İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Kemal Karanfil Başvurusu (B. No: 2019/16064)

1. Başvuru, bir mahpusun infaz koruma memurlarınca

Başvuru No2019/16064Tarih20 Aralık 2022Okuma26 dk · 5.228 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Kemal Karanfil Başvurusu (3)

Karar tarihi
20 Aralık 2022
Başvuru Numarası
2019/16064
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.228 kelime·26 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, bir mahpusun infaz koruma memurlarınca

darbedilmesi ve bu olay bakımından etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi

nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 30/4/2019 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne

karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

8. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

10. Başvurucu hâkim olarak görev yapmakta iken 16/7/2016

tarihinde Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY)

soruşturması kapsamında gözaltına alınıp tutuklanmış ve Kocaeli 2 No.lu T Tipi

Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (Kurum) alınmıştır.

11. Başvuru formuna göre 18/8/2016 tarihinde başvurucu,

avukat görüşü sonrası infaz koruma memurlarının şiddet ve iftirasına maruz

kalmıştır. Arama yapıldıktan sonra itelenen başvurucunun kolları tutularak

sıkılmış, sonrasında başvurucu beton zemine atılmıştır. Eylemler sebebiyle

başvurucunun kollarında, omzunda ve dizlerinde ekimozlar oluşmuştur. Darp

sonrasında başvurucu, Kurum hekimine götürülmeyip boş bir odaya kapatılmış, beş

saat boyunca başvurucuya ilacı verilmemiş, başvurucu getirilen yemeği kaşık ve

çatal verilmediği için yiyememiştir. Olaydan altı saat sonra Kurum hekimine

götürülen başvurucunun sağlık raporuna darp iddiasıyla ilgili bir not

yazılmamıştır. İnfaz koruma memurları tarafından başvurucu hakkında suç

uydurularak infaz koruma memurlarını darbettiğine ilişkin gerçek dışı tutanak

tutulmuş, Ö. isimli infaz koruma memuru tarafından darbedildiğine ilişkin

olarak olaydan dokuz saat sonra Kurum dışından hileli yollarla sağlık raporu

alınmıştır.

12. Kurum tarafından düzenlenen 18/8/2016 tarihli

tutanakta özet olarak başvurucunun 18/8/2016 günü saat 09.30'da avukat C.Ç. ile

görüşmeye başladığı anda görevli memurlara “CMK'ya göre siz burada bizi

dinleyemezsiniz çıkın gidin buradan.” diyerek avukat görüşme yerinin

kapısını kapatmaya ve görevli memurların görevini yapmasına engel olmaya

çalıştığı, yapılan uyarılardan sonra olağan avukat görüşünün devam ettiği,

görüşten sonra başvurucunun üst aramasına itiraz ettiği, görevli memurlara

rencide ve tahrik edici sözler söylediği, 19... sicil numaralı infaz koruma

memurunun göğsüne eliyle sertçe vurduğu, ardından görevlilerin müdahalesinden

kurtulmak için görevlileri tekmeyle ve tırnaklayarak yaralamaya çalıştığı,

yeteri kadar kuvvet uygulanarak müşahede odasına alındığı, burada agresif hâl

ve hareketlerini sürdürerek “Hepinizin Allah belasını versin!” diye

bağırdığı ifade edilmiştir.

13. Kurum Hekimliğinin 18/8/2016 tarihli adli muayene raporunda;

başvurucunun "görüş dönüşünde görevlilerden biriyle sözlü sonra

fiziki tartışma olduğu" biçimindeki şikâyeti rapora yazılarak fizik

muayene bulgularının “sağ dirsek ön iç kısımda 3x0,2 cm uyluğunda yüzeysel

sıyrık, her iki kolda ve boyunda ağrı olduğu ancak harici bulgu bulunmadığı,

sağ omuz üstünde 2x2 hiperemik alan mevcut” şeklinde olduğu tespit

edilmiştir.

14. İzmit Seka Devlet Hastanesinin 18/8/2016 tarihli adli

raporu ile Ö.Ş.nin darp ve cebir şikâyeti belirtilerek fizik muayene

bulgularının “sol el bileği iç lateral bölgede 0,5 cm sıyrık, sağ el bileği

iç lateral bölgede 3x0,5 cm yüzeysel sıyrık, sol meme ... 3x2 cm ekimoz” biçiminde

olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca raporun durum bildirir geçici hekim

raporu niteliğinde olduğu ve kati raporun adli hekim tarafından verileceği

belirtilmiştir.

15. Başvurucu hakkında Kurum tarafından başvuruya konu

olaylar sebebiyle 29/8/2016 tarihinde 11 gün süre ile hücreye koyma cezası

uygulanmasına karar verilmiştir. Disiplin Kurulu Başkanlığınca kararda özet

olarak Olay Tutanağı, savunma, kamera görüntüleri ve sağlık raporlarının

değerlendirilmesi neticesinde başvurucunun infaz koruma memurunun önce göğüs

bölgesine sert bir şekilde vurduğu, ardından tekmeleme ve tırnaklama suretiyle

onu yaraladığı ifade edilerek başvurucunun cezalandırıldığı açıklanmıştır.

Kararda; kamera görüntülerinde başvurucunun görevli memura agresif ve sert bir

şekilde uzakta durmasını söylediği, “Yasaya aykırı, siz burada bizi

dinleyemezsiniz.” diyerek kapıyı sert bir şekilde kapatmaya çalıştığı, “Tutanağımı

tut!” dediği, kendinde olmadığını beyan ettiği, sağlık raporunda

başvurucunun ve görevli infaz memurunun yaralanmasının olduğunun belirtildiği

ifade edilmiştir.

16. Başvurucu; gıyabında tutulan tutanak ile olayın tek

ve asıl suçlusu olarak gösterildiğini, olayın tüm ayrıntılarının kamera

kayıtlarından tespitinin mümkün olduğunu belirterek disiplin cezası uygulanması

kararına itiraz etmiştir.

17. Başvurucunun itirazını inceleyen Kocaeli İnfaz

Hâkimliğince 13/12/2016 tarihinde disiplin cezasının iptaline karar

verilmiştir. Karar gerekçesinde özetle kamera kayıtları incelendiğinde

başvurucu ile görevliler arasında avukat görüş mahallinin önünde bir konuşma

yaşandığı, bu sırada görevlilerin ani bir şekilde olaya müdahale ederek başvurucuyu

yere yatırdıkları ve kontrol altına aldıkları, başvurucunun görevlilere

vurduğuna ya da tekme attığına dair görüntü tespit edilemediği belirtilmiştir.

18. Başvurucu, başvuruya konu olaya ilişkin olarak kötü

muamelede bulunan infaz koruma memurlarının tespit edilerek cezalandırılması

talebiyle 19/8/2016 tarihinde Kandıra Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık)

suç ihbarında bulunmuştur. Başvurucu, ihbar dilekçesinde özetle 18/8/2016 günü

avukat görüşmesi sonrası yapılan üst aramasında infaz koruma memurunun

çıkarmasını söylediği ayakkabısını daha sonra ters çevirmesini istemesi üzerine

“Sen ara.” dediğini, kendisini iteleyerek kenara geçmesini istediğini,

neden itelediğini sorunca yanındaki iki görevliyle birlikte kolunu çevirmeye

başladıklarını, infaz koruma başmemuru ve yanındaki beş altı infaz koruma

memurunun üzerine çullandığını, nefessiz kalınca “İmdat işkence var!” diye

bağırdığını, kollarını ve boynunu sertçe kıvırarak kendisini boş bir koğuşa

aldıklarını, doktora gitmek istediğini söylediği hâlde olaydan beş altı saat

sonra doktora götürüldüğünü, kolundaki sıyrıkları gösterdiğini, üzerindeki

giysileri çıkarmadan doktorun muayene etmesi sebebiyle ekimozları sonradan

aynaya baktığında fark ettiğini, koğuşta tek başına kaldığı sırada sabah

kullandığı ilacının öğle üzeri verildiğini ancak su verilmediği için ilacını

vaktinde alamadığını, gelen öğle yemeğini temiz tabak kaşık ve temizlik

malzemesi bulunmadığı için yiyemediğini belirtmiştir.

19. Kurum Müdürü, aynı olaya ilişkin olarak başvurucu

hakkında adli işlem başlatılması talebiyle 22/8/2016 tarihinde suç ihbarında

bulunmuştur. Dilekçede 18/8/2016 tarihli tutanak (bkz. § 12) içeriği

aktarılarak olayla ilgili adli işlem yapılması talep edilmiştir.

20. Başvurucu; başvuru konusu olaya ilişkin olarak 25/11/2016

tarihinde infaz koruma memuru Ö.Ş. ile 73..., 13..., 19... sicil numaralı infaz

koruma memurları ve infaz koruma memuru Ö.Ş.nin yaralanmasına ilişkin adli

rapor tanzim eden Seka Devlet Hastanesinde görevli hekim M.Ç. hakkında iftira,

resmî belgede sahtecilik ve suç uydurma suçlarından ceza soruşturması

başlatılması için ihbarda bulunmuştur. Yine aynı olaya ilişkin olarak başvurucu

29/12/2016 tarihinde İnfaz Koruma Başmemuru S. hakkında tehdit ve görevi kötüye

kullanma suçlarından ceza soruşturması başlatılması için şikâyette bulunmuştur.

21. Başsavcılık tarafından başvuruya konu olaya ilişkin

soruşturmaların birleştirilmesine karar verilmiştir.

22. Birleştirme işlemi sonrasında soruşturma kapsamında

olay yeri inceleme uzmanı polis memuru bilirkişiden alınan 11/7/2017 havale

tarihli bilirkişi raporunda (6) numaralı kameranın kaydettiği görüntülerde“kamera

saatine göre 08:48:47'de, kamera açısına göre koridor sonu sol taraftaki bir

kapıdan kıyafetinden infaz koruma memuru olduğu anlaşılan bir görevlinin

koridora çıktığı ve yönünü kapıya doğru döndüğü, aynı kapıdan sivil giyimli bir

şahsın çıktığı, görevli memurun sivil şahsı el ile üst aramasını yaptığı esnada

koridorun sağ tarafındaki açık olan kapıdan çıkan bir görevlinin yanlarına

geldiği, sivil şahsın daha sonra ayakkabısını giyerek üç görevli memur ile

birlikte yürüyerek koridor sonuna doğru yürüyerek gittiği, koridor sonuna yakın

saat 08:49:22'de sivil şahıs ile görevli memurların koridorda durarak konuşmaya

başladıkları, konuşma esnasında görevli memurların sivil şahsın her iki koluna

girmeye çalıştığı esnada şahıs ile görevliler arasında küçük çaplı bir arbede

yaşandığı, görevli memurların şahsı koridora yüzüstü yatırmak suretiyle etkisiz

hale getirdikleri, ellerini arkada birleştirip şahsı ayağa kaldırarak koridor

sonuna doğru yürüyerek götürdükleri, kamera saatine göre 08:50:40 itibarı ile

kaydın son bulduğu” ve “izlenilen altı adet görüntü dosyasında görevli

memurların veyahut üçüncü bir şahsın görüntülerdeki sivil şahıs olarak tarif

edilen şahsa veyahut başka bir şahsa herhangi bir vurma, çarpa, dövme vb darp

konusu olduğunu gösterir herhangi bir görüntüye rastlanılmadığı” tespit

edilmiştir.

23. Başsavcılık tarafından alınan 28/12/2018 havale

tarihli ek bilirkişi raporunda (6) numaralı kameranın kaydettiği görüntülere

göre “08:49:22'de sivil şahıs ile görevli memurların koridorda durarak

konuşmaya başladıkları, konuşma esnasında görevli memurların sivil şahsın her

iki koluna girmeye çalıştığı, sivil şahıs görevli personellerden birini göğüs

bölgesine eli ile iteklemesi neticesinde görevli personelin geriye doğru

sendelediği, bunun üzerine diğer görevlilerinde şahsın etrafını çevirmek

suretiyle hareketlerini kontrol altına almaya çalıştığı, sivil şahsın saldırgan

tutumundan kaynaklı hareketlerinin devam etmesi üzerine görevli memurların

şahsı koridora yüz üstü yatırmak suretiyle etkisiz hale getirdikleri, sivil

şahsın ellerini arkada birleştirip ayağa kaldırarak koridor sonuna doğru

yürüyerek götürdükleri, kamera saatine göre 08:50:40 itibarı ile kaydın son

bulduğu” tespit edilmiştir.

24. Başvurucu 24/11/2016 tarihinde Başsavcılık tarafından

alınan ifadesinde özet olarak olay günü avukatı ile görüş esnasında kamera

kaydının da yapıldığı ortamda yanlarına infaz koruma memurunun oturduğunu,

infaz koruma memuruna uzakta durmasını söylediğini ve sinirlenerek dinlememesi

için kapıyı hafifçe ittiğini, bu tavrına sinirlendiklerini, bu şekilde

görüşmeye razı olduğunu, görüşmeden sonra yanlarında bulunan infaz koruma

memurunun agresif şekilde kendisini aramaya çalıştığını, ayakkabısını çıkarıp

ters çevirmesini söylediğini, ayakkabısını çıkarıp memura “Kontrol et!” dediğini,

memurun sinirlenerek “İleri geç!” dediğini, kendisini iteklemesi üzerine

bunu yapmaması gerektiğini söylediğini, bunun üzerine infaz koruma memurlarının

kollarından sıkıca tutmaya ve sıkmaya başladıklarını, başmemurdan talimat

alarak kendisini yere yatırdıklarını, kafa, kol ve vücuduna ayakları ve

dizleriyle bastırdıklarını, kollarını ters çevirip çok sert şekilde

kıvırdıklarını belirtmiştir. Başvurucu, “İşkence var!” diye bağırmaya

başladığını, kendisini kaldırıp kolları arkadan kıvrılmış biçimde götürerek boş

bir koğuşa aldıklarını, doktora götürülmesini istediği hâlde altı saat sonra

götürdüklerini, doktorun yanında dört tane infaz koruma memuru olması sebebiyle

işkenceye ilişkin beyanlarının tutanağa geçirilmediğini, doktorun üstünü

çıkartmadan muayene ettiğini, kollarındaki sıyrık ve morarmaları söylediğini ve

söylediklerin infaz koruma memurlarından birinin yazdığını, banyo yaparken vücudundaki

morlukları gördüğünü, ertesi gün boynunun ağrıması üzerine doktorun boyun

fıtığından şüphelenerek kendisine bir beyin cerrahına acilen gitmesini

söylediğini, üç ay sonra sevkinin yapıldığını ifade etmiştir.

25. Soruşturma kapsamında infaz koruma memuru Ö.Ş.

Başsavcılık tarafından 27/10/2016 tarihinde müşteki sıfatıyla alınan ifadesinde

özet olarak olay günü Kurumda infaz koruma memuru arkadaşı O.K. ile birlikte

başvurucu ile avukatı arasındaki konuşmaları dinlemek üzere onların yanında

bulunan sandalyelere oturduğunu, başvurucunun “CMK'ya göre burada

duramazsınız.” diyerek demir kapıyı oturduğu sandalyeye çarptığını,

avukatın başvurucuyu yatıştırdığını, görüşmeden sonra üst araması yaptıklarını,

ayakkabılarının aranacağı sırada başvurucunun ayakkabısını çıkarıp kendisine

fırlattığını, tedirgin olduğu için eğilip ayakkabının içine bakmadığını,

ayakkabıya yukarıdan bakarak giyebileceğini söylediğini, gideceği sırada

beklemesini, dedektör ile arama yapacağını söylediğini ve“bir saniye”

diyerek omzuna dokunduğunu, o arada başvurucunun “Sen beni arayamazsın!”

diyerek avucunun içi ile göğsüne sert bir şekilde vurduğunu belirtmiştir.

Ayrıca, infaz koruma memuru O.nun başvurucunun koluna girdiğini, başvurucunun

bu defa kolunu bilek kısmından sıkı bir şekilde tekrar tutarak kanattığını ve

tekme attığını, sesler üzerine Başmemur S.K.nın geldiğini, başvurucuyu normal

kuvvet kullanarak etkisiz hâle getirdiklerini, başvurucunun yürürken “İşkence

var!” diye bağırmaya başladığını, ağzını kapatarak müşahedeye götürdüklerini,

“Hepinizin Allah belasını versin!” diye bağırdığını ifade etmiştir.

Başsavcılık tarafından 12/11/2018 tarihinde şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde

Ö.Ş. özet olarak başvurucunun ittirmesi ve fiziki müdahalede bulunması

nedeniyle orantılı ve kademeli olarak sınırı aşmadan başvurucuya karşı zor

kullandığını, başvurucunun sözleri ve davranışlarıyla tahrik edici bir üslup

takındığını, buna rağmen yetki aşımı ile sonuçlanan herhangi bir eylem

gerçekleştirmediğini, olay sebebiyle yaralandığı için önce Kurumda, sonra Kurum

dışında muayene olarak rapor aldığını, olaydan birkaç gün sonra başvurucunun

helallik istediğini belirtmiştir.

26. Soruşturma kapsamında infaz koruma memuru O.K.

Başsavcılık tarafından 27/10/2016 tarihinde müşteki sıfatıyla alınan ifadesinde

özet olarak olay günü Kurumda infaz koruma memuru arkadaşı Ö.Ş. ile birlikte

başvurucu ve avukatı arasındaki konuşmaları dinlemek üzere hazır bulundukları

sırada başvurucunun “Burada duramazsınız!” diyerek demir kapıyı Ö.Ş.nin

oturduğu sandalyeye çarptığını, başmemura haber verdiğini, başvurucu

sakinleşince görüşün devam ettiğini, görüşten sonra arama sırasında

başvurucunun Ö.Ş.nin göğsüne sert bir şekilde vurduğunu ve onu kolundan

tuttuğunu, başvurucuyu kollarından tutarak etkisiz hâle getirmeye çalıştıklarını,

bu sırada Ö.ye iki tane, başmemura bir tane tekme salladığını, başvurucuyu yere

yatırdıklarını ve müşahedeye götürdüklerini, başvurucunun “Hepinizin Allah

belasını versin!” diye bağırdığını ifade etmiştir.

27. Soruşturma kapsamında İnfaz Koruma Başmemuru S.K.

Başsavcılık tarafından 27/10/2016 tarihinde tanık sıfatıyla alınan ifadesinde

özet olarak olay günü kurul toplantısında olduğunu, başvurucunun kamera kaydı

ve memur refakatine karşı çıktığının bildirilmesi üzerine avukat görüşme odasına

geldiğini, durumu avukat ile birlikte izah edince görüşmenin devam ettiğini,

toplantıya döndüğünü, tekrar görüşme yerine doğru gittiğinde başvurucunun üst

aramasına itiraz ettiğini, ayakkabısını fırlatarak Ö.Ş.ye yumruk ve tekme

attığını, Ö.Ş.nin kolunu tırnakladığını, kollarını arkasına alarak müşahede

odasına götürülen başvurucunun burada “Hepinizin Allah belasını versin!” diye

bağırdığını ifade etmiştir.

28. Adli Tıp Kurumu Kocaeli Şube Müdürlüğünün 19/12/2016

tarihli raporunda başvurucunun yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile

giderilebilecek nitelikte olduğu belirtilmiştir.

29. Adli Tıp Kurumu Kocaeli Şube Müdürlüğünün 6/9/2017

tarihli raporunda Ö.Ş.nin yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile

giderilebilecek nitelikte olduğu belirtilmiştir.

30. Soruşturma sonucunda Başsavcılık tarafından 6/2/2019

tarihinde başvurucu hakkında kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret

suçundan; infaz koruma memurları Ö.Ş., O.K. ve S.K. hakkında zor kullanma

yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama, işkence, iftira,

resmî belgede sahtecilik suçundan ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

verilmiştir. İnfaz koruma memuru Ö.Ş.nin yaralanmasına ilişkin adli rapor

tanzim eden hekim M.Ç. hakkında ise işleme konmama kararı verilmiştir. Aynı

soruşturma kapsamında 12/2/2019 tarihinde tanzim olunan iddianame ile

başvurucunun görevi yaptırmamak için direnme suçundan cezalandırılması istemi

ile Kandıra Asliye Ceza Mahkemesinde başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır.

31. Ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın ilgili

kısmı şöyledir:

“...olayda dosyaya alınan görev

belgelerine göre infaz ve koruma personeli oldukları anlaşılan müşteki

şüpheliler [S.K.],

[Ö.Ş.] ve [O.K.nın] zor kullanma yetkilerini kullanma koşullarının

oluşup oluşmadığının, oluşmuş ise gerekenden fazla kuvvet kullanıp

kullanmadıklarının, dolayısıyla üzerlerine atılı zor kullanma yetkisine ilişkin

sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunun unsurları itibariyle oluşup

oluşmadığının irdelenmesi gerekmektedir:

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 256.

maddesinde düzenlenen zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle

kasten yaralama suçunun oluşabilmesi için her şeyden önce failin zor kullanma

yetkisine sahip kamu görevlisi olması, zor kullanma yetkisinin kullanılmasını gerektirecek

bir nedenin bulunması, kullanılan zorun kamu görevlisinin görevi sırasında ve

görevinin gereği olması, görevin gerektirdiği ölçünün dışında zor kullanılması

ve bu zor kullanımının kasta dayanması şartlarının birlikte gerçekleşmesi

gerekmektedir. Zor kullanma, kişilerin kendilerine düşen belirli bir

yükümlülüğün gereklerine uygun davranmamaları halinde, bu yükümlülüğün

gereklerine uygun davranmalarını sağlamak amacıyla güç kullanılmasıdır. Ancak

zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinde, direnen kimseye zarar verme,

onu ızdıraba, acıya sevk etme gibi bir kast bulunmamalıdır. Zor kullanandaki

kast, sadece zor kullanmaya neden olan fiilleri orantılı bir şekilde etkisiz

hale getirme amacına yönelik olmalıdır. Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin,

kanun ve diğer mevzuatın tayin ettiği hallerde görevin yerine getirilmesinin

gerektirdiği ölçü ve oranda kişilere karşı zor kullanması hukuka uygunluk

nedenini oluşturmaktadır. Dolayısıyla, kamu görevlisinin görevinin gerektirdiği

ölçüde kullandığı zor nedeniyle bir kişi yaralanmış olsa dahi, eylem hukuka

uygun sayılacağı için suç teşkil etmeyecektir. Konuya ilişkin yukarıda yazılı

bulunan düzenlemeler, açıklanan hususlar ve soruşturma dosyasında yer alan tüm

bilgi belgeler ile hassaten yukarıda zikredilen bilirkişi tespit tutanağı ile

hekim raporları içeriği birlikte değerlendirildiğinde, müşteki şüpheliler [S.K.], [Ö.Ş.] ve [O.K.ya]

atılı zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama

suçu bakımından; adı geçenlerin 5237 sayılı TCK’nun 24/1-2. maddesinde

düzenlenen kanunun bir hükmünü veya yetkili merciden verilen, yerine

getirilmesi görev gereği zorunlu olan emri icra ettikleri ve bu icra sırasında

aşırılığa kaçmadıkları, görevlerini yaptıkları esnada kamu görevinin gerektirdiği

ölçüde kuvvet kullandıkları, bu anlamda zor kullanma yetkisine ilişkin sınırı

aştıklarının düşünülemeyeceği, dolayısıyla TCK'nun 256/1 delaleti ile TCK'nun

86/2 ve 86/3-d maddesinde düzenlenen suçun unsurları itibariyle oluşmadığı ve

dosya içerisindeki hekim raporlarına göre basit tıbbi müdahale ile

giderilebilir nitelikte yaralandığı anlaşılan müşteki şüpheli Kemal Karanfil'de

meydana gelen yaralanmanın şüphelilerin kanun tarafından verilen zor kullanma

yetkisini yukarıda izah edilen çerçeve içerisinde kullandıkları sırada

gerçekleştiğinin kabulü gerektiği ve adı geçenin yaralanmasının mahiyeti göz

önüne alındığında zor kullanma yetkisinin kullanılması sırasında herhangi bir

sınır aşımı ve orantısızlık bulunmadığı, açıklanan nedenlerle ve müşteki

şüpheli Kemal Karanfil'in olay sırasındaki tutum ve davranışları göz önünde

bulundurulduğunda olayda hukuka uygunluk sebebinin bulunduğu, dolayısıyla

müşteki şüpheliler [S.K.], [Ö.Ş.] ve [O.K.] tarafından tanzim

olunan olay tutanağının maddi gerçek ile uyumlu olduğu ve bu nedenle adı

geçenlere atılı iftira ve resmi belgede sahtecilik suçlarının unsurları

itibariyle oluşmadığı, müşteki şüpheliler [S.K.], [Ö.Ş.] ve [O.K.nın]

eylemlerinin yukarıda izah edildiği üzere zor kullanma yetkisinin kullanılması

kapsamında gerçekleştirilen hukuka uygun eylemler olduğunun kabul edilmesi

karşısında adı geçenlere atılı işkence suçunun oluştuğundan da söz

edilemeyeceği, kaldı ki müstekar Yargıtay içtihatlarına göre işkence suçunun

oluştuğundan söz edebilmek için işkence suçunun hareket unsuru olarak

gösterilen eylemlerin sistematik ve belli bir süreç içinde işlenmesi gerektiği,

vaki olayın ise her şeyden önce belirtilen koşulları taşımadığı, yine müşteki

şüpheli Kemal Karanfil'in diğer müşteki şüphelilere yönelik olarak söylediği

iddia edilen “Allah belanı versin” şeklindeki beddua niteliğinde olan sözlerin,

muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle

hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı,son olarak müşteki şüpheli Kemal Karanfil'in

şikayet edilen [M.Ç.] hakkındaki iddialarının 4483 sayılı Memurlar ve

Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 4. maddesinin 3.

fıkrasında yer alan koşulları taşımadığı, müştekinin iddialarının suç işlendiği

varsayımından ibaret olduğu, ayrıca iddiaların ciddî bulgu ve belgelere

dayanmadığı anlaşılmak ve değerlendirilmiş olmakla...”

32. Başvurucu; ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara

yapmış olduğu itirazında şüphelilerin beyanlarının gerçeğe aykırı olduğunun

kamera görüntüleri ile ispatlandığını, eksik inceleme ile karar verildiğini

belirtmiştir.

33. Başvurucunun ek kovuşturmaya yer olmadığına dair

kararına itirazını inceleyen Kocaeli 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 14/3/2019

tarihinde dört şüpheli hakkında verilen ek kovuşturmaya yer olmadığına dair

karar yapılan itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir. Karar

gerekçesinde “dosya içeriği itibari ile şikâyetçi vekilinin itiraz

dilekçesinde soruşturmadaki iddialarını tekrar ettiği ancak kamu davasının

açılmasının gerektirebilecek olaylar ve delilleri birlikte gösteremediği, buna

dayalı olarak ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın da usul ve yasaya

uygun bulunduğu” ifade edilmiştir. Karar başvurucu vekiline 1/4/2019

tarihinde tebliğ edilmiştir.

34. Başvurucu 30/4/2019 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

35. Başvurucu hakkında görevi yaptırmamak için direnme

suçundan Kandıra Asliye Ceza Mahkemesinde açılan kamu davasında yapılan

yargılama neticesinde 19/12/2019 tarihinde başvurucunun 3.000 TL adli para

cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“...Tüm dosya kapsamı birlikte

değerlendirildiğinde her ne kadar sanık savunmasında, iddianame ile üzerine

atılı görevi yaptırmamak için direnme suçunu işlediğini inkar etse de katılan

anlatımlarını doğrulayan tanık beyanlarına dikkat edildiğinde, infaz koruma

memuru olan katılanın eline aldığı dedektör ile sanığın üzerini aramak amacıyla

sanığa yöneldiğinde, sanığın eliyle müştekinin göğüs bölgesine sert bir şekilde

vurmak suretiyle görevini yapmasına engel olduğu sabit olmuştur.

Sanık savunmasında, hakkında olay

nedeniyle cezaevi idaresi tarafından kendisine yönelik olarak uygulanan

disiplin kararının olaya ilişkin kamera görüntülerinin net olmadığı nedeniyle

Kocaeli İnfaz Hakimliğinin 2016/4200 Esas 2016/5746 Karar ve 13/12/2016 tarihli

kararı ile kaldırıldığını beyan etmiş olsa da kararın incelenmesinde Hakimliğin

gerekçesinin sanığın görevli memurlara vurduğuna veya tekme attığına dair

herhangi bir görüntü tespit edilemediğine dayandığı anlaşılmıştır.

İnfaz Hakimliklerince verilen kararlar

iddianameye konu suçun işlenip işlenmediğine yönelik ve işin esasına ilişkin

olmayıp suçun gerçekleşip gerçekleşmediği hususunda olaya ilişkin tüm deliller

ayrıntılı olarak değerlendirilip incelenmediğinden maddi ceza hukuku anlamında

kesin hüküm teşkil etmediğinden sanığın bu yöndeki savunmasına mahkememizce

itibar edilmemiştir.

Mahkememizce olaya ilişkin kamera

görüntülerini içerir CD hakkında bilirkişi raporu tanzim ettirilmiş, düzenlenen

raporda her ne kadar olayın oluş şeklini gösteren ayrıntılı görüntülere

rastlanılmamış ise de sanığın İKM'lere yönelik olarak direnç gösterdiği

şeklindeki belirlemenin dinlenen tanık anlatımları ile uyumlu olduğu

anlaşıldığından TCK'nın 265. maddesinde 'görevi yaptırmamak için direnme'

başlığıyla 'seçimlik hareketli' ve 'amaçlı bir fiil' olarak düzenlenen ve

görevin yapılmasını önleme maksadıyla kamu görevlisine karşı gelinmesi

eylemleri cezalandırılan suç tipinde; hareketin 'cebir veya tehdit' şeklindeki

icrai davranışlarla işlenebileceğinin öngörüldüğü göz önüne alındığında;

sanığın iddianame kapsamında, üzerinin aranmasını engellemeye yönelik olarak

katılanın göğüs bölgesine vurduğunun tanık anlatımları, doktor raporu ve tüm

dosya kapsamı ile sabit olduğundan üzerine atılı suçu işlediğine yönelik

mahkememizde tam bir vicdani kanı oluşmakla eylemine uyan ve TCK'nın 265/1

maddesinde düzenlenen görevi yaptırmamak için direnme suçunu işlediği sabit

olduğundan cezalandırılmasına karar verilmiş, cezanın sanığın geleceği

üzerindeki olası etkileri lehine takdiri indirim nedeni sayılarak TCK'nın 62.

maddesine göre cezasında indirim yapılmış, CMK'nın 231/5-6 maddelerinde

düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair hükümlerin hakkında

uygulanmasını talep etmediğinden sanık hakkında CMK’nın 231/5-6 maddesi

uygulanmamış ardından sanık hakkında hükmedilen kısa süreli hapis cezasının

adli para cezasına çevrilmesine karar verilerek mahkememizce aşağıdaki şekilde

hüküm kurulmuştur. ”

36. Başvurucunun mahkûmiyet hükmüne yaptığı itiraz

Sakarya Bölge Adliye Mahkemesince “kararda usule ve esasa ilişkin herhangi

bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir

eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu, eylemlerin

doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tiplerine uyduğu”

gerekçesiyle 2/11/2020 tarihinde esastan kesin olarak reddedilmiş ve hüküm

kesinleşmiştir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

37. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun

"Kasten yaralama" kenar başlıklı 86. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Kasten başkasının vücuduna acı

veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi,

bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) (Ek fıkra: 31/3/2005 - 5328

S.K./4.mad) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi

müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması halinde, mağdurun şikayeti

üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

(3) Kasten yaralama suçunun;

...

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu

nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

...

İşlenmesi hâlinde, şikayet aranmaksızın,

verilecek ceza yarı oranında artırılır."

38. 5237 sayılı Kanun'un "Zor kullanma yetkisine

ilişkin sınırın aşılması" kenar başlıklı 256. maddesi şöyledir:

"Zor kullanma yetkisine sahip kamu

görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği

ölçünün dışında kuvvet kullanması hâlinde, kasten yaralama suçuna ilişkin

hükümler uygulanır."

39. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Kurumların iç güvenliği” kenar

başlıklı 33. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kurumların iç güvenliği, Adalet

Bakanlığına bağlı infaz ve koruma görevlileri tarafından sağlanır. İç güvenlik

görevlileri, gerektiğinde dış güvenlik görevlileri ile işbirliği yapar.”

B. Uluslararası

Hukuk

40. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3.

maddesi şöyledir:

"Madde 3 - İşkence yasağı

Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı

ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz."

41. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 3.

maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların

en temel değeri olduğunu vurgulamış; terörle ya da organize suçla mücadele gibi

en zor şartlarda dahi mağdurların davranışlarından bağımsız olarak işkence,

insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerin Sözleşme'yle

yasaklandığını belirtmiştir. AİHM, kötü muamele yasağının Sözleşme'nin 15.

maddesinde belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi

hiçbir istisnaya yer vermediğine ilişkin içtihatlarını da hatırlatmıştır (Selmouni/Fransa,

B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95,

6/4/2000, § 119).

42. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele

olduğunu söyleyebilmek için eylemin minimum ağırlık eşiğini aşması beklenir (Costello-Roberts/Birleşik

Krallık, B. No: 13134/87, 25/3/1993, § 30; Raninen/Finlandiya, B.

No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02,

6/3/2007, §§ 35, 37; Gafgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§

88, 90).

43. AİHM, sağlıklı olarak gözaltına alınan bir kişinin

serbest bırakıldığı sırada yaralanmış olması hâlinde bu yaralanmanın nasıl

oluştuğu konusunda geçerli bir açıklama getirmenin devletin yükümlülüğünde

olduğunu belirtmiştir (Selmouni/Fransa, § 87). AİHM aynı prensibin

özgürlüğünden yoksun olan ve ceza infaz kurumu yönetiminin kontrol ve

sorumluluğunda bulunan ceza infaz kurumunda tutulan kişiler için de

uygulanacağını belirtmektedir. AİHM'e göre ceza infaz kurumundaki bir kişi

üzerinde fiziksel güce başvurulması -bu kişinin kendi eylemi kesinlikle gerekli

kılmadığı sürece- insan onuruna zarar verir ve prensip olarak Sözleşme'nin 3.

maddesini ihlal eder (Satık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 31866/96,

10/10/2000, § 54).

44. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin tartışılabilir ve

makul şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma

yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131; Tepe/Türkiye,

B. No: 31247/96, 21/12/2004, § 48). AİHM’in içtihadında tanımlanan etkinlik

için minimum standartlar soruşturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık

olmasını, yetkili makamların titizlikle ve süratli biçimde çalışmasını

gerektirmektedir (Mammadov/Azerbaycan, B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73;

Çelik ve İmret/Türkiye, B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

45. Anayasa Mahkemesinin 20/12/2022 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

46. Başvurucu; avukat görüşü sonrası infaz koruma

memurlarının şiddet ve iftirasına maruz kaldığını, kollarının tutularak

sıkıldığını ve beton zemine atıldığını, beş saat boyunca ilacının

verilmediğini, kaşık ve çatal verilmediği için yemek yiyemediğini, olaydan altı

saat sonra Kurum hekimine götürüldüğünü ancak sağlık raporuna darp iddiasının

yazılmadığını, infaz koruma memurları tarafından hakkında suç uydurularak

gerçek dışı tutanak tutulduğunu, soruşturma kapsamında alınan son bilirkişi

raporunun tebliğ edilmediğini belirterek kötü muamele yasağı, adil yargılanma

hakkı ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

47. Bakanlık görüşünde; başvurucunun 15 Temmuz darbe girişiminin

ardından 16/7/2016 tarihinde görevden uzaklaştırılan, sonrasında ise meslekten

çıkarılan eski bir hâkim olduğu, Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinin 9/10/2017

tarihli kararı ile FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan hakkında tahliye kararı

verildiği ve aynı gün başvurucunun tahliye edildiği, 18/8/2016 tarihinde

avukatı ile görüştüğü esnada görüş odasında bulunan infaz koruma memuruna

görüşü takip etmesinin hukuka aykırı olduğunu söyleyerek avukat görüş odasının

kapısını kapatmaya çalıştığı, sonrasında sakinleşerek görüşmeye devam ettiği,

görüş bitiminde üst aramasının yapıldığı esnada arama işlemine karşı çıktığı,

kendisine ve çevresine zarar vermemesi için infaz koruma memurlarının orantılı

güç kullanarak başvurucuyu tedbir amaçlı olarak müşahede odasına yerleştirdiği,

başvurucunun sakinleştikten sonra odasına alındığı, olay sebebiyle başvurucu

hakkında uygulanan disiplin cezasının İnfaz Hâkimliğince iptal edildiği, infaz

koruma görevlileri hakkında başlatılan idari soruşturma neticesinde disiplin

cezası verilmesine yer olmadığına karar verildiği belirtilmiştir.

48. Bakanlık görüşünde; infaz koruma memurları hakkında

görevi kötüye kullanma suçundan, başvurucu hakkında ise görevi yaptırmamak için

direnme suçundan ceza soruşturması başlatıldığı, başvurucunun kötü muameleye

ilişkin iddialarının Başsavcılık tarafından araştırıldığı, başvurucunun

iddialarını destekler nitelikte dosyada başvurucuya işkence ve kötü muamelede

bulunulduğuna dair delil bulunmadığı, görevli infaz koruma memurlarının

başvurucuya yasal zor kullanma sınırları içinde müdahalede bulunduğu

gerekçeleriyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, Anayasa

Mahkemesinin bireysel başvuruları inceleme yetkisinin ikincilliği bağlamında

soruşturma neticesinde varılan kanaatten ayrılmayı gerektirir bir husus

bulunmadığının değerlendirildiği ifade edilmiştir.

49. Bakanlık görüşünde ayrıca kötü muamele iddiasının

gerçekliğini tespit için soruşturma kapsamında delil kaybı yaşanmaksızın bütün

deliller toplanıp incelendikten sonra kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

verildiği, Cumhuriyet savcısının başvurucunun iddiaları üzerine kendisinden

beklenen oranda büyük bir titizlikle ve süratle hareket ettiği, atılması

gereken her türlü adımı attığı, iddiaların gerçekliğini ortaya çıkartmak

hedefiyle her türlü ve objektif delillerin temini cihetine gittiği,

başvurucunun soruşturmaya dahlinin sağlandığı, elde edilen delil ve bilgilerin

kapsamlı ve nesnel bir analizi ile neticeye ulaşıldığı ve usul yükümlüğünün

gereğinin özenle yerine getirildiğinin düşünüldüğü bildirilmiştir.

B. Değerlendirme

50. Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve

manevî varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve eziyet

yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi

tutulamaz.”

51. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun iddialarının kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesi

gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Genel

ilkeler

52. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan

maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmış; üçüncü

fıkrasında da kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan

haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı

hüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 80).

53. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 81).

54. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasının

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve Anayasa'nın

5. maddesiyle birlikte devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerden yararlanması

beklenemez. Bu bağlamda kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerle

desteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğinin tespit edilebilmesi için

soyut iddiaya dayanan şüphe ötesinde makul kanıtların varlığı gerekir. Bu

kapsamdaki bir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi

ispat edilmemiş birtakım karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar

değerlendirilirken ilgililerin süreçteki tutumları da dikkate alınmalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 95).

55. Aynı şekilde bir muamelenin Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık

derecesine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın

somut koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin

süresi, bedensel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık

durumu gibi faktörler önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç

dikkate alınmalıdır. Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun

olduğu bir anda meydana gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 83).

56. Tutuklu ve hükümlüler ceza infaz kurumu yönetiminin

sorumluluk ve kontrolüne tabidir. Özgürlüklerinden yoksun olan bu kişilerin

kötü muameleye maruz kaldıklarını iddia etmeleri durumunda vücutlarında bir

yaralanma tespit edilmişse söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu konusunda

makul bir açıklama getirme yükümlülüğü devlete aittir. Özellikle iddiaların

doktor raporlarıyla desteklendiği hâllerde kötü muamele yasağının ihlali

bakımından açık sorunlar ortaya çıkabilir (S.D. B. No: 2013/3017,

16/12/2015, §§ 89-91; Cengiz Kahraman ve Kenan Özyürek, B. No: 2013/8137,

20/4/2016, § 95; Serdar Avci, B. No: 2015/19474, 9/1/2020, § 56).

57. Anayasa'nın 17. maddesi ceza infaz kurumunda

güvenliği sağlamak, düzeni korumak ve suç işlenmesini önlemek için güç

kullanımını yasaklamamaktadır. Ancak bu kapsamda sınırları belli bazı

durumlarda, mevzuata uygun olarak ve sadece kaçınılmaz hâllerde aşırı olmaması

koşuluyla güvenlik güçleri tarafından fiziksel güce başvurulmasının kötü

muamele olmadığı kabul edilmektedir. Ayrıca kişinin kendi davranışından veya

tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu

neviden fiiller prensip olarak kötü muamele yasağını ihlal edecektir (Ali

Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 81, 82).

2. İlkelerin

Olaya Uygulanması

58. Başvurucu 18/8/2016 tarihinde infaz koruma

memurlarınca darbedildiğini, bu hususta etkisiz bir şekilde yürütülen ceza

soruşturmasından netice alınamadığını ileri sürmektedir.

59. Somut olayda Kurumunda avukat görüşü sonrasında

yapılmak istenen üst arama işlemine direnen başvurucuya infaz koruma memurları

tarafından zor kullanılmak suretiyle müdahale edilmiştir. Başvurucunun müdahale

neticesinde basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek biçimde yaralandığı hekim

raporu ile tespit edilmiştir. İnfaz koruma memurlarının fiziksel müdahalesinin

varlığı Başsavcılık tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda

da açıkça belirtildiğinden bu hususta herhangi bir tereddüt yoktur.

60. Başvurucunun infaz koruma memurlarının müdahalesi

sonucu yaralandığı Başsavcılık tarafından kabul edilmek suretiyle soruşturma

yürütülmüş ancak kuvvet kullanımının gerekli ve orantılı olması nedeniyle suç

unsurunun tespit edilmediği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

verilmiştir. Kararda güç kullanımının gerekli ve orantılı olduğu

değerlendirilerek hukuka uygunluk gerekçesine dayanılmış, güç kullanmak için

bir haklı (hukuka uygun) neden bulunduğu ve bu güç kullanımının da orantısız

olmadığı değerlendirilmiştir.

61. Başvuruya konu olayda üst arama işleminin

gerçekleştirilmesi sırasında direnç gösteren başvurucuya bedenî kuvvet

kullanılarak fiziksel müdahalede bulunulmuştur. Kurum içinde disiplinin

sağlanmasına yönelik her türlü tedbirin alınması gerektiği konusunda şüphe

yoktur. Başvurucunun arama işlemine gösterdiği direnç ortadan kaldırılarak

geçici süreliğine müşahede odasına alınması şeklinde uygulanan tedbir bu

bağlamda makul görünmektedir. Ayrıca başvurucunun üst aramasına direnmesi

nedeniyle somut olayda infaz görevlilerince zor kullanmanın kaçınılmaz hâle

geldiği kamu makamlarınca ortaya konulmuştur.

62. Müdahalenin gerekli olduğu ortaya konulduktan sonra

ikinci aşamada olayın niteliğine göre müdahalenin orantılı olup olmadığı ele

alınmalıdır. İnfaz koruma memurlarınca yapılmak istenen üst aramasına direnen

başvurucunun fiziki müdahale neticesinde basit tıbbi müdahale ile giderilecek

düzeyde yaralandığı, yaralanmasının ağırlığı da dikkate alındığında koridorda

yüzüstü yatırılarak kontrol altına alınması ve ayağa kaldırılarak elleri arkada

birleştirilmek suretiyle götürülmesi şeklinde uygulanan gücün orantılı olduğu

sonucuna varılmıştır.

63. Açıklanan gerekçelerle başvurucuya yapılan

müdahaleyle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan

kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.

64. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı

olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi

tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde sorumluların

belirlenmesini ve gerekirse cezalandırılmasını sağlamaya elverişli, etkili bir

soruşturmanın yapılması gerekir.

65. Kurumda meydana gelen olaya ilişkin olarak başvurucu

hakkında adli muayene raporları alınmış, başvurucunun yaralanması tespit

edilmiştir. Başvuruya konu olayda, gerektiği hâlde Başsavcılıkça toplanmayan

herhangi bir delilin varlığı başvurucu tarafından ortaya konulamamıştır.

Başvurucunun suç ihbarı üzerine infaz koruma memurları hakkında derhâl ceza

soruşturması başlatılmıştır. Dolayısıyla Başsavcılık tarafından makul özenle

delillerin toplandığı, olayın aydınlatılması bakımından ciddiyetle araştırma

yapıldığı söylenebilmektedir. Bu bağlamda yukarıda yapılan ayrıntılı

değerlendirmeler doğrultusunda Başsavcılıkça elde edilen delillerin hukuki

olarak yorumlanmasında Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında korunan

hakkı zedeleyecek mahiyette bir değerlendirme yapılmadığı ve soruşturmanın

etkili şekilde yürütülmediğini gösterir herhangi bir bulguya rastlanmadığı

açıkça anlaşılmıştır.

66. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde

güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edilmediğine

karar verilmesi gerekir.

67. Diğer taraftan başvurucu, müşahede odasında yemek

yiyemediğini ve ilacını kullanamadığını ileri sürmüş ancak soruşturma ve

bireysel başvuru aşamasında somut açıklamalarda bulunmamıştır. Başvurucu bunun

gibi iddialarını destekleyen herhangi bir veriyi soruşturma mercileri ve

Anayasa Mahkemesine iletmeyip bireysel başvuru dosyasına da sunmamıştır. Bu

durumda en nihayetinde varılan sonuca göre diğer ihlal iddiaları ile ilgili

olarak ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü

muamele yasağının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun

yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 20/12/2022 tarihinde

OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Recai AKYEL Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Muhterem İNCE Raportör : Ayşe Didem ÖZDEMİR AKCA Başvurucu : Kemal KARANFİL Vekili : Av. Cahit ÇİFTÇİ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2019/16064, 20 Aralık 2022 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucunun
  16. B. Değerlendirme
  17. A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin
  18. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü
  19. C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2019/16064
Tarih
20 Aralık 2022

İlgili Kararlar

  • Göksal Şahin Başvurusu (B. No: 2019/14456)
  • Özgür Çelik Başvurusu (B. No: 2019/18315)
  • Mehmet İnan Başvurusu (B. No: 2016/228)
  • Arif Sezgin Başvurusu (B. No: 2019/17089)
  • Alpaslan Sonuç Başvurusu (B. No: 2019/13730)
  • Abdullah Veli Seyda Başvurusu (B. No: 2019/40795)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.