İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Metin Güneş Başvurusu (B. No: 2017/23083)

1. Başvuru; başvurucu hakkında uygulanan gözaltı ve tutuklama

Başvuru No2017/23083Tarih28 Mayıs 2019Okuma51 dk · 10.183 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Metin Güneş Başvurusu

Karar tarihi
28 Mayıs 2019
Başvuru Numarası
2017/23083
R.G. Tarih ve Sayı
9/7/2019 - 30826
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

10.183 kelime·51 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; başvurucu hakkında uygulanan gözaltı ve tutuklama

tedbirlerinin hukuki olmaması,

tutukluluğun makul süreyi aşması, tutukluluğa itirazın bağımsız ve tarafsız

hâkim güvencelerine aykırı olan sulh ceza hâkimlikleri ve ağır ceza

mahkemelerince karara bağlanması, uzun süre hâkim önüne çıkmama ve tutukluluğa

itiraz değerlendirmelerinde savcılık görüşünün tebliğ edilmemesi nedenleriyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, FETÖ/PDY ile ilgili olarak yayımlanan

haberler nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular ¾/2017 ve 28/4/2017 tarihlerinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Yapılan incelemede 2017/19260 sayılı başvuru ile 2017/23083

sayılı başvuru arasında konu ve kişi bakımından irtibat olması nedeniyle

2017/19260 sayılı başvurunun 2017/23083 sayılı başvuru ile birleştirilmesine ve

incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Tutuklamaya İlişkin

Süreç

9. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması

(FETÖ/PDY) ile bağlantılı suçlardan başlatılan soruşturma kapsamında 15/4/2015

tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğünde gözaltına alınmıştır.

10. Cumhuriyet savcısı 20/4/2015 tarihinde başvurucunun

ifadesini almıştır. Başvurucunun Savcılık ifadesi şöyledir:

“İlkokul, Ortaokul ve Liseyi Ankara’da okudum.

2000 yılında Polis Kolejine başladım ve 2007 yılında Polis Akademisinden mezun

oldum. İlk görev yerim İstanbul Bahçelievler Koca Sinan Polis Merkezi

Amirliğidir. Daha sonra Küçükçekmece Emniyet Müdürlüğünde Ekiplerde Grup Amiri

olarak çalıştım. İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğünde PKK masasında çalıştım.

Daha sonra da Güven Timlerinde çalıştım. Daha sonra da Van iline tayinim çıktı.

Şu anda idari olarak açığa alındım. İstihbarat Şube Müdürlüğüne 2010 yılında

başladım. 2014 yılı Ocak ayında İstanbul Güven

Timlerine tayinim çıktı. İstihbarat Şube Müdürlüğünde rütbelilerin en küçüğü

olan masa amiri olarak görev yaptım. Şube içerisinde PKK bölümündeki masada

görevliydim. H.B. ekip şefidir. Bende onun masa amiriyim. H. Ekiplerden ve BİEK’lerden[bilgisinden istifa edilen kişiler] sorumludur. BİEK’lere

yapılan harcalamalar ve BİEK’lerin

çalıştırılmasında ekip şefi olarak H.B. sorumludur. Bir numaralı sorumlu ve

çalıştırıcıdır. Çalıştırıcı ekip en az 2 en fazla 3 kişi olur. H.B. de bu

ekibin şefidir. BİEK’ler ile görüşme olmuş ise hem görüşme, hem harcama ve hem de masraf tutanağa bağlanır. Bu

tutanaktan H.B. sorumludur. Düzenlediği tutanağı aynı gün veya daha sonraki

günlerde bana getirir ve gösterir. Ben incelerim. Ben inceledikten sonra

raporları sıralı amirlerime gönderirim. Ben sadece paraf atıp gönderirim.

Yanlış hatırlamıyorsam H.B.nin bayramdan önce -tarih

olarak hatırlamıyorum- çok harcama yaptığını bana teslim ettiği tutanakları

inceleyince gördüm. Geçmiş zaman olduğu için ne kadar harcama yaptığını

bilmiyorum. H.B.nin BİEK’lerle

yaptığı görüşmelerden benimde bir şekilde haberim olur. Başka yerden de haber

alırım. O gün H.B.nin değil bütün ekip şeflerini

inceledim. H.B. Önceden de çok para isterdi. Bu yüzden bana teslim ettiği

tutanakları inceledim. Bunun üzerine araştırma yaptım. Hakan’ın BİEK ile

görüşme yapmadan harcama ve ödeme tutanağı düzenlediğini tespit ettim. Bu

konuyu bir tutanak yaptım. Görüşmenin olmadığını buna rağmen ödeme ve harcama

tutanağı düzenlendiğini belirttim. Bu tutanağı imzalayarak üst kısım amirim A.K.ya verdim. Bir süre sonra A.K.

bana senin düzenlediğin tutanağı E.A. amir yırttı diye söyledi. E.A.nın neden yırtığını

bilmiyorum. Konuyu E.A. ile hiç görüşmedim. Ancak sorumluluk bende olduğu için

ben aynı tutanağı tekrar tuttum. Tekrar A.K.ya

teslim ettim. Ne kadar bir süre geçti bilmiyorum. Ben Cumhuriyet

Başsavcılığından çağrılmıştım. Benim düzenlediğim tutanak ile ilgili konuyu

sordu. Ben de konuyu anlattım. Tutanağın içeriğini de anlattım. Şimdi ben

tutanakta neler yazdığımı hatırlamıyorum. H.B.nin

BİEK ile görüşme yapmadığını nasıl tespit ettiğimi hatırlamıyorum. Ancak bu

konuyu ben ayrıntılı şekilde düzenlediğim tutanakta yazmıştım. Tutanak incelendiğinde

bu görülecektir. İfademi verdim. Cumhuriyet Başsavcılığından çıktım.

Zannedersem kısım amirim A.K. benim tutanağım ile ilgili konuyu Başsavcılığa

intikal ettirmiş. Soruşturma da bu şekilde başlamıştır. H.B.nin

bana teslim ettiği olaya konu tutanakta kaç imza olduğunu hatırlamıyorum ancak

en az iki imza olması gerekir. Ancak imzası veya imzaları olan diğer kişi ve

kişileri hatırlamıyorum. Ekip şefi H.B., BİEK’ten

sorumludur. Sorumluluk onda olduğu için sadece onun ismini tutanakta yazmıştım.

C.Ş.nin tutanakta imza olduğu iddia edilen C.Ş.nin isminin BİEK sorumlusu olmadığı için onu yazmadım. BİEK’ten sorumlu olsaydı. C.Ş.yi yazardım. Ekip şefi H.B., BİEK’ten

sorumludur. Sorumluluk onda olduğu için sadece onun ismini tutanakta yazmıştım.

T.A.nın tutanakta imza

olduğu iddia edilen T.A.nın isminin BİEK sorumlusu

olmadığı için onu yazmadım. BİEK’ten sorumlu olsaydı T.A.yı yazardım. Tutanak

tarihlerini hatırlamamakla birlikte benim paraf ettiğim tutanaklarda görüşme

yapıldığına dair tespitimi içeren tutanakları şube müdürünün oluruna sunmuştum.

Sunarken bir suretleri bizim kalemde kalır. Kalan suretlerini incelediğimde

olura gönderdiğim bir kısım tutanak içeriklerinde de esasında H.B.nin bana teslim ettiği tutanakların bazılarında BİEK

ile görüşme yapılmadığı halde, ödeme ve masraf tutanağı düzenlendiğini fark

edince tutanak düzenlemiştim. Daha önce olura verdiğim tutanağa kattım. Bundan

özel bir kastım yoktur. Sonradan fark ettiğim için böyle oldu. Şube Müdürünün

oluruna sunduğumuz evraklar bir üst Amirim A.K.ya sunarken bir suretleri bizim kalemde kalır.

Kalan suretlerini incelediğimde olura gönderdiğim bir kısım tutanak

içeriklerinde de esasında H.B.nin bana teslim ettiği

tutanakların bazılarında BİEK ile görüşme yapılmadığı halde, ödeme ve masraf

tutanağı düzenlendiğini fark edince tutanak düzenlemiştim. Ben tek başıma da

tutanak düzenleyebilirim. Birlikte tutanak düzenlediğimiz de olur. Bazen de

benim düzenlediğim tutanağa Amirim A.K. ve onun üstü P.K. da paraf etmiş

olabilir. Cumhuriyet Başsavcılığına bizzat benim şikayetim

yoktur. Ancak benim konu ile düzenlediğim tutanak A.K.ya gittiği için o benim düzenlediğim tutanağı

Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen üst yazıya eklemiş olabilir. Bazı

tutanakları daha sonra olura sunmuş olmamda bir kasıt aranmamalıdır. Özel bir

kastım yoktur. Bazen müdürümüzü bulamıyoruz. Bazen tutanakların yarısı imzadan

geçer yarısı daha sonra imzalanır. Muhtemelen böyle bir şey olmuştur veya

sonradan fark ettiğim gerçekle uygun olmayan tutanak nedeniyle H.B.nin bana teslim ettiği geriye dönük tutanakları da

inceleyip benzer nitelikte olanları tespit etmem nedeniyle sonradan olura

sunmuş olabilirim. Amirim veya müdürüm paraf ettiğim tutanakları geri çevirmiş

olabilir. O yüzden aynı tarihli tutanakların olura sunuluş tarihleri farklı

olabilir. Ben H.B.nin görüşme yapmadığını

düşünmüştüm. Böyle tutanak düzenlemiştim. Gizli tanık parasını almış olabilir.

O zaman H.B.nin tutanağı yanlıştır. Ben öyle

düşünüyorum. Ben H.B.nin düzenleyip bana teslim

ettiği tutanaktaki şüphelerimi belirtmiştim. BİEK’ler

para motivasyonlu çalıştığı için, para sonradan da verilmiş olabilir ya da

parayı hatırlamıyor olabilir. Belki H. Parayı bir gün önce vermiştir. H. Başka

bir gün tutanak düzenlemiş olabilir. Çalıştığım dönemde ve kısımda düzenlediğim

bu tutanak dışında bir übjektif görmemiştim. Güven

Timlerinde çalıştığım bir dönemde yine bir übjektif

tespit etmiştim. Ayrıca Bahçelievler’de çalışırken de bazı usulsüzlükler tespit

etmiş ve bildirmiştim. Ben görevimi dürüstçe yapan kamu görevlisiyim. H.B.nin olaya konu tutanağını incelemiştim. Fark ettiğimde

geriye 2-3 ay geriye dönük olarak inceleme yapmıştım. Bunlar da kısmımızda

arşive gönderilmek üzere bekleyen evraklardı. Arşive gittikten sonra arşivden

çıkarıp inceleme yetkim yoktur. Evraklar iki üç ay içinde arşive gider. A.K.

bana amirim olduğu için sürekli denetleme talimatı verirdi. Konuya yukarıda

cevap vermiştim. H.B.nin olaya konu tutanağını

incelemiştim. Fark ettiğimde geriye 2-3 ay geriye dönük olarak inceleme

yapmıştım. Bunlar da kısmımızda arşive gönderilmek üzere bekleyen evraklardı.

Arşive gittikten sonra arşivden çıkarıp inceleme yetkim yoktur. Evraklar iki üç

ay içinde arşive gider. E.A. benim büro amirimdir. Aramızda bir übje Yukarıda isimleri geçen kişilerin dinlenmeleri ve

izlenmelerinden yeni haberim oldu. Soruşturmanın bu kadar büyük olduğundan bile

haberim yoktur. İlk kez sizden öğreniyorum. Benim soruşturmayla alakam yoktur.

Şu anda gözaltında olan şüphelilerden 3-4 kişiyi tanıyorum. Hiçbiri ile ilgim

yoktur. Soruşturmayla ilgilenmediğim gibi soruşturmanın boyutundan da haberim

yoktur. H.Ö.yü tanımıyorum. H.İ.yi de ismen biliyorum. Benim

düzenlediğim tutanakla ilgileri yoktur. Ben düzenlediğim tutanakta sadece

kuşkularımı belirtmiştim. Daha sonraki gelişmelerden haberim yoktur. Herhangi

bir suç işlemiş değilim. Ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire

Başkanı olan E.D.nin dinlendiğinden haberim yoktur.

İlk kez sizden öğreniyorum. Benimle ilgisi yoktur. Ben sadece önüme gelen

tutanakları inceledim. Kuşkularım oldu. Bunları belirttim ve bir üst amirime

bildirdim. Yapmam gerekeni yaptım. Daha ötesi benim yetkim ve görevim

dışındadır. Bu konuda bizzat Cumhuriyet Başsavcılığına giderek şikayet dilekçesi vermiş değilim. Herhangi bir suç

işlemedim. Suçsuzum. Şube dışına da herhangi bir evrak çıkarmadım. Herhangi bir

örgüt üyesi değilim.”

11. Savcılık başvurucuyu Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan

kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, devletin gizli

kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme

suçlarından tutuklanması istemiyle İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk

etmiştir.

12. İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği 20/4/2015 tarihli kararıyla

başvurucunun Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini

yapmasını engellemeye teşebbüs etme, devletin gizli kalması gereken bilgilerini

siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme suçlarından tutuklanmasına

karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

“…şüphelilerin İstanbul Emniyet Müdürlüğünde

suç tarihi itibariyle çeşitli şube ve bürolarda müdür, müdür yardımcısı, amir

ve memur olarak görev yaptıkları, bu görevleri dolayısıyla silahlı kolluk

kuvveti olarak görev yaptıkları, İstanbul Emniyet Müdürlüğünün hiyerarşik

yapısı içerisinde altlık üstlük ilişkilerini kullanarak, yasadışı örgütlenme

oluşturdukları, devletin emniyet hizmetleri ve faaliyetleri kapsamında

görevlerinin sağladığı nüfuz ve gücü yasaların verdiği yetkileri görevlerinin

gereklerine aykırı olarak kullanarak isnat edilen amaç suçlara ulaşmak amacıyla

bir kısım araç suçları işlediklerı hususunda kuvvetli

suç şüphesi ve delilin bulunduğu devletin yapısı dışında başka bir hiyerarşik

düzene göre hareket eden bir yapıya göre hareket etmelerinin söz konusu olduğu

bu amaçla siyasal operasyonlara kalkışıldığı, bu amaçla zımmet

ve benzeri bir takım suçlar ile mücadele ediliyormuş görüntüsü altında, adli

merciler de yanıltılmak suretiyle tutanaklar tutularak soruşturmalarn

übjektifğı, bu

soruşturmalar çerçevesinde … İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin

iletişimin dinlenmesini sağladıkları, bu dinlemenin de istihbarat şube

müdürlüğü yönetim kadrosuna atanan bir kısım amir ve memurların ne şekilde

hareket edeceklerinin önceden tespite çalışıldığı …

…

bu itibarla bu şüpheIiIerin

üzerilerine atılı suçlar yönünden; kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren somut deliller bulunduğu, bu suçların yasada

öngörülen cezalarının alt ve üst sınırı, bu suçların önemli ve ciddi sayılan

suçlardan olması hasebiyle tutuklama nedeninin varsayıldığı, atılı suçların

katalog suçlardan olduğu, CMK’nın l00. Ve devamı

maddelerinde belirtilen tutuklama yasağı veya yargılama engeli gibi halin

bulunmadığı, atılı suçlar yönünden şüphelilerin alabileceği ceza miktarı gözönüne bulundurulduğunda kaçabilecekleri yönünde şüphe

bulunduğu, soruşturmanın henüz tamamlanmadığı, çok kapsamlı bir şekilde ve çok

yönlü olarak soruşturmanın devam ettiği, bu anlamda şüphelilerin delilleri yok

etme, gizlerne, tanık ve mağdurlar üzerinde baskı

oluşturma şüphesinin bulunduğu, atılı suçlar yönünden beklenen ceza veya

güvenlik önlemi değerlendirildiğinde ‘ölçülülük’ ilkesi uyarınca daha hafif

koruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının bu aşamada yetersiz

kalacağı, kanaatine varılmakla şüphelilerin … tutuklanmalarına… [karar

verilmiştir.]”

13. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; İstanbul 6. Sulh

Ceza Hâkimliği 6/5/2015 tarihinde başvurucunun itirazını reddetmiştir.

14. Başsavcılık 30/3/2016 tarihli iddianamesi ile başvurucunun

suç uydurma, iftira, göreve ilişkin sırrın açıklanması, suç delillerini yok

etme, gizleme veya değiştirme, kamu görevine ait araç ve gereçleri suçta

kullanma, gizli kalması gereken bilgileri açıklama, yasaklanan bilgileri

açıklama, siyasal veya askerî casusluk suçlarını işlediği iddiasıyla aynı yer

ağır ceza mahkemesinde kamu davası açmıştır.

15. İddianamede FETÖ/PDY hakkında genel bilgilere, başvurucuya

yönelik suçlama ve delillere yer verilmiştir.

16. Bu bağlamda iddianamenin başvurucunun işlediği iddia olunan

suça ve örgüt bağlantısına ilişkin kısımları şöyledir:

“Dönem itibariyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü

İstihbarat Şube Müdürlüğünde görev yapan H.B. isimli polis memurunun evrakta

usulsüzlük yaptığı ve zimmetine para geçirdiği, sıralı amirlerinin de buna göz

yumdukları ve görevlerini kötüye kullandıkları iddiasıyla dönem itibariyle

istihbarat şube müdürlüğünde görevli A.K. tarafından adli makamlara dilekçe

sunulmak ve ifade vermek suretiyle şikayetçi olduğu, yine dönem itibariyle

istihbarat şube müdürlüğünde çalışan P.K. ve Metin Güneş’in de ifade vermek

suretiyle şikayetçi oldukları, 2013/153711 sayı alan dosyanın organize suçlarla

mücadele şube müdürlüğüne intikali sonrası görevliler arasında ilişkinin

normalin ötesinde olduğu, bunun yanı sıra kendi aralarında menfaat birlikteliği

oluşturduklarına dair ciddi emarelerin bulunduğu gerekçesi ile; İstihbarat

Daire Başkanı E.D.nin kullandığı telefonların

iletişimlerinin tespiti ve dinlenmesine yönelik rapor tanzim etmek suretiyle

teşebbüste bulunulması İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğünden sorumlu Emniyet

Müdür Yardımcısı A.M.T., İstihbarat Şube Müdürü A.A., İstihbarat Şube Müdür

Yardımcısı Ö.F.A. İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Emniyet Amiri E.A.,

İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Emniyet Amiri S.A. isimli görevliler ile

Polis Memurları H.B. ve H.İ. isimli görevlilerin, emekli memur H.Ö. isimli

şahsın kullandığı telefonların ‘suç örgütü kurmak ve buna bağlı örgütün

faaliyetleri’ suçundan iletişimlerinin tespiti, dinlenmesi ve gizli izlenmeleri

hakkında yapılan işlemler ve eylemler. 30/1/2014 tarihinde yürürlüğe giren

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı iş bölümü talimatına göre ‘çalışma talimatının

yürürlüğe girdiği anda, bütün bürolarda bulunan Örgütlü Suçlar Bürosunun görev

alanına giren soruşturma evraklarının tamamının, Kaçakçılık, Toplumsal Olaylar

ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosuna devredilir’ hükmü uyarınca; İstanbul

Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yürütülen, CMK’nın 135. Ve 140. Tedbirlerine göre; izleme, ses ve

görüntülerin kayda alınması, iletişimin tespit edilmesi, dinlenilmesi, kayda

alınması ve görüşme detaylarının sorgulamalarının yapılmasına, sinyal

bilgilerinin değerlendirilmesine yönelik kararların alındığı, sahte evrak

tanzim etmek, zimmetine para geçirmek ve suç örgütü kurmak ve buna bağlı örgüt

faaliyetlerinde bulunmak suçlarından açılan 2013/153711 sayılı soruşturma

dosyası, bulunduğu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosundan,

Kaçakçılık, Toplumsal Olaylar ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosuna

gönderilmiştir. Kaçakçılık, Toplumsal Olaylar ve Örgütlü Suçlar Soruşturma

Bürosunca 28/2/2014 tarih ve 2013/153711 sayılı müzekkere gereği için Organize

Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne gönderilmiş, Müzekkere yazıda; 131611 sicil

sayılı polis memuru H.B. hakkında İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünce idari

soruşturma yapılıp yapılmadığı, yine soruşturmada adı geçen H.B. isimli polis

memurunun suça konu olarak düzenlediği ödeme belgelerinin ve F3, F4 formlarının

incelenip iade edilmek üzere gönderilmesi istenilmiştir. 2013/153711 sayılı

soruşturma ile ilgili olarak Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü

kayıtlarının tetkikinde; Dönem itibarıyla İstihbarat Şube Müdürlüğünde çalışan Polis

Memuru H.B.nin ‘BİEK (Bilgisinden İstifade Edilen

Kişiler) çalıştırıcısı iken gerçek olmayan buluşma, haber raporu, ödeme belgesi

ve harcama tutanağı düzenlediği’ iddiasıyla hakkında; dönem itibarıyla

İstihbarat Şube Müdürlüğünde masa amiri olarak görev yapan Komiser Metin Güneş

tarafından 21/10/2013 tarihli raporun, Başkomiser

A.K. tarafından 22/10/2013 tarihli raporun, Büro Amir Yardımcısı Başkomiser P.K., Kısım Amiri Başkomiser

A.K. ve Masa Amiri Komiser Metin Güneş ile birlikte ortak tutulan 31/10/2013

tarihli tutanağının tanzim edildiği, konu ile ilgili olarak Başkomiser

A.K.nın 8/11/2013 tarihinde İstanbul C.

Başsavcılığına dilekçe sunmak suretiyle şikayetçi olduğu ve aynı gün ifadesinin

alındığı, adli makamlara intikal eden dilekçenin 2013/153711 sayısına kayıt

edilerek adli soruşturmanın başlatıldığı, Soruşturma evraklarının, Cumhuriyet

Başsavcılığımızca 18/11/2013 tarih ve 2013/153711 sayılı talimat yazısı ekinde

gereği için Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne gönderildiği, ilk

müzekkere yazının alınmasından 3 gün sonra 21/11/2013 tarihinde Organize

Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne ikinci talimat yazının gönderildiği, alınan

bu ikinci talimat herhangi bir araştırma/çalışma yapmadan, herhangi bir bilgi,

belge veya somut delil elde edilmeden, sadece İstihbarat Şube Müdürlüğü

görevlilerince tanzim edilen rapor/tutanak/verilen şikayet dilekçesi ve

ifadelerin esas alınarak, delil teyit etme veya yeni delil elde etme yol ve

yöntemlerinin herhangi birine başvurmadan 22/11/2013 tarihinde (ikinci talimat

yazının alınmasından bir gün sonra) İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü üst

yönetim kadrosunu oluşturan İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğünden sorumlu

Emniyet Müdür Yardımcısı A.M.T., İstihbarat Şube Müdürü A.A., İstihbarat Şube

Müdür Yardımcısı Ö.F.A, İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Emniyet Amiri

E.A., İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Emniyet Amiri S.A., İstihbarat Şube

Müdürlüğünde çalışan polis memurları H.B. isimli görevlilerin kullandığı

telefon numaralarının iletişimlerinin dinlenmesine ilişkin CMK 135 birinci

karar talep raporunun düzenlendiği, 23/11/2013 tarihinde ‘suç örgütü kurmak ve

buna bağlı olarak örgütün faaliyetleri’ suçu yüklenerek dinleme ve gizli izleme

kararlarının alındığı, 6/12/2013 tarihinde istihbarat şube müdürlüğünde görevli

polis memuru H.İ. ve emekli bir memur olan H.Ö. isimli şahısların

iletişimlerinin dinlenmesine ilişkin CMK 135 ikinci karar talep raporunun

tanzim edildiği, aynı gün mahkeme kararlarının alınarak çalışmalara

başlanıldığı, 16/12/2013 tarihinde H.Ö. isimli şahsın ofis olarak kullandığı

adresle ilgili olarak Gizli İzleme Karar Talebinde bulunulduğu ve aynı gün

mahkeme kararı alındığı, Henüz dinleme karar sürelerinin başında olunmasına

rağmen 17/12/2013 tarihinde savcılık makamına üst yazı yazılarak herhangi bir

sebep ve gerekçe belirtilmeksizin sonlandırma talimatının istenildiği,

Cumhuriyet Başsavcılığımızın talimatı ile 18/12/2013 tarihinde de (yeni Şube

Müdürünün atandığı tarih) iletişimin dinlenmesi çalışmalarının sonlandırılarak

soruşturma dosyasının Cumhuriyet Başsavcılığımıza alelacele bir şekilde

gönderildiği, ortam dinlemesi ile ilgili ses kayıtlarının ve tutanakların

soruşturma dosyası içerisinde bulunmadığı, zimmet suçu adı altında başlatılan

soruşturmada zimmet suçunu işleyemeyecek emekli bir memur olan H.Ö.nün dinlendiği ve izlendiği, bütün bu iş ve

işlemlerden, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne 18/12/2013 tarihinde

atanan Şube Müdürü Ö.B.A.nın bilgisinin ve haberinin

olmadığı, karar sürelerinin henüz başında bulunulan dinleme işleminin

18/12/2013 tarihinde sonlandırılarak soruşturma dosyasının savcılık makamına

alelacele bir şekilde gönderildiği, bu şekilde hareket edilerek hukuksuz olarak

yapılan işlemlerin ve suçun gizlenmesi amacının güdüldüğü, suça konu delillere

dönemi itibarıyla ulaşılmasının engellendiği anlaşılmakta; şüpheli şahısların

bu eylemlerinin, yapılan hukuksuz iş ve işlemlerin adli sonuçlarından kurtulma

amacına yönelik olduğu … [anlaşılmıştır.]

…

P.K., A.K. ve Metin Güneş tarafından, Polis

Memuru H.B. ve sıralı amirlerine isnat edilen zimmet ve görevi kötüye kullanma

iddialarının soyut düzeyde kaldığı, iddialarını destekleyecek herhangi bir

bilgi, belge, somut delil veya tanık beyanının tespit edilemediği görülmekle;

Şüphelilerin, iddia ettikleri suçlara delil

olarak sundukları tutanakların bir kısmının imzalı/paraflı, bir kısmının

imzasız/parafsız olduğu, bir kısmının Şube Müdürünün OLUR’una

sunulduğu, bir kısmının Şube Müdürünün OLUR’una

sunulmadığı, üst yazıların bir kısmının imzalı bir kısmının imzasız olduğu gibi

kendi içerisinde tutarsızlıkların bulunması,

H.B. ile aynı ekipte çalışan ve tutanaklarda

isim ve imzaları bulunan T.A. ve C.Ş. isimli şahsıların tutanak ve raporlarda

belirtilmemesi,

Para ödeme tutanaklarında BİEK’lerin

ödenen miktarları teslim aldıklarına dair

tutanaklarda imzalarının bulunması,

İnceleme yapıldığı söylenen sürenin iki ayla

sınırlı tutulması ve 2013 yılı Temmuz ayından önceki

döneme ait tutanakların incelenmesi cihetine gidilmemesi,

2013 yılı Ağustos ve Ekim aylarında tanzim

edilmiş tüm belgelerde geçen miktarların toplamında yaklaşık 2.350 TL’nin söz

konusu olması, yaklaşık 2-3 aylık dönem zarfında meydana gelen ve Polis Memuru H.B.nin işlediği iddia edilen zimmet suçu ile ilgili olarak

2013 yılı Temmuz ayında atanan İstihbarat Şube

Müdürlüğü üst yönetim kadrosunun olayla ilişkilendirilmeye ve suça ortak

edilmeye çalışılması,

Yine istihbarat üst yönetim kadrosunu (emniyet

müdür yardımcısı, şube müdürü, şube müdür yardımcısı ve 2 emniyet amiri), H.B.

isimli bir polis memurunun işlediğini iddia ettikleri zimmet suçunun üstünü

örtmekle itham etmeleri, bu ithamın hayatın olağan akışı içerisinde normal,

mantıklı, kabul edilebilir bir iddia olmaktan uzak olması,

Aynı iddiaları içeren e-posta ihbarı ile

ilgili olarak istihbarat daire başkanlığından görevlendirilen 3 müfettişin

istihbarat şube müdürlüğünde yapmış oldukları denetleme neticesinde herhangi

bir olumsuzluk ile karşılaşılmaması,

Dilekçe sahibi A.K.nın istihbarat daire başkanlığınca görevlendirilen

müfettişlere vermiş olduğu beyanında; ‘ihbarda adı geçen memurla (H.B.) 3 yıl

aynı büroda çalıştığını, bu zaman zarfında kendisinin hiçbir maddi zafiyet

içerisinde olduğunu görmediği…’ şeklinde beyanlarda bulunması,

İstihbarat şube müdürlüğünün iddialara konu

tutanakların tanzim edildiği tarihleri de kapsayan 2013 yılı bütçesinin

Bakanlıkça onaylanması,

Sunulan şikayet

dilekçesine istinaden başlatılan adli soruşturmanın sonucunun ‘iddiaların soyut

olması ve inandırıcı bir delil elde edilememesi’ gerekçesi ile soruşturmanın

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile sonuçlanması,

H.B. isimli polis memurunun buluşma yapmadan

tutanak tanzim ettiği ve zimmetine para geçirdiği iddiaları ile ilgili olarak

BİEK (Bilgisinden İstifade Edilen Kişilerin) savcılık makamında alınan

ifadelerinde; söz konusu iddiaları reddettiklerini, söz konusu buluşmaların

gerçekleştiğini ve paraların kendilerine ödendiğini beyan etmeleri,

Zimmet ve görevi kötüye kullanma suçu isnat

edilen görevlilerin alınan ifadelerinde; bu iddiaları kabul etmemeleri ve

ifadelerinde belirttikleri lehlerine olan deliller,

Şüpheli şahısların uzun yıllar birlikte

çalıştıkları ve mesai birlikteliklerinin olduğu Polis Memuru H.B.nin suça konu zimmet fiilini işlediği iddiası ile

ilgili olarak 17-25 Aralık soruşturmalarına gidildiği süreç içerisinde rapor,

tutanak tanzim etmek suretiyle 2013/153711sayılı soruşturmaya da konu olan

eylem içerisine girmeleri; zamanlaması, iddiaların mahiyeti ve inandırıcılıktan

uzak olması, somut delillere dayanmaması,

Zimmet ve görevi kötüye kullanma suçundan

başlatılan 2013/153711 sayılı soruşturma kapsamında yapılan çalışmalar

neticesinde zimmet suçuna dair herhangi bir tespitin veya delilin elde

edilememesi gibi sebepler bir arada düşünüldüğünde;

Sonuç olarak;

Atılı olan suçu ve iddiaları, söz konusu dönem

(17-25 Aralık operasyonlarına gidildiği süreçte) zarfında, bir anlamda şüpheli

şahıslarca icat edildiği, kendi amaç ve hedefleri doğrultusunda her yol mubah

anlayışı ile hareket ettikleri,

Zimmet suçu ve görevi kötüye kullanma

suçlarına yönelik rapor ve tutanakları tanzim eden dönem itibariyle istihbarat

şube müdürlüğünde görevli olan P.K., A.K. ve Metin Güneş isimli şüpheli

şahısların; devlet imkanlarını, memuriyetin vermiş olduğu nüfuzu, hukuki tedbir

ve yöntemleri hedefledikleri amaç ve gaye doğrultusunda araç olarak kullanarak,

suç uydurarak adli makamları yanılttıkları, hukuk kurallarını suiistimal

ederek, eksik, maddi gerçeği yansıtmayan, maksatlı ve yanıltıcı bilgi ve

belgelerle adli soruşturmanın başlatılmasına,

Ülke ve devlet güvenliğini ilgilendiren

istihbaratların toplanması, değerlendirilmesi ve ilgili makamlara aktarılması

görevini ifa eden, devlet güvenliğini ilgilendiren konulara ilişkin görüşmeler

yapan İstihbarat Şube Müdürlüğü yönetim kadrosunun iletişimlerinin dinlenmesine

ve gizli izlemelerinin yapılmasına,

Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin

etme suçunun unsurları içerisinde yer alan; devletin güvenliği veya iç veya dış

siyasal yararları bakımından niteliği itibari ile gizli kalması gereken

mahiyette ki bilgilerin elde edilmesine ve vakıf olunmasına,

Devlet/ülke güvenliğinde zaafiyete,

Özel hayatlarının gizliliğinin ihlal

edilmesine ve kişisel mağduriyetlerin oluşmasına sebebiyet verdikleri

anlaşılmaktadır.

…

Zimmet suçu ve görevi kötüye kullanma

suçlarına yönelik rapor ve tutanakları tanzim eden dönem itibariyle İstanbul

Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli olan P.K., A.K. ve Metin

Güneş isimli şüpheli şahısların; devlet imkanlarını, memuriyetin vermiş olduğu

nüfuzu, hukuki tedbir ve yöntemleri hedefledikleri amaç ve gaye doğrultusunda

araç olarak kullanarak, suç uydurarak adli makamları yanılttıkları, hukuk

kurallarını suiistimal ederek, eksik, maddi gerçeği yansıtmayan, maksatlı ve

yanıltıcı bilgi ve belgelerle adli soruşturmanın başlatılmasına, ülke ve devlet

güvenliğini ilgilendiren istihbaratların toplanması, değerlendirilmesi ve

ilgili makamlara aktarılması görevini ifa eden, devlet güvenliğini ilgilendiren

konulara ilişkin görüşmeler yapan istihbarat şube müdürlüğü yönetim kadrosunun

iletişimlerinin dinlenmesine ve gizli izlemelerinin yapılmasına, özel

hayatlarının gizliliğinin ihlal edilmesine sebebiyet verdikleri, görevlerini

kötüye kullandıkları, soruşturmanın başlangıcı ve gidişatı noktasında organize

suçlarla mücadele şube müdürlüğü görevlileri ile eylemli paylaşım ve işbirliği

içerisinde hareket ettikleri,

2013/153711 sayılı söz konusu soruşturmanın

organize suçlarla mücadele şube müdürlüğüne intikali sonrası; gayri hukuki,

keyfi ve zorlama yorumlarla suç örgütü adı altında, herkesi veya her kesimi

birbiri ile irtibatlıymış gibi göstererek, birlikte hareket edildiği

iddialarına dayandırılarak ilgili görevlilerin örgütlü bir şekilde hareket

ettiklerinin ve suç işlediklerinin iddia edildiği, ‘organik yapının varlığı’ ‘menfaat

birlikteliği’ ‘koordineli olarak birlikte hareket etmek’ gibi soyut, ucu açık

kelimelerle kavram kargaşası oluşturularak, somut delillere dayanmayan, makul

olmayan sözde hukuki yaklaşımlarla, keyfi yorumlarla kişilere işlendiği iddia

edilen fiil (sözde zimmet iddiası) ile orantısız şekilde suç isnat edildiği

(suç örgütü kurmak ve buna bağlı örgütün faaliyetleri), ilgili CMK 135-140

tedbirlerine başvurmaya olanak sağlayacak nitelikte, görevlileri örgütlü bir

şekilde suç işlemekle isnat ederek, adeta ilgili görevlileri birer suç örgütü

üyesi gibi göstererek, hukuk dışı ve keyfi yorumlarla herhangi bir somut delile

dayanmayan raporlar tanzim edilerek dinleme ve gizli izleme karar taleplerinde

bulundukları, soruşturmanın en başında kişilerin masumiyet karinesinin ihlal

edildiği, kanunların suç soruşturması yapan birimlere tanımış olduğu

yetkilerin, devletin sağlamış olduğu imkanların kötüye kullanıldığı, suç

uydurarak adli makamların yanıltıldığı, eksik, maddi gerçeği yansıtmayan,

maksatlı ve yanıltıcı bilgi ve belgelerle kişilerin mağduriyetine sebebiyet

verdikleri, ülke ve devlet güvenliğini ilgilendiren istihbaratların toplanması,

değerlendirilmesi ve ilgili makamlara aktarılması görevini ifa eden, devlet

güvenliğini ilgilendiren konulara ilişkin görüşmeler yapan istihbarat şube

müdürlüğü yönetim kadrosunun iletişimlerinin dinlenmesine ve gizli

izlemelerinin yapılmasına, özel hayatlarının gizliliğinin ihlal edilmesine

sebebiyet verdikleri,

2013/153711 sayılı soruşturma ile; Devletin

güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçunun unsurları içerisinde yer alan;

devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği

itibari ile gizli kalması gereken bilgilerin temin edildiği, bu bilgilerin

temin edilmesini yasal bir soruşturma adı altında elverişli hale getirildiği,

bu gizli mahiyette bilgilerin elde edilmesine ve vakıf olunmasına sebebiyet

verildiği, 2013/153711 sayılı soruşturma ile; ülke ve devlet güvenliğini

ilgilendiren istihbaratların toplanması, değerlendirilmesi ve ilgili makamlara

aktarılması görevini ifa eden, devlet güvenliğini ilgilendiren konulara ilişkin

görüşmeler yapan istihbarat şube müdürlüğü yönetim kadrosunun dinlenildiği ve

devlet/ülke güvenliğinde zafiyete sebebiyet verildiği,

2013/153711 sayılı soruşturma ile; hukuki

yetki ve sınırları aşar nitelikte, asılsız ve gerçeğe aykırı bilgi ve

yorumlarla tanzim edilmiş dinleme ve gizli izleme talep raporlarına ve

yazılarına istinaden iletişimleri dinlenen ve gizli izlemesi yapılan

mağdur/müşteki şahısların, özel hayatlarının gizliliğinin ihlal edildiği ve

kişisel mağduriyete sebebiyet verildiği,

Dinleme işlemini yapmakla görevli personellere

amirlerince verilen; ‘Beşiktaş’ta bulunan MİT Bölge Başkanlığı’na giderlerse

veya telefonları buradan baz verirse bana haber ver’ şeklinde ki talimattan da

bir kez daha anlaşılacağı üzere şüpheli şahısların iddia edilen zimmet suçunu

veya soruşturma konusu başka bir suçu aydınlatma gibi bir gayelerinin olmadığı,

başka amaç ve hedefler peşinde oldukları, istihbarat şube müdürlüğü yönetim

kadrosu üzerinden, MİT Bölge Başkanlığı’nı da dolaylı olarak kontrol çabası ve

amacı içerisine girdikleri de görülmektedir.

Yine şüpheli şahısların 2013/153711 sayılı

soruşturma kapsamında çıtayı iyece yükselterek Emniyet Genel Müdürlüğü

İstihbarat Daire Başkanı E.D.nin de telefonlarını

dinleyebilmek için karar talep raporu yazarak teşebbüste bulundukları ve

böylece emniyet genel müdürlüğünün yapmak istediği veya yapabileceği

tasarrufları öğrenmek amacına yönelik hareket ettikleri,

İlk etapta, bir polis memurunun adının

karıştığı sözde zimmet iddiasıyla 8/11/2013 tarihinde savcılık makamına şikayet

dilekçesi sunmak suretiyle başlatılan, ilerleyen safhada tüm İstihbarat üst

yönetim kadrosunun telefonlarının dilendiği ve gizli olarak izlendiği

(23/11/2013-18/12/2013) 2013/153711 sayılı soruşturma kapsamına şüpheli

şahısların asıl hedef ve amaçlarının; 2013 yılı Temmuz ayında atanan yeni

istihbarat üst yönetim kadrosunun iletişimlerini ‘17-25 Aralık (2013)

operasyonlarına adım adım gidildiği süreçte’ dinlemek ve kayıt altına almak

suretiyle, ilgili görevlilerin malum soruşturmalardan bilgi sahibi olup

olmadıklarını anlamak ve buna göre tedbir geliştirmek amacına matuf, ilgili

görevlilerin kontrol edilmesi ve tasarruflarının öğrenilmesi amacına yönelik

maksatlı bir soruşturma olduğu, şüpheli şahısların aynı zamanda MİT Bölge

Başkanlığını ve Emniyet Genel Müdürlüğünü kontrol ve tasarruflarını öğrenme

amaç ve saiki ile de hareket ettikleri

anlaşılmaktadır.”

17. İddianame İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme)

21/4/2016 tarihinde kabul edilerek E.2016/124 sayılı dosya üzerinden kovuşturma

aşaması başlamıştır. Mahkeme aynı tarihte yaptığı tensiple birlikte

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar vermiştir. Karar gerekçesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“Tutuklu sanıklar N.A., M.Ç., A.K., A.K., İ.E.,

S.G., Metin Güneş, P.K., A.A., M.A.S., A.Ü., R.H.H.nin

üzerlerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, teknik takip

raporları, iletişim tespit tutanakları, baz istasyonu sinyal kayıtları, arama

tutanakları ve ekleri, ekspertiz raporları, şahit beyanları, müşteki ifadeleri

vs. Deliller kapsamında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren müşahhas

deliller bulunması, sanıklara atılı suçlardan olan ‘Türkiye Cumhuriyeti

hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs

etme, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk

amacıyla temin etme’ suçlarının tutuklama sebeplerinin kanuni karine olarak

varsayıldığı, CMK’nın 100/3-a. 11 alt bendinde

sayılan katalog suçlardan oluşu, sanıklara isnat edilen suçların kanunda

öngörülen cezalarının alt ve üst sınırlarının kaçma şüphesini doğurması,

müşteki sayısı ve eylemlerin yoğunluğu da dikkate alındığında, sanıkların

eylemlerinin sübuta ermesi halinde sanıklara verilmesi muhtemel ceza veya

güvenlik tedbiri ile tutuklama tedbirinin ölçülü olması gibi sebeplerle,

sanıklar üzerinde adli kontrol hükümleri ile yeterli ve etkili hukuksal denetim

sağlanamayacak oluşu dikkate alınarak, adı geçen sanıkların CMK’nın

100. Ve devamı maddeleri gereğince tutukluluk hallerinin devamına… [karar

verildi.]”

18. Mahkeme 18/5/2016 tarihinde yaptığı ilk duruşmada bir kısım

müştekiyi dinlemiş ve duruşma sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına

karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Tutuklu sanıklar N.A., M.Ç, A.K., A.K., Metin

Güneş, P.K, A.A., A.Ü., R.H.H.nin üzerlerine atılı,

suçların vasıf ye mahiyeti. Mevcut delil durumu, şahit beyanları. Müşteki

ifadeleri vs. deliller kapsamında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

müşahhas deliller bulunması sanıklara atılı suçlardan olan ‘Türkiye Cumhuriyeti

hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs

etme, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk

amacıyla temin etme’ suçlarının tutuklama sebeplerinin kanuni karine olarak

varsayıldığı CMK’nın 100/3-a. 11 alt bendinde sayılan

katalog suçlardan oluşu, sanıklara isnat edilen suçların kanunda öngörülen

cezalarının alt ve üst sınırlarının kaçma şüphesini doğurması, henüz iddianaınenin okunup sanıkların savunmalarının mahkcmemizce alınmamış olması dikkate alınarak sanıkların

eylemlerinin sübuta ermesi halinde sanıklara verilmesi muhtemel ceza veya

güvenlik tedbiri ile tutuklama tedbirinin ölçülü olması gibi sebeplerle,

sanıklar üzerinde adli kontrol hükümleri ile yeterli ve etkili hukuksal denetim

sağlanamayacak oluşu dikkate alınarak, adı geçen sanıkların CMK’nın

100. Ve devamı maddeleri gereğince tutukluluk hallerinin devamına… [karar

verildi.]”

19. Mahkeme 17/6/2016, 9/9/2016, 28/11/2016 tarihli duruşmalarda

da benzer gerekçelerle başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar

vermiştir.

20. Mahkeme 25/1/2017 tarihli duruşmada başvurucunun savunmasını

almıştır. Başvurucu, mahkemedeki savunmasında özetle H.B. isimli polis

memuruyla ilgili olarak düzenlediği ve suçlamaya konu edilen tutanakların ve

yaptığı tespitlerin tamamının doğru olduğunu, herhangi bir şekilde suç

uydurmasının ya da sahte tutanak düzenlemesinin söz konusu olmadığını

(Başvurucu bu kapsamda suçlamaya konu tutanaklarla ilgili ayrıntılı olarak

savunma yapmıştır.), H.B.nin bilgisinden istifade

edilen kişilerle (BİEK) yaptığı görüşme ve buluşmalarla ilgili olarak

düzenlediği ve kendisinin görevi gereği incelediği tutanakların bir kısmında

tutanak tarihi ile buluşma tarihleri arasında çelişki olduğunu, yine aynı tarih

ve saatte birbirinden uzak yerlerde görüşmeler yapıldığı gibi çelişkiler

görmesi üzerine gerekli inceleme ve araştırmaları yaptıktan sonra suç olarak

değerlendirdiği eylemleri nedeniyle H.B. hakkında tutanak düzenlediğini ve bunu

ilgili amirlerine ilettiğini, H.B. hakkında başlatılan soruşturma kapsamında

Cumhuriyet Savcılığında ifade verdiğini ancak Savcılık tarafından H.B.nin eylemleriyle ilgili olarak yeterli ve gerekli

inceleme ve araştırma yapılmadan H.B. hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair

karar verildiğini, akabinde de aynı hususlara ilişkin olarak suç uydurduğundan

bahisle kendisi hakkında soruşturma başlatıldığını, suçlamaya konu incelemeyi

görevi gereği yaptığını, tutanağı da bir suç şüphesi olması nedeniyle doğru

şekilde düzenlediğini, kanunlara uygun şekilde düzenlediği tutanak nedeniyle

suçlanmasının hukuka aykırı olduğunu, bir kısım tanık ve gizli tanığın

beyanlarının çelişkili olduğunu, bu nedenlerle aleyhine olan tanık beyanlarını

ve suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiştir.

21. Mahkeme, anılan duruşma sonunda başvurucunun tutukluluk

hâlinin devamına da karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Tutuklu sanıklar N.A., M.Ç., A.K., A.K.,

İ.E., S.G., Metin Güneş, P.K., A.A., M.A.S., A.Ü., R.H.H.nin

üzerlerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, teknik takip

raporları, iletişim tespit tutanakları, baz istasyonu sinyal kayıtları, arama

tutanakları ve ekleri, ekspertiz raporları, şahit beyanları, müşteki ifadeleri

vs. Deliller kapsamında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren müşahhas

deliller bulunması, sanıklara atılı suçlardan olan ‘Türkiye Cumhuriyeti

hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs

etme, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk

amacıyla temin etme’ suçlarının tutuklama sebeplerinin kanuni karine olarak

varsayıldığı, CMK’nın 100/3-a. 11 alt bendinde sayılan

katalog suçlardan oluşu, sanıklara isnat edilen suçların kanunda öngörülen

cezalarının alt ve üst sınırlarının kaçma şüphesini doğurması, müşteki sayısı

ve eylemlerin yoğunluğu da dikkate alındığında, sanıkların eylemlerinin sübuta

ermesi halinde sanıklara verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik tedbiri ile

tutuklama tedbirinin ölçülü olması gibi sebeplerle, sanıklar üzerinde adli

kontrol hükümleri ile yeterli ve etkili hukuksal denetim sağlanamayacak oluşu

dikkate alınarak, adı geçen sanıkların CMK’nın 100. Ve

devamı maddeleri gereğince tutukluluk hallerinin devamına… [karar

verildi.]”

22. Başvurucu ¾/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur

23. Mahkeme sonraki celselerde “…sanıklar

N.A., M.Ç., A.K., A.K., İ.E., S.G., Metin Güneş, P.K., A.A., M.A.S., A.Ü., R.H.H.nin üzerlerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti,

mevcut delil durumu, teknik takip raporları, iletişim tespit tutanakları, baz

istasyonu sinyal kayıtları, arama tutanakları ve ekleri, ekspertiz raporları,

şahit beyanları, müşteki ifadeleri vs. Deliller kapsamında kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren müşahhas deliller bulunması, sanıklara atılı

suçlardan olan ‘Türkiye Cumhuriyeti hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevini

yapmasını engellemeye teşebbüs etme, devletin gizli kalması gereken bilgilerini

siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme’ suçlarının tutuklama

sebeplerinin kanuni karine olarak varsayıldığı, CMK’nın

100/3-a. 11 alt bendinde sayılan katalog suçlardan oluşu, sanıklara isnat

edilen suçların kanunda öngörülen cezalarının alt ve üst sınırlarının kaçma

şüphesini doğurması, müşteki sayısı ve eylemlerin yoğunluğu da dikkate

alındığında, sanıkların eylemlerinin sübuta ermesi halinde sanıklara verilmesi

muhtemel ceza veya güvenlik tedbiri ile tutuklama tedbirinin ölçülü olması gibi

sebeplerle, sanıklar üzerinde adli kontrol hükümleri ile yeterli ve etkili

hukuksal denetim sağlanamayacak oluşu dikkate alınarak, adı geçen sanıkların CMK’nın 100. Ve devamı maddeleri gereğince tutukluluk

hallerinin devamına… [karar verildi.]” şeklindeki gerekçelerle başvurucunun tutukluluk hâlinin

devamına karar vermiştir.

24. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk

derece mahkemesinde derdesttir. Başvurucunun tutukluluk durumu devam

etmektedir.

B. İlgili Süreç

25. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son

bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu

teşebbüsün arkasında Türkiye’de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve

son yıllarda FETÖ ve/veya PDY olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu

değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve

diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

26. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe

girişimiyle bağlantılı ya da darbe girişimiyle doğrudan bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı

sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki

yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından

soruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama

tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 51, Mehmet Hasan

Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).

IV. İLGİLİ HUKUK

27. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tutuklama nedenleri” kenar başlıklı 100. Maddesinin

ilgili kısımları şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

…

10. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde

302, 303, 304, 307, 308),

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

…”

28. 5271 sayılı Kanun’un “Tutuklama

kararı” kenar başlıklı 101. Maddesinin (1), (2) ve (5) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re’sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut

olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya

sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle

kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.

…

(5) Bu

madde ile 100 üncü madde gereğince verilen kararlara

itiraz edilebilir.”

29. 5271 sayılı Kanun’un “Tutuklulukta

geçecek süre” kenar başlıklı 102. Maddesi şöyledir:

(1)

(Değişik: 6/12/2006 – 5560/18 md.) Ağır ceza

mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır.

Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha

uzatılabilir.

(2)

Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki

yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma

süresi toplam üç yılı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun

İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde

tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu

kapsamına giren suçlarda beş yılı geçemez.

(3) Bu

maddede öngörülen uzatma kararları, Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanık

ile müdafiinin görüşleri alındıktan sonra verilir.”

30. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Hükûmete karşı suç” kenar başlıklı 312. Maddesi

şöyledir:

“(1) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye

Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen

veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezası verilir.

(2) Bu

suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan

dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.”

31. 5237 sayılı Kanun’un “Siyasal

veya askerî casusluk” kenar başlıklı 328. Maddesinin bir (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal

yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri,

siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin eden kimseye onbeş

yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir.”

32. 5237 sayılı Kanun’un “Devletin

güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama” kenar

başlıklı 329. Maddesinin bir (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal

yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri

açıklayan kimseye beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.”

33. 5237 sayılı Kanun’un “İftira”

kenar başlıklı 267. Maddesinin bir (1) ve iki (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla,

işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya

da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir

fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır.

Fiilin maddî eser ve delillerini uydurarak

iftirada bulunulması halinde, ceza yarı oranında artırılır.”

34. 5237 sayılı Kanun’un “Suç

uydurma” kenar başlıklı 271. Maddesi şöyledir:

“İşlenmediğini bildiği bir suçu, yetkili

makamlara işlenmiş gibi ihbar eden ya da işlenmeyen bir suçun delil veya

emarelerini soruşturma yapılmasını sağlayacak biçimde uyduran kimseye üç yıla

kadar hapis cezası verilir.”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

35. Mahkemenin 28/5/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddialar

1. Gözaltının Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

36. Başvurucu, kuvvetli suç şüphesi olmadığı hâlde yakalanarak

gözaltına alınması ve uzun süre gözaltında tutulması nedenleriyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

37. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

38. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı

Kanun’un 141. Maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

39. Öte yandan Anayasa Mahkemesi olağanüstü hâl ilanı sonrasında

uygulanan olağan döneme göre daha uzun süreli gözaltı tedbirleri yönünden de bu

sürelerin makul olmadığı şikâyetlerini incelemiş ve bu konuda 5271 sayılı Kanun’un

141. Maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken

etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456, 26/12/2017, §§ 30-37; Mehmet Hasan Altan (2), §§ 84-93).

40. Somut olayda başvurucu yönünden gözaltı tedbirinin hukuki

olmadığına ve gözaltı süresinin uzun olduğuna ilişkin iddialarla ilgili olarak

anılan kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

41. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

42. Başvurucu, kuvvetli suç şüphesini gösteren somut olgular

ortaya konulmadan ve adli kontrol tedbirinin neden yetersiz kalacağı

tartışılmadan tutuklanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

43. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin ve Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesinin (AİHM) tutukluluğa ilişkin benzer kararları hatırlatılarak

somut olayda tutuklama için gerekli olan kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu ve

bu şikâyet yönünden başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu belirtilmiştir.

44. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında başvuru formundakine

benzer beyanlarda bulunmuştur.

b. Değerlendirme

45. Başvuru konusu olayda ileri sürülen tutuklamanın hukuki

olmadığı şikâyetiyle ilgili olarak Anayasa Mahkemesince -2015/10423 sayılı

başvuruda İkinci Bölüm Birinci Komisyon tarafından- 6/9/2017 tarihinde başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verildiği tespit edildiğinden

başvurunun bu şikâyet yönünden mükerrer başvuru niteliğinde olduğu

anlaşılmaktadır.

46. Açıklanan gerekçelerle başvurunun mükerrer başvuru olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.

3. Sulh Ceza Hâkimliğinin

Bağımsız ve Tarafsız Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

47. Başvurucu; tutuklama kararını veren ve tutukluluk

itirazlarını inceleyen sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim ilkesine aykırı

olarak kurulduğunu, bağımsız ve tarafsız olmadığını, bu nedenle kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

48. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

49. Başvuru konusu olayda ileri sürülen sulh ceza hâkimliğinin

bağımsız ve tarafsız olmadığı iddiasıyla

ilgili olarak daha önce bireysel başvuruda bulunulduğu ve başvurucunun anılan

şikâyetiyle ilgili olarak 2015/10423 sayılı dosya üzerinden İkinci Bölüm

Birinci Komisyon tarafından yapılan inceleme sonunda açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilmezlik kararı verildiği tespit edildiğinden

başvurunun bu şikâyet yönünden mükerrer başvuru niteliğinde olduğu

anlaşılmaktadır.

50. Açıklanan gerekçelerle başvurunun mükerrer başvuru olması nedeniyle reddine karar verilmesi

gerekir.

4. Ağır Ceza

Mahkemelerinin Bağımsız ve Tarafsız Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

51. Başvurucu; kovuşturma aşamasında tutukluluğun devamına karar

veren ve tutukluluk itirazlarını inceleyen ağır ceza mahkemelerinin doğal hâkim

ilkesine aykırı olarak kurulduğunu, bağımsız ve tarafsız olmadığını, bu nedenle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

52. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

53. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında da

belirtildiği gibi doğal hâkim ilkesi, suçun işlenmesinden veya çekişmenin

doğmasından önce davayı görecek yargı yerini kanunun belirlemesi şeklinde

tanımlanmaktadır. Doğal hâkim ilkesi yargılama makamlarının suçun işlenmesinden

veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya yargıcın atanmasına,

başka bir anlatımla sanığa veya davanın taraflarına göre hâkim atanmasına engel

oluşturur (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

54. Bir kuralın belirli bir suçun işlenmesinden sonra bu suça

ilişkin davayı görecek yargı yerini belirlemeyi amaçlamaması, yürürlüğü

müteakip kapsamına giren tüm davalara uygulanması hâlinde doğal hâkim ilkesine

aykırılık söz konusu olamaz (AYM, E.2009/52, K.2010/16, 21/1/2010).

55. Anayasa’nın 9. Maddesinde, yargı yetkisinin bağımsız ve

tarafsız mahkemelerce kullanılacağı açıkça hükme bağlanmış; 138. Maddesinde ise

mahkemelerin bağımsızlığından ne anlaşılması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre “Hiçbir

organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve

hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez;

tavsiye ve telkinde bulunamaz.”. Bağımsızlık

mahkemenin bir uyuşmazlığı çözümlerken yasamaya, yürütmeye, davanın tarafları

ile çevreye ve diğer yargı organlarına karşı bağımsız olmasını, onların etkisi

altında olmamasını ifade etmektedir (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

56. Bir mahkemenin idareye ve davanın taraflarına karşı bağımsız

olup olmadığının belirlenmesinde üyelerinin atanma şekli ve onların görev

süreleri, dış baskılara karşı teminatların varlığı ve mahkemenin bağımsız

olduğu yönünde bir görüntü sergileyip sergilemediği önem arz etmektedir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,

16/5/2013, § 28).

57. Anayasa’nın 36. Maddesinde mahkemelerin tarafsızlığından

açıkça bahsedilmemekle birlikte Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca davanın

tarafsız bir mahkemede görülmesini isteme hakkı, adil yargılanma hakkının zımni

bir unsurudur. Nitekim 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanun’un 1. Maddesiyle

Anayasa’nın 9. Maddesine “bağımsız” ibaresinden

sonra gelmek üzere “ve tarafsız”

ibaresi eklenmiş; böylelikle madde metni “Yargı

yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”

Hâlini almıştır. Ayrıca mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirini

tamamlayan iki unsur olduğu dikkate alındığında -Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi

gereği- Anayasa’nın 138., 139. Ve 140. Maddelerinin de tarafsız bir mahkemede

yargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Tahir Gökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 60).

58. Mahkemelerin tarafsızlığı kavramı, görülecek davalar karşısında

bizzat mahkemenin kurumsal yapısı ile davaya bakmakla görevli hâkimin tutumu

üzerinden açıklanmaktadır. Öncelikle mahkemelerin kuruluşu ve yapılanmasıyla

ilgili yasal ve idari düzenlemelerin tarafsız olmadığı izlenimini vermemesi

gerekir. Esasında kurumsal tarafsızlık, mahkemelerin bağımsızlığı ile

bağlantılı bir konudur. Tarafsızlık için öncelikle bağımsızlık ön koşulu

gerçekleşmeli ve ek olarak kurumsal yönden de taraf görüntüsü verecek bir

yapılanma oluşmamalıdır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

59. Mahkemelerin tarafsızlığını ifade eden ikinci unsur,

hâkimlerin görülecek davaya ilişkin öznel tutumlarıyla ilgilidir. Davaya

bakacak olan hâkimin davanın taraflarına karşı eşit, yansız ve ön yargısız

olması, hiçbir telkin ve baskı altında kalmadan hukuk kuralları çerçevesinde

vicdani kanaatine göre karar vermesi gerekir. Aksi yöndeki davranışlar ise

hukuk düzenince disiplin ve ceza hukuku alanındaki yaptırımlara tabi

kılınmıştır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

60. Genel bir kanuni düzenlemeye dayanılarak ve Hâkimler ve

Savcılar Kurulu (HSK) tarafından yapılan atama sonucunda sulh ceza hâkimlerinin

-soruşturma aşamasında tutuklama tedbirine ilişkin karar vermek de dâhil olmak

üzere- kanun ile verilen görevleri yaptıkları anlaşılmaktadır. Bağımsız ve

tarafsız olmadıkları iddia edilen sulh ceza hâkimliklerinin Cumhuriyet

savcısının taleplerini reddederek şüpheliler lehine de kararlar verdikleri

bilinmektedir. Bu itibarla bazı soyut varsayımlardan hareket edilerek ilgili

hâkimlerin bağımsız ve tarafsız davranmadıklarını kabul etmek mümkün değildir

(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hikmet

Kopar ve diğerleri, § 114; Hidayet

Karaca, § 78, Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§

64-78).

61. Somut olayda başvurucu hakkında tutukluluğun devamına karar

veren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ile tutukluluğa itiraz incelemelerini

değerlendiren İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin anılan ilkeler uyarınca genel

hükümlere göre kurulduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Başvurucunun bu

mahkemelerde görev yapan hâkimlerin kendisiyle ilgili übjektif

değerlendirmeler yaptığı yönünde bir iddiası da yoktur. Sonuç olarak tüm dosya

kapsamı nazara alındığında tutukluğun devamı kararlarını ve tutukluluğa

itirazları reddeden mahkemelerin anılan dosya nedeniyle übjektif

değerlendirme yaptıkları veya tarafsız davranmadıkları sonucuna

varılamamaktadır.

62. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

5. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

63. Başvurucu; uzun süredir tutuklu olduğunu, tahliye

taleplerinin ve itirazlarının -tutukluluğun devamını meşru kılacak- ilgili ve

yeterli gerekçe olmadan reddedildiğini, Kanun’da öngörülen iki yıllık sürenin

dolmasına rağmen tutukluluk süresinin uzatılmasına ilişkin bir karar

verilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

64. Bakanlık görüşünde; Anayasa Mahkemesinin ve AİHM’in tutukluluğa ilişkin benzer kararları hatırlatılarak

somut olayda tutukluluğun devamı için gerekli olan kuvvetli suç şüphesinin

devam ettiği, tutukluluğun devamına ilişkin kararların ilgili ve yeterli

gerekçe içerdiği ve davanın karmaşıklığı da gözönüne

alındığında tutukluluk süresinin makul olduğu ileri sürülerek bu şikâyet

yönünden başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu belirtilmiştir.

65. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında özetle başvuru

formundakine benzer beyanlarda bulunmuş; uzun süredir tutuklu olduğunu ve

tutukluluk durumunun devamı için yeterli gerekçe gösterilmediğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

66. Anayasa’nın 19. Maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde

yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır

bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir.”

67. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa’nın 19. Maddesinin

yedinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında

incelenmesi gerekir.

i. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

68. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Esas Yönünden

(1) Genel

İlkeler

69.Genel ilkeler için bkz. Erdal

Tercan ([GK],

2016/15637, 12/4/2018, §§ 190-200) başvurusu hakkında verilen karar.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

70. Başvurucu, 17/25 Aralık operasyonlarından sonraki süreçte 15/4/2015

tarihinde gözaltına alınmış ve İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin 20/4/2015

tarihli kararıyla Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya

görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, devletin gizli kalması gereken

bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme suçlarından

tutuklanmıştır. Bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucunun

tutukluluk hâli devam etmektedir. Buna göre başvurucunun tutukluluk süresi 4

yıl 1 ay 13 gündür.

71. Başvurucu kamu makamlarınca ve yargı organlarınca 17/25

Aralık operasyonlarının ve 15 Temmuz darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma

olduğu değerlendirilen FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu belirtilen emniyet

mensuplarına yönelik olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir

soruşturma kapsamında tutuklanmıştır. İddianamede başvurucunun 17/25 Aralık

operasyonları öncesinde bir kısım emniyet mensubunu ve devletin değişik

kademelerinde yer alan yöneticileri dinlemeye zemin hazırlamak amacıyla H.B.

isimli bir polis memurunun zimmet suçu işlediğinden bahisle -zimmet eylemine

ilişkin herhangi bir araştırma yapmadan- gerçeğe aykırı tutanak düzenlemek

suretiyle diğer şüphelilerle birlikte hareket ederek anılan süreçte yer aldığı

belirtilmiştir. Bu bağlamda soruşturma makamları, başvurucuyla birlikte hareket

ettiği belirtilen diğer şüphelilerin de anılan zimmet tutanağına istinaden

başkaca delil araştırması yapmadan olağan bir zimmet suçu soruşturması ile

orantısız bir şekilde istihbarat şube başkanı da dâhil olmak üzere birçok

emniyet görevlisini -aralarında zimmet eylemi nedeniyle nasıl bir ilişki

olduğunu ortaya koymadan- örgüt kapsamında işlenen bir suç olduğu gerekçesiyle

usule aykırı şekilde dinledikleri ileri sürülmüştür. Soruşturma makamları,

başvurucu ve diğer şüphelilerin amacının zimmet suçunu ortaya çıkarmak

olmadığını aksine tüm şüphelilerin ortak amaçlarının hükumete yönelik

gerçekleştirmeyi düşündükleri 17/25 Aralık operasyonları öncesinde bir kısım

emniyet görevlisinin davranışlarını öğrenme ve buna karşı kendileri yönünden

tedbir almak olduğunu, dolayısıyla şüphelilerin bu ortak amaçla birlikte

hareket ederek usulsüz birçok dinleme yapmak suretiyle atılı suçları

işlediklerini iddia etmiştir. Başvurucunun zimmet yaptığı gerekçesiyle hakkında

tutanak düzenlediği Polis Memuru H.B. ile ilgili olarak yürütülen soruşturma

sonunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği ve başvurucu hakkında bu

olay nedeniyle suç uydurma ve iftira suçlarından dava açıldığı da dosya

kapsamından anlaşılmaktadır. Sonuç olarak başvurucunun isnat edilen suç

yönünden kuvvetli suç şüphesi altında olduğu sulh ceza hâkimlikleri ve

yargılamayı yapan ağır ceza mahkemesi tarafından verilen tutukluluğa ilişkin

kararlarda açıkça belirtilmiştir. Başvurucu hakkındaki tutuklama ve

tutukluluğun devamı kararlarında atıf yapılan ve/veya soruşturma dosyasında

bulunduğu ifade edilen deliller dikkate alındığında -tutukluluğun ön şartı

olan- suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunduğuna ilişkin olarak

anılan kararların ilgili ve yeterli olduğu değerlendirilmiştir.

72. Öte yandan sulh ceza hâkimliklerinin ve ağır ceza

mahkemelerinin tutukluluğun devamı kararlarının gerekçelerinde yer alan

tutuklama nedenlerine ve ölçülülüğe ilişkin açıklamalar incelendiğinde kaçma

şüphesine, delillerin karartılması ihtimalinin bulunmasına, isnat edilen suçun

5271 sayılı Kanun’un 100. Maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve Kanun

gereği tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlar arasında olmasına, suça göre tutuklama tedbirinin ölçülü/orantılı

olmasına, adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağına dayanıldığı

görülmektedir (bkz. §§ 12, 18, 21, 23).

73. Türk yargı organlarınca FETÖ/PDY’nin

devletin anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve

fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi,

toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idari

sisteme paralel şekilde örgütlenen bir terör örgütü olduğu kabul edilmektedir

(ilgili kararların bir kısmı için bkz. § 31;

Selçuk Özdemir, §§ 20, 21; Alparslan

Altan [GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018 § 10).

74. FETÖ/PDY bir taraftan başta eğitim ve din olmak üzere farklı

sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda yasal faaliyetlerde bulunurken diğer

taraftan bazen bu yasal kuruluşların içinde gizlenmiş olan, bazen de yasal

yapıdan tamamen farklı şekilde konumlanan ve hareket eden, özellikle de kamusal

alana yönelik faaliyetlerde bulunan illegal bir yapılanma niteliğindedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26).

75. Başvurucuya isnat edilen suçlamanın niteliği, başvurucunun

bağlantılı olduğu iddia edilen terör örgütünün (FETÖ/PDY) yukarıda ifade edilen

örgütlenme biçimi ve işleyişi, soruşturma/kovuşturma konusu edilen olayların

özellikleri birlikte dikkate alındığında tutukluluğun devamı kararlarındaki

gerekçelerin tutukluluğun devamının hukuka uygunluğunu ve tutulmanın

meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içerikte olduğu, dolayısıyla tutukluluk

hâlinin devamına ilişkin bu gerekçelerin tutukluluk süresi itibarıyla ilgili ve

yeterli olduğu sonucuna varılmıştır.

76. Diğer taraftan soruşturma mercilerince, darbe teşebbüsünün

başlamasıyla birlikte doğrudan darbe teşebbüsüyle bağlantılı eylemlere veya

FETÖ/PDY’nin -yargı organları da dâhil olmak üzere-

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına ve faaliyetlerine yönelik

olarak da soruşturmalar yapılmış ve bu soruşturmalar çerçevesinde çok sayıda

kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır. Anılan türdeki

soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre daha zor ve karmaşık olduğu

konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 52).

77. Başvurucunun bağlantılı olduğu iddia edilen örgütün özellikleri,

bu örgütün yapılanmasının boyutu ve faaliyetlerinin niteliği, bu türdeki

soruşturmaların yürütülmesinin -diğer soruşturmalara göre- zorluğu ve

başvurucunun yargılandığı davada İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince en geç

otuz günde bir başvurucunun tutukluluk durumunun değerlendirildiği, düzenli

aralıklarla ve en geç üç ay arayla toplam kırk beş duruşma yapıldığı, bu

duruşmalarda sanıkların, katılanların ve tanıkların dinlendiği ve sair

delillerin toplandığı görülmektedir. Bu itibarla genel olarak davanın

yürütülmesinde derece mahkemelerince hareketsiz kalınan bir dönem olmadığı gibi

yargılamada özensizlik gösterildiği de tespit edilmemiştir.

78. Başvurucunun üzerine atılı suçlar nedeniyle 5271 sayılı

Kanun’un 102. Maddesinin iki (2) numaralı fıkrasında öngörülen azami tutukluluk

süresi yedi yıldır. Bu bağlamda başvurucu hakkındaki tutukluluğun devamına

ilişkin kararların gerekçelerinin hürriyetten yoksun bırakılmanın meşru

nedenlerinin belirtilmesi bakımından ilgili ve yeterli olması ve soruşturma/kovuşturma

sürecinin yürütülmesinde bir özensizliğin tespit edilmemiş olması dikkate

alındığında 4 yıl 1 ay 13 günlük tutukluluk süresinin makul olduğu sonucuna

varılmıştır.

79. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 19. Maddesinin yedinci

fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine

karar verilmesi gerekir.

Engin YILDIRIM ve Celal Mümtaz AKINCI bu görüşe

katılmamışlardır.

6. Tutukluluğa İtiraz

İncelemesinde Alınan Savcılık Görüşünün Bildirilmediğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

80. Başvurucu, tutukluluk incelemeleri yapılırken alınan

Savcılık görüşünün kendisine bildirilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

81. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

82. Anayasa Mahkemesi Devran

Duran ([GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, §§ 106-112) kararında;

tutukluluk incelemeleri sırasında alınan savcılık görüşünün şüpheli veya

sanıklara bildirilmemesinin anayasal önem taşımadığını, içeriğinde başvurucunun

cevap vermesini gerektirmeyen ve daha önce ileri sürülmemiş yeni bir olgudan

bahsedilmeyen durumlarda savcılık görüşünün başvurucuya bildirilmemesinin

önemli bir zarara da neden olmadığını ifade etmiştir.

83. Somut olayda, tutukluluk incelemeleri sırasında alınan

Savcılık görüşünün bildirilmediği ileri sürülmüşse de başvuru formu ve

eklerinde bu görüş yazısında başvurucunun cevap vermesini gerekli kılan ve daha

önce haberdar olmadığı yeni bir olgunun bulunduğu dile getirilmemiştir. Ayrıca

tutukluluğun devamı kararlarının Savcılık görüşüne dayanılarak verildiği

yönünde bir tespit de bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun iddiaları

bakımından anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut değildir.

84. Açıklanan gerekçelerle

anayasal ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle başvurunun bu

kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

7. Tutukluluk

İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

85. Başvurucu, tutukluluk incelemelerinin dosya üzerinden

yapıldığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

86. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

87. Anayasa’nın 19. Maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

“Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”

88. Başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa’nın 19. Maddesinin

sekizinci fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

89. Anayasa’nın Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini

düzenleyen 148. Maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi şöyledir:

“Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

90. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. Maddesinin (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

91. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

92. Anayasa Mahkemesi Salih

Sönmez (B. No: 2016/25431, 28/11/2018) kararında tutukluluk

incelemelerinin duruşmasız yapılması ve/veya makul sürede hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmama şikâyetini incelemiştir. Anayasa Mahkemesi anılan kararda

başvurucunun inceleme tarihi itibarıyla hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış olması

hususunu nazara alarak verilecek bir ihlal kararının başvurucunun yeniden hâkim

önüne çıkarılmasını sağlamayacağı ve serbest kalması sonucunu doğurmayacağını

belirtmiş ve bu durumda yalnızca kişinin uzun süre hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmamasıyla ilgili bir hak ihlalinin tespiti ve gerekiyorsa belli bir

miktar tazminata hükmedilmesiyle yetinileceği sonucuna varmıştır.

93. Öte yandan Anayasa Mahkemesi anılan kararda bu tür ihlal

iddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânını sağlayan başvuru

yollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde bireysel

başvuruda bulunulması gerektiğini belirterek 5271 sayılı Kanun’un 141. Maddesinde

belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz,

etkili bir hukuk yolu olduğu tespitini yapmış ve başvuru yollarının

tüketilmediği sonucuna varmıştır.

94. Somut olayda başvurucu 13/2/2018 tarihinde mahkeme önüne

çıkmış ve itirazlarını etkili bir biçimde ileri sürme fırsatına sahip olmuştur.

Başvurucu tutuklama kararından 2 yıl 9 ay 23 sonra hâkim önüne çıkmıştır.

Dolayısıyla somut başvuru yönünden anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir

durum söz konusu değildir.

95. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası

ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Masumiyet Karinesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

96. Başvurucu; FETÖ/PDY ile ilgili olarak kamu görevlileri

tarafından yapılan açıklamalar ve bu açıklamaların yayımlanması nedeniyle

hakkında soruşturma başlatılan herkesin suçlu olduğu yönünde algı oluştuğunu,

bu nedenle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu

ayrıca terör örgütü olduğuna dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadığı hâlde

bir gruba mensubiyeti nedeniyle suçlandığını ve ötekileştirildiğini belirterek

ayrımcılık yasağının da ihlal edildiğini iddia etmiştir.

97. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

98. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla somut olayda başvurucunun bu

bölümdeki iddialarının özünün masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin

olduğu anlaşıldığından başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa’nın 38.

Maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

99. Masumiyet (suçsuzluk) karinesi, kişinin suç işlediğine dair

kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence

altına alır. Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti asıl olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait

olup kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse,

suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri

tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz.

Bu çerçevede masumiyet karinesi kural olarak hakkında bir suç isnadı bulunan ve

henüz mahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, §§ 26, 27).

100. Anılan karine, bir kimsenin suçluluğu hükmen sabit oluncaya

kadar kamu yetkilileri tarafından suçlu ilan edilmesine karşı koruma

sağlamaktadır. Öte yandan Anayasa’nın 26. Maddesinde güvence altına alınan

ifade özgürlüğü, bilgi edinme ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu nedenle

Anayasa’nın 38. Maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet

karinesi, yürütülmekte olan bir ceza soruşturması hakkında yetkililerin

kamuoyuna bilgi vermesini engellemez (Erdal

Tercan, § 79). Ancak masumiyet karinesine saygı gösterilmesi söz

konusu olduğundan Anayasa’nın 38. Maddesinin dördüncü fıkrası, bilginin gereken

bütün dikkat ve ihtiyat gösterilerek verilmesini gerekli kılar (Nihat Özdemir [GK], B. No: 2013/1997, 8/4/2015, § 22).

101. Somut olayda 17/25 Aralık operasyonlarından sonra yürütülen

soruşturmalarla ilgili yayımlanan haberler nedeniyle masumiyet karinesinin

ihlal edildiği ileri sürülmüştür. Başvurucunun doğrudan kendisiyle ilgili bir

haberden şikâyeti söz konusu değildir. Buna göre FETÖ/PDY’ye

yönelik soruşturmalarla ilgili haber yapılmasının veya soruşturma

başlatıldığının kamuoyuna duyurulmasının tek başına masumiyet karinesine

aykırılık teşkil ettiği söylenemez (bkz. § 13; benzer yöndeki değerlendirmeler

için bkz. Erdal Tercan, § 81; Mustafa Başer ve Metin Özçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 115-117; Süleyman Bağrıyanık ve

diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, §§ 180, 181).

102. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun masumiyet karinesinin

ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Tutuklamanın hukuki olmadığına, sulh ceza hâkimliklerinin

bağımsız ve tarafsız olmadığına ilişkin şikâyetler yönünden başvurunun mükerrer olması nedeniyle REDDİNE

OYBİRLİĞİYLE,

B. 1. Gözaltının hukuka aykırı olmasından dolayı kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Ağır ceza mahkemelerinin bağımsız ve tarafsız olmadığına

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

3. Tutukluluğa itiraz incelemesinde alınan Savcılık görüşünün

bildirilmediğine ilişkin iddianın anayasal

ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

OYBİRLİĞİYLE,

4. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

5. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

6. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

C. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Engin YILDIRIM ve Celal Mümtaz AKINCI’nın karşı oyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

28/5/2019 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY GEREKÇESİ

1. Başvurucu; uzun süredir tutuklu olduğunu, tahliye

taleplerinin ve itirazlarının -tutukluluğun devamını meşru kılacak- ilgili ve

yeterli gerekçe olmadan reddedildiğini, Kanunda öngörülen iki yıllık sürenin

dolmasına rağmen tutukluluk süresinin uzatılmasına ilişkin bir karar

verilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

2. Başvurucu, 17/25 Aralık operasyonlarından sonraki süreçte

15/4/2015 tarihinde gözaltına alınmış ve İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin

20/4/2015 tarihli kararıyla Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya

veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, devletin gizli kalması

gereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme suçlarından

tutuklanmıştır. Bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucunun

tutukluluk hâli devam etmektedir. Buna göre başvurucunun tutukluluk süresi 4

yıl 1 ay 13 gündür (§ 70).

3. Soruşturma makamları, başvurucu ve diğer şüphelilerin

amacının zimmet suçunu ortaya çıkarmak olmadığını aksine tüm şüphelilerin ortak

amaçlarının hükumete yönelik gerçekleştirmeyi düşündükleri 17/25 Aralık

operasyonları öncesinde bir kısım emniyet görevlilerinin davranışlarını öğrenme

ve buna karşı kendileri yönünden tedbir almak olduğunu, dolayısıyla

şüphelilerin bu ortak amaçla birlikte hareket ederek usulsüz birçok dinleme

yapmak suretiyle atılı suçları işlediklerini iddia etmiştir.

İddianamede başvurucunun 17/25 Aralık operasyonları öncesinde

bir kısım emniyet mensubunu ve devletin değişik kademelerinde yere alan

yöneticileri dinlemeye zemin hazırlamak amacıyla H.B. isimli bir polis

memurunun zimmet suçu işlediğinden bahisle – zimmet eylemine ilişkin herhangi

bir araştırma yapmadan- gerçeğe aykırı tutanak düzenlemek suretiyle diğer

şüphelilerle birlikte hareket ederek anılan süreçte yer aldığı belirtilmiştir.

4. Bölümümüz çoğunluğunca, Başvurucunun 17/25 operasyonları

öncesinde bir kısım emniyet mensubunu ve devletin değişik kademelerinde yer

alan yöneticileri dinlemeye zemin hazırlamak amacıyla gerçeğe aykırı tutanak

düzenlemek suretiyle anılan süreçte görev aldığı iddiası nedeniyle tutuklanması

ve tutukluluğun 4 yıl 1 ay 13 gündür sürdürülmesini makul kabul etmekte ise de

dosyada mevcut delil itibariyle başvurucunun tutukluluk süresini makul

görememekteyiz. Çünkü başvurucunun tutuklanmasına neden olan bir polis

memurunun zimmet suçu işlediğine dair tutanaktır. Bu tutanak vasıtasıyla yasa

dışı dinlemelere zemin hazırlandığı iddia edilmiştir. İddia olunan yasa dışı

dinlemelerde başvurucunun dahline, dinlemelere ne şekilde katıldığına ilişkin

olarak dosyada somut delil bulunmamaktadır. Görüldüğü kadarıyla başvurucu

hazırladığı iddia edilen zimmet tutanağı ile yasa dışı dinlemelere ortam

hazırlamış olmakla suçlanmakta, FETÖ/PDY yapısı içinde

yer almak ve bu yapı ile birlikte hareket etmekle suçlanarak tutuklanıp 4 yılı

aşkın süredir de tutukluluğu sürdürülmektedir. Başvurucunun tutuklanmasından bu güne kadar da kendisinin FETÖ/PDY terör örgütüyle irtibat

ve iltisakını gösteren, yasa dışı dinlemelere (iddia

olunan zimmet tutanağı dışında) katıldığını belgeleyen başka bir delil de

dosyaya girmemiştir. Başvurucu bir varsayım nedeniyle tutuklanmış ve dört yılı

aşkın süredir de yeni bir delil bulunamamasına rağmen tutukluluğu

sürdürülmektedir.

5. Mahkememiz uzun tutukluluk süresiyle ilgili verdiği müteaddit

kararlarında; “Mahkemenin, 6352 sayılı Kanun kapsamında tutukluluk halinin

yeniden değerlendirilmesi talebi üzerine verdiği 27/7/2012 tarihli kararında

yer alan, dava kapsamında yargılanan sanıklardan birkaçının kaçması ya da

kaçmaya teşebbüs etmesi, yine bazı sanıkların delilleri karartma girişiminde

bulunması şeklindeki gerekçeleri, diğer sanıkların da bunları yapabileceğine

dair karine olarak değerlendirilemez. Aksi takdirde masumiyet karinesi ve

bununla bağlantılı olarak kişi hürriyetine ilişkin ilkelerin zedelenebileceği

açıktır. Bu nedenle, aynı davada yargılanan bazı sanıkların durumlarından

hareketle genelleme yapılarak diğerlerinin de aynı davranışta bulunabileceğini

varsaymak, tutukluluk gerekçelerinin somutlaştırılmasını engellediği gibi,

özgürlüğün esas, tutukluluğun istisna olduğu yönündeki anlayışla da bağdaşmaz.

Bu çerçevede tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda ileri sürülen

gerekçelerin “ilgili” ve “yeterli” olduğu söylenemez (B. No: 2012/1272,

4/12/2013, § 117).

Özellikle 5271 sayılı Kanun’un 109. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında tutuklama yerine öngörülen adli kontrol hükümlerinin 6352 sayılı

Kanunla yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 5/7/2012 tarihinden itibaren

başvurucu lehine de uygulanma imkanı ortaya çıkmıştır.

Buna rağmen, anılan kararlarda hedeflenen meşru amaçla yapılan müdahale

arasında gözetilmesi gereken denge açısından, mevcut adli kontrol tedbirlerinin

yeterince dikkate alınmadığı görülmektedir. Bu durumda, tutukluluğun devamına

karar verilirken yargılamanın tutuklu sürdürülmesinden beklenen kamu yararı ile

başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı arasında ölçülü bir denge

kurulmadığı ve bu nedenle tutuklu kaldığı sürenin makul olmadığı sonucuna

varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, başvurucunun ….. tutukluluk haline son verilmesi gerektiği iddiası yönünden

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir" (B. No: 2013/5274, 16/7/2014, § 101 -102-103, yine B.

No:2012/239, 2012/849, 2014/9, 2013/9894, 2014/2996, 2015/1895, 2014/14643,

2014/19800, 2014/9772)denilerek ihlal kararları vermiştir.

6. Bu dosya özelinde de yukarıda zikredilen ihlal kararlarından

ayrılmayı gerektirecek bir yön bulamadığımızdan, ayrıca ceza yargılamasında

tutuksuz yargılama esas, tutukluluk ise istisna kabul edildiğinden,

başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası bağlamında kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediği yönündeki çoğunluk görüşüne

katılamadık.

Başkan

Üye

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Recai AKYEL

Raportör

:

Fatih

HATİPOĞLU

Başvurucu : Metin GÜNEŞ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/23083, 28 Mayıs 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Tutuklamaya İlişkin
  7. B. İlgili Süreç
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal
  11. B. Masumiyet Karinesinin
  12. A. Tutuklamanın hukuki olmadığına, sulh ceza hâkimliklerinin
  13. D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Karşı Oy Gerekçesi
  15. Yıldırım
  16. Kömürcü
  17. Akıncı
  18. Topal
  19. Hatipoğlu
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/23083
Tarih
28 Mayıs 2019

İlgili Kararlar

  • Y.t. Başvurusu (B. No: 2016/22418)
  • Doğukan Bilir Başvurusu (B. No: 2014/15736)
  • Ahmet Parmaksız Başvurusu (B. No: 2017/29263)
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Karar Levon Berç Kuzukoğlu ve Ohannes Garbis Balmumciyan Başvurusu (B. No: 2014/17354)
  • Durmuş Fikri Sağlar Başvurusu (B. No: 2015/2769)
  • Birgün İletişim ve Yayıncılık Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/18936)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.