İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mahmut Ersert Başvurusu (B. No: 2016/67048)

1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi

Başvuru No2016/67048Tarih9 Temmuz 2020Okuma31 dk · 6.113 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mahmut Ersert Başvurusu

Karar tarihi
9 Temmuz 2020
Başvuru Numarası
2016/67048
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.113 kelime·31 dk okuma·9 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 17/10/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyon tarafından bu kararda incelenen şikâyet haricindeki

şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna karar verilmiş, bu şikâyet yönünden ise

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde

olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son

bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu

teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve

son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması

(PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe

girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok

sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma

başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine

yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla

başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama

tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 51, 350).

10. Başvurucu, Danıştay tetkik hâkimi olarak görev yaparken

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından 24/2/2011 tarihinde

Danıştay üyeliğine atanmıştır. Başvurucunun Danıştay üyeliği 17/7/2016 tarihli

ve 6723 sayılı Kanun'la 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu'na

eklenen geçici 27. madde kapsamında sona ermiştir. Başvurucu, HSYK'nın

24/8/2016 tarihli kararı ile meslekten çıkarılmıştır.

11. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) 15 Temmuz 2016

tarihinde gerçekleşen darbe teşebbüsü ile ilgili olarak 16/7/2016 tarihinde,

örgüte üye olduğu değerlendirilen Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi ve HSYK

üyeleri hakkında cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü

düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye teşebbüs etme, FETÖ/PDY silahlı

terör örgütünü kurma, yönetme ve üye olma suçlarından 2016/103606 sayılı

soruşturmayı başlatmıştır.

12. Başvurucu, Başsavcılığın talimatıyla 27/7/2016 tarihinde

gözaltına alınmıştır.

13. Başvurucunun ifadesi 29/7/2016 tarihinde Başsavcılıkta

alınmıştır. Başvurucu ifadesinde özetle FETÖ/PDY ile herhangi bir bağlantısının

olmadığını ve darbeye karışmadığını belirterek suçlamaları kabul etmemiştir.

14. Başsavcılık başvurucuyu terör örgütüne üye olma suçundan

tutuklanması istemiyle 29/7/2016 tarihinde Ankara Sulh Ceza Hâkimliğine sevk

etmiştir.

15. Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliği aynı tarihte başvurucunun

sorgusunu yapmıştır. Başvurucu sorgudaki ifadesinde özetle FETÖ/PDY ile herhangi bir şekilde

bağlantısının olmadığını ifade ederek suçlamaları kabul etmemiştir.

16. Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliği 29/7/2016 tarihinde

başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan

tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Şüpheliler Mahmut Ersert, B.I. ve

A.K.nin üzerlerine atılı bulunan silahlı terör örgütüne üye olma suçunu

işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren dosya kapsamında

somut delillerin bulunması şüphelilerin kaçma ve delilleri karartma ihtimallerinin

bulunduğu, bu nedenlerle adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı CMK'nın

2/j. ve 161/8., 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 82., 2797 sayılı Yargıtay

Kanunu'nun 46. maddelerine göre Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren suçüstü

hali söz konusu olduğundan Hâkimliğimizin görevli olduğu da gözetilerek CMK'nın

100. maddesi ile ilgili düzenlemeler ile AİSHS'in 5. maddesindeki tutuklama

şartları kapsamında isnat edilen suç ile orantılı olduğu

[anlaşıldığından] şüphelilerin ayrı ayrı

tutuklanmalarına ... karar verildi."

17. Başvurucunun tutuklama kararına yaptığı itiraz Ankara 1.

Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 4/8/2016 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.

Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Şüpheliler B.I., A.K. ve Mahmut

Ersert'in üzerlerine yüklenen suçun vasıf ve mahiyetine, mevcut delil durumuna,

tutuklanmasını gerektiren sebeplerde değişiklik bulunmaması ve tutuklama

kararından beklenen sonucun başkaca tedbire çevrilmekle giderilmesi mümkün

görülmediğinden ve Ankara 9. Sulh Ceza Hakimliği'nin kararında bir isabetsizlik

bulunmadığından itirazın reddine, tutukluluk hallerinin devamına ... karar

verildi."

18. Başvurucu, anılan kararı 21/9/2016 tarihinde öğrendiğini

bildirmiştir.

19. Başvurucu 17/10/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

20. Başsavcılık kamu davası açılması için Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığına hitaben fezleke düzenlemiştir.

21. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 4/12/2017 tarihli

iddianamesiyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması

istemiyle kamu davası açmıştır. İddianamede öncelikle FETÖ/PDY'nin

örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin bilgilere yer verilmiştir. İddianamede

ayrıca başvurucuya isnat edilen suçun mütemadi suç olması nedeniyle gözaltına

alma tarihi itibarıyla suçüstü hâlinin bulunduğu belirtilmiştir. İddianamede

başvurucuya yöneltilen suçlamanın dayandığı olgular özetle şöyledir:

i. Bir kısım tanık beyanlarına özet olarak yer verilmiştir. Bu

bağlamda;

- Tanık H.E.nin başvurucunun FETÖ/PDY'nin Danıştay 10. Dairesi

sorumlusu olduğunu,

- Tanık V.B.nin başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı olması

nedeniyle 2011 yılında Danıştay üyesi seçildiğini,

- Tanık B.E.nin başvurucunun örgüte mensup kişilerden olduğunu,

- Tanık A.Ş.nin başvurucunun örgüte mensup kişilerden olduğunu

ifade ettiği

belirtilmiştir.

ii. 10/2/2017 tarihli telefon görüşme kayıtları ve sinyal alınan

baz istasyonlarına ilişkin analiz raporuna göre Başsavcılığın 2016/146249

sayılı soruşturma dosyasında haklarında örgütün sivil imamı oldukları iddiasıyla

soruşturma yürütülen ve ByLock kullanıcısı oldukları belirtilen kişilerin ve

başvurucunun kullandığı telefon hattının ortak baz hareketliliğinin olduğu

belirtilerek baz hareketliliğine ilişkin tarih, yer ve zaman bilgilerine yer

verilmiştir.

22. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara ilişkin

hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:

"... Şüpheli Mahmut Ersert'in, terör

örgütü mensuplarının 2010 yılında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda

çoğunluğu ele geçirmelerini müteakiben, örgüt liderinin talimatı ile örgüt

üyelerinin kendi aralarında yaptıkları toplantılar sonucunda Danıştay üyeliğine

seçilmesine karar verilen isimlerden olduğu, örgütün önceden belirlediği

amacına ulaşmak için Danıştay'daki yapı içerisinde Danıştay 10. Dairesinin

sorumluluğunu üstlendiği, örgütün yargı yapılanmasının sivil kanadında bulunan

birçok sivil imam ile değişik tarih ve yerlerde ortak baz hareketliliği meydana

getirecek biçimde bir araya geldiği anlaşılmıştır. Bu şekilde şüphelinin

hiyerarşik yapıya dahil olduğu, sıkı bir disiplinle, örgütün stratejisi,

yapılanması, faaliyetleri ve amacına uygun hareket ettiği, FETÖ/PDY isimli

silahlı terör örgütünün üyesi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. "

23. Yargıtay 9. Ceza Dairesi (Daire) iddianameyi kabul etmiş ve

E.2017/109 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

24. Daire 27/2/2018 tarihinde yaptığı ilk duruşmada başvurucunun

savunmasını almıştır. Başvurucu savunmasında eğitim hayatı boyunca örgütle

bağlantılı yerlerde kalmadığını ve örgütle herhangi bir şekilde bağlantısının

olmadığını ifade etmiştir. Başvurucu; örgüt listesinden Danıştay üyeliğine

seçildiği iddiasının doğru olmadığını, normal koşullar altında üye seçilmek

için bütün şartları taşıdığını, dolayısıyla şartları taşıyan kişilerin üye

seçilmesinde hiçbir suç unsuru bulunmadığını, bu kapsamda birileri tarafından

yapıldığı iddia edilen listelerden haberi olmadığını, B.E. ve İ.O.nun seçimden

önce yaptıklarını belirttikleri toplantıları ilk defa buna ilişkin ifadeleri

okuduğunda öğrendiğini, tanık İ.O. ile seçilmeden önce onu ziyaretine

gittiğinde tanıştığını, bu itibarla iddianın temelsiz kaldığını belirtmiştir.

Başvurucu; tanık beyanlarının soyut olup kendisi ile ilgili hiçbir somut

olaydan bahsedilmediğini, bu kişilerin aynı suç nedeniyle yargılandıklarını ve

itirafçı olarak kendilerini kurtarmaya yönelik ifade verdiklerini ileri

sürmüştür. Başvurucu; adına kayıtlı üç adet telefon bulunduğunu, bunlardan

birisini kendisinin kullandığını, diğerlerini ise eşinin ve kızının

kullandığını belirterek görüşme kayıtları incelendiğinde bunun

anlaşılabileceğini, analiz raporunda görüştüğünün belirtildiği kişilerin aynı

işyerinde çalışan kişiler veya aynı lojmanda oturan komşuları ve hemşehrileri

olduğunu, bu kişilerin eş ve çocuklarının kullandığı telefonların kendisinin

eşi ve çocukları tarafından arandığını, telefon hatlarıyla ortak baz

hareketliliği olduğu belirtilen ve sivil imam olduğu iddia edilen kişileri

tanımadığını, bu kişilerle hiçbir şekilde bir araya gelmediğini, ikamet ettiği

yer, işe gidip gelirken kullanılan güzergâh işyeri olan Danıştay binasının yer

aldığı bölgenin yoğun trafik durumu ve insan sirkülasyonu dikkate alındığında

bu bölgede oturan, çalışan ve bu yolları kullanan kişilerin ve kendi telefon

hattının ortak baz hareketliliğinin olmasının doğal olduğunu, eşinin ve kızının

kullandığı telefonlara ilişkin ortak baz hareketlerinin de büyük çoğunluğunun

ikamet ettikleri lojman ve civarında kaldığını, dolayısıyla hiçbir şekilde

görüşmediği sivil imam denen kişilerle herkes için söz konusu olabilecek olan

ortak baz hareketliliğinin suçlama konusu olmaması gerektiğini ifade etmiştir.

Başvurucu bir soru üzerine örgüt üyesi kişilerle mesleki ve sosyal ilişkileri

dışında hiçbir bağlantısının olmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu; Y.Ç. ve

A.E. isimli kişiler arasında geçtiği belirtilen ByLock görüşme içeriği ile

ilgili bir soruya, görüşmede adı geçen Mahmut

isimli kişinin kendisi olmadığını, dolayısıyla görüşme içeriğini de kabul

etmediğini, bu konuda görüşmeyi gerçekleştiren kişilerin tanık olarak

dinlenebileceklerini ifade etmiştir. Başvurucu, Mali Suçları Araştırma Kurulu

raporunun ve dijital veri raporlarının suçlamalarla hiçbir şekilde ilgisinin

olmadığını gösterdiğini, iddiaya konu ankesörlü telefon aramasına ilişkin

görüşmenin gerçekleşmediğini ve böyle bir iddiayı kabul etmediğini beyan

etmiştir. Başvurucu, Danıştay 10. Dairede görevlendirilmesinin FETÖ/PDY ile bir

ilgisinin olmadığını, Z.Y.nin bu tür açıklamalarının doğru olmadığını ifade

etmiştir.

25. Mahkeme yargılama kapsamında değişik tarihlerde yaptığı

duruşmalarda bir kısım tanığı dinlemiştir. Bu bağlamda;

- Tanık İ.O. ifadesinde özetle başvurucuyu gıyaben isim olarak

bildiğini, FETÖ/PDY ile bağlantısına ilişkin herhangi bir somut bilgiye sahip

olmadığını, sadece Danıştay üyesi seçimleri sırasında ismi gündeme gelen

kişilerden olduğunu ve cemaat

tarafından istenen isimlerden biri diye hatırladığını, 2013 yılında cemaate karşı bir oluşum meydana getirmek

için Danıştay üyelerini bir araya getirdiklerinde başvurucuyu çağırmadıklarını

beyan etmiştir.

- Tanık V.B. ifadesinde özetle başvurucu ile meslek sicillerinin

aynı dönem olduğunu ancak başvurucunun askerde olması veya başka bir nedenden

ötürü onunla hiç bir arada bulunmadıklarını, aynı yerde de görev yapmadıklarını,

başvurucuyu gıyaben tanıdığını ve farklı bir dinî grubun mensubu olduğunu

düşündüğünü ancak Danıştaya geldikten sonra başvurucunun FETÖ/PDY ile bir

yakınlığının olduğunu fark ettiğini, buna karşılık ne derece irtibatı olduğunu

bilmediğini ifade etmiştir. Bir soru üzerine tanık; başvurucunun bir şekilde

iki tarafla da irtibatlı olduğunu düşündüğünü, "HSYK

tarafından 2011 yılında Fethullah Gülen cemaati üyesi olmasından dolayı

Danıştay Üyeliğine seçilmiştir" şeklindeki beyanın kendisine

ait olduğunu ancak üye seçilmesinin sırf örgütle bağlantısı nedeniyle olduğunu

net olarak söyleyemeyeceğini beyan etmiştir.

- Tanık B.E. ifadesinde özetle başvurucu ile meslek sicili

itibarıyla yakın olduklarını, başvurucuyu adaylık sürecinden çok

hatırlayamadığını, başvurucunun 1999 yılında Danıştaya geldiğini ve uzun süre

tetkik hâkimliği yaptığını, bundan sonra başvurucuyu yakından tanıma fırsatı

olduğunu ve muhafazakâr biri olarak tanıdığını belirtmiştir. Tanık, 2011

yılında Yargıtay ve Danıştay üyelerinin seçilmesi sürecinde başvurucunun adının cemaat mensubu üyelerin listesinde ve

kendi listesinde de bulunduğunu, başvurucunun bu şekilde Danıştay üyesi

seçildiğini ifade etmiştir. Tanık, seçimden sonra hem Yargıtayda hem de

Danıştayda yönetim ve seçim işlerinde örgüt mensuplarının organize hareket

etmek suretiyle salt çoğunluğu elde etmiş gibi sonuçlar almaya başladıklarını,

bu durumun diğer üyeler arasında rahatsızlığa neden olduğunu, bunun üzerine

örgüt mensubu olmadığını düşündükleri hâkim ve savcılar ile bir araya

geldiklerini, bu doğrultuda toplantılar yaparak durum değerlendirmesi

yaptıklarını, bu toplantılar öncesinde kimlerin toplantılara çağrılabileceğine

dair öngörüşmeler yapılırken başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerle

beraber hareket ettiğinin söylenmesi üzerine söz konusu toplantılara

çağrılmadığını belirterek başvurucu hakkında başka özel bir bilgiye sahip

olmadığını beyan etmiştir.

- Tanık A.Ş. ifadesinde özetle 2010 yılı HSYK seçimlerinden

sonra 2011 yılı Şubat ayında Danıştay üye seçimlerinin gündeme geldiğini, o

dönemde başvurucunun cemaatin

içinde olan arkadaşları dolayısıyla başvurucunun da cemaatin Danıştay listesinden üye seçileceği yönünde hem

seçildikten sonra hem de seçilmeden önce bir duyumunun olduğunu beyan etmiştir.

- Tanık H.E. ifadesinde özetle başvurucunun ilk elli dört

kişilik grupta Danıştay üyesi seçildiği için "cemaatçi"

olarak biliniyor diye ismini verdiğini ancak buradaki beyanlarının bir kısmının

amacını aştığını, aslında ''Tahmin ediyorum.''

şeklinde ifade verdiğini, ifadesinin alınması esnasında kendisine ''Kimler aktifti?'' diye sorulduğunda

kendisinin de "mesela 10. Dairede

Mahmut Ersert aktifti" şeklinde beyanda bulunduğunu beyan

etmiştir. Tanık 17-25 Aralık olaylarından sonra

cemaatçi bildiği kişilere mesafe koyduğunu, bu bağlamda o tarihlerde

başvurucu ile yaşadığı ve sonradan hatırladığı bir diyaloğu aktarmak istediğini

belirterek başvurucunun bir gün yanına geldiğinde kendisinin cemaate uzak

durduğunu ifade etmesinden sonra "ben

de dedi senin gibi mesafeliyim" dediğini ifade etmiştir.

- Tanık B.Ü. ifadesinde özetle başvurucu ile samimiyetinin çok

bulunmadığını, kendisini hemşehrisi olması nedeniyle tanıdığını, söz konusu

yapıya mensubiyetine dair bilgi ve görgüye dayalı tespitinin olmadığını,

herhangi bir örgütsel faaliyetine de tanık olmadığını ancak başvurucunun bu

yapı ile irtibatlı olduğuna dair duyumları olduğunu beyan etmiştir.

- Tanık E.Ç. ifadesinde özetle 1995 yılında Danıştay tetkik

hâkimliğine başladığını ve yaklaşık on beş yıl Danıştayda tetkik hâkimliği

yaptığını, başvurucunun da 1997 ya da 1998 yılında Danıştaya geldiğini ve aynı

dönemlerde Danıştayda tetkik hâkimliği yaptıklarını beyan etmiştir. Tanık,

"başvurucu bu yapı içerisinde

midir?" şeklindeki soruya doğrudan cevap veremeyeceğini

belirterek başvurucunun zaman zaman örgüt mensuplarıyla hareket ettiğini, örgüt

içinde etkili bir isim olmadığını, sonradan örgütten ayrılıp ayrılmadığı

konusunu bilemediğini, ayrıca başvurucunun herhangi bir seçimde kendisinden oy

istemediğini ifade etmiştir. Tanık, Danıştay üyeleri Y.Ç. ile A.E. arasında

geçtiği belirtilen ByLock görüşme içeriğinin sorulması üzerine konuşma

içeriğinde geçen 2015 yılı Aralık ayında yapılan Danıştay 12. Daire seçimleri

için başvurucunun kendisine gelmediğini beyan etmiştir.

26. Mahkeme 4/6/2018 tarihinde yaptığı ve bir kısım tanığı

dinlediği duruşmanın sonunda başvurucunun tahliyesine ve hakkında yurt dışına

çıkamama şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermiştir.

27. Mahkeme 12/6/2019 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun

terör örgütüne üye olma suçundan

6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Karar

gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Tanık Beyanlarının Değerlendirilmesi

Tanıklardan İ.O. 25/6/2003 tarihinden itibaren

Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdür Yardımcılığı, Personel Genel Müdürlüğü,

Personel Genel Müdürlüğünden sorumlu Müsteşar Yardımcılığı yaptıktan sonra

Anayasa değişikliğini takiben 2010 yılında seçimlegelen HSYK üyelerinden biri

olarak görev yapmıştır. HSYK'da 1. Daire Başkanlığı görevini üstlenmiştir. Bu

anlamda bu tanığın açıklamaları teşkilatı bilmesi açısından ve icra ettiği

görevler açısından son derece önemlidir.

Tanık B.E. bir anlamda idari yargı kanadından

gelen hâkimler grubu açısından adli yargıda İ.O.nun karşılığıdır. Uzun süre

Personel Genel Müdürlüğünde çalışmış Personel Genel Müdürlüğü yapmış, 2010

yılında yapılan HSYK seçimlerinde kurul üyeliğine seçilerek 2. Daire Üyesi

olarak görev yapmış ve 2011 yılı Ekim ayında Adalet Bakanlığı Müsteşarlığına

atanmıştır.

... [adı] geçen 2 tanık birbirine benzer ifadelerle aslında

hiçbir resmi dayanağı olmayan ve teamül ya da uygulamanın çok dışındaki fiili

bir durumu önümüze koyan şekliyle HSYK Genel Sekreteri bir başka dava sanığı

M.K.nın evinde yapılan ve Yargıtay ve Danıştay Üyeliğine seçilecek kişilerin

projeksiyon aracılığı ile duvara resimleri yansıtmak suretiyle üzerinde

konuşulduğu ev toplantısından ayrıntılı bir biçimde bahsetmektedir. Her iki

tanıkta sanığın FETÖ/PDY yandaşı olan grup tarafından ön plana çıkarıldığını ve

o grubun seçilmesini istediği bölüm içerisinde yer aldığını açıkça

bildirmektedir.

FETÖ/PDY'nin Yargı ve Yüksek Yargı içindeki

yapılanması örgütün yapısının anlatıldığı bölüm içerisinde ayrıntılı bir

şekilde yer almıştır. Örgüt kendi yandaşlarını yüksek yargıya seçtirmek için

ağırlık koymuş ve hatta yapılan bu ev toplantısında örgütün lanse ettiği

sayının fazlalığı gündeme geldiği zaman toplantıya ara verilmiş bir kısım örgüt

yandaşı yetkililer kendi içlerinde konuşmuşlar ve örgütün 140 kişinin altında

bir kontenjana razı olmadığını bildirmişlerdir. Bu belirleme tanık beyanlarına

göre 'bu işin daha önce hocaya sorulduğu' ve koridorda görüşme yapıp dönenlerin

bu durumu tebliğ etmeleri şeklindedir.

Bunun üzerine yine yukarıdaki 2 tanığın

anlatımına göre yeniden pazarlık yapılmış ve sayı 108'e kadar indirilmiştir. Bu

nedenle sanığın FETÖ/PDY örgütü yandaşları tarafından mutlak surette Danıştay'a

seçilmek istenmesi yolundaki veri (kaldı ki seçim bu şekliyle gerçekleşmiştir)

örgütün niteliği yapısı, amaçları doğrultusunda sanık aleyhine bir delil olarak

kabul edilmiştir.

Tanık V.B., A.Ş., B.Ü. ve E.Ç.nin beyanlarının

da diğer tanıklar İ.O. ve B.E.nin beyanlarını tamamlayıp örtüşür şekilde olduğu

anlaşıldığından sanığın örgüte üye olduğu ya da yakın biri olduğu, onlarla

birlikte hareket ettiği yönündeki duyum ve beyanlarının bu hususu destekler

mahiyette olduğu kabul edilmiştir.

Tanık H.E. ... [ise]; etkin pişmanlıktan faydalanmak talebi ile

soruşturma makamlarına başvuran tanığın bu dönem de iki ayrı tarihte birbirini

teyid eden ve örgütün Danıştay yapılanmasına ilişkin farklı hususlarda açıklık

getiren beyanlarının olduğu görülmüş müdafii huzurunda olayların sıcaklığı

devam ederken verdiği bu beyanların dosya kapsamında bulunan diğer delillerle

birlikte değerlendirildiğinde gerçekliği yansıttığı kanaati oluştuğundan

(örgütün faaliyetlerini; örgütten kopan ya da kopmaya çalışan üyeleri

üzerindeki baskı tehdit vs. eylemlerinin halen devam ettiği unutulmamak üzere)

heyetçe tanığın soruşturma aşamasındaki beyanlarına üstünlük tanınmış ve itibar

edilmiştir, bu bağlamda sanığın Danıştay mahrem yapılanmasında hiyerarşiye

dahil olduğu kabul edilmiştir.

Tanıkların hukukçu oldukları, bir kısmının

Devlette üst düzey görevlerde çalıştığı dolayısıyla tanıklığın önem ve

sonuçlarını, anlatımlarının ifade ettiği değeri bildikleri, bu bağlamda

tanıklıklarının özel önemi haiz olduğu, sanıkla aralarında yalan söylemelerini,

atf-ı cürümde bulunmalarını, iftira atmalarını gerektirir bir husumetin

bulunmadığı, tanıkların ifadelerinin genel olarak tüm aşamalarda aynı olduğu,

hukuka uygun yöntemlerle alındığı ve sanıklara soru sorma imkanının tanındığı,

ifadelerin birbiriyle, diğer deliller ve olayların gelişimi ile de uyumlu

olduğu ve birbirlerini doğruladığı görülmüştür.

Örgütün yüksek yargıda taşra teşkilatından

farklı mahrem bir hücre yapısı oluşturduğu dosya kapsamına yansıyan tanık

beyanları ile sabittir, tanık beyanları dosya kapsamı ile birlikte

değerlendirildiğinde sanığın örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde yer alan

mahrem kişilerden ve örgüt listesinden yüksek yargıya sızdırılan mensuplardan

biri olduğu, örgüt adına davranmaya ve hareket etmeye Danıştay'a seçildikten

sonraki dönem içinde de devam ettiği ortaya konulmuş olup tüm bu anlatımlar

sanık hakkında anılan örgütün üyeliğine dair aleyhe beyanlar olarak kabul

edilmiştir.

Sanık adının da geçtiği bazı ByLock

yazışmaları

Dosyaya giren ve CMK'nın 217. Maddesi uyarınca

duruşmalarda tartışılan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29/6/2018 tarihli

yazısı ve eklerine göre FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün Danıştay hücre

yapılanması içinde yer aldığı soruşturma makamınca belirtilen haklarında

FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi/yöneticisi olma suçundan soruşturma /

kovuşturma bulunan kişilerin ByLock yazışmalarında sanığın isminin geçtiği

değerlendirilen mesaj ve mailler:

[Danıştay üyeleri Y.Ç. ve A.Ç. arasında geçtiği belirtilen

ByLock yazışma içeriğinde:]

'E.Ç.yi 12 için iki adaya da işaretlenmiş oy

pusulası atarken gördüm'

'Sence onunla en iyi anlaşacak onun

kırmayacağı kim olur'

'A. bizzat gitse nasıl olur. Başka yerlerden

de duydum problem gittikçe büyüyor.'

'aklıma O. geliyor, A. ya da mahmut da olsa

güzel olur.'

'Arkadaşa ilettim. Bana dönecek. Eğer

müsaitlerse A.le Mahmut birlikte olsun dedim'

Şeklindeki mesaj içeriğinde verilen ID

numaralarının Eski Danıştay üyeleri olduğu iddiası, haklarında Dairemizde

farklı esas numaraları alarak haklarında FETÖ / PDY üyeliğinden yada yöneticisi

olmaktan yargılamanın bulunması, tanık [H.E.]'nin mahkememizce itibar edilen beyanları bütün

olarak değerlendirildiğinde; örgütün Danıştay'daki seçimlere yönelik olarak

kimlerin aday olacağı kimlere oy verileceği konusunda talimatların gelmesi,

diğer tanık beyanları, eski Danıştay (yargılanan yada soruşturma yapılan)

üyeleri arasında sanığın dışında Mahmut isminde başka bir üyenin bulunmaması

karşısında ByLock yazışmalarında geçen 'Mahmut' un sanık olduğu kanaati oluşmuş

sanığın örgütün amaç ve stratejileri doğrultusunda yüksek yargıda mahrem

yapılanma içerisinde faaliyet gösterdiği kabul edilmiş savunmasına itibar

edilmemiştir.

...

Yukarıda ayrı başlıklar altında irdelenen tüm

deliller birlikte ele alındığında;

Yüksek yargı mensubu olan sanığın örgütün

içinde olup örgütle yakalanana kadar bağını kesintisiz devam ettirdiği,

24/2/2011 tarihinde FETÖ/PDY mensubu olduğu iddia edilen HSYK üyelerinin

desteği ile Danıştay üyesi olarak seçildikten sonra örgütün Danıştay yapılanmasının

hiyerarşisi içerisinde yer aldığı, diğer ByLock kullanıcıları arasındaki

yazışmalardan da örgütün bir mensubu olduğu, verilebilecek talimatları yerine

getirmeye hazır konumda olduğu, dolayısıyla kendi iradesini örgütün iradesine

terk ettiği, üzerine atılı silahlı terör örgütü üyesi olmak suçunun unsurları

itibariyle oluştuğu kanaatine varılmıştır.

Yukarıda anlatıldığı üzere yıllarca örgütün

mahrem yargı yapılanması içerisinde yer alıp 17/25 Aralık'tan sonra da aktif

olarak Danıştay yapılanması içerisinde faaliyet göstermesi, yıllarca hakimlik

görevinde bulunup Danıştay üyeliği yapmış olması nedeniyle eğitimi ve sosyal

durumu, hep gizlilik içerisinde hareket etmiş olması, sanığın üyesi olduğuna

karar verilen örgüt tarafından gerçekleştirilen 17/25 Aralık 2013 tarihli

operasyonlardan sonra bu yapının terör örgütü olduğuna dair üst seviyede devlet

görevlilerince yapılan açıklamalara, 2014 yılı Şubat ayında Milli Güvenlik

Kurulu'nca örgütün paralel devlet yapılanması adıyla tehlikeli bir oluşum olarak

kamuoyuna açıklanmasına, 2014 yılı 22 Temmuz'dan itibaren özellikle İstanbul ve

Ankara başta olmak üzere birçok ilde bu örgütle bağlantılı olduğu iddia edilen

emniyet görevlileri başta olmak üzere bazı kamu görevlilerinin örgüt üyeliği

suçu nedeniyle soruşturulmuş ve tutuklanmış olmasına, kamu görevlisiyken MİT

tırlarının durdurulması eylemini gerçekleştiren şüphelilerin de örgüt

tarafından sahiplenilip, örgüt medyasında desteklenmesine göre; sanığın içinde

bulunduğu örgütün yasa dışı faaliyetlerinin olduğunun farkında olarak nihayet

15 Temmuz 2016 tarihinde TSK içine sızmış mensuplarıyla darbe girişiminde

bulunup devletin silahlarıyla halkın üzerine kurşun yağdırıp yüzlerce kişinin

ölümüne ve binlercesinin yaralanmasına sebep olmasına rağmen örgütün içinde

kalmaya devam ettiği, baştan itibaren örgütün devletin silahlı unsurları olan

TSK ve Emniyet içerisine sızdırılmış mensupları tarafından, gerektiğinde kendi

kullanımlarına verilmiş silahlarla eylem yapabilecek durumda olduklarını

bilebilecek konumda olduğu, dolayısıyla sanığın örgüte bilerek ve isteyerek

katıldığı, örgütün niteliği ve amaçlarını baştan itibaren bildiği, örgütün bir

parçası olmayı istediği ve bu amaçla faaliyet gösterdiği, örgüt içerisinde olma

iradesinin devamlılık gösterdiği, örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek

amacıyla kurulmuş bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kasıt ve iradesi ile

hareket ettiği, böylece sanık açısından atılı silahlı terör örgütüne üye olmak

suçunun maddi ve manevi unsurlarının oluştuğu heyetçe kabul edilmiştir."

28. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

temyiz mahkemesi sıfatıyla Yargıtay Ceza Genel Kurulunda derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

29. 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun

"Şahsi suçların kovuşturma usulü" kenar başlıklı 82. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Danıştay Başkanı, Başsavcı,

başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin şahsi suçlarının takibinde

Yargıtay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve üyelerinin şahsi suçlarının takibi

ile ilgili hükümler uygulanır."

30. 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun "Kişisel ve görevle ilgili suçlar"

kenar başlıklı 46. maddesi şöyledir:

"Yargıtay Birinci Başkanı, birinci

başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından

dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına

bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk

soruşturması genel hükümlere tabidir.

Birinci Başkanlık Kurulu kendisine intikal

eden veya ettirilen ihbar ve şikayetleri inceleyerek soruşturma açılmasını

gerektirir nitelikte gördüğü takdirde, ilk soruşturma yapılması için ceza

dairesi başkanlarından birini görevlendirir. Aksi takdirde dosyanın işlemden

kaldırılmasına karar verir. Bu karar kesindir.

Soruşturma ile görevlendirilen başkan,

soruşturmayı ikmal ettikten sonra evrakı Birinci Başkanlık Kuruluna gönderir.

Soruşturmayı yapan ceza dairesi başkanı sorgu

hakiminin yetkisini haiz olup Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk

soruşturmaya ait hükümlerini uygular. Vereceği tutuklama ve tutuklamanın

kaldırılması veya kefaletle salıvermeye ait kararları Birinci Başkanlık

Kurulunun onaması ile tekemmül eder.

Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı

eksik bulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın

açılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi halde

son soruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa

Mahkemesine, kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine tevdi olunmak

üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden

kaldırılmasına dair verilen kararlar kesindir.

Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel

suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma

sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair

kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına

bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi

başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine

girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir.

Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan

itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı

daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir.

İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince

yapılır.

Haklarında inceleme ve soruşturma

yapılacakların, inceleme ve soruşturma mercilerinin tayininde son görev ve

sıfatları esas alınır. Sıkıyönetim Kanununda sözü edilen yetkili izin mercii,

Yargıtay Büyük Genel Kuruludur."

31. İlgili hukuk için ayrıca bkz. İbrahim Okur, B. No: 2016/50394, 27/2/2020, §§ 35-54.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 9/7/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

33. Başvurucu; somut bir delil olmaksızın gerekçesiz bir kararla

tutuklanmasına karar verildiğini, tutuklama kararında tutuklama nedenlerinin

somut gerekçelerle açıklanmadığını, kaçma şüphesinin olmadığını, Danıştay

üyeleri ile ilgili öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet

edilmeksizin yetkili ve görevli olmayan mahkemece tutuklandığını, tüm bu

nedenlerle tutuklanmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

34. Bakanlık görüşünde, öncelikle 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde düzenlenen tazminat davası

açılmadan başvuru yapıldığından başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemezlik kararı verilebileceği ileri sürülmüş; Anayasa Mahkemesi

tarafından esastan inceleme yapılacak olması durumunda ise tutuklama kararında

kuvvetli suç şüphesinin ortaya konulduğu ileri sürülerek tutuklama kararının

verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın özel koşulları ile Ankara Sulh

Ceza Hâkimlikleri tarafından verilen kararların içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine

yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığının söylenemeyeceği

belirtilmiştir.

35. Bakanlık ayrıca soruşturma konusu suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığı, işin niteliği ve önemi de gözönünde tutulduğunda başvurucu

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varılmasının keyfî olduğunun

savunulamayacağını ileri sürülmüştür. Bakanlık görüşünde, bu hususlar dikkate

alınarak başvurucunun tutuklanmasında herhangi bir keyfiyetin bulunmadığı

hususuna vurgu yapılmış ve tutuklamanın hukuki olmadığına dair şikâyetin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunması gerektiği de ifade

edilmiştir.

36. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundakine

benzer beyanlarda bulunmuştur.

B. Değerlendirme

37. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

38. Anayasa'nın "Temel hak

ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı

15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da,

savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin

yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,

vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı

suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile

saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

39. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun

hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun iddialarının Anayasa'nın

19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

1. Uygulanabilirlik

Yönünden

41. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY'nin üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan

suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

42. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki

olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.

Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.

maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

2. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

43. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı anlaşılan bu

iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

44. Genel ilkeler için bkz. Mustafa

Özterzi [GK], B. No: 2016/14597,

31/10/2019, §§ 85-90; Zafer Özer, B.

No: 2016/65239, 9/1/2020, §§ 38-45.

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

45. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

46. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY'nin üyesi olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında

silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi

uyarınca tutuklanmıştır.

47. Diğer taraftan başvurucu, Danıştay üyeleriyle ilgili

öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizin görevli ve

yetkili olmayan mahkemece tutuklandığını iddia etmektedir.

48. Anayasa Mahkemesi, darbe teşebbüsünden sonraki dönemde bu

teşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu kabul edilen FETÖ/PDY ile bağlantılı

suçlardan yürütülen soruşturmalar kapsamında yargı mensupları hakkında

uygulanan tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine ilişkin bireysel başvuruları

incelediği birçok kararında, başvurucu yargı mensuplarının mesleklerinden veya görevlerinden kaynaklanan

güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandıkları ve bu nedenle tutuklamanın

kanuni dayanağının bulunmadığı iddialarını incelemiştir. Anayasa

Mahkemesi bu inceleme sonucunda gerek Yüksek Mahkeme üyeleri gerekse diğer

yargı mensupları bakımından tutuklamaya konu olaylara ilişkin olarak soruşturma

mercilerince veya tutuklamaya karar veren yargı organlarınca isnat edilen ve

tutuklamaya konu olan suçların kişisel suç

olduğu ve ayrıca ağır cezayı gerektiren suçüstü hâlinin bulunduğu yönündeki

değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temellerinin bulunduğu, dolayısıyla

tutuklama tedbirlerinin kanuni dayanaktan yoksun olduğunun söylenemeyeceği

sonucuna varmıştır (Yargıtay üyeleri bakımından bkz. Salih Sönmez, B.

No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 106-121; Mehmet

Arı, B. No: 2016/22732, 10/1/2019, §§ 61-77; Ramazan Bayrak, B. No: 2016/22901,

7/2/2019, §§ 70-86; A.B. [GK], B.

No: 2016/22702, 31/10/2019, §§ 81-95; Danıştay üyesi bakımından bkz. Hannan Yılbaşı, B. No: 2016/37380,

17/7/2019, §§ 61-63).

49. Başvurucunun 15 Temmuz 2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün

de devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sonrasında gözaltına alınıp

darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı

makamlarınca silahlı bir terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY'nin üyesi

olma suçundan tutuklandığı dikkate alındığında başvurucuya isnat edilen silahlı

terör örgütü üyesi olma suçu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde

soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden

yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir. Dolayısıyla somut

başvuruda aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak anılan kararlarda varılan

sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

50. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun kanuna

aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla başvurucu

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

51. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

52. Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında,

başvurucunun 15 Temmuz darbe teşebbüsünü gerçekleştiren FETÖ/PDY'nin üyesi

olduğuna dair kuvvetli şüphelerin bulunduğu belirtilmiş ve başvurucu yönünden

kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların dosyada bulunduğu sonucuna

varılmıştır (bkz. § 16). Tutuklamaya itirazın reddine ilişkin kararda da

tutuklama kararı veren Hâkimlik kararına atıf

yapılarak başvurucunun da aralarında olduğu şüpheliler yönünden isnat edilen

suçun işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut

delillerin bulunduğu ifade edilmiştir (bkz. § 17).

53. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede ise başvurucunun

isnat edilen terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine dair delil olarak; tanık

beyanlarına ve telefon sinyal bilgilerinin incelenmesi sonucunda yapılan analiz

raporuna göre başvurucunun FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarındaki iletişimi

sağladığı ifade edilen ByLock

uygulamasının kullanıcısı ve örgütün sivil imamı oldukları iddiasıyla

haklarında soruşturma başlatıldığı belirtilen kişilerin ve başvurunun telefon

hattının ortak baz hareketliliği olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. §

21). Kovuşturma aşamasında ise ByLock

kullanıcısı olan ve haklarında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma

yürütüldüğü belirtilen Danıştay üyesi iki kişi arasında geçen mesajlaşma

içeriğinin dosyaya dâhil edildiği ve soruşturma aşamasında dinlenmeyen bir

kısım tanığın dinlendiği anlaşılmaktadır (bkz. § 25).

54. Anayasa Mahkemesi Selçuk

Özdemir kararında FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazı şüphelilerin

ifadelerinde hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucunun FETÖ/PDY ile

irtibatının bulunduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik somut olgular

içeren anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir

belirti olarak kabul etmiştir (Selçuk

Özdemir, § 75, benzer nitelikteki tanık beyanlarının kuvvetli

belirti olarak kabul edildiği diğer kararlar arasından bkz. Metin Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018,

§§ 47-52; Recep Uygun, B. No:

2016/76351, 12/6/2018, § 43).

55. Soruşturma makamlarınca bir kısım soruşturma dosyasında;

FETÖ/PDY mensuplarının 2010 yılında yapılan seçimlerde HSYK'da çoğunluğu ele

geçirmelerinden sonra örgüt liderinin talimatı ile Yargıtay ve Danıştaya

seçilecek üyeleri belirlemek amacıyla sadece örgüt mensubu olduğu belirtilen

HSYK üyeleri, bir kısım örgüt mensubu Yargıtay tetkik hâkimi ve Yargıtay

Cumhuriyet savcısının katıldığı gizli toplantıların yapıldığı ve yapılan bu

toplantılar sonunda Yargıtaya ve Danıştaya seçilecek örgüt mensubu üyelerin

belirlendiğine ilişkin iddiaların yargılamaya konu edildiği anlaşılmaktadır (ayrıntılı

bilgi için bkz. İbrahim Okur, B.

No: 2016/50394, 27/2/2020, §§ 26, 27, 81). Somut olayda soruşturma makamlarınca

tanık beyanlarının değerlendirilmesinde söz konusu gizli toplantılar da dikkate

alınarak bir değerlendirme yapıldığı görülmektedir (bkz. §§ 22, 27).

56. Bu bağlamda iddianamede ifadelerine yer verilen ve ayrıca

kovuşturma aşamasında Mahkemece dinlenen tanık İ.O.nun başvurucunun Danıştay

üyesi seçimleri sırasında ismi gündeme gelen kişilerden olduğunu ve cemaat (FETÖ/PDY) tarafından istenen

isimlerden biri diye hatırladığını, bu nedenle 2013 yılında cemaate karşı bir oluşum meydana getirmek

için Danıştay üyelerini bir araya getirdiklerinde başvurucuyu çağırmadıklarını;

tanık V.B.nin Danıştaya geldikten sonra başvurucunun FETÖ/PDY ile bir yakınlığının

olduğunu fark ettiğini ancak ne derece irtibatı olduğunu bilmediğini; tanık

B.E.nin 2011 yılında Yargıtay ve Danıştay üyelerinin seçilmesi sürecinde

başvurucunun adının "cemaat

mensubu" üyelerin listesinde bulunduğunu, 2013 yılında cemaate karşı bir oluşum meydana getirmek

için Danıştay üyelerini bir araya getirdiklerinde FETÖ/PDY ile bağlantılı

kişilerle beraber hareket ettiğinin söylenmesi üzerine başvurucunun söz konusu

toplantılara çağrılmadığını; tanık A.Ş.nin arkadaşları dolayısıyla başvurucunun

da cemaatin Danıştay listesinden

üye seçileceği yönünde hem seçildikten sonra hem de seçilmeden önce bir

duyumunun olduğunu; tanık H.E.nin soruşturma aşamasındaki ifadesinde

başvurucunun Danıştay 10. Dairesinin sorumlusu olduğunu ifade ettiği, kovuşturma

aşamasında beyanlarının bir kısmının amacını aştığını belirterek aslında

tahmini olarak beyanda bulunduğunu, kendisine ''Kim

aktif?'' diye sorulması üzerine başvurucunun adını da saydığını;

tanık B.Ü.nün başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğuna dair duyumları

olduğunu; tanık E.Ç.nin başvurucunun zaman zaman örgüt mensuplarıyla hareket

ettiğini, örgüt içinde etkili bir isim olmadığını, sonradan örgütten ayrılıp

ayrılmadığı konusunu bilemediğini ifade ettiği görülmektedir (ayrıntı için bkz.

§§ 21, 25).

57. Soruşturma makamlarınca örgütün yapısı, faaliyetleri ve

çalışma usulü ile tanık olarak dinlenen kişilerin yargı içindeki konumu da

dikkate alınarak başvurucunun yakın zamanda örgüt ile bağlantısının olduğuna

dair beyanlar içeren tanık ifadelerinin

tutuklamanın hukukiliği bağlamında

başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı bir suç işlediğine dair kuvvetli belirti

olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez.

58. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı

edilmemelidir.

59. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların

toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin

örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz ettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri,§§ 15-19, 26),

darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelinde binlerce kişi

tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki on binlerce eylemin

aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerde kamu görevlisi

olan on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkili olmasa da

FETÖ/PDY'ye mensubiyet nedeniyle ivedilikle soruşturma yapılması ihtiyacı

birlikte dikkate alındığında soruşturma konusu olaylara ilişkin delillerin

sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde

yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması

söz konusu olabilir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 271; Selçuk Özdemir, § 78).

60. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle

bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan

FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve kuruşlarında örgütlenmiş

olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve ciddi seviyede

uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili olarak

soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt dışında

barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndeki değerlendirmeler için

Aydın Yavuz ve diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir, § 79). Ayrıca Danıştay

üyesi olan başvurucunun -konumu itibarıyla- deliller üzerinde etkide

bulunmasının diğer kişilere göre daha kolay olacağı yadsınamaz.

61. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda

öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir

(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin

Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).

Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında

yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni

varsayılabilen suçlar arasındadır (Gülser

Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 148).

62. Somut olayda Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken kaçma ve delillerin karartılması tehlikesine,

adli kontrolün yetersiz kalacak olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 16).

63. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar

ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Ankara 9. Sulh Ceza

Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine yönelen tutuklama

nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.

64. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm özellikleri

dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım (2),

§ 151).

65. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman

Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran Duran, § 64). Özellikle darbe

teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin

özellikleri (gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma,

kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi)

de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok

daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 350).

66. Ayrıca başvurucunun darbe teşebbüsünün savuşturulması

sürecinde gözaltına alındığı ve sonrasında tutuklandığı dikkate alındığında

soruşturma süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak

gerekli olmadığı sonucuna

varılması için herhangi bir nedenin bulunmadığı değerlendirilmiştir.

67. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu

ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez.

68. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası ile

güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine

karar verilmesi gerekir.

69. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin Anayasa'da (13. ve 19. maddelerde) bu

hakka dair yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

9/7/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan y. : Engin YILDIRIM Üyeler : Rıdvan GÜLEÇ Celal Mümtaz AKINCI Recai AKYEL Basri BAĞCI Raportör : Fatih HATİPOĞLU Başvurucu : Mahmut ERSERT Vekili : Av. İsmet ÇELİK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/67048, 9 Temmuz 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Başvurucunun İddiaları
  9. B. Değerlendirme
  10. A. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve
  11. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  12. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/67048
Tarih
9 Temmuz 2020

İlgili Kararlar

  • Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Karar M.b. Başvurusu (B. No: 2018/37392)
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Karar Tamer Mahmutoğlu Başvurusu (B. No: 2017/38953)
  • Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Karar R.g. Başvurusu (B. No: 2017/31619)
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Karar Şeyhmus Terece Başvurusu (B. No: 2017/26532)
  • Necla Durmaz Başvurusu (B. No: 2016/5862)
  • Mesut Uçar ve Ramazan Acar Başvurusu (B. No: 2016/1066)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.