İçeriğe geç
AC
Birinci Bölüm Başvuru No: 2018/769 Tarih:

Ö.k. Başvurusu (B. No: 2018/769)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ö.K. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/769)

Karar Tarihi: 31/3/2022

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; gözaltı tedbiri dolayısıyla ödenen tazminatın

yetersiz olması, adli kontrol tedbiri dolayısıyla tazminat ödenmemesi nedeniyle

adil yargılanma ile kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının, vekâlet ücretinin

yapılan düzenlemeyle azaltılması nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 26/12/2017 tarihinde yapılmıştır. Komisyon,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına gönderilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, hakkında yürütülen bir soruşturma

kapsamında 20/9/2016 tarihindegözaltına alınmış ve 21/9/2016 tarihinde imza

atma yükümlülüğü şeklindeki adli kontrole tabi tutularak serbest bırakılmıştır.

Başvurucu hakkında yürütülen soruşturma sonucunda 5/4/2017 tarihinde

kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiştir.

6. Kovuşturmaya yer olmadığı kararının kesinleşmesi

üzerine başvurucu iki gün haksız yere gözaltında kaldığını, gözaltı ve adli

kontrol kararı nedeniyle çalışamayıp kazanç kaybına uğradığını, üzüntü ve

sıkıntı çektiğini, itibarının zedelendiğini, terörist muamelesi gördüğünü,

gözaltına alınmadan önce aylık ortalama 2.000 TL gelir elde etmekte olduğunu,

soruşturma sürecinde avukatla temsil edildiğinden bu avukatlık ücretinin maddi

tazminata dâhil edilmesi gerektiğini belirterek 2.000 TL maddi ve 4.000 TL

manevi tazminatın ödenmesi talebiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde

başvurucu, gözaltının haksız olduğu iddiasını kovuşturmaya yer olmadığıkararı

verilmiş olmasına dayandırmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu, gözaltının

hukuki olup olmadığına ilişkin bir açıklamada bulunmamıştır.

7. Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/9/2017 tarihli

kararıyla başvurucuya 986,66 TL maddi (soruşturma aşamasındaki 900 TL vekâlet

ücretini eklemek suretiyle), 150 TL manevi tazminat ile 750 TL vekâlet

ücretinin ödenmesine karar verilmiştir.

8. Başvurucu; hükmedilen tazminatların ve vekâlet

ücretinin düşük olduğunu, adli kontrol tedbir altında geçen sürenin tazminatın

belirlenmesinde dikkate alınmadığını belirterek istinaf yoluna başvurmuştur.

9. Bölge Adliye Mahkemesi 22/11/2017 tarihinde istinaf

başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar vermiştir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

10. İlgili hukuk için bkz. A.A. [GK], B.No:

2017/34502, 21/10/2021, §§ 22-46.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

11. Anayasa Mahkemesinin 31/3/2022 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım

Talebi Yönünden

12. Ödeme gücünden yoksun olduğunu belirten başvurucunun

adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir (Mehmet Şerif Ay, B.

No: 2012/1181, 17/9/2013).

B. Kişi

Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

13. Başvurucu; haksız gözaltı nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, isminin kamuya

açık belgelerde gizlenmesi talebinde bulunmuştur.

14. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun şikâyetinin Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü ve dokuzuncu fıkraları

kapsamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönünden incelenmesi gerekir.

15. Anayasa Mahkemesi A.A. kararında Anayasa'nın

19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki şikâyetler yönünden başvuru

yollarının tüketilmiş sayılabilmesi için başvurucuların ilk derece

mahkemelerinde yakalama, gözaltı veya tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine

ilişkin iddialarını 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi kapsamında açıkça ileri

sürerek dava açmaları gerektiğini belirtmiştir. Anılan tedbirlerin hukuka uygun

olmadığına dair iddialar dile getirilmeden -Anayasa'nın 19. maddesinin

dokuzuncu fıkrası kapsamında olmadığı değerlendirilen- 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca kovuşturmaya yer

olmadığı ya da beraat kararına dayalı olarak dava açılmasının başvuru

yollarının tüketilmesi anlamına gelmediğine karar vermiştir (A.A., §§

70-90).

16. Gözaltının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca bir

tazminat davası açılmadığı anlaşılan somut olay yönünden anılan karardan

ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu değildir.

17. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

Hasan Tahsin GÖKCAN bu görüşe katılmamıştır.

C. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Hakkaniyete

Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

18. Başvurucu, gözaltına alma nedeniyle hükmedilen

tazminatların yetersiz olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

19. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Anayasa Mahkemesi A.A.

kararında 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e)

bendi uyarınca açılan davalarda hükmedilen tazminatın yetersiz olduğu yönündeki

iddiaların adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğini

belirtmiştir (A.A., § 87). Bu itibarla başvurucunun bu kısımdaki

şikâyetlerinin adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

20. Temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden ve

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içeren durumlar dışında kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususlara dair şikâyetler bireysel başvurunun incelemesi

kapsamında değildir (Ş.K., B. No: 2018/753 12/1/2022, § 19).

21. Somut olayda başvurucu tarafından ileri sürülen ihlal

iddialarının yukarıda belirtilen içtihat kapsamında kanun yolu şikâyeti

niteliğinde olduğu ve bariz takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturan bir

durumun da bulunmadığı anlaşılan başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Adli Kontrol

Tedbirine İlişkin Tazminat Talebinin İncelenmediğine İlişkin İddia

22. Diğer taraftan başvurucu; tazminat davasında adli

kontrol tedbiri konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, kendisine

herhangi bir tazminat ödenmediğini, adli kontrol nedeniyle uğradığı

mağduriyetin karşılanmadığını, bu talebi hakkında karar verilmediğini ileri

sürmüştür.

23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Başvurucu hakkındaki

adli kontrol tedbiri (imza atma yükümlülüğü şeklindeki adli kontrol) kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale oluşturmadığından başvurucunun

iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.

24. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde

davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma ile adil yargılanma

hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak hakkın kapsamı düzenlenmemiştir.

3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36. maddesinin birinci

fıkrasına "ile adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin

14. maddesinin gerekçesine göre "değişiklikle Türkiye Cumhuriyeti'nin

taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınmış olan adil

yargılama hakkı metne dahil" edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 36.

maddesinde herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu ibaresinin

eklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal

güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No:

2014/6673, 25/7/2017, § 53). Bu itibarla Anayasa'da güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının kapsam ve içeriği belirlenirken Sözleşme'nin "Adil

yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin ve buna ilişkin AİHM

içtihadının da gözönünde bulundurulması gerekir (Onurhan Solmaz, B. No:

2012/1049, 26/3/2013, § 22).

25. Anayasa Mahkemesi Yahya Çevik (B. No:2018/15454,

17/11/2021) başvurusunda 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde imza atmak

suretiyle adli kontrol altında kalma nedeniyle oluştuğu iddia edilen zararlara

karşılık açık bir yasal dayanağın bulunmadığını, kanun tarafından açıkça veya

dolaylı olarak kabul edilmiş bir hakkın varlığından söz edilemeyeceğini,

yargısal uygulamaların da söz konusu taleplere ilişkin olarak savunulabilir

medeni nitelikte bir hakkın kabul edilmesine dayanak oluşturabilecek ve imkân

verecek düzeyde olmadığını belirterek adil yargılanma hakkı açısından konu

bakımından yetkisizlik kararı vermiştir (Yahya Çevik, §§ 28-43). Somut

başvuru yönünden anılan kararda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

D. Mülkiyet

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

27. Başvurucu; koruma tedbirleri nedeniyle açtığı

tazminat davasında ağır cezalık işler için öngörülen miktar üzerinden vekâlet

sözleşmesi yapmasına rağmen yapılan düzenlemeyle sulh ceza hâkimliği için

öngörülen vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mülkiyet, mahkemeye erişim ve

etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

28. Başvurucunun iddiaları mülkiyet hakkı kapsamında

incelenmiştir.

29. Anayasa Mahkemesi M.E. (B. No: 2018/696,

9/5/2019) kararında aynı mahiyetteki şikâyete ilişkin olarak başvurucunun

mevcut bir mülkü veya mülkü edinmeye yönelik meşru bir beklentisi olduğunu

ortaya koyamadığını, dolayısıyla mülkiyet hakkına ilişkin korumadan

yararlandırılmasının mümkün olmadığını belirterek konu bakımından yetkisizlik

kararı vermiştir (M.E., §§ 36-38). Somut başvuru yönünden anılan kararda

varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

30. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

C. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Hasan Tahsin GÖKCAN'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

2. Adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun

yargılanma hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

3. Adil yargılanma hakkı kapsamında adli kontrol

tedbirine ilişkin tazminat talebinin incelenmediğine ilişkin iddianın konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

4. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun

yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 31/3/2022 tarihinde

karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Anayasanın 19. maddesinin 9. fıkrasında kural olarak,

aynı maddedeki güvencelere aykırı biçimde yapılan özgürlüğe müdahalelere karşı

bir telafi güvencesi öngörülmektedir. Bu şekilde hak ihlalinden doğan

mağduriyetin tazminat boyutuyla giderilmesi de amaçlanmaktadır. Fakat 9.

fıkradaki güvence yalnızca önceki fıkralarda yer alan esaslara (güvencelere)

aykırı işlemleri kapsamaktadır. Diğer bir ifadeyle hukuka uygun koruma

tedbiri işlemleri kural olarak anayasal güvence kapsamına girmemektedir.

Fakat iç hukukumuzda yer alan 5271 sayılı CMK’nın 141/1-e madde ve bendinde

“Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında

kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen” kişilerin de

Devletten maddi ve manevi zararlarını isteyebilecekleri kabul edilmiştir.

Belirtilen nedenlerle, hukukumuzda böyle bir hakkın

yasayla kabul edilmesi ve Mahkememizin 2017/34502 başvuru numaralı kararında

etraflıca açıkladığım gerekçelerle, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin

olarak başvurunun esasının incelenmesi gerektiği görüşüyle karşıoy kullandım.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Muammer TOPAL

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Yusuf Enes KAYA

Başvurucu

:

Ö.K.

Vekili

:

Av. Vedat ÖZKAN

Başkan

Hasan Tahsin GÖKCAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2018/769, 31 Mart 2022 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası