İçeriğe geç
AC
İkinci Bölüm Başvuru No: 2016/37804 Tarih:

Ö.d. Başvurusu (B. No: 2016/37804)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ö.D. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/37804)

Karar Tarihi: 18/7/2018

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle

adil yargılanma hakkının; gözaltı

sürecindeki bazı uygulamalar ve tutukluluk koşulları nedeniyle kötü muamele

yasağının; mal varlığına tedbir konulması nedeniyle mülkiyet hakkının;

yargılama sürecinde avukatla yeterince görüşme imkanı

tanınmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 20/12/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

6. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl bugüne kadar birçok kez

uzatılmıştır. Kamu makamları, soruşturma mercileri ve yargı organları -olgusal

temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır

faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı

Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak

isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya da

doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar

yürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri

uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 51, Mehmet Hasan Altan (2)

[GK], B. No: 2016/23672, 11/01/2018, § 12).

8. Anılan süreçte FETÖ/PDY'nin yargı alanındaki örgütlenmesine yönelik

olarak Uşak Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir soruşturma kapsamında Uşak

Sulh Ceza Hâkimliğinin 21/7/2016 tarihli kararıyla başvurucu hakkında da

tutuklama tedbiri uygulanmıştır. Kararın ilgili bölümü şöyledir:

"Şüpheliler...

Ö. D.,

... üzerlerine atılı TCK'nun 309/1.Maddesi kapsamında cebir ve şiddet kullanarak

Türkiye Cumhuriyeti anayasanın ön gördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu

düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını

önlemeye teşebbüs etmek, TCK'nın 314/2 Maddesi kapsamında anayasal düzene karşı

suç işlemek amacıyla kurulan silahlı terör

örgütüne üye olmak suçlarını işlediklerine dair, somut delil olarak bulunduğu

nazara alındığında, üzerilerine atılı suçları

işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, atılı suçların CMK'nun 100/3 maddesinde sayılan suçlardan olması nedeniyle

tutuklama nedeninin varsayılabileceği, delillerin henüz tamamen toplanmamış

olması sebebiyle şüphelilerin salıverilmesi halinde kaçacakları,

saklanacakları, delilleri gizleyecekleri, tanık ve mağdurları etkileyecekleri

hususunda kuvvetli şüphenin bulunması, işin önemi ve şüphelilerin üzerine atılı

suçların cezalarının alt ve üst sınırına göre adli kontrol tedbirinin yetersiz

kalacağı, tutuklama tedbirinin verilebilecek ceza miktarına göre ölçülü olduğu

hususları hep birlikte değerlendirildiğinde, şüphelilerin CMK.nun

100 ve devamı maddeleri gereğince TUTUKLANMALARINA... [karar

verildi.]"

9. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; Uşak 1. Sulh Ceza

Hâkimliği 27/7/2016 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir.

10. Başvurucu, anılan kararın ve tutukluluğa itirazlarının reddedilmesine

yönelik kararların tebliği ile ilgili net bir tarih bildiriminde bulunmamıştır.

11. Başvurucu 20/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

12. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 21/6/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunndan cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza

mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

13. İddianamede ilk olarak FETÖ/PDY'nin

kuruluşuna ve tarihçesine, hangi amaç ve saikle

kurulduğuna, hangi alanlarda faaliyet gösterdiğine, hiyerarşik yapısına ve

hangi tür hukuka aykırı eylemlerde bulunduğuna değinilmiştir. Devamında ise

örgütün yargı yapılanmasına ilişkin unsurlara yer verilmiştir.

14. İddianamede, başvurucunun gerek organik olarak gerekse

örgütsel nitelikli eylemleri bakımından FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer aldığı

ileri sürülmüştür. Bu suçlamalara esas alınan olgular şöyle özetlenebilir:

i. Gizli tanık SİNOP Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan

22/11/2016 tarihli ifadesinde, başvurucunun örgüt mensubu olduğunu ikili

sohbetler aracılığıyla anladığını ve örgüte mensup farklı kişilerden

başvurucunun örgüt mensubu olduğu yönünde duyumları olduğunu belirtmiştir.

ii. Başvurucunun İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi ve Bakırköy

15. Ağır Ceza Mahkemesinde başkan olarak görev yaptığı dönemde kamuoyunda Balyoz Davası olarak bilinen davada

yargılanan birçok kişi, başvurucunun talimatla iş yaptığına dair müşteki

sıfatıyla ifade vermiştir.

iii. Müşteki beyanlarında belirtilen şikâyetler doğrultusunda

başvurucu hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) 1. ve 3.

Dairelerince, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi ve Bakırköy 15. Ağır Ceza

Mahkemesi başkanı olarak görev yaptığı dönemde bakmış olduğu davalarda taraflı

karar verdiğine ve usulsüz işlemlerde bulunduğuna ilişkin birçok inceleme ve

soruşturma yapılmıştır.

iv. Şüphelinin el konulan cep telefonunda 15 Temmuz 2016 tarihli

darbe girişiminin bir kurgudan ibaret olduğuna ve bu olayın örgütü yıkmaya

yetmeyeceğine dair yazışmalar tespit edilmiştir.

v. Şüphelinin cep telefonunun HTS kayıtlarının incelenmesi

neticesinde silahlı terör örgütüne üye olma suçundan haklarında soruşturmalar

yapılan birçok kişi ile görüşme yaptığı tespit edilmiştir.

vi. Şüphelinin Bank Asyada hesabının

olduğu belirtilmiştir.

15. İddianamede, başvurucuya yöneltilen eylemlere ilişkin olarak

yapılan hukuki değerlendirmenin ilgili bölümü şöyledir:

"...Tüm dosya kapsamı, HSYK'nın meslekten çıkarma kararı gerekçesi,şüpheli

hakkında verilen müşteki ve tanık ifadeleri birlikte değerlendirildiğinde; şüphelininİstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesi ve Bakırköy 15.

Ağır Ceza Mahkemesinde mahkeme başkanı olarak görev yaptığı dönemlerde de kamoyunda Balyoz davası olarak bilinen davadaörgütün

talimatları ile hareket ederek usulsüz kararlar verdiği, Fetö

-PDY Silahlı Terör Örgütüne ait Bank Asya da hesabının bulunduğu, cep

telefonunun HTS kayıtlarının incelenmesinde Silahlı Terör Örgütüne üye olmak suçundan

haklarında soruşturmalar yapılan bir çok kişi ile görüşmesinin bulunduğu, bu suretleüzerine atılıFETÖ-PDY

Silahlı Terör Örgütüne üye olma suçunuişlediği

anlaşılmıştır."

16. Başvurucu; kovuşturma aşamasındaki savunmasında özetle,

görev yaptığı mahkemelerde usule ve yasaya uygun davrandığını, önemli davalarda

görev yapmasının kendisinin değil HSYK'nun kararıyla

olduğunu, dönemin HSYK üyeleri ile herhangi bir yakınlığının bulunmadığını,

talimatla iş yaptığı iddialarının gerçeği yansıtmadığını, telefonunda bulunan

verilerin kendine ait olmayıp haber sitelerinden alındığını ve hakkında

herhangi bir somut delil olmadan tutulmasının hukuka aykırı olduğunu ifade

etmiştir.

17. Başvurucu bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

tutuklu olup dava ilk derece mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

18. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar

başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

19. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

20. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine,

koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması

için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri

amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

21. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin

ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde

karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat

isteminde bulunulabilir."

22. 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar

başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2)

Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis

cezası verilir."

23. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

"Cezaların artırılması"

kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"3 ve 4 üncü

maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin

edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak

hükmolunur."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 18/7/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

25. Başvurucu; suç

şüphesi olmaksızın keyfî olarak tutuklandığını, olayda tutuklama nedenlerinin

bulunmadığını ve tutuklamanın ölçüsüz bir tedbir olduğunu belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

26. Başvurucu; isnat edilen suçla bir ilgisinin bulunmadığını,

suç işlediğine dair hiçbir somut delil olmadan tutuklandığını ve silahlı terör

örgütü üyeliğine ilişkin kanun hükümlerinin keyfî olarak uygulanması veya

öngörülemez biçimde yorumlanması sonucunda suçun işlendiğine dair delil

olduğunun kabul edildiğini ve bunların tutuklamaya dayanak yapıldığını, böylece

keyfî olarak hürriyetinden yoksun bırakıldığını iddia etmiştir.

27. Başvurucu;tutukluluğa

yönelik itirazlarının da gerekçesiz olarak reddedildiğini, tutukluluğun

devamına dair kararların gerekçelerinin matbu olduğunu, aynı gerekçelerin

tekrarlanması suretiyle tutukluluğunun devam ettirildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

28. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

29. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

30. Başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi

gerekir.

31. Öte yandan başvurucu tutukluluğa ilişkin kararların

gerekçesiz olarak verildiğini belirtmişse de Anayasa Mahkemesince ilk tutuklama

kararına ilişkin olağan itiraz kanun yolu tüketildikten sonra yapılan bireysel

başvuruda Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında tutuklamanın

hukukiliği ile sınırlı bir inceleme yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır

(aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Süleyman

Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 155).

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

32. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

33. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan

suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

34. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;

Selçuk Özdemir, § 58).

ii. Genel İlkeler

35. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

36. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

37. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

38. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçmayı ya da

delillerin yok edilmesini veya

değiştirilmesini önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir.

5271 sayılı Kanun'un 100. maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması,

saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli

veya sanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma

hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı

verilebilecektir. Maddede ayrıca, işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması

şartıyla tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer

verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

39. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda

dikkate alınacak hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi

ve uygulanacak olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

40. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017,

§ 123). Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir

aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa

Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak

özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri

üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can

Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124).

iii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

41. Başvurucu, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca

tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin

kanuni dayanağı bulunmaktadır.

42. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirtinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi

gerekir.

43. Somut olayda başvurucu hakkında verilen tutuklama ve

tutukluluğa itirazın reddi kararlarında suç şüphesinin varlığına ilişkin olarak

dosyada somut delillerin olduğu ifade edilmiş (bkz. § 8), fakat buna ilişkin

herhangi bir bilgiye yer verilmemiştir.

44. Başvurucu hakkında hazırlanan iddianamede; başvurucunun

FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatının olduğuna dair gizli tanık anlatımlarına,

mahkeme başkanı olarak görev yaptığı dönemde verdiği bazı önemli kararların

örgüt talimatı doğrultusunda verilmiş olduğuna, verilen kararlara ilişkin

olarak HSYK tarafından soruşturmalar yürütülmesine, cep telefonu yazışmalarında

örgütün bekasına yönelik yazıların tespit edildiğine, cep telefonunun HTS

kayıtlarının incelenmesi neticesinde silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

haklarında soruşturmalar yapılan birçok kişi ile görüşmesinin bulunduğuna ve

başvurucunun Bank Asyada hesabı olmasına

dayanılmıştır (bkz. § 14).

45. Başvuruya konu soruşturmada, yargı içinde aktif olarak

bulunan ve abi olarak adlandırılan sivil yöneticilerin örgüt üyesi hâkim ve

savcılara, baktıkları soruşturma ve kovuşturma dosyalarında verilecek kararlara

yönelik olarak talimat verdikleri, bu hususta gizli tanık beyanlarının mevcut

olduğu, yine gizli tanık beyanlarında bu şekilde örgüt mensubu hâkim ve

savcıların yargısal yetkilerini örgütsel olarak hiyerarşik anlamda

kendilerinden üstün olan sivillerden almış olduklarının belirtildiği,

başvurucunun da görev yapmış olduğu İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi ve

Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesinde, kamuoyunda Balyoz davası olarak bilinen

davada örgütün talimatı ile yukarıda bahsedildiği şekilde hareket ederek

usulsüz kararlar verdiği ve bu nitelikteki bir davada başkan olarak görev yapan

ve bu süreçteki uygulamaları HSYK tarafından çok sayıda soruşturmaya konu

edilen başvurucunun da aynı şekilde talimatla hareket ettiği ifade edilmiştir.

46. Soruşturma mercilerince başvurucunun tutuklanmasına karar

verilirken tanık, müşteki ve itirafçı beyanları yoluyla, mahkemelerde birer

örgüt sorumlusunun bulunduğu, sorumlu kişinin, örgütü ilgilendiren davaları

takip ederek ve bu davalarla ilgili olmak üzere örgüt üyesi hâkimlerle

görüşerek kararların istenilen şekilde çıkması yönünde telkinlerde bulunulduğu

sonucuna varılmış, başvurucunun da görev yapmış olduğu mahkemelerin bu şekilde

talimat almış olması nedeniyle başvurucunun örgütün hedef ve amaçları

doğrultusunda hareket ettiği olgularına dayanılmıştır. Bu itibarla başvurucu

yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli belirtilerin bulunduğu

görülmektedir.

47. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı edilmemelidir. Darbe teşebbüsü sonrasında

teşebbüsle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin soruşturmalarda

delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik

içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz

kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs

sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma

imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen

suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuz

ve diğerleri, §§ 271, 272; Selçuk

Özdemir,§§

78, 79).

48. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör örgütüne üyelik suçu, Türk

hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç tipleri arasında olup

isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma

şüphesine işaret eden durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için

bkz. Hüseyin Burçak, B. No:

2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran

[GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı

Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasındadır.

49. Tutuklama nedenleri olarak şüphelinin

delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme ihtimalinin bulunduğu, tanıklar

veya başkaları üzerinde baskı yapabileceği, FETÖ/PDY mensuplarının yasal veya gayriyasal imkânlarla yurt dışına kaçma teşebbüslerinin

olduğunun görsel ve yazılı basında yer alması ve şüphelinin yargılamadan

kaçabileceği yönünde güçlü şüphenin varlığı olgularına dayanıldığı

görülmüştür. Somut olayda Uşak Ceza Hâkimliğince başvurucunun tutuklanmasına

karar verilirken somut olguların varlığı nedeni ile tutuklama tedbirinin ölçülü

olduğu ve bu nedenle adli kontrol kararının yetersiz kalabileceğine dikkat

çekildiği görülmektedir. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Uşak Sulh Ceza

Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden dayanılan tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu

söylenebilir.

50. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151). Öncelikle terör suçlarının soruşturulması, kamu

makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin

-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir

şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde

yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Devran Duran, § 64). Özellikle darbe

teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği

ile FETÖ/PDY'nin özellikleri de dikkate alındığında

bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık

olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 350).

51. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında UşakSulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen

suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı

sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

52. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

53. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin Anayasa'nın 13. ve 19. maddelerinde yer

alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15.

maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek

bulunmamaktadır.

2. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

54. Başvurucu; soruşturma dosyasına ilişkin kısıtlama kararı

nedeniyle hakkındaki iddiaların tamamına vâkıf olamadığını, bu nedenle

tutuklamaya karşı etkili bir şekilde itirazda bulunma imkânından yoksun

bırakıldığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

55. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişime yönelik

olarak verilen kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerin özgürlüklerinden mahrum

bırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini birçok

kararında incelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veya tutuklanan

kişiye yakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki iddiaların

bildirilmesi gerektiği ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnat edilen

suçlamalara esas tüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bu bağlamda

başvurucunun tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurları bilip

bilmediği dikkate alınmıştır (Günay Dağ ve

diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 168-176; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,

14/7/2015, §§ 105-107; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri,§§ 248-257).

56. Somut olayda ifade ve sorgu tutanakları, tutukluluğa ilişkin

kararlar, başvurucu veya müdafileri tarafından verilen tutukluluğa ilişkin

dilekçeler ve soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde

başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden bilgi ve belgelerden haberdar

olduğu, bunların içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğu, tutukluluk

durumuna karşı itirazlarını sunma konusunda kendisine yeterli imkânın tanındığı

görülmektedir.

57. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

58. Başvurucu, insani olmayan gözaltı koşullarında kasti bir

şekilde tutulduğunu ve gözaltı süresince kamu görevlileri tarafından kötü

muameleye maruz bırakıldığını iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

59. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

60. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı ve

Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna

ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde etkili bir soruşturma

yapılması gerekmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya da elverişli olmalıdır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25).

61. Devletin sahip olduğu etkili soruşturma yükümlülüğü

kapsamında, işkence veya kötü muameleyi gösteren yeterli kesin belirtiler

mevcut olduğunda -kişilere müdahale üçüncü kişilerden gelmiş olsa dahi- şikâyet

ya da ihbarda bulunulmadığında bile resen soruşturma açılmasının sağlanması

gerektiği açıktır (Tahir Canan, §

25).

62. Başvuruya konu olayda başvurucu, genel olarak insani olmayan

gözaltı koşullarında kasti bir şekilde tutulduğunu ve gözaltı süresince kamu

görevlileri tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri sürmektedir.

İddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun yakalandığı andan

itibaren kamu görevlilerinin kendisine kötü muamelede bulunduğundan şikâyetçi

olduğu görülmektedir. Bu kapsamda başvurucu, gözaltında tutma koşullarının

yetersizliğinden bahsetmişse de maruz kaldığını ileri sürdüğü kötü muamelenin

kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa salt tutulma

koşullarından mı kaynaklandığını açıkça belirtmemiştir. Dolayısıyla söz konusu

iddiaların Anayasa Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi için yeterli bilgi ve

belge bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayın koşullarının

başvurucunun anılan iddialarının kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden

kaynaklanıp kaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari bir soruşturmayla ortaya

konması gerekmektedir. Başvurucunun anılan iddialarını herhangi bir adli

ve/veya idari bir merciye ilettiğine dair bilgi veya

belge sunmadığı da gözetildiğinde hukuk sisteminde mevcut başvuru yolları

tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

63. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

64. Başvurucu, soruşturma kapsamında mal varlığına tedbir

konulması ve bu tedbirin uzun bir süre devam etmesi nedeniyle mülkiyet hakkının

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

65. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye

bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı,

ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı

hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).

66. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 4/7/2013 tarihli ve

E.2013/8830, K.2013/18335 sayılı, 23/9/2013 tarihli ve E.2013/14435,

K.2013/21106 sayılı ve 14/12/2015 tarihli ve E.2014/19906, K.2015/19237 sayılı

ilamlarından da da anlaşıldığı üzere 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde düzenlenen yol, bir yandan başvurucunun maruz kaldığı

el koyma işleminin hukuka aykırılığının tespitini, diğer yandan da uğradığı

zararın tazmini imkânını sağlamaktadır. Bu nedenle 5271 sayılı Kanun’un 141.

maddesi ile öngörülen hukuk yolu başvurucunun şikâyetleri açısından erişilebilir

ve elverişli bir çözüm olanağı ile makul ölçüde bir başarı imkânı sunmaktadır (Mehmet Ali Aslan, B. No: 2013/2429,

30/3/2016, § 28).

67. Somut olayda, başvurucu hakkında FETÖ/PDY üyeliği

suçlamasıyla yürütülen ceza soruşturması kapsamında başvurucunun taşınır ve

taşınmaz mal varlığına 3/8/2016 tarihindetedbir

konulmuş ve söz konusu tedbir işlemi 21/11/2016 tarihinde kaldırılmıştır. Bu

doğrultuda başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarını

5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi ile öngörülen hukuk yolunda ileri sürmeden

bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.

68. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Savunma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

69. Başvurucu, gözaltı sürecinde avukatı ile kısa süre

görüştürülmesinin ve tutuklu bulunduğu sürede avukatı ile yapmış olduğu

görüşmelerin kısıtlanmasının -savunmasını olumsuz açıdan etkilemesi nedeniyle-

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

70. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddiada bulunma ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip

olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı

gösterilmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriği, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin 6. maddesi çerçevesinde belirlenmelidir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 38).

71. Savunma hakkı Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenmiş olup

ceza yargılamasında savunma hakkının güvence altına alınması demokratik

toplumun temel bir ilkesidir. Bu sebeple hakkaniyete uygun bir yargılamanın

gerçekleştirilebilmesi için savunma hakkının tam ve etkili bir biçimde

kullanılmasının sağlanması gerekir (Erol Aydeğer, B. No: 2013/4784, 7/3/2014, § 32).

72. Adil yargılanma hakkı kapsamında dile getirilen ihlal

iddialarının bireysel başvuruya konu edilebilmesi için yargılamanın

hakkaniyetinin zedelenecek olması ve bu ihlallerin yargılama sürecinin ileriki

aşamalarında telafi edilemeyecek nitelik taşıması gerekir. Belirtilen

koşulların oluşmaması hâlinde ikincillik ilkesi gereği adli süreç sonunda

verilecek nihai karardan sonra bireysel başvuruda bulunulmalıdır (Afitap Salman [GK], B. No: 2013/2105,

11/11/2015, § 22).

73. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin

derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte

bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun Anayasa

Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve

yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi

ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve

başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir. (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 17).

74. Somut olayda başvurucu, avukatı ile görüşmelerinin kısıtlanması

nedeniyle savunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bu aşamada

başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin yargılamanın derece mahkemesinde devam

ettiği tespit edilmiştir. Bu kapsamda derece mahkemesinde yargılamada gelinen

aşamaya kadar geçen süre, bu sürede soruşturma ve yargılama makamlarınca

yapılan işlemler dikkate alındığında yargılama tamamlanmadan iddiaların

bireysel başvuruda incelenmesini gerektirecek bir durumun varlığından söz

edilemez. Dolayısıyla başvuru konusu olayla ilgili yürütülen yargılamanın devam

ettiği ve yargılamanın etkisiz kabul edilmesine neden olacak belirtiler

olmadığı dikkate alındığında somut başvuruya ilişkin başvuru yollarının

tüketilmediği anlaşılmaktadır.

75. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun gizlilik talebinin kabulüne ve kimlik

bilgilerinin kamuya açık belgelerde GİZLİ TUTULMASINA,

B. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Mal varlığına tedbir konulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Savunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

18/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

Murat GÜVEN

Başvurucu

:

Ö.D.

Vekili

:

Av. Selim

ÖZKAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/37804, 18 Temmuz 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası