İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

Mustafa Altın Başvurusu (B. No: 2018/10018)

1. Başvuru, işçi ile işveren ilişkisinden kaynaklanan

Başvuru No2018/10018Tarih27 Ekim 2021Okuma37 dk · 7.398 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Mustafa Altın Başvurusu

Karar tarihi
27 Ekim 2021
Başvuru Numarası
2018/10018
R.G. Tarih ve Sayı
24/12/2021-31699
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.398 kelime·37 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, işçi ile işveren ilişkisinden kaynaklanan

alacak davasında Yargıtay onamasıyla kesinleşen lehe kararın maddi hata

düzeltim yoluyla ortadan kaldırılarak uyuşmazlığın esasının yeniden ele

alınması nedeniyle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 6/4/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına gönderilmiştir.

7. Birinci Bölüm tarafından 7/4/2021 tarihinde yapılan

toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması

gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 28.

maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar

verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, bir kamu bankasında 20/8/2008 ile 31/7/2013

tarihleri arasında hizmet akdine dayalı olarak çalışmıştır.

10. Başvurucu, hakları saklı kalmak üzere 10.000 TL ilave

tediye alacağının 4/7/1956 tarihli ve 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı

Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkında Kanun uyarınca

tarafına ödenmesine karar verilmesi istemiyle banka aleyhine dava açmıştır.

Başvurucu yargılama sırasında dava değerini ıslah etmiştir.

11. Davalı banka beyanında 15/11/2000 tarihli ve 4603

sayılı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi

ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun ile sektördeki özel

bankalarla aynı hükümlere tabi kılınarak kamusal idare niteliğinden

çıkarıldığını, anonim şirkete dönüştürüldüğünü, dolayısıyla faaliyetlerinin

genel idare esaslarına göre yerine getirilen bir kamu hizmeti niteliğinde

olmadığını, bu doğrultuda kurumun 6772 sayılı Kanun kapsamında

değerlendirilemeyeceğini, ayrıca banka personelinin 31/12/2002 tarihinden

itibaren özel hukuk hükümlerine tabi olarak çalıştığını ve kamu işçisi

olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

12. Gümüşhacıköy Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) iş

mahkemesi sıfatıyla baktığı davada 12/11/2014 tarihinde davanın kabulüne karar

vermiştir. Gerekçeli kararda, 6772 sayılı Kanun bakımından işveren, işçi ve

ücret yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılmıştır. Öncelikle sermayesinin

yarısından fazlası devlete ait bulunan, kamusal yetki ve ayrıcalıklardan

yararlanan ve kamu hizmeti yürüten davalı bankanın 6772 sayılı Kanun kapsamında

olduğu belirtilmiştir. Ardından iş sözleşmesine dayalı olarak anılan kurumda

çalışan davacının 6772 sayılı Kanun kapsamında olduğu ifade edilmiştir. Son

olarak bilirkişi raporuna istinaden başvurucunun 11.986,40 TL brüt ilave tediye

alacağı bulunduğu sonucuna varılmıştır.

13. Davalı banka temyiz yoluna başvurmuştur. Temyiz

dilekçesinde; kendisinin anonim şirket olduğunu, özel bankalarla aynı statüye

geçtiğini ifade etmiştir. Ayrıca 6772 sayılı Kanun'un kapsam bakımından devlet

tarafından kanun ve kanunun verdiği yetki ile idari işlemle kurulan, kamusal

yetki ve ayrıcalıklardan yararlanan kamu tüzel kişilikleri ve bunlara bağlı

kuruluşlarda iş sözleşmesi ile çalışanlara uygulanacağını, bu Kanun'un

kendisine (bankaya) uygulanmasının mümkün olmadığını belirtmiştir. 20/8/2008

tarihinde bankada belirsiz süreli sözleşme imzalayıp 22/5/2003 tarihli ve 4857

sayılı İş Kanunu hükümlerine tabi olarak işe başlayan davacının bir kamu

kuruluşunda veya kamuya bağlı bir kuruluşta göreve başlamadığını ve bu

şartlarda çalışan personel ile aynı özlük haklarına (ilave tediye uygulaması

vb.) sahip olmayacağını bilerek ve kabul ederek iş sözleşmesi imzaladığını, bu

hususun Mahkemece dikkate alınmadığını ve denetime elverişsiz bilirkişi

raporuna dayanılmak suretiyle karar verildiğini belirterek kararın bozulmasını

talep etmiştir.

14. Hüküm, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 12/4/2016 tarihli

kararıyla onanmıştır.

15. Onama kararı başvurucu vekiline 27/7/2016 tarihinde,

davalı vekiline 22/6/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.

16. Davalı banka 18/7/2016 tarihinde maddi hata düzeltim

dilekçesi vermiştir. Dilekçede; kendisinin özel hukuk hükümlerine tabi olarak

faaliyet gösterdiği, 6772 sayılı Kanun kapsamında olmadığı, bir kamu tüzel

kişisi olmadığı, kamu hizmeti faaliyetinde bulunmadığı ve davacının özel hukuk

hükümlerine tabi olarak çalıştığı iddialarının yanında yılda dört ikramiye

aldığını da belirterek onama kararının bozulmasını talep etmiştir.

17. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 25/10/2016 tarihli

kararıyla maddi hata talepli dilekçenin başvurucuya tebliğ edilmesini ve

sunulması hâlinde başvurucunun yazılı beyanlarının eklenip dosyanın Yargıtaya

gönderilmesi gerektiğini belirterek geri çevirme kararı vermiştir.

18. Söz konusu dilekçe ve Yargıtayın geri çevirme kararı

19/12/2016 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.

19. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin kapatılması üzerine

dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 16/2/2017 tarihli kararında, davalı

bankada ikramiye ödemesinin bulunduğu gözden kaçırılarak karar verildiğini

açıklamak suretiyle onama kararını ortadan kaldırmıştır. Gerekçede, 6772 sayılı

Kanun bakımından işveren, işçi ve ücret yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılmış

ve mahkeme kararı ücret yönünden hatalı bulunmuştur. Yargıtay Dairesince 6772

sayılı Kanun'un 1. ve ek 1. maddelerinde yer alan düzenlemeler dikkate

alındığında bir maaş tutarında olmak üzere yılda dört defa ikramiye ödemesi

bulunması durumunda davacının ilave tediye alacağı hakkının doğmayacağı yani

ikramiye ödemeleriyle birlikte ilave tediye ücretinin de ödendiğinin kabul

edilmesi gerekeceği, buna göre davacının bordroları celbedilerek yapılacak

değerlendirme sonrası karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

20. Mahkeme, bozma kararını taraflara tebliğ etmiş;

başvurucu vekili duruşmalara mazeret bildirerek katılmamış, bozma kararına

direnme kararı verilmesini dilekçe ile talep etmiştir. Mahkeme 21/6/2017

tarihli duruşmada bozmaya uyarak davayı reddetmiştir. Mahkemenin gerekçesinde;

bozma ilamı doğrultusunda yapılan inceleme neticesinde başvurucuya davalı banka

tarafından yılda dört kez maaş tutarında ikramiye ödendiği, bu hâliyle ikramiye

ödemeleri ile ilave tediye ücretinin de ödendiği, bu nedenle davanın reddine

karar verildiği belirtilmiştir.

21. Davacının temyiz talebi üzerine hüküm Yargıtay 9.

Hukuk Dairesinin 8/2/2018 tarihli kararıyla onanarak kesinleşmiştir.

22. Başvurucuya 12/4/2016 tarihli onama ilamı sonrası

ödenen 19.033,56 TL'nin iadesi talebiyle icra takibi yapılmış, başvurucu parayı

16/3/2018 tarihinde ödemiştir.

23. Nihai karar başvurucuya 9/3/2018 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

24. Başvurucu 6/4/2018 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun Hükümleri

25. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun geçici 3. maddesi şöyledir:

"(1) Bölge adliye mahkemelerinin,

26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge

Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci

maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar,

1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına

devam olunur.

(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve

başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar

hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236

sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin

uygulanmasına devam olunur.

(3) Bu Kanunda bölge adliye

mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine

kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır."

26. 6100 sayılı Kanun'un "Kesin hüküm" kenar

başlıklı 303. maddesi şöyledir:

"1) Bir davaya ait şeklî anlamda

kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm

oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk

davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.

(2) Bir hüküm, davada veya karşılık

davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin

hüküm teşkil eder.

(3) Kesin hüküm, tarafların küllî

halefleri hakkında da geçerlidir.

(4) Bir dava dolayısıyla ortaya çıkan

kesin hüküm, o hükmün kesinleşmesinden sonra dava konusu şeyin mülkiyetini

tarafların birisinden devralan yahut dava konusu şey üzerinde sınırlı bir ayni

hak veya fer’î zilyetlik kazanan kişiler hakkında da geçerlidir. Ancak, Türk

Medenî Kanununun iyiniyetle mal edinmeye ait hükümleri saklıdır.

(5) Müteselsil borçlulardan biri veya

birkaçı ile alacaklı arasında yahut müteselsil alacaklılardan biri veya birkaçı

ile borçlu arasında oluşan kesin hüküm, diğerleri hakkında geçerli

değildir."

27. 6100 sayılı Kanun’un "Hükmün tashihi"

kenar başlıklı 304. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Hükümdeki yazı ve hesap hataları ile

diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi

üzerine düzeltilebilir. Hüküm tebliğ edilmişse hâkim, tarafları dinlemeden

hatayı düzeltemez. Davet üzerine taraflar gelmezse, dosya üzerinde inceleme

yapılarak karar verilebilir.”

28. 6100 sayılı Kanun'un ''Hükmün tavzihi'' kenar

başlıklı 306. maddesi şöyledir:

"(1) Hüküm yeterince açık değilse

veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa,

icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya

tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir.

(2) Hüküm fıkrasında taraflara tanınan

haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez

ve değiştirilemez."

29. 6100 sayılı Kanun'un ''Tavzih talebi ve usulü'' kenar

başlıklı 307. maddesi şöyledir:

"(1) Tavzih, dilekçeye tarafların

sayısı kadar nüsha eklenmek suretiyle hükmü veren mahkemeden istenebilir.

Dilekçenin bir nüshası, cevap süresi mahkemece belirlenerek karşı tarafa tebliğ

edilir. Cevap, tavzih talebinde bulunan tarafa tebliğ olunur.

(2) Mahkeme, cevap verilmemiş olsa bile

dosya üzerinde inceleme yaparak karar verir; ancak gerekli görürse iki tarafı

sözlü açıklamalarını yapabilmeleri için davet edebilir.

(3) Mahkeme tavzih talebini yerinde

gördüğü takdirde 304 üncü madde uyarınca işlem yapar."

30. 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı mülga İş Mahkemeleri

Kanunu’nun 8. maddesinin son fıkrası şöyledir:

" Yargıtayın kararlarına karşı

karar düzeltme yoluna başvurulamaz."

31. 12/10/2017 tarihli ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri

Kanunu’nun 7. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

''12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanununun kanun yollarına ilişkin hükümleri, iş mahkemelerince

verilen kararlar hakkında da uygulanır''

2. Yargıtay Kararları

32. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2/7/2003 tarihli ve

E.2003/21-425, K.2003/441 sayılı ilamı şöyledir:

“ ...

Şu duruma göre; sorunun çözümü yönünden

öncelikle iş davalarına ilişkin, Yargıtay’ca verilen kararların maddi yanılgıya

dayalı düzeltilmelerinin mümkün bulunup bulunmadığı ve maddi yanılgı kavramının

öncelikle ortaya konması gerekir.

İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesi

hükmüne göre Yargıtay’ın verdiği kararlara karşı karar düzeltme yolu

bulunmamaktadır. Ne var ki, Yargıtay’ın bugüne kadar ki uygulamasında kabul

edildiği üzere; maddi yanılgıya dayalı kararlar bu kuralın dışındadır.

Gerçekten; maddi yanılgı kavramından

amaç; [h]ukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara

yönelik, ilk bakışta yanılgı olduğu açık ve belirgin olup, her nasılsa,

inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin Kamu

düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın

sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin

zorunlu olduğu açık yanılgılardır.

Uygulamada zaman zaman görüldüğü gibi,

Yargıtay denetimi sırasında, uyuşmazlık konusuna ilişkin maddi olgularda,

davanın taraflarında, uyuşmazlık sürecinde, uyuşmazlığa esas başlangıç ve bitim

tarihlerinde, zarar hesaplarına ait rakam ve olgularda ve bunlara benzer

durumlarda; yanlış algılanma sonucu, açık ve belirgin yanlışlıklar yapılması

mümkündür. Bu tür açık hatalarda ısrar edilmesi ve maddi gerçeğin gözardı

yapılması, yargıya duyulan güven ve saygınlığı sarsacağı gibi, Adalete olan

inancı ortadan kaldırır ve yok eder.

Bu nedenledir ki; Yargıtay; bugüne değin

maddi yanılgının belirlendiği durumlarda soruna müdahale etmiş baştan yapılmış

açık maddi yanlışlığın düzeltmesini kabul etmiştir. Bu yönde sayısız daire

kararları olduğu gibi çok kısa bir süre önce Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun

23.10.2002 günlü Esas:2002/10-895, Karar:2002/838 sayılı kararında gösterildiği

üzere; maddi yanılgıya dayalı Onama ve Bozma kararlarının karşı taraf lehine

sonuç doğurmayacağı, iş mahkemelerince verilen kararlara karşı karar düzeltme

yolunun kapalı oluşunun maddi yanılgıya dayalı yargı kararlarının düzeltilmesine

engel olamayacağı, hatalı biçimde hak sahibi olmanın evrensel hukukun temel

ilkelerine ters düşeceği, maddi gerçeğin her zaman için adli gerçekten önce

geleceği kabul edilmiştir. Kaldı ki; 5521 sayılı İş Mahkemeleri Yasası günün

ihtiyaçlarına cevap vermemektedir. Yarım asır önce yapılmış, üstelik önemli

maddelerinin Anayasa Mahkemesince iptal edildiği bir Yasal düzenlemenin

bütünlüğünün bozulduğu ve bu yönde yeni düzenleme yapılmasının gerçeği de

ortadadır. Bu arada ilave edilmelidir ki, iş davalarının nitelik ve nicelik

itibariyle alanlarının genişlediği ve yeni boyutlar kazandığı bilinen bir

gerçektir.

Sonuç olarak; kimi açık maddi yanılgıya

dayalı ve yanlışlığı son derece belirgin haksız ve adaletsiz sonuçların

giderilmesi kamu düzeni açısından zorunludur.

...”

33. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24/1/2018

tarihli ve E.2017/14-2534, K.2018/88 sayılı ilamı şöyledir:

"Maddi anlamda kesin hükmün

koşulları 6100 sayılı HMK’nın 303/1. maddesinde açıklanmıştır. Buna göre; 'Bir

davaya ait şekli anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi

anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava

sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun

aynı olması gerekir.'

Kesin hükmün ilk koşulu her iki davanın

taraflarının aynı kişiler olması, ikinci koşulu müddeabihin aynılığı, üçüncü

koşulu ise dava sebebinin aynı olmasıdır.

Kesin hükmün ikinci koşulu olan

müddeabihin, dava konusu yapılmış olan hakların aynı olmasıdır. Önceki dava ile

yeni davanın müddeabihlerinin (konularının) aynı olup olmadığını anlamak için

hâkimin, eski davada verilen kararın hüküm fıkrası ile yeni davada ileri

sürülen talep sonucunu karşılaştırması gerekir. Eski ve yeni davanın konusu

olan maddi şeyler fiziksel bakımdan aynı olsa bile bu şeyler üzerinde talep

olunan haklar farklı ise müddeabihlerin aynı olduğundan bahsedilemez.

Kesin hükmün üçüncü koşulu ise dava

sebebinin aynı olmasıdır. Dava sebebi, hukuki sebepten farklı olarak, davacının

davasını dayandırdığı vakıalardır. Öyle ise her iki davanın da dayandığı maddi

vakıalar (olaylar) aynı ise diğer iki koşulun da bulunması hâlinde kesin hükmün

varlığından söz edilebilir.

Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel

Kurulunun 2010/1-602 E. 2010/643 K. sayılı ilamında da vurgulanmıştır.

Kesin hüküm, hükmü veren mahkeme de

dâhil bütün mahkemeleri bağlar. Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse

mahkemeler aynı konuda, aynı dava sebebine dayanarak, aynı taraflar hakkında

verilmiş olan hüküm ile bağlıdırlar; aynı uyuşmazlığı bir daha (yeniden)

inceleyemezler; bu hâliyle kesin hüküm bir def’i değil itirazdır. Bu bağlılık

kural olarak hüküm fıkrasına münhasırdır ve gerekçeye sirayet etmez. Ancak

gerekçe hükme ulaşmak için mahkemece yapılan hukuki ve mantıki tahlil ve istidlallerden

(delillerden yargıya varma) ibaret kalmayıp, hüküm fıkrası ile ayrılması

imkânsız bir bağlılık içinde bulunuyor ise istisnaen bu kısmın da kesin hükme

dâhil olduğunu kabul etmek gerekir. Hangi gerekçenin hüküm fıkrasına sıkı

sıkıya bağlı olduğu her olayın özelliğine göre belirlenir.

...''

34. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11/4/2019

tarihli ve E.2016/7-9-360, K.2019/450 sayılı ilamı şöyledir:

" Kesin hüküm şekli anlamda kesin

hüküm ve maddi anlamda kesin hüküm, olmak üzere ikiye ayrılır. Şekli anlamda

kesin hüküm ile kastedilen, bir mahkeme kararına karşı normal kanun yollarına

başvurulamayacağıdır.

Şekli anlamda kesin hükmün amacı, bir

davanın sona ermesine hizmet etmektir. Bir nihai karar şekli anlamda

kesinleşince, tarafların o davada takip ettikleri amaç gerçekleşmiş olur. Fakat

bu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın değil, ancak görülmekte olan davanın sona

ermesi demektir. Bundan sonra da aynı taraflar arasında aynı uyuşmazlığın yeni

bir dava konusu yapılmaması için, başka bir müesseseye yani maddi anlamda kesin

hüküm müessesine ihtiyaç vardır (Kuru, s. 4981).

Bir mahkeme kararına karşı

başvurulabilecek kanun yolunun hiç olmaması veya mevcut olan kanun yollarının

tüketilmesi ya da süresinde kanun yollarına başvurulmaması hâllerinde şekli

anlamda kesinlik gerçekleşir. İstisnaen olağanüstü kanun yoluna başvurma ya da

eski hâle getirme mümkün ise bu yollarla şekli anlamda kesin hükmü sona

erdirmek mümkündür.

Nitekim Hukuk Genel Kurulunun (HGK)

24.01.2018 tarihli ve 2017/14-2534 E.-2018/88 K., 16.05.2018 tarihli ve

2017/19-1628 E.-2018/1098 K. ile 06.11.2018 tarihli ve 2016/22-388 E.-2018/1607

K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiş ve bir karara karşı kanun

yollarına başvurulamaması hâlinde şekli anlamda kesin hükmün gerçekleştiğine

vurgu yapılmıştır.

Gerek 1086 sayılı Kanun'da gerekse 6100

sayılı HMK'da şekli anlamda kesinliğin tanımı yapılmamış ise de, çeşitli

maddelerde geçen 'kesin' 'kesinleşme' 'kesinleşmiş' sözleriyle şekli anlamda

kesin hükmün kastedildiğini söylemek mümkündür.

..."

35. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 6/11/2018 tarihli ve

E.2016/22-388, K.2018/1607 sayılı ilamı şöyledir:

"...Maddi hata (hukuki yanılma),

maddi veya hukuki bir olayın olup olmadığında veya koşul veya niteliklerinde

yanılmayı ifade eder (Yılmaz, E.: Hukuk Sözlüğü, Doruk Yayınları, Birinci Baskı

1976, sayfa:208).

Burada belirtilen maddi yanılgı

kavramından amaç; hukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi

olgulara yönelik, ilk bakışta yanılgı olduğu açık ve belirgin olup, her nasılsa

inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin kamu

düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın

sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin

zorunlu olduğu açık yanılgılardır.

Uygulamada zaman zaman görüldüğü gibi,

Yargıtay denetimi sırasında da, uyuşmazlık konusuna ilişkin maddi olgularda,

davanın taraflarında, uyuşmazlık sürecinde, uyuşmazlığa esas başlangıç ve bitim

tarihlerinde, zarar hesaplarına ait rakam ve olgularda ve bunlara benzer

durumlarda; yanlış algılama sonucu, açık ve belirgin yanlışlıklar yapılması

mümkündür. Bu tür açık hatalarda ısrarla maddi gerçeğin göz ardı edilmesi,

yargıya duyulan güven ve saygınlığı, adalete olan inancı sarsacaktır.

O nedenledir ki; Yargıtay, bu güne değin

maddi hatanın belirlendiği durumlarda soruna müdahale etmiş; baştan yapılmış

açık maddi yanlışlığın düzeltilmesini kabul etmiştir. HGK'nın 13.03.2013 gün ve

2013/5-10 E.-2013/548 K., 13.04.2011 gün ve 2011/9-72 E.- 2011/99 K.,

13.04.2011 gün ve 2011/9-101 E.- 2011/128 K., 19.06.2015 gün ve 2013/21-2361

E.-2015/1728 K., 23.10.2002 gün ve 2002/10-895 E.- 2002/838 K., 02.07.2003 gün

ve 2003/21-425 E.-2003/441 K., 29.11.1995 gün ve 1995/19-819 E.-1995/1028K.,

24.05.1995 gün ve 1995/9-348 E.-1995/556 K., 14.03.1986 gün ve 1984/2-714

E.-1986/246 K. ve 15.10.1986 gün, 1986/6-491 E.-1986/876 K. ve 10.06.1983 gün

ve 1981/10-323 E.-1983/652 K.sayılı kararlarında da; maddi hataya dayalı onama

ve bozma kararlarının karşı taraf lehine sonuç doğurmayacağı benimsenmiştir. Bu

husus, 30.11.1988 gün ve 1988/2-776 E.-1988/985 K. sayılı kararında '...Yargıtay

bozma ilâmına uyulmakla meydana gelen usulî kazanılmış hak kuralı usul

hukukunun ana esaslarından olmakla ve Yargıtay'ca titizlikle gözetilmekle

birlikte bu kuralın açık bir maddi hata hâlinde dahi katı bir biçimde

uygulanması bazı Yargıtay kararlarında adalet duygusuyla, maddi olgularla

bağdaşmaz bulunmuş ve dolayısıyle giderek uygulamada uyulan bozma kararının her

türlü hukuki değerlendirme veya delil takdiri dışında maddi bir hataya

dayanması hâlinde usulî kazanılmış hak kuralının hukuki sonuç doğurmayacağı

esası benimsenmiştir...' şeklinde ifadesini bulmuştur.

Öte yandan somut uyuşmazlıkta

uygulanması gereken 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8'inci maddesinin son

fıkrası uyarınca, iş mahkemelerince verilen kararlara ilişkin Yargıtay

kararlarına karşı karar düzeltme yolu kapalıdır. Ancak, maddi yanılgıya dayalı

kararlar bu kuralın dışındadır. Onama ve bozma kararlarında açıkça maddi

hatanın bulunması hâlinde dosyanın yeniden incelenmesi mümkündür. Zira,

yukarıda da ifade edildiği gibi, maddi yanılgıya dayalı olarak verilmiş bulunan

onama ve bozma kararları ile hatalı biçimde hak sahibi olmak evrensel hukukun

temel ilkelerini ihlal edeceğinden, karşı taraf yararına sonuç doğurması

olanaklı değildir.

Ne var ki bozma kararında hukuki yönden

bir değerlendirme yapılarak delil değerlendirmesi sonucunda bir sonuca

ulaşılmış ise, bu kararın yanlış olduğu ya da delillerin yanlış

değerlendirildiği sonradan anlaşılsa bile bozmaya uyulması ile oluşan

kazanılmış hakkın varlığı kabul edilmelidir. Bu durum HGK'nın 30.11.1988 gün ve

1988/2-776 E.-1988/985 K. sayılı kararında maddi hataya dayanan bozma kararına

uyulması ile usuli kazanılmış hak oluşmayacağına vurgu yapıldıktan sonra

kararın devamında '...Burada şu husus belirtilmelidir ki, bozma kararında

hukuki yönden bir değerlendirme yapılmış ve deliller belirli bir doğrultuda

değerlendirilerek bir bozma kararı verilmiş ise, bu bozmaya uyulması halinde,

bozma yapan Daire hukuki görüş değiştirse veya delil değerlendirmesinin yanlış

olduğunu sonradan benimsese dahi burada maddi hatadan söz edilemeyeceğinden

usulî kazanılmış hakkın doğduğunun kabulü gerekir. Ancak, Yargıtay Dairesinin

vardığı sonuç her türlü değer yargısı dışında hiç bir suretle başka biçimde

yorumlanmayacak tartışmasız bir maddi hataya dayanıyorsa ve onunla sıkı sıkıya

bağlı ise o takdirde usulî kazanılmış hak kuralı hukuki sonuç

doğurmayacaktır...' şeklinde ifade edilmiştir. Aynı görüş HGK'nın 20.01.1988

gün ve 1988/1-249 E.-1988/28 K., 20.12.1989 gün ve 1989/12-539 E.-1989/662 K.,

15.12.1990 gün ve 1990/1-450 E.-1990/608 K. ile 09.03.1994 gün ve 1993/17-889

E.-1994/123 K. sayılı kararlarında da aynen sürdürülmüştür.

...Bununla birlikte 1086 sayılı Kanun

döneminde açılan işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkin bir davada

verilen karara karşı karar düzeltme yolu kapalı olup maddi hata düzeltim

isteminde bulunulması mümkün ise de, yukarıda belirtilen Hukuk Genel Kurulu

kararlarında da açıklandığı üzere hukuksal değerlendirme ve denetim dışında,

tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta yanılgı olduğu açık ve belirgin

olup, her nasılsa inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın

sürdürülmesinin kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün

bulunmadığı, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine

çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık yanılgıların bulunması

gerekecektir.

... "

B. Uluslararası

Hukuk

1. Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi

36. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes davasının, medeni hak ve

yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan,... bir

mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına sahiptir..."

2. Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi İçtihadı

a. Adil

Yargılanma Hakkı Yönünden

37. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) mahkemeye

erişim hakkının Sözleşme'nin 6. maddesinde yerini bulan güvencelerin doğal bir

parçası olduğunu (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B. No: 54252/07...,

16/6/2009, § 52), bu kapsamda herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili

her türlü iddiasını bir mahkeme veya yargı yeri önüne getirme hakkının güvence

altına alındığını (Golder/Birleşik Krallık [GK], B. No: 4451/70,

21/2/1975, § 36) belirtmiştir.

38. Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.

maddesinde kararların icrasından açıkça bahsedilmemekle birlikte AİHM,

mahkemeye erişim hakkından yola çıkarak yargı kararlarının icra edilmesi

hakkını adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul etmektedir.

AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme ve

aynı zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da

kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılama sürecini tamamlayan ve

yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa

yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır (Hornsby/Yunanistan, B. No:

18357/91, 19/3/1997, § 40). Bu açıdan Sözleşme'nin 6. maddesi kapsamında

herhangi bir yargı kararının icrası, yargılamanın ayrılmaz bir parçası olarak

görülmelidir (Metaxas /Yunanistan, B. No: 8415/02, 27/5/2004, § 25).

39. Mahkeme kararının uygulanabilirliği sorununu hukuki

kesinlik ilkesiyle bağlantılı gören AİHM, hukukun üstünlüğünün temel

yönlerinden birinin hukuki kesinlik ilkesi olduğunu ve bunun kesin hükme (res

judicata) saygı duyulması anlamına geldiğini, bu ilke gereği nihai ve

bağlayıcı mahkeme kararlarının sorgulanmaması, yeniden gözden geçirilememesi

gerektiğini ifade etmiştir (Brumarescu/Romanya [BD], B. No:

28342/95, 28/10/1999, § 61; Ryabykh/Rusya, B. No: 52854/99, 24/7/2003, §

52).

40. Yine AİHM bir davada; hiçbir tarafın nihai ve

bağlayıcı bir kararın gözden geçirilmesini isteme hakkının bulunmadığını, bu

hususta yüksek mahkemelerin ancak temel noksanlıkların düzeltilmesi amacıyla

karar verebileceğini ve bu durumun kesin bir kararın yeniden incelenmesi

şeklinde olamayacağını, yalnızca önemli ve zorlayıcı koşulların varlığı hâlinde

bu ilkeden ayrılınabileceğini belirtmiştir (Driza/Arnavutluk, B. No:

33771/02, 13/11/2007, § 64)

41. Ryabykh/Rusya başvurusunda, Novooskolskiy

Bölge Mahkemesi 8/6/1998 tarihinde başvurucu lehine bir karar vermiş ve bu

karar kesinleşmiştir. Belgorod Bölge Mahkemesi ise 19/3/1999 tarihinde verdiği

kararla Novooskolskiy Bölge Mahkemesinin dava konusu olayda kanun hükmünü yanlış

uyguladığını belirterek 8/6/1998 tarihli kesin kararı ortadan kaldırmıştır.

AİHM, başvuruyu mahkeme hakkı bağlamında ele almış; mahkeme hakkının bir

yönünün mahkemeye erişim yani dava açma hakkı ile ilgili olduğunu, bunun

yanında bir tarafın aleyhine olacak şekilde nihai ve bağlayıcı bir yargı

kararının ortadan kaldırılmasının bu hakkın kullanımını etkisiz hâle

getireceğini, Sözleşme'nin 6. maddesinin yargı kararlarının uygulanmasını da

güvence altına aldığını belirterek kesinleşmiş bir mahkeme kararının başka bir

mahkeme kararıyla ortadan kaldırılmasının başvurucunun mahkeme hakkını ihlal

ettiği sonucuna ulaşmıştır (Ryabykh/Rusya, §§ 53-58).

42. İş uyuşmazlığında maddi hata düzeltim yoluyla

kesinleşmiş kararın kaldırılarak uyuşmazlığın esasının tekrar ele alınıp yeni

hüküm kurulmasını konu alan Tığrak/Türkiye (B. No: 70306/10, 6/7/2021)

başvurusunda AİHM, Yargıtayın yargısal sürecin sona erdiği bir davada nihai

kararın varlığına rağmen davalı bankanın karar düzeltme talebini kabul ederek

kararı ortadan kaldırıp yeniden yargılama yapılmasının hukuki belirlilik

ilkesine aykırı olduğunu belirtmek suretiyle Sözleşme'nin 6. maddesinin ihlal

edildiği sonucuna varmıştır (Tığrak/Türkiye, § 63).

43. AİHM, hukukun üstünlüğünün bir parçası olan hukuki

kesinlik ilkesinin kesin hükme saygı (res judicata) ilkesini de

öngördüğünü ve nihai kararların sorgulanmamasını temin ettiğini açıklamıştır.

Kesin hükme saygı (res judicata) ilkesi nihai bir mahkeme kararı

verildikten sonra tekrar duruşmalar yapılarak yeni bir karar verilmesini

engeller. Kesin hükmün önemli ve zorlayıcı bir sebep olmaksızın bozulması kesin

hükme saygı (res judicata)ilkesine aykırıdır (Vardanyan ve

Nasuhyan/Ermenistan, B. No: 8001/07, 27/10/2016, §§ 69-71).

44. AİHM bağlayıcı ve uygulanabilir bir mahkeme kararının

temel bir yanlışlığın düzeltilmesi için ortadan kaldırılabileceğini

belirtmiştir (Lashmankin ve diğerleri/Rusya, B. No: 57818/09...,

7/2/2017, § 500). AİHM, iç hukukun yanlış uygulanmasının veya olayların

yanlış değerlendirilmesinin içtihat hukuku anlamında temel bir yanlışlık teşkil

etmediğini ve hukuki kesinlik ilkesinden ayrılmayı haklı kılmayacağını ifade

etmiştir (Lashmankin ve diğerleri/Rusya, § 503).

45. AİHM, yüksek mahkemelerin hukuki hataları

düzeltebileceğini ancak yeni bir inceleme yapamayacağını ifade etmiştir. AİHM

temel bir yanlışlığı düzeltmek veya adaletin yanlış tecellisini engellemek için

hukuki kesinlik ilkesinin sınırlarının zorlanabileceğini ancak ilgili devletin

bu amacı göstermeyerek kesin hükmü ortadan kaldırmasının ihlal oluşturacağını

açıklamıştır (Amirkhanyan/Ermenistan, B. No: 22343/08, 3/12/2015, §§

33, 39, 40).

b. Mülkiyet

Hakkı Yönünden

46. AİHM, yargı kararlarının icra edilmemesini veya

icrasının gecikmesini genellikle mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale

olarak kabul etmektedir (Burdov/Rusya, B. No: 59498/00, 7/5/2002, § 40).

AİHM yargı kararının uygulanmamasının adil yargılanma hakkı yanında mülkiyet

hakkının da ihlaline yol açtığı sonucuna varmıştır (Burdov/Rusya, §§

33-42). Bunun yanında müdahalenin mülkiyetin kullanımının kontrolü çerçevesinde

yoksun bırakma sonucuna yol açtığı değerlendirilen bir başvuruda AİHM, yargı

kararının uygulanmaması nedeniyle kanunilik ölçütü yönünden mülkiyet hakkının

ihlal edildiğine karar vermiştir (Süzer ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye,

B. No: 6334/05, 23/10/2012, §§ 142-155). Öte yandan AİHM'e göre Sözleşme’nin 6.

maddesi ile Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi devlete, yargı

kararlarının uygulanması bakımından etkili bir sistem kurma yükümlülüğü

getirmektedir (Fuklev/Ukrayna, B. No: 71186/01, 7/6/2005, § 84).

47. AİHM, başvurucu lehine kesinleşmiş bir yargı

kararının sonradan tekrar gözden geçirilmek suretiyle değiştirilerek

başvurucunun taşınmazından yoksun bırakılmasının mülkiyet hakkının ihlaline yol

açtığını kabul etmiştir (Brumarescu/Romanya [BD], B. No: 28342/95,

28/10/1999, §§ 66-80). AİHM ihlalin giderimi bakımından ise eski hâle getirme

kuralı çerçevesinde aynen iadesi gerektiğini belirtmiştir (Brumarescu/Romanya

(A.T.) [BD], B. No: 28342/95, 23/1/2001, § 22). AİHM bu kararda

hükûmetin başvurucunun yeni bir dava açabileceği yönündeki savunmasını ise

kabul etmemiştir (Brumarescu/Romanya (A.T.), § 22).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

48. Anayasa Mahkemesinin 27/10/2021 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

iddiaları

49. Başvurucu; maddi hata dilekçesi üzerine esasa

girilerek kesinleşen kararın hukuk düzeninde olmayan bir usulle bozulduğunu,

kesinleşen karara duyulan güvenin zedelendiğini, yargılama süresinin uzamasına

neden olunduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

50. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak

alınacak “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

51. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Usulen kesinleşmiş olan bir mahkeme kararının hukuk düzeni tarafından

tüm sonuçları ile birlikte tanınması adil yargılanma hakkının bir gereğidir.

Kesin hükmün varlığı ile birlikte o kararın hukuk düzeninde doğuracağı

sonuçlarının sorgulanmaması gerekir. Dolayısıyla kesinleşmiş bir kararın hukuk

düzeninde var olmayan bir yöntemle ortadan kaldırılması başlı başına kararın

icra edilmemesi sorununu ortaya çıkaracaktır. Kesinleşmiş bir kararla lehine

hak tanımış olan bir kişinin sonuç itibarıyla o kararın sağladığı faydadan

mahrum bırakılması adil yargılanma hakkına aykırı sonuçlar ortaya çıkarabilir.

Başvuru konusu olayda kesinleşmiş bir mahkeme kararı usule uygun olmayan bir

yöntemle ortadan kaldırılmış; netice olarak kişi, kararın sağladığı haklardan

mahrum bırakılmıştır. Bu nedenle şikâyetin adil yargılanma hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

52. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel

İlkeleler

53. Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama

özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve

davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını değil yargılama sonunda hakkı

olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9, 14/1/2010).

54. Anayasa Mahkemesi iptal veya itiraz yoluyla gündemine

gelen davalarda, Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin eylem ve

işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup

güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek

sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve

Anayasa'ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olan devlet

olduğunu belirterek hukuki güvenlik ilkesinin hukuk devletinin unsurlarından

biri olduğunu ifade etmiştir (AYM, E.2006/61, K.2007/91, 30/11/2007; AYM,

E.2014/73, K.2014/98, 22/5/2014).

55. Anayasa Mahkemesi, bu kavramların içeriğini

kararlarında tanımlamış; kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan

hukuki güvenlik ilkesinin hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin

tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal

düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli

kıldığını, belirlilik ilkesinin ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de

idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,

net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî

uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade ettiğini belirtmiştir

(AYM, E.2013/64, K.2013/142, 28/11/2013).

56. Anayasa Mahkemesi, bazı kararlarında hukuk güvenliği

ilkesinin bir gereği olarak kuralların öngörülebilir olması gerektiğinden

açıkça bahsetmiş; hukuk güvenliğinin temel hak güvencelerinde korunan ortak

değer olduğunu, hukuk devletinde hukuk normlarının öngörülebilir olması ve

bireylerin tüm işlem ve eylemlerinde devlete güven duyabilmesi gerektiğini

ifade etmiştir (AYM, E.2008/19, K.2010/17, 28/1/2010).

57. Kesin hükme saygı ilkesi, yürürlükteki

kurallara göre çözümlenen bir konunun o konunun ilgilileri arasında -kanunun

öngördüğü iade-i muhakeme gibi ayrık durum dışında- yeniden

incelenmesine engeldir. Değişik kanunlarda yer alan bu hukuksal kurum, yargı

alanında kararlılık sağlamak amacına bağlanmaktadır. Biçimsel ve nesnel anlamda

tanımları yapılan bu kurumun ögeleri; yargı kararlarına tanınan bir nitelik

olması, bu niteliğin yasalarla tanınması ve yargı kararına uyulması

zorunluluğudur (AYM, E.1988/36, K.1989/24, 2/6/1989).

58. Kesin hükme saygı (res judicata) ve kesin

hükmün bağlayıcı olması, hükmü veren mahkeme de dâhil diğer bütün mahkemelerin

ve diğer ilgili kurumların bu kararla bağlı olması anlamına gelir. Yargının

verdiği ve bağlayıcı olan kesin hüküm, zarar gören taraflardan biri açısından

işlevsiz duruma getirilmişse adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerin

bir anlamı kalmayacaktır (Alba İnşaat Tic. Ltd. Şti., B. No: 2013/1313,

26/2/2015, §§ 53, 54; Arman Mazman, B. No: 2013/1752, 26/6/2014, § 65).

59. Kesin hükmün bağlayıcı olması, hükmü veren mahkeme de

dâhil diğer bütün mahkemelerin ve diğer ilgili kurumların bu kararla bağlı

olması anlamına gelir. Mahkemeler aynı konuda aynı dava sebebine dayanarak,

aynı taraflar hakkında önceki bir davada verilmiş bir kesin hüküm ile bağlı

olup aynı davayı bir daha göremezler. Açılan bir dava hakkında kesin hükmün

bulunmaması dava şartlarındandır ve taraflar bu konuda usule ilişkin bir itiraz

hakkına sahiptirler (Alba İnşaat Tic. Ltd. Şti., B. No, § 54).

60. Bir mahkeme kararının kesin hüküm mahiyetini

alabilmesi için genel olarak üç koşul aranmaktadır. Bunlardan birincisi kesin

hüküm sayılan bir mahkeme kararının bulunmasıdır. Tespit ve tedbir kararları

ile icra mahkemesi kararları kesin hükmün bağlayıcılığı kudretini haiz

değildir. İkinci olarak kesinleşen kararın taraflar arasında mevcut olan bir

ihtilafı çözmek amacıyla verilmesi gerekir. Dolayısıyla bir anlaşmazlığı çözmeyen,

hasımsız olarak verilen bazı veraset davaları kesin hüküm mahiyetini haiz

değildir. Üçüncü olarak söz konusu kararlar nihai olmalıdır. Kararların

nihailiği mahkemenin tarafların iddia ve savunmalarını dinleyerek ve delilleri

değerlendirerek bu hususta son kararını vermiş olması anlamına gelmektedir. Bir

kararın maddi anlamda kesin hüküm niteliğini haiz olması ve bu konuda kesin

hüküm itirazında bulunulabilmesi için davanın taraflarının, konusunun ve

sebeplerinin aynı olması gerekmektedir (Alba İnşaat Tic. Ltd. Şti., §

54).

61. Hukuk sisteminde, nihai mahkeme kararlarını

taraflardan birinin aleyhine sonuç doğuracak şekilde uygulanamaz hâle getiren

düzenleme ve uygulamalar bulunması veya mahkeme kararlarının icrasının herhangi

bir şekilde engellenmesi hâllerinde mahkeme hakkı da anlamını

yitirecektir (Mustafa Ekşi, B. No: 2014/7711, 24/1/2018, § 27).

62. Kesin hükme saygı, uluslararası hukuk düzenine özgü

hukukun genel ilkelerinden biri olarak kabul görmektedir. Anayasa'nın 138.

maddesinin son fıkrasında düzenlenen yargı kararlarının geciktirilmeksizin

uygulanması yükümlülüğü, hukukun genel ilkelerinden biri olarak da kabul edilen

kesin hükme saygı ilkesinin bir gereğidir (Arman Mazman, § 65).

63. Adil yargılanma hakkı ile bağlantılı olan kesin hükme

saygı ilkesi, kesinleşmiş bir mahkeme hükmüyle bireylere tanınan statüye (hak

ve borçlara) hukuk düzenince istisnai durumlar dışında müdahale edilmemesini

gerekli kılar. Bunun sonucu olarak mahkemeler aynı konuda aynı dava sebebine

dayanarak aynı taraflar hakkında verilmiş olan hüküm ile bağlıdır. Kesin hükmün

dokunulmazlığı ilkesi mutlak değildir. Bazı istisnai durumlarda kesin hükme

müdahale edilmesine hukuk sistemleri cevaz verebilir. Nitekim usul hukukunda

sınırlı hâllerde uygulanmak üzere buna yönelik bazı müesseseler (hükmün

tavzihi, tashihi, tamamlanması, yargılamanın yenilenmesi, kanun yararına

temyiz) öngörülmüştür. Bunun dışındaki müdahalelerin olağan yargısal süreçteki

gibi deliller yeniden değerlendirilerek kesin hükmün esastan yeniden

incelenmesi sonucunu doğurmaması gerekir.

64. Anayasa Mahkemesi kesinleşmiş mahkeme kararının yok

hükmünde kabul edilerek icra edilmemesi meselesiyle ilgili olarak yaptığı

değerlendirmede kesin ve bağlayıcı olan mahkeme kararının taraflardan biri

açısından işlemsiz hâle getirilmesinin adil yargılanma hakkını zedeleyeceğini

ancak her somut olayın koşullarında değerlendirileceği üzere uyulması beklenen

kesin hükmün de hukukun temel esaslarına, hakkaniyet ve adalet ilkelerine

aykırı verilmemesi gerektiğini belirtmiştir (Remzi Saldıray, B. No:

2016/2377, 24/2/2021, § 44). Aksi durumda kesinleşmiş mahkeme kararlarının

sürekli sorgulanarak hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri zedelenecek,

bireylerin hukuk sistemine olan güvenleri sarsılabilecektir.

65. Bununla birlikte kesinleşmiş bir mahkeme kararına

müdahaleyi gerekli kılan önemli ve zorlayıcı koşulların varlığının somut

gerekçelerle ortaya konulması hâlinde örneğin kararın hukukun temel ilkelerine

açıkça aykırı verilmiş olması gibi hâllerde kesin hükme müdahale edilmesi için

söz konusu istisnai koşulların uygulanabilmesine yönelik kanunla usule ilişkin

müesseselerin oluşturulmasının da gerekli olduğu açıktır. Başka bir ifadeyle

hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerinin bir gereği olarak kesin

hükmün ortadan kaldırılmasının şartlarının ve usullerinin kanunda açıkça

düzenlenmesi zorunludur. Bu bağlamda hangi süre içinde bu yola

başvurulabileceği kanunda tereddüte mahal bırakmayacak bir şekilde gösterilmeli

ve söz konusu süre, makulün ötesine geçmemelidir.

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

66. Somut olayda işçilik alacaklarının tahsili talebiyle

açılan davanın kabulüne karar verilmiş, bu karar temyiz incelemesinden geçerek

kesinleşmiştir. Kesinleşen bu hükme dayanılarak başvurucuya dava konusu bedel

ödenmiştir. Davalının maddi hata incelemesi talebi üzerine Yargıtay, çalıştığı

dönemde davalı banka tarafından başvurucuya ikramiye ödemesi yapıldığı

hususunun gözden kaçırıldığını, bu nedenle 12/4/2016 tarihli onama kararının

maddi hataya dayalı olarak verildiğini belirterek davacıya ikramiye

ödemelerinin yapılıp yapılmadığının tespiti amacıyla onama kararını kaldırarak

hükmü bozmuştur. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada davanın

reddine karar verilmiş ve bu karar onanarak kesinleşmiştir.

67. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre ilk derece

mahkemesi kararlarına karşı istinaf, temyiz ve karar düzeltme olağan kanun

yolu, yargılamanın yenilenmesi ile kanun yararına temyiz olağanüstü kanun yolu

olarak düzenlenmiştir. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 5521 sayılı mülga

Kanun'da iş mahkemesi kararlarına karşı karar düzeltme kanun yolu ihdas

edilmemiştir. Dolayısıyla yürürlükteki mevzuata göre kesinleşmiş olan mahkeme

kararının maddi hata denetimi adı altında yeniden delil değerlendirilmesi

yapılarak hükmün esasını değiştirecek şekilde kanun yolu denetimine tabi

kılınması mümkün değildir.

68. 6100 sayılı Kanun'un 304. maddesinin (1) numaralı

fıkrasına göre maddi hata düzeltim yoluyla ancak yazı ve hesap hataları ile

diğer benzeri açık hatalar düzeltilebilir. Maddi hata düzeltim yoluyla

ancak mahkeme hükmünde yer alan maddi hatalarla sınırlı bir düzeltme

yapılabilir. Dolayısıyla maddi hata yoluyla hükmün ortadan kaldırılması ve

uyuşmazlığın esasını tekrar karara bağlayacak şekilde yeniden yargılama

yapılması mümkün değildir.

69. Yargıtay kararlarında, şeklî anlamda kesinleşen

kararlara yönelik açık maddi hatanın varlığı gerekçe gösterilerek müdahale

edilmesinde iki temel noktaya vurgu yapılmıştır: Buna göre Yargıtayca verilen

kararın (onama/bozma) hukuki değerlendirme veya delil takdiri dışında tamamen

maddi olgulara yönelik olarak ilk bakışta açık ve belirgin olarak

anlaşılabilmesi, ayrıca bu hatanın yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen

yanlışlıklar içermesi gerekmektedir. Bu durumda karşı taraf lehine usule

ilişkin kazanılmış hak doğmayacak, bu tür açık hatalarda maddi gerçek gözardı

edilemeyecek ve karara müdahale edilebilecektir. Ancak Yargıtay bu şekilde

yapılacak müdahalenin de sınırını belirlemiştir. Maddi hata denetimi altında

delillerin değerlendirilmesi ve hukuki nitelendirilmede hata yapıldığı

gerekçesiyle kesinleşmiş olan mahkeme kararına müdahale edilmesi mümkün

değildir (bkz. §§ 32-35).

70. Bu yönüyle şeklî anlamda kesinleşen ve maddi anlamda

da kesin hüküm gücüne ulaşan kararla ilgili yeniden delil değerlendirmesi

yapılmak suretiyle maddi hata denetimi adı altında davanın tekrar kanun yolu

denetimine tabi tutulması ve bu suretle kesin hükmün ortadan kaldırılması

mümkün değildir. Buna göre incelenen kararda kanunla belirlenen her hangi

bir objektif kriter olmaksızın maddi hata adı altında kesinleşmiş

mahkeme kararına müdahale edilmesine imkân tanındığı anlaşılmaktadır. Bu durum

kesin hükmün otoritesini ortadan kaldıran ve kanunda olmayan bir yasa yolunun

ihdası anlamına gelmektedir.

71. Başvuru konusu dava sürecinde davalı taraf,

başvurucuya ikramiye ödediği vakıasını ve buna ilişkin delillerini ileri

sürmemiştir. Ayrıca olağan kanun yolu aşmasında da bu hususu dile

getirmemiştir. Dairece bu kapsamda değerlendirme yapılarak onama kararı

verilmiştir. Hükmün kesinleşmesinden bir süre sonra davalı bankanın yargılama

sırasında ileri sürmesi ve mahkemece bu süreçte esastan değerlendirilmesi

gereken bir iddiaya dayanarak verdiği maddi hata dilekçesine göre Yargıtay,

dosyayı yeniden ele almak suretiyle esastan inceleme yapmıştır.

72. Dairenin usul hukukunda öngörülmemiş bir yöntemle

kanuni dayanağı olmaksızın kesinleşmiş hükme müdahale edilmesini

gerektirecek zorlayıcı ve istisnai durumları yine usul hukukunda öngörülen

müesseseler çerçevesinde objektif ve kabul edilebilir ölçüde ortaya koymadan

başvurucunun lehine olan nihai, bağlayıcı mahkeme kararının hüküm ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde bozma kararı verdiği anlaşılmıştır.

Başka bir ifadeyle kesin nitelikteki mahkeme hükmünün icra edilebilirliğinin

yeni bir mahkeme kararıyla etkisiz hâle getirilmesi suretiyle başvurucunun adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

73. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

B. Mülkiyet

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

74. Başvurucu, ilave tediye alacağının tahsili amacıyla

açmış olduğu dava lehine sonuçlandığı hâlde kesinleşmiş mahkeme kararı ile

hüküm altına alınan ve kendisine ödenen alacağın banka tarafından maddi hata

düzeltim dilekçesi verilmesi ve kesin hükme aykırı bir şekilde Yargıtay

tarafından yeniden yapılan değerlendirme sonucu aleyhine karar verilmesi

nedeniyle ilk başta ödenen bedelden yoksun kaldığını belirterek Anayasa'nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

75. Anayasa’nın "Mülkiyet hakkı" kenar

başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum

yararına aykırı olamaz.”

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

76. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Mülkün

Varlığı

77. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan

mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her

türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, §

20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan

menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni

haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet

hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No:

2014/11441, 1/2/2017, § 60). Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını

kanıtlamak zorundadır (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26).

78. Somut olayda kesinleşmiş mahkeme kararına istinaden

başvurucuya yapılan ödemenin Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülk teşkil

ettiği hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

ii. Müdahalenin

Varlığı ve Türü

79. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak

güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar

vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi

dilediği gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma

olanağı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013,

§ 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkünün semerelerinden yararlanma

ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması

mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B.

No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).

80. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas

eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş;

ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi

belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının

hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun

bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son

fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı

olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol

etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı

maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel

hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma

ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

81. Başvuru konusu olay bir bütün olarak değerlendirildiğinde

başvurucunun mahkeme kararıyla lehine hükmedilen tazminatı iade etmek zorunda

kaldığı, dolayısıyla kesinleşmiş bir mahkeme kararının icrası kapsamında

korunması gereken bir haktan yoksun bırakıldığı anlaşılmıştır. Anayasa

Mahkemesi yargı kararlarının icra edilmemesi yönündeki benzer şikâyetleri

mülkiyetten barışçıl yararlanma ilkesine ilişkin genel kural çerçevesinde

incelemiştir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Necdet Çetinkaya,

B. No: 2013/7725, 24/3/2016, § 57). Somut olayda da bu ilkeden ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

iii. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

(1) Genel

İlkeler

82. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

''Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

83. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız

bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması

gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya

uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması

ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan

ve Afife Tarhan, § 62).

84. Anayasa Mahkemesi mülkiyet hakkına yönelik nihai bir

yargı kararının uygulanmamasının ihlale yol açtığını daha önce çeşitli

kararlarında kabul etmiştir. Buna göre ilgili mahkeme kararını uygulamakla görevli

kamu makamları, bu kararın uygulanmasını engellemekte ya da kararın uygulanması

için gerekli özeni göstermemekteyse bu durumun Anayasa'nın 35. maddesinin

ihlali anlamına geldiği sonucuna yol açtığını vurgulamıştır (Kenan Yıldırım

ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, §§ 55-75; Mehmet Hocaoğlu,

B. No: 2013/3207, 15/10/2015, §§ 59-74).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

85. Somut olayda başvurucunun ilave tediye talebiyle

açtığı davada Mahkeme; davalı Bankanın kamu kurumu niteliğinde olduğunu, 6772

sayılı Kanun kapsamında bulunan kurumlarda çalışanlara her yıl için ilave

tediye ödeme yapılacağını belirterek başvurucuya 19.033,56 TL ödenmesine

hükmetmiştir. Başvurucu tahsil ettiği bu bedeli, Yargıtay tarafından kesinleşen

hükmün ortadan kaldırılması nedeniyle davalı bankaya ödemiştir.

86. Başvurucu netice olarak mahkeme kararıyla elde ettiği

tazminatı iade etmek zorunda bırakılmıştır.

87. Söz konusu kesinleşmiş yargı kararının sonuçları

itibarıyla davanın tüm taraflarını ve yargı mercilerini bağladığı kuşkusuzdur.

Uyulması beklenen kararın adalet ve hakkaniyet ilkelerine açıkça aykırı

verildiği ortaya konulmamıştır. Sonuç olarak başvuru konusu yargılama sürecinde

yukarıda belirtilen hususlar (bkz. §§ 20, 66) dikkate alınmadan kesinleşmiş

yargı kararına müdahale edilerek banka tarafından yılda dört kez maaş tutarında

ikramiyenin ödendiğinin tespit edilmesiyle ilave tediye ücreti talebine ilişkin

davanın reddine karar verilmiştir. Bu itibarla kanunda dayanağı bulunmayan bir

uygulamayla, kesinleşmiş mahkeme kararı uyarınca ödenen bedelin kesin hüküm

ortadan kaldırılarak iadesine karar verilmesi şeklindeki müdahalenin kanunilik

unsurundan yoksun olduğu kanaatine varılmıştır.

88. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

89. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

90. Başvurucu, ihlalin tespitine ve yeniden yargılama

yapılması ile 19.033,56 TL maddi tazminata ve 15.000 TL manevi tazminata karar

verilmesi talebinde bulunmuştur.

91. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

92. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından

söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani

ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle

ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan

karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması,

varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu

bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan, §§ 55, 57).

93. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye

gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki

kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama

sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu

öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı

olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın

yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama

sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı mahkemenin

yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin

sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

94. İncelenen başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkının ihlal edildiği

sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin Yargıtay dairesi kararından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

95. Bu durumda adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya

özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu

kapsamda yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa

Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında

belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın

bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili Yargıtay dairesine

gönderilmek üzere Gümüşhacıköy Asliye Hukuk Mahkemesine (iş mahkemesi

sıfatıyla) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

96. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

97. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harcın

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan

adil yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan

mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

D. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkı ve

mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmak amacıyla ilgili Yargıtay dairesine gönderilmek üzere

Gümüşhacıköy Asliye Hukuk Mahkemesine (iş mahkemesi sıfatıyla) (E.2017/40,

K.2017/292) GÖNDERİLMESİNE,

E. 294,70 TL harcın başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 27/10/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ Basri BAĞCI İrfan FİDAN Raportör : Fatma Burcu NACAR YÜCE Başvurucu : Mustafa ALTIN

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2018/10018, 27 Ekim 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru
  5. Süreci
  6. III. Olay Ve
  7. Olgular
  8. IV. İlgili
  9. Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası
  12. V. İnceleme Ve
  13. Gerekçe
  14. A. Adil
  15. B. Mülkiyet
  16. C. 6216 Sayılı
  17. A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  18. B. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan
  19. D. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkı ve
  20. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  21. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  22. M. Emin KUZ
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2018/10018
Tarih
27 Ekim 2021

İlgili Kararlar

  • Fatma Çaylan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/34323)
  • Meliha Efe Başvurusu (B. No: 2018/14498)
  • Ahmet Koca ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/17345)
  • Elif Güneysu Başvurusu (B. No: 2017/31733)
  • Meral Talay Başvurusu (B. No: 2018/8050)
  • Elif Demirkaya ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/35626)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.