İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mahmut Can Arslan Başvurusu (B. No: 2013/3008)

1. Başvurucu, terör olayları nedeniyle köyünü terk etmek

Başvuru No2013/3008Tarih6 Şubat 2014Okuma28 dk · 5.517 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mahmut Can Arslan Başvurusu

Karar tarihi
6 Şubat 2014
Başvuru Numarası
2013/3008
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.517 kelime·28 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, terör olayları nedeniyle köyünü terk etmek

zorunda kaldığını, uğradığı zararların karşılanması amacıyla tazminat

komisyonuna yaptığı başvurudan ve akabinde açtığı davadan bir sonuç alamadığını

ve başvurusunun karara bağlanmasının yaklaşık 5 yıl sürdüğünü belirterek

Anayasa’da düzenlenen mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş, tazminat talep etmiştir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucunun vekili tarafından 26/4/2013

tarihinde Batman İdare Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan

ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 27/6/2013 tarihinde

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 17/9/2013 tarihinde yapılan toplantıda

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 26/9/2013 tarihinde Adalet

Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 25/11/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan

görüş başvurucuya 26/11/2013 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, karşı cevap

olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir görüş sunmamıştır.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu Batman ili, Kozluk ilçesi, Kayadibi

köyünde ikamet etmekte iken 1992 yılında meydana gelen terör olayları nedeniyle

köyünden göç etmiştir.

9. Başvurucu, 6/5/2008 tarihinde, göç etmesi nedeniyle

uğramış olduğu zararların karşılanması talebiyle, 17/7/2004 tarih ve 5233

sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki

Kanun kapsamında kurulan Batman Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığına

(Komisyon) başvuruda bulunmuştur.

10. Komisyon, 14/12/2010 tarih ve 2010/2-1476 sayılı

kararıyla söz konusu yerleşim yerinin boşaltılmadığını, köydeki seçimlerin

düzenli yapıldığını ve nüfus sayımlarında önemli miktarda nüfus tespit

edildiğini belirterek başvurucunun talebini reddetmiştir.

11. Komisyonun verdiği ret kararı üzerine başvurucu, 3/3/2011

tarihinde Diyarbakır İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Yeni açılan ve 25/7/2011

tarihinde faaliyete geçen Batman İdare Mahkemesinde görülmeye devam edilen

davada anılan Mahkeme, 16/11/2011 tarih ve E.2011/1254, K.2011/644 sayılı

kararıyla söz konusu yerleşim yerinin tamamen boşaltılan yerlerden olmadığı ve

başvurucunun sübjektif güvenlik algısı nedeniyle göç etmesinden dolayı uğradığı

zararların idarece karşılanmasının mümkün olmayacağı gerekçesiyle davanın

reddine karar vermiştir.

12. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Danıştay 15.

Dairesinin 13/6/2012 tarih ve E.2012/2286, K.2012/4470 sayılı kararıyla

onanmıştır.

13. Onama kararı üzerine karar düzeltme isteminde bulunan

başvurucunun bu istemi, Danıştay 15. Dairesinin 19/12/2012 tarih ve

E.2012/10834, K.2012/14494 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

14. Başvurucu Danıştay 15. Dairesinin karar düzeltme

isteminin reddi kararının 5/4/2013 tarihinde kendisine tebliğinden itibaren

süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

15. 5233 sayılı Kanun’un ”Amaç” kenar başlıklı 1. maddesi

şöyledir:

“Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya

terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara

uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri

belirlemektir.”

16. Aynı Kanun’un “Kapsam”

kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

“Aşağıda belirtilen zararlar bu Kanunun

kapsamı dışındadır:

…

d) Terör dışındaki ekonomik ve sosyal

sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriyle

bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlar.”

17. Aynı Kanun’un “Zarar

tespit komisyonları” kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:

“Zarar tespit komisyonları illerde; bu Kanun

kapsamında yapılacak başvurular üzerine on gün içinde kurulur. Komisyon, bir

başkan ve altı üyeden oluşur. Valinin görevlendireceği vali yardımcısı

komisyonun başkanı; maliye, bayındırlık ve iskân, tarım ve köyişleri,

sağlık, sanayi ve ticaret konularında uzman ve o ilde görev yapan kamu

görevlilerinden vali tarafından belirlenecek birer kişi ile baro yönetim

kurulunca baroya kayıtlı olanlar arasından görevlendirilecek bir avukat

komisyonun üyesidir. Komisyonun başkan ve üyeleri her yıl ocak ayının ilk

haftasında yeniden belirlenir. Eski üyeler yeniden görevlendirilebilirler. İş

yoğunluğuna göre aynı ilde birden fazla komisyon kurulabilir.”

18. Aynı Kanun’un “Başvurunun

süresi, şekli, incelenmesi ve sonuçlandırılması” kenar başlıklı 6.

maddesi şöyledir:

“(Değişik: 28/12/2005 -

5442/3 md.) Zarar gören veya mirasçılarının veya

yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün

içinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren

bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği

il valiliğine başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Bu sürelerden

sonra yapılacak başvurular kabul edilmez.

…”

19. Aynı Kanun’un “Karşılanacak

Zararlar” kenar başlıklı 7. maddesi şöyledir:

“Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla

karşılanabilecek zararlar şunlardır:

a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer

taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar.

b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm

hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri.

c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından

kaynaklanan maddî zararlar.”

20. Aynı Kanun’un “Zararın

Tespiti” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“7 nci

maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî

mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar

görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz

önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına

uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile

belirlenir.”

21. Aynı Kanun’un geçici 1. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten

itibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvurmaları hâlinde,

19.7.1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih arasında işlenen 3713

sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4

üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya anılan tarihler arasında terörle

mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler

ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanun hükümleri

uygulanır.

Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvuru

tarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır.”

22. Aynı Kanun’un geçici 3. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun geçici 1 inci maddesi ve bu Kanuna

28/12/2005 tarihli ve 5442 sayılı Kanunla eklenen geçici 1 inci madde gereğince

yapılan başvuruların sonuçlandırılma süresi, maddelerde öngörülen sonuçlandırılma

süresinin bitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır. Bu sürenin de bitmesi ve

başvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulu bu süreyi her

defasında bir yılı aşmamak üzere uzatabilir.”

23. Aynı Kanun’un geçici 4. maddesi şöyledir:

“(Ek: 24/5/2007-5666/1 md.)

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve

kaymakamlıklara başvurmaları halinde, 19/7/1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe

girdiği tarih arasında işlenen 3713 sayılı Terörle Mücadele

Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler

veya anılan tarihler arasında terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler

nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî

zararları hakkında da bu Kanun hükümleri uygulanır.

Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvuru

tarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır. Bu sürenin de bitmesi ve

başvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulu bu süreyi her

defasında bir yılı aşmamak üzere uzatabilir.”

24. 5233 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi gereğince yapılan

başvuruların sonuçlandırılma süresi, son olarak 20/7/2013 tarih ve 28713 sayılı

Resmî Gazete’de yayımlanan 24/6/2013 tarih ve

2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Kararın 1. maddesiyle, 2/4/2012

tarih ve 2012/2996 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile uzatılan sürenin

bitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır.

25. Danıştay 10. Dairesinin 30.12.2008 tarih ve E.2008/4141,

K.2008/9584 sayılı kararı şöyledir:

“…Öte yandan; kişilerin malvarlıklarına ulaşamamaları nedeniyle uğradıkları zararların

5233 sayılı Yasa uyarınca tazmini; köyün, idarece veya köy halkı tarafından

tamamen boşaltılması halinde mümkün olabileceğinden; Mahkemece bozma

kararı üzerine davacının ikamet ettiği köyün boşaltılıp boşaltılmadığının

araştırılmasından sonra bir karar verilmesi gerektiği tabiidir.

…”

26. Danıştay 10. Dairesinin 31/12/2008 tarih ve E.2008/5548,

K.2008/9733sayılı kararı şöyledir:

“…5233

sayılı Yasanın yukarıda aktarılan maddelerinin değerlendirilmesinden; kişilerin

malvarlıklarına ulaşamaması nedeniyle uğradıkları zararın 5233 sayılı Yasa

uyarınca tazmininin, terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler sonucu

meydana gelmesi şartına bağlı bulunduğu; başka bir ifadeyle, köyün, idarece veya köy halkı tarafından tamamen

boşaltılması halinde söz konusu zararların tazmini yoluna gidilebileceği;

güvenlik kaygısına dayansa dahi, terör olayları sonucu köyü terk edenlerin

malvarlıklarına ulaşamaması nedeniyle uğradıkları zararın, sadece köyün idarece

veya köy halkı tarafından tamamen boşaltılması halinde ve köyün

boşaltılmasından köye dönüşün başladığı tarihe kadar geçen süreçle sınırlı

olarak tazmininin mümkün olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Zira, boşaltılan bir

köye dönüşün başlaması, o köyde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanaklarına

kavuşulduğu anlamına gelmektedir. Köye dönüş için sağlanması zorunlu olan

asgari güvenlik düzeyi ölçütünün ise objektif olması gerektiği; başka bir

anlatımla, köye geri dönen ve dönmeyen kişilere göre değişmemesi gerektiği de tabiidir.

Bu kabule göre, uyuşmazlığa konu olayda,

davacının terör olayları sonucu terk ettiği Yoncalıbayır

Köyü'nde bulunan malvarlığına ulaşamamasından kaynaklanan zararının; sadece

köyün boşaltılmasından, köye dönüşün başladığı tarihe kadar geçen süreçle

sınırlı kalmak kaydıyla tazmini olanaklı bulunduğundan, davalı idarece

yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu 1 yıllık süre üzerinden hesaplanan

miktarın ödenmesi yolundaki dava konusu işlemde hukuka aykırılık

bulunmamaktadır.

…”

27. Danıştay 10. Dairesinin 20.2.2009 tarih ve E.2008/6679,

K. 2009/1227 sayılı kararı şöyledir

“…Dava konusu olayda; komisyonca düzenlenen

tutanaklarda da belirtildiği üzere, Alluç Köyü'nde

herhangi bir terör olayının meydana gelmediği; bununla birlikte, 1993 yılında

bölgede yaşanan terör olayları nedeniyle köye geçici köy koruculuğu sisteminin

getirildiği, koruculuğu kabul edenlerin köyde ikamet etmeye devam ettiği,

diğerlerinin ise koruculuğu kabul etmedikleri için ve yaşanan terör olayları

sonucu duydukları güvenlik kaygısı nedeniyle köyden göç ettikleri hususlarında

çekişme bulunmamaktadır.

Buna göre, sadece

geçici köy korucularının yaşadığı köyün, güvenli bir yerleşim yeri olduğundan

bahsedilemeyeceği açık olup; güvenlik kaygısı nedeniyle köyü terk eden

davacının 5233 sayılı Yasa kapsamında uğradığı bir zararı olup

olmadığının tespiti ve saptanan zararının tazmini gerekirken, başvurusunun

reddedilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamakta ise de; bu husus, temyize konu kararın bozulmasını gerektirecek

nitelikte görülmemektedir.

…“

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

28. Mahkemenin 6/2/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 26/4/2013 tarih ve 2013/3008 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu terör olayları nedeniyle köyünü terk etmek

zorunda kaldığını, uğradığı zararların karşılanması amacıyla yaptığı başvurudan

ve akabinde açtığı davadan sonuç alamadığını ve başvurusunun karara

bağlanmasının yaklaşık 5 yıl sürdüğünü belirterek Anayasa’da düzenlenen

mülkiyet ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Adli Yardım Talebi Yönünden

30. Başvurucunun adli yardım talebi bulunmaktadır. Anayasa

Mahkemesinin daha önce bu konuda aldığı karar doğrultusunda, adli yardım

talebinin kabul edilebilmesi için başvurucunun kendisi ve ailesinin geçimini

önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama giderlerini kısmen

veya tamamen ödeme gücünden yoksun olması, ikinci olarak da taleplerinin dayanaksız

olmaması gerekmektedir (B. No: 2012/1181, 7/11/2013, § 23).

31. Adli yardıma konu talebin dayanaksız olmamasının,

bireysel başvurulara ilişkin 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin

(2) numaralı fıkrasında belirtilen “Mahkemenin

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebileceği”

şeklindeki kuralda belirtilen “açıkça

dayanaktan yoksunluktan” farklı bir anlam taşıdığını belirtmek

gerekir. Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun dayanaksız olması

bu kapsamda yapılacak incelemeyle sınırlı bir anlam taşımakta olup, zorunlu

olarak adli yardıma konu başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması sonucunu

doğurmaz. Öte yandan adli yardım talep edilen başvuru konusunun dayanaksız

olmamasının, bireysel başvurunun kabul edilebilirliği hususunda belirleyici

olmayacağı açıktır (B. No: 2012/1181, 7/11/2013, § 24).

32. Adli yardım talebiyle yapılan başvurularda, öncelikle

başvurucunun adli yardım kapsamında bireysel başvuru harcından geçici olarak

muafiyetine karar verilmesi, bundan sonra başvurunun kabul edilebilirliğine

ilişkin incelemenin yapılması gerekmektedir. Bu aşamada adli yardım talebinin

dayanaksız olup olmadığı, kabul edilebilirlik incelemesinden önce ve bağımsız

olarak incelenmelidir (B. No: 2012/1181, 7/11/2013, § 26).

33. Somut olayda, başvurucu 26/4/2013 tarihli başvuru

dilekçesinde adli yardım talebinde bulunmuş ve yargılama giderlerini ödeme

gücünden yoksun olduğuna dair 22/4/2013 tarihli fakirlik kağıdını sunmuştur. Bu

belgeden başvurucunun geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama

giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle,

taleplerinin dayanaksız olmadığı da anlaşılan başvurucunun adli yardım

talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Mülkiyet

Hakkının İhlal Edildiği İddiası

34. Başvurucu, terör olayları nedeniyle köyünü terk etmek

zorunda kaldığını, uğradığı zararların karşılanması amacıyla yaptığı idari

başvurudan ve ardından açtığı davadan Kayadibi

köyünün tamamen boşalan yerleşim yerlerinden biri olmadığı gerekçesiyle

reddedildiği için bir sonuç alamadığını, oysa Kozluk İlçe Jandarma Komutanlığı

Sorumluluk Sahasında Boş Olan Köy ve Mezralar listesinde Kayadibi

köyünün de bulunduğunu, nüfus sayımına ilişkin olarak 1990, 1997 ve 2000

yıllarına ait sayım sonuçlarına yer verilirken 1990 ile 1997 yılları arasındaki

nüfus sayımı sonuçlarına yer verilmediğini, 1987-1988 eğitim öğretim yılından

1997-1998 eğitim öğretim yılına kadar Kayadibi

İlköğretim Okulunun güvenlik nedeniyle kapatıldığını, bu yıllarda köyde

kimsenin ikamet etmediğini, Kozluk Kaymakamlığı Zarar Tespit Komisyonu

Başkanlığının 16154 sayılı dosyası kapsamında keşif değerlendirme ve sonuç

raporuna göre malvarlığına ulaşamamaktan dolayı 24.633.66 TL’lik maddi

zararının oluştuğunu, tüm bunlardan dolayı mülkiyet hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

35. Başvurucu bu bölümde ayrıca 5233 sayılı Kanun’un amir

hükümlerinden yararlandırılmaması, zorunlu nedenlerden dolayı köyünden göç

etmesi ve sonrasında yaşadığı psikolojik ve sosyal zorluklar nedeniyle yaşadığı

manevi acıyı karşılayacak tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

36. Bakanlık görüşünde, mülkiyet hakkının ihlal edildiği

yönündeki şikâyet değerlendirilirken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)

mülkiyet hakkı konusunda benimsediği ilkelere değinilmiş, mülkiyetin korunması

hakkının mutlak bir hak olmayıp devlete, özel ve tüzel kişilere ait olan

mülkleri yasalarda belirtilen koşullar altında kullanma ve hatta bu kişileri

bunlardan mahrum etme yetkisi de tanınabileceği, bu kapsamda ülkenin Doğu ve

Güneydoğu bölgelerinde 1985 yılından itibaren güvenlik sorunları nedeniyle bazı

köy ve kasabaların boşaltıldığı ve AİHM’nin ilgili şahısların köylerine

girişlerinin reddedilmesinin, başvuranların mülkiyet haklarına bir müdahale

teşkil ettiği sonucuna vardığı, bu karardan sonra bu kişilerin zararlarının

karşılanması amacıyla 5233 sayılı Kanun’un kabul edildiği ifade edilmiştir.

37. Bakanlık görüşünde, ayrıca AİHM’nin özellikle silahlı

çatışmalar, genel şiddet, insan hakları ihlalleri göz önüne alındığında,

yetkili makamların, olağanüstü hal bölgesinde güvenliği sağlamak için istisnai

tedbirler almalarını mecbur tutan bu müdahalenin dayanaktan yoksun olmadığı, bu

müdahale nedeniyle meydana gelen zararları gidermek için oluşturulan iç hukuk

yolunun ulaşılabilir ve etkin olduğu, temel olayların tespit edilmesi veya maddi

tazminat hesaplaması gibi konulardaki değerlendirmelerin iç hukuk yolu olarak

Komisyon tarafından yapılacağı sonucuna vardığı görüşüne yer verilmiştir.

38. Bakanlık bu kapsamda ayrıca başvurucunun manevi tazminat

talebinin incelenebileceğini fakat manevi zararların tazmininin 5233 sayılı

Kanun’un kapsamı dışında kaldığını, bu durumun kişilerin manevi zararları için

idari yargıda dava açmalarına engel teşkil etmediğini, başvurucunun öncelikle

başvuru yollarını tüketmesi gerekirken, idari yargıda dava açmadığını, AİHM’nin

benzer başvurular hakkında tazminata ilişkin görüşlerinin iç hukuk yollarının

tüketilmediği yönünde olduğunu ifade etmiştir.

39. Bakanlık görüşünde somut olayla ilgili özetle şu

değerlendirmeler yapılmıştır: Mevcut başvuruda başvurucu Batman ili, Kozluk

ilçesi, Kayadibi köyünde ikamet etmekte iken, meydana

gelen terör olayları nedeniyle 1992 yılında köyünü terk etmiştir. Hâlbuki

Komisyon tarafından yapılan araştırma sonucunda Kayadibi

köyünün terör nedeniyle tamamen boşalan/boşaltılan köylerden olmadığı tespit

edilmiştir. Bu araştırma yapılırken 5233 sayılı Kanun’un 8. maddesine uygun

olarak ilgili tüm kurum ve kuruluşlardan bilgi ve belge temin edilmiştir.

Komisyon tarafından Kayadibi köyünde keşif yapılarak

başvurucuya ait taşınır ve taşınmaz malların tespiti yapılmıştır. Yapılan bu

araştırma sonucunda, Kayadibi köyü ve mezralarının

boşalan/kısmen boşalan köyler arasında yer almadığı, Jandarma araştırmasına

göre söz konusu köy ve çevresinde sadece iki terör olayının meydana geldiği,

köyün içerisinde herhangi bir terör olayının gerçekleşmediği belirlenmiştir.

Ayrıca nüfus sayımlarına göre köyde 1990 yılında 418, 1997 yılında 155, 2000

yılında ise 213 kişinin yaşadığı ve muhtarlık seçimlerinin yapıldığı tespit

edilmiştir. Tüm bu somut araştırmalar sonrasında Komisyon söz konusu köyün

terör olayları nedeniyle tamamen boşalan/boşaltılan köylerden olmadığı sonucuna

vararak başvurucunun talebini reddetmiştir. Bu karara karşı başvurucu

tarafından idari yargıda iptal davası açılmışsa da bu dava da aynı gerekçeyle

reddedilmiştir. Böylelikle başvurunun 5233 sayılı Kanun kapsamında olmadığı

kesinleşmiş kararla tespit edilmiştir. Komisyon ve devamında idari yargı

tarafından yapılan bu araştırma Danıştay içtihatlarıyla da uyumludur.

40. Başvurucu, başvurunun esası hakkındaki Bakanlık görüşüne

karşı herhangi bir beyanda bulunmamıştır.

41. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216

sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara

ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların

incelenemeyeceği, 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).

42. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz

bir takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun

yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B. No: 2012/1027,

12/2/2013, § 26).

43. Başvuru dilekçesi incelendiğinde, başvurucunun

Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü bölümde, 5233 sayılı

Kanun’un 2. ve 7. maddelerinin ilgili bölümlerine yer vererek idari yargı

makamlarının tazminat başvurusuna ilişkin söz konusu düzenlemeleri dar ve

aleyhe yorumlayarak Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

44. Başvurucunun iddialarının yanı sıra, Komisyonun başvuruyu

ret kararı ve derece mahkemelerinin karar gerekçeleri incelendiğinde,

iddiaların özünün 5233 sayılı Kanun’un kapsamına ilişkin hükümler içeren 2.

maddesinin (d) bendinde yer verilen “Terör

dışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik

kaygıları dışında kendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu

sebeple uğradıkları zararlar.” ifadesinin Komisyon ve derece

mahkemeleri tarafından yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla

yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

45. Başvurucu her ne kadar iddialarını mülkiyet hakkına

dayanarak ileri sürmüşse de, başvurucunun dava, temyiz ve karar düzeltme

dilekçelerinde de aynen ileri sürdüğü bu iddialarının idari makamların ve

mahkemelerin delilleri değerlendirmesine ve konuya ilişkin hukuk kurallarının

mahkemeler tarafından yorumlanmasına ilişkin olduğu, nihai olarak lehine

olmayan mahkeme kararının sonucundan şikâyet edildiği, bununla birlikte

başvurucunun ileri sürdüğü iddiaların ve delillerin derece mahkemeleri

tarafından değerlendirilerek karşılandığı anlaşılmaktadır.

46. Nitekim Batman İdare Mahkemesinin 16/11/2011 tarih ve

E.2011/1254, K.2011/644 sayılı kararında, Jandarma Alay Komutanlığı tarafından

mahallinde düzenlenen 7/9/2009 tarihli jandarma araştırma tutanağında Kayadibi köyü ve mezralarının çevresinde sadece iki terör

olayı meydana geldiği, köy ve mezraların içinde terör olayı gerçekleşmediği, bu

köy ve mezraların terör olaylarından kısmen etkilendiği, ancak köy ve mezralardan

çok büyük çaplı göçün yaşanmadığı, bu köy ve mezralar arasında terör olayları

nedeniyle boşalan yerleşim birimlerinin bulunmadığının ifade edildiği,

15/7/2005 tarihli jandarma araştırma tutanağına göre Kayadibi

köyünden sadece 20-25 ailenin göç ettiğinin belirtildiği, köyde yapılan nüfus

sayımlarında da 1990 yılında 418, 1997 yılında 155, 2000 yılında ise 213

kişinin yaşadığı, köyde koruculuk sisteminin olmadığı, Kozluk İlçe Seçim

Kurulunun 7/8/2009 tarih ve 174 sayılı yazısında, 1990-2000 yılları arasında

Kozluk ilçesine bağlı tüm köylerde muhtarlık seçimlerinin yapıldığı ve seçim

yapılmayan köylerden biri olmadığı hususları belirtilerek adı geçen köyün terör

nedeniyle boşaltıldığının kabulüne olanak bulunmadığı ve başvurucunun sübjektif

güvenlik kaygısıyla göç ettiği gerekçeleriyle 5233 sayılı Kanun’a dayalı

tazminat isteminin reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık görülmediğinden

davanın reddine karar verilmiştir.

47. Mahkemenin bu kararı, ilgili hükmün (5233 sayılı Kanun’un

2. maddesi) yorumu kapsamında başvurucuların zararının tazmin edilebilmesi için

köyün ya da mezranın tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim

yerlerinde sadece geçici köy korucularının kalması şartını arayan Danıştay’ın

yerleşik içtihatlarına (§§ 25–27) uygun olup herhangi bir keyfilik

içermemektedir. Ayrıca başvurucunun söz konusu mahkeme kararında

değerlendirilmediğini ileri sürdüğü jandarmanın hazırladığı boş olan köy ve

mezraları gösteren listede (§ 34) Kayadibi köyünün

sadece 3 mezrasının boşaltıldığı bilgisinin yer aldığı görülmektedir.

48. Böylelikle başvurucunun mülkiyetinde bulunan mallarını

terör dolayısıyla terk etmediği Danıştay’ın onaması sonucu kesinleşen mahkeme

kararıyla belirlenmiştir. Bakanlığın görüşünde de ifade edildiği üzere bunun

doğal sonucu ise başvurucunun mülkiyet hakkına 5233 sayılı Kanun’un kapsamına

girecek şekilde müdahalede bulunulmadığıdır. Anayasa Mahkemesi açısından bu

tespitten ayrılmayı gerektirecek herhangi bir husus bulunmadığından mülkiyet

hakkı açısından ayrı bir değerlendirme yapılmayacaktır (benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Akbayır ve Diğerleri/Türkiye, 30415/08,

28/6/2011, §§ 85-88).

49. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, mülkiyet hakkı kapsamında

bir inceleme yapılmasının mümkün olmadığı ve derece mahkemesi kararının bariz

bir takdir hatası veya açık bir keyfilik de içermediği anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

50. Başvurunun incelenmesi neticesinde, makul sürede

yargılanma hakkına ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve

kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de

bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu bölümünün kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

51. Başvurucu, terör olayları dolayısıyla uğramış olduğu

zararın tazmini için başvurduğu komisyonun incelemesinin ve devamındaki

yargılamanın yaklaşık 5 yıl sürdüğünü ve bu sürenin uzun olması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

52. Bakanlık görüşünde, makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiği yönündeki şikâyetin kabul edilebilirliği değerlendirilirken,

öncelikle AİHM ve Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetki konusunda

benimsediği ilkelere değinilmiş, adil yargılanmanın alt unsurlarından biri olan

“makul sürede yargılanma hakkı”

kapsamında değerlendirme yapılması gerektiği ve yargılanma süresinin

uzunluğunun incelendiği durumlarda sadece bireysel başvurunun başlangıcı olan

23/9/2012 tarihinden sonraki dönemin değil, bu süreye kadar geçen sürenin de

dikkate alınmakta olduğu ifade edilmiştir.

53. Bakanlık görüşünde, AİHM’ne göre hukuk ve idari davalarda

sürenin kural olarak davanın mahkemeye getirildiği anda başladığını, ancak

idari davalarda sürenin idari yargıda dava açılmadan önce söz konusu işlem

aleyhine idareye başvuru yapılmasıyla da başlayabileceğini belirtilmiştir.

54. Bakanlık görüşünde ayrıca, yargılama süresinin makul olup

olmadığına her olayın kendine özgü koşulları ve özellikle davanın karmaşık olup

olmadığı, başvurucunun yargılama süresince gösterdiği tavır ve davranışlar,

kamu otoritelerinin ve özellikle de yargılama organlarının tutumları, davanın

başvurucu açısından taşıdığı önem gibi ölçütler dikkate alınarak karar verildiği

belirtilmiştir.

55. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

56. Somut başvurunun dayanağını oluşturan “makul sürede yargılanma hakkı” Anayasa

Mahkemesinin bu konuda daha önce aldığı kararlarda belirtildiği üzere, adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, davaların en az giderle ve mümkün

olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın

141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede

yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği

açıktır (B. No:2012/1198, 7/11/2013, § 35-39).

57. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun

süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile

sıkıntılardan korunması olup, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli

olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve

başvurucunun, davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken hususlardır (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 40–46). Bu nedenle başvuruya

konu yargılama süresinin makul olup olmadığı bu hususlar dikkate alınarak

değerlendirilecektir.

58. Ancak belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre

değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm

gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi

değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha

etkili olduğu saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).

59. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olmakla beraber, bazı özel durumlarda

girişimin niteliği göz önünde tutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki

bir tarih başlangıç tarihi olarak kabul edilebilmektedir (B.No: 2012/1198, 7/1/2013, § 45). Somut başvuru

açısından benzer bir durum söz konusu olup makul süre değerlendirmesinde nazara

alınacak zaman diliminin başlangıç tarihi, başvurucunun terör olayları

nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararların giderilmesi amacıyla Komisyona

başvurduğu 6/5/2008 tarihidir. Bu doğrultuda idari makama başvurulması ile

başlayan süreç ile yargılamada geçen süreler ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

60. Somut başvuruda başvurucunun terör olayları nedeniyle

uğradığı zararların giderilmesi amacıyla 6/5/2008 tarihinde Komisyona

başvurduğu ve Komisyon tarafından 2 yıl 7 ay 8 gün sonra 14/12/2010 tarihinde

karar verildiği görülmektedir.

61. 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinde komisyonlara

yapılan başvuruların başvuru tarihinden itibaren iki yıl içinde

sonuçlandırılacağı, anılan Kanun’un geçici 4. maddesinde bu sürenin de bitmesi

ve başvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulunun bu

süreyi her defasında bir yılı aşmamak üzere uzatabileceği kurala bağlanmıştır.

Bu kapsamda yapılan başvuruların sonuçlandırılma süresi, son olarak 20/7/2013

tarih ve 28713 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan

24/6/2013 tarih ve 2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Kararın 1.

maddesiyle, 2/4/2012 tarih ve 2012/2996 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile

uzatılan sürenin bitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır.

62. Kaldı ki, komisyonlar için 5233 sayılı Kanun’da

belirtilen süreler hak düşürücü nitelikte değildir. Uğranılan zararların

tazmini için yapılan başvurular için 5233 sayılı Kanun’da öngörülen süreler,

komisyonlara yönelik bir süre olduğundan düzenleyici nitelikte olup komisyonlar

bu sürede başvuruyu sonuçlandıramasalar da daha sonra verdikleri kararların

geçerli olduğunda şüphe yoktur (B. No:2013/772, 7/11/2013, § 62).

63. İdari karar alma ve yargılama sürecinin uzamasında

yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, işlemlerin süratle sonuçlandırılması

hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden kaynaklanabileceği gibi, yapısal

sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36.

maddesi, hukuk sisteminin, idari başvuruları ve davaları makul bir süre içinde

karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını

yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu devlete yüklemektedir

(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 44). Bu kapsamda, personel ve yargıç sayısındaki

yetersizlik ve iş yükü nedeniyle yargılamada makul sürenin aşılması durumunda

da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir (B. No: 2012/1198,

7/11/2013, § 55).

64. Bununla birlikte, idari veya yargısal bir karar organına

yapılan başvuru sayısında öngörülemeyecek düzeyde geçici ve olağanüstü bir

artış olması nedeniyle başvuruların birikmesine bağlı olarak başvuruların

karara bağlanmasında meydana gelen gecikmelerin, zamanında ve yeterli

tedbirlerin alınması koşuluyla, makul sürede yargılanma hakkı açısından

devletin sorumluluğunu doğurduğu söylenemeyecektir (benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz. Buchholz/Almanya, B. No: 7759/77, 6/5/1981, §

51-52; Kępa/Polonya, B. No: 43978/98, 30/9/2003; Vincent Lynch/Birleşik Krallık, B. No:

19504/06, 6/10/2009). Bu kapsamda AİHM, Buchholz/Almanya davasında, toplam 4 yıl 9 ay

süren iş uyuşmazlığına ilişkin bir yargılamada, Almanya’da 1970’li yıllarda

ortaya çıkan ekonomik kriz nedeniyle işten çıkarmalara ilişkin davalarda

anormal artış olması nedeniyle yargılamanın karara bağlanmasında yaşanan

gecikmenin makul sürede yargılanma hakkını ihlal etmediğine karar vermiştir.

Benzer şekilde AİHM, Kępa/Polonya davasında toplamda 8 yıl 4 ay

süren bir yargılamada, (ilgili davanın temyiz aşamasında 1 yıl 6 ay hiçbir

işlem yapılmaksızın beklemesine rağmen) başvurucuların yargılamanın uzamasına

yol açan eylemleri de göz önünde bulundurularak Yargıtayın

iş yükünün artmasından kaynaklanan gecikmenin bu hakkı ihlal etmediğine karar

vermiştir. Son olarak, Vincent

Lynch/Birleşik Krallık davasında AİHM toplamda 4 yıl 6 ay süren bir

yargılamada 2003 Aralık ayında yürürlüğe giren bir kanun sonrasında bir anda

çok sayıda başvurunun gelmesi, tek bir davanın karara bağlanması için yaklaşık

bir yıl sürecin başlamasının gecikmesi, 2005–2007 yılları arasında söz konusu

kanun kapsamında öncelikle görülmesi gereken binin üzerinde davanın karara

bağlanması gibi nedenlerle başvurucunun davasının karara bağlanmasında yaşanan

gecikmenin makul sürede yargılanma hakkını ihlal etmediği sonucuna ulaşmıştır.

Bütün bu davalarda geçici olarak iş yükünde meydana gelen olağanüstü artıştan

kaynaklanan gecikmelerden devletin sorumluluğunun ortaya çıkmaması, bu konuda

gereken çabanın gösterilmesi ve zamanında yeterli önlemlerin alınması koşuluna

bağlanmıştır. Ancak bu tarz gecikmelerin yapısal bir soruna dönüşmesi ve

halihazırda uygulanan yöntemlerin yetersiz hale gelmesi durumunda devlet,

yaşanan gecikmelerden sorumlu hale gelecek ve daha etkili ve ilave tedbirler

alması kendisinden beklenebilecektir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Zimmermann ve Steiner/İsviçre,

13/7/1983, § 29, Vincent Lynch/Birleşik

Krallık, B. No:19504/06, 6/10/2009).

65. Bakanlık görüşünde de ifade edildiği üzere 5233 sayılı

Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra Ekim 2012 tarihine kadar tüm komisyonlara

toplam 361.279 başvuru yapılmış, bu başvurulardan 307.789’u karara

bağlanmıştır. Yine bu tarih itibarıyla, ülke genelinde kurulan toplam 105

komisyondan 66’sı çalışmasını tamamlamış ancak 39 komisyon çalışmaya devam

etmiştir.

66. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesi uyarınca, tazminat

komisyonları, 12/4/1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1., 3.

ve 4. maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel

kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması

amacıyla kurulmuştur. Ancak, komisyonlara gelen başvuruların çok büyük

çoğunluğunu 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesine dayalı olarak 1987-2004

yılları arasında gerçekleşen aynı kapsamdaki eylem ve faaliyetler nedeniyle

oluşan zararların tazmini amacıyla yapılan başvurular oluşturmaktadır. 5233

sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte bu döneme ilişkin bir anda çok

yüksek miktarda başvurunun geldiği anlaşılmaktadır. Diğer yandan, 5233 sayılı

Kanun’un geçici 1. maddesi ile bu döneme ilişkin başvuruların anılan Kanun’un

yürürlüğe girmesinden itibaren 1 yıl içinde yapılabileceği belirtilmiş fakat bu

süre son olarak 5233 sayılı Kanun’a 5666 sayılı Kanunla eklenen geçici 4. madde

ile 30/5/2008 tarihine kadar uzatılmıştır. Dolayısıyla komisyonlara bir dönem

çok sayıda başvuru yapıldığı, fakat söz konusu başvuru yoğunluğunun devam

etmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.

67. Yukarıda belirtilen ilkeler (§ 64-65) çerçevesinde, 5233

sayılı Kanun uyarınca oluşturulan mekanizmada iş yükündeki artış geçici olup her

bir başvurunun karara bağlanmasında yaşanan gecikmelere ilişkin makul süre

değerlendirmesi yapılırken bu olgunun dikkate alınması gerektiği görülmektedir.

Bu durumda, yaşanan gecikmelerin makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yol

açıp açmadığı konusunda bir karara varabilmek için 5233 sayılı Kanunla kurulan

bu mekanizmanın etkili bir şekilde işlemesi noktasında yetkili kişilerin

yeterli çabayı gösterip göstermediklerinin ve gerekli önlemleri alıp

almadıklarının ortaya konulması gerekmektedir.

68. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda bu

komisyonların anılan Kanun’un 7. ve 8. maddeleri uyarınca karşılanacak

zararları tespit ettiği, bu kapsamda, her bir başvuruda yapılan talebe bağlı

olarak, uğranılan zararların tespiti amacıyla keşifler yaptığı, ayrı ayrı

ziraat, kadastro, inşaat vb. teknik bilirkişi raporları aldığı, başvurucuların

taşınmazlarının değerini ve bu taşınmazlardan tarım arazisi niteliğinde

olanlarının özelliklerine (yetişen tarla bitkisi, endüstri bitkisi, sebze,

meyve ağacı olmasına) bağlı olarak gelirlerini hesapladığı görülmektedir.

360.000’in üzerinde başvuru için çok değişken ve ayrıntılı hesaplamalar

yapılmak suretiyle her bir başvurucunun zararlarının tespiti amacıyla yürütülen

bu işlemlerin komisyonlar açısından oldukça karmaşık ve zaman alıcı olduğu

ortadadır (benzer değerlendirmeler içeren AİHM kararı için bkz. Akbayır ve Diğerleri/Türkiye, 30415/08,

28/6/2011, § 69-70).

69. Bu kapsamda, 5233 sayılı Kanun kapsamında Batman ilinden

yapılan başvurular hakkında karar almak üzere anılan Kanun’un 4. maddesi

uyarınca bir komisyon kurulduğu, başvuru sayısının çokluğu nedeniyle 3/2/2006

tarihinde komisyon sayısının 4’e kadar çıkarıldığı, 17/8/2010 tarihine kadar 4

komisyon halinde çalışıldığı, kurulan komisyonlara toplam 18.450 başvuru

yapıldığı, 5233 sayılı Kanun’un yürürlülük tarihi

olan 27/7/2004 tarihinden 29/9/2005 tarihine kadar yaklaşık 8.000 başvuru

yapıldığı, başvurucunun komisyona 6/5/2008 tarihinde başvuruda bulunduğu,

başvurucunun dosya kayıt numarasının 16.154 olduğu anlaşılmaktadır. Komisyona

2004 yılı öncesi olaylara ilişkin sadece 30/5/2008 tarihine kadar başvuruların

yapılabildiği, bu tarihten sonra 5233 sayılı Kanun kapsamında sadece yeni

ortaya çıkan olaylara ilişkin başvuru yapılabileceği, dolayısıyla toplam

başvuru sayısındaki artışın çok sınırlı olduğu, 10/1/2014 tarihi itibarıyla

yapılan toplam 18.450 başvurudan 18.410’unun karara bağlandığı, komisyon

sayısının bire düştüğü ve sadece 39 başvurunun komisyon önünde derdest olduğu anlaşılmaktadır.

70. Görüldüğü gibi komisyonlara, belli bir dönem çok yoğun

başvuru yapılmış ancak belirli bir tarihten sonra (30/5/2008) başvuru sayısında

çok sınırlı bir artış gerçekleşmiştir. Komisyonlar bu tarihten sonra mevcut

başvuruların karara bağlanması için çalışmaktadırlar. Başvuru sayısının çok

yüksek olduğu dönemlerde Batman örneğinde görüldüğü üzere illerde kurulan

komisyonların sayısının arttırıldığı, iş yükünün erimesi sonrasında bu sayının

düşürüldüğü ve işi biten komisyonların kapatıldığı görülmektedir. Hem ülke

genelinde hem de Batman ilinde komisyonlarda karara bağlanmamış başvuruların

sayısına bakıldığında karara bağlanmamış çok az sayıda başvurunun kaldığı

anlaşılmaktadır.

71. Ülke genelinde ve Batman ilinde karara bağlanan başvuru

sayısı ve her bir başvuru kapsamında ayrı ayrı yürütülmesi gereken işlemler göz

önünde bulundurulduğunda komisyonların çok yoğun bir şekilde çalıştıklarının

kabulü gerekmektedir. Komisyonların oluşumunu düzenleyen 5233 sayılı Kanun’un

4. maddesinde belirtildiği üzere, bu komisyonların yürüttüğü işlemleri yerine

getirebilmek için sadece belirli niteliklere sahip kişilerin komisyon üyesi

olabilmesi ve bu komisyon üyelerinin yarı zamanlı görev alan kamu görevlileri

oldukları dikkate alındığında bir il içinde kurulan komisyon sayısının belirli

bir sayının üzerinde arttırılması da mümkün görünmemektedir.

72. Somut olayda, başvuru dilekçesinden anlaşıldığı

kadarıyla, 6/5/2008 tarihinde komisyona başvuru sonrasında başvurucunun zararının

tespiti için komisyon tarafından yürütülen ilk işlemin 20/9/2010 tarihinde

Kaymakamlık İlçe Zarar Tespit Bilirkişi Komisyonu tarafından gerçekleştirilen

keşif işlemi olduğu görülmektedir. Bir anlamda komisyona yapılan başvurular

arasında başvurucunun dosyasının incelenme sırası bu tarihte gelmiştir. Bu

tarihten sonra yaklaşık 30 gün içerisinde sırasıyla (13-17/9/2010,

13-17/10/2012 ve 18/10/2010 tarihlerinde) ziraat, kadastro ve inşaat

bilirkişilerinden ayrı ayrı rapor alınmış ve başvurucunun talebi 14/12/2010

tarihinde karara bağlanmıştır. Komisyonda toplam 2 yıl 7 ay 8 günde karara

bağlanan başvurunun işleme konulabilmesi için 2 yıl 4 ay 14 gün sıra beklediği

anlaşılmaktadır.

73. Başvurunun karara bağlanmasında yaşanan bu gecikmenin

Komisyona daha önce yapılmış diğer başvuruların incelenmesi nedeniyle ortaya

çıktığı açıktır. Yukarıda açıklanan nedenlerle de geçici olarak ortaya çıkan bu

iş yükü artışının yapısal bir soruna dönüştüğü ve yetkililerin bu konuda

üzerine düşeni yapmadıkları söylenemeyecektir.

74. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde, komisyon

tarafından başvurucunun taleplerinin reddi sonrasında 3/3/2011 tarihinde dava

dilekçesinin Diyarbakır İdare Mahkemesine sunulması suretiyle bu sürecin

başladığı, 9/3/2011 tarihinde dosyanın ilk incelemesinin ve taraflara tebligat

işleminin yapıldığı ve davalı idarenin 20/4/2011 tarihinde cevap dilekçesini

sunduğu görülmektedir. Diyarbakır İdare Mahkemesinin 27/7/2011 tarihli ara

kararı ile dava dosyasının yetki yönünden reddedilerek 25/7/2011 tarihinde

faaliyete geçen Batman İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, dava

dosyasını 25/8/2011 tarihinde devralan Batman İdare Mahkemesinin 16/11/2011

tarihinde davanın reddine karar verdiği anlaşılmaktadır.

75. Başvurucu tarafından 11/1/2012 tarihinde kararın temyiz

edilmesi üzerine ilk derece Mahkemesince 26/1/2012 tarihinde temyiz ilk

inceleme tutanağı düzenlenerek dosya temyiz incelemesi için 29/3/2012 tarihinde

Danıştay’a gönderilmiştir. 9/4/2012 tarihinde temyiz merciinde kayda alındığı

anlaşılan dosyaya ilişkin olarak yaklaşık iki ay sonra 13/6/2012 tarihinde

Danıştay 15. Dairesince onama kararı verilmiştir.

76. Bu karar sonrasında dosyanın 31/7/2012 tarihinde ilk

derece Mahkemesine ulaştığı, başvurucu tarafından yapılan karar düzeltme istemi

üzerine 1/11/2012 tarihinde tekrar Danıştay Başkanlığına gönderilerek

15/11/2012 tarihinde kayda alındığı, 5/12/2012 tarihinde ilk incelemesinin

yapıldığı ve 15 gün sonra 19/12/2012 tarihinde Danıştay 15. Dairesince karar

düzeltme talebinin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

77. Bu kararla birlikte neticelenen yargılama faaliyetinin

toplam 1 yıl 9 ay 16 gün sürdüğü anlaşılmaktadır.

78. Başvuru konusu yargılama süreci değerlendirildiğinde,

ilgili dava dosyasının Diyarbakır İdare Mahkemesinden yeni açılan Batman İdare

Mahkemesine devri söz konusu olmasına rağmen hem ilk derece aşamasında hem de

temyiz ve karar düzeltme aşamalarında kayda değer herhangi bir gecikmenin

yaşanmadığı anlaşılmaktadır.

79. Sonuç olarak, idari başvuru sürecinde komisyonlarda

incelenen toplam başvuru sayısı, komisyonda her bir başvuru kapsamında

yürütülen keşif, bilirkişi raporları alınması vb. faaliyetlerin bütünü

düşünüldüğünde detaylı hesaplamalar yapılmasının gerekmesi ve işlemlerin

karmaşık olması, söz konusu başvuru öncesi çok sayıda başvuru yapılması ve

bunların karara bağlanması, başvurunun komisyonda işleme alınması sonrasında

yaklaşık 3 ayda kararın verilmesi ve bunların yanı sıra yargılama sürecinin

(dosyanın Diyarbakır İdare Mahkemesinden yeni açılan Batman İdare Mahkemesine

devri söz konusu olmasına rağmen) 1 yıl 9 ay 16 gün içerisinde ilk derece,

temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçerek kesinleşmesi gibi davanın tüm

koşulları dikkate alındığında başvurunun toplamda 4 yıl 7 ay 13 günde

(6/5/2008-19/12/2012 tarihleri arasında) karara bağlanmasında kamu

otoritelerine ve yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu

söylenemez.

80. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 36. maddesinin

gerektirdiği makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinden söz edilemez.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle:

A. Başvurucunun yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olması

nedeniyle adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu ve “açıkça dayanaktan yoksunluk” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

yönündeki iddialarının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

D. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

E. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

6/2/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Raportör : Cüneyt DURMAZ Başvurucu : Mahmut Can ARSLAN Vekili : Av. Ferhat BAYINDIR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/3008, 6 Şubat 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olaylar Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. K. 2009/1227 sayılı kararı şöyledir
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Başvurucunun yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olması
  16. B. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki
  17. C. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/3008
Tarih
6 Şubat 2014

İlgili Kararlar

  • Orhan Ersoy Başvurusu (B. No: 2013/2844)
  • Orhan Ersoy Başvurusu (B. No: 2013/7320)
  • Orhan Ersoy Başvurusu (B. No: 2013/7322)
  • Orhan Ersoy Başvurusu (B. No: 2013/7324)
  • Orhan Ersoy Başvurusu (B. No: 2013/7328)
  • Orhan Ersoy Başvurusu (B. No: 2013/7333)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.