İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

K.g. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2021/12621)

1. Başvuru; tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması

Başvuru No2021/12621Tarih18 Eylül 2024Okuma13 dk · 2.687 kelime

KÜNYE

Resen Gizlilik Kararı Verildi Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm K.G. Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
18 Eylül 2024
Başvuru Numarası
2021/12621
R.G. Tarih ve Sayı
10/1/2025 - 32778
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.687 kelime·13 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN

ÖZETİ

1. Başvuru; tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması

nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının,

yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Birinci ve ikinci başvurucunun müşterek çocukları olan

üçüncü başvurucu, 22/11/2007 tarihinde F. Üniversitesi Hastanesinde (Hastane)

sol kolu dirsek altından itibaren olmadan doğmuştur.

3. Başvurucular, olayla ilgili E.A.K., A.A.A., G.D. ve

H.K. isimli hekimlerin kusurları bulunduğundan bahisle bu kişiler aleyhine

maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi talebiyle Ankara 20. Asliye Hukuk

Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucular; ilgili

hekimlerin bebekte hamilelik sürecinde ortaya çıkan anomaliyi teşhis edemediklerini,

meslek ve sanatlarının icrasında ihmal gösterdiklerini ifade etmiştir.

Kendilerine bebeğin fiziksel olarak tam olduğu bilgisi verildiğini, doğumla

birlikte bebeğin sol kolunun dirsekten aşağısının olmadığını görmeleriyle

birlikte derin bir manevi elem ve acı hissettiklerini, madden ve manen büyük

zarara uğradıklarını ileri sürmüştür. Üçüncü başvurucunun psikolojik, ortopedik

ve diğer tedavi giderleri ile engelli doğumun hayatı boyunca neden olacağı

diğer maddi zararlarının karşılanması gerektiğini belirten başvurucular;

şimdilik toplam 10.000 TL maddi tazminat, 150.000 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesini talep etmiştir.

4. Mahkeme konu ile ilgili olarak Adli Tıp Kurumu

Başkanlığı (ATK) 3. İhtisas Kurulundan bilirkişi raporu almıştır. 23/3/2009

tarihli raporda; ikinci başvurucuyu gebelik sürecinde 23. haftada gören Dr.

A.A.A.nın, 20. haftada 2. düzey USG yapan Radyolog Dr. G.D.nin ve 29. haftada

gören Dr. E.A.nın eylemlerinin tıp kurallarına uygun olmadığı belirtilmiştir.

İkinci başvurucuyu 38. haftada gören Dr. H.K.nın ise ileri gebelik haftalarında

muayene amacının farklı olması nedeni ile bahsedilen anomali

görülemeyebileceğinden eyleminin tıp kurallarına uygun olduğu belirtilmiştir.

İtiraz üzerine ATK 3. İhtisas Kurulu 30/4/2010 tarihinde yeni bir rapor

düzenlemiştir. Bu raporda üçüncü başvurucunun yüzde 35,2 oranında meslekte

kazanma gücünü kaybetmiş sayılacağı, söz konusu anomalinin hekimlerin eylemi

ile ortaya çıkmadığı, hekimlerin anomaliyi tespit ederek bununla ilgili

bilgilendirmeyi yapmamasının bir eksiklik olduğu vurgulanmıştır.

5. Öte yandan 10/2/2011 tarihli bilirkişi raporunda

üçüncü başvurucunun sol ön kol 1/3 proksimalden itibaren yokluğu arızası

nedeniyle iş gücü kaybı yönünden 71.537,95 TL maddi tazminat hesaplanmış; A.A.A.nın,

G.D.nin ve E.A.nın müteselsilen sorumlu oldukları, H.K.nın ise herhangi bir

kusurunun bulunmadığı belirtilmiştir. 15/6/2011 tarihli bilirkişi ek raporunda

ise üçüncü başvurucu için toplam 179.250 TL yaşam boyu tedavi protez gideri

hesaplanmıştır.

6. Mahkeme 22/11/2011 tarihinde davalı H.K. yönünden

davanın reddine, davalı diğer hekimler yönünden maddi tazminat talebinin kabulü

ile 10.000 TL maddi tazminatın E.A., A.A.A. ve G.D.den müştereken ve

müteselsilen alınarak başvuruculara ödenmesine, fazlaya ilişkin hakların

tutulmasına, manevi tazminat talebinin ise kısmen kabulü ile birinci başvurucu

için 20.000 TL, ikinci başvurucu yönünden 25.000 TL manevi tazminatın E.A.,

A.A.A. ve G.D.den müştereken ve müteselsilen alınarak başvuruculara ödenmesine

karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, somut olayla ilgili olarak düzenlenen

raporlara değindikten sonra öncelikle H.K.nın sorumluluğu bulunmadığını

belirtmiştir. Diğer hekimler yönünden ise bahse konu anomalinin tespit

edilmemiş olduğundan bahsedildikten sonra tıbbi müdahalede bulunma hak ve

yetkisine sahip olan hekimin bu tıbbi müdahaleyi tıp ilminin ulaştığı en son

teknik ve bilgiye göre maksimum dikkat ve özenle gerçekleştirmesi gerektiğini

vurgulamıştır.

7. Mahkeme kararı, başvurucular ve aleyhlerine hüküm

kurulan hekimler tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz dilekçesinde

başvurucular, H.K.nın söz konusu olayda kusurlu ve hükmedilen manevi tazminat

miktarının yetersiz olduğunu ileri sürmüştür. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi

(Yargıtay) 4/3/2013 tarihinde 22/11/2011 tarihli kararın bozulmasına karar

vermiştir. Kararda öncelikle üçüncü başvurucuda ortaya çıkan anomalinin

tespitinin yapılamamasında H.K. dışındaki hekimlerin kusurunun bulunduğunu

hususunun sabit olduğu belirtmiştir. Öte yandan bahse konu hekimlerin söz

konusu anomalinin ortaya çıkmasında herhangi bir kusurunun olmadığı fakat

zamanında tespit edilmiş olması hâlinde üçüncü başvurucunun kürtaj yoluyla

tahliye edilmesinin mümkün olup olmadığı hususunda ayrıca bilirkişi raporu

alınması gerektiğini vurgulamıştır. Bu bağlamda denetime elverişli bir

bilirkişi raporu alınarak buna göre karar verilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

8. Mahkeme, anılan bozma kararı doğrultusunda ATK 3.

İhtisas Kurulundan yeni bir rapor almıştır. 29/8/2014 tarihli raporda önceki

tespitlere ek olarak üçüncü başvurucudaki anomaliyle hekimlerin eylemleri

arasında illiyet bağı bulunmadığı, bu anomalinin kürtaj yoluyla tahliye

endikasyonu taşımadığı ve anne karnında tedavisinin mümkün olmadığı

belirtilmiştir. Bununla birlikte rutin USG ve 2. düzey USG’de ekstremitenin

görülmesi gerektiği, ikinci başvurucunun gebeliği süresinde 23. haftada gören

Dr. A.A.A. ve 20. haftada 2. düzey USG yapan Radyolog Dr. G.D. ve 29. haftada

gören Dr. E.A.nın eylemlerinin tıp kurallarına uygun olmadığı belirtilmiştir.

Yine ikinci başvurucuyu 38. haftada gören Dr. H.K.nın ise ileri gebelik

haftalarında muayene amacının farklı olması nedeni ile bahsedilen anomali

görülemeyebileceğinden eyleminin tıp kurallarına uygun olduğu ifade edilmiştir.

Bu rapora itiraz edilmesi nedeniyle bu kez ATK Genel Kurulu tarafından

26/5/2016 tarihli rapor düzenlenmiştir. Bu raporda da bahse konu anomalinin

hekimlerin eylemleri ile ortaya çıkmadığı, eksik incelemenin sadece ailenin bu

sakatlıkla ilgili bilgilendirilmemesine yol açtığı vurgulanarak 29/8/2014

tarihli rapordaki tespitler tekrarlanmıştır.

9. Mahkeme 26/9/2016 tarihinde başvurucuların maddi ve

manevi tazminat talepli davasının reddine karar vermiştir. Yargıtayın bozma

kararında belirtilen hususlar ile 29/8/2014 ve 26/5/2016 tarihli ATK

raporlarında yer alan tespitlerin yer aldığı mahkeme kararının gerekçesinde

üçüncü başvurucudaki anomalinin hekimlerin eylemleri sonucunda ortaya

çıkmadığı, sadece anomalinin tespit edilmeyerek birinci ve ikinci başvurucunun

bilgilendirilmemesi hususunda hekimlerin kusurunun bulunduğu vurgulanmıştır.

Bununla birlikte bahse konu anomalinin tespit edilmesi hâlinde üçüncü

başvurucunun kürtaj yoluyla tahliyesinin mümkün olmadığı ve anne karnında

tedavisine de imkân bulunmadığı belirtilerek mevcut anomali ile ilgili

hekimlerin eylemleri arasında illiyet bağı kurulamadığı ifade edilmiştir.

10. Başvurucular, bu karara karşı temyiz başvurusunda

bulunmuştur. Temyiz dilekçesinde; uyuşmazlık konusu olayla ilgili olarak

yeterli araştırma ve inceleme yapılmadığını, talep ve iddialarının dikkate

alınmadığını ifade etmiştir. Bununla birlikte somut olaydakine benzer nitelikte

olan ve H.A. vakası olarak belirttikleri olayda bahse konu anomalinin tedavi

edildiğini ileri sürmüştür.

11. Yargıtay 30/1/2019 tarihli kararıyla Mahkemenin

26/9/2016 tarihli kararına yönelik temyiz itirazlarını yerinde görmeyerek usule

ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar vermiştir.

12. Başvurucular, kararın düzeltilmesini talep etmiştir.

Karar düzeltme dilekçesinde somut olaydaki anomalinin anne karnında tedavi

edilebilir olduğu tekrar belirtilmiştir. Yargıtay 8/2/2021 tarihinde karar

düzeltme talebinin reddine karar vermiştir.

13. Başvurucular, nihai hükmü 1/3/2021 tarihinde

öğrendikten sonra 26/3/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

14. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

15. Öte yandan somut olayla ilgili hekimler hakkında

taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma ve kasten yaralama suçlarından

ceza yargılaması yürütülmüştür. Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi (Ceza

Mahkemesi) tarafından yargılama safahatında Yüksek Sağlık Şûrasından alınan

12/11/2010 tarihli raporda ceza hukuku kuralları dikkate alındığında meydana

gelen anomalide hekimlerin uygulamaları ile sebep-sonuç ilişkisi

bulunmadığından hekimlerin kusurlu olmadıkları yönünde görüş bildirilmiştir.

Ceza Mahkemesi bu raporla birlikte diğer tıbbi belgeler çerçevesinde gebelik

döneminde meydana gelen anamolide sanık hekimlerin uygulamaları ile sebep-sonuç

ilişkisi bulunmadığı ve nedensellik bağı kurulamadığı sonucuna vararak

hekimlerin beraat etmelerine karar vermiştir. Bu karara karşı yapılan temyiz

başvurusu, Yargıtay 12. Ceza Dairesi tarafından reddedilerek Ceza Mahkemesi kararı

onanmıştır.

II. DEĞERLENDİRME

A. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

16. Başvurucular, yargılamanın çok uzun sürmesi nedeniyle

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

17. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile

benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023)

kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa

Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış

Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2.

maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan

değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan,

yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan

başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden

yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile

bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda, anılan kararda açıklanan

ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum yoktur.

18. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Maddi ve

Manevi Varlığın Korunması ve Geliştirilmesi Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

19. Başvurucular, doğum öncesinde birçok kez tetkik ve

kontroller için hastaneye gittiklerini, ilgili hekimlerin her defasında

sağlıklı bir doğum gerçekleşeceğine yönelik bilgi verdiğini belirtmiştir.

Hekimlerin aydınlatma yükümlülüğü doğrultusunda gerekli bilgileri vermediği

hususunun sabit olduğunu ifade eden başvurucular, söz konusu anomalinin tespit

edilmesi hâlinde tedavi edilebilir olduğunu iddia etmiştir. Bu bağlamda emsal

nitelikteki H.A. vakası olarak değerlendirilen olayda anomalinin tedavi

edildiğini ve sağlıklı bir doğum gerçekleştiğini ifade ederek, somut olay

nedeniyle sağlıklı yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

20. Başvuru, maddi ve manevi varlığın korunması ve

geliştirilmesi hakkı kapsamında incelenmiştir.

21. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

22. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında

herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmektedir. Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi

varlığının bütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel

kişilerin müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B.

No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).

23. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak

bireylerin maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek

keyfî müdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahaleler

nedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve maddi ve

manevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet

Acartürk, B. No: 2013/2084, 15/10/2015, § 49). Nitekim Anayasa’nın 56.

maddesinde de belirtildiği üzere pozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülen

faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B. No:

2013/1943, 9/9/2015, § 44). Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi

varlıklarını koruma hakkı kapsamında ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları

tarafından yerine getirilsin sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddi

ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini

sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Ahmet Acartürk, § 51).

24. Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi

hakkı kapsamında hukuki sorumluluğu ortaya koymak için adli ve idari yargıda

açılacak tazminat davalarında makul derecede dikkatli ve özenli inceleme

şartının yerine getirilmesi gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür

olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin

gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya

da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi

gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek

hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer

hak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel

olacaktır (Yasin Çıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016, § 57; Tevfik Gayretli,

B. No: 2014/18266, 25/1/2018, § 32).

25. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olaylara ilişkin

delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların ödevidir.

Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerden hareketle

bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmek Anayasa

Mahkemesinin görevi değildir (Mehmet Çolakoğlu, B. No: 2014/15355,

21/2/2018, § 47). Ancak kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul yükümlülüklerinin somut olayda

yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir şekilde değerlendirilmesi için

ilgili anayasal kurallar bağlamında derece mahkemelerinin kendilerine tanınmış

takdir yetkileri çerçevesinde hareket edip etmediğinin denetlenmesi gerekir. Bu

bağlamda derece mahkemelerince ulaşılan sonuca ilişkin gerekçelerin ilgili ve

yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047,

7/5/2015 § 44).

26. Somut olayla ilgili olarak yargılama safahatında ATK

tarafından farklı tarihlerde raporlar düzenlenmiş, son tahlilde Mahkeme

26/9/2016 tarihli kararında 29/8/2014 ve 26/5/2016 tarihli ATK raporlarından

yararlanarak tazminat davasının reddine karar vermiştir. Mahkemenin bu sonuca

ulaşmadan önce Yargıtayın 4/3/2013 tarihli bozma kararındaki hususlardan

hareketle yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırma yolunu izlediği görülmektedir.

Nitekim Yargıtay, bahse konu kararında hekimlerin söz konusu anomalinin ortaya

çıkmasında herhangi bir kusurunun olmadığını vurgulamakla birlikte zamanında

tespit edilmiş olması hâlinde üçüncü başvurucunun kürtaj yoluyla tahliye

edilmesinin mümkün olup olmadığı hususunun araştırılması gerektiğini

belirtmiştir. Yargılama safahatında dikkatli ve özenli inceleme şartının yerine

getirilmesi için Mahkemenin Yargıtay kararıyla ortaya konulan eksikliğin

tamamlanması amacıyla yeniden bilirkişi incelemesi yaptırdığını belirtmek

gerekir. Bununla birlikte Mahkemenin ulaştığı sonuç bağlamındaki gerekçesinin

ilgili ve yeterli olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

27. Yargıtayın bozma kararında da vurgulanmış olan ve

diğer yargısal makamlar nazarında da üzerinde herhangi bir uyuşmazlık

bulunmayan husus, üçüncü başvurucuda ortaya çıkan anomalinin tespitinin

yapılamamasında H.K. dışındaki hekimlerin kusuru olduğu hususudur. Daha açık

ifadeyle üçüncü başvurucuda ortaya çıkan anomali ilgili hekimler tarafından

tespit edilmemiş ve yargısal sürecin sonunda bu durumun bir kusur olduğu

sonucuna varılmıştır. Bu kusurun sonucu olarak birinci ve ikinci başvurucunun

doğacak olan bebeklerinde ortaya çıkan anomali hakkında aydınlatılmadığı

vurgulanmalıdır.

28. Ayrıca üçüncü başvurucu hakkında ortaya çıkan

anomalinin zamanında tespit edilmesi hâlinde bu durumun tedavi ya da kürtaj

yoluyla tahliye edilip edilemeyeceği ise diğer bir konudur. Her ne kadar

başvurucular somut olaydakine benzer nitelikte olduğunu belirttikleri ve H.A.

vakası olarak isimlendirdikleri bir olaydan temyiz dilekçesinde ve bireysel

başvuru formunda belirtmişseler de bu hususta başvurucular tarafından yargılama

safahatında ve bireysel başvuru aşamasında dosyalara sunulmuş bilimsel

nitelikte bir bilgi veya belgenin olmadığı görülmektedir. Bunun yanında ATK'nın

29/8/2014 ve 26/5/2016 tarihli raporlarında bahse konu anomalinin tahliye

endikasyonu taşımadığı ve anne karnında tedavisinin mümkün olmadığı

belirtilmiştir (bkz. § 8). Nitekim belirtildiği üzere aksi yönde değerlendirme

yapılmasına imkân veren ya da bu hususunun ayrıca araştırılması gerektiğine

yönelik bilimsel nitelikte bir veri de yargılama safahatında bulunmamaktadır.

29. Diğer taraftan Mahkemenin 26/9/2016 tarihli kararında

bahse konu anomalinin tespit edilmesi hâlinde üçüncü başvurucunun kürtaj

yoluyla tahliyesinin mümkün olmadığı, anne karnında tedavisine de imkân

bulunmadığı gerekçesiyle mevcut anomali ile ilgili hekimlerin eylemleri

arasında illiyet bağı kurulamadığı sonucuna varılmakla birliktehekimlerin bahse

konu anomaliyi tespit etmemiş olması şeklindeki kusurlarıyla ilgili bir

değerlendirme yapılmamıştır. Esasen açıklığa kavuşturulması gereken husus

birinci ve ikinci başvurucunun aydınlatılması sonucunu doğuran kusurun birinci

ve ikinci başvurucu üzerinde doğurduğu etkidir.

30. Somut olaydaki anomalinin tespit edilmesi hâlinde her

ne kadar üçüncü başvurucunun kürtaj yoluyla tahliyesinin veya tedavisinin

mümkün olmadığı ortaya konulmuş ise de bu durumun birinci ve ikinci başvurucu

tarafından gebelik aşamasında değil de doğumla birlikte öğrenilmiş olmasının

tazminat hukuku açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda birinci

ve ikinci başvurucunun gebelik sürecinde bebeklerinin sağlıklı doğacağı yönünde

bilgilendirilmiş olmasına rağmen doğumla birlikte bebeklerinin sol kolunun

dirsekten itibaren olmadığını öğrenmeleriyle ortaya çıkan etki, bu durumu

gebelik esnasında öğrenmelerinden daha fazla olabilecektir. Nitekim yargılama

safahatında da başvurucular, doğum sonrasında üçüncü başvurucuda anomalinin

görülmesiyle derin bir acı ve elem yaşadıklarını belirtmiştir.

31. Sonuç olarak Mahkeme, üçüncü başvurucudaki anomalinin

gebelik sürecinde tespit edilmemesinin bir kusur olduğu sonucuna varmış iken bu

hususunun başvurucular üzerinde doğurduğu etkiyi ve bunun ne şekilde tazmin

edileceğini ortaya koymamış ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar

vermiştir. Bu bağlamda yargısal makamların ilgili ve yeterli gerekçeleri ortaya

koymamaları nedeniyle başvurucuların maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkı bakımından kamu makamlarının pozitif yükümlülüklerini yerine

getirmediği sonucuna ulaşılmıştır.

32. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasında güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve

geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

33. Başvurucular, ihlalin tespitine ve toplam 150.000 TL

manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

34. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken

iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal

sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun

yeni bir karar vermektir (30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun

özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK],

B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2),

B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3)

[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

35. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından

tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun niteliği gereği kamuya açık belgelerde

başvurucuların kimliğinin RESEN GİZLİ TUTULMASINA,

B. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi

ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin maddi ve manevi varlığın

korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 20. Asliye Hukuk

Mahkemesine (E.2013/513, K.2016/309) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

F. 487,60 TL harç ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 19.287,60 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin bilgi için Yargıtay 13. Hukuk

Dairesi (E.2017/1675, K.2019/776) ile Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

18/9/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Basri BAĞCI Üyeler : Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Metin KIRATLI Raportör : Kemal ÖZEREN Başvurucular : 1. K.G. 2. M.G. 3. E.S.G. Vekili : Yusuf TÜRKMEN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2021/12621, 18 Eylül 2024 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Özeti
  5. II. Değerlendirme
  6. A. Makul Sürede
  7. B. Maddi ve
  8. III. Giderim
  9. A. Başvurunun niteliği gereği kamuya açık belgelerde
  10. B. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine
  11. C. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi
  12. D. Kararın bir örneğinin maddi ve manevi varlığın
  13. G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucuların
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2021/12621
Tarih
18 Eylül 2024

İlgili Kararlar

  • Alptekin Dibekoğlu Başvurusu (B. No: 2021/50114)
  • Hayati Arat Başvurusu (B. No: 2021/58563)
  • Emre Çelik ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2022/14506)
  • Nuriye Gülmen Başvurusu (B. No: 2020/13119)
  • Özkan Aslan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2020/24408)
  • Y.k. Başvurusu (B. No: 2020/23178)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.