İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Sedat Aban Başvurusu (B. No: 2014/12912)

1. Başvuru; gözaltında işkence ve kötü muamele yasağı, kişi

Başvuru No2014/12912Tarih12 Ocak 2017Okuma19 dk · 3.777 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Sedat Aban Başvurusu

Karar tarihi
12 Ocak 2017
Başvuru Numarası
2014/12912
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.777 kelime·19 dk okuma·9 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; gözaltında işkence ve kötü muamele yasağı, kişi

hürriyeti ve güvenliği, gözaltında müdafi yardımından yararlanma, masumiyet

karinesi, hakkaniyete uygun yargılanma ve makul sürede yargılanma haklarının

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 8/8/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 30/12/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 25/2/2016

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. 1954 doğumlu olan başvurucu, olay tarihinde Bayındırlık ve İskan Bakanlığında müsteşar yardımcısı olduğunu

belirtmiştir.

8. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet

Başsavcılığının2001/477 sayılı soruşturması kapsamında 22/8/2001

tarihinde başvurucunun ifadesiyle kamuoyunda “Vurgun Operasyonu” adıyla bilinen

operasyon yapılmış, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı bünyesinde görev yapanların

da bulunduğu birçok kişi gözaltına alınmıştır.

9. Başvurucu da aynı operasyon kapsamında 26/8/2001

tarihinde gözaltına alınmış, 1/9/2001 tarihinde tutuklanmıştır.

10. Ankara DGM Cumhuriyet BaşsavcılığınınE.2001/233 sayılı

iddianamesiyle başvurucu hakkında ihaleye fesat karıştırmak, suç işlemek

amacıyla örgüt kurmak, görevi kötüye kullanmak, 19/4/1990

tarihli ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla

Mücadele Kanunu’na muhalefet suçlarından Ankara 1 No.lu DGM'de kamu davası

açılmıştır.

11. Ankara 1 No.lu DGM'nin görevsizlik kararı ile dosya, Ankara

1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiş ve Mahkemenin 2002/71 sayılı esasına

kaydedilmiştir.

12. Başvurucu, Ankara 1 No.lu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 10/7/2002 tarihinde tahliye edilmiştir.

13. Mahkemenin 27/2/2008 tarihli ve

E.2002/71, K.2008/39 sayılı kararı ile başvurucunun 26/9/2004 tarihli ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesi uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile

cezalandırılmasına karar verilmiştir.

14. Kararın başvurucu tarafından temyiz edilmesi üzerine

Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 28/6/2010 tarihli ve E.2010/792

K.2010/5712 sayılı kararı ile Maliye Bakanlığına davanın ihbar edilmemesi ve

zabıt katibinin tutanaklardaki imza eksiklikleri nedeniyle karar bozulmuştur.

15. Bozmadan sonra Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/3/2012 tarihli ve E.2010/374, K.2012/79 sayılı kararı ile

tüm sanıklar hakkında açılan davaların zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar

verilmiştir.

16. Katılan Hazine Vekili tarafından yapılan temyiz sonucunda

hüküm, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 28/5/2014 tarihli

ve E.2013/5337, K.2014/5836 sayılı ilamıyla onanmıştır. Kararın ilgili

bölümleri şöyledir:

“…

Ana ve

ek iddianamelerin içeriğine ve dosya kapsamına göre özetle Bayındırlık ve İskan

Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğü tarafından 2000 ve 2001 yılları

içerisinde2886 Sayılı Kanunun 35/a ve 44. maddelerinde yer alankapalı

teklif ve davetiye usulüyle yapılan bir çok ihalede usulsüzlük yapıldığı,

bakanlık içerisinde Müsteşar Yardımcısı, Müşavir, Yapı İşleri Genel Müdür

Yardımcısı, Yeterlilik Komisyonu başkanı, Yeterlilik Komisyonu üyesi ve ihale

bürosunda çalışan sanıklar ile firma sahibi veya yetkilisi diğer sanıkların

aralarında anlaşarak ihalelerin önceden belirlenen firmalara verildiği, yasal

olmayan yöntemlerle ihale verilen firma sahibi veya yetkililerinin aralarındakiaçık anlaşmalara veya yaygın uygulamaya bağlı olarakkamu görevlisi sanıklara ve usulsüz ihale alımını

kolaylaştıran diğer katılımcıfirmalara çıkar sağladıklarınınve bu şekildediğer

suçlar yanında 765 sayılı TCK'nın 205. maddesinde düzenlenen kamu kurum ve

kuruluşlarının ihalesine fesat karıştırma suçunu işlediklerinin ileri

sürüldüğü, mahkemece yapılan yargılama sonunda Devlet'in herhangi bir zararının

oluşmaması ve sanıkların menfaat sağladıkları konusunda somut bilgi ve belgeye

rastlanmaması nedenlerine dayanılarak eylemlerinin aynı Yasa'nın 366. maddesine

uyan suçu oluşturacağı sonucuna varılarak, dava zamanaşımı nedeniyle anılan

suçtan açılan kamu davalarının düşürülmesine karar verildiği, bir kısım kamu

görevlisi sanıkların hazırlık aşamasında alınan savunmalarında ihalelerin

önceden belirlenen firmalara verilmesi sırasında çıkar sağladıklarına ilişkin

ikrarlarının bulunması nedeniyle 5237 sayılı TCK'nın 235/4. maddesi uyarınca

rüşvet alma suçu yönünden ayrıca değerlendirme yapılması gerekmekle birlikte,

iş bu dava ile irtibatlı Anayasa Mahkemesinin 05/10/2007

gün ve2004/4 Esas (Yüce Divan), 2007/2 Karar sayılı kararında bu beyan ve

ikrarların bir bölümünün değerlendirilerek çelişkiliolduklarına,

yasal olmadıklarına ve mahkumiyete esas alınamayacaklarına hükmedildiği de

gözetilerek yapılan incelemede;

Bozmaya

uyularak gereği yerine getirilmek, delilleri takdir ve gerekçeleri gösterilmek

suretiyle kurulan hükümler usul ve kanuna uygun olduğundan [hükmün

onanmasına karar verilmiştir.]”

17. Dosyada Yargıtay ilamının başvurucuya tebliğ edildiğine dair

herhangi bir tebligat evrakına rastlanmamıştır. Başvurucunun onama kararını

öğrendiğini belirttiği 10/7/2014 tarihine göre

8/8/2014’te yapılan bireysel başvuruda süre aşımı bulunmamaktadır.

B. İlgili Hukuk

18. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun

205., 240., 313., 366., 367. ve 368. maddeleri

şöyledir:

“Madde 205 - (Değişik madde: 09/07/1953 - 6123/1 md.)

Bir kimse Türkiye Devleti hesabına olarak

almaya veya satmaya yahut yapmaya memur olduğu her nevi eşyanın alım veya

satımında veya pahasında veya miktarında veya yapmasında fesat karıştırarak her

ne suretle olursa olsun irtikap eylerse on seneden

aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasıyla cezalandırılır ve zarar kendisine

ödettirilir.

Madde 240 - (Değişik madde: 12/06/1979

- 2248/19 md.)

Yasada yazılı hallerden başka hangi nedenle

olursa olsun görevini kötüye kullanan memur derecesine göre bir yıldan üç yıla

kadar hapsolunur. Cezayı hafifletici nedenlerin

bulunması halinde altı aydan bir yıla kadar hapis ve her iki halde iki bin

liradan on bin liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Ayrıca

memuriyetten süreli veya temelli olarak yoksun kılınır.

Madde 313 - (Değişik madde: 06/06/1991

- 3756/4 md.)

Her ne suretle olursa olsun cürüm işlemek için

teşekkül oluşturanlara veya bu teşekküllere katılanlara bir yıldan iki yıla

kadar ağır hapis cezası verilir.

…

Teşekkülün yöneticileri hakkında yukarıdaki

fıkralar uyarınca hükmedilecek ceza üçte birden yarıya kadar artırılır.

…

Madde 366 - Her kim

Hükümet hesabına olarak icra kılınan müzayede ve münakasada şiddet veya tehdit

ile veya hediye vait ve itasiyle

veya sair menfaatler teminiyle veya gizli ittifak yahut sair hileli vasıtalar

ile rekabeti meni veya ihlal yahut müzayede ve münakasada pey sürenleri

çekilmeğe sevk ederse üç aydan bir seneye kadar hapse ve otuz liradan iki yüz

liraya kadar ağır cezayi nakdiye mahkûm olur.

Eğer fail kanunen veya Hükümet tarafından

müzayede veya münakasaya memur olan kimse ise bir seneden üç seneye kadar hapis

ve elli liradan dört yüz liraya kadar ağır cezayi nakti hükmolunur.

Madde 367 - Gerek resmi daireler marifetiyle

ve gerek beynennas bilmüzayede

alınıp satılacak yahut kiraya verilip alınacak mal ve mülklerin müzayedesinde yukarki maddede gösterilen suretlerden biriyle rekabeti

meni veya ihlal yahut müzayedeye pey sürenleri çekilmeğe mecbur edenler bir

aydan üç aya kadar hapse ve otuz liradan yüz liraya kadar ağır cezayi naktiye mahkum

olur.

Madde 368 - Bir kimse kendisine veya başkasına

vadolunmuş para veya sair menfaat mukabilinde

müzayedeye veya münakasaya devamdan istinkaf suretiyle

resmi müzayedeye fesat karıştırırsa altı aya kadar hapse ve otuz liradan elli

liraya kadar ağır cezayi naktiye

mahkum olur."

19. 4/4/1929 tarihli ve 1412 sayılı

mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 151. maddesi şöyledir:

“Suçların İhbarı

Madde 151 - Suçlara dair ihbarlar, şifahi veya

yazılı olarak Cumhuriyet Müddeiumumiliğine, zabıta makam ve memurlarına ve sulh

hakimlerine yapılabilir.

Bu ihbarlar kanuni mercilere tevdi edilmek

üzere vali, kaymakam ve nahiye müdürlerine de yapılabilir.

Şifahi ihbarlar üzerine zabıt varakası

tutulur.

(Değişik fıkra: 21/05/1985

- 3206/32 md.) Takibi şikayete bağlı olan suçlarda bu

şikayet yazı ile veya tutanağa geçirilecek beyan ile mahkemeye, Cumhuriyet

savcılığına ve yukarıda gösterilen makamlara da yapılabilir.”

20. 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 158. maddesi şöyledir:

“İhbar ve Şikâyet

Madde 158 - (1) Suça ilişkin ihbar veya

şikâyet, Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına yapılabilir.

(2) Valilik veya kaymakamlığa ya da mahkemeye

yapılan ihbar veya şikâyet, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.

…

(4) Bir kamu görevinin yürütülmesiyle

bağlantılı olarak işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle, ilgili kurum ve

kuruluş idaresine yapılan ihbar veya şikâyet, gecikmeksizin ilgili Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilir.

(5) İhbar veya şikâyet yazılı veya tutanağa

geçirilmek üzere sözlü olarak yapılabilir.

…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 12/1/2017 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu;

i. Bayındırlık ve İskan Bakanlığında

müsteşar yardımcısı olarak görev yaptığını, 26/8/2001 ile 1/9/2001 tarihleri

arasında hâkim karşısına çıkarılmadan gözaltında tutulduğunu,

ii. Gözaltında bulunduğu süre boyunca kendisini ve siyasileri

suçlayıcı beyanda bulunmayı reddetmesi nedeniyle sistematik olarak baskı,

yorma, cebre tabi tutulduğunu, nezarethanede uyumadan ayakta bekletildiğini,

elleri arkadan bağlı ve belden yukarısı çıplak olarak sorgulandığını, sorgu

sırasında darbedildiğini, hayalarının

sıkıldığını, uygulanan bu insanlık dışı muamele sonucunda gözaltında kaldığı

beşinci günün sonunda yorgun ve bitkin düştüğünü, kendisini ve bazı siyasileri

suçlar nitelikteki ifadeyi imzalamak zorunda kaldığını, Savcılık ve Sorgu

Hâkimliğinde bu ifadesinden dönebileceğinden kuşkulanan kolluk görevlilerinin

buna karşı bir önlem olarak bu ifadenin 2001 yılına ilişkin olduğunu, Sorgu

Hâkimliğinden sonra yeniden Emniyete götürülerek 2000 yılıyla ilgili yeniden

ifadesinin alınacağını, savcı ve hâkim önünde verdiği ifadesini değiştirirse

ailesinin de Emniyete getirileceğini söylediklerini; 1/9/2001 tarihinde Sulh

Ceza Mahkemesinde yapılan sorgusunda kolluk kuvvetlerinin duruşma salonunun

kapı aralığından kendisini izlediklerini görünce hâkime “Emniyet ve savcılık ifademe göre siz sorgu zaptını

hazırlayın, ben imzalayayım.” dediğini, bu şekilde icra edilen sorgu

sonunda tutuklandığını,

iii. Gözaltında bulunduğu sürede müdafi yardımından

faydalanmasının önlendiğini,

iv. Basın yayın organlarında

soruşturmanın “Vurgun Operasyonu” olarak

adlandırıldığını, daha soruşturmanın başında bu şekilde bir adlandırmayla

masumiyet karinesinin ihlal edildiğini, hüküm verecek yargı organlarının baskı

altına alınarak tarafsızlığının engellendiğini,

v. İşkence ve kötü muamele sonucunda

alınan ifadelerin hukuka aykırı delil olmasına rağmen dosyada muhafaza

edildiğini, Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan sıfatıyla verdiği 5/10/2007 tarihli

ve E.2004/45/10/2007 tarihli ve E.2004/4, K.2007/2 sayılı kararının 105.

sayfasında “M. Sedat ABAN’ın

poliste 1.9.2001 tarihinde saat 8:30’da başlayan ifade alma işleminin ise hiç

ara vermeksizin saat 14:45’e kadar toplam altı saat on beş dakika sürdüğü

anlaşılmıştır. Bu durumda, iddiaya dayanak yapılan M. Sedat

ABAN ve S.D.nin hazırlık soruşturması aşamasında

sanık olarak verdikleri, ancak sonradan baskıya dayalı olarak ve yasak

yöntemlerle alındığını ileri sürerek kabul etmedikleri ve aksi de

kanıtlanamayan, birbirleriyle çelişkili olan ve suç isnadından öteye geçmeyen

ifadelerinin hükme esas alınamayacağı”nın

değerlendirildiğini, hakkında beraat kararı verilebilecek olmasına rağmen

zamanaşımından düşme kararı verildiğini, bunun da kamuoyunda “ceza almaktan

kurtulduğu” şeklinde algılandığını, basında bu şekilde haberler çıktığını, bu

nedenle delillerin takdirinde açık ve bariz bir keyfîlik

sergilenerek aklanma olanağının ortadan kaldırıldığını,

vi. 1/9/2001 ile 10/7/2002tarihleri

arasında on aydan fazla bir süre tutuklu kaldığını, beraat etmiş olsaydı 5271

sayılı Kanun'un 141 vd. maddelerine göre tazminat talep edebileceğini ancak

düşme kararı verildiği için tazminat talebinde bulunamadığını,

vii. Yargılamanın on iki yıldan uzun sürdüğünü belirterek

Anayasa’nın 17., 19. ve 36. maddelerinde güvence

altına alınan işkence ve kötü muamele yasağı, kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkı, adil yargılanma hakkının alt ilkelerinden olan gözaltında müdafi

yardımından yararlanma, masumiyet karinesi, hakkaniyete uygun yargılanma ve

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti

ve tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Bakımından

a. İşkence

ve Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden

23. Başvurucu; gözaltındayken isnat olunan eylemleri ikrar

etmesi amacıyla nezarethanede ayakta bekletildiğini, darbedildiğini,

hayalarının sıkıldığını ileri sürmüştür.

24. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

25. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı

45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

26. Başvuru yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun

temel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal

sonucudur. Diğer bir ifadeyle temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların

ve derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, başvuru yollarının

tüketilmesi koşulunu zorunlu kılmaktadır (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 20).

27. Temel hak ve özgürlüklere saygı devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §

16).

28. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin yetkili idari ve yargısal mercilerce düzeltilmemesi hâlinde

başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun

ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği

şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne

uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu

makamlara sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için

gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Ayşe

Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

29. Başvurucu, başvuru formunda gözaltında kaldığı altı gün

boyunca işkence ve kötü muamele gördüğünü iddia etmiştir. Başvurucu; kolluk,

Cumhuriyet Savcılığı ve Sulh Ceza Mahkemesindeki ifadelerini, gözaltı giriş ve

çıkışı sırasında alınan adli muayene raporlarını bireysel başvuru dosyasına

ibraz etmemekle birlikte Savcılıkta ve Sulh Ceza Mahkemesindeki ifadelerinde de

kötü muameleye dair bir beyanı bulunmadığını belirtmiştir. Başvurucunun gözaltı

giriş ve çıkışı sırasındaki adli muayene raporlarını ibraz etmemesinin yanı

sıra bu raporlarda darp ve cebir izi bulunduğuna dair bir iddiası da

bulunmamaktadır. Başvurucu, Ankara 1 No.lu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından

savunmasının alınıp tahliye edildiği 10/7/2002

tarihine kadar on aydan fazla bir süre boyunca da işkence ve kötü muamele

iddialarıyla ilgili olarak herhangi bir mercie şikâyette bulunmamıştır.

30. Soruşturma ve kovuşturmada kendisini 1412 sayılı mülga

Kanun’un 151. maddesi uyarınca suç ihbarının ne şekilde, hangi mercilere

yapılabileceğini bilen bir vekille temsil ettiren başvurucu; işkence

niteliğinde olduğunu iddia ettiği eylemlerin gerçekleştiği tarihten itibaren

yaklaşık on ay boyunca sessiz kalmayı tercih ederek savunması sırasında

kendisine isnat olunan suçları işlemediğini kanıtlamak için işkence ve kötü

muameleye maruz kaldığını bir savunma argümanı olarak

kullanmıştır. Bu nedenle başvurucunun kovuşturmadaki beyanının işkence ve kötü

muamele iddialarıyla ilgili olarak tüketilmesi gereken/tüketilmiş bir başvuru

yolu olarak değerlendirilmesi mümkün görülmemektedir.

31. Buna göre Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası

kapsamına giren eylemlere maruz kaldığını ileri süren başvurucu tarafından

etkili bir başvuru yolu olan adli makamları hareket geçirmek için bir

başvurusunun da bulunmadığı dikkate alındığında başvuruya konu olayın -bireysel

başvuru yolunun ikincil niteliği gereği- Anayasa Mahkemesi tarafından

incelenmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmiştir.

32. Açıklanan nedenlerle başvurucunun işkence ve kötü muamele

yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Kişi

Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden

33. Başvurucu 1/9/2001 ile 10/7/2002

tarihleri arasında on aydan fazla bir süre boyunca haksız olarak tutuklu

kaldığını, yargılama sonunda düşme kararı verilmesi nedeniyle tutuklu kaldığı

bu süre için tazminat davasıaçma imkânının

bulunmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

34. 6216 sayılı Kanun’ungeçici 1.

maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme,

23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve

kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler."

35. Bu hüküm gereğince Anayasa Mahkemesi, 23/9/2012

tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkemenin zaman bakımından yetkisi ancak bu

tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel

başvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu düzenleme karşısında anılan

tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde Mahkemenin

yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir (G.S.,

B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).

36. Başvurunun kabul edilebilmesi için ihlal iddiasına dayanak

teşkil eden nihai işlem veya kararların 23/9/2012

tarihinden evvel kesinleşmemiş olması da gerekmektedir. Nihai işlem veya

kararların anılan tarihten önce kesinleştiği tespit edildiği takdirde ilgili

şikâyetler bakımından başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir. Mahkemenin yargı yetkisine ilişkin bu tespitin bireysel başvuru incelemesinin

her aşamasında yapılabilmesi mümkündür (Korcan Polatsü, B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 32).

37. Somut olayda isnat edilen suçlar nedeniyle 1/9/2001 tarihinde tutuklanan başvurucu, 10/7/2002 tarihinde

tahliye edilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci

fıkrası kapsamında, tutuklu kaldığı dönem Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından

yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden önce sona

ermiştir.

38. Açıklanan nedenlerle başvurucunun kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetinin zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Adil

Yargılanma Hakkı Kapsamında Kalan Gözaltında Müdafi Yardımından Yararlanma,

Masumiyet Karinesi ve Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddialar

39. Başvurucu, gözaltında bulunduğu

sürede müdafi yardımından faydalandırılmadığını, basın yayın organlarında

soruşturmanın “Vurgun Operasyonu” olarak

adlandırıldığını, daha soruşturmanın başında bu şekilde bir adlandırmayla

masumiyet karinesinin ihlal edildiğini, işkence ve kötü muamele sonucunda

alınan ifadelerin hukuka aykırı delil olmasına rağmen dosyada muhafaza

edildiğini, hakkında beraat kararı verilebilecek olmasına rağmen zamanaşımından

düşme kararı verildiğini, bunun da kamuoyunda “ceza almaktan kurtulduğu”

şeklinde algılandığını ileri sürmüştür.

40. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir ...”

41. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“(1) Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

42. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar” kenar başlıklı 46. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı

doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.”

43. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar” başlıklı 46. maddesinde kimlerin

bireysel başvuru yapabileceği sayılmıştır. Anılan maddenin (1) numaralı

fıkrasına göre bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi

için üç temel ön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu ön koşullar;

başvurucunun kamu gücünün eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı “güncel

bir hakkının ihlal edildiği iddiasında”bulunması,

iddia edilen ihlalden kişinin “kişisel olarak” ve “doğrudan” etkilenmiş olması

ve bunların sonucunda başvurucunun “mağdur” olduğunu iddia etmesidir (Fetih Ahmet Özer, B. No: 2013/6179, 20/3/2014, § 24).

44. Bir başvurunun kabul edilebilmesi için başvurucunun sadece

mağdur olduğunu ileri sürmesi yeterli olmayıp ihlalden doğrudan etkilendiğini

yani mağdur olduğunu göstermesi veya mağdur olduğu konusunda Anayasa

Mahkemesini ikna etmesi gerekir. Bu itibarla mağdur olduğu zannı veya şüphesi

de mağdurluk statüsünün varlığı için yeterli değildir (Ayşe Hülya Potur, B. No: 2013/8479, 6/6/2014, § 24).

45. Bu kapsamda bir şüpheli hakkında yürütülen ceza

soruşturmasının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanması veya

açılmış olan davanın ertelenmesi, düşürülmesi ya da sanığın beraatine

hükmedilmesi hâlinde makul sürede yargılanma hakkına ilişkin iddialara halel

gelmemek şartıyla bu kişilerin adil yargılanma hakkının ihlali nedeniyle mağdur

olduklarının kabulü mümkün değildir. Ancak bu durum, soruşturma veya

kovuşturmaların yukarıda belirtilen sonuçlarının adil yargılanma hakkı

dışındaki haklara etkisinin incelenmesine engel teşkil etmez (Bahaettin Gülgör ve diğerleri,

B. No: 2013/3209, 21/4/2016, § 43).

46. Somut olayda başvurucu hakkında her ne kadar kamu davası

açılmış ise de öngörülen zamanaşımı sürelerinin dolması nedeniyle herhangi bir

mahkûmiyet hükmü kurulmamış ve davanın düşürülmesine karar verilmiştir.

Dolayısıyla başvurucunun bahse konu iddiaları bakımından mağdur sıfatı

bulunmamaktadır.

47. Bu nedenle mağdurluk statüsünün bulunmadığı anlaşıldığından

başvurucunun bu kısımdaki şikâyetlerinin kişi

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

d. Makul

Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

48. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

49. Başvurucu, atılı suçlar nedeniyle yargılamanın on iki yıl

sonra nihai olarak karara bağlandığını belirterek makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

50. Makul sürede yargılanma hakkı, adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil olup davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesi

de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

51. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken ölçütlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

52. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasının

yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiği

arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Somut başvuru

açısından bu tarih, başvurucunun gözaltına alındığı 26/8/2001’dir.

Sürenin sona erdiği tarih ise suç isnadının nihai olarak karara bağlandığı

tarihtir. Mevcut olayda bu tarih, İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen düşmekararının Yargıtayca

onandığı 28/5/2014’tür. (Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014,

§ 35). Başvurucu hakkındaki yargılama on iki yıldan fazla bir süre geçtikten

sonra neticelenerek kesinleşmiştir.

53. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usulüne tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlar

verilmiştir (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014,

§§ 23-41; Ersin Ceyhan, §§

24-40). Somut başvuruda bu ilkelerden ayrılmayı gerektirir bir neden

bulunmamaktadır.

54. Başvuruya konu davada toplam 568 sanık bulunduğu, İlk Derece

Mahkemesinin 27/2/2008 tarihinde başvurucu tarafından temyiz edilmesi üzerine

Yargıtay 5. Ceza Dairesince 28/6/2010 tarihinde bozulduğu, bozmadan sonra

Mahkemenin 16/3/2012 tarihli kararı ile tüm sanıklar hakkında açılan davaların

zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verildiği, yapılan temyiz incelemesi

neticesinde Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 28/5/2014 tarihli ilamıyla hükmün onandığı,

davada taraf sayısı çok olmakla birlikte on iki yıldan fazla süren soruşturma

ve kovuşturmada makul olmayan bir gecikmenin bulunduğu sonucuna varılmıştır.Başvurucunun tutumunun

yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.

55. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

56. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

57. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

58. Başvurucu, ihlalin tespitiyle sembolik olarak 5 TL maddi, 10

TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

59. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Söz konusu ihlal kararı kapsamında

başvurucu hangi nedenle maddi zarara uğradığı konusunda bir açıklamada

bulunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

60. Başvurucunun başvuru formunda talep ettiği miktar dikkate

alındığında yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle ihlal kararının yeterli

tatmin sağladığı anlaşılmakla manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

61. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. İşkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4. Adil yargılanma hakkı kapsamında kalan gözaltında müdafi

yardımından yararlanma, masumiyet karinesi ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddiaların kişi

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucunun maddi ve manevi tazminat taleplerinin REDDİNE,

D. 206,10 TL başvuru harcı ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 12/1/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Engin YILDIRIM Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Recai AKYEL Raportör : Hüseyin MECEK Başvurucu : Mehmet Sedat ABAN Vekili : Av. Murat MECİT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/12912, 12 Ocak 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  12. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/12912
Tarih
12 Ocak 2017

İlgili Kararlar

  • Halil İbrahim Keskin ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/2853)
  • Veysi Uğurel Başvurusu (B. No: 2014/15462)
  • Gültekin Kaman ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/16273)
  • İzzettin Özel ve Serdar Özel Başvurusu (B. No: 2014/7688)
  • Kazim Pirinççioğlu Başvurusu (B. No: 2014/17233)
  • Arıcı Ayakkabı Giyim Tekstil Dayanıklı Tüketim Malları San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/19437)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.