İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

İsmet Demiray Başvurusu (B. No: 2013/7022)

1. Başvurucu, 25/9/2007

Başvuru No2013/7022Tarih22 Haziran 2015Okuma15 dk · 3.046 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm İsmet Demiray Başvurusu

Karar tarihi
22 Haziran 2015
Başvuru Numarası
2013/7022
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.046 kelime·15 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, 25/9/2007

tarihinde Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında makul

sürede yargılama yapılmadığını, Yargıtay bozma ilâmında iyi niyetli olmadığının

ifade edildiğini, bu tespite İlk Derece Mahkemesinin de uyduğunu ancak söz

konusu tespite nasıl ulaşıldığının tatmin edici gerekçelerle açıklanamadığını,

dava sonunda lehine hükmedilen bedelin denkleştirici

adalet ilkesine ve hakkaniyete uygun olmadığını belirterek, adil yargılanma

hakkının ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talebinde

bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 9/9/2013 tarihinde

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön

incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca 30/9/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına ve dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

01/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 29/12/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş

sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, 25/9/2007

tarihinde Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde, Muallim Köy Muhtarlığı tüzel

kişiliği aleyhine açtığı tazminat davasında, davalı idareden, 30/9/1991

tarihinde Gebze ilçesi Muallim köyünde bulunan bir taşınmazı 8.993.000 TL bedel

ödeyerek satın aldığını, ancak daha sonra aleyhine açılan tapu iptali ve tescil

davası neticesinde söz konusu taşınmazın tapusunun iptal edildiğini ve

taşınmazın köy tüzel kişiliği adına tescil edildiğini, bu nedenle taşınmaz için

ödediği bedelin geri ödenmesi gerektiğini ve esasen bu durumdan dolayı

120.000,00 YTL'nin üzerinde zarara uğradığını belirterek, yasal faizi ile

birlikte zararın tazmini talep etmiştir.

8. Yapılan yargılama sonunda,

Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, 19/3/2009 tarih ve E.2007/433, K.2009/94

sayılı kararı ile taraflar arasında kanuna açıkça aykırı bir satış sözleşmesi

düzenlendiğini, dolayısıyla iki tarafın da kusurlu olduğunu; ancak başvurucunun

hak sahibiymiş gibi davranarak tahsis ve tapu işlemlerini yaptırması nedeniyle

daha ağır kusurlu hareket ettiğini, ayrıca söz konusu taşınmazın satışının

ihtiyaç sahiplerine mülk edindirme amacıyla tespit edilen rayiç bedeli

üzerinden yapıldığını dikkate alarak, davanın kısmen kabulü ile başvurucunun

alım tarihinde ödediği bedelin Toptan Eşya Tüketici Fiyat Endeksine (TEFE) göre

hesaplanmış hali olan 4.573,00 TL’nin, dava tarihinden itibaren yasal faiziyle

davalıdan tahsiline hükmetmiştir.

9. İlk Derece Mahkemesinin bu kararına

karşı taraflarca temyiz talebinde bulunulmuş, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi,

9/12/2010 tarih ve E.2010/8926, K.2010/16525 sayılı ilâmı ile “Davacıya ait tapunun mahkeme kararı ile iptal

edilmesi davacıyı iyi niyetli hale getirmez. Dava konusu taşınmazın satın

alınabilmesi için köy nüfusuna kayıtlı olması ve köyde oturuyor olması zorunlu

olup, davacı yanıltıcı beyanda bulunduğuna göre iyi niyetli olduğundan da söz

edilemez. Bu takdirde davacı taşınmaz için ödediği bedeli dava tarihinden

itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsilini talep edebilir…”

gerekçesine dayanarak İlk Derece Mahkemesinin kararını bozmuştur.

10. Karar düzeltme istemi aynı

Dairenin, 22/10/2011 tarih ve E.2011/14322, K.2011/15644 sayılı ilâmı ile

reddedilmiştir.

11. Gebze 2. Asliye Hukuk

Mahkemesi bozma ilâmına uyarak, 13/3/2012 tarih ve E.2011/760, K.2012/105

sayılı kararı ile bozma ilâmında belirtilen hususlar kapsamında, davanın kısmen

kabulüne, 8.993.000 TL (8.99,00 YTL)'nin dava

tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar vermiştir.

12. Taraflarca temyiz talebinde

bulunulması üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 21/1/2013 tarih ve

E.2012/20810, K.2013/867 sayılı ilâmı ile İlk Derece Mahkemesinin kararını

onamıştır.

13. Aynı Daireye yapılan karar

düzeltme istemi ise, Dairenin 1/7/2013 tarih ve E.2013/14693, K.2013/18054

sayılı ilâmı ile reddedilmiştir.

14. Karar düzeltme isteminin

reddine ilişkin ilâm başvurucuya 17/8/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu, 9/9/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

16. 12/1/2011 tarih ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Usul

ekonomisi ilkesi" kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

"Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir

biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla

yükümlüdür."

17. 18/3/1924 tarih ve 442

sayılı Köy Kanunu’nun ek 13. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Köy tüzelkişiliği

adına, köy yerleşme planına göre en çok 2000 m² olmak üzere tescil edilen

parseller köyde ikamet eden ve köy nüfusuna kayıtlı olup evi bulunmayan ihtiyaç

sahiplerine ihtiyar meclisi kararı ile rayiç bedel üzerinden satılır.”

18. 20/8/1987 tarihli Köy

Yerleşme Alanı Uygulama Yönetmeliği’nin “İhtiyaç

Sahipliği Şartları” kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:

“Arsa satın alabilmek için;

…

c) İsteklinin ikamet etmekte olduğu köy nüfusuna kayıtlı

olması ve o köyde asgari 5 yıl oturmuş olması,

Nüfus kaydı evvelce başka yerlerde olup, bu kanunun

yürürlüğe girmesinden sonra bu köy nüfusuna aktarmış olanların, hak sahibi

olabilmeleri için nüfus kaydı aktarma işlemi tarihinden itibaren 5 yıl süreyle

fiilen o köyde ikamet etmiş olmaları şarttır.”

19. 22/4/1926 tarih ve 818

sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun “Munzam

zarar” kenar başlıklı 105. maddesi şöyledir:

“Alacaklının düçar

olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir kusur isnat edilemiyeceğini

ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir.

Bu munzam zarar derhal

takdir olunabilirse hakim, esasa dair karar verir iken

bu zararın miktarını dahi tayin edebilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

20. Mahkemenin 22/6/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 9/9/2013 tarih ve 2013/7022

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

21. Başvurucu, 25/9/2007

tarihinde Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında makul

sürede yargılama yapılmadığını, Yargıtay bozma ilamında iyi niyetli olmadığının

ifade edildiğini, bu tespite İlk Derece Mahkemesinin de uyduğunu ancak söz

konusu tespite nasıl ulaşıldığının tatmin edici gerekçelerle açıklanamadığını,

dava sonunda lehine hükmedilen bedelin denkleştirici

adalet ilkesine ve hakkaniyete uygun olmadığını belirterek, adil yargılanma

hakkının ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

22. Başvuru dilekçesi ve ekleri

incelendiğinde, başvurucunun, bireysel başvuruya konu yargılama sonunda lehine

hükmedilen bedelin denkleştirici adalet ilkesine ve

hakkaniyete uygun olmadığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini

ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların ihlal

iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi

bizzat yapar. Anılan ihlal iddiaları yargılama sürecinin ve yargılama sonunda

verilen kararın adil olup olmadığına ilişkin olduğundan, söz konusu iddilar adil yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında

değerlendirilmiştir. Öte yandan başvurucunun,

Yargıtay bozma ilamında ve bu ilâma uyularak verilen İlk Derece

Mahkemesi kararında, iyi niyetli olmadığının ifade edilmesi ancak bu tespite

nasıl varıldığının tatmin edici gerekçelerle açıklanmaması ve yargılamanın

makul sürede tamamlanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiaları ayrıca değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Sonucu

İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

23. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

24. 30/3/2011

tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

25. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

26. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açık bir keyfilik içermesi ve bu durumun

kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş

olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz

takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez

(B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

27. Somut olayda başvurucu,

Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, yargılama sonunda

hükmedilen tazminat miktarının denkleştirici adalet

ilkesine ve hakkaniyete uygun olmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

28. Başvurucu

tarafından açılan davada, Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 19/3/2009 tarihli

kararında, davanın kısmen kabulü ile uyuşmazlık konusu taşınmaz için alım

tarihinde ödenen bedelin TEFE’ye göre hesaplanmış hali olan 4.573,00 TL’nin başvurucuya

ödenmesine hükmetmiş ancak bu karar Yargıtay 13. Hukuk Dairesi tarafından

9/12/2010 tarihli ilâm ile olayda başvurucunun iyi niyetli olmadığının kabulü

ve bu nedenle başvurucunun, taşınmaz için ödediği bedelin dava tarihinden

itibaren işleyecek yasal faizi ile hesaplanması gerektiği düşüncesi ile

bozulmuş, aynı Daireye yapılan karar düzeltme istemi de 22/10/2011 tarihli

ilâmla reddedilmiştir.

29. Bozma ilâmına uyularak

yeniden yapılan yargılama sonucu, Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, ilâmda

belirtilen hususu dikkate alarak, tüm dosya kapsamını ve başvurucunun taşınmazı

aldığı tarihte ödediği bedeli dikkate alarak, davanın kısmen kabulüne, 8,99 YTL

tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar

vermiş, bu karar Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 21/1/2013 tarihli ilâmı ile

onanmış, karar düzeltme istemi de 1/7/2013 tarihli ilâm ile reddedilmiştir.

30. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemeleri

tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

31. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına,

kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça

sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadığı gibi İlk Derece Mahkemesinin ve Yargıtayın

kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangi bir

durum da tespit edilememiştir.

32. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, Derece Mahkemeleri kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik

de içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Gerekçeli

Karar Hakkının İhlali İddiası

33. Başvurucu, Yargıtay bozma

ilamında ve bu ilâma uyularak verilen İlk Derece Mahkemesi kararında, iyi niyetli

olmadığının ifade edildiğini ancak bu tespite nasıl varıldığının tatmin edici

gerekçelerle açıklanmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

34. Anayasa’nın 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli

olarak yazılır.”

35. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak

başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma

hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak

ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün

mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden

141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının

belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

36. Ancak derece mahkemeleri,

kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değildir. Bununla beraber,

ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde davanın sonucuna etkili olması

söz konusu ise, mahkeme bu hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorunda

olabilir. Böyle bir durumda dahi, ileri sürülen iddiaların zımnen reddi yeterli

olabilir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).

37. Öte yandan temyiz

mercilerinin kararlarının tamamen gerekçeli olması zorunlu değildir. Temyiz merciinin

yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynı fikirde olması ve bunu ya aynı

gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir.

Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş

ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını

ya da bozduğunu göstermesidir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).

38. Somut olayda, Mahkemece,

başvurucunun iddiaları, davalının savunmaları dikkate alınmış, her iki tarafın

da delilleri değerlendirilmiş, keşif yapılmış, bilirkişi raporu aldırılmış,

rapora karşı ileri sürülen itirazlar değerlendirilmiş, yeterli görülen

bilirkişi raporu çerçevesinde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir (bkz. §

8). Tarafların temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, yaptığı

değerlendirme sonucu İlk Derece Mahkemesinin kararını, “Davacıya ait tapunun mahkeme kararı ile iptal

edilmesi davacıyı iyi niyetli hale getirmez. Dava konusu taşınmazın satın

alınabilmesi için köy nüfusuna kayıtlı olması ve köyde oturuyor olması zorunlu

olup, davacı yanıltıcı beyanda bulunduğuna göre iyi niyetli olduğundan da söz

edilemez. Bu takdirde davacı taşınmaz için ödediği bedeli dava tarihinden

itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsilini talep edebilir…”

gerekçesine dayanarak bozmuş, karar düzeltme istemini reddetmiştir. (bkz. §§ 9-10). Bozmaya uyan İlk Derece Mahkemesi bu

doğrultuda yeniden hüküm tesis etmiş, bu hüküm Yargıtay 13. Hukuk Dairesince

onanmış, karar düzeltme istemi de reddedilmiştir (bkz. §§ 11-13). Dolayısıyla

iddia edilenin aksine, başvurucunun iyi niyetli olup olmadığının

değerlendirilmesi Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin bozma ilamında ortaya

konulmuştur. İlk Derece Mahkemesi de bozma ilâmı sonrası verdiği kararda, Yargıtayın görüşü doğrultusunda karar vermiştir. Bu

bağlamda somut olayda Mahkeme ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğundan da

söz edilemez.

39. Açıklanan nedenlerle, gerekçeli karar

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurucunun bu yöndeki

iddiası diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun” bulunmuştur.

c. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı

İddiası

40. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu

bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

41. Başvurucu, 25/9/2007 tarihinde Gebze 2. Asliye Hukuk

Mahkemesinde açtığı tazminat davasında makul sürede yargılama yapılmadığını

belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

42. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi

içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma

hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,

makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

43. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

44. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede

karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, tapu kaydının iptali

nedeniyle taşınmaz için ödenen bedelin tazmini için açılan davanın söz konusu

olduğu görülmekle, 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre

yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan

bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).

45. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih,

25/9/2007 tarihidir.

46. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Bu kapsamda, somut yargılama

faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin, başvurucunun karar düzeltme

talebinin Yargıtay 13. Hukuk Dairesince reddedildiği 1/7/2013 tarihi olduğu

anlaşılmaktadır.

47. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun, başvurucunun bedel ödeyerek

satın aldığı taşınmazın tapusunun iptal edilmesinin ardından, başvurucu

tarafından ödenmiş olan bedelin tazmini istemi olduğu, Gebze 2. Asliye Hukuk

Mahkemesinin 19/3/2009 tarihli kararı ile davanın kısmen kabulüne hükmedildiği,

bu kararın Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 9/12/2010 tarihli ilâmı ile bozulduğu,

karar düzeltme isteminin de 22/10/2011 tarihinde reddedildiği anlaşılmıştır.

Bozma kararına uyan İlk Derece Mahkemesinin 13/3/2012 tarihinde yeni bir karar

verdiği, bu kararın Yargıtay 13. Dairesince 21/1/2013 tarihinde onandığı, karar

düzeltme isteminin ise 1/7/2013 tarihinde reddedildiği, böylece İlk Derece

Mahkemesi kararının kesinleştiği belirlenmiştir.

48. 6100 sayılı Kanun’un

öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul

sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati temin

etmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde

bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar

verilmiştir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34-64).

49. Başvuruya konu tazminat davasının incelenmesinde; hukuki

meselenin çözümündeki güçlük, yargılamanın niteliği, maddi olayların

karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi

kriterler dikkate alındığında davanın karmaşık olmaktan uzak olduğu

anlaşılmıştır. Başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ve usulü haklarını

kullanırken özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep

olduğu da söylenemez. Dolayısıyla somut başvuru açısından, daha önce verilen

kararlar dışında farklı karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı, söz

konusu beş yıl dokuz ay altı günlük yargılama sürecinde makul olmayan bir

gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

50. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

51. Başvurucu, adil yargılanma

hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edilmesi nedeniyle yapmış olduğu yargılama

giderleri ile 250.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmiştir.

52. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

53. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin beş yıl dokuz ay altı günlük yargılama süresi nazara

alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net

4.150,00 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

54. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

55. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca

tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama

giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Yargılamanın sonucunun adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

2.

Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”

Nedenleriyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

4. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuya net 4.150,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

22/6/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd. : İsmail Emrah PERDECİOĞLU Başvurucu : İsmet DEMİRAY Vekili : Av. Ali Yaşar ÖZKAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/7022, 22 Haziran 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/7022
Tarih
22 Haziran 2015

İlgili Kararlar

  • Cemal İnce Başvurusu (B. No: 2014/11411)
  • Doğan Koçan Başvurusu (B. No: 2014/169)
  • Tuba Doğruyol Başvurusu (B. No: 2014/1292)
  • Metin Bayyar ve Halkın Kurtuluş Partisi Başvurusu (B. No: 2014/15220)
  • Hasan Vurgun Başvurusu (B. No: 2014/2232)
  • Elvan Bağlar Başvurusu (B. No: 2014/6775)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.