İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Menendiz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/5235)

1. Başvuru, zorunlu askerlik görevi sırasında vefat nedeniyle

Başvuru No2014/5235Tarih6 Temmuz 2017Okuma24 dk · 4.743 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Menendiz Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
6 Temmuz 2017
Başvuru Numarası
2014/5235
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.743 kelime·24 dk okuma·22 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, zorunlu askerlik görevi sırasında vefat nedeniyle

açılan tam yargı davasının Askeri Yüksek İdare Mahkemesince süre aşımı yönünden

reddedilmesi nedeniyle adil yargılama hakkının ihlal edildiğini iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 16/4/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve

bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağını

bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvuruculardan Mehmet ve Özgül Menendiz'in oğlu, Yeliz

Güvenç'in kardeşi olan Duran Aykut Menendiz, Ankara ilinde askerlik görevini

yapmakta iken 21/1/2012 tarihinde çarşı izni dönüşü akşam içtimasında bayılarak

düşmüş; bunun üzerine Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Acil Polikliniğine

sevk edilmiştir.

9. GATA'da yapılan muayenede ''spontan

solunum ve dolaşım yok, bilateral pupilleri fix-dilate'' tanısı belirtilerek

hakkında ölüm raporu tanzim edilmiştir. Aynı hastanenin 6/2/2012 tarihli

toksikoloji analiz raporuna göre müteveffanın mesane yıkama solüsyonunda esrar

ve alkol metapoliti tespit edilmiş, İstanbul Adli Tıp Kurumunun 6/6/2012

tarihli raporunda da kesin ölüm nedeni

''esrar ve alkol almış kişinin ölümünün zehirlenme sonucu meydana geldiği"

şeklinde mütalaa edilmiştir.

10. Askerî Savcılık tarafından olay hakkında yapılan soruşturma

sonucunda da ''Müteveffanın 21.01.2012 günü

er Y.Ö. ile birlikte çarşı iznine çıktığı, daha sonra Ulus'a giderek kahvaltı

yaptıkları, kahvaltıdan sonra müteveffanın 5 gr civarında bir esrar maddesini

bir sokak satıcısından temin ederek sigaraya sararak içtiği, aynı gün öğleden

sonra müteveffanın 2 şişe bira içtiği, akşam üstüne doğru minibüse binerek

fotoğraf makinesi kiraladıkları fotoğrafçıya gittikleri, müteveffanın minibüste

giderken başını öndeki koltuğa yasladığı, arkadaşı Y.nin müteveffanın yüzünün

solduğunu fark ederek bir şeyi olup olmadığını sorduğu, müteveffanın

"yok" şeklinde cevap verdiği, fotoğrafçıdan çıktıktan sonra

müteveffanın biraz yürüyüş yapmak istediği "açılırım" dediği, biraz

parkta oturdukları, ardından kışlaya döndükleri, bu sırada müteveffanın

arkadaşı Y.ye üşüdüğünü söylediği, ara sıra titrediği, müteveffanın kışlaya

saat 17.40 civarında giriş yaptığı, alkollü olmaları ihtimaline karşı girişte

de tutanak tutulduğu, müteveffanın ve arkadaşı Y.nin daha sonra akşam

içtimasına çıktıkları, içtimada çömelme vaziyetinde beklerken saat 18.15

civarında müteveffanın bayılarak yere düştüğü, ... durumun hemen nöbetçi amire

iletildiği, ...18.40'ta Mamak'ta bulunan kışlaya intikal ederek burada bulunan

revirde sıhhıye astsubayı tarafından yapılan kontrolde nabız alınamayarak saat

18.52'de Mamak'ta bulunan kışladan ambulansla GATA'ya gönderildiği, saat

19.05'te de GATA acil polikliniğine getirildiği, burada yapılan muayenesinde

... ölüm raporu tanzim edildiği ...İstanbul Adli Tıp Kurumu 1'inci İhtisas

Kurulunun ... kararına göre müteveffanın otopsisinde tespit edilen makroskobik

ve mikroskobik bulgular birlikte değerlendirildiğinde esrar ve alkol almış

kişinin ölümünün zehirlenme sonucu meydana geldiği, ...müteveffanınölümüyle

ilgili olarak kusur atfedilecek bir personelin bulunmadığı, İstanbul Adli Tıp

Kurumu 1'inci İhtisas Kurulunun 12/12/2012/4778 gün ve sayılı kararına göre de,

GATA ve revirde gerekli müdahalenin zamanında yapıldığı, kusurlu sağlık personeli

bulunmadığının anlaşıldığı'' belirtilerek 28/1/2013 tarihli ve

E.2013/144, K.2013/7 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.

11. Bu karara yapılan itiraz da Hava Kuvvetleri Komutanlığı

Askeri Mahkemesinin 20/2/2013 tarihli ve 2013/82 İd. ve 2013/57 Müt. sayılı

kararıyla reddedilmiş, söz konusu karar 4/3/2013 tarihinde başvuruculara tebliğ

edilmiştir.

12. Başvurucular 20/2/2013 tarihinde Millî Savunma Bakanlığına

başvurup hem hizmet kusuru hem de kusursuz sorumluluk ilkelerine göre maddi ve

manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır. Başvurucular idari müracaatlarında

özellikle yakınlarının uyuşturucu kullandığının idarece bilindiği ancak tedbir

alınmadığı, kışlaya girerken alkollü olduğu bilindiği hâlde revire sevk

edilmediği ve hastaneye sevk sırasında uygun araç bulunması noktasında

gecikmeler olduğu hususlarına dikkat çekmişlerdir. İdarece tazminat istemi

zımnen reddedilmiş, bunun üzerine dava açılmıştır.

13. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) İkinci Dairesi

11/9/2013 tarihli ve E.2013/1094, K.2013/1024 sayılı kararıyla başvurucuların;

müteveffanın ölümü ile oluşan zararlarından ölüm tarihi itibarıyla haberdar

olduklarından bu tarihten itibaren bir yıl içerisinde idareye başvurarak dava

açmaları gerektiği, olayda ise bu bir yıllık süreden sonra idari başvuru

yapıldığı gerekçesiyle davayı süre aşımı nedeniyle oyçokluğuyla reddetmiştir.

Gerekçesi şöyledir:

"Davacıların

yakınlarının 21.01.2012 tarihinde ölümü ile oluşan zararlarından haberdar

oldukları ve bu tarihten itibaren bir yıllık süre içerisinde (21.01.2013

tarihinde mesai bitimine kadar) davalı idareye başvurarak oluşan zararlarının

tazmin edilmesini istemeleri gerektiği, ancak anılan tarihten sonra 20.02.2013

tarihinde zorunlu idari müracaatta bulunarak tazminat talep ettiği anlaşılmakla,

işbu davada bu yönüyle süre aşımı bulunduğu ve bu nedenle 10.05.2013 tarihinde

AYIMde açılan işbu davanın süre aşımı yönünden reddine karar verilmesi

gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır. "

14. Karşıoyda ise şöyle ifade edilmiştir:

"Somut olayda ...

K.Y.O. kararının 20.02.2013 tarihinde kesinleştiği ve 04.03.2013 tarihinde

davacılara tebliğ edildiği anlaşılmakla, zararın nedenleriyle birlikte bu tarih

itibariyle öğrenildiğinin kabul edilmesi gerektiği düşünülmektedir.

Zira başlangıçta ölüm olayı ile zarar

öğrenilmiş ise de, zararın nedenin yani, idariliğinin de öğrenilmesi gerektiği,

bunun idarenin hizmet kusuruna dayandırılması veya olayda idarenin kusursuz

sorumluluğu olup olmadığının ancak Askeri Savcılık soruşturma sonrasında tespit

edilebileceği, başka bir ifadeyle bu soruşturma sonucunda zararın (ölüm

olayının) idareye yüklenebilecek bir eylemden mi, 3'üncü şahsın bir eyleminden

mi, yoksa bunların dışında tamamen ölene atfedilebilecek bir eylemden mi

kaynaklandığı sorularına cevap bulunabilecek ve böylece meydana gelen zararın

tazmin edilip edilemeyeceği, tazmin edilebilecekse kimden tazmin edileceği

hususu da öğrenilmiş olacaktır. Nitekim Askeri Savcılığın soruşturması

sonucunda müteveffanın kesin ölüm sebebi tespit edilmiş ve bu olay sebebiyle

ceza yargılaması açısından herhangi bir personelin kusuru olmadığı belirtilmiş

olmakla birlikte, davacı vekilinin idari anlamda hizmet kusuru olabilecek bazı

bilgi ve belgeleri söz konusu soruşturma dosyasından elde ettiği ve bu şekilde

davacıların yakınlarının ölüm olayında davalı idarenin bir sorumluluğu

olabileceğini öğrendiği değerlendirilmiştir.

Açıklanan bu hususlar dikkate alınarak yasada

belirtilen 1 yıllık zorunlu idari müracaat süresinin söz konusu soruşturma

sonucunun müteveffanın yakınlarına tebliğinden itibaren başlatılması gerektiği

kanaatine varılmakla, 21.01.2012 tarihindeki ölüm olayı sonrasında 28.01.2013

tarihinde tamamlanan ve itirazlar sonucunda 20.02.2013 tarihinde kesinleşen

askeri savcılığın K.YO. kararının 04.03.2013 tarihinde davacılara tebliğ

edildiği ve bu suretle 1 yıllık zorunlu idari müracaat süresinin bu tarihten

başlatılması gerektiği dikkate alındığında, davacıların 20.02.2013 tarihinde

davalı idareye ulaşan maddi ve manevi tazminat talepli müracaatlarına idarenin cevap

vermeyerek zımnen ret etmesi üzerine 10.05.2013 tarihinde açılan işbu davada

süre aşımı bulunmadığı ve bu suretle davanın esastan görülmesi gerektiği

düşüncesinde olduğumuzdan Sayın Çoğunluğun kararına katılmadık."

15. Başvurucuların karar düzeltme istemi de aynı Dairenin

26/2/2014 tarihli ve E.2014/339, K.2014/254 sayılı kararıyla oyçokluğuyla

reddedilmiş, karar 26/3/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucular 16/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Anayasa ve Kanun

Hükümleri

17. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası şöyledir:

“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan

zararı ödemekle yükümlüdür.”

18. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi Kanunu’nun43. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"İdari eylemlerden

hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan

önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri

tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde

yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır.

Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği

tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler."

19. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"İdari eylemlerden

hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı

bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve

her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak

haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen

veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden

itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu

sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir."

2. Danıştay İçtihadı

20. Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011 tarihli ve E.2008/7182,

K.2011/4711 sayılı kararı şöyledir:

"Bir eylemin idariliği

ve doğurduğu zarar bazı durumlarda eylemin gerçekleşmesiyle, kimi zaman da

değişik araştırma ve incelemelerden, hatta ceza davalarından sonra ortaya çıkabilmektedir.

Özelikle, kamu görevlilerinin idari tasarrufta bulunurken uyulması

zorunlu görülen kurallara uymamaları nedeniyle kendilerine izafe edilebilecek

nitelikte olmakla birlikte, resmi yetkilerin kullanımı sırasında gerçekleştiği

için idaresinden de ayrılamayan görev kusurlarından doğan zararın tazmini

istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, zararın, kamu

görevlisinin kişisel kusurundan mı, görev kusurundan mı kaynaklandığının ceza

muhakemesi sonucunda belirlenmesiyle ortaya çıkabilmektedir.

Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinde öngörülen 1 ve 5

yıllık sürelerin eylemin idariliğinin ve doğurduğu zararın ortaya çıktığı

tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun, dava açma yolunun

kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetini olumsuz etkileyeceğini

belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde öngörülen tam yargı davalarının, idari

eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelik olması sebebiyle davanın

açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortaya çıkması

zorunludur."

21. Aynı Dairenin 31/5/2016 tarihli ve E.2016/4241, K.2016/3896

sayılı kararı şöyledir:

"2577 sayılı İdari

Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal

edilen ilgililerin, idari eylemleri öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve

herhalde idari eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye

başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği hükme

bağlanmıştır.

Anılan Kanun hükmünde idareye başvuru için

öngörülen en geç beş yıllık sürenin hangi tarihten itibaren başlatılacağı zaman

zaman duraksamalara yol açtığından, bu hususun irdelenmesi gerekmektedir.

Tam yargı davaları, idari eylem nedeniyle

uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle, tam yargı davasının

açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortaya çıkması

zorunludur.

İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir

hareketi, bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemle

ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya

işlem olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir. Söz konusu eylemlerin

idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya

çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza

yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.

Özellikle kamu görevlilerinin idari bir

tasarruf yaparken, mevzuatın, üstlendiği ödevin ve yürüttüğü hizmetin kural,

usul ve gereklerine aykırı olarak, kendisine izafe edilebilecek boyutta ve

biçimde, ancak yine de resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, onları

kullanarak hareket ettiği, bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasını

önleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazmini

istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, bazen ceza

davalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu yoksa görev kusuru sonucu mu

zararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra saptanabilmektedir.

Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 13'üncü

maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürenin, eylemin idariliğinin ortaya çıktığı

tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun, zarara yol açan

eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıyla kullanılması mümkün olan dava açma

hakkını ortadan kaldıracağı, hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır."

B. Uluslararası Hukuk

22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme/AİHS) 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes

medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda

kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş

bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,

hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir...”

23. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında ifade edilen hakkın kurucu unsurlarından

birinin mahkemeye erişim hakkı olduğunu belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70,

21/2/1975, § 36). Mahkemeye erişim hakkı, Sözleşme'nin 6.

maddesinde yerini bulan güvencelerin doğal bir parçası olup (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B. No:

54252/07, 16/6/2009, § 52) bu kapsamda (1) numaralı fıkra, herkesin kişisel

hakları ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını bir mahkeme veya bir

yargı yeri önüne çıkarma hakkını güvence altına alır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).

24. Mahkemeye erişim hakkı, niteliği gereği devlet tarafından

düzenleme yapılmayı gerektirdiğinden mutlak bir hak olmayıp sınırlamalara

tabidir. AİHM'e göre bu hak, Sözleşme'nin tanımlamaksızın kabul ettiği bir hak

olduğundan bir hakkın kapsamını belirleyen (çerçevesini çizen) sınırlardan

başka sınırlamalara da tabi olabilir. Ancak hiçbir durumda bu sınırlamalar

hakkın özünü zedelememelidir (Golder/Birleşik

Krallık, § 38).

25. Ayrıca bu sınırlama meşru bir amaç izlemeli ve kullanılan

araçlarla gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantılılık

ilişkisi bulunmalıdır, aksi takdirde sınırlama 6. maddenin (1) numaralı

fıkrasıyla bağdaşmaz (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78,28/5/1985,

§ 57).

26. Temyize başvurma, dava açma gibi usul kurallarına ilişkin

kanunlarda birtakım süreler öngörülmesi, hukuksal güvenlik ilkesi ve

mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan ve eksik olan

kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar

vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek gibi önemli

ve meşru amaçlara hizmet etmektedir (Stubbings

ve digerleri/Birleşik Kralık, B. No: 22083/93, 22/10/1996, § 51).

27. Süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşulları birden

fazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise mahkemeye erişim hakkı kapsamında o

yorumlardan birinin davayı açmak isteyen kişileri engelleyecek şekilde katı bir

şekilde kullanılmaması veya söz konusu koşulların katı bir uygulamaya tabi

olmaması gerekir (Beles ve diğerleri/Çek

Cumhuriyeti, B. No: 47273/99, 12/11/2002, §§ 50, 51).

28. Dava açma hakkını kullanmak yasal birtakım şartlara bağlansa

da mahkemelerin usul kurallarını uygularken hem yargılamanın adil olmasına

halel getirecek aşırı şekilcilikten hem de yasalar tarafından konulan usul

kurallarını ortadan kaldırma sonucunu doğuracak aşırı esneklikten kaçınmaları

gerekir (Walchli/Fransa, No.

35787/03, 26/7/2007, § 29). Yapılan düzenlemeler, hukuk güvenliği ilkesi ve

adaletin iyi bir şekilde tecelli etmesi amaçlarına hizmet etmediği ve dava

açmak isteyen kişinin önünde davasının esasını yetkili ve görevli mahkeme

önünde inceletmek bakımından bir engel oluşturduğu durumlarda mahkemeye erişim

hakkı ihlâl edilmiş olur (Efstathiou ve

diğerleri/Yunanistan, No. 36998/02, 27/7/2006,§ 24).

29. Bir tazminat davasının kusur veya ihmale dayandırıldığı

hâllerde, başvurucu söz konusu kusur veya ihmali oluşturan olaydan haberi

olduğu ya da haberi olması gerektiği tarihten itibaren dava açma hakkına sahip

olmaktadır (Miragall Escolano ve

diğerleri/İspanya, No. 38366/97, 38688/97, 40777/98, 40843/98, 41015/98,

41400/98, 41446/98, 41484/98, 41487/98 ve 41509/98, § 37, AİHM 2000-I

ve Canete de Goni/İspanya, No.

55782/00, § 40, AİHM 2002-VIII). Bu kapsamda tazminat davasının ileri sürülen

bir kusur veya ihmale dayandığı durumlarda, başvurucununyalnızca bu kusur veya

ihmalin sonuçlarından haberdar olduğu veya haberdar olması gerektiği andan

itibaren yani haklarının ihlal edildiğiyle ilgili belge ya da karardan haberdar

olduğu tarihten itibaren dava açma süresi işleyebilecektir (Yeşilkaya/Türkiye (k.k.), B. No: 47157/10,

26/5/2015,§ 39).

30. AİHM; Sefer Yılmaz ve

Meryem Yılmaz/Türkiye (B.No: 611/12, 17/11/2015) başvurusunda,

askerde ölüm olayıyla ilgili yürütülen ceza soruşturmasının takipsizlikle

sonuçlanmasının ardından AYİM'de açılan tam yargı davasınınsüre aşımı

gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin başvuruda başvurucuların mahkemeye erişim

hakkının ihlal edilip edilmediği hususunu değerlendirmiştir. Söz konusu olayda

başvurucuların oğlu M.Y., 9/9/2008 tarihinde nöbet kulübesinde el bombasının

patlaması sonucu vefat etmiştir. Yapılan soruşturmanın ardından 15/12/2009

tarihinde Askerî Savcılık, ölüm olayının meydana gelmesinde kimsenin kusur ya

da kastının bulunmadığı M.Y.nin el bombasıyla intihar ettiği sonucuna

varmıştır. Askerî Savcılığın bu sonuca varmasında olay yeri inceleme raporu,

olay yeri krokisi, otopsi raporları ve tanıkların M.Y.nin ailevi ve maddi

çeşitli sıkıntılara bağlı olarak psikolojik sorunlarının olduğuna dair

ifadeleri etkili olmuştur. Söz konusu kararın ardından başvurucular 28/8/2010

tarihinde tazminat istemiyle İçişleri Bakanlığına başvuruda bulunmuş, istemin

zımnen reddi üzerine 2/11/2010 tarihinde AYİM'de tam yargı davası açmışlardır.

AYİM 1602 sayılı Kanun'un 43. maddesinde öngörülen bir yıllık süreyi ölüm

tarihinden başlatarak davayı süre aşımı gerekçesiyle reddetmiştir. AYİM

kararında, yürütülen soruşturma sonucunda ölüm olayının davacılar yakınının

intihar kastıyla el bombasını patlatması şeklinde gerçekleştiği ve bu durumun

davacılar tarafından da önceden bilinen ölüm sebebinde herhangi bir değişiklik

yapmadığı kanaatine varıldığı da ayrıca belirtilmiştir.

31. AİHM ise davanın temelinde yer alan konunun bir yıllık süre

sınırının M.Y.nin ölüm tarihinden itibaren başlatılması olduğunu belirtmiş,

başvuranların oğullarının 9/9/2008 tarihinde hayatını kaybettiğini

öğrendiklerini ancak kesin ölüm nedenini bilmediklerini bu bağlamda takipsizlik

kararı tebliğ edilinceye kadar söz konusu olayın kaza, cinayet veya intihar

olduğunu kesin olarak bilemediklerini ve bu durumun AYİM'e başvuru yapılması

için belirleyici bir etkiye sahip olduğunu vurgulamıştır. AİHM, olay tarihinde

başvurucuların elinde idarenin kusur veya ihmaliyle ilgili kıstaslar

bulunmadığını, kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan haberleri olduğu

tarihten itibaren tam olarak soruşturma unsurlarına erişebildiklerini ve

idarenin olası bir hatası veya ihmalinden haberleri olduğunu, anılan kararın

tebliğinin üzerinden bir yıl geçmeden idareye başvuru yapıldığı ve bu

koşullarda başvurucuların ihmalkâr davrandıkları ya da hatalı oldukları yönünde

suçlanamayacaklarını belirterek AYİM kararının başvuranları mahkemeye erişim

haklarından mahrum bıraktığı sonucuna varmıştır (Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye, §§ 65-73).

32. Öte yandan AİHM, Canan

Eyilmez ve diğerleri/Türkiye (B. No:74704/11, 1/7/2014,§§ 24-34)

başvurusunda, askerde ölüm olayıyla ilgili kusursuz sorumluluğa dayalı olarak

açılan tam yargı davalarında takipsizlik kararından haberdar olmaya ihtiyaç

duyulmadığını, dolayısıyla kusursuz sorumluluk esasına göre açılan davalarda

bir yıllık dava açma süresinin ölüm tarihinden itibaren başlatılmasının makul

olduğunu belirtmiştir. AİHM başvurucuların, yakınlarının zorunlu askerlik

hizmetini yerine getirdiği sırada ölümcül kazanın meydana gelmesi nedeniyle

idarenin kusursuz sorumluluk ilkesine dayanarak kendilerine tazminat ödemeye

mahkûm edilmesi gerektiğini savunduklarına dikkat çekerek idarenin olası kusurundan

bilgi sahibi olmaya ihtiyaç duyulmadığını, bu nedenle dava açma süresinin olay

tarihinden itibaren başlatılmasının hakkaniyetsizlik olarak ya da kendi özünde

başvuranların mahkemeye erişim haklarına zarar verecek nitelikte görülmediği

gerekçesiyle başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

33. Mahkemenin 6/7/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

34. Başvurucular; dava açma süresinin kovuşturmaya yer olmadığı

kararına yapılan itirazın reddedilip ret kararının kendilerine tebliğ edildiği

4/3/2013 tarihinden itibaren başlatılması gerektiğini zira ölüm olayı ile

idarenin (icrai-ihmali) eylemi arasındaki illiyet bağının ve zararın

nedenleriyle birlikte bu tarihte öğrenildiğini, murislerinin vatani görevini

yapmakta iken idarenin geç ve eksik müdahalesi sebebiyle vefat ettiğini,

davanın süresinde kabul edilerek tazminat taleplerinin karşılanması gerekirken

süre aşımı yönünden reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini

ileri sürmüş, yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesini talep

etmişlerdir.

B. Değerlendirme

35. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı ve

Hakkın Kapsamı

37. Anayasa’nın 36. maddesinin birici fıkrasında, herkesin meşru

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir.

38. Anayasa'nın 36. maddesine 2001 yılı değişiklikleriyle

eklenen "adil yargılanma" ibaresine ilişkin gerekçede Türkiye'nin

taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Bu sözleşmelerden AİHS

ile AİHS'i yorumlayan AİHM içtihadındaki adil yargılanma hakkı güvencelerinden

birini mahkemeye erişim hakkı oluşturmaktadır (bkz. § 23).

39. Anayasa Mahkemesi içtihadına göre de bir uyuşmazlığı mahkeme

önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelen mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biridir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §

52).

40. Başvurucuların, açtığı davanın AYİM İkinci Dairesi

tarafından süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilerek davanın esasının incelenmemesinin,

başvurucuların mahkemeye erişim hakkına müdahale olduğu açıktır.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

41. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve

hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu

sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik

Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

42. Adil yargılanma hakkının görünümlerinden biri olan mahkemeye

erişim hakkı, mutlak bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması mümkündür.

Ancak mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın

13. maddesinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir (Murat Kara ve diğerleri, B. No: 2014/6042,

9/3/2017, § 59).

43. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

44. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe

dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

45. Başvuruya konu olayda AYİM İkinci Dairesinin, 1602 sayılı

Kanun’un 43. maddesine göre süre aşımı gerekçesiyle davanın reddine karar

verdiği anlaşılmaktadır. AYİM Dairesinin bu hükme göre verdiği kararla yapılan

müdahalenin kanun tarafından öngörülme ölçütünü karşıladığı açıktır.

ii. Meşru Amaç

46. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için

herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı

sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede

herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başka

maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması mümkün

olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir

kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları

ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak

bu sınırlamalar Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz

(AYM, E.2014/112, K.2014/203, 25/12/2014).

47. Diğer taraftan hukuki güvenlik ve hukuki istikrar ilkeleri

Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerindendir. Bu

ilkelerin sağlanması amacıyla adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan

mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirilebilir. Bu çerçevede idari işlem ve

eylemlerin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi altında kalmasını engellemek,

kamu hizmetinin hızlı ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak amacıylahukuki

istikrar ve hukuki güvenlik ilkeleri gereği idari davaların açılmasının belli

sürelerle sınırlandırıldığını söylemek mümkündür.

48. Bunun yanında dava ya da hukuki işlemler için tanınan

süreler, mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik

ya da ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar

hakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne

geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet

ederler (AYM, E.2014/92, K.2016/6, 28/1/2016, § 17).

49. Bir başka ifadeyle süre gibi usul kuralları adaletin iyi

yönetimini ve bilhassa hukuki güvenlik ve istikrara saygının temin edilmesini

amaçlarlar.

50. Bu açıklamalar çerçevesinde idari işlem ve eylemlere karşı

açılan davalarda süre koşulunun öngörülmesi meşru amaçlara sahiptir.

iii. Ölçülülük

51. Başvurucuların, yakınlarının askerde vefatı nedeniyle

uğradıklarını ileri sürdükleri zararın tazmini istemiyle açtıkları davada

AYİM’in, dava açma süresini ölüm tarihinden başlatarak davayı süre aşımı

gerekçesiyle reddetmesi nedeniyle başvurucuların mahkemeye erişimine getirilen

sınırlamanın ölçülü olup olmadığınınincelenmesi gerekir.

(1) Genel İlkeler

52. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması

istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun gerektirdiği ölçüde

kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir. Bireylerin hak ve

özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla sınırlandırılması,

kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına geleceğinden hukuk

devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).

53. Mahkemeye erişim hakkı kapsamında dava açma süresi gibi usul

koşullarına ilişkin kurallar yorumlanırken ölçülülük ilkesi gözönünde bulundurulmalıdır.

Buna göre bir yandan kişilerin mahkemeye erişimine engel oluşturacak aşırı

şekilcilikten kaçınılırken diğer yandan da kanunla belirlenen usul kurallarının

ortadan kaldırılması sonucunu doğuracak aşırı esneklikten kaçınılmalıdır. Bu

durum özellikle dava açma süresinin ne zaman işlemeye başladığının açık

olmadığı veya bu hususta birden fazla yorum yapma imkânının bulunduğu

durumlarda önemlidir. Mahkemeye erişim hakkı kapsamında dava açma süresinin ne

zaman işlemeye başlayacağına ilişkin birden fazla yorum yapma imkânının

bulunması hâlinde kişilerin mahkemeye erişimini engellemeyecek olan yorumun

benimsenmesi gerekir.

54. Öte yandan bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği

ilgili mevzuatı yorumlamak derece mahkemelerinin görevi olup Anayasa

Mahkemesinin bireysel başvuruda incelediği husus derece mahkemelerinin

gerekçelerine esas yorumun ölçülü olup olmadığı ve buna göre Anayasa'da güvence

altına temel hak ve özgürlükleri ihlal edip etmediğidir. Bu kapsamda dava açma

sürelerinin hangi tarihte başlayacağını belirlemek Anayasa Mahkemesinin görevi

olmayıp Anayasa Mahkemesi, dava açma sürelerinin başlatıldığı tarihle ilgili

derece mahkemelerin yorumlarının Anayasa'da güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal edip etmediğini

incelemektedir.

55. Ayrıca, derece mahkemesi kararlarında başvurucuların

uğradıklarını ileri sürdükleri zararı öğrendikleri veya öğrenmeleri gereken

tarih hakkında hiçbir değerlendirme yapılmaksızın dava açma süresine ilişkin bazı

kategorik kabul ve değerlendirmelerle davaların süre yönünden reddedilmesi

mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.

56. Bir kısmına yukarıda yer verilen (§§ 20, 21) Danıştay

içtihatlarında ortaya konulduğu üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın

tazmini istemiyle açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü

tutulabilmesi için ortada idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari

eylem arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Bu çerçevede eylemin idariliğinin

veya yol açtığı zararın ya da illiyet bağının eylemden çok sonra anlaşıldığı

veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin bu tarihlerden sonra

başlayacağı kabul edilmektedir.

57. Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen

eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken bazen de çok sonra, değişik

araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.

Ortaya konulacak ölüm nedeni, çoğu zaman eylemin idariliğinin ve illiyet

bağının varlığının tespiti konusunda önem taşımaktadır (Benzeri yöndeki

değerlendirmelere için bkz. Emre Çalıkoğlu,

B. No: 2013/4686, 4/11/2015, §§ 64-67).

58. Bu bağlamda özellikle askerde meydana gelen ve kesin nedeni

bilinmeyen olayların kaza, cinayet veya intihar olup olmadığının yapılan adli

veya idari soruşturma sonucu ortaya çıktığı durumlarda ilgililerin kesin ölüm

nedenini bilmeleri, takip edecekleri usul ve başvuracakları idari ve adli

mercilerin belirlenmesinde bu kapsamda ilgililerin tam yargı davası açma

iradeleri üzerinde belirleyici etkiye sahiptir.Söz konusu soruşturmalar ise

idari veya adli makamlarca resen yürütüldüğünden soruşturma süresinin uzunluğu

üzerinde genellikle davacıların bir etkisi ve soruşturma sonucunu beklemekten

başka bir görevleri bulunmamaktadır.

59. Bu durum özellikle, tam yargı davasının kusur veya ihmalin

varlığına dayandırıldığı durumlarda önem arz eder. Yürütülen soruşturma sonucu

kusur veya ihmalin varlığı tespit edildiğinde dava açma süresinin, davacıların

kusur veya ihmalin varlığından veya sonuçlarından haberdar olduğu veya haberdar

olması gerektiği andan itibaren başladığının kabulü gerekir.

(2)İlkelerin Olaya Uygulanması

60. Başvurucular, 1602 sayılı Kanun’da belirtilen dava açma

süresinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği yönünde bir şikâyette

bulunmamıştır. Başvurucular, anılan sürenin başlangıç tarihi olarak vefat

tarihinin esas alınmasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğinden şikâyet

etmektedir.

61. Başvuruya konu olayda, başvurucuların yakının vefatının

sebebi Askerî Savcılığın 5/2/2013 tarihinde tebliğ edilen takipsizlik kararına

yapılan itirazın reddedilmesiyle kesinleştirilmiştir. Başvurucular takipsizlik

kararına itirazın ardından henüz itiraz reddedilmeden önce 20/2/2013 tarihinde

tazminat talebiyle idari müracaatlarını yapmış ve müracaatın zımnen

reddedilmesi üzerine 10/5/2013 tarihinde dava açmışlardır. AYİM kararında ise

vefatın öğrenildiği tarihten itibaren zararın öğrenildiği ve bunun üzerinden de

idari başvuru yapılan 20/2/2013 tarihi itibarıyla bir yıllık sürenin geçtiği

belirtilerek dava süre aşımı gerekçesiyle oyçokluğuyla reddedilmiştir.

62. Başvurucular; yakınlarının uyuşturucu kullandığının idarece

bilindiği ancak tedbir alınmadığı, kışlaya girerken alkollü olduğu bilindiği

hâlde revire sevk edilmediği ve hastaneye sevk sırasında uygun araç bulunması

noktasında gecikmeler olduğu hususlarına özellikle dikkat çekerek hem kusur

sorumluluğuna hem de kusursuz sorumluluğa dayalı olarak tazminat talebinde

bulunmuşlardır.

63. AYİM Dairesi, dava açma süresinin hesabında ölümün

gerçekleştiği tarihi esas almış; başvurucuların idarenin kusurundan

kaynaklandığını ileri sürdükleri zararı hangi tarihte öğrenebilecekleri, başka

deyişle başvurucular tarafından eylemin idariliğinin ne zaman öğrenildiği ya da

eylemin idariliği ihtimaline ne zaman kanaat getirildiği hakkında herhangi bir

açıklamaya yer vermemiştir.

64. Başvuruya konu olayda başvuranların yakınlarının 21/1/2012

tarihinde hayatını kaybettiğini öğrendikleri konusuda tartışma bulunmamakla

birlikte kesin ölüm nedenini takipsizlik kararı tebliğ edilinceye kadar kesin

olarak bilemedikleri, bu durumun da AYİM'e başvuru yapılması için belirleyici

bir etkiye sahip olduğu açıktır. Kaldı ki başvurucular,kovuşturmaya yer

olmadığına dair karardan haberleri olduğu tarihten itibaren tam olarak

soruşturma unsurlarına erişebilmiş ve vefat sürecine ilişkin olarak tam yargı

davasına dayanak yapılan idarenin olası hatası veya ihmalinden bu şekilde

haberdar olmuşlardır.

65. Dolayısıyla somut olayda vefat nedenini ortaya koyan

takipsizlik kararı üzerine bir yıl içinde idari başvuru yapılarak buna uygun

şekilde dava açıldığı hâlde salt uğranıldığı ileri sürülen zararın vefat tarihi

itibarıyla öğrenildiği değerlendirilerek dava açma süresinin başlangıcı olarak

kabul edilmesinin başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelik katı bir yorum

olduğu ve bu yorumun başvurucuların mahkemeye erişim hakkını kullanmasını aşırı

derecede güçleştirdiği açıktır.

66. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

67. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

68. Başvurucular, yargılamanın yenilenmesine karar verilmesini

istemişlerdir.

69. Adil yargılanmahakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

70. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi İkinci Daire Başkanlığına gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

71. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere -

Anayasa'nın 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanun ile getirilen geçici 21.

maddesinin birinci fıkrasının (E) bendiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi

kaldırılmış olduğundan anılan bendin (b) alt bendi gereğince- yetkili idari

yargı merciine GÖNDERİLMESİNE (Karar, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci

Dairesinin 11/9/2013 tarihli ve E.2013/1094, K.2013/1024 sayılı kararıyla

ilgilidir.),

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREK OLARAKÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

6/7/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh

KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Mehmet Sadık

YAMLI

Başvurucular

:

1. Mehmet

MENENDİZ

2. Özgül

MENENDİZ

3. Yeliz

GÜVENÇ

Vekilleri

:

1. Av.

Mustafa GÖNÜLAL

2. Av. Savaş

BAYTOK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/5235, 6 Temmuz 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucuların
  11. B. Değerlendirme
  12. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  13. A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının
  14. B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  15. C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin
  16. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Kaleli
  19. Necipoğlu
  20. Yamlı
  21. Menendiz
  22. Menendiz
  23. Güvenç
  24. Baytok
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/5235
Tarih
6 Temmuz 2017

İlgili Kararlar

  • Bayram Değer Başvurusu (B. No: 2014/13469)
  • Pınar Bayram Başvurusu (B. No: 2016/22302)
  • Oğuz Zengin Başvurusu (B. No: 2014/5740)
  • Behçet Ökmen ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/2607)
  • Hallo Özyıldız Başvurusu (B. No: 2014/17235)
  • Feyzi Becel Başvurusu (B. No: 2014/12392)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.