İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Muhbet Adanır ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/10261)

1. Başvuru; idarenin hizmet kusuru neticesinde askerde intihar

Başvuru No2014/10261Tarih8 Aralık 2016Okuma41 dk · 8.263 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Muhbet Adanır Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
8 Aralık 2016
Başvuru Numarası
2014/10261
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.263 kelime·41 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; idarenin hizmet kusuru neticesinde askerde intihar

olayının meydana gelmesi, bu ölüm olayına ilişkin etkili bir ceza soruşturması

yürütülmemesi, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) nezdinde açılan tam yargı

davasında hükmedilen tazminat miktarının yetersiz olması ve bu davada idare

lehine yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesi nedenleriyle yaşam

hakkının, adil yargılanma hakkının ve iki dereceli yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. 2014/10261 numaralı bireysel başvuru, 18/6/2014 tarihinde İzmir

Bölge İdare Mahkemesi; 2015/19524 numaralı bireysel başvuru ise 11/12/2015

tarihinde İzmir 2. Asliye Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu

ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvuruların

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci

Bölüm Üçüncü Komisyonunca 15/9/2014 tarihinde, 2014/10261 numaralı bireysel

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. İkinci

Bölüm İkinci Komisyonunca 3/5/2016 tarihinde, 2015/19524 numaralı bireysel

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Bölüm

Başkanı tarafından 25/3/2016 tarihinde, 2014/10261 numaralı başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

Yine Bölüm Başkanı tarafından 16/8/2016 tarihinde, 2015/19524 numaralı

başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

6. Başvuru

belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmiştir. Bakanlık, başvurular hakkında görüş sunmamıştır.

7. Anayasa

Mahkemesi tarafından 2015/19524 numaralı başvuru dosyasının konu ve kişi

yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2014/10261 başvuru numaralı dosya ile

birleştirilmesine, incelemenin 2014/10261 başvuru numaralı dosya üzerinden

yürütülmesine ve 2015/19524 numaralı başvuru dosyasınn

kapatılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru dilekçesi, başvuruya konu dava ve soruşturma dosyası

ile Millî Savunma Bakanlığının 6/5/2016 tarihli yazısının içeriğinden tespit

edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. İlk başvurucunun oğlu ve diğer başvurucuların kardeşi Veysi

Adanır, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Aksaz Deniz Üs

Komutanlığı Kayacan Muhabere Merkezî Komutanlığı (Marmaris/Muğla) emrinde asker

iken 28/8/2011 tarihinde ası sonucu vefat etmiştir.

1. Veysi Adanır'ın

Askere Alınması ve Ölümü

10. Başvurucuların yakını Veysi Adanır, askerlik öncesi yapılan

sağlık muayenesinde askerliğe elverişli olduğu değerlendirilerek 13/1/2011

tarihinde askere sevk edilmiş ve 15/1/2011 tarihinde Deniz Er Eğitim Alayı

2'nci Deniz Er Eğitim Tabur Komutanlığına (İskenderun/Hatay) teslim olmuştur.

Veysi Adanır, eğitim birliğine katılmasından sonra yapılan Psikososyal

Risk Faktörü Tarama Anketi'nde "Daha

önce psikolojik bir rahatsızlık geçirdiniz mi? Şimdiye kadar kendinize zarar

vermeye/öldürmeye yönelik herhangi bir teşebbüsünüz oldu mu? Son zamanlarda

kendinizi öldürmeyi düşündünüz mü? Vücudunuzda sigara söndürme, jilet atma gibi

tekrarlayan kendinize zarar verici davranışlarınız var mı? Sürekli alkol ve

uyuşturucu madde kullanma alışkanlığınız var mı?" sorularına "Evet" cevabını vermiştir.

11. Veysi Adanır, eğitim birliğine katılmasından sonra

Psikolojik Danışman E.E. vePsikolojik Danışman K.Ö.

ile çeşitli görüşmeler gerçekleştirmiştir. Veysi Adanır, söz konusu

görüşmelerde psikolojik rahatsızlığının bulunduğunu, uyuşturucu ve uyutucu

maddeler (esrar, hap, eroin, tiner) kullandığını, askerlik yapmak istemediğini,

hava değişimi verilmezse kendisine ya da başkalarına zarar vereceğini

belirtmiştir.

12. Veysi Adanır ile yapılan görüşmeler neticesinde Veysi Adanır'ın refakatli şekilde

psikiyatri kliniğine yatırılmasının uygun olacağı değerlendirilmiştir. Bu

görüşmelerde ayrıca Veysi Adanır'ın Rehberlik ve

Danışma Merkezi (RDM) tarafından takip edilmesinin uygun olacağı kanaatine

varılmıştır.

13. Psikolojik danışmanların görüşleri doğrultusunda İskenderun

Asker Hastanesi Psikiyatri Kliniğine sevk edilen ve 18/1/2011 tarihinde adı

geçen Hastaneye yatırılarak tedavi gören Veysi Adanır'a

antisosyal kişilikte uyum bozukluğu teşhisi

konulmuştur. Üç gün boyunca bu Hastanede yatarak tedavi gören Veysi Adanır, iki

hafta sonra tekrar kontrol edilmesinin uygun olacağı değerlendirilerek

21/1/2011 tarihinde taburcu edilmiştir. Veysi Adanır, anılan Hastanedeki

tedavisine eğitim birliğinde geçirdiği süre boyunca devam etmiş, bu süre

zarfında ayrıca psikolojik danışmanlar ile çeşitli görüşmeler gerçekleştirmiştir.

14. İskenderun'daki askerlik eğitimini 19/3/2011 tarihinde

tamamlayan Veysi Adanır, yedi gün izin kullanmış ve akabinde usta birliği olan Aksaz Deniz Üs Komutanlığı Kayacan Muhabere Merkezî

Komutanlığına teslim olmuştur.

15. Veysi Adanır, Aksaz Deniz Üs

Komutanlığı Kayacan Muhabere Merkezî Komutanlığına katılmasından sonra

Psikolojik Danışman T.Y. ile 20/4/2011 tarihinde bir görüşme

gerçekleştirmiştir. Yapılan görüşme neticesinde Veysi Adanır'ın

eğitim birliğinde ilaç tedavisi görmesi nedeniyle psikiyatri kliniğine sevk

edilmesinin uygun olacağı, uyum sorunları olan ere destekleyici yaklaşımlarda

bulunulması gerektiği değerlendirilmiştir. Bu görüşmeden sonra Aksaz Asker Hastanesi Psikiyatri Kliniğine sevk edilerek

burada muayene edilen Veysi Adanır, ilerleyen tarihlerde madde kötüye kullanımı-uyum bozukluğu

tanısıyla bu Hastanede birçok defa muayene edilmiş ve ilaç tedavisi görmüştür.

16. Başvuru formuna eklenen Hastane kayıtlarında, Veysi Adanır'ın askerliğe elverişli olmadığı yönünde tanzim

edilmiş herhangi bir rapor bulunmamaktadır. Aksine, ölüm olayı sonrasında

hazırlanan idari tahkikat raporunda, 17/5/2011 tarihinde Aksaz

Asker Hastanesi Psikiyatri Kliniğinde muayene edilen Veysi Adanır hakkında "Askerliğe elverişlidir."

kararının verildiği belirtilmiştir.

17. Veysi Adanır, 28/8/2011 tarihinde saat 02.00 sularında er ve

erbaş banyosunda asılı vaziyette ölü olarak bulunmuştur.

2. Ceza Soruşturması Süreci

a. Soruşturma Kapsamında Yapılan İlk İşlemler,

Alınan Raporlar ve Yapılan Diğer Araştırmalar

18. Olay hakkında kendisine bilgi verilen Marmaris Nöbetçi

Cumhuriyet savcısı, olay yeri inceleme ekibinin olay yerine yönlendirilmesini

istemiş; ardından kendisi de zabıt katibi ile birlikte

saat 04.00 sularında olay yerine intikal etmiştir.

19. Olay yeri inceleme ekibi, saat 02.45'te olay yerine varmış

ve Cumhuriyet savcısının ölümün gerçekleştiği yere gelmesini müteakip olay yeri

incelemesine başlamıştır. Olay yeri incelemesi sonucunda hazırlanan 28/8/2011

tarihli Olay Yeri İnceleme Raporu'nun ilgili bölümü şöyledir:

"(...) Olay hakkında olayı ilk gören

birlik personelinden alınan bilgide; ölen Er Veysi Adanır'ın

gece banyo yapmak üzere banyoya girdiğini, banyo kapısını iç kısımdan

kilitleyip kendisini asarak intihar ettiğini beyan ettikleri tespit edildi.

Er Veysi Adanır’a

olay yerinde askerî personel tarafından ilk müdahale yapılarak Kışla içerisinde

bulunan Aksaz Askeri Hastanesi'ne kaldırıldığı, tüm

müdahalelere rağmen Veysi Adanır'ın kurtarılamadığı

beyan edilmiştir.

Olay yerinin Karargah

Destek Kıtaları Koğuşunun bitişiğindeki er ve erbaş tuvaletinin 5 metre

solundaki er ve erbaş banyosu olduğu, banyonun giriş kapısının dış cephesi üst

kısmında koridora yönü dönük bir adet kameranın olduğu görüldü. Banyonun 7.10 metre uzunluğunda 2.5 metre genişliğinde olduğu,

banyonun kabinlerinin üst kısmı ile beton örme tavan arasında 1 metre boşluk

olduğu, bu boşluğun aynı zamanda sağ taraftaki erbaş ve er tuvaletlerine

bağlantılı olduğu görüldü. Banyo içerisinde 6 adet beton örme ve duvarları

fayans kaplı kabin olduğu, kabin giriş kısımları kabin üst kısmına sabitlenmiş,

yuvarlak demir üzerine asılı perde takılı olduğu görüldü. Banyoya girişte sağ

tarafta ikinci banyo kabini önünde 1 adet metal kasalı verzalit

sandalye olduğu, sandalyenin alt zemin kısmında bir çift G. marka mavi siyah

renk karışımı terlik olduğu, ikinci banyo kabini giriş orta kısmında sarı renk

metal kemer tokası olduğu, banyoya girişte birinci kabinin giriş kısmında,

zeminde bir adet sarı renk metal kemer tokası pimi olduğu görüldü. İkinci banyo

kabini üst kısmı perdelik demirinin orta kısmına bağlı bir adet sarı renkli 4

cm genişliğinde 98 cm uzunluğunda, kemer tokası tahrip olmuş bir adet kemer

olduğu görüldü. Perdelik demirin yerden 2.10 cm

yüksekte, sandalyenin üst kısmı ile perde demiri arasında 1.76 metre mesafe

olduğu görüldü. Olay yerinde bulunan sandalye, banyo demiri üzerinde tozlama yöntemi ile yapılan araştırmada mukayeseye

elverişli herhangi bir iz tespit edilemedi.

(...)"

20. Olay yeri incelemesinden sonra ceset üzerinde ölü muayenesi

işlemi gerçekleştirilmiştir. Ölü harici muayenesinde eskiden oluşmuş falçata izleri ile asının sebep olduğu izler dışında

vücutta herhangi bir darp ve cebir izi tespit edilememiştir. Ölü muayenesi

işlemine katılan doktor bilirkişi, kesin ölüm sebebinin klasik otopsi işlemi

yapılarak tespit edilmesinin yerinde olacağını belirtmiştir. Bunun üzerine,

kesin ölüm sebebinin tespiti amacıyla 28/8/2011 tarihinde klasik otopsi

yapılmıştır.

21. Kesin ölüm sebebinin tespiti amacıyla yapılan klasik otopsi

işlemi sonucunda hazırlanan 6/10/2011 tarihli otopsi raporunda, kişinin

ölümünün ası sonucu meydana gelmiş olduğu belirtilmiştir. Raporda ayrıca iç

organlarda yapılan sistematik toksikolojik analiz

sonucunda aranan toksik maddelerden hiçbirinin

bulunmadığı, kanda ve idrarda uyutucu-uyuşturucu madde tespit edilmediği

belirtilmiştir.

22. Marmaris Cumhuriyet Başsavcılığı, olayın asker kişi hakkında

ve askerî mahalde gerçekleşmiş olması nedeniyle 4/10/2011 tarihinde görevsizlik

kararı vermiş ve dosyayı görevli askerî savcılığa göndermiştir. Bu karar

üzerine soruşturmaya Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Güney Deniz Saha Komutanlığı

Askerî Savcılığı (Askerî Savcılık) tarafından devam edilmiştir.

23. Askerî Savcılık, Türkiye'de faaliyet gösteren GSM şirketleri

ve Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı ile yazışmalar yapmış ancak

müteveffanın üzerine kayıtlı telefon numarasından yapılan görüşmelerin incelenmesi

neticesinde delil değeri taşıyabilecek bir bilgiye ulaşamamıştır.

24. Askerî Savcılık, ilgili komutanlıklara müzekkere yazarak

Veysi Adanır'ın şahsi dosyası ile nöbet listelerini

soruşturma dosyasına eklemiştir.

25. Ceza soruşturması kapsamında ayrıca er ve erbaş banyo

kapısını gören kamera kayıtları bilirkişi marifetiyle incelenmiştir. Kamera

kayıtlarının çözümlenmesi neticesinde hazırlanan 23/9/2011 tarihli bilirkişi

raporuna göre Veysi Adanır, saat 00.14'te nöbetçi masasının bulunduğu yere gelmiş;

akabinde ise nöbetçi masasına ait sandalyeyi alarak banyoya giriş yapmıştır.

Raporda Veysi Adanır'ın banyoya girmesinden sonra

diğer askerlerin birkaç defa banyoya giriş çıkış yaptığı, akabinde ise A.O.

isimli erin saat 01.05.40'ta banyo kapısını açmaya çalıştığı ancak açamadığı

belirtilmiştir. İlerleyen dakikalarda banyonun kapısı tekrar açılmaya

çalışılmış ancak başarılı olunamaması üzerine Onbaşı M.K. ile Er T.B. saat

01.10.59'da tuvalet bölümüne giriş yapmıştır. Rapora göre saat 01.11.57'de Er

T.B. koşarak tuvalet bölümünden çıkmış, saat01.11.58'de banyonun kapısı iç

kısımdan dış tarafa doğru açılmış, kapının açılmasından altı saniye sonra A.Ö.

banyo kapısından içeri girmiş ve saat01.12.23'te A.Ö. baş ve omuz kısmından, Er

M.K. ise ayak kısmından tutarak Veysi Adanır'ı banyo

kapısından dışarı çıkarmıştır. Rapora göre ilerleyen dakikalarda Veysi Adanır'a kalp masajı ve suni solunum yapılmış, sonrasında

ise Veysi Adanır olay yerine getirilen bir battaniye üzerine konularak dışarı

götürülmüştür.

b. Başvurucular ile Tanık Olarak Dinlenen

Kişilerin Beyanları

26. Başvurucular, Savcılık tarafından alınan ifadelerinde ve

çeşitli tarihlerde Savcılığa verdikleri dilekçelerde özetle yakınlarının

ölümünün intihar olduğunu düşünmediklerini, yakınlarının daha önceden bazı

arkadaşları tarafından rahatsız edildiğini, bu kişilerin ölüm olayında

etkisinin olabileceğini, ayrıca yakınlarının askerlik öncesinde ve askerlik

sırasında tedavi görüp bazı ilaçlar kullandığını, olay intihar olarak kabul

edilse dahi madde bağımlısı olan ve ciddi rahatsızlıkları bulunan yakınlarının

ölümünde yetkili kişilerin sorumluluğunun bulunduğunu, olayın araştırılması

gerektiğini belirtmişlerdir.

27. Cumhuriyet savcısı, Veysi Adanır'ı

asılmış vaziyette ilk gören Onbaşı M.K. ile Er A.Ö., Er T.H.G. ve Er A.O.nın ifadelerini almıştır. Olay

günü ifadesi alınan Onbaşı M.K. özetle Aksaz Deniz Üs

Komutanlığında motorcu onbaşı olarak görev yaptığını, olay günü 00.00-04.00

saatleri arasında koğuş nöbetçisi olduğunu, Veysi Adanır'ın

saat 00.00 sularında yanında olduğunu, Veysi'nin kendisine çarşıya çıkıp

çıkmayacağını sorduğunu, kendisinin de yarın çıkmayacağını pazartesi çıkacağını

söylediğini, Veysi'nin sigara istediğini, kendisinin de ona sigara verdiğini,

daha sonra Veysi'nin ayrıldığını, saat 01.00 sularında Er A.O.nun

yanına geldiğini ve kendisinden Veysi'yi bulup onda olan banyo anahtarını

almasını istediğini, koğuş görevlisi olduğu için banyo anahtarlarının Veysi'de

bulunduğunu, Veysi'yi aradığını fakat koğuşların hiçbirinde bulamadığını, banyo

kapalı olmasına rağmen banyodan su sesi geldiğini fark ettiğini, bunun üzerine

banyonun yanında bulunan tuvaletten duvara tırmandığını ve banyonun olduğu

bölüme atladığını, banyo kabinlerini kontrol ettiğinde girişten ikinci sıradaki

kabinde Veysi'yi asılı vaziyette gördüğünü, bunun üzerine hiçbir yere

dokunmadan banyonun kapısına yöneldiğini, kapının üzerinde anahtar olduğunu

gördüğünü, anahtarı çevirerek kapıyı açtığını, dışarıda arkadaşı Er A.Ö.nün olduğunu,belinden tutarak

Veysi'yi yukarı kaldırdığını, arkadaşı Er A.Ö.nün de

Veysi'nin boynundaki kemeri çözdüğünü, daha sonra Veysi'yi koridora

yatırdıklarını, hemen ambulans çağırdıklarını fakat çabuk olsun diye kendi

araçlarıyla Veysi'yi battaniyeye sararak hastaneye götürdüklerini belirtmiştir.

Olay günü ifadeleri alınan Er A.Ö., Er T.H.G. ve Er A.O. da olay günü

yaşananlarla ilgili olarak Onbaşı M.K. ile benzer şekilde beyanda bulunmuştur.

Er A.Ö.ayrıca Veysi'nin

düzenli olarak psikolojik ilaçlar kullandığını, Veysi'nin ilaç içtiği zamansessiz ve sakin olduğunu ancak ilaç içmediği zaman

etrafa sataştığını belirtmiştir.

28. Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alınan Er B.T., olay

günü saat 00.20 sıralarında er ve erbaş banyosunda duş aldığını, banyodayken

Veysi'nin içeri girdiğini ve içeride olanlara banyonun temizliğini yapacağını,

bu sebeple dışarı çıkmaları gerektiğini söylediğini, bunun üzerine kendisinin

dışarı çıktığını belirtmiştir.

29. Askerî savcı, Veysi Adanır'ın

askerlikteki durumunun nasıl olduğunu tespit edebilmek amacıyla Kayacan

Muhabere Merkezî Komutanı Dz.Bnb. M.A.nın ifadesini almıştır. Binbaşı M.A. ifadesinde

özetle mütevaffanın olay tarihinden yaklaşık 5-6 ay

önce birliğe katıldığını, müteveffanın rutin olarak tüm askerlere uygulanan

rehberlik ve danışmanlık hizmetinden faydalandığını ve burada görevli

psikoloğun tavsiyesi ile Psikiyatri Kliniğine sevk edildiğini, Psikyatri Kliniğindeki görevliler tarafından Veysi'nin

tedavisine başlandığını ve Veysi'nin 5-6 defa Psikiyatri Kliniğine sevk

edildiğini, Psikiyatri Kliniği görevlilerince verilen raporlarda koruyucu bir

emniyet tedbirinden bahsedilmemesine rağmen emniyet tedbiri olarak Veysi'nin

silahlı nöbet tutmamasını sağladığını ve bu emniyet tedbiri kapsamında Veysi'ye

silah verilmediğini, yine Veysi'ye birlik dâhilinde en basit görev olan koğuş

nöbetçiliği görevini verdiğini, Veysi'ye bu görevi vermesinin diğer bir

nedeninin de Veysi'nin bölük astsubayı ile aynı mahalde çalışmasını ve böylece

Veysi'nin sürekli olarak bölük astsubayının gözetimi ve denetimi altında

kalmasını sağlamak olduğunu, Veysi'nin içine kapanık bir asker olduğunu ancak

gözlemlediği kadarıyla suç işlemeye meyilli bir yapısının bulunmadığını,

kendisinin Veysi ile birebir olarak da görüştüğünü ancak Veysi'nin bu görüşmede

herhangi bir sıkıntısından bahsetmediğini belirtmiştir.

30. Askerî savcı, Dz.Astsb.Kd.Bçş.

K.N.nin de ifadesini almıştır. Astsubay K.N.

ifadesinde özetle 1 Ağustos 2011 tarihinden itibaren bölük astsubaylığı

görevini icra ettiğini, görevi devralmadan önce sorunlu askerler hakkında bilgi

aldığını, bu kapsamda müteveffanın da psikolojik sorunları olduğundan ve

düzenli olarak RDM'ye gittiğinden bahsedildiğini,

kendisinin bir önceki bölük astsubayının yapmış olduğu rutin işlemleri devam

ettirdiğini, müteveffanın Psikiyatri Kliniği tarafından verilen ilaçları kendilerinin

gözetiminde aldığını, müteveffayı sadece gündüzleri koğuşta

görevlendirdiklerini, müteveffaya silahla nöbet tutturulmadığını, müteveffanın

basit bir görev olan ve kendisine zarar verebilecek bir ortama imkan tanımayan

koğuş nöbetçiliği görevini icra ettiğini belirtmiştir.

31. Askerî Savcılık ayrıca, Veysi Adanır'ın

diğer askerlerle ilişkisinin nasıl olduğunu tespit edebilmek amacıyla birçok

tanık dinlemiş ve yaptığı bu araştırmalar neticesinde Veysi Adanır ile diğer

askerler arasında ölüm olayına etki edecek derecede bir sorunun bulunmadığı

sonucuna ulaşmıştır. Soruşturma kapsamında ifadesi alınan diğer kişiler de

genel olarak Veysi Adanır'ın psikolojik sorunlarının

bulunduğunu ve bu kapsamda tedavi gördüğünü belirtmişlerdir.

c. Soruşturma Sonucunda Verilen Karar

32. Askerî Savcılık, soruşturma kapsamında elde ettiği tüm

verileri değerlendirerek Veysi Adanır'ın ölümünde

herhangi bir kişiye atf-ı kabil bir kusur ve ihmal

bulunmadığı, ölümün intihar sonucu meydana geldiği kanaatine varmış; 2/9/2015

tarihli ve E.2013/89, K.2015/121 sayılı karar ile olay hakkında kovuşturmaya

yer olmadığına karar vermiştir. Söz konusu kararda ayrıca psikolojik

rahatsızlığı ve madde bağımlısı olduğu tespit edilen müteveffanın İskenderun

Asker Hastanesi ile Aksaz Asker Hastanesi Psikiyatri

Kliniklerinde takibinin yapıldığı, anılan Hastanelerde tedavi gören müteveffa

hakkında "Silahlı nöbet tutamaz."

şeklinde tanzim edilmiş bir rapor bulunmamasına rağmen askerî yetkililer

tarafından her ihtimale binaen tedbir alınarak müteveffaya silahlı nöbet

tutturulmadığı, müteveffaya silahsız tutulan koğuş nöbetçiliği görevinin

verildiği, dolayısıyla askerî yetkililer tarafından gerekli tedbirlerin

alındığı belirtilmiştir.

33. Başvurucular 28/9/2015 tarihli dilekçelerinde özetle madde

bağımlısı olan ve psikolojik rahatsızlığı bulunan yakınlarının ölüm olayında

askerî yetkililerin gerekli önlemleri almadığını belirterek kovuşturmaya yer

olmadığına dair kararın kaldırılması talebinde bulunmuşlardır.

34. Başvurucuların anılan karara yaptığı itiraz, Hava Kuvvetleri

Komutanlığı Hava Eğitim Komutanlığı Askerî Mahkemesinin (Askerî Mahkeme)

16/10/2015 tarihli ve 2015/297 Müt. sayılı kararı ile reddedilmiştir.

35. Bu kararın 16/11/2015 tarihinde başvurucuların vekiline

tebliğ edilmesiyle 11/12/2015 tarihli ve 2015/19524 numaralı bireysel başvuru

yapılmıştır.

3. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde Açılan Tam

Yargı Davası Süreci

36. Başvurucular, yakınlarının ölümü nedeniyle uğramış oldukları

maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle Millî Savunma Bakanlığına

müracaat etmiştir. Millî Savunma Bakanlığı dilekçeye süresi içinde cevap

vermeyerek başvuruyu zımnen reddetmiştir.

37. Başvurucular, zımni ret üzerine 31/5/2012 tarihinde AYİM

nezdinde Millî Savunma Bakanlığı aleyhine 90.000 TL maddi, 350.000 TL manevi

olmak üzere toplam 440.000 TL talepli tam yargı davası açmıştır. Başvurucular

dava dilekçelerinde özetle intihar olayının meydana gelmesinde askerî

yetkililerin kusur ve sorumluluklarının bulunduğunu, askerî yetkililerin koruyucu

ve önleyici hiçbir tedbir almadığını, dolayısıyla yakınlarının ölüm olayında

davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğunu ileri sürmüştür.

38. AYİM İkinci Dairesi 16/4/2014 tarihli ve E.2013/490,

K.2014/551 sayılı karar ile başvurucuların dilekçesini, ölüm olayı hakkında

hazırlanan idari tahkikat raporunu dikkate alarak davanın kısmen kabulüne karar

vermiş ve başvuruculardan anne Muhbet Adanır lehine

15.000 TL maddi, 8.000 TL manevi tazminata yasal faizi ile birlikte

hükmetmiştir. AYİM İkinci Dairesi, müteveffanın kardeşleri lehine ise ayrı ayrı

2.000 TL (toplam 10.000) manevi tazminata hükmetmiştir. AYİM İkinci Dairesi,

müteveffanın kardeşlerinden Maşallah Adanır ile Mizgin

Adanır'ın maddi tazminat taleplerinin ise reddine

karar vermiştir. Kararda ayrıca başvurucuların talep ettiği maddi ve manevi

tazminat miktarları üzerinden reddedilen kısım için davalı idare lehine toplam

11.560 TL vekâlet ücretine (maddi tazminat için 9.400 TL, manevi tazminat için

2.160 TL) hükmolunmuştur. Başvurucular lehine hükmedilen maddi ve manevi

tazminat miktarları üzerinden hesap edilen toplam 3.960 TL vekâlet ücretinin

(maddi tazminat için 1.800 TL, manevi tazminat için 2.160 TL) ise idareden

alınarak başvuruculara önenmesine karar verilmiştir. Anılan kararın ilgili

kısmı şöyledir:

"(...)

...Birlik imkanları çerçevesinde, müteveffanın

görev yaptığı birlikte gerekli takip ve kontroller yapılmaya çalışılmış ise de,

yaşam hakkı ve müteveffanın zorunlu askerlik hizmetinde bulunduğu dikkate

alınarak, müteveffanın safahatı, beyanları da değerlendirilerek daha etkin bir

tıbbi tedavi ve takip, müteveffanın birliğinde daha etkin bir kontrol ve takip

konusunda hizmetin kurulması ve işletilmesindeki eksiklik hizmet kusuru olarak

kabul edilmiş, bu suretle davacıların zararlarının davalı idarece karşılanması

gerektiği, ancak ölüm olayının müteveffanın kendi eylemi sonucu gerçekleşmesi

nedeniyle müteveffanın da müterafik kusuru

bulunduğundan zarar miktarından Türk Borçlar Kanunu'nun 51’inci maddesi

uyarınca uygun miktarda tenkis uygulanması sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.

Maddi tazminat isteminde bulunan davacı

annenin maddi zararlarının tespiti amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmasına

karar verilmiş, resen seçilen bilirkişi tarafından düzenlenerek mahkememize

ibraz edilen 14.3.2014 tarihli bilirkişi raporunda davacı anne Muhbet Adanır’ın 38.499,00 TL

maddi tazminat hak edişinin mevcut olduğu bildirilmiştir.

Taraflara tebliğ edilen ve itiraz edilmeyen

bilirkişi raporu, mahkememizce kabul edilen kıstaslara, ilmi verilere ve

yerleşmiş içtihatlara uygun bulunduğundan bilirkişi raporu doğrultusunda

uygulama yapılmıştır.

Dava dilekçesinde, davacı kız kardeş 1980

doğumlu Maşallah Adanır ve davacı kız kardeş 1994 doğumlu Mizgin

Adanır için maddi tazminat talebinde bulunulmuş ise de; Türk Medeni Kanunu'nun

364'üncü maddesi uyarınca kardeşlerin nafaka yükümlülüğünün oluşabilmesi için

nafaka verecek tarafın refah içinde bulunması, nafaka alacak tarafın yardım

görmemesi halinde maddi yönden zor duruma düşecek durumda bulunması gerektiği,

kardeşlerin nafaka yükümlülüğüne ilişkin bu şartların, kardeşlere destekten

yoksun kalmaları karşılığında verilecek maddi tazminat yönünden de kabul

edilmesi gerektiği, bu durum karşısında müteveffanın ekonomik refah içinde

bulunduğuna dair bir kanıt bulunmadığı, kaldı ki AYİM İkinci Dairesinin

04.12.2013 tarihli ara kararı ile müteveffanın askere gelmeden önce çalıştığı

iş ve ücreti ile ilgili bilgi ve belgelerin davacılar vekilinden istendiği,

cevap verilmediği takdirde asgari ücret üzerinden gelir elde ettiğinin kabul

edileceğinin belirtildiği, davacı vekili tarafından ara karar uyarıncaherhangi bir bilgi ve belge ibraz edilmediği

anlaşıldığından davacı kız kardeşlerin maddi tazminat talebi reddedilmiştir.

Davacı anne ve kardeşlere, çocuğunu ve

kardeşlerini kaybetmeleri nedeniyle duydukları ve ömür boyu duyacakları acı ve

ıstırabı kısmen de olsa karşılayabilmek amacıyla, olayın meydana geliş şekli,

tarihi, müteveffanın askerlik statüsü, davacıların sosyal durumları, paranın

alım gücü ve işletilecek yasal faizi ve müteveffanın müterafik

kusuru dikkate alınarak olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle

birlikte uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir."

39. Bu kararın 21/5/2014 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ

edilmesiyle 18/6/2014 tarihli ve 2014/10261 numaralı bireysel başvuru

yapılmıştır.

40. Davalı idare, AYİM'in ret kararına

karşı karar düzeltme yoluna başvurmuştur. Davalı idarenin karar düzeltme

talebi, aynı Dairenin 5/10/2014 tarihli ve E.2014/1605, K.2014/1483 sayılı

kararıyla reddedilmiştir.

41. Başvurucular aleyhine hükmedilen vekâlet ücreti, asıl

alacaktan mahsup edilerek 30/6/2015 tarihinde Millî Savunma Bakanlığı hesabına

aktarılmıştır.

B. İlgili Hukuk

42. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tam

yargı davası açılması” kenar başlıklı 43. maddesi şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş

olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin

yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir

yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama

başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerin

kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve

altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten

itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler.

Görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan

tam yargı davasının görevden reddi halinde sonradan Askeri Yüksek İdare

Mahkemesine açılan davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı

aranmaz.”

43. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun

haksız fiillerden doğan borç ilişkilerinin ceza hukuku ile ilişkisini

düzenleyen 74. maddesi şöyledir:

“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,

ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun

sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından

verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin

kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.”

44. 6098 sayılı Kanunu’un tazminat

miktarının belirlenmesine ilişkin 51. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini,

durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak

belirler."

45. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Nafaka yükümlüleri” kenar başlıklı 364.

maddesi şöyledir:

“Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa

düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.

Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah

içinde bulunmalarına bağlıdır.

Eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin

hükümler saklıdır.”

46. 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile

1602 sayılı Kanun’un 46. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen cümle şöyledir:

“Ancak, tam yargı davalarında dava

dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin

nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak

üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde

cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.”

47. 26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki

Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine

İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) “Davalardaki

temsilin niteliği ve vekalet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı” kenar

başlıklı 14. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve

idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi

amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve

avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler

lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve

işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler

lehine vekalet ücreti takdir edilir.”

48. 24/11/1986 tarihli Resmî Gazete'de

yayımlanan 86/11092 sayılı mülga Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği

Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) Veysi Adanır'ın

askerliğe alındığı tarihte yürürlükte bulunan 4. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Bu Yönetmeliğe bağlı ekler aşağıda

gösterilmiştir:

1) Türk

Silahlı Kuvvetlerinde görevli general, amiral, üstsubay, subay, yedek subay,

astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş, Askerî öğrenci, yedek subay adayları,

yükümlüler ve erlerin sağlık yeteneklerine göre gruplandırmalarını gösteren

Hastalık ve Arızalar listesi."

49. Anılan Yönetmelik'in Veysi Adanır'ın

askere alındığı tarihte yürürlükte bulunan 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Yükümlülerin ilk sağlık muayeneleri

Askerlik Kanunu gereğince son yoklama sırasında askerlik şubelerinde toplanan

askerlik meclisindeki iki tabip (birisi sivil olabilir) tarafından aşağıdaki

şekilde yapılır.

1) Ruh

ve beden durumları ile iç organları dikkatle gözden geçirilir, nabız sayılır,

kan basıncı ölçülür, çıplak olarak belirlenen boy ve kilolar tespit edilir.

Soluk alma ve vermedeki göğüs genişlikleri ve muayene sonunda bulunan hastalık

ve arızalar kaydedilir. Yükümlünün bildiği herhangi bir hastalık veya arızası

olup olmadığına ilişkin ve muayene sırasında herhangi bir sağlık yakınması

bulunup bulunmadığına ilişkin ekte yer alan Yükümlülere Yoklamalarda

Uygulanacak Sağlık Durumu Hakkında Bilgi Formuna uygun yazılı beyanı alınır.

Yükümlünün beyan ettiği hastalık veya arızasına ilişkin elinde mevcut bulunan

tıbbi belgelerin birer örnekleri de alınarak yükümlünün beyanı ile birlikte

askerlik şubesinde muhafaza edilir.

2)

Yükümlünün beyan ettiği hastalık veya arızası ya da fizik muayene ile saptanan

bozuklukları nedeniyle muayene sonucunda karar verilemeyenlerle gözlem altında

bulunmaları, uzman tabip tarafından değerlendirilmeleri veya laboratuar ya da görüntüleme tetkikleri gibi ileri

tetkiklerle değerlendirilmeleri gerekenler en yakın asker hastanesine

gönderilir.

3) Yükümlü tarafından beyan edilmeyen ya da

fizik muayene sırasında belirti ve bulgusuna rastlanamayan çeşitli hastalık ve

arızaların ortaya konması veya taranması için laboratuar

veya görüntüleme tetkiki gibi ileri tetkikler yapılması gerekmez. Yükümlülerin

bu şekilde gerçekleştirilen sağlık muayenelerinde askerliğe elverişli

bulunmaları, kendilerinin muayene tarihinde tam sağlıklı olduklarını göstermez

ve silâh altına alındıktan sonra saptanan hastalık ve arızalarının askerlik

sırasında ortaya çıktığının kanıtı veya karinesini tek başına oluşturmaz."

50. Anılan Yönetmelik'in Veysi

Adanır'ın askere alındığı tarihte yürürlükte bulunan

6. maddesi şöyledir:

"Askerlik çağına giren

yükümlüler, son yoklamaları sırasında askerlik meclislerinde veya asker

hastanelerinin sağlık kurullarında, askerliğe elverişli olanlar ve askerliğe

elverişli olmayanlar olmak üzere gruplandırılır.

1)

Askerliğe elverişli olanlar: Sağlık yetenekleri bakımından hiçbir hastalık ve

arızası bulunmayanlar ile hastalık ve arızaları, Hastalık ve Arızalar

Listesinin A dilimlerine girenlerdir.

2)

Askerliğe elverişli olmayanlar: Hastalık ve arızaları, Hastalık ve Arızalar

Listesinin B ve D dilimlerine girenlerdir."

51. Anılan Yönetmelik'in Veysi Adanır'ın

askere alındığı tarihte yürürlükte bulunan 10. maddesi şöyledir:

"Son yoklamaları yapılan yükümlüler,

askerliğe elverişli olanlar ve askerliğe elverişli olmayanlar olmak üzere

gruplandırılır.

Son

yoklamaları sırasında askerlik meclislerince; askerliğe elverişli olmadığı

tespit edilen yükümlüler, askere alınmazlar. Bunlardan arızaları gözle

görülebilecek kadar belirgin olanların raporlarına, arızayı gösteren ön ve her

iki yan cepheden çekilmiş üçer adet boy fotoğrafı eklenerek üç nüsha, yabancı

askerlik şubesince işlem yapılıyor ise dört nüsha rapor düzenlenerek onay

makamlarına gönderilir ve onaylanan raporlar kesinleşir. Kesinleşen raporlardan

biri ilgiliye verilir, biri onay makamınca, diğeri ise yerli ve yabancı

askerlik şubesi başkanlığınca muhafaza edilir.

Sağlık

durumları geçici olarak bozuk olan son yoklamaya tabi yükümlülere ertesi yıla

bırakma, sevke tabi olanlara sevk tehiri kararı verilir ve üç nüsha rapor

düzenlenerek onay makamlarına gönderilir. Raporları onaylanan bu yükümlülere

ertesi yıla bırakma veya sevk tehiri işlemi yapılır. Onay makamlarınca tekrar

muayenesine lüzum görülen yükümlüler, yeniden muayeneye gönderilir ve bunlara

muayene sonucu alacakları rapor kararlarına göre işlem yapılır. Ertesi yıla

bırakılanlar veya herhangi bir sebeple bir defadan fazla sağlık muayenesine

tabi tutulanlar hakkında, her bir işlem öncesinde Yükümlülere Yoklamalarda

Uygulanacak Sağlık Durumu Hakkında Bilgi Formu doldurtulur.

Tabipler

tarafından kesin karar verilemeyenler, en yakın asker hastanelerine gönderilir.

Bunların kesin kararları, bu hastanelerin sağlık kurullarınca verilir."

52. Anılan Yönetmelik'in olay tarihinde yürürlükte bulunan 15.

maddesi şöyledir:

"Askere alındıktan sonra asker

hastanelerinin sağlık kurullarından "Askerliğe Elverişli Değildir"

kararı alan erler, raporlarının onaylanmasını beklemek üzere bu hastaneler tarafından

yerli kayıtlı bulunduğu askerlik şubesi emrine gönderilir. Ayrıca durum silah

altında bulunanların birliklerine duyurulur. Terhis işlemleri, raporları ilgili

makamlarca onaylanıp askerlik şubesine geldikten sonra ilgili yönergeye göre

yapılır. "Askerliğe Elverişli Değildir" kararı alanlar gerektiğinde

ilgili makamlarca yeniden asker hastanelerinin sağlık kurullarına muayeneye

gönderilerek alacakları son rapor kararına göre, ilgili yönerge gereğince işlem

görür. "Askerliğe Elverişli Değildir" kararı alanlar emsalinin

kanunda yazılı yaş sınırı dışına çıkma tarihine kadar Milli

Savunma Bakanlığınca gerektiğinde tekrar muayene ettirilerek alacakları son

rapor kararına göre işlem görür."

53. Anılan Yönetmelik'in 16. maddesi şöyledir:

"Geçici hastalık veya arızaları olan

yükümlülerle er ve erbaşlara aşağıdaki işlemlerden biri yapılır.

1)

Ertesi yıla bırakma,

2)

Sevki geciktirme,

3) Hava

değişimi.

Bu

işlemleri gerektiren hastalık ve arızalar bu yönetmeliğin arızalar listesinin C

dilimlerinde gösterilmiştir."

54. Anılan Yönetmelik'in Veysi

Adanır'ın askere alındığı tarihte yürürlükte bulunan

17. maddesi şöyledir:

"Son yoklamada veya son yoklamadan sonra

gönderildikleri sağlık kurullarında yapılan muayeneleri sonucu geçici bir hastalık

veya arızaları tesbit edilenlere ertesi yıla bırakma

işlemi yapılır."

55. Anılan Yönetmelik'in Veysi

Adanır'ın askere alındığı tarihte yürürlükte bulunan

18. maddesi şöyledir:

"Askerliklerine karar verilen

yükümlülere, sevkleri tarihine kadar geçecek süre içerisinde, hastalanır veya

arızalanırlarsa, askerlik şubelerince gönderilecekleri sağlık kurullarında

muayene sonucu alacakları raporlara göre sevki geciktirme işlemi yapılır."

56. Anılan Yönetmelik'in olay tarihinde yürürlükte bulunan 19.

maddesi şöyledir:

"Askerlik şubelerince birliklerine

sevklerinden sonra geçici bir hastalığı tesbit edilen

er ve erbaşlara hava değişimi işlemi yapılır."

57. Anılan Yönetmelik'e ekli Hastalık ve Arızalar Listesi'nin "Ruh Sağlığı ve Hastalıkları" üst

başlıklı 15 ila 18. maddelerinde ruh sağlığı bozukluklarının farklı çeşitleri

A, B, C ve D şeklinde kısımlara ayrılarak ayrıntılı şekilde belirtilmiştir.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

58. Mahkemenin 8/12/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

59. Başvurucular;

i. Madde bağımlısı olan ve ciddi psikolojik rahatsızlıkları

bulunan yakınlarının askerliğe elverişli görülerek askere alındığını,

psikolojik sorunları askerlik hizmeti sırasında da devam eden yakınlarının

intihar ederek hayatını kaybettiğini, intihar olayının meydana gelmesinde

askerî yetkililerin ağır hizmet kusurunun bulunduğunu, yakınlarının ciddi

psikolojik sorunlar yaşadığı ve intihar eğiliminin bulunduğu askerî makamlar

ile sağlık çalışanları tarafından bilinmesine rağmen yaşam hakkının korunması

için gerekli tedbirlerin alınmadığını, AYİM nezdinde açtıkları tam yargı

davasında idarenin ağır kusuruyla orantılı, tatmin edici bir tazminata

hükmedilmediğini, tazminat miktarının gerçek zararlarını tazmin etmekten uzak

olduğunu, müteveffaya oranı ve kaynağı belli olmayan bir kusur izafe

edildiğini, maddi tazminat taleplerinin haksız biçimde reddedildiğini

(müteveffanın maddi tazminat talebinde bulunan kardeşleri yönünden),

ii. Olay hakkında yürütülen soruşturma sonucunda ölüm

olayının intihar neticesinde gerçekleştiği gerekçesiyle kovuşturmaya yer

olmadığına karar verildiğini, görevi ihmal suçunu işledikleri açık olan askerî

yetkililerin sorumluluğunun bulunmadığı kanaatine varılmasının adil olmadığını,

soruşturmanın hızlı ve etkili bir şekilde yürütülmediğini, soruşturmanın makul

sürede ve adil bir neticeyle sonlandırılmadığını, olayda kusuru bulunan hiçbir

üst rütbeli askerin sorgulanmadığını,

iii. İlgili usul kanununun yanlış uygulanması sonucu

aleyhlerine yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedildiğini, bu durumun

mahkemeye erişim hakkını açıkça ihlal ettiğini,

iv. AYİM kararlarına karşı başvurulabilecek etkili bir temyiz

olanağının bulunmadığını, karar düzeltme yolunun temyiz kurumuna göre daha

kısıtlı bir hukuki güvence sağladığını, bu durumun adil yargılanma hakkı ile

bağdaşmadığını belirterek yaşam hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş; taraflarına maddi ve manevi tazminat ödenmesi

taleplerinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

60. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuru formu ve ekleri bir bütün olarak

değerlendirildiğinde başvurucuların temel olarak Veysi Adanır'ın

yaşamının yetkili makamlarca korunamamasından, ölüm olayı hakkında etkili bir

ceza soruşturması yürütülmemesinden, AYİM nezdinde açtıkları tam yargı davası

sonucunda hükmedilen tazminat miktarının yetersiz olmasından, aleyhlerine

yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesinden ve AYİM kararlarına karşı

başvurulabilecek bir temyiz olanağının bulunmamasından şikâyet ettiği

anlaşılmıştır.

61. Başvurucuların, Veysi Adanır'ın

yaşamının yetkili makamlarca korunamadığı, olay hakkında etkili bir ceza

soruşturması yürütülmediği ve hükmedilen tazminat miktarının zararlarını tazmin

etmekten uzak olduğu yönündeki iddialarının bir bütün hâlinde yaşam hakkı

kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Sadece soruşturmanın

makul sürede tamamlanmadığı yönündeki şikâyet, yaşam hakkının usul boyutu

yönünden ayrı bir başlık altında incelenmiştir.

62. Başvurucuların dava sonucunda aleyhlerine yüksek miktarda

vekâlet ücretine hükmedildiği yönündeki iddialarının adil yargılanma hakkı

kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. AYİM kararlarına karşı

başvurulabilecek bir temyiz olanağının bulunmadığını yönündeki şikâyet ise iki

dereceli yargılanma hakkı kapsamında ayrıca incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

63. Başvurucular, yukarıda belirtilen iddialarla (bkz. § 59-i,ii) yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

64. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesi

şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

65. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru

hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği

gereği yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru, ancak

yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından

yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Somut olayda

başvurucular, ölen kişinin annesi ile kardeşleridir. Bu nedenle başvuru

ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

66. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi açısından idari makamlar

ve derece mahkemeleri tarafından başvurucular lehine bir tedbir ya da kararın

alınması suretiyle ihlalin tespit edilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin

uygun ve yeterli biçimde giderilmesi hâlinde ilgili tarafın artık mağdur olduğu

ileri sürülemeyecektir. Bu iki koşul yerine getirildiği takdirde bireysel

başvuru mekanizmasının ikincil niteliği dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin

inceleme yapmasına gerek kalmayacaktır (Sadık

Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 83).

67. Mağdur sıfatının ortadan kalkması, özellikle ihlal edildiği

ileri sürülen hakkın niteliği ve ihlali tespit eden kararın gerekçesi ile bu

kararın ardından ilgili açısından uğradığı zararların devam edip etmediğine

bağlıdır. Başvuruculara sunulan telafi imkânının uygun ve yeterli olup olmadığı

kararı, söz konusu anayasal temel hak ve özgürlüğün ihlalinin niteliği gözönünde bulundurularak dava koşullarının tamamının

değerlendirilmesi sonucunda verilebilecektir. Bu çerçevede bir başvurucunun

mağdur sıfatı, Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet ettiği durum için aynı zamanda

idari veya yargısal bir kararla kendisine ödenmesine karar verilen tazminata da

bağlı olabilecektir (Sadık Koçak ve diğerleri, § 84).

68. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı

bağlamında mağdur sıfatının ortadan kalkıp kalkmadığının tespiti açısından

kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm olayları

ile ihmal sonucu meydana gelen ölüm olayları arasında bir ayrım yapmak gerekir

(Mehmet Aydoğan ve Nufer

Aydoğan, B. No: 2013/3775, 14/4/2016, § 55).

69. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana

gelen ölüm olaylarına ilişkin davalarda Anayasa'nın 17. maddesi gereğince

devletin, ölümcül saldırı durumunda sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme

yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülen idari ve hukuki

soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi yaşam hakkı

ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).

70. Ancak ihmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin

davalar açısından farklı bir yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Buna göre yaşam

hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise

"etkili bir yargısal sistem kurma" yönündeki pozitif yükümlülük, her

olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve

hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir(Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

71. Bununla birlikte ihmal suretiyle meydana gelen ölüm

olaylarında devlet görevlilerinin ya da kurumlarının bu konuda muhakeme

hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu yani olası sonuçların

farkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkileri

göz ardı ederek tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek

için gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda, bireyler kendi

inisiyatifleriyle ne gibi hukuk yollarına başvurmuş olursa olsun insanların

hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada

bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması Anayasa'nın 17. maddesinin

ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 60).

72. Bu çerçevede başvuru konusu olayda yürütülen ceza

soruşturmasındaki işlemlere (bkz. §§ 18-35) bakıldığında başvurucuların yakını

Veysi Adanır'ın 28/8/2011 tarihinde er ve erbaş

banyosunda asılı vaziyette bulunması olayı ile ilgili olarak Marmaris

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından resen bir soruşturmanın başlatıldığı,

olaydan haberdar edilen nöbetçi Cumhuriyet savcısının olay yerine intikal

etmesi üzerine Cumhuriyet savcısı eşliğinde olay yeri incelemesinin yapıldığı,

olay yerinin fotoğraflarının çekildiği ve krokisinin çizildiği, bu işlemler

sonucunda ayrıntılı bir olay yeri inceleme raporunun hazırlandığı, ölüm olayının

gerçekleştiği gün ölü muayenesi ve akabinde otopsi işleminin

gerçekleştirildiği, gerçekleştirilen otopsi işlemi neticesinde hazırlanan

raporda Veysi Adanır'ın ölümünün ası sonucu meydana

gelmiş olduğunun tespit edildiği görülmektedir. Soruşturma kapsamında ayrıca,

Veysi Adanır'ı asılı vaziyette gören erler ile ilgili

diğer bazı kişilerin Cumhuriyet savcısı tarafından ifadelerinin alındığı, Veysi

Adanır'ın kişilik yapısının nasıl olduğunun ve diğer

arkadaşlarıyla herhangi bir sorun yaşayıp yaşamadığının tespit edilebilmesi

maksadıyla birçok tanığın dinlendiği anlaşılmaktadır. Başvurucuların da gerek

müşteki sıfatıyla verdikleri ifadelerle gerekse savcılığa sundukları

dilekçelerle soruşturmaya etkin bir şekilde katılabildiği görülmektedir.

Soruşturma makamlarının ise tüm bu araştırmaları yeterli görerek Veysi Adanır'ın kendi iradesiyle intihar ettiği kanaatine vardığı

ve ölümünde üçüncü bir kişiye atfedilebilir cezai sorumluluk bulunmadığına

karar verdiği görülmektedir.

73. Başvurucular ceza soruşturması aşamasında hiçbir üst rütbeli

askerin sorgulanmadığını ileri sürmüş ise de soruşturma dosyasının incelenmesi

neticesinde Kayacan Muhabere Merkezî Komutanı Dz.Bnb.

M.A.nın ifadesinin Askerî

Savcılık tarafından alındığı anlaşılmaktadır. Askerî Savcılık tarafından

ifadesi alınan Dz.Bnb. M.A.nın

ise görevli psikoloğun tavsiyesi üzerine Veysi Adanır'ın

Aksaz Asker Hastanesi Psikiyatri Kliniğine sevk

edildiğini ve burada tedavi gördüğünü, psikiyatri kliniği tarafından verilen

raporlarda koruyucu bir emniyet tedbirinden bahsedilmemesine rağmen

kendilerinin aldığı emniyet tedbirleri kapsamında Veysi Adanır'a

silah verilmediğini, Veysi Adanır'a birlik dâhilinde

en basit görev olan koğuş nöbetçiliği görevinin verildiğini belirttiği

görülmektedir.

74. Tüm bu hususlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde

başvuru konusu olayda soruşturma makamının olayların seyrini aydınlatmaya

yönelik işlemlerinden kuşku duyulmasını gerektirecek bir durumun veya yürütülen

soruşturmanın kapsamı ve ciddiyeti üzerinde etki gösterecek nitelikte bir

eksikliğin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ölüm olayına ilişkin

başvurucuların ortaya koyduğu deliller ile yürütülen ceza soruşturması

kapsamında elde edilen bulgulardan müteveffanın ölümünün intihar sonucu

gerçekleştiği, aksine bir durumdan “şüphelenilmesini” gerektiren bir olgunun

başvuru dosyasında bulunmadığı anlaşılmaktadır. Veysi Adanır'ın

gerek İskenderun Asker Hastanesi gerekse Aksaz Asker

Hastanesi Psikiyatri Kliniklerinde birçok kez tedavi gördüğü dikkate

alındığında ve Psikiyatri Kliniği tarafından verilen raporlarda koruyucu bir

emniyet tedbirinden bahsedilmemesine rağmen askerî yetkililer tarafından

çeşitli emniyet tedbirleri alınarak Veysi Adanır'a

silah verilmediği gözetildiğinde Veysi Adanır'ın

ölümünde yetkili makamların değerlendirme hatasını aşan kasti bir tutumunun

varlığından da söz edilemeyeceği değerlendirilmektedir.

75. Bu durumda AYİM’in yaşanan intihar

eyleminden idarenin sorumlu olduğunu tespit etmesi ve davanın koşulları

çerçevesinde başvurucular lehine tazminata hükmetmesi başvurucuların mağdur

sıfatını ortadan kaldırabilecektir.

76. AYİM somut başvuru hakkındaki değerlendirmesinde,

müteveffanın görev yaptığı birlikte gerekli takip ve kontroller yapılmaya

çalışılmış ise de müteveffanın yaşamının korunması için daha etkin bir tıbbi

tedavi ve takibin yapılmadığı kanaatine varmış vebaşvurucuların

zararlarının hizmet kusuru ilkesine göre müterafik

kusur da dikkate alınarak karşılanması gerektiği sonucuna ulaşmıştır (bkz. §

38). Dolayısıyla AYİM’in bu tespiti ile Anayasa'nın

17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edildiği ve yaşam

hakkının devlete yüklediği yaşamı koruma pozitif yükümlülüğünün idare

tarafından yerine getirilmediği açıkça kabul edilmiştir.

77. AYİM kararında açık bir şekilde ihlal tespiti yapılarak

başvuruculardan anne Muhbet Adanır lehine 15.000 TL

maddi ve 8.000 TL manevi olmak üzere toplam 23.000 TL tazminata hükmedildiği

görülmektedir. Aynı kararda müteveffanın kardeşlerine toplam 10.000 TL manevi

tazminat ödenmesi kararlaştırılmış, müteveffanın kardeşlerinden Maşallah Adanır

ile Mizgin Adanır'ın maddi

tazminat talepleri ise ilgili hukuk kuralları yorumlanmak suretiyle

reddedilmiştir. Hükmedilen maddi tazminat miktarlarına müteveffanın yeniden

gelir elde edeceği varsayılan 13/6/2012 tarihinden ödeme tarihine kadar,

hükmedilen manevi tazminat miktarlarına ise olay tarihi olan 28/8/2011

tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık %9yasal faiz yürütülmesine karar

verilmiştir.

78. AYİM tarafından olayın meydana geliş şekli ve tarihi, ölenin

askerlik statüsü, davacıların sosyal durumları, paranın alım gücü, işletilecek

yasal faiz, ölenin müterafik kusuru ve yargılama

kapsamında alınan bilirkişi raporu dikkate alınarak müteveffanın annesi Muhbet Adanır lehine maddi ve manevi tazminata,

müteveffanın kardeşleri lehine ise manevi tazminata karar verildiği, anılan

kararın karar düzeltme aşamasından geçerek kesinleştiği anlaşılmaktadır.

79. Davanın koşullarına göre belirlenen tazminat miktarları ile

başvurucuların uğradığı zararlar arasında açık bir orantısızlık bulunmadığı

görülmektedir. Sonuç olarak AYİM’in kararında bariz

takdir hatası veya açık bir keyfîlik tespit

edilmediğinden Anayasa Mahkemesinin tazminat miktarlarının belirlenmesi

konusunda AYİM’in takdir yetkisine müdahalesi söz

konusu olamaz.

80. Bu durumda AYİM'in somut olayda

etkili bir ceza soruşturmasını müteakip yaşanan intihar eyleminden idarenin

sorumlu olduğunu tespit etmesi ve kendi takdir ettiği ölçüler çerçevesinde

müteveffanın annesi Muhbet Adanır lehine maddi ve

manevi tazminata, müteveffanın kardeşleri lehine ise manevi tazminata

hükmetmesinin, başvurucuların yaşam hakkı açısından mağdur sıfatını ortadan

kaldırdığı sonucuna ulaşılmıştır.

81. Açıklanan nedenlerle başvurucuların yaşam hakkının ihlal

edildiği iddialarının mağdur sıfatının bulunmamasına bağlı olarak kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. İki Dereceli

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

82. Başvurucular; AYİM kararlarına karşı başvurulabilecek etkili

bir temyiz olanağının bulunmadığını, karar düzeltme yolunun temyiz kurumuna

göre daha kısıtlı bir hukuki güvence sağladığını, bu durumun adil yargılanma

hakkı ile bağdaşmadığını ileri sürmüşlerdir.

83. Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

84. Sözleşme’ye ek 7 No.lu Protokol’ün

2. maddesinde cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı tanınmış ise de

başvuru konusu edilen sürecin ceza yargılamasına ilişkin olmadığı açıktır.

85. Açıklanan nedenlerle başvuru konusu ihlal iddialarının

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kaldığı anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Soruşturmanın Makul Bir Hızda Gerçekleştirilmemesi

Nedeniyle Yaşam Hakkının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

86. Başvurucuların soruşturmanın makul sürede tamamlanmaması

nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği yönündeki şikâyetleri

açıkça dayanaktan yoksun olmayıp başka bir kabul edilemezlik nedeni de

bulunmadığından başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

d. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

87. Başvurucuların aleyhine hükmedilen avukatlık ücretinin

mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği yönündeki şikâyetleri açıkça dayanaktan

yoksun olmayıp başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından başvurunun

bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Soruşturmanın Makul Bir Hızda

Gerçekleştirilmemesi Nedeniyle Yaşam Hakkının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

88. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı kapsamında

devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usule ilişkin boyutu;doğal olmayan her ölüm

olayının tüm yönlerinin ortaya konmasına, sorumlu kişilerin belirlenmesine ve

gerekiyorsa cezalandırılmasına imkân tanıyan etkili bir soruşturmanın

yürütülmesini gerektirmektedir. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı,

kişilerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlıklarını koruyan hukukun etkin

bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da

kurumlarının karıştığı olaylarda, bunların sorumlulukları altında meydana gelen

ölümler ile bireylerin maddi ve manevi varlığına verilen zararlar için hesap

vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 54).

89. Soruşturmanın etkililik ve yeterliliğini temin adına

soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve ölüm olayını

aydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerin

toplanması gerekmektedir. Soruşturmada ölüm olayının nedenini veya sorumlu

kişilerin ortaya çıkarılması imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili

soruşturma yürütme kuralıyla çelişme riski taşır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 57, Sadık Koçak ve diğerleri, § 94).

90. Yukarıda sayılanlara ilave olarak yürütülecek

soruşturmalarda makul bir hızda gerçekleştirilme ve özen gösterilme zorunluluğu

da zımnen mevcuttur. Elbette ki bazı özel durumlarda soruşturmanın veya

kovuşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlükler bulunabilir.

Ancak bir soruşturmada ve devamında yapılan kovuşturmada yetkililerin hızlı

hareket etmeleri, yaşanan olayların daha sağlıklı bir şekilde

aydınlatılabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi

ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı

görünümü verilmesinin engellenmesi açısından kritik bir öneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B. No: 2013/6359,

10/12/2014, § 96, benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Maiorano ve diğerleri/İtalya, 28634/06, 15/12/2009,§ 124).

91. Başvurucular, dört yılı aşkın süre devam eden soruşturmanın

hızlı bir şekilde yürütülmediğini, soruşturmanın makul sürede tamamlanmadığını

ileri sürmüşlerdir.

92. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin diğer

iddialar yukarıda incelendiğinden (bkz. §§ 72-74) bu başlık altında yalnızca

soruşturmanın makul bir hızda gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği

incelenecektir.

93. Soruşturma kapsamında yapılan araştırmalar bu kapsamda

incelendiğinde Veysi Adanır'ın 28/8/2011 tarihinde

asılı vaziyette ölü olarak bulunması üzerine olay hakkında aynı gün soruşturma

başlatılarak olay yeri incelemesi ile ölü muayenesi işlemlerinin

gerçekleştirildiği, er ve erbaş banyo kapısını gören kamera kayıtlarının

bilirkişi marifetiyle çözümlenmesi neticesinde 23/9/2011 tarihli raporun

hazırlandığı, kesin ölüm sebebinin tespit edilebilmesi maksadıyla yapılan

klasik otopsi sonucunda 6/10/2011 tarihli otopsi raporunun hazırlandığı,

5/4/2012 tarihinde Telekomünikasyon İletişim Dairesi Başkanlığından talep

edilen Veysi Adanır'ın üzerine kayıtlı telefon

numarasına ait HTS kayıtlarının 12/4/2012 tarihinde Askerî Savcılığa

gönderildiği, yine 4/11/2013 tarihinde Telekomünikasyon İletişim Dairesi Başkanlığından

talep edilen Veysi Adanır'ın üzerine kayıtlı telefon

numarasına ait iletişimin tespiti kayıtlarının 14/11/2013 tarihinde çıkarılarak

Askerî Savcılığa gönderildiği, soruşturma sürecinde birçoğu terhis olmuş olan

askerin tanıklığına başvurulduğu, tüm bu araştırmalar neticesinde elde edilen

verilerin değerlendirilip 2/9/2015 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar

verildiği, başvurucuların bu karara yaptığı itirazın 16/10/2015 tarihinde

Askerî Mahkemece reddedilmesi üzerine ceza soruşturmasının kesinleştiği

görülmektedir.

94. Yukarıdaki açıklamalar dikkate alındığında 28/8/2011

tarihinde başlayan soruşturmanın 16/10/2015 tarihinde kesinleşerek 4 yıl 1 ay

18 günde tamamlandığı, bu sürenin önemli bir kısmının tanık ifadelerinin

alınması aşamasında geçtiği, tanık ifadelerinin alınması aşamasında geçirilen

sürenin uzamasında tanıklığına başvurulan askerlerin terhis olmasının etkili

olduğu, terhis olan askerlerin adreslerinin tespit edilmesinde ve ifadelerinin

alınabilmesi için ilgili Cumhuriyet Başsavcılıklarına yazılan talimatların

gereğinin yapılmasında oldukça uzun bir süre geçtiği anlaşılmaktadır. Oysa ölüm

olayının gerçekleşmesinden kısa bir süre sonra ilgili askerlerin ifadelerinin

alınması hâlinde böyle bir gecikmenin önüne geçilebilmesinin mümkün olduğu

değerlendirilmektedir.

95. Somut olayda, özellikle tanıkların dinlenmesi aşamasında

yaşanan gecikmeler nedeniyle dört yıldan uzun süren soruşturmanın -alınan

kararın sonucunun ne olduğunun önemi olmaksızın- yakınlarını kaybeden

başvurucuların soruşturmanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği

dikkate alındığında başlı başına özelde başvurucuların ve genel olarak da

toplumdaki diğer bireylerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve

hukuka aykırı eylemlere müsamaha gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümü

verilmesinin engellenmesi açısından yeterli hız ve özende yürütülmediği

sonucuna ulaşılmıştır. Gerek başvurucuların tutumunun gerekse olayın

karmaşıklığının dört yılı aşkın süreyi açıklamak için yeterli olmadığı

değerlendirilmiştir.

96. Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence

altına alınan yaşam hakkının gerektirdiği etkili soruşturma yürütme

yükümlülüğünün soruşturmanın makul bir hızda gerçekleştirilmemesi nedeniyle

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

97. Başvurucular, ilgili usul kanununun yanlış uygulanması

sonucu aleyhlerine yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedildiğini, bu durumun

yargıya ulaşma hakkını açıkça ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir.

98. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı

36. maddesi şöyledir:

“Herkes, meşrû

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma (Değişik ibare: 3.10.2001-4709/14 md.) ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki

davaya bakmaktan kaçınamaz.”

99. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen

veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme

kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını

ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 52).

100. Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre

kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme

masraflarının hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına

müdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun

talepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir.

Ancak bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir

amaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu

yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil

dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklememiş

olması gerekir (Özkan Şen, §§ 61,

62).

101. Dava sonucundaki başarıya dayalı olarak taraflara avukatlık

ücreti ödeme yükümlülüğü öngörülmesi de bu kapsamda mahkemeye erişim hakkına

yönelik bir sınırlama oluşturur. Böyle bir sınırlamanın meşru görülebilmesi

için kamu yararı ile birey hakkı arasında makul bir dengenin gözetilmiş olması

gerekir. Başvuru konusu olayda 2/11/2011 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren

659 sayılı KHK ile idarenin taraf olduğu davaların, idarenin bünyesinde görev

yapan kadrolu hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından takibi öngörülmüş olup

davanın reddi hâlinde idare lehine avukatlık ücretine hükmedilmesi düzenleme

altına alınmıştır. Gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması

ve böylece mahkemelerin fuzuli meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede

bitirebilmesi amacıyla başvuruculara belli yükümlülükler öngörülebilir. Bu

yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi

içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı imkânsız hâle getirmedikçe ya da

aşırı derece zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği

söylenemez. Dolayısıyla davayı kaybetmesi hâlinde başvurucuya yüklenecek olan

avukatlık ücreti bu çerçevede değerlendirilmelidir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, §§ 38, 39).

102. Buna karşılık bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyan

başvurucuların reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan avukatlık

ücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu, belirli

dava koşulları çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da mahkemeye

başvurmalarını anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu kapsamda davanın özel

koşulları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişim

hakkının asgari sınırını teşkil etmektedir (Özkan

Şen, § 54).

103. Başvurucuların tam yargı (tazminat) davasını açtığı

31/5/2012 tarihi itibarıyla yürürlükteki usul hükümlerinde, dava dilekçesinde

belirtilen talep konusu miktarın sonradan ıslah yoluyla değiştirilmesini

öngören bir düzenleme bulunmamaktadır.

104. Tazminat alacağının miktarı, ancak bilirkişi incelemesi ve

benzeri araştırmalardan sonra mahkemenin takdir yetkisi çerçevesinde

belirlenebilen bir olgudur. Tazminat müessesesinin bu özelliği gereği, hak

kazanılan tazminat miktarının dava açılmadan önce tam olarak bilinmesi veya

öngörülmesi mümkün değildir. Dava açılması aşamasında karşı karşıya kalınan bu

belirsizliğin talep edilen miktarın sonradan düzeltilmesi (ıslah) yoluyla

aşılması da 1602 sayılı Kanun gereği davanın açıldığı 31/5/2012 tarihi

öncesinde mümkün olmadığından hak kaybına uğramak istemeyen davacıların

tazminat taleplerine ilişkin miktarları yüksek tutmaktan başka seçeneklerinin

olmadığı görülmektedir.

105. Başvurucuların da bu nedenle AYİM’e

açılan davada uğradıkları zarar için 90.000 TL maddi ve 350.000 TL manevi

tazminat talebinde bulundukları anlaşılmaktadır. AYİM, başvurucular lehine

toplam 33.000 TL maddi ve manevi tazminat ile 3.960 TL avukatlık ücretine

hükmettikten sonra başvurucuların reddedilen tazminat talepleri üzerinden

davalı idare lehine 11.560 TL avukatlık ücreti ödemelerine karar vermiştir.

106. Başvurucular aleyhine avukatlık ücreti ödenmesini öngören

düzenlemenin tek başına mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği söylenemez. Bu

düzenleme sonucu gerçekleşen müdahalenin ölçülü olup olmadığının da incelenmesi

gerekir.

107. Somut olayın koşulları bir bütün hâlinde değerlendirildiğindebaşvurucuların, dava açtığı sırada

ıslah imkânının olmaması nedeniyle hak kaybına uğramamak için taleplerini

yüksek tuttuğu ve yargılama sonucunda hak kazandıkları tazminat ve avukatlık

ücretinin yaklaşık %31'ine denk gelen kısmını avukatlık ücreti olarak davalı

idareye geri ödemek zorunda kaldıkları görülmüştür. Böylece başvurucuların

tazminat alacağının önemli bir kısmından mahrum bırakıldığı ve bu miktarın

ölçülü olmadığı saptandığından mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

108. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

109. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

110. Başvurucular, Anayasa'nın 17. ve 36. maddelerinde güvence

altına alınan haklarının ihlali nedeniyle toplam 70.000 TL maddi ve 500.000 TL

manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

111. Başvurucuların yakını Veysi Adanır'ın

ölüm olayı hakkında yürütülen soruşturmanın makul bir hızda

gerçekleştirilmemesi nedeniyle yaşam hakkının usul boyutununihlal

edildiği sonucuna varılmıştır. Mevcut başvuruda ayrıca başvurucuların adil

yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

112. Başvuru hakkında yapılan inceleme sonucunda yaşam hakkının

esasının ihlal edildiği yönünde bir karar verilmemiş, bununla birlikte ölüm

olayı hakkında makul bir hızda ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam

hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine hükmedilmiştir. Başvurucuların

yakınının ölüm olayı hakkında makul bir hızda ceza soruşturması yürütülmemesi

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi zararları

karşılığında somut olayın özellikleri de dikkate alınarak başvuruculara

müşterek olarak net 20.000 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiği sonucuna

varılmıştır. Yine başvuru konusu olayda mahkemeye erişim hakkı kapsamında

tespit edilen ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığından salt ihlalin tespitiyle

giderilemeyecek olan zararları karşılığında başvuruculara müşterek olarak net

7.600 TL manevi tazminat ödenmesine, başvurucuların tazminata ilişkin diğer

taleplerinin ise reddine karar verilmesi gerekir.

113. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 433 TL harç ve 1.800 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.233 TL yargılama giderinin başvuruculara

müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın (soruşturmanın makul bir hızda gerçekleştirilmediği

yönündeki iddia hariç) kişi bakımından

yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. İki dereceli yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Soruşturmanın makul bir hızda gerçekleştirilmemesi nedeniyle

yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Soruşturmanın makul bir

hızda gerçekleştirilmemesi nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına

alınan yaşam hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara yaşam hakkının

usul boyutunun ihlali nedeniyle 20.000 TL, mahkemeye erişim hakkının ihlali

nedeniyle 7.600 TL olmak üzere toplam 27.600 TL manevi tazminatın müşterek

olarak ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 433 TL harç ve 1.800 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 2.233 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREK

OLARAK ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini

takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

8/12/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

Halil

İbrahim DURSUN

Başvurucular

:

1. Muhbet ADANIR

2. Edip

BEĞDE

3. Eşref

BEĞDE

4. Seyithan

BEĞDE

5. Maşallah

BEĞDE

6. Mizgin BEĞDE Vekili : Av. Serdal BAYTAR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/10261, 8 Aralık 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. 1. Yaşam hakkının ihlal
  12. B. 1. Soruşturmanın makul bir
  13. C. Başvuruculara yaşam hakkının
  14. D. 433 TL harç ve 1.800 TL vekâlet
  15. E. Ödemenin, kararın tebliğini
  16. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Necipoğlu
  18. Beğde
  19. Beğde
  20. Beğde
  21. Beğde
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/10261
Tarih
8 Aralık 2016

İlgili Kararlar

  • Liyadin Şahin ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/16052)
  • Durmuş Bodur Başvurusu (B. No: 2014/15461)
  • Mirze Aydın Başvurusu (B. No: 2014/15309)
  • Adnan Şerbetçi ve Mustafa Şerbetçi Başvurusu (B. No: 2014/20205)
  • Lokman Esen Başvurusu (B. No: 2014/19040)
  • Metin Çelik Başvurusu (B. No: 2014/20200)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.