İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Melahat Altın ve Filiz Freıfrau Von Thermann Başvurusu (B. No: 2014/11408)

(Başvuru

Başvuru No2014/11408Tarih8 Aralık 2016Okuma25 dk · 4.981 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Melahat Altın Ve Filiz Freıfrau Von Thermann Başvurusu

Başvuru No
2014/11408
Karar tarihi
8 Aralık 2016
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.981 kelime·25 dk okuma·14 bölüm

(Başvuru

Numarası: 2014/11408)

Karar

Tarihi: 8/12/2016

R.G. Tarih

ve Sayı: 23/12/2016-29927

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru,

malik olunan turistik tesisin çevre duvarının bir kısmının kıyı kenar

çizgisinin deniz yönünde kaldığı gerekçesiyle verilen yıkım kararının iptali

istemiyle açılan davanın reddedilmesi ve yapının bedeli ödenmeden yıkılmasına

karar verilmesi sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 7/7/2014 tarihinde Burhaniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci

Bölüm Birinci Komisyonunca 8/7/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm

Başkanı tarafından 5/1/2016 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru

belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 3/3/2016 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık

tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 15/3/2016

tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne

karşı beyanlarını 21/3/2016 tarihinde ibraz

etmişlerdir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru

formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla

erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8.

Başvurucular, Balıkesir ili Burhaniye ilçesi Ören Mahallesi Ayaklı mevkii 253

ada 1 parsel sayılı taşınmazda bulunan turistik tesisin ortak malikleridir.

9.

Başvuruculara ait taşınmazın ve turistik tesisin bulunduğu alanda Balıkesir

Valiliğince (Valilik) belirlenen kıyı kenar çizgisi 12/9/1975

tarihinde İmar ve İskân Bakanlığınca onaylanmıştır.

10. İmar ve

İskân Bakanlığınca onaylanan kıyı kenar çizgisine göre başvuruculara ait

taşınmazın bir bölümünün kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı, bu kısmın devletin

hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu belirtilerek taşınmazın

kıyı kenar çizgisi içinde kalan kısmının tapusunun iptali ve bu kısım üzerinde

kalan yapıların kali istemiyle Maliye Hazinesine

izafeten Mal Müdürlüğü tarafından başvuruculardan Melahat Altın ve

başvurucuların murisi aleyhine 17/7/1992 tarihinde

Burhaniye Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılmıştır.

11.

Mahkemenin 18/7/1995 tarihli ve E.1994/63, K.1995/296

sayılı kararıyla davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de hüküm Yargıtay

1. Hukuk Dairesinin 11/12/1995 tarihli ilamı ile bozulmuş, Mahkemenin 11/6/1996

tarihli ve E.1996/184, K.1996/112 sayılı kararı ile verilen ilk kararda

direnilmiştir.

12. Direnme

kararının temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 7/4/1999

tarihli ve E.1999/1-231, K.1999/186 sayılı ilamıyla uyuşmazlığın kıyı kenar

çizgisinin saptanması, yöntem ve kapsamının belirlenmesinden kaynaklandığı

belirtilerek 13/3/1972 tarihli ve 7/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme

Kararı'na uygun işlem ve araştırma yapılarak, ayrıca taraflar arasında daha

önce görülen davalar sonucu verilen kararlar da değerlendirilerek hüküm

kurulmak üzere direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Kararın

gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

''... kural olarak mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisinin

belirlenmesi görevinin adli yargı yerine ait olduğu...;

ancak 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 9. maddesi uyarınca idare tarafından kıyı

kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idari

yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idari yargı

tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında, bunlara uygun

şekilde kıyı kenar çizgisinin saptanması gerektiği'', aksi halde 3621 sayılı

Kanun ile 13/3/1972 tarih ve 7/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme

Kararındaki kural ve yöntemler doğrultusunda kıyı kenar çizgisinin mahkeme

tarafından belirlenmesi 28/10/1997 gün 1996/5 Esas, 1997/3 Karar sayılı

İnançları Birleştirme Kararı gereğidir. ''

13.

Mahkemece, Hukuk Genel Kurulunun bozma ilamına uyularak yapılan yargılama

sonunda 11/4/2000 tarihli ve E.1999/221, K.2000/101

sayılı kararıyla 1975 yılında pafta üzerinden geçirilen kıyı kenar çizgisinin

kesinleşmediği, bu anlamda davacı Maliye Hazinesi lehine üstün bir hak

sağlamadığı, Mahkemece yapılan keşifte kıyı kenar çizgisinin kesinleşmiş

Mahkeme ilamındaki sınırlara uygun olarak tespit edildiği, bu bakımdan davacı

Maliye Hazinesinin davalıların özel mülkiyetinde bulunan yerler konusunda

hukuken korunan üstün hakkının bulunmadığı gerekçesiyle tapu iptali, tescil ve

kal davasının reddine karar verilmiştir.

14. Karar,

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 26/9/2000 tarihli ve E.2000/9564, K.2000/10875

sayılı ilamı ile onanmış;karar

düzeltme istemi ise aynı Dairenin 27/11/2000 tarihli E.2000/14060, K.2000/14879

sayılı ilamı ile reddedilerek hüküm 27/11/2000 tarihinde kesinleşmiştir.

15.

Burhaniye Belediyesi (Belediye) Encümeninin 24/8/2010

tarihli ve 2010/834 sayılı kararı ile başvuruculara ait turistik tesisin çevre

duvarının 4.00 metrelik kısmının kıyı kenar çizgisinin deniz yönünde kaldığı,

izinsiz ve kaçak olarak yapıldığının tespit edildiği, 19/7/2010 tarihinde

duvarın mühürlendiği belirtilerek izinsiz ve kaçak olarak yapılan yapının

yıkılmasına, yıktırılmadığı takdirde Belediyece yıkılarak yıkım masraflarının

%20 fazlası ile başvuruculardan tahsiline karar verilmiştir.

16. Başvuruculardan

Melahat Altın, kaçak olduğu iddia edilerek yıkılması istenen ancak turistik

tesisin tamamına ait 1964 tarihli ruhsat kapsamında kalan duvarın 1988 yılından

önce yapıldığını, 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı

Kanunu'nun geçici maddesi gereğince müktesep haklarının korunması gerektiğini

belirterek 24/8/2010 tarihli kararın iptali istemiyle Belediye aleyhine

2/9/2010 tarihinde Balıkesir İdare Mahkemesinde dava açmıştır.

17.

Balıkesir İdare Mahkemesinin 22/9/2011 tarihli ve

E.2010/1255, K.2011/1159 sayılı kararı ile Belediye Encümen Kararının,

başvuruculara ait turistik tesisin çevre duvarlarının 4 metrelik bölümünün kıyı

alanında kaldığından yıkımına ilişkin kısmı yönünden davanın reddine; dava

konusu duvar yıktırılmadığı takdirde Belediyece yıkılarak yıkım masraflarının

%20 fazlası ile ilgililerinden tahsiline ilişkin kısmı yönünden ise davanın

kabulü ile işlemin iptaline karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"Uyuşmazlıkta; davacının ortak maliki olduğu taşınmazın etrafını

çevreleyen ve dava konusunu oluşturan sınır duvarlarının ne zaman inşa edildiği

noktasında yapı tatil (tespit) zaptında bir bilgi mevcut olmamasına karşın

dosya içerisinde yer alan mahkeme ilamında, davacı M.A. ve T.A. tarafından

Burhaniye Asliye Hukuk Mahkemesinin E.1987/427 esas numarasına kayden Hazine ve Burhaniye Belediye Başkanlığına karşı

açılan davada söz konusu duvarların mevcut olduğu hususunun mahkemece yerinde

yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi ile tespit edildiği, dava konusu

taşınmazın bulunduğu alana ilişkin olarak biri 12.09.1975 ve diğeri de

12.07.2006 tarihi olmak üzere iki adet kıyı kenar çizgisinin bulunduğu, imar

uygulamaları ile ilgili iş ve işlemlerde 12.09.1975 tarihli kıyı kenar

çizgisinin geçerli olduğu, davacının maliki olduğu taşınmazın bir kısmı ve

uyuşmazlık konusu yapının 12.09.1975 tarihinde tespit edilen kıyı kenar

çizgisine göre kıyıda kaldığı, davacı tarafından dava konusu duvara ilişkin

olarak duvarın 4 m.lik bölümünün kıyı alanında

kaldığına dair düzenlenen yapı tespit zaptı ve mühürleme işleminin iptali

istemiyle Mahkememiz nezdinde açmış olduğu davanın Mahkememizin 22/09/2011 tarihli ve E.2010/1195, K.2011/1160 sayılı kararı

ile reddedildiği görülmektedir.

Her ne kadar, Burhaniye Asliye Hukuk

Mahkemesinin E.1987/427 esas numarasına kayden Hazine

ve Burhaniye Belediye Başkanlığına karşı açılan davada söz konusu duvarların

mevcut olduğu hususunun mahkemece yerinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi

ile tespit edilmişse de, yukarıda yer verilen mevzuat hükmünde sahil şeridi içerisinde yer alan ve 11

Temmuz 1992 tarihinden önce yürürlükteki plan ve/veya mevzuatta uygun olarak

inşa edilen yapıların ilgilileri açısından müktesep hak teşkil ettiği

belirtildiğinden, 12.09.1975 tarihinde tespit edilen kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kalan yapının belirtilen hükümden

yararlanamayacağı açıktır.

Bu durumda, davaya konu edilen duvarın yapı

niteliğinde olduğu, kıyı alanında kaldığı ve kıyıların herkesin eşitlik ve

serbestlikle yararlanmasına açık olduğu, buralarda hiçbir yapının

yapılamayacağı, duvar, çit,

parmaklık, tel örgü, hendek, kazı ve benzeri engeller oluşturulamayacağı

dikkate alındığında; dava konusu 24.08.2010 tarihli ve 2010/834 sayılı encümen

kararının, davacının ortak maliki olduğu, ... tesis (in) çevre duvarlarının 4 m'lik bölümünün

kıyı alanında kaldığından yıkımına ilişkin kısmında hukuka aykırılık

bulunmamaktadır."

18. Temyiz üzerine karar, Danıştay Ondördüncü

Dairesinin 18/4/2013 tarihli ve E.2011/16815,

K.2013/3062 sayılı ilamı ile onanmıştır.

19. Karar düzeltme istemi ise aynı Dairenin 15/4/2014

tarihli ve E.2014/584, K.2014/4692 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.

20. Karar, başvuruculardan Melahat Altın vekiline 9/6/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

21. Mahkemenin 22/9/2011 tarihli kararından sonra başvuruculardan

Filiz Von Thermann,Belediyenin

yıkım işlemiyle ilgili olarak iki kıyı kenar çizgisi arasında kalan ve özel

mülkiyete konu olan alanda müktesep haklarının bulunduğunun ve kamulaştırma

yapılmadan uygulama yapılamayacağının bildirilmesi için 12/12/2011 tarihli

dilekçeyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığına müracaat etmiştir.

22. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 8/6/2012

tarihli yazısı ile uyuşmazlığa konu olan alanda imar hukuku yönünden esas olan

ve 12/9/1975 tarihinde İmar ve İskân Bakanlığınca onaylanan kıyı kenar çizgisi

ile mülkiyeti ilgilendiren idari işlemler yönünden esas olan ve Burhaniye

Asliye Hukuk Mahkemesinin 11/4/2000 tarihli kararıyla tespit edilen kıyı kenar

çizgisinin her ikisinin de gösterildiği paftanın Bayındırlık ve İskân

Bakanlığınca 12/7/2006 tarihinde onaylandığı ifade edilmiş; iki ayrı kıyı kenar

çizgisinin paftasında gösterilmesi işlemine ilişkin açılan idari davalar

reddedildiğinden ve Bayındırlık ve İskânBakanlığınca

işlem iptal edilmediğinden 12/9/1975 tarihinde onaylanan kıyı kenar çizgisinin

geçerli olduğu belirtilmiştir. Yazının devamında 1/12/1984

tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren

27/11/1984 tarihli ve 3086 sayılı mülga Kıyı Kanunu'nun geçici 2. maddesinde,

1972 yılından önce kıyıda yapılmış özel mülkiyete konu yapılar için Kanun'un

yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuata ve imar planlarına uygun olarak

yapılan yapılar hakkında bu Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı hükmü yer

almakla birlikte 17/4/1990 tarihli Resmî Gazete'de

yayımlanan 3621 sayılı Kanun'un geçici maddesinde, bu Kanun'un yürürlüğe

girdiği tarihten önce mevzuat hükümlerine uygun olarak onanmış ve kısmen veya

tamamen yapılaşmış 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarının sahil şeritleriyle

ilgili hükümlerinin geçerli olduğunun düzenlendiği, imar hukuku yönünden İmar

ve İskân Bakanlığınca onaylanan kıyı kenar çizgisinin dikkate alınması

durumunda kıyıda kalan söz konusu yapılar için 3621 sayılı Kanun'a göre

müktesep haktan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Yine 12/9/1975

tarihinde onaylanan kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kalan yapıların durumunun

da buna göre belirlenmesi gerektiği, uygulama yapılırken mülkiyet açısından

Burhaniye Asliye Hukuk Mahkemesinin 11/4/2000 tarihli kararı ile tespit edilen

kıyı kenar çizgisine göre kamulaştırma işlemi gerçekleştirilmeden (mülkiyet

sorunu çözülmeden) uygulama yapılamayacağı belirtilerek iki kıyı kenar çizgisi

arasında kalan alan ve üzerindeki yapıların 3086 sayılı Kanun dikkate

alındığında bedeli ödenmeden kaldırılmasının mümkün gözükmediği belirtilmiştir.

23. Başvurucular 7/7/2014 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

24. 3621

sayılı Kanun'un 4. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Kıyı Kenar çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı

çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk,

çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal

sınırını,

Kıyı: Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alanı,

Sahil şeridi: Kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak

enaz 100 metre genişliğindeki alanı,

...

ifade

eder.''

25. 3621

sayılı Kanun'un 5. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

" Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar,

herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır,

Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı

gözetilir.

Kıyıda ve sahil şeridinde planlama ve uygulama yapılabilmesi için kıyı

kenar çizgisinin tespiti zorunludur.''

26. 3621

sayılı Kanun'un 6. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Kıyı, herkesin eşitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık olup,

buralarda hiçbir yapı yapılamaz; duvar, çit, parmaklık, telörgü,

hendek, kazık ve benzeri engeller oluşturulamaz.''

27. 3621

sayılı Kanun'un 14. maddesi şöyledir:

"Bu Kanun kapsamında kalan alanlarda ruhsatsız yapılar ile ruhsat

ve eklerine aykırı yapılar hakkında 3l94 sayılı İmar Kanununun ilgili hükümleri

uygulanır."

28. 3621

sayılı Kanun'un geçici maddesi şöyledir:

"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce mevzuat hükümlerine

uygun olarak onanmış ve kısmen veya tamamen yapılaşmış 1/1000 ölçekli uygulama

imar planlarının sahil şeritleri ile ilgili hükümleri geçerlidir. Ancak, 8 inci

maddenin ikinci fıkra hükümleri saklıdır."

29. 3086

sayılı mülga Kanun'un geçici 2. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"1972 yılından önce kıyıda doğmuş özel mülkiyete konu yapılar ile

bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuata ve imar planına uygun

olarak yapılan yapılar hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz."

30. 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 32. maddesi

şöyledir:

"Bu Kanun hükümlerine göre ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılar

hariç; ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı

yapıldığı ilgili idarece tespiti, fenni mesulce tespiti ve ihbarı veya herhangi

bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o

andaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur.

Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerine asılmasıyla yapı sahibine

tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshasıda

muhtara bırakılır.

Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapı sahibi, yapısını ruhsata

uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden veya valilikten mühürün kaldırılmasını ister.

Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın giderilmiş olduğu veya

ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu, inceleme sonunda anlaşılırsa,

mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır ve inşaatın devamına izin verilir.

Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsata aykırı veya ruhsatsız

yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulu kararını müteakip,

belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapı sahibinden tahsil

edilir."

31. 3/8/1990 tarihli ve 20594 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Kıyı Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in 5. maddesinin

ilgili bölümü şöyledir:

''Kıyılar ... Devletin hüküm ve tasarrufu

altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır.

Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı

gözetilir.

Kıyı, herkesin eşitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık olup,

buralarda hiçbir yapı yapılamaz; duvar, çit, parmaklık, tel örgü, hendek, kazık

ve benzeri engeller oluşturulamaz.''

32. Aynı

Yönetmelik'in 16. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

''Sahil şeridinde kıyıya geçişi engelleyecek şekilde; duvar, çit,

parmaklık, tel örgü, hendek, kazık ve benzeri engeller oluşturulamaz. Moloz,

toprak, curuf, çöp gibi çevreyi bozucu etkisi olan

atık ve artıklar dökülmez, kazı yapılamaz.

Sahil şeridine 11 Temmuz 1992 tarihinden önce yürürlükteki plan ve/veya

mevzuatta uygun olarak yapılmış veya inşaat ruhsatı alınarak en az su basman

seviyesine kadar inşaatı tamamlanmış yapılardaki müktesep haklar saklıdır. Bu

hüküm, üzerine birden fazla yapı yapılmak üzere ruhsat alınmış parsellerdeki en

az su basman seviyesindeki yapılar içinde geçerlidir.''

33. Aynı

Yönetmelik'in 20. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

''Kıyılarda, ... ve sahil şeritlerinde kanun,

plan ve yönetmelik hükümlerine uyulmadan ruhsatsız, ruhsat ve eklerine aykırı

yapı yapılması halinde, 3194 sayılı İmar Kanununun 32 nci

maddesi hükümleri uyarınca, aynı kanunda belirlenen yasal süreler içinde

gerekli işlemler yapılır.''

IV.İNCELEME VE GEREKÇE

34.

Mahkemenin 8/12/2016 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

35.

Başvurucular, sahibi bulundukları turistik tesisin ve çevre duvarlarının 1964

yılından bu yana mevcut olup ruhsatlı bulunduğunu, 1975 yılında Valilikçe kıyı

kenar çizgisi belirlenerek tesisin bir kısmının kıyı kenar çizgisinin deniz

tarafında kaldığı gerekçesiyle tapu iptali tescil davası açılmış ise de

Burhaniye Asliye Hukuk Mahkemesince belirlenen kıyı kenar çizgisine göre

taşınmazın kıyıda kalmadığı tespit edilerek 27/11/2000

tarihinde kesinleşen karar ile tapu iptali, tescil ve kal talebinin

reddedildiğini, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 2006 yılında Mahkemece tespit

edilen kıyı kenar çizgisinin onaylanarak paftasına işlendiğini, bu durumda 1975

yılında belirlenen kıyı kenar çizgisine göre tesisin çevre duvarının bir

kısmının kaçak yapı olarak değerlendirilerek yıkılmasına karar verilmesinin

kazanılmış haklara aykırı bulunduğunu, bedeli ödenmeden ve kamulaştırma yapılmadan

yıkım kararı alınmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek mülkiyet haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüşler; ihlalin tespitini, yargılamanın yenilenmesini

talep etmişlerdir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

36.

Başvurucuların mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddiasına ilişkin

başvurusunun, açıkça dayanaktan yoksun olmaması ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmaması nedeniyle kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin

Varlığı ve Türü

37. Başvurucular, maliki bulundukları turistik tesisin çevre

duvarlarının bir kısmının 1975 yılında belirlenen kıyı kenar çizgisine göre

kıyıda kaldığı belirtilerek yıkılmasına karar verilmiş ise de 2000 yılında kesinleşen

Mahkeme kararı ile belirlenen kıyı kenar çizgisine göre duvarın kıyıda değil

mülkiyeti kendilerine ait bulunan alanda kaldığını, kaçak olmayıp 1964 tarihli

yapı ruhsatı kapsamında bulunduğunu, kamulaştırma işlemi yapılmadan ve bedeli

ödenmeden yıkım kararı alınamayacağını belirterek mülkiyet haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

38.

Bakanlık görüş yazısında, başvurunun kabul edilebilirliği yönünden

başvurucuların maliki bulundukları duvarın bir kısmının yıkılmasına ilişkin

idari işlem nedeniyle uğradıkları zararın makul bir tazminat ile

karşılanmamasından yakındıkları, bu idari işlem sebebiyle uğranılan zararların

tazmini için 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk

Medeni Kanunu'nun 1007. maddesine dayalı olarak tazminat davası açıldığına

ilişkin bilgi ve belge sunulmadığı belirtilmiş; başvurunun esası yönünden ise

yıkıma ilişkin karar kapsamında başvurucuların mülküne müdahale edildiği, 3621

sayılı Kanun kapsamında yapılan müdahalenin kanuni olduğu, müdahalenin meşru

amacının bulunduğu ifade edilerek yıkım ile başvurucular üzerine orantısız bir

yük yüklenip yüklenmediğinin ayrıca gözetilmesi gerektiği bildirilmiştir.

39.

Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı verdikleri beyanlarında doğan zararın

tazmini için tazminat davası açılabileceğini ancak dava konusu olan idari

işlemin bizzat kendisinin ve İdare Mahkemesince verilen kararın hukuka aykırı

bulunduğunu, taşınmaz üzerindeki izinli ve ruhsatlı yapılara kamulaştırma

yapılmadan müdahale edilemeyeceğini belirtmişlerdir.

40.

Bireysel başvuru yoluyla mülkiyet hakkının ihlali iddiasının ileri

sürülebilmesi için mülkiyetin konusu "sahip olunan bir mülk"e

ihlal sonucunu doğuracak bir müdahalenin bulunması gerekmektedir. (Selçuk Emiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 26).

41.

Anayasa'nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı, kapsam itibarıyla 4721

sayılı Kanun'da yer alan mülkiyet kavramı ile sınırlı olmamakla birlikte

taşınmaz mülkiyetinin Anayasa'nın 35. maddesindeki güvence kapsamına girdiğine

kuşku yoktur. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki hakkının ihlal edildiğini

ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamak zorundadır. Bu

nedenle öncelikle başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı

gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki

hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (İhsan

Vurucuoğlu, B. No: 2013/539, 16/5/2013, §§ 30, 31).

42. Somut

olayda başvurucular Balıkesir ili Burhaniye ilçesi Ören Mahallesi 253 ada 1

parsel sayılı taşınmazın ve taşınmaz üzerinde bulunan turistik tesisin ortak

malikleridir. 12/9/1975 tarihinde onaylanan kıyı kenar

çizgisine göre başvuruculara ait taşınmazın bir bölümünün kıyı kenar çizgisi

içinde kaldığı belirtilerek bu kısmın tapusunun iptali ve bu kısım üzerinde

kalan yapıların kali istemiyle başvurucular aleyhine

dava açılmış ise de Burhaniye Asliye Hukuk Mahkemesinin 11/4/2000 tarihli

kararı ile yeniden kıyı kenar çizgisi belirlenerek dava konusu alanın

başvurucuların özel mülkiyetinde bulunduğu tespit edilmiş ve davanın reddine

karar verilmiştir (bkz. §§ 10-13). Tapu iptali, tescil ve kal davasının reddine

ilişkin karar 27/11/2000 tarihinde kesinleşmiştir. Öte

yandan Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 8/6/2012

tarihli yazısında, 1975 yılında ve 2000 yılında belirlenen her iki kıyı kenar

çizgisinin de gösterildiği paftanın ilgili Bakanlıkça onaylandığı belirtilerek

mülkiyeti ilgilendiren idari işlemler yönünden 2000 yılında belirlenen kıyı

kenar çizgisinin esas olduğu vurgulanmıştır (bkz. § 22). Buna göre yargısal

yollardan geçmek suretiyle kesinleşen Burhaniye Asliye Hukuk Mahkemesinin 11/4/2000 tarihli kararı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının

8/6/2012 tarihli yazısı dikkate alındığında yıkımına karar verilen turistik

tesis çevre duvarının başvurucuların mülkiyetinde bulunan taşınmaz üzerinde

olduğu ve başvuruculara ait bulunduğu değerlendirilmiştir.

43.

Anayasa’nın 35. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek (1)

No.lu Protokol’ün 1. maddesi benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer

vermiştir. Her iki düzenleme de üç kural ihtiva etmektedir. Sözleşme’nin ilk

cümlesi herkese mülkünden barışçıl yararlanma hakkı verirken Anayasa daha geniş

manada mülkiyet hakkını tanımaktadır. Düzenlemelerin ikinci cümleleri ise

kişilerin hangi koşullarda mülkünden yoksun bırakılabileceğini ya da kişilere

ait mülkiyetin hangi koşullarla sınırlandırılabileceğini hüküm altına

almaktadır (Necmiye Çiftçi ve diğerleri,

B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 45).

44. Her iki

düzenlemenin üçüncü cümleleri ise mülkiyetin kullanımının kontrolü ya da

düzenlenmesine ilişkindir. Anayasa’nın 35. maddesinin son

fıkrası mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı

şeklinde hakkın kullanımına ilişkin genel bir ilkeye yer verirken Sözleşme'ye ek (1) No. lu

Protokol'ün 1. maddesinin ikinci fıkrası devletlere mülkiyeti kamu yararına

düzenleme ile vergiler ve diğer katkılar ile cezaların tahsili konusunda

gerekli gördükleri yasaları uygulama konusundaki haklarını saklı tutarak taraf

devletlerin genel yarara uygun olarak “mülkiyetin kullanımını kontrol” yetkisine

sahip olduklarını kabul etmektedir. Bununla beraber Anayasa’nın birçok

maddesi ilgili olduğu hususta devlete mülkiyetin kullanımının kontrolü ya da

mülkiyeti düzenleme yetkisi vermektedir (Necmiye

Çiftçi ve diğerleri, § 46).

45. Başvuru

konusu olayda başvurucunun maliki bulundukları taşınmaz üzerinde yer alan ve

başvuruculara ait turistik tesisi çevreleyen duvarın 1975 tarihli kıyı kenar

çizgisine göre deniz yönünde kaldığı belirtilen 4.00 metrelik kısmının

mühürlenmesine ve yıkılmasına karar verilmiştir. Bu bakımdan başvurucuların

sahip oldukları taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakları devam etmekte olup

mülkiyet hakkından yoksun kaldıkları söylenemez. Diğer yandan taşınmaz

üzerindeki mülk sahipliği devam etmekle birlikte taşınmazın üzerinde bulunan duvara

müdahale edilerek mühürlenmesine ve yıkılmasına karar verildiği bu bakımdan

başvurucuların taşınmaz üzerinde mülkiyet haklarından doğan bir kısım hak ve

yetkileri kısıtlanarak mülkiyetin kullanımına birtakım sınırlamalar getirildiği

anlaşılmaktadır. Başvurucuların mülkiyet hakkına ilişkin

temel şikâyetinin kendilerine ait taşınmaz üzerinde bulunan duvarın

mühürlenmesi ve yıkım kararı alınması şeklinde gerçekleşen müdahaleye ilişkin

olduğu dikkate alındığında malik olunan taşınmaz yönünden kullanım şekli,

muhafaza, yapılabilecek inşai ve fiziki muamele ve

benzer yönlerden birtakım kısıtlamaları beraberinde getiren müdahalenin,

mülkiyetin kullanımını kontrol/düzenleme suretiyle mülkiyet hakkına müdahale

teşkil ettiği değerlendirilmiştir.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

46.

Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine

uygunluğunun denetlenmesi gerekmekte olup bu itibarla müdahalenin hakkın özünedokunmama, Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen

sebeplerle ve kanunla sınırlandırma ve ölçülülük ilkesi kapsamında

değerlendirilmesi gerekmektedir.

i. Kanunilik

47.

Anayasa’nın 35. ve 13. maddelerine göre mülkiyet hakkına getirilecek

sınırlamaların kanunla düzenlenmesi gerekmektedir.

48.

Anayasa’nın 43. maddesinde ise kıyıların, devletin hüküm ve tasarrufu altında

olduğu; deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla deniz ve göllerin kıyılarını

çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararının

gözetileceği, kıyılarla sahil şeritlerinin kullanılış amaçlarına göre derinliği

ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartlarının kanunla düzenleneceği

belirtilmiştir.

49. Somut

olayda, mülkiyeti başvuruculara ait bulunan taşınmazın sınırlarını çevreleyen

duvarın 4.00 metrelik kısmının 1975 yılında belirlenen kıyı kenar çizgisine

göre deniz yönünde kıyıda kaldığı ve izinsiz olarak yapıldığı gerekçesiyle 3194

sayılı Kanun'un 32. maddesi kapsamında mühürlenerek durdurulmasına ve

yıkılmasına karar verilmiştir.Çevre

ve Şehircilik Bakanlığının 8/6/2012 tarihli yazısında, 1975 ve 2000 yıllarında

onaylanan her iki kıyı kenar çizgisinin gösterildiği paftanın ilgili Bakanlıkça

12/7/2006 tarihinde onaylandığı, bu işleme karşı açılan idari davalar

reddedildiğinden ve ilgili Bakanlıkça işlem iptal edilmediğinden 1975 yılında onaylanan

kıyı kenar çizgisinin geçerli olduğu belirtilmiştir (bkz. § 22).

50. 3621 sayılı Kanun'un 6. maddesinde, kıyıların herkesin eşit

ve serbest olarak yararlanmasına açık olup buralarda hiçbir yapı

yapılamayacağı, duvar ve benzeri engeller oluşturulamayacağı düzenlenmiş; aynı

Kanun'un 14. maddesinde ise bu Kanun kapsamında kalan alanlarda ruhsatsız

yapılar ile ruhsat ve eklerine aykırı yapılar hakkında 3194 sayılı Kanun'un

ilgili hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesinde

ise ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak yapılan yapılara ilişkin

düzenleme getirilmiş olup ruhsata aykırı yapılarda aykırılığın giderilmemiş

olması, ruhsatsız yapılarda ise yapının ruhsata bağlanmaması hâlinde ilgili idarece

yapının yıktırılacağı düzenlenmiştir.

51. Bu

durumda başvuru konusu olayda mülkiyetin kullanımını kontrol/düzenleme şeklinde

gerçekleşen müdahalenin, 1975 tarihinde onaylanan ve geçerliliğini sürdürdüğü

belirtilen kıyı kenar çizgisi dikkate alındığında 3621 sayılı Kanun'un 6. ve

14. maddeleri ile 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesinde hukuki dayanağının

bulunduğu ve başvuruya konu müdahalenin kanunilik unsurunu taşıdığı

anlaşılmaktadır.

ii. Meşru Amaç

52. Kamu

yararı kavramı, genel bir ifadeyle özel veya bireysel çıkarlardan ayrı ve

bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Bütün kamusal işlemler,

nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmek hedefine yönelmek durumundadır (AYM,

E.2010/30, K.2012/7, 19/1/2012).

53.

Anayasa'nın 43. maddesinde kıyılardan yararlanma ayrıca düzenlenmiş olup

kıyıların özel mülkiyete konu olamayacağı, bu alanların devletin hüküm ve

tasarrufu altındaki yerlerden olduğu, kıyılardan ve onların tamamlayıcısı olan

sahil şeritlerinden yararlanmada kamu yararının esas alındığı vurgulanmıştır.

54. Kıyı

alanlarının korunması, bu alanların dengeli ve düzenli bir şekilde

kullanılmasının sağlanması ile kıyılardan ve onun doğal güzelliklerinden

yararlanma imkânının ve doğal mirasın gelecek nesillere aktarılması bakımından

son derece önemlidir. Bu kapsamda 1975 yılında onaylanan ve geçerliliğini

sürdürdüğü belirtilen kıyı kenar çizgisi dikkate alındığında kıyının korunması

amacıyla gerçekleştirilen başvuruya konu müdahalenin kamu yararı amacı taşıdığı

kabul edilmelidir.

iii. Ölçülülük

55. Nihai

olarak başvurucuların maliki bulundukları turistik tesisin çevre duvarının bir

kısmının kıyı kenar çizgisinin deniz yönünde kaçak olarak yapıldığı

gerekçesiyle yıkılmasına karar verilmesine rağmen duvar bedelinin ödenmemesi

veya gerçek zararı karşılayacak bir giderim imkânının sağlanmaması şeklinde

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığı değerlendirilmelidir.

56.

Anayasa'nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan

mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu

sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve

tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma (başkasına devretme, biçimini

değiştirme, harcama ve tüketme hatta yok etme) olanağı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:

2013/817, 19/12/2013, § 32).

57. Öte

yandan Anayasa'nın 35. maddesine göre mülkiyet hakkı ancak kanunla öngörülmüş

usullerle ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilir. Ayrıca Anayasa'nın 13.

maddesinde ifade edilen "ölçülülük ilkesi", temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkate

alınması gereken bir güvencedir.

58. Anayasa

Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma

amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi, ulaşılmak

istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın

denetlenmesidir (Adalet Mehtap Buluryer, B. No: 2013/5447, 16/10/2014,

§ 106).

59.

Ölçülülük ilkesi "elverişlilik", "gereklilik" ve "orantılılık"

olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. "Elverişlilik"

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, "gereklilik" ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin

zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının

mümkün olmamasını, "orantılılık" ise bireyin hakkına yapılan müdahale

ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi

gerekliliğini ifade etmektedir (Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, § 38).

60.

Anayasa'nın 35. maddesine uygun olarak bir kimsenin mülkiyet hakkına devlet

tarafından müdahale edilmişse veya mal varlığı üzerindeki hakları kullanılamaz

hâle getirilmişse bu kişinin hakkının korunması gerekir. Bu da ancak mülkiyete

konu mal varlığının değerinin ödenmesi suretiyle gerçekleştirilebilir. Kural

olarak devlet tarafından el atılan mal varlığının değerini, devletin

kendiliğinden ödemesi beklenir (Kenan

Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014,

§ 62).

61. Somut

olayda başvurucuların maliki bulundukları taşınmazın bir kısmının 1975 yılında

belirlenen kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kaldığı iddiasıyla açılan tapu

iptali, tescil ve kal davasının Mahkemece yeniden belirlenen kıyı kenar çizgisi

dikkate alınarak reddine karar verildiği, kararın temyiz ve karar düzeltme

aşamalarından geçmek suretiyle 27/11/2000 tarihinde

kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bu bakımdan kural olarak başvurucuların malik

oldukları taşınmazıdiledikleri şekilde kullanma

hakları Anayasa'nın 35. maddesinde yer alan mülkiyet hakkının kapsamına dâhil

olmakla beraber devletin bu kullanımı kontrol/düzenleme yetkisi bulunmaktadır.

62. Öte yandan Anayasa'nın 43. maddesinde kıyıların devletin

hüküm ve tasarrufu altında bulunduğu, kıyılardan yararlanmada öncelikle kamu

yararının gözetileceği, kıyılardan yararlanma imkân ve şartlarının kanunla

düzenleneceği belirtilmiş; 3621 sayılı Kanun'un 6. maddesinde ise kıyıların

herkesin eşitlikle ve serbestlikle yararlanmasına açık olduğu, buralarda hiçbir

yapı yapılamayacağı, duvar ve benzeri engeller oluşturulamayacağı

düzenlenmiştir.

63. Bu

durumda Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 8/6/2012

tarihli yazısında 1975 yılında belirlenen kıyı kenar çizgisi ve Mahkemenin

11/4/2000 tarihli kararıyla belirlenen kıyı kenar çizgisinin her ikisinin de

paftasında gösterildiği ve geçerli olduklarının belirtildiği de dikkate

alındığında Mahkemece belirlenen kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kalmayıp

başvurucuların mülkiyetinde bulunan ancak 1975 yılında belirlenen kıyı kenar

çizgisine göre kıyıda kaldığı anlaşılan alan içinde yer alan ve başvuruculara

ait olduğu anlaşılan duvar yönünden gerçekleşen müdahalenin ortaya çıkardığı

durumun, başvurucuların mülkiyet hakkının korunması ile kamusal menfaatin

gerekleri arasında sağlanması gereken dengeyi bozup bozmadığının ayrıca değerlendirilmesi

gerekmektedir.

64.

Belediye Encümeninin 24/8/2010 tarihli kararında duvarın izinsiz ve kaçak

olarak yapıldığı belirtilmiş;başvuru

formunda ise turistik tesisin 1964 yılından bu yana emniyeti sağlayan çevre

duvarları ile çevrili olduğu, bu duvarların turistik tesise ait 1964 tarihli

ruhsatname kapsamında bulunduğu ve kaçak olmadığı ifade edilmiştir. Başvuru

formu ekinde, turistik tesise ait 23/12/1963 tarihli

ve 99 sayılı turizm müessesesi işletme belgesi ve 1964 tarihli inşaat

ruhsatnamesi sunulmuştur. Balıkesir İdare Mahkemesinin 22/9/2011

tarihli kararında, başvuruculara ait taşınmazın etrafını çevreleyen ve dava

konusunu oluşturan çevre duvarlarının ne zaman inşa edildiğinin yapı tatil

zaptında belirtilmediği ancak başvuruculardan Melahat Altın ve başvurucuların

murisi tarafından Belediye ve Maliye Hazinesi aleyhine açılan Burhaniye Asliye

Hukuk Mahkemesinin E.1987/427, K.1988/189 sayılı dosyası kapsamında yapılan

keşif ve bilirkişi incelemesinde söz konusu duvarın mevcut olduğunun tespit edildiği

belirtilmiştir. Bu bakımdan uyuşmazlık konusu duvarın yeni olmayıp 1988

yılından daha önceki bir tarihte inşa edildiği değerlendirilmiştir.

65. Yine

başvurucular; uyuşmazlık konusu duvarın tesisi çevreleyen bahçe duvarının bir

bölümü olduğunu, tesisin emniyetini sağlama işlevine sahip bulunduğunu, kamuya

ait kıyıya geçişi engellemediğini, bu bölgede kamu yararına yapılacak herhangi

bir hizmetin gerçekleştirilmesine engel teşkil etmediğini belirtmişlerdir. 24/8/2010 tarihli encümen kararında ise duvarın kıyı kenar

çizgisinin deniz yönünde kaldığı gerekçesine dayanılarak yıkım kararı alındığı,

başka bir gerekçeye yer verilmediği görülmüştür. Başvuru

formu ekinde sunulmuş olan "Bayındırlık Bakanlığı Onaylı Çifte Kıyı Kenar

Çizgisini Gösteren Tasdikli Proje" başlıklı belgede 1975 yılında ve 2006

yılında onaylanan her iki kıyı kenar çizgisinin gösterildiği, iki kıyı kenar

çizgisi arasında kalan uyuşmazlık konusu tesise ait bahçe duvarının

işaretlendiği, duvarın kıyıya ve sahil şeridine dik olacak şekilde konumlanmış

olduğu gözlemlenmiştir.

66. Son

olarak başvurucuların müracaatı üzerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 8/6/2012 tarihli yazısında, başvuruculara ait taşınmazın bir

bölümü 1975 tarihinde onaylanan kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kalırken Mahkemece

tespit edilen kıyı kenar çizgisine göre kıyı dışında kaldığından mülkiyet

durumunun başvurucular lehine aynen korunduğu, 1975 yılında belirlenen ve

hukuki bir değer taşıması sebebiyle bir idari işlem niteliğinde bulunan kıyı

kenar çizgisinin planlama, uygulama, imar yıkım, ruhsat ve iskân gibi imar

uygulamalarıyla ilgili iş ve işlemler yönünden geçerli olup mülkiyeti

ilgilendiren idari işlemler yönünden ise Mahkemece belirlenmiş kıyı kenar

çizgisinin esas alınması gerektiği, 1/6/1964 tarihinde alınan yapı ruhsatı ile

1/12/1984 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak

yürürlüğe giren mülga 3086 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesi dikkate

alındığında iki kıyı kenar çizgisi arasında kalan alan ve üzerindeki yapıların

bedeli ödenmeden kaldırılmasının mümkün görülmediği bildirilmiştir.

67.

Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde 1975 tarihinde onaylanan kıyı kenar

çizgisine göre kıyıda kalan, kural olarak devletin hüküm ve tasarrufunda

bulunan ve 3621 sayılı Kanun uyarınca üzerinde yapı yapılması mümkün gözükmeyen

bir alanın aynı zamanda 2006 tarihinde onaylanan kıyı kenar çizgisine göre kıyı

dışında kalması ve bunun sonucu olarak başvurucular lehine mülkiyetinin aynen

korunması şeklindeki mevcut durum karşısında, uyuşmazlık konusu duvarın yeni

bir tarihte inşa edilmediğine ilişkin sunulan bilgi ve belgeler, duvarın

yapılış amacı, fonksiyonu, konumu, başvurucular yönünden sağladığı fayda ile

müdahalenin amacı, gerekçesi ve müdahaleden beklenen kamu yararı

karşılaştırıldığında duvarın değeri ödenmeden veya başvurucuların gerçek

zararını karşılayacak bir giderim imkânı sağlanmadan müdahalede bulunulmasının

başvurucular üzerinde aşırı bir yüke sebep olduğu, yapı bedelinin ödenmesi

gerektiğine işaret eden Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 8/6/2012

tarihli yazısı da dikkate alındığında başvurucuların mülkiyet hakkı ile kamu

yararı arasında gözetilmesi gereken adil dengenin başvurucular aleyhine

bozulduğu kanaatine ulaşılmıştır.

68.

Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına

alınan mülkiyet haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

69. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

70. Başvurucular, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama

yapılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuşlardır.

71. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

72. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan ihlal

kararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Balıkesir İdare

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

73. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin

başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

Balıkesir İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREK OLARAK ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

8/12/2016tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Nuri NECİPOĞLU Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Fatma KARAMAN ODABAŞI Başvurucular : 1. Melahat ALTIN 2. Filiz FREIFRAU VON THERMANN Vekili : Av. Niyazi KÖREZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/11408, 8 Aralık 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Birinci Bölüm
  4. Karar
  5. I. Başvurunun Konusu
  6. II. Başvuru Süreci
  7. III. Olay Ve Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. Iv.inceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucuların İddiaları
  12. B. Değerlendirme
  13. B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  14. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  15. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  16. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/11408
Tarih
8 Aralık 2016

İlgili Kararlar

  • Mehmet Tevfik Erat Başvurusu (B. No: 2014/5601)
  • Ramazan Ayas ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/12672)
  • Kemal Küçükbaş Başvurusu (B. No: 2014/1166)
  • İbrahim Balandı Başvurusu (B. No: 2014/19804)
  • Faysal Ülger Başvurusu (B. No: 2014/12000)
  • Ekrem Karabulut Başvurusu (B. No: 2014/7638)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.