İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nail Çelik Başvurusu (B. No: 2017/18040)

1. Başvuru, dere işletme bandında kalan taşınmazda

Başvuru No2017/18040Tarih3 Kasım 2020Okuma26 dk · 5.296 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Nail Çelik Başvurusu

Karar tarihi
3 Kasım 2020
Başvuru Numarası
2017/18040
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.296 kelime·26 dk okuma·22 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, dere işletme bandında kalan taşınmazda

meydana gelen zararın karşılanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 23/3/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

A. Uyuşmazlığın

Arka Planı

8. İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) 20/11/1981

tarihli ve 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü

Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile kurulan ve İstanbul Büyükşehir

Belediyesine bağlı, bağımsız bütçeli bir kuruluştur.

9. Başvurucu, İstanbul'da ikamet etmektedir.

10. İstanbul'un Tuzla ilçesine bağlı Tepeören Mahallesi

783 parsel sayılı taşınmazın tamamı ile 784 parsel sayılı taşınmazın 1/3

hissesi başvurucu adına kayıtlıdır.

11. Başvurucu 2/10/2012 tarihinde İstanbul Anadolu 7.

Asliye Hukuk Mahkemesinde (Hukuk Mahkemesi) başvuru konusu taşınmazların bir

kısmının dere mutlak koruma alanında kaldığını ve kullanılamaz hâle

geldiğini ileri sürerek kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası

açmıştır.

12. Hukuk Mahkemesince 27/2/2013 tarihinde keşif

yapılmıştır. Üç inşaat mühendisinden oluşan bilirkişi heyetinin sunduğu

10/4/2013 tarihli raporda;

i. Tuzla Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün

20/11/2012 tarihli yazısına göre 783 parsel sayılı taşınmazın 1/6/2011 tarihli

ve 1/1.000 ölçekli Ömerli Havzası Tepeören Bölgesi uygulama imar planında

dere mutlak koruma alanında kaldığı, 784 parsel sayılı taşınmazın da aynı

imar planında kısmen dere mutlak koruma bandı alanında kaldığı

belirtilmiştir.

ii. 5.700 m² yüz ölçümündeki 783 parsel sayılı arsa

vasıflı taşınmazın tamamının dere mutlak koruma alanında kaldığı

açıklanmıştır. 23/1/2011 tarihli İSKİ İçmesuyu Havzaları Yönetmeliği'nin

(Yönetmelik) ''Özel hükümler'' kenar başlıklı 6. maddesinin dokuzuncu

fıkrasının (g) bendinde 16/1/2013 tarihinde yapılan değişikliğe göre derenin

her iki yanından en az 10 m dere işletme bandı ayrılacağının

belirtilmesi nedeniyle fen bilirkişi raporunda 10 m dere işletme bandının

1.796 m² olarak tespit edildiği ifade edilmiştir. 42.500 m² yüz ölçümündeki 784

parsel sayılı arsa vasıflı taşınmazın 17.503 m² alanının dere mutlak koruma

alanında kaldığı ve 779 m²lik kısmının dere işletme bandında kaldığı

belirtilmiştir.

iii. Neticede bu açıklamalar doğrultusunda mutlak

koruma alanında kalan kısımlar ile dere işletme bandında kalan

kısımlar için ayrı ayrı seçenekli kamulaştırma bedelleri hesaplanmıştır.

13. Hukuk Mahkemesince 3/12/2013 tarihinde davanın idari

yargıda açılması gerektiği belirtilerek dava dilekçesinin yargı yolu bakımından

reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; başvuru konusu taşınmazların

imar planında kısmen dere koruma alanında olduğu, taşınmazlara fiilen el

atılmadığı ve tasarrufu kısıtlanan taşınmazlarla ilgili olarak idari yargıda

dava açılabileceği vurgulanmıştır. Karar 21/4/2015 tarihinde Yargıtay 5. Hukuk

Dairesince onanmıştır.

B. Başvuruya

Konu Dava Süreci

14. Başvurucu bu kez 22/7/2015 tarihinde İSKİ aleyhine

İstanbul 3. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) 784 parsel sayılı taşınmazı dava

dışı bırakarak 783 parsel sayılı taşınmazın Yönetmelik hükümlerine göre

dere mutlak koruma alanı içinde kaldığını ve kullanılamaz hâlde olduğunu

belirtip tasarruf hakkının kısıtlandığını ileri sürerek kamulaştırmasız el

atmadan kaynaklanan 32.000 TL tazminatın faiziyle ödenmesi talebiyle dava

açmıştır.

15. Davalı İSKİ cevap dilekçesinde, Yönetmelik gereği

imar planlarını yapma ve uygulama yetki ve görevinin belediyelerde olduğunu

belirterek husumetin ilgili belediyeye yöneltilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Bununla birlikte mahkemenin aksi kanaatte olması hâlinde Yönetmelik'in 6.

maddesinin dokuzuncu fıkrasının (g) bendinde 16/1/2013 tarihinde yapılan

değişiklik nedeniyle anılan taşınmazın dere ıslah alanında kalan kısmında bir

kısıtlama söz konusu ise değer tespiti yapılarak taşınmazın İSKİ adına tescili

gerektiğine işaret etmiştir.

16. Mahkemece 23/3/2016 tarihinde tek hâkimli olarak

davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, başvuru konusu

taşınmazın mutlak koruma alanında olmayıp dere ıslah ve işletme bandı alanında

kaldığı ifade edilmiştir. Öte yandan dere ıslah alanı ve dere işletme bandında

yer alan taşınmazlarda yapılaşmayı, tarımsal ya da hayvancılık faaliyeti

yapmayı kısıtlayan bir düzenleme bulunmadığı açıklanarak bu tür alanlarda imar

planlarındaki fonksiyonlarına uygun tasarrufta bulunmayı engeller bir durumun

olmadığı ve bu nedenle kamulaştırmasız el atmanın gerçekleşmediği

belirtilmiştir.

17. Karara karşı başvurucu tarafından yapılan itiraz

başvurusu, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 9. İdare Dava Dairesince (Daire)

21/10/2016 tarihinde reddedilerek onanmıştır. Başvurucu tarafından yapılan

karar düzeltme talebi de Daire tarafından 17/2/2017 tarihinde reddedilmiştir.

18. Nihai karar 27/2/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.

19. Başvurucu 23/3/2017 tarihinde başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat

Hükümleri

20. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni

Kanunu’nun "Mülkiyet hakkının içeriği" kenar başlıklı 683.

maddesi şöyledir:

"Bir şeye malik olan kimse, hukuk

düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma

ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.

Malik, malını haksız olarak elinde

bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız

elatmanın önlenmesini de dava edebilir."

21. 2560 sayılı Kanun'un "Görev ve yetkiler''

kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

"İSKİ'nin görev ve yetkileri

şunlardır:

a)

İçme, kullanma ve

endüstri suyu ihtiyaçlarının her türlü yeraltı ve yer üstü kaynaklarından

sağlanması ve ihtiyaç sahiplerine dağıtılması için; kaynaklardan abonelere

ulaşıncaya kadar her türlü tesisin etüt ve projesini yapmak veya yaptırmak, bu

projelere göre tesisleri kurmak veya kurdurmak, kurulu olanları devralıp

işletmek ve bunların bakım ve onarımını yapmak, yaptırmak ve gerekli yenilemelere

girişmek,

b)

Kullanılmış sular ile

yağış sularının toplanması, yerleşim yerlerinden uzaklaştırılması ve zararsız

bir biçimde boşaltma yerine ulaştırılması veya bu sulardan yeniden

yararlanılması için abonelerden başlanarak bu suların toplanacakları veya

bırakılacakları noktaya kadar her türlü tesisin etüt ve projesini yapmak veya

yaptırmak; gerektiğinde bu projelere göre tesisleri kurmak ya da kurdurmak;

kurulu olanları devralıp işletmek ve bunların bakım ve onarımını yapmak,

yaptırmak ve gerekli yenilemelere girişmek,

c)

Bölge içindeki su

kaynaklarının, deniz, göl, akarsu kıyılarının ve yeraltı sularının kullanılmış

sularlave endüstri artıkları ile kirletilmesini, bu kaynaklarda suların kaybına

veya azalmasına yol açacak tesis kurulmasını ve bu tür faaliyetlerde

bulunulmasını önlemek, bu konuda her türlü teknik, idari ve hukuki tedbiri

almak,

d)

Su ve kanalizasyon

hizmetleri konusunda hizmet alanı içindeki belediyelere verilen görevleri

yürütmek ve bu konulardaki yetkileri kullanmak,

e)

Her türlü taşınır ve

taşınmaz malı satın almak, kiralamak, ekonomik değeri kalmamış araç ve

gereçleri satmak, İSKİ'nin hizmetleriyle ilgili tesisleri doğrudan doğruya

yahut diğer kamu veya özel kuruluşlarla ortak olarak kurmak ve işletmek, bu

maksatla kurulmuş veya kurulmakta olan tesislere iştirak etmek,

f)

Kuruluş amacına dönük

çalışmaların gerekli kılması halinde her türlü taşınmaz malı kamulaştırmak veya

üzerinde kullanma hakları tesis etmek."

22. Yönetmelik'in ''Tanımlar'' kenar başlıklı 4.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

''...

İçmesuyu havzaları (Havza): Bir akarsu,

göl, baraj rezervuarı veya yeraltı suyu haznesi gibi bir su kaynağını besleyen

yeraltı ve yüzeysel suların toplandığı bölgenin tamamıdır.

..."

23. Yönetmelik'in ''Genel hükümler'' kenar

başlıklı 5. maddesi şöyledir:

''(1)

Bu yönetmelikte

açıklanmayan tüm hususlarda Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’nin içmesuyu

havzaları ile ilgili hükümleri uygulanır.

(2) Bu Yönetmelik hükümleri uyarınca

yasaklanmış olan yapı, tesis ve faaliyetler; içmesuyu havzaları için zararlı

yapı, tesis ve faaliyetlerden sayılır. Bu yapı, tesis ve faaliyetleri yapanlar

hakkında; İSKİ Genel Müdürlüğü tarafından 2560 sayılı İSKİ Kanunu, 3194 sayılı

İmar Kanunu, 2872 sayılı Çevre Kanunu ve ilgili diğer mevzuat uyarınca

cezalandırılmaları için suç duyurusunda bulunulur.

(3) Bu Yönetmelik hükümlerinin uygulama

esasları ve diğer hususlar, Yönerge ile belirlenir.''

24. Yönetmelik'in ''Özel hükümler'' kenar başlıklı

6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

''...

(9)

İçme suyu havzalarında

imar planlarında uyulması gereken esaslar;

...

(Değişik: 17.07.2014-13/3. md.)

ç)

İmar planı bulunmayan

içme suyu havzalarında, imar planları hazırlanıncaya kadar yapılaşmaya izin

verilmez.

...

g)

(Değişik:

16.01.2013-2/1.md.)

İçme suyu havzalarında EK-1’de isimleri

verilen derelerin, orman alanları ve tarımsal niteliği korunacak alanlar

dışında kalan kısımlarında; ıslah projesine uygun olarak bu derelerin ıslah

kesitinin her iki yanında; temizlik, bakım ve onarımlarının yapılabilmesi

maksadıyla imar planlarında en az on metrelik dere işletme bandı ayrılır. Dere

ıslah alanı ile dere işletme bandları idarece kamulaştırılır.

...''

2. Yargı

Kararları

25. Uyuşmazlık Mahkemesinin 14/1/2013 tarihli

veE.2012/591,K.2013/112 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

''...eski yönetmelikte 'dere mutlak

koruma alanı' tanımı ve bu alanlarda yapılaşma ve faaliyetleri yasaklayan özel

hükümler yer almakta iken, anılan yönetmelikte 'dere mutlak koruma alanı'

tanımı ve bu alanlarla ilgili hükümlerin kaldırıldığı..."

26. Danıştay Altıncı Dairesinin 17/1/2017 tarihli

veE.2016/6106,K.2017/275 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

''...İSKİ İçmesuyu Havzaları

Yönetmeliğinin 'Özel hükümler' başlıklı 6.maddesinin 1. fıkrasında, İstanbul’a

su temin edilen ve edilecek olan içmesuyu havzaları ve derelerin EK-1’de

gösterildiği, 'İçmesuyu havzalarında imar planlarında uyulması gereken esaslar'

başlıklı 9. fıkrasının c bendinde; Mutlak koruma alanlarında İdare tarafından

yapılacak veya yaptırılacak arıtma tesisleri hariç, hangi maksatla olursa olsun

hiçbir yapılaşmaya izin verilemeyeceği, g bendinde İçme suyu havzalarında

EK-1’de isimleri verilen derelerin, orman alanları ve tarımsal niteliği

korunacak alanlar dışında kalan kısımlarında; ıslah projesine uygun olarak bu

derelerin ıslah kesitinin her iki yanında; temizlik, bakım ve onarımlarının

yapılabilmesi maksadıyla imar planlarında en az on metrelik dere işletme bandı

ayrılır. Dere ıslah alanı ile dere işletme bandları idarece kamulaştırılacağı,

düzenlenmiştir.

Yukarıdaki mevzuat hükümlerinden

'havzanın mutlak koruma alanı' ile 'derenin koruma bandının' farklı kavramlar

olduğu, havza mutlak koruma alanının; İçme ve kullanma suyu temin edilen ve

edilecek olan suni ve tabii göller etrafında en yüksek su seviyesinde, su ile

karanın meydana getirdiği çizgiden itibaren yatay 300 metre genişliğindeki kara

alanı olduğu, havzanın mutlak koruma alanı içerisinde yapılaşma yasağı

olduğundan bu alanda yer alan taşınmazların kamulaştırılmalarının zorunlu

olduğu, havzayı besleyen derelerin dere işletme bandının ise; İSKİ içmesuyu

havzaları yönetmeliği EK-1’de isimleri verilen derelerin, orman alanları ve

tarımsal niteliği korunacak alanlar dışında kalan kısımlarında; ıslah projesine

uygun olarak bu derelerin ıslah kesitinin her iki yanında; temizlik, bakım ve

onarımlarının yapılabilmesi maksadıyla imar planlarında en az on metrelik bandı

ifade ettiği ve dere işletme bandının da kamulaştırılmasının zorunlu olduğu

anlaşılmaktadır.

İSKİ İçmesuyu Havzaları Yönetmeliğinin

6. maddesinin 9. fıkrasının (g) bendinde 'İmar planları hazırlanırken, Ek 1'de

isimleri verilen derelerin her iki tarafında kadastral sınırlarından itibaren

100 metrelik yapı yaklaşma mesafesi bırakılır. Derelerin yapı yaklaşma mesafesi

içinde kalan bu alanlardaki yapılaşma hakları parsel yüzölçümünün %60'ı

hesaplanmak kaydıyla Ek 2'de verilen yoğunluk değerlerine göre ait olduğu imar

planı sınırı içinde bulunan havza dışındaki alanlar ile orta ve uzun mesafeli

koruma alanlarında kullanılır. Bu durumda yapı yaklaşma mesafesi içinde kalan

bu alanlar ağaçlandırma, yol, yeşil alan, rekreasyon v.b maksatlarla

kullanılmak üzere kamuya bedelsiz terk edilir ve bu alanlarda yapı yapılamaz'

kuralına yer verilmiş iken, İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Kurulunun

16.01.2013 gün 2 sayılı kararı ile Yönetmeliğin anılan maddesinde değişikliğe

gidilmiştir.

Değişik şeklinde: 'İçme suyu

havzalarında Ek 1'de isimleri verilen derelerin, orman alanları ve tarımsal

niteliği korunacak alanlar dışında kalan kısımlarında; ıslah projesine uygun

olarak bu derelerin ıslah kesitinin her iki yanında temizlik, bakım ve

onarımlarının yapılabilmesi maksadıyla imar planlarında en az on metrelik dere

işletme bandı ayrılır. Dere ıslah alanı ile dere işletme bandları idarece

kamulaştırılır' kuralı getirilmiştir.

UYAP üzerinden yapılan araştırmada

yukarıda anılan yönetmelik değişikliğinin iptali için İstanbul 8. İdare

Mahkemesinde E:2013/405 sayılı dava açılmış, mahkece her ne kadar 29/05/2013

tarihli, K:2013/958 sayılı karar ile davanın ehliyet yönünden reddine karar

verilmiş ise de temyiz incelemesi üzerine Danıştay Altıncı Dairesinin

01/04/2014 tarihli, E:2013/5728, K:2014/2511 sayılı kararı ile işin esasının

incelenmesi gerektiği gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuş karar düzeltme istemi

de Danıştay Altıncı Dairesinin 8.3.2016 tarihli, E:2014/5586 K:2016/1016 sayılı

kararı ile reddedilmiştir.

Davacı tarafından taşınmazının dere

koruma bandında kaldığından bahisle bakılan dava açılmış, Mahkemece o tarihte

100 metre olan dere koruma bandı göz önünde bulundurularak düzenlenen bilirkişi

raporuna göre davanın kabulüne karar verilmiş ise de; taşınmazın Terkos Baraj

Gölünün uzun mesafeli koruma alanında ve dere ıslah ve işletme bandı dışında

kaldığı, dolayısıyla kamulaştırma bedeli ödenmesini gerektirecek kısıtlılık

durumunun söz konusu olmadığı, davacının taşınmazının yürürlükteki İSKİ İçme

Suyu Havzaları Yönetmeliğine göre dere koruma bandı içinde bulunmadığı

görüldüğünden, tazminat isteminin reddi yolunda karar verilmesi gerekirken,

kısmen kabulü kısmen reddi yönündeki idare Mahkemesi kararında isabet

görülmemiştir.

Öte yandan davacının taşınmazı

yürürlükte olan İSKİ İçme Suyu Havzaları Yönetmeliğinin 6.maddesinin 9-g

bendine göre, 10 metrelik dere işletme bandı içerisinde yer almıyor ancak

anılan yönetmelik maddesinin önceki haline göre 100 metrelik dere işletme bandı

içinde yer alıyorsa bu halde; yönetmelik maddesinin iptali için açılan İstanbul

8. İdare Mahkemesinin E:2013/405 sayılı dava sonucu da dikkate alınarak dava

hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, İstanbul 8. İdare

Mahkemesince verilen 01/12/2015 tarihli, E:2014/1263, K:2015/2546 sayılı

kararın BOZULMASINA..."

B. Uluslararası

Hukuk

27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek

1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı 1.

maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve

mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse,

ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası

hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin,

mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin

ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'ye ek

1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin -özünde- mülkiyet hakkını güvence altına

aldığını kabul etmektedir. AİHM'e göre bu madde üç belirgin kural içermektedir.

Bu kurallardan ilki, maddenin birinci paragrafının birinci cümlesinde yer alan

mülkiyetten barışçıl yararlanmaya (mülkiyetin dokunulmazlığına saygı) ilişkin

genel nitelikli kuraldır. İkinci kuralın bulunduğu birinci paragrafın ikinci

cümlesi ise mülkiyetten yoksun bırakmayı içerir ve bunu bazı koşullara bağlar.

İkinci paragrafta yer alan üçüncü kural ise taraf devletlere mülkiyetin kamu

yararına kullanılmasını, kontrolünü veya vergilerin, diğer katkıların ya da

cezaların yerine getirilmesini sağlama yetkisi tanımaktadır (Sporrong ve

Lönnroth/İsveç [GK], B. No: 7151/75, 7152/75, 23/9/1982, § 61). Ancak bu üç

kural birbiriyle bağlantısız olmayıp ikinci ve üçüncü kuralların genel

nitelikli birinci kuralın ışığında incelenmesi gerektiği AİHM tarafından ifade

edilmiştir (James ve diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 8793/79

21/2/1986, § 37; Lithgow ve diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No:

9006/80, 8/7/1986, § 106).

29. AİHM, taşınmazın imar planında kamu hizmetine

ayrılmasının ve bu çerçevede kamu makamlarının süre sınırlaması olmaksızın

herhangi bir zamanda taşınmazı kamulaştırmaya yetkili olmalarının mülkiyet

hakkının kullanımını belirsiz ve kullanılamaz hâle getireceğini vurgulamıştır (Sporrong

ve Lönnroth/İsveç, § 60; Hakan Arı/Türkiye, B. No: 13331/07,

11/1/2011, § 35).

30. Sporrong ve Lönnroth/İsveç kararına konu

olayda başvurucuların taşınmazlarının imar planı çerçevesinde kamulaştırılması

öngörülerek on iki ve yirmi beş yıl süren inşaat yasakları uygulanmıştır. AİHM

bu taşınmazlar henüz kamulaştırılmadığından mülkten yoksun bırakmanın söz

konusu olmadığını, gerçek anlamda bir kamulaştırmanın olmadığı, dolayısıyla

mülkiyetin devredilmediği bu gibi durumlarda görünenin arkasına bakılması ve şikâyet

edilen hususta gerçek durumun ne olduğunun araştırılması gerektiğini

belirtmiştir. AİHM getirilen kamulaştırma tedbirlerinin taşınmazlar üzerindeki

sınırlandırıcı etkilerinden söz etmiş ve bu tedbirlerin taşınmazların değerinde

olumsuz etkiye yol açtığını, başvurucuların taşınmazlarından dilediği gibi

yararlanmalarının veya taşınmazlarını kullanmalarının önemli ölçüde

kısıtlandığını vurgulamıştır. AİHM bu gibi kamulaştırma izinlerinin genel

kamulaştırma sürecinin ilk aşaması olması nedeniyle kontrol amacı da

gütmediğini belirterek müdahaleyi mülkiyetten barışçıl yararlanma ilkesine

ilişkin birinci kural çerçevesinde incelemiştir. AİHM sonuç olarak kamulaştırma

tedbirlerinin uygulandığı sürenin uzunluğu ve bu süre içinde getirilen

kısıtlamalar nedeniyle başvuruculara şahsi olarak aşırı bir külfet yüklendiği

kanaatiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna

varmıştır(Sporrong ve Lönnroth/İsveç, §§ 56-74).

31. Köktepe/Türkiye (B. No: 35785/03, 22/7/2008)

kararında, taşınmazın tapu kaydına konulan şerhin mülkiyet hakkına etkisi

ayrıntılı olarak tartışılmıştır. AİHM; derece mahkemelerinin anayasal

gerekçelerle başvurucunun mülkünün bir bölümüne tahdit getirdiğini, bu

mahrumiyetin doğanın ve çevrenin korunması şeklindeki kamu yararına dayalı

meşru bir amacının bulunduğunu, dolayısıyla hukuka aykırı ve keyfî hiçbir işlem

bulunmadığını kabul etmiştir. Bununla birlikte AİHM, başvurucunun taşınmazı

1993 yılında iyi niyetle edindiğini vurgulamıştır. Mülkiyet hakkına yapılan bu

müdahaleye karşın iç hukukta etkin bir tazminat yolunun mevcut olmadığı ise

kararda özellikle belirtilmiştir. AİHM, başvurucunun mülkiyet hakkından

yararlanmasının engellendiği hâlde başvurucuya tazminat ödenmemiş olması

nedeniyle kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunmasının

gereklilikleri arasındaki adil dengenin bozulduğu sonucuna varmıştır. Bu

doğrultuda başvurucunun şahsi olarak olağan dışı ve aşırı bir yüke katlanmış

olduğu kanaatiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir (Köktepe/Türkiye,

§§ 67-93).

32. Kutlu ve diğerleri/Türkiye (B. No: 51861/11,

13/12/2016) kararına konu olayda başvurucuların taşınmazlarının bir kısmı baraj

yapımı için kamulaştırılmış; kalan kısmı ise kısmen mutlak koruma alanında,

kısmen kısa mesafeli koruma alanında bırakılmıştır. Başvurucular kamulaştırma talebinde

bulunmuş, talepleri reddedilince asliye hukuk mahkemesinde tazminat davası

açmışlardır. Başvurucuların tazminat talepleri değer düşüklüğü gözetilerek

kısmen kabul edilmiştir. Başvurucular mülklerinin kamulaştırılması yerine

yalnızca değer düşüklüğü kaybının tazminat olarak verilmesi sebebiyle mülkiyet

haklarının ihlal edildiğini öne sürmüşlerdir. AİHM mutlak koruma alanında kalan

taşınmazlarda inşaat yasağı bulunduğuna ve tarım da yapılamadığına, ayrıca

ilgili yönetmeliğe göre bu alandaki taşınmazların kamulaştırılması gerektiğine

dikkati çekmiştir. AİHM'e göre taşınmazın kamulaştırılması hakkı ve taşınmazın

değerine uygun düşen bir tazminat ödenmesi hakkı mülk teşkil etmektedir. AİHM

taşınmazların kamulaştırılmasının kabul edilmeyerek mülklerin kullanımına

getirilen kısıtlamalardan doğan zararların giderilmesinin tercih edilmesinin

somut olay bağlamında mülkiyet hakkının gerekliliklerine uygun düşmediği

sonucuna varmıştır. AİHM kısa mesafeli koruma alanında bulunan taşınmaz

yönünden ise taşınmaz üzerinde belirli koşullar dâhilinde tarım yapılabildiğini

ancak inşaat yasağı bulunduğunu belirtmiştir. AİHM bu gibi taşınmazlar yönünden

kamulaştırılma hakkının düzenlenmediğini dikkate almıştır. Dolayısıyla AİHM'e

göre ilgili yönetmelikle getirilen kısıtlamalardan kaynaklanan zarara uygun

düşen bir tazminat ödenmesi başvurucuların hakları ile toplumun hakları

arasında adil bir denge kurabilir. AİHM bununla birlikte somut olayda bilirkişi

tarafından %40 oranında değer düşüklüğü tazminatı saptanmasına rağmen derece

mahkemelerince bu oranın basit bir gerekçeyle %25 olarak kabul edildiğini

belirtmiştir. Sonuç olarak tazminat miktarlarının belirlenme şeklinin söz

konusu miktarın maruz kalınan zarar ile makul bir şekilde uygun olduğunu ifade

etmesine imkân vermediği kanaatiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna

varmıştır (Kutlu ve diğerleri/Türkiye,§§ 65-70).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

33. Mahkemenin 3/11/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

34. Başvurucu, dere işletme bandında kalan taşınmazının

tasarruf yetkisinin kısıtlandığını, Yönetmelik gereği taşınmazın

kamulaştırılması gerekirken kamulaştırılmadığını ve açtığı tazminat davasının

da keşif yapılmadan hukuka aykırı olarak reddedildiğini belirterek mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca davanın açıldığı

2015 yılı için tek hâkimle görülecek davalarda parasal sınırın 30.830 TL olarak

belirlendiğini, açtığı davanın değeri 32.000 TL olmasına rağmen tek hâkimle

karar verilmesinin hukuki güvenlik ilkesini ihlal ettiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

35. Anayasa’nın "Mülkiyet hakkı" kenar

başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras

haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum

yararına aykırı olamaz."

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun şikâyetlerinin mülkiyet hakkını ilgilendirdiği

anlaşıldığından başvurunun bu kapsamda incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Mülkün

Varlığı

38. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan

mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her

türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, §

20). Somut olayda başvuruya konu taşınmazın başvurucu adına tapuda kayıtlı

olduğu anlaşıldığına göre Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülkün varlığında

tereddüt bulunmamaktadır.

b. Müdahalenin

Varlığı ve Türü

39. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak

güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar

vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu

şeyi dilediği gibi kullanma ve sahibi olduğu şey üzerinde tasarruf etme, onun

ürünlerinden yararlanma imkânı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.

No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün

semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden

herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).

40. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas

eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş;

ikinci fıkrasında mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi

belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının

hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun

bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son

fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı

olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol

etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı

maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel

hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma

ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

41. Başvuru konusu somut olayda Yönetmelik'in 6.

maddesinin dokuzuncu fıkrasının (ç) bendinde, imar planı bulunmayan içme suyu

havzalarında imar planları hazırlanıncaya kadar yapılaşmaya izin verilemeyeceği

belirtilmiştir. Yine aynı fıkranın (g) bendinde, içme suyu havzalarında

isimleri belirtilen derelerin orman alanları ve tarımsal niteliği korunacak

alanlar dışında kalan kısımlarında ıslah projesine uygun olarak bu derelerin

ıslah kesitinin her iki yanında temizlik, bakım ve onarımlarının yapılabilmesi

maksadıyla imar planlarında en az on metrelik dere işletme bandı ayrılacağı ve

bu dere ıslah alanı ile dere işletme bantlarının idarece kamulaştırılacağı

düzenlenmiştir.

42. Buna göre dere işletme bantlarını da kapsayan içme

suyu havzalarında imar planları yapılıncaya kadar yapılaşma izni verilmemesinin

başvurucunun mülkü üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunmasını engellediği

açıktır. Bunun yanında dere işletme bantları için söz konusu Yönetmelik'te

öngörülen temizlik, bakım ve onarım faaliyetlerinin başvurucunun mülkünden

dilediği gibi yararlanmasını veya mülkünü kullanmasını sınırladığı

anlaşılmaktadır. Bu durumda başvurucunun mülkiyet hakkına müdahalenin mevcut

olduğunda tereddüt bulunmamaktadır.

c. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

43. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

44. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız

bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel

ilkeleri düzenleyen 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.

Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi

için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca

ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife

Tarhan, § 62).

i. Kanunilik

45. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk

incelenmesi gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı

tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet

hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,

müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun

hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK],

B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company, B. No:

2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:

2013/1301, 30/12/2014, § 55).

46. Somut olayda başvurucunun maliki olduğu taşınmazın

yukarıda belirtilen kanun ve yönetmelik hükümleri nedeniyle -kullanma,

yararlanma haklarına yönelik olarak- bazı kısıtlamalara tabi tutulduğu anlaşılmıştır

(bkz. §§ 21, 24). Bu kanun ve yönetmelik hükümlerinin belirli, öngörülebilir ve

ulaşılabilir olduğunda bir tereddüt bulunmadığından müdahalenin kanuni dayanağı

mevcuttur.

ii. Meşru Amaç

47. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması

imkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının

kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir

sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır.

Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde

getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her

somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah, B.

No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239,

20/3/2014, §§ 28, 29).

48. Anayasa'nın 56. maddesinde, herkesin sağlıklı ve

dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu; çevreyi geliştirmenin, çevre

sağlığını korumanın ve çevre kirlenmesini önlemenin devlet ile vatandaşların

ödevi olduğu belirtilmiştir. Bu bakımdan yapılaşmanın fen, sağlık ve çevre

şartlarına uygunluğunun sağlanması, buna ilişkin düzenlemelerde kamu yararı

bulunduğu kabul edilmelidir (Süleyman Günaydın, B. No: 2014/4870,

16/6/2016, § 71).

49. Belirli kısıtlamalar içeren yasal mevzuat

hükümlerinin etkisi değerlendirilirken taşınmazların bulunduğu İstanbul'un

nüfus yoğunluğunun ve önümüzdeki yıllarda kullanılabilir temiz suya olan

ihtiyacının da gözönünde bulundurulması gerekir. Temiz suya erişimin

sürdürülmesinin hayati önem taşıdığı dikkate alındığında su havzalarının

kirlenmesinin önlenmesi için bir kısım tedbirin alınması ve yasakların

getirilmesi sonucu oluşan müdahalenin meşru bir amacının bulunduğu kabul

edilmiştir.

iii. Ölçülülük

(1) Genel

İlkeler

50. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun

gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.

Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla

sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına

geleceğinden hukuk devleti anlayışıyla bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014).

51. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik

ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik

ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca

daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık

ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul

bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,

K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127,

22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

52. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini diğer taraftan müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını da gözönünde

tutarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Arif Güven, B.

No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).

53. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan malların

korunması amacıyla mülkiyet hakkına müdahale edilmesi meşru olmakla birlikte bu

kamusal külfetin tamamının mülk sahiplerine yüklenemeyeceği ve kanun koyucunun

buna uygun çözüm yolları bulması gerekeceği açıktır (AYM, E.2009/31, K.2011/77,

12/5/2011). Kamu yararı amacı ile başvurucunun mülkiyet hakkı arasında olması

gereken adil denge, başvurucuya tazminat ödenmesi veya başvurucunun zararının

başka yollarla telafi edilmesi şartıyla sağlanabilir (Hüseyin Akbulut ve

Yusuf Akbulut, B. No: 2014/7643, 6/4/2017, § 32).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

54. Dünyada artan nüfus, iklim değişikliği sebebiyle

yağışların düzensizleşmesi ve yer altı su kaynaklarının gittikçe azalması

sonucunda kullanılabilir temiz suya olan ihtiyacın her geçen gün arttığı

açıktır. Somut olayda da kamu makamlarının kullanılabilir temiz suyun

kesintisiz şekilde temin edilmesi ve bu maksatla su kaynaklarının korunması

amacıyla yukarıda atıf yapılan yasal düzenlemeleri getirdiği hususunda bir

duraksama bulunmamaktadır. Dolayısıyla su kaynaklarının korunmasındaki

zaruriyet çerçevesinde yasal düzenleme yapılması hususunda kamu makamlarının

belirli bir takdir yetkisinin mevcut olduğuna dikkat çekmek gerekir.

55. Somut uyuşmazlıkta derece mahkemeleri, başvuru konusu

taşınmazın iddia edildiği gibi mutlak koruma alanında olmayıp dere ıslah ve

işletme bandında bulunduğunu tespit etmiştir. Bununla birlikte Yönetmelik'te

dere ıslah ve işletme bandında kalan taşınmazlarda yapılaşmayı, tarımsal

faaliyeti ve hayvancılık faaliyetini yapmayı kısıtlayan,dolayısıyla imar

planlarındaki fonksiyonlarına uygun tasarrufta bulunmayı engelleyen bir

düzenleme bulunmadığı belirtilmiştir.

56. Derece mahkemelerine göre yasal mevzuatta yer alan

kısıtlamalar başvurucunun taşınmazı üzerinde tasarruf yetkilerini kullanmasına

engel değildir. Bu nedenle başvurucuya ait taşınmazda değer kaybı ya da zarar

meydana gelmemiştir.

57. Danıştay kararında da belirtildiği üzere dere

işletme bandı Yönetmelik'te belirtilen derelerin orman alanları ve tarımsal

niteliği korunacak alanlar dışında kalan kısımlarında ıslah projesine uygun

olarak bu derelerin ıslah kesitinin her iki yanında temizlik, bakım ve

onarımlarının yapılabilmesi maksadıyla imar planlarında en az on metrelik bandı

ifade etmektedir (bkz. § 26).

58. Olay tarihinde yürürlükte bulunan Yönetmelik'te dere

işletme bantlarını da kapsayan içme suyu havzalarında kalan taşınmazlarda imar

planları hazırlanıncaya kadar yapılaşmaya izin verilemeyeceği hüküm altına

alınmıştır. Ayrıca taşınmazın sınır olduğu derenin ıslah kesitinin her iki

yanında temizlik, bakım ve onarımlarının yapılabilmesi maksadıyla imar

planlarında en az on metrelik dere işletme bandı ayrılacağı düzenlenmiştir. Bu

bağlamda dere işletme bandına ayırma amacının derenin temizlik, bakım ve

onarımı olduğuna, bu amaca taşınmaza müdahalede bulunmaksızın ulaşılamayacağına

işaret etmek gerekir.

59. Buna göre Yönetmelik hükümlerinin yapılaşmayı

kısıtladığı gibi taşınmazın kullanımını da kısıtladığı sonucuna varılmıştır.

Ancak söz konusu mevzuatın yol açtığı kısıtlamaların bir sonucu olarak

taşınmazın tamamen kullanılamaz hâlde olduğu da söylenemez.

60. Dolayısıyla kullanma ve yararlanma hakkına yönelik

olarak kısmen kısıtlamaya maruz kalan ancak tamamen de kullanılamaz nitelikte

bulunmayan taşınmazın kamulaştırılması veya bedelinin tamamına hükmedilmesi

gerektiğinden söz edilemez. Bununla birlikte başvurucunun mülkiyet hakkının

kamu yararı amacı çerçevesinde kısıtlandığı ve bu kısıtlamaların bir zarara yol

açtığı da açıktır. Bu hâlde başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

orantılı olduğundan yani adil dengenin sağlandığından söz edilebilmesi için

meydana gelen zararın en uygun giderim vasıtasıyla ortadan kaldırılması

gerekir. Somut olayda kısıtlılık nedeniyle ortaya çıkan zarar başvurucuya

tazminat ödenerek karşılanabilecektir. Bu kapsamda kamu yararı ile bireylerin

mülkiyet hakkının korunması arasında adil bir dengenin kurulabilmesi bakımından

taşınmazlarda kısıtlılık nedeniyle meydana gelen zararı karşılayacak düzeyde

tazminatın belirlenmesi ve başvurucunun zararının giderilmesi gerekir.

61. Taşınmazı için getirilen kısıtlamalara rağmen

başvurucuya hiçbir tazminat ödenmemesi müdahalenin içerdiği kamu yararı amacı

ile karşılaştırıldığında bütün külfetin başvurucuya yüklenmesine yol açmıştır.

Dolayısıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahale başvurucuya aşırı bir külfet

yüklemekte olup başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı

arasında olması gereken adil denge başvurucu aleyhine bozulmuştur.

62. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

63. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

64. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması

taleplerinde bulunmuştur.

65. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

66. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

67. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun’un

50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye

gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki

kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama

sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu

öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı

olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundaki yargılamanın

yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama

sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır.

Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü,

ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle

yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere

gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58-59; Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).

68. İncelenen başvuruda idari işlem sonucu mülkiyet

hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin idarenin

işleminden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte derece mahkemeleri

de ihlali giderememiştir. Bu açıdan ihlal aynı zamanda mahkeme kararından da

kaynaklanmaktadır.

69. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş; yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 3. İdare Mahkemesine gönderilmesine

karar verilmesi gerekmektedir.

70. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve

3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL tutarındaki yargılama

giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan

mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

İstanbul 3. İdare Mahkemesine (E.2015/1491, K.2016/609) GÖNDERİLMESİNE,

D. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 3/11/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Mahmut ALTIN

Başvurucu

:

Nail ÇELİK

Vekili

:

Av. Hasan Hüseyin

BÜBERAL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/18040, 3 Kasım 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru
  5. Süreci
  6. III. Olay Ve
  7. Olgular
  8. A. Uyuşmazlığın
  9. B. Başvuruya
  10. IV. İlgili
  11. Hukuk
  12. A. Ulusal Hukuk
  13. B. Uluslararası
  14. V. İnceleme Ve
  15. Gerekçe
  16. A. Başvurucunun
  17. B. Değerlendirme
  18. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  19. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan
  20. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  21. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  22. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  23. M. Emin KUZ
  24. Büberal
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/18040
Tarih
3 Kasım 2020

İlgili Kararlar

  • Halil Hakan Başvurusu (B. No: 2019/1923)
  • Ahmet Karabulut ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/31689)
  • Abdurrahim Sarıoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/36023)
  • Ali Ay ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/3320)
  • S.s. Gölbaşı Çiftlik Evleri Konut Yapı Kooperatifi Başvurusu (B. No: 2019/3649)
  • Songül Cengiz Oral ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/36542)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.