İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

M. Aydın Gürül Başvurusu (B. No: 2012/682)

(Başvuru Numarası: 2012/682)

Başvuru No2012/682Tarih2 Ekim 2013Okuma11 dk · 2.269 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm

Başvuru No
2012/682
Karar tarihi
2 Ekim 2013
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.269 kelime·11 dk okuma·18 bölüm

M. AYDIN GÜRÜL

BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2012/682)

Karar Tarihi: 2/10/2013

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, uzun bir süredir tutuklu olarak bulundurulduğunu, hakkında

yürütülen yargılamanın adil olmadığını, yasa önünde eşitlik, masumiyet

karinesi, suç ve cezaların şahsiliği ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürerek

Anayasa’nın 2., 6., 9., 11., 19., 36., 37., 38. ve 40.

maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 7/11/2012

tarihinde İstanbul 12. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe

ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona

sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca, 12/6/2013 tarihinde başvurunun karara

bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden,

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3)

numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru dilekçesindeki

ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, 1948 doğumlu olup

Adalet Bakanlığı Silivri Ceza İnfaz Kurumunda hüküm özlü olarak bulunmaktadır.

6. “Türkiye

Cumhuriyeti Hükümetini cebren iskat veya vazife

görmekten men etmeye teşebbüs etmek” suçunu işlediği iddiasıyla, İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 6/7/2010 tarih

ve 2010/185 soruşturma, 2010/564 esas sayılı iddianame, İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesince kabul edilerek başvurucu hakkında 19/7/2010 tarihinde kamu davası

açılmıştır.

7. Başvurucunun, “dosyadaki delil durumu, kuvvetli suç şüphesini

gösteren olguların bulunması, delillerin henüz tam olarak toplanılmamış oluşu,

sanığın konumu itibariyle delillere etki yapma ihtimalinin olması, tanıkların

henüz dinlenilmemiş oluşu, atılı suçun CMK.100. maddesinde belirtilen katalog

suçlardan olması, belirtilen bu sebeplerle adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının

yetersiz kalacağı …” gerekçesiyle İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesinin 11/2/2011 tarihli kararıyla

tutuklanmasına karar verilmiştir.

8. Başvurucu, müteaddit defalar

tutukluluk haline son verilmesini yetkili mahkemelerden talep etmiş ancak bu

talepleri ile ilgili bir sonuç elde edememiştir.

9. Başvurucunun, İstanbul 10.

Ağır Ceza Mahkemesinin 21/9/2012 tarih ve E.2010/283

sayılı kararı ile “Türkiye Cumhuriyeti

Hükümetini cebren iskat veya vazife görmekten men

etmeye teşebbüs etmek” suçundan 1/3/1926 tarih ve 765 sayılı Mülga

Türk Ceza Kanunu’nun 147. ve 61. maddeleri uyarınca 18 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve “tutuklu sanıklara verilen hürriyeti bağlayıcı

cezanın miktarı, tutuklu kaldıkları süre, verilen ceza miktarına göre kaçma

şüphesi dikkate alındığında adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı”

gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir.

10. Başvurucu karara 26/9/2012 tarihinde itiraz etmiştir. İtiraz İstanbul 11.

Ağır Ceza Mahkemesinin 23/10/2012 tarih ve 2010/737

Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya 6/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

11. Başvurucu hakkındaki dava Yargıtayda temyiz aşamasında derdesttir.

B. İlgili

Hukuk

12. Başvurucu hakkında isnat

olunan suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan 765 sayılı Kanun’un 147.

maddesi şöyledir:

“Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunları

teşvik eyliyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis

cezası hükmolunur …”

13. Aynı Kanun’un 61. maddesi,

işlendiği zamanda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçun

teşebbüs aşamasında kalması halinde failin on beş yıldan yirmi yıla kadar hapis

cezası ile cezalandırılmasını öngörmektedir.

14. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:

“Tutuklama nedenleri

Madde 100 – (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında

tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik

tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe

sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer

alan;

…

9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci

fıkralar hariç, madde 220),

10. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304,

307, 308),

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar

(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

…

(4) (Değişik: 2/7/2012-6352/96 md.) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapis

cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı

verilemez.”

15. 5271 sayılı Kanun’un 260.

maddesi şöyledir:

“Kanun yollarına başvurma hakkı

Madde 260 – (1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı

Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış

olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan

sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları

açıktır.

(2) Asliye ceza mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları,

mahkemenin yargı çevresindeki sulh ceza mahkemelerinin; ağır ceza

mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı

çevresindeki asliye ve sulh ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde

bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı

kanun yollarına başvurabilirler.

(3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun

yollarına başvurabilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

16. Mahkemenin 2/10/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

7/11/2012 tarih ve 2012/682 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

17. Başvurucu;

i. Masumiyet karinesinin gereği olarak hakkındaki yargılamanın

tutuksuz olarak yapılması gerektiğini, yargılanmakta olduğu davanın sanıkları

hakkında toplu olarak verilen tutuklama kararının suç ve tedbirlerin şahsiliği

ilkesini ihlal ettiğini, kuvvetli suç şüphesine mesnet olarak değerlendirilmesi

mümkün olmayan belgelere dayanılarak şablon ve kalıplaşmış gerekçelerle

tutuklandığını, tutukluluğun devamına karar verilirken kullanılan şablon

gerekçelerin bu tedbiri adeta bir cezalandırma aracına dönüştürdüğünü, uzun bir

süreden beri tutuklu olduğunu, tutukluluk açısından bu sürenin makul

olmadığını, hakkında adlî kontrol hükümlerinin uygulanması yoluna

başvurulmadığını, tutuklamaya itiraz kararlarının şablon ve kalıplaşmış

gerekçelere dayanılarak reddedildiğini, tutukluluğu için makul şüphenin

bulunmadığını, kendisi hakkında karar verilmeden kısa bir süre önce terör

örgütüne yardım ve yataklıktan yargılanan sanıkların tahliye edilmesine rağmen

kendisinin tahliye edilmediğini, kesinleşmemiş bir mahkeme hükmüne dayanılarak

tutukluluk halinin devamına karar verildiğini,

ii. Hakkında verilen hükmün gerekçesiz olarak açıklandığını,

kovuşturma aşamasında hiçbir şekilde bilirkişi raporlarına yer verilmediğini,

bu yöndeki taleplerinin reddedildiğini, bilirkişilerin ve diğer tanıkların

dinlenilmesi taleplerinin reddedildiğini, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin

ihlal edildiğini, muhakeme esnasında delillerin değerlendirilmesi aşamasının

atlandığını, lehe delillerin mahkemece kabul edilmediğini ve bu nedenle

çekişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiğini,

ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

18. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun,

masumiyet karinesinin gereği olarak hakkındaki yargılamanın tutuksuz olarak

yapılması gerektiği, yargılanmakta olduğu davanın sanıkları hakkında toplu

olarak verilen tutuklama kararının suç ve tedbirlerin şahsiliği ilkesini ihlal

ettiği, tutukluluğun devamına karar verilirken kullanılan şablon gerekçelerin

bu tedbiri adeta bir cezalandırma aracına dönüştürdüğü, uzun bir süreden beri

tutuklu olduğu, tutukluluk açısından bu sürenin makul olmadığı, hakkında adlî

kontrol hükümlerinin uygulanması yoluna gidilmediği, kuvvetli suç şüphesine

mesnet olarak değerlendirilmesi mümkün olmayan belgelere dayanılarak şablon ve

kalıplaşmış gerekçelerle tutuklandığı, tutuklamaya itiraz kararlarının şablon

ve kalıplaşmış gerekçelere dayanılarak reddedildiği, tutukluluğu için makul

şüphenin bulunmadığı, kendisi hakkında karar verilmeden kısa bir süre önce

terör örgütüne yardım ve yataklıktan yargılanan sanıkların tahliye edilmesine

rağmen kendisinin tahliye edilmediği, kesinleşmemiş bir mahkeme hükmüne

dayanılarak tutukluluk halinin devamına karar verildiği yönündeki

şikâyetlerinin “kişi özgürlüğü ve güvenliği

hakkı”; hakkında verilen hükmün gerekçesiz olarak açıklandığı,

kovuşturma aşamasında hiçbir şekilde bilirkişi raporlarına yer verilmediği,

bilirkişilerin ve diğer tanıkların dinlenilmesi taleplerinin reddedildiği,

“şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin ihlal edildiği, muhakeme esnasında

delillerin değerlendirilmesi aşamasının atlandığı, lehe delillerin mahkemece

kabul edilmediği ve bu nedenle çekişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiği yönündeki

şikâyetlerinin “adil yargılanma hakkı” kapsamında

değerlendirilmesi gerekir.

1. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı Yönünden

19. Başvurucu, masumiyet

karinesinin gereği olarak hakkındaki yargılamanın tutuksuz olarak yapılması

gerektiğini, kuvvetli suç şüphesine mesnet olarak değerlendirilmesi mümkün

olmayan belgelere dayanılarak şablon ve kalıplaşmış gerekçelerle

tutuklandığını, tutukluluğun devamına şablon gerekçelerle karar verildiğini,

uzun bir süreden beri tutuklu olduğunu, tutukluluk açısından bu sürenin makul

olmaktan uzak olduğunu, hakkında adlî kontrol hükümlerinin uygulaması yoluna

başvurulmadığını, kendisi hakkında karar verilmeden kısa bir süre önce terör

örgütüne yardım ve yataklıktan yargılanan sanıkların tahliye edilmesine rağmen

kendisinin tahliye edilmediğini, kesinleşmemiş bir mahkeme hükmüne dayanılarak

tutukluluk halinin devamına karar verildiğini ileri sürmüştür.

20. 6216 sayılı Kanun’un geçici

1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden

sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler.”

21. Bu hüküm gereğince Anayasa

Mahkemesi, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai

işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler. Dolayısıyla

Mahkeme’nin zaman bakımından yetkisi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai

işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamu

düzenine ilişkin bu düzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş

nihaî işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi

mümkün değildir (B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).

22. Devam eden tutukluluğun

hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin

temel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan

sebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde

buna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak

gösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest

kalmasının yolu açılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanun

yolunda çekişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygun

olarak bir inceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıyla

belirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma

amacıyla yapılacak bireysel başvuruların, başvuru yolları tüketilmek şartıyla,

tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 30).

23. Ancak başvurucu hakkında ilk

derece mahkemesinde hüküm kurulmuş ise bireysel başvuru açısından talebi,

hukuka aykırılığın tespiti ve gerekiyorsa belli bir miktar tazminata

hükmedilmesiyle sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla bu tür ihlal iddiaları bakımından

varsa başvuru yolları denendikten sonra bireysel başvuru yapılmalıdır (B. No:

2012/726, 2/7/2013, § 31).

24. Ne var ki başvurunun kabul

edilebilmesi için ihlal iddiasına dayanak teşkil eden nihai işlem veya

kararların 23/9/2012 tarihinden evvel kesinleşmemiş

olmaları da gerekmektedir. Nihai işlem veya kararların anılan tarihten önce

kesinleştikleri tespit edildiği takdirde ilgili şikâyetler bakımından

başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. Mahkemenin yargı

yetkisine ilişkin bu tespitin bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında

yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726, 2/7/2013, §

32).

25. Ancak kişi serbest

bırakılmadan yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm

olmuşsa, mahkûmiyet tarihi itibarıyla da tutukluluk hali sona erer. Çünkü bu

durumda kişinin hukuki durumu “bir suç

isnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmaktadır.

Bireysel başvuru incelemesi açısından, tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete

hükmedilmesi arasındaki esaslı fark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete karar

verilmiş olmakla, isnat olunan suçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun

sübuta erdiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı

cezaya ve/veya para cezasına hükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin

kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hali

sona ermektedir. Bu açıdan mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca

gerekmez. Nitekim gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“AİHM”), gerekse

Yargıtay, mahkûmiyet kararı sonrası tutulma halini tutukluluk olarak

nitelendirmemektedir. AİHM, ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olan bir

sanığın, söz konusu mahkûmiyet kararından sonraki tutulmasını Sözleşme’nin 5.

maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükmü uyarınca “mahkûmiyet sonrası tutma” olarak

değerlendirmekte ve tutukluluk süresinin hesabında dikkate almamaktadır (Bkz: Solmaz/Türkiye, 27561/02, 16/1/2007, §§ 23, 24; Şahap Doğan/Türkiye, 29361/07, 27/5/2010, § 26). Aynı

yaklaşım Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından da benimsenmektedir. Kurul, 12

Nisan 2011 tarih ve E.2011/1-51, K.2011/42 sayılı kararında, “hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmakla sanığın atılı

suçu işlediği yerel mahkeme tarafından sabit görülmekte ve bu aşamadan sonra

tutukluluğun dayanağı mahkûmiyet hükmü olmaktadır.” gerekçesiyle,

temyizde geçen sürenin tutukluluk süresine dâhil edilmeyeceğine karar vermiştir

(B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 33).

26. Somut olayda başvurucu 11/2/2011 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince

tutuklanmış, ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararını verdiği 21/9/ 2012

tarihinde tutukluluk hali bu anlamda sona ermiştir.

27. 21/9/2012 tarihli karar duruşmasında verilen tutukluluğun

devamına ilişkin karara karşı başvurucu 26/9/2012 tarihinde itiraz etmiş ve

itirazı İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/10/2012 tarih ve 2010/737

Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir. Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihten sonra verilmiş olsa bile, kişi

hakkındaki tutmanın niteliği üzerinde bu kararın herhangi bir etkisi yoktur.

Zira başvurucunun tutukluluk hali 21/9/2012 tarihinde

davanın esasına ilişkin kararın açıklanmasıyla birlikte ve bu tarih itibarıyla

sona ermiştir. Kararla birlikte başvurucuya isnat olunan suç sabit görülerek 18

yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmedilmiştir. Dolayısıyla, hükmen

tutukluluğa itiraz ve incelemesinin 23/9/2012

tarihinden sonra gerçekleştirilmiş olmasının Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisi üzerinde herhangi bir etkisi olamaz.

28.

Açıklanan nedenlerle, başvurucunun “kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkı”nın

ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerine konu olayda tutuklamaya ilişkin nihai

kararın, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden önce verildiği anlaşıldığından

başvurunun, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “zaman bakımından yetkisizlik” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Adil Yargılanma Hakkı Yönünden

29.

Başvurucu, hakkında verilen hükmün

gerekçesiz olarak açıklandığını, kovuşturma aşamasında hiçbir şekilde bilirkişi

raporlarına yer verilmediğini, bilirkişilerin ve diğer tanıkların dinlenilmesi

taleplerinin reddedildiğini, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin ihlal

edildiğini, muhakeme esnasında delillerin değerlendirilmesi aşamasının

atlandığını, lehe delillerin mahkemece kabul edilmediğini ve bu nedenle

çekişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

30.

6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

31. Bu hüküm uyarınca Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen

işlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş

olması gerekir.

32. Temel hak ve özgürlüklere

saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun

davranılmadığı takdirde ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari

mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde olağan kanun yolları

ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak

ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda

başvurulabilir (B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 17-18).

Başvurucu hakkındaki dava derdest olup, temyiz aşamasındadır. Bu şikâyet

bakımından başvuru yolları henüz tüketilmemiştir.

33. Açıklanan nedenlerle,

başvurunun bu kısmının “başvuru

yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

A.

Açıklanan nedenlerle;

1. “Kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkı”nın

ihlal edildiğine yönelik iddiaların “zaman

bakımından yetkisizlik”,

2. “Adil yargılanma hakkı”nın

ihlal edildiğine yönelik iddiaların “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”

nedenleriyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

2/10/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Serhat ALTINKÖK

Başvurucu

:

M. Aydın GÜRÜL

Vekili : Ayşe Gül HANYALOĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2012/682, 2 Ekim 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. M. Aydın Gürül
  4. Başvurusu
  5. İkinci Bölüm
  6. Karar
  7. I. Başvurunun
  8. Konusu
  9. II. Başvuru
  10. Süreci
  11. III. Olay Ve
  12. Olgular
  13. A. Olaylar
  14. B. İlgili
  15. IV. İnceleme Ve
  16. Gerekçe
  17. A. Başvurucunun
  18. B. Değerlendirme
  19. M. Emin KUZ
  20. M. Aydın GÜRÜL
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2012/682
Tarih
2 Ekim 2013

İlgili Kararlar

  • Ali Rıza Sözen Başvurusu (B. No: 2012/955)
  • Çetin Doğan Başvurusu (B. No: 2012/943)
  • Dursun Çiçek Başvurusu (B. No: 2012/1109)
  • Bulut Ömer Mimiroğlu Başvurusu (B. No: 2012/749)
  • Ahmet Yıldırım Başvurusu (B. No: 2012/144)
  • Hasan Hoşgit Başvurusu (B. No: 2012/1012)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.