

süresi ve mazeret" kenar başlıklı 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir."

23. Bireysel başvuruların 6216 sayılı Kanun'un 47.

maddesinin (5) numaralı fıkrası ile İçtüzük'ün 64. maddesinin (1) numaralı

fıkrası uyarınca başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu

öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde

yapılması gerekmektedir. Anılan düzenlemelerde başvuru yolu öngörülen

durumlarda bireysel başvuru süresinin başlangıcına ilişkin olarak başvuru

yollarının tüketildiği tarihten söz edilmekte ise de haberdar olunmayan bir

hususta başvuru yapılamayacağı dikkate alınarak bu ibarenin nihai kararın

gerekçesinin öğrenildiği tarih olarak anlaşılması gerekir (A. C. ve

diğerleri [GK], B. No: 2013/1827, 25/2/2016, § 25).

24. Bireysel başvuru süresinin işlemeye başlaması

yönünden nihai kararın gerekçesinin tebliği, öğrenme şekillerinden biridir (Mehmet

Ali Kurtuldu, B. No: 2013/5504, 28/5/2014, § 27). Ancak öğrenme, gerekçeli

kararın tebliği ile sınırlı olarak gerçekleşmez; başka şekillerde de öğrenme

söz konusu olabilir. Başvurucunun nihai kararın gerekçesini dava dosyasını

incelemek suretiyle öğrenmesi mümkündür. Bu doğrultuda dosyadan suret

alınması gibi hâllerde başvurucunun gerekçeli kararı öğrendiği kabul

edilebilir. Başvurucunun nihai kararın gerekçesini öğrendiğini beyan ettiği

tarih de bireysel başvuru süresinin başlangıcı olarak ele alınabilir (İlyas

Türedi, B. No: 2013/1267, 13/6/2013, §§ 21, 22).

25. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi henüz avukatına tebliğ

edilmemiş olmakla birlikte nihai karar olan gerekçeli Yargıtay ilamının ilk

derece mahkemesine ulaştığı, başvurucunun avukatının ise bireysel başvuru

formunda bu karardan haberdar olduğunu belirttiği tarihten daha önce ilk derece

mahkemesine söz konusu ilamın tebliğe çıkarılması için birden fazla talepte

bulunduğunun anlaşıldığı bir bireysel başvuruda başvuru süresinin avukatın ilk

yazılı talep tarihinden itibaren işlemeye başladığını kabul etmiştir. Anılan

kararda Anayasa Mahkemesi, gerekçeli nihai karar ilk derece mahkemesine ulaştığından

başvurucunun haberdar olduğu ve bu durumda UYAP Avukat Bilgi Sistemi'ni

kullandığı görülen başvurucu vekilinin nihai karar sonucunu ve gerekçesini

kesin olarak öğrenme olanağına sahip bulunduğu konusunda şüphe olmadığını ifade

etmiştir (Suat Bircan [GK], B. No: 2014/16800, 1/12/2016, §§ 25-27).

26. Ayrıca Anayasa Mahkemesi Hüseyin Aşkan (B. No:

2017/15649, 21/7/2020) kararında, UYAP evrak işlem kütüğünün evrak

üzerinde yapılan işlemleri (doküman oluşturma, düzenleme, imzalama, açma, okuma

ve yazdırma gibi) kayıt altına aldığını ve kayıt altına alınan evrak üzerindeki

işlemleri yapan şahsın adı, soyadı, sıfatı, birimi, yapılan işlemin niteliği,

tarih ve saatinin sistemde saklandığını belirtmiştir. Bu durumda UYAP evrak

işlem kütüğü üzerinde yapılan inceleme neticesinde ilgili kararın başvurucu

avukatı tarafından açılarak okunduğu tespit edilmiş ise ilgililerden bu işlem

sırasında nihai kararın sonucunu öğrenmelerinin bekleneceğini ifade etmiştir (Hüseyin

Aşkan, §§ 26-29).

27. Başvuru konusu olaylarda da UYAP evrak işlem kütüğü

üzerinde yapılan incelemelerde başvurucu İshak İregür'ün avukatı İbrahim

Cinbaş'ın e-devlet sistemi üzerinden Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 21/6/2018

tarihli nihai kararını 21/7/2018 tarihinde saat 15.12'de açarak okuduğu, yine

başvurucu Boyner Büyük Mağazacılık A.Ş.nin avukatı Zeynep Yıldırım'ın e-devlet

sistemi üzerinden Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 4/9/2018 tarihli nihai kararını

5/10/2018 tarihinde saat 15.23'te açarak okuduğu tespit edilmiştir. Somut olaylarda

Hüseyin Aşkan kararında belirtilen ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir

husus bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucu İshak İregür'ün avukatı İbrahim

Cinbaş'ın 21/7/2018 tarihinde, Boyner Büyük Mağazacılık A.Ş.nin avukatı Zeynep

Yıldırım'ın 5/10/2018 tarihinde nihai kararların sonuçlarını öğrendikleri

anlaşılmıştır. Nitekim ilgili usul kuralları uyarınca sürenin münhasıran

tebliğden itibaren işlemeye başlayacağının kabul edildiği uygulamaların aksine

bireysel başvuru yolunda başvuru süresi, ihlalin öğrenilmesi esasına

bağlanmıştır (Mehmet Özcan, B. No: 2019/6266, 15/1/2020, § 27).

28. Sonuç olarak nihai karardan 21/7/2018 tarihinde

haberdar olduğu anlaşılan başvurucu İshak İregür'ün otuz günlük bireysel

başvurusu süresinden sonra 29/8/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunduğu ve

nihai karardan 5/10/2018 tarihinde haberdar olduğu anlaşılan başvurucu Boyner

Büyük Mağazacılık A.Ş.nin otuz günlük bireysel başvurusu süresinden sonra

9/11/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunduğu anlaşıldığından söz konusu

başvuruların süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

B. Diğer

Başvurular Yönünden

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

29. Başvurucular, Bölge Adliye Mahkemelerinin temyiz

süresini kararın tebliğinden itibaren iki hafta olarak gösterdiğini ve

belirtilen süre içinde temyiz talebinde bulunmalarına rağmen temyiz

başvurularının süreden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim haklarının;

yargılamanın hukuka aykırı sonuçlandırılması nedeniyle mülkiyet haklarının ve

çalışma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bir kısım başvurucu kamuya

açık belgelerde isminin gizli tutulmasını talep etmiştir.

30. Bakanlık görüşünde; iş hukukundan kaynaklanan

uyuşmazlıklarda, hangi nedenlerin haklı ve geçerli fesih nedeni oluşturduğuna

ilişkin olarak derece mahkemelerinin yorum ve değerlendirmesinin mevzuata uygun

olup olmadığını denetlemek yetkisinin Anayasa Mahkemesinin görev alanına

girmediği, mahkemeye erişim hakkına ilişkin şikâyetlerin Muammer Tatar

(B. No: 2014/819, 9/6/2016) kararı dikkate alınarak incelenebileceği

belirtilmiştir.

2. Değerlendirme

31. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir."

32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların şikâyetlerinin özünün temyiz taleplerinin Yargıtay

tarafından incelenmemesine yönelik olması nedeniyle ihlal iddialarının adil

yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer alan mahkemeye erişim hakkı

kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan başvuruların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Hakkın

Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı

34. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve

savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim

hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün

bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma"

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini

belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B.

No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).

35. Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen, B. No: 2012/791,

7/11/2013, § 52).

36. Mahkeme kararlarının hukuka uygun olup olmadığına

yönelik uyuşmazlığın çözümlenmek üzere bir yargı makamı önüne taşınması kanun

yoluna başvurma olarak nitelendirilmektedir. Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer

temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların

korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Adil yargılanma hakkı bir

mahkeme kararına karşı üst yargı yollarına başvurabilmeyi güvence altına

almamakla birlikte gerek suç isnadına bağlı yargılamalarda gerekse medeni hak

ve yükümlülüklere ilişkin yargılamalarda istinaf veya temyiz gibi kanun

yollarına başvurma imkânı tanınmış ise bu kanun yolları yönünden de adil

yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerin sağlanması gerekir (Hasan İşten,

B. No: 2015/1950, 22/2/2018, § 37).

37. Somut olaylarda, temyiz başvurularının süre yönünden

reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkına bir müdahale teşkil ettiği açıktır.

ii. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

38. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın

yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz."

39. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple müdahalenin, Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, haklı bir

sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup

olmadığının belirlenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

40. Başvuru konusu olaylarda, başvurucuların temyiz

başvurularının 5521 sayılı mülga Kanun'un 8. maddesinde öngörülen sürede

yapılmadığı gerekçesiyle reddedildiği anlaşılmaktadır. Buna göre Yargıtay

tarafından verilen süreden ret kararları ile yapılan müdahalenin kanun tarafından

öngörülme ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

(2) Meşru Amaç

41. Yargı kararlarının tabi kılınacakları bir kanun yolu

incelemesi neticesinde ortadan kaldırılma ihtimalinin hukuk düzeni içinde

sürekli olarak gündemde tutulması hukuki güvenlik ve istikrar ilkeleriyle

bağdaşmaz. Yargılamaların sürüncemede kalmasını engellemek, uyuşmazlıkların

mümkün olan en kısa süre içinde nihai çözüme kavuşturulmasını, hukuk aleminde

etki ve sonuçlarını doğurması beklenen kesin hükmün bir an önce teminini sağlamak

düşüncesiyle yargı kararlarına karşı üst mahkemeler nezdinde yapılması

öngörülen kanun yolu başvuruları kanunlarla belli sürelere bağlanmıştır. Bu

itibarla kanun yoluna başvurma hakkının belli bir süre koşuluna bağlanması,

yukarıda belirtilen sakıncaları bertaraf ederek hukuki güvenlik ve istikrarın

sağlanması gibi önemli ve meşru bir amaca hizmet eder (Ertuğrul Dalbaş,

B. No: 2014/7805, 25/10/2017, § 59).

(3) Ölçülülük

42. Temyiz başvurularının süre yönünden reddi nedeniyle

başvurucuların mahkemeye erişimine getirilen sınırlamanın ölçülü olup olmadığı

ve başvuruculara ağır bir yük getirilip getirilmediği hususlarının

değerlendirilmesi gerekir.

(a) Genel

İlkeler

43. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik

ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin

zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının

mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

44. Somut olayda elverişlilik ve gereklilik ilkeleri

yönünden tartışmayı gerektirecek bir yön bulunmamaktadır. Asıl üzerinde

durulması gereken, müdahalenin orantılı olup olmadığıdır.

45. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli

sürelerin öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsızlaştırmadıkça -hukuki

belirlilik ilkesinin gereği olarak- mahkemeye erişim hakkına aykırılık

oluşturmaz. Ancak mevzuatta öngörülen süre kurallarının hukuka açıkça aykırı

olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriyle

kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel

olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz.

İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., § 38).

46. Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında devletin

işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve

sürelerini belirtmek zorunda olduğu ifade edilmiştir. Kanun koyucu, devlet

organlarının tesis ettiği işlemlere karşı kanun yolları, hangi mercilere

başvuracağı ve başvuru süresi bakımından tarafların doğru bilgi sahibi

olmalarını sağlayarak dağınık mevzuat karşısında hangi yola müracaat edeceğini

bilmeyen yahut tereddüt eden bireylerin hak arama özgürlüğünü etkin ve sağlıklı

bir şekilde kullanmalarını amaçlamıştır (Kommersan Kombassan Mermer Maden

İşletmeleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri, B. No: 2013/7114,

20/1/2016, § 50).

47. Anayasa Mahkemesi; mahkemeye erişim hakkı yönünden

inceleme yaptığı kararlarında, dava açma sürelerini düzenleyen, son derece

karışık ve dağınık olan bir mevzuatın aşırı şekilci (katı) yorumunun, mahkemeye

erişim hakkını ihlal edebileceğini özellikle başvuru mercii ve süresi gösterilmeyen

durumlarda mahkemelerin usul kurallarını yorumlarken mahkemeye erişim hakkını

zedeleyecek şekilde katı yorumdan kaçınmaları gerektiğini vurgulamaktadır.

Özellikle hukuk sisteminde var olan yedi, sekiz, on, on beş, otuz günlük, bir

ve iki haftalık ve bir aylık kanun yolu sürelerinin çeşitliliği ve ilgili usul

kanunlarında bu sürelere ilişkin yapılan değişiklikler dikkate alındığında

kanun yolu sürelerinin karışıklığa neden olmayacak şekilde sade olduğunu

söylemek güçtür. Bu noktada hak arama özgürlüğünün etkin bir şekilde

kullanılabilmesi için mahkeme kararlarının hüküm kısmında kanun yolu süresinin

belirtilmesinin ayrı bir önem taşıdığı açıktır.

48. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi kararlarında

vurgulandığı üzere adil yargılanma hakkı, uyuşmazlıkların çözümlenmesinde hukuk

devleti ilkesinin gözetilmesini de gerektirmektedir. Anayasa'nın 2. maddesinde

belirtilen hukuk devleti ilkesi, Anayasa'nın tüm maddelerinin yorumlanması ve

uygulanmasında gözönünde bulundurulması zorunlu olan bir ilkedir. Bu noktada

hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk güvenliği ilkesi oluşturmaktadır

(AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010 ve E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012).

Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk

normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde

devlete (aynı zamanda mahkemelere) güven duyabilmesini, devletin (aynı zamanda

mahkemelerin) de bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli

kılar.

49. Örneğin benzer nitelikteki S.K. (B. No:

2015/2438, 19/4/2018) başvurusunda; iş mahkemesi kısa ve gerekçeli kararında

temyiz süresini kararın tebliğinden itibaren on beş gün olarak göstermiştir.

Başvurucu, bu süreye güvenerek kararın tebliğinden itibaren on beş günlük süre

içinde hükmü temyiz etmiş; Mahkemenin temyiz isteminin süreden reddine dair ek

kararı, Yargıtayca iş mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresinin tefhim veya

tebliğden itibaren sekiz gün olduğu, temyiz isteminin ise süreden sonra

yapıldığı belirtilerek onanmıştır. Anayasa Mahkemesi bu başvuruda, başvurucunun

kendisine tanınan on beş günlük süreye güvenerek hareket ettiği, kararda

belirtilen sürenin başvurucuyu yanılttığı ve hukuki belirsizlik yarattığı,

Mahkemenin yanıltması sonucu ortaya çıkan belirsizliğe başvurucunun katlanmak

zorunda bırakılmasının ölçülü olmadığı, dolayısıyla başvurucunun mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.

50. Anayasa Mahkemesinin önceki başvurularda ortaya

koyduğu, yukarıda özetlenen ilkeler dikkate alındığında kanun yolu sürelerinin

sade olduğunun söylenemeyeceği bir sistemde ilk derece mahkemesince gösterilen

temyiz süresine, hukuki güvenlik ilkesine uygun şekilde ve güvenerek hareket

eden başvurucunun temyiz talebinin süreden reddedilmesiyle haksız yere yüklenen

külfetin ölçülü olmadığı ve başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

51. Somut olayda değerlendirilmesi gereken mesele,

başvurucuların temyiz taleplerinin süre koşulu gerekçe gösterilerek incelenmemesinin

mahkemeye erişim haklarına orantısız bir müdahale oluşturup oluşturmadığıdır.

52. Usul hükümlerine göre mahkeme kararlarının hüküm

kısmında kanun yolu ve süresinin belirtilmesi zorunluluğu, tarafların karara

karşı öngörülen kanun yolunu etkili ve işlevsel bir şekilde kullanmaları

açısından önem arz etmektedir.

53. Başvuru konusu olaylarda Bölge Adliye Mahkemeleri

kararları başvuruculara tebliğ edilmiş, karar tarihi itibarıyla yürürlükte

bulunan yasal düzenleme gereği temyiz yoluna başvurma süresi kararın

tebliğinden itibaren sekiz gün olmasına rağmen Bölge Adliye Mahkemeleri

gerekçeli kararında temyiz yoluna başvuru süresini kararın tebliğinden itibaren

iki hafta olarak göstermiştir (bkz. § 10). Başvurucular, istinaf kararlarında

kendilerine tanınan ve kararın tebliğinden itibaren başladığı belirtilen iki

haftalık süreye güvenerek hareket etmiştir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, temyiz

başvurularının sekiz günlük yasal sürede yapılmadığını belirterek

başvurucuların temyiz taleplerini süresinde olmadığı gerekçesiyle reddetmiştir

(bkz. § 11).

54. Yukarıda belirtilen tespitler ışığında somut olaylara

bakıldığında başvurucuların, istinaf incelemeleri üzerine Bölge Adliye

Mahkemelerince verilen karar gerekçelerinde belirtilen tebliğden itibaren iki

hafta içinde temyiz kanun yoluna başvurdukları anlaşılmıştır. Mahkemelerin

kanun yolu ve süresini taraflara doğru gösterme yönündeki yükümlülüğü gözönüne

alındığında Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin yorumunun kanun yoluna başvuru

süresinin Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından hatalı gösterilmesinin

sonuçlarına katlanmak zorunda bırakılan başvurucularda ağır bir yüke sebep

olduğu, başvurucuların katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru

amaçla orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

55. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye

erişim haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

c. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

56. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal

edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

57. Başvurucular ihlalin tespit edilmesi, yeniden

yargılama yapılmasına hükmedilerek ihlalin giderilmesi ve tazminat ödenmesi

talebinde bulunmuştur.

58. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da

işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506,

7/11/2019).

59. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

60. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanunun 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili

mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki

benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla

yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim

yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına

bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın

yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama

sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal

yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı

nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını

gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§

58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

61. Somut olayda başvurucuların mahkemeye erişim

haklarına yönelik ihlal, başvurucuların temyiz başvurularını temyiz haklarını

kullanma imkânını kısıtlayıcı yorum ile süreden reddeden Yargıtay 9. Hukuk

Dairesi kararlarından kaynaklanmaktadır.

62. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Buna göre yeniden yapılacak yargılama ise 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından

yapılması gereken iş, temyiz başvurularının reddi yönündeki kararlarını

kaldırarak temyiz başvurularını -usule ilişkin diğer meselelerde de bir

eksiklik söz konusu değilse- esastan incelemekten ibarettir. Bu sebeple kararın

bir örneğinin dosyaların Yargıtay 9. Hukuk Dairesine gönderilmesini sağlamak

üzere ekli tablonun (D) ve (E) sütununda dosya bilgileri belirtilen İş

Mahkemelerine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

63. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim

hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamanın

yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucuların tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

64. Dosyadaki belgelerden tespit edilen ekli tabloda

belirtilen harç ve vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderlerinin

başvuruculara ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde 2018/32891 ve 2018/37623

başvuru numaralı dosyaların başvurucularının kimliklerinin gizli tutulması

taleplerinin KABULÜNE,

B. 1. Başvurucu İshak İregür ve başvurucu Boyner Büyük

Mağazacılık A.Ş. tarafından yapılan başvuruların süre aşımı nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Diğer başvurular yönünden mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

amacıyla Yargıtay 9. Hukuk Dairesine gönderilmek üzere ekli tablonun (D) ve (E)

sütununda dosya bilgileri belirtilen İş Mahkemelerine GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

F. Ekli tabloda gösterilen harç ve vekâlet ücretinden

oluşan yargılama giderlerinin başvuruculara ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. 2018/26811 (başvurucu İshak İregür) ve 2018/33521

(başvurucu Boyner Büyük Mağazacılık A.Ş.) numaralı başvurular yönünden

yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,

İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 13/1/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Hicabi DURSUN Muammer TOPAL Yusuf Şevki HAKYEMEZ İrfan FİDAN Raportör : Selçuk KILIÇ Başvurucular : İshak İREGÜR ve diğerleri [bkz. ekli tablonun (C) sütunu] Başvurucular Vekilleri : Bkz. ekli tablonun (H) sütunu

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2018/26811, 13 Ocak 2022 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası Hukuk
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucu
  16. B. Diğer
  17. A. Kamuya açık belgelerde 2018/32891 ve 2018/37623
  18. C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  19. D. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının
  20. F. Ekli tabloda gösterilen harç ve vekâlet ücretinden
  21. G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların
  22. H. 2018/26811 (başvurucu İshak İregür) ve 2018/33521
  23. İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2018/26811
Tarih
13 Ocak 2022

İlgili Kararlar

  • Siman Üstün Başvurusu (B. No: 2018/3026)
  • Fatma Betül Örer Başvurusu (B. No: 2018/3573)
  • Levent Tan Başvurusu (B. No: 2018/24118)
  • Mehmet Şerif Gök Başvurusu (B. No: 2017/31270)
  • Abdulrhman Mnghanı Başvurusu (B. No: 2017/26976)
  • Yaşar Yüce Başvurusu (B. No: 2018/7592)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.