İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Okan Göçer Başvurusu (B. No: 2017/29596)

1. Başvuru; kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarak

Başvuru No2017/29596Tarih13 Ocak 2021Okuma28 dk · 5.524 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Okan Göçer Başvurusu

Karar tarihi
13 Ocak 2021
Başvuru Numarası
2017/29596
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.524 kelime·28 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarak

bilinen protesto gösterileri kapsamında kolluk görevlilerinin haksız güç

kullanması sonucunda yaşamsal tehlike doğacak şekilde yaralanma meydana gelmesi

ve bu olay hakkında etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedenleriyle yaşam

hakkının, gösteriye hukuka aykırı ve ölçüsüz bir biçimde müdahale edilmesi nedeniyle

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 11/7/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere göre

ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarak

bilinen protesto gösterileri kapsamında 1/6/2013 tarihinde saat 14.00-15.30

sıralarında Meşrutiyet Caddesi üzerinden Galatasaray Meydanı'na doğru yürüyen

kalabalığa katılmıştır. İddiasına göre başvurucu, henüz Meşrutiyet Caddesi'nde

iken bir biber gazı kapsülünün başına isabet etmesi sonucu ağır yaralanmış ve

yolların kapalı olması nedeniyle cankurtaranın olay yerine ulaşamaması üzerine

arkadaşlarının yardımıyla Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesine

götürülmüştür. Başvurucu acil olarak ameliyata alınmıştır. 1/6/2013-19/6/2013

tarihleri arasında Yoğun Bakım ve Acil İleri Bakım Servislerinde tedavi gören

başvurucu 19/6/2013 tarihinde Beyin Cerrahisi Servisine alınmış, 21/6/2013

tarihinde ise taburcu edilmiştir. Hastane tarafından tanzim edilen 17/2/2014

tarihli engelli sağlık kurulu raporu'a göre frontal bb sendromu, epilepsi,

post travmatik stres bozukluğu ve sol total işitme kaybı teşhisi

konulan başvurucunun tüm vücut fonksiyon kaybı (engellilik) oranı %84'tür.

Hakkında düzenlenen tıbbi belgelere göre başvurucu, başına yakın mesafeden

isabet eden ve künt travma yaratan ateşli silah yarasıyla saat 15.40

sıralarında hastaneye getirilmiş olup geldiği sırada başvurucunun şuuru

kapalıdır.

10. 28/5/2013-1/6/2013 tarihleri arasında Taksim Meydanı

ve çevresinde meydana gelen olaylar hakkında 33 kolluk amiri tarafından

düzenlenen 1/6/2013 tarihli tutanakta ise başka hususlar yanında olay günü saat

13.00 sıralarında yüzleri kapalı kişilerden oluşan 60 kişilik bir grubun

Tarlabaşı Caddesini trafiğe kapatıp yola barikat kurduğu, bu grubun orantılı ve

kademeli güç kullanılarak dağıtıldığı, aynı saatlerde yüzleri maskeli

kişilerden oluşan bir başka grubun Kallavi Sokak civarında beklediği, polise

taş, sopa vs. cisimlerle saldırdığı, saldırıların saatlerce devam ettiği ve

saldırıda bulunanlara orantılı müdahalede bulunulduğu belirtilmiştir. Müdahale sırasında

kullanılan araçların ne olduğu ve saldırıda bulunan kişilerin tespitine yönelik

bir çalışma yapılıp yapılmadığı sözü edilen tutanakta açıklanmamıştır.

11. Başvurucu, vekili aracılığıyla İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) verdiği 10/6/2013 havale tarihli

dilekçesinde bir polis memurunun hedef alarak biber gazı kapsülü atan silahı

ateşlediğini oysa şiddet içerikli bir davranışının olmadığını, biber gazı

kapsülü atılmadan önce kolluk görevlilerince uyarı yapılmadığını, yaralanmasıyla

ilgili olarak herhangi bir kolluk tutanağı tanzim edilmediği gibi herhangi bir

soruşturma işlemi de yapılmadığını ve hastanede görevli polisin olayı

soruşturma mercilerine bildirmediğini belirterek;

i. Meşrutiyet Caddesi ile Yeni Çarşı Caddesi'nin

keşimindeki MOBESE kameraları ile P... Eczanesinin, İngiliz Başkonsolosluğunun,

D... ve H... Bankalarının güvenlik kameralarının olay günü 13.00-15.00 saatleri

arasında kaydettiği görüntülerin getirtilmesini,

ii. Delillerin kaybolmaması ve görüntü kayıtlarının

silinmemesi için gerekli tedbirlerin alınmasını,

iii. Olay yerinde biber gazı kullanmakla görevli kolluk

görevlilerine ait listenin celbini,

iv. Medya kuruluşlarından tüm video, fotoğraf ve

haberlerin bu fotoğraf ve videoları çekip haberleri yapanların listesiyle

birlikte istenmesini,

v. Başbakan, İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi, İstanbul

Emniyet Müdürü, Çevik Kuvvet Şube Müdürü ve biber gazını kullanan kolluk

görevlileri ile olay günü hastanede görevli olup da yaralanmasını ilgililere

bildirmeyen polis memurlarının cezalandırılmasını istemiştir.

12. Anılan dilekçenin üzerine başvurucu vekilince

Başbakan, İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi ve İstanbul Emniyet Müdürü hakkında

ayrıca suç duyurusu yapılacağı yazılmıştır.

13. Başvurucunun dilekçesi üzerine Cumhuriyet

Başsavcılığı olay hakkında derhâl bir soruşturma başlatmıştır.

14. Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun yaralanması

nedeniyle yürütülen soruşturmayı protesto gösterileri kapsamında farklı

tarihlerde meydana gelen birçok olay hakkında yürütülen ayrı bir soruşturma

(ana soruşturma) ile birleştirmiştir. Bu ana soruşturma kapsamında;

i. İstanbul Emniyet Müdürlüğü ile medya kuruluşları ve

haber ajanslarından temin edilenler de dâhil protesto gösterileri kapsamında

meydana gelen eylemlerle ilgili fotoğrafları ve kamera kayıtlarını içerir CD ve

DVD'ler getirtilmiştir.

ii. Başkalarının 1/6/2013 tarihli yaralanmalarıyla ilgili

olarak 1/6/2013 tarihinde saat 09.00 ile 2/6/2013 tarihinde saat 09.00 arasında

Taksim Meydanı ve çevresinde görevli Çevik Kuvvet gruplarına ait çizelgeler

temin edilmiştir.

iii. Gezi Parkı eylemleri kapsamında meydana gelen bazı

olaylar nedeniyle birkaç polis amiri ve memuru hakkında yürütülen disiplin

soruşturmasına ilişkin belgeler soruşturma evrakı arasında alınmıştır.

15. Başvurucu, vekili aracılığıyla Cumhuriyet

Başsavcılığına verdiği 11/6/2013 havale tarihli dilekçesinde tanıklar B.Ö. ve

A.Ç.nin dinlenmesini istemiş ve kamera kayıtlarının celbiyle ilgili talebini

tekrar dile getirip bu konuda yazılacak müzekkerenin takibi konusunda kendisine

takip yetkisi (elden takip) verilmesini talep etmiştir.

16. Cumhuriyet Başsavcılığı görüntü kayıtlarının celbi

için 12/6/2013 tarihinde Beyoğlu Emniyet Müdürlüğüne bir müzekkere yazmış ve bu

müzekkereyi muhataba teslim etmesi için başvurucu vekiline vermiştir.

17. Cumhuriyet Başsavcılığı 27/6/2013 tarihinde tanık

B.Ö.nün ifadesini almıştır. B.Ö. vermiş olduğu ifadesinde meraklarına istinaden

31/5/2013 tarihinde İstiklal Caddesi'ne gittiklerini, Galatasaray Lisesinin

bulunduğu sokakta dört beş Çevik Kuvvet polisi gördüklerini, kask takmaları

nedeniyle polislerin yüzlerinin görünmediğini, bir polis memurunun elinde biber

gazı kapsülü atan tüfek gördüğünü, çevrede yaklaşık 10.000 kişinin olduğunu,

bulundukları kafeteryadan sokağa çıktıkları sırada Çevik Kuvvet polislerinin

bulunduğu yerden atılan bir biber gazı kapsülünün başvurucunun kafasına isabet

ettiğini, başvurucunun bayıldığını, başvurucuyu kucağına alıp çıktıkları

kafeteryaya doğru yürüdüğünü, polis memurlarının biber gazı kullanmak ve taş

atmak suretiyle kendilerini kovaladığını, tanımadığı doktorların kafeterya

içinde başvurucuya dikiş atıp serum taktıklarını ve cankurtaran gelmeyince bir

vatandaşın aracıyla başvurucuyu hastaneye götürdüklerini söylemiştir.

18. Başvurucu, vekili aracılığıyla Cumhuriyet

Başsavcılığına verdiği 2/7/2013 tarihli dilekçesinde arkadaşlarından

öğrendiğine göre olayın saat 15.00-16.00 sıralarında gerçekleştiğini belirterek

görüntü kayıtlarının 13.00-17.00 saatleri için getirtilmesini istemiştir. Bu talep

uyarınca Cumhuriyet Başsavcılığı Beyoğlu Emniyet Müdürlüğüne yeni bir müzekkere

yazmıştır.

19. Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Emniyet Müdürlüğüne

gönderdiği 19/7/2013 tarihli yazıyla olayla ilgili MOBESE görüntüleri ile

olayın meydana geldiği yerde bulunan işyerlerine ait kamera görüntülerinin

temin edilmesini, başvurucunun iddialarının araştırılmasını, başvurucunun

bildirdiği tanıklar ile resen tespit edilecek kişilerin olayla ilgili

beyanlarının alınmasını, şüphelilerin açık kimlik bilgileri ile görev

yerlerinin belirlenmesini, ayrıca bu kişilerin fotoğraflarının CD ortamında

gönderilmesini istemiştir.

20. Kolluk görevlilerince düzenlenen 24/7/2013 tarihli

tutanağa göre güvenlik kameralarının celbi konusunda yazılan müzekkereye

İngiliz Başkonsolosluğu cevap vermemiş ancak talep edilen diğer görüntü

kayıtları elde edilmiştir. Bu kayıtlar, Yeni Çarşı Caddesi ile Meşrutiyet

Caddesi kesişiminde bulunan MOBESE kamerasının 18/6/2013 tarihinde saat

13.00-17.00 saatleri arasında kaydettiği görüntüleri içerir DVD'lerle birlikte

31/7/2013 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

21. Kolluk görevlilerince düzenlenen 5/9/2013 tarihli

tutanaktan bankalardaki güvenlik kameralarının altmış günlük, İngiliz

Başkonsolosluğunun güvenlik kameralarının ise on beş günlük kayıt yaptığı, bu

nedenle 1/6/2013 tarihine ait kayıtların elde edilemediği anlaşılmıştır.

22. Beyoğlu Emniyet Müdürlüğünün Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderdiği tarihsiz yazıda olay yeri çevresindeki MOBESE

kayıtlarının kırk beş günlük kayıt yaptığı ve bu nedenle olay gününe ait

kayıtların elde edilemediği belirtilmiştir.

23. Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun tedavisi ile

ilgili tüm belgeleri hastaneden temin edip yaralanmanın niteliği hakkında

İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğünden iki kez rapor almıştır.

i. 7/10/2013 tarihli rapor şöyledir:

“...Okan Göçer'[e] ait Okmeydanı E.A. Hastanesinin

01.06.2013 giriş, 21.06.2013 çıkış tarihli, 17961 sayılı raporunda; ateşli

silah yaralanması ifadesiyle geldiği, sol frontalde yaklaşık 8 cm kenarları

düzensiz ve yanık izleri olan altında kırık palpe edilebilen, şuuru kapalı

olduğu, entübe edildiği, operasyona alındığı, akut subdural hematomun

boşaltıldığı, arızasının,

Kişinin yaşamını tehlikeye SOKTUĞU,

Basit bir tıbbi müdahaleyle

giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte OLMADIĞI,

Kırığın yaşam fonksiyonlarına etkisi

AĞIR(5) derece olduğu kanaatini bildirir rapordur. ”

ii. 19/11/2013 tarihli raporda başvurucunun maruz kaldığı

eylem nedeniyle yaşamı tehlikeye girecek ölçüde yaralandığı ve olay nedeniyle

meydana gelen kemik kırığının yaşam fonksiyonlarına etkisinin ağır (4) olduğu

belirtilmiştir.

24. Başvurucu, vekili aracılığıyla Cumhuriyet

Başsavcılığına verdiği 14/2/2014 tarihli dilekçeyle İngiliz Başkonsolosluğunun

güvenlik kameralarına ait kayıtların Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla

istenmesini talep etmiştir.

25. Cumhuriyet Başsavcılığı, Gezi Parkı eylemleri olarak

bilinen olaylarla ilgili tüm şikâyetlerin bir arada değerlendirilmesi nedeniyle

başvurucunun yaralanması olayı hakkında yürütülen soruşturmanın sürüncemede

kaldığı sonucuna varmış ve 28/4/2015 tarihinde başvurucuyla ilgili soruşturmayı

ana soruşturmadan ayırmıştır.

26. Cumhuriyet Başsavcılığı İstanbul Emniyet Müdürlüğüne

yazdığı 22/6/2015 tarihli yazıyla 19/7/2013 tarihli müzekkerede yazılı

hususların yerine getirilmesini istemiştir. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, cevap

yazısının 5/11/2013 tarihinde gönderildiğini bildirmiştir.

27. Cumhuriyet Başsavcılığı İngiliz Başkonsolosluğuna

yazdığı 8/9/2015 tarihli yazıyla mevcut olması hâlinde soruşturmaya konu olayla

ilgili kamera görüntülerinin gönderilmesini istemiştir. Bu yazı, sonuncusu

22/6/2016 olmak üzere dört kez tekit edilmiştir.

28. Cumhuriyet Başsavcılığı 8/9/2015 tarihinde

başvurucunun ifadesine başvurmuştur. Başvurucunun verdiği ifadenin ilgili kısmı

şöyledir:

“...Meşrutiyet Caddesi ile Yeni Çarşı

Caddesinin kesişim noktasında idim. Yanımda arkadaşlarım vardı. Onlar gösteriye

katılmamızı istediler. Ben de onlarla birlikte kalabalığın içindeydim. Olayla

ilgili geniş bir dilekçe verdim. Bulunduğum yerde yoğun bir şekilde polis

tarafından gaz kullanılıyordu. Ben polisin elinde tüfekle nişan aldığını gördüm

ve arkadaşlar polis nişan alıyor kaçın diye bağırdım. Polisle aramda en fazla 15

metre mesafe vardı. Bana doğru ateş ettiği[ni] gördüm ve acıyla orada

bayıldım...”

29. İfade sırasında hazır bulunan başvurucu vekili;

olaydan sonra çok sayıda kamera görüntüsü topladığını, Cumhuriyet Başsavcılığı

aracılığıyla istenen kayıtların soruşturma dosyasında olması gerektiğini,

kendilerinde bulunan görüntü kayıtlarını sunacağını, izlediği kadarıyla

kayıtlarda gaz kapsülü atan tüfekle başvurucuya ateş eden polisin arkadan

çekilmiş görüntülerinin bulunduğunu ve bu nedenle anılan kişinin tespit

edilemediğini ifade etmiştir.

30. Başvurucu, vekili aracılığıyla Cumhuriyet

Başsavcılığına verdiği 5/11/2015 havale tarihli dilekçe ile daha önce toplanan

kamera kayıtlarının soruşturma dosyasında bulunmadığını bildirerek kendisindeki

kayıtları sunmuştur.

31. Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucu tarafından sunulan

görüntü kayıtlarını bilirkişiye inceletmiştir. Bilirkişi tarafından hazırlanan

ve 18/11/2015 tarihinde UYAP'a aktarılan 17/11/2015 tarihli raporda

görüntülerin ses kaydı içermediği, başvurucunun yaralanmasıyla ilgili herhangi

bir görüntü tespit edilemediği belirtilmiştir.

32. Cumhuriyet Başsavcılığı, şüphelilerin dava zamanaşımı

süresince araştırılması ve tespit edilmesi hâlinde Cumhuriyet Başsavcılığında

hazır edilmesi için 5/9/2016 ve 26/9/2016 tarihlerinde daimî arama kararı

vermiştir. Daimî arama kararlarında açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen

İstanbul Emniyet Müdürlüğünde çalışan ilgili kolluk görevlilerine yüklenen

suçlar nitelikli kasten yaralama ve görevi kötüye kullanma olarak

belirtilmiştir. İkinci daimî arama kararının soruşturmanın zamanaşımına

uğrayacağı tarihin ilk daimî arama kararında yanlış yazılması nedeniyle

verildiği değerlendirilmiştir. Zira soruşturmanın zamanaşımına uğrayacağı tarih

ilk kararda 1/6/2019, ikinci kararda ise 1/6/2021 olarak belirtilmiştir.

33. Kolluk görevlileri, şüphelilerin aranmasına rağmen

yakalanamadığına ilişkin olarak 23/9/2016 tarihinde bir tutanak tanzim

etmiştir.

34. Soruşturma derdesttir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

35. İlgili hukuk için bkz. Özlem Kır, B. No:

2014/5097, 28/9/2016, §§ 31-35; Yasin Ağca, B. No: 2014/13163,

11/5/2017, §§ 91-96; Özge Özgürengin, B. No: 2014/5218, 19/4/2018, §§

32-38; Melih Dalbudak, B. No:2016/16050, 13/2/2020, §§ 50-53, 62-65.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

36. Mahkemenin 13/1/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

37. Başvurucu öncelikle yaşam hakkı ile kötü muamele

yasağının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Bu iddiası kapsamında başvurucu;

i. Uluslararası standartlara ve biber gazı kullanımıyla

ilgili talimatlara aykırı şekilde gaz kullanıldığını, Gezi Parkı eyleri

sırasındaki gaz kullanımının hukuka aykırılığının Kamu Denetçiliği Kurumunca da

saptandığını,

ii. Yaralanmasından önce ve yaralandığı esnada yoğun

olarak biber gazına maruz kaldığını,

iii. Polisin keyfî ve haksız gaz kullanımı sonucu

yaralandığını, nitekim kendisi aleyhine hiçbir soruşturma yürütülmediğini,

iv. Olay günü Taksim Meydanı ve çevresinde cankurtaran ve

acil müdahale ekibi bulundurulmadığını, üstelik ana ulaşım yollarının trafiğe

kapatıldığını, bu nedenle cankurtaranın olay yerine gelemediğini,

v. Kendisine yönelik eylemin Cumhuriyet Başsavcılığınca

görevi kötüye kullanma suçu olarak nitelendirildiğini oysa söz konusu eylemin

teşebbüs aşamasında kalmış olası kasıtla öldürme suçunu oluşturduğunu,

vi. Yaralanmasıyla ilgili etkili ve yeterli bir

soruşturma yürütülmediğini öne sürmüştür.

38. Başvurucu ikinci olarak etkili başvuru hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiş ve bu iddiasıyla ilgili olarak suç duyurusunda

bulununcaya kadar hiçbir soruşturma işlemi yürütülmediğini, toplanan delillerin

kaybedildiğini, farklı yer ve zamanda meydana gelen eylemlerle ilgili üç yüzden

fazla şikâyetin birleştirildiğini, soruşturmanın başlamasından ancak iki yıl

sonra yaralanması olayı hakkında yürütülen soruşturmanın sürüncemede kaldığı

gerekçesiyle ayırma kararı verildiğini, bu hususların yaralanmasıyla ilgili

etkili bir soruşturma yürütülmediğinin ve yürütülmeyeceğinin göstergesi olduğunu,

soruşturmanın makul bir sürat ve özenle yürütülmediğini, aradan geçen süreye

rağmen soruşturmada hiçbir ilerleme olmadığını ve soruşturma kapsamında hiçbir

kolluk görevlisinin ifadesinin alınmadığını öne sürmüştür.

39. Bakanlık görüşünde; yaşam ve etkili başvuru hakları

ile kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarıyla ilgili olarak

başvurucunun kolluk görevlileri tarafından maddi ve manevi varlığına müdahale

edildiği iddiasıyla hukuk davası yoluna başvurarak daha etkin bir giderim

sağlamasının mümkün olduğu, başvurucunun idare aleyhine açtığı tam yargı

davasının reddedildiği, dosyanın temyiz incelemesi için Danıştayda olduğu ve

olağan hukuk yollarının tüketilmemiş olması sebebiyle başvurunun kabul edilemez

olup olmadığı hususundaki takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğu

belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca başvuru süresinin daimî arama

kararının verildiği tarihten başladığı öne sürülmüştür. Son olarak etkili

soruşturma yükümlülüğünün bir sonuç yükümlülüğü olmadığı, başvuruya konu

şikâyetin aydınlatılması için gerekli adımların atıldığı ve etkili soruşturma

yükümlülüğünün gereklerinin yerine getirildiği ifade edilmiştir.

40. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında ihlal

iddialarını tekrar edip Cumhuriyet Başsavcılığı görevlilerinin dosyanın

bilirkişide olduğunu söylediklerini, daimî arama kararının kendisine tebliğ

edilmediğini, anılan karardan 20/6/2017 tarihinde haberdar olduğunu iddia

etmiştir.

2. Değerlendirme

a. Hukuki

Nitelendirme ve İncelemenin Kapsamı Yönünden

41. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun yaşam ve etkili başvuru hakları ile kötü muamele yasağının

ihlal edildiğine ilişkin iddialarının özü; kolluk görevlilerinin haksız güç

kullanımı nedeniyle hayati tehlike geçirecek ölçüde yaralandığına, bu olayla

ilgili etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğine ve olay günü Taksim Meydanı

ve çevresinde cankurtaran ve acil müdahale ekibi bulundurulmadığı ve ana ulaşım

yolları trafiğe kapatıldığı için cankurtaranın olay yerine gelemediğine

ilişkindir. Bununla birlikte, başvuru dosyasında olay günü Taksim Meydanı ve

çevresinde cankurtaran ve acil müdahale ekibi bulundurulmadığına, üstelik ana

ulaşım yollarının trafiğe kapatıldığına ve bu nedenle cankurtaranın olay yerine

gelemediğine ilişkin iddianın incelenmesine imkân verecek ölçüde bilgi ve belge

bulunmamaktadır. Bu nedenle, kullanılan kamu gücünün netice itibarıyla ölümcül

olmasa bile başvurucunun yaşamını tehlikeye soktuğu dikkate alınarak

başvurucunun anılan ihlal iddialarının yaşam hakkının öldürmeme yükümlülüğüne

ilişkin maddi boyutu ile etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutu

kapsamında incelenmesinin gerekli ve yeterli olduğu değerlendirilmiştir.

Unutulmaması gerekir ki ölüm gerçekleşmese dahi bazı hâllerde başvurunun yaşam

hakkı çerçevesinde incelenebilmesi mümkündür (Mehmet Karadağ, B. No:

2013/2030, 26/6/2014, § 20) ve bu hâllerde başvurunun yaşam hakkı kapsamında

incelenip incelenmeyeceğinin tespitinde diğer faktörlerle birlikte kişiye karşı

kullanılan gücün derecesi, türü, kullanımının ardında yatan niyet ve amaç

birlikte değerlendirilir (Mustafa Çelik ve Siyahmet Şeran, B. No: 2014/7227,

12/1/2017, § 69).

42. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak

alınacak “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar

başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, yaşama... hakkına sahiptir.”

43. Anayasa’nın “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar

başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri...

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır.”

b. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

44. Kolluk görevlileri tarafından toplumsal olaylara

müdahale edilmesi sırasında atılan bir gaz fişeğinin neden olduğu yaralanma

hakkında yürütülen ceza soruşturmasının konu edildiği Özlem Kır

başvurusunda (anılan kararda bkz. §§ 41, 42) Anayasa Mahkemesi Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 55) ile Turan

Uytun ve Kevzer Uytun (B. No: 2013/9461, 15/12/2015, §§ 47, 48)

başvurularında verilen kararlara da atıf yaparak şu sonuçlara ulaşmıştır:

i. Kasıtlı fiiller, saldırı veya kötü muameleler sonucu

meydana gelen yaralama olaylarında devletin Anayasa'nın 17. maddesi gereğince

sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte

cezai soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır.

ii. Bu tür olaylar hakkında yürütülen idari ve hukuki

soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminata hükmedilmesi bu hak

ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir.

iii. Güvenlik güçlerinin güç kullanımı ile doğrudan

bağlantılı olup vücut bütünlüğüne yönelik bir eylemin gerçekleşme koşullarının

ve olası cezai sorumlulukların tereddüde mahal vermeyecek şekilde ortaya

konulması soruşturma yükümlülüğünün ayrılmaz bir gereğidir.

iv. Bireyler kendi inisiyatifleriyle hangi hukuk

yollarına başvurmuş olursa olsun bu tür eylemleriyle insanların yaşamını

yitirmesine veya vücut bütünlüklerinin zarar görmesine yol açtığı ileri sürülen

kamu görevlileri aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin

yargılanmaması Anayasa'nın 17. maddenin ihlaline neden olabilir.

45. Sözü edilen sonuçlar uyarınca başvurucu tarafından

açılan tam yargı davası, başvurucunun şikâyetleri yönünden başvurudan önce

tüketilmesi gereken bir başvuru yolu olarak değerlendirilmemiştir.

46. Bununla birlikte yaşama hakkı ile ilgili bir

soruşturmanın etkili olup olmadığı yönünden inceleme yapabilmek için -mutlak

surette gerekli olmasa da- yürütülen soruşturmanın makul bir süreyi aşmaması

şartıyla ilgili kamu makamları tarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi,

bireysel başvuru ile getirilen koruma mekanizmasının ikincil niteliğine uygun

olacaktır (Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848, 17/7/2014, § 77; Hüseyin

Caruş, B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 46). Ancak bir soruşturmanın

açılmayacağının, soruşturmada ilerleme olmadığının, etkili bir ceza

soruşturması yapılmadığının ve ileride de böyle bir soruşturmanın yürütüleceği

konusunda en ufak gerçekçi bir şans olmadığının farkına vardıkları veya

varmaları gerektiği andan itibaren, başvurucular tarafından yapılan bireysel

başvuruların kabul edilmesine karar verilmelidir (Rahil Dink ve diğerleri,

§ 77; Hüseyin Caruş, § 47).

47. Somut olayda başvurucunun bireysel başvuruda bulunmak

için ceza soruşturmasının sonuçlanmasını beklemesinin gerekip gerekmediğinin ve

bu bağlamda başvurunun süresinde yapılıp yapılmadığının değerlendirilmesi

gerekir. Ne var ki söz konusu değerlendirmenin yapılabilmesi başvurunun esası

hakkında inceleme yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu zorunluluk uyarınca kabul

edilebilirlik incelemesi esas incelemesi ile birlikte yapılacaktır.

c. Esas Yönünden

i. Genel

İlkeler

48. Yaşam hakkını güvence altına alan Anayasa'nın 17.

maddesi, devletin temel amaç ve görevlerinden birisinin de insanın maddî ve

manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak olduğunu

belirten Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete

birtakım negatif ve pozitif yükümlülükler yükler (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50).

49. Devletin negatif yükümlülüğü kapsamında kamusal bir

yetkiyle güç kullanan görevlilerin kasıtlı ve hukuka aykırı bir şekilde hiçbir

bireyin yaşamına son vermeme ödevi bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 51). Anılan bu yükümlülük, hem kasıtlı öldürme hem de kasıt

olmaksızın ölümle sonuçlanan güç kullanımı için geçerlidir (Cemil Danışman,

B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 44).

50. Öte yandan Anayasa’nın 17. maddesinin son fıkrasında

“meşru müdafaa hali”, “yakalama ve tutuklama kararlarının yerine

getirilmesi”, “bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi”, “bir

ayaklanma veya isyanın bastırılması” veya “olağanüstü hallerde

yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması” sırasında

silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda yaşam

hakkına yapılan müdahalenin hukuka uygun olduğu belirtilmiştir.

51. Anılan hüküm; temel hak ve hürriyetlerin özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği ve bu sınırlamaların

Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet'in

gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağını ifade eden Anayasa'nın

13. maddesi ile birlikte düşünüldüğünde kamusal bir yetkiyle güç kullanan

görevlilerin ancak Anayasa'da belirtilen amaçlara ulaşmak adına başka bir

çarenin kalmadığı mutlak zorunlu durumlarda ve karşı karşıya kalınan

güce nispeten ulaşılmak istenen amaç doğrultusunda orantılı bir biçimde

silahlı güç kullanabilmelerine izin verildiği söylenebilecektir (Cemil

Danışman, § 50).

52. Anayasa Mahkemesi, kamusal bir yetkiyle güç kullanan

görevlilerin mutlak zorunlu durumlarda ve orantılı bir biçimde

güç kullanıp kullanmadıklarını incelerken başlıca şu prensipleri nazara

almaktadır:

i. Silahlı güç güç kullanımına ilişkin eylemler

değerlendirilirken kamu gücünü kullanan görevlilerin eylemleri yanında söz

konusu eylemlerin planlanması ve kontrolü dâhil olayın bütün aşamaları dikkate

alınmalıdır (Nesrin Demir ve Diğerleri, B. No: 2014/5785, 29/9/2016, §

108). Ayrıca somut olayın hangi koşullarda gerçekleştiğinin ve nasıl bir seyir

izlediği gözönünde bulundurulmalıdır (Cemil Danışman, § 57).

ii. Ölümle sonuçlanan olayın gerçekleşme şartlarının

dikkate alınması, kendisine karşı güç kullanılan kişinin önceki eylemleri ile

kendisinin yarattığı tehlike de hesaba katılmalıdır (Cemil Danışman, §

63).

53. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yakalamayı

gerektiren durumlarda ve gösteriye katılanların kendi tutumundan dolayı

fiziksel güce başvurmak da mümkündür. Ancak bu durumda dahi bu tür bir güce

sadece kaçınılmaz hâllerde ve orantılı olmak koşuluyla başvurulabilir (Ali

Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 82).

54. Toplumsal olaylara kolluk görevlilerinin müdahalesi

sırasında ortaya çıkan panik ve kargaşada, bu olaylara katılan ancak müdahale

edilmesi gerekmeyen veya katılmayıp olayın meydana geldiği yerin ya da müdahale

alanının yakınında bulunan kişilerin de müdahaleden etkilenmesi olasıdır. Bu

durumda kolluk görevlilerinin kontrollü hareket etmesi ve müdahaleyi gerektiren

durumu yaratan kişiler dışındakilerin müdahaleden etkilenmemesi için gerekli

tedbirleri alması beklenir. Ancak müdahalenin oluşturduğu kargaşa ve panik

ortamında bu tedbirlerin kolluk görevlileri tarafından her zaman mutlak olarak

uygulanmasının zorluğu da kabul edilmelidir (Ali Rıza Özer ve diğerleri,

§ 94).

55. Göz yaşartıcı gaz silahlarının uygun olmayan bir

şekilde ateşlenmesi sonucunda gaz fişeklerinin ölümlere ya da yaralanmalara yol

açma riski bulunması nedeniyle ateşli silah kullanımına ilişkin olarak kabul

edilen ilkelerin uygun düştüğü ölçüde bu silahların kullanımında da

değerlendirme kriteri olarak dikkate alınması gerekir (Turan Uytun ve Kevzer

Uytun, § 59).

56. Öldürücü gücün Anayasa'da belirtilen hâllerde ve

başka şekilde müdahale olanağı kalmaması nedeniyle son çare olarak kullanılması

zorunluluğu ve yaşam hakkının dokunulmaz niteliği, ölümle sonuçlanabilecek bir

güç kullanımı söz konusu olduğunda bunun gerekliliğinin ve orantılılığının çok

sıkı bir şekilde denetlenmesini gerektirir (İpek Deniz ve diğerleri, B.

No: 2013/1595, 21/4/2015, § 117).

57. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif

yükümlülüklerinin usule ilişkin yönü ise şüpheli her ölüm olayının

sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek

etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Yürütülecek bu soruşturmanın

temel amacı yaşam hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını,

kamu görevlilerinin müdahalesiyle veya onların sorumlulukları altında meydana

gelen ya da diğer bireylerin fiilleriyle gerçekleşen ölümler nedeniyle

ilgililerin hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §

54).

58. Güç kullanımı sonucu meydana gelen ölüm olayları

hakkında yürütülmesi gereken soruşturma şüphesiz ceza soruşturmasıdır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).

59. Bununla birlikte etkili soruşturma yükümlülüğü bir

sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür.

Anayasa'nın 17. maddesi başvuruculara üçüncü kişileri bir suç nedeniyle

yargılatma ya da cezalandırma hakkı vermediği gibi devlete tüm yargılamaları

mahkûmiyetle sonuçlandırma ödevi de yüklemez (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 56).

60. Şüpheli bir ölüm olayı hakkında yürütülen ceza

soruşturmasının Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği etkinlikte olduğunun

kabul edilebilmesi için;

-Kamu görevlilerinin güç kullanımı sonucu gerçekleşen

ölümler yönünden soruşturma makamlarının olaya karışmış olabilecek kişilerden

bağımsız olması (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 96),

-Soruşturma makamlarının olaydan haberdar olur olmaz,

resen harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumluların

belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 57),

-Soruşturma sürecinin kamu denetimine açık olması ve

meşru menfaatlerini korumak için ölen kişinin yakınlarının soruşturma sürecine

gerekli olduğu ölçüde katılabilmeleri (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §

58),

-Soruşturmanın makul bir özen ve süratle yürütülmesi (Salih

Akkuş, B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 30)

-Soruşturma makamlarınca olayın sebebinin objektif

analizinin yapılması ve soruşturma sonucunda alınan kararın elde edilen tüm

bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması -olayda güç

kullanımı var ise kararın ayrıca yaşam hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’nın

aradığı zorunlu bir durumdan kaynaklanan ölçülü bir müdahale olup olmadığına

yönelik bir değerlendirme içermesi- (Cemil Danışman, § 99) gerekir.

61. Sözü edilen ilkeler ölümün gerçekleşmediği ancak

yaşam hakkı kapsamında incelenen olaylar için de geçerlidir.

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

62. Başvurucu ateşli silahla yaralandığı iddiasıyla ve

şuuru kapalı bir vaziyette hastaneye götürülmesine rağmen görevini yaptığı

sırada bir suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşması hâlinde durumu

yetkili makamlara bildirmekle görevli sağlık mesleği mensuplarının olayı

soruşturmaya yetkili mercilere bildirmedikleri, hastanede görevli polisin de

öğrendiği olay hakkında herhangi bir işlem yapmadığı anlaşılmıştır. Nitekim

Cumhuriyet Başsavcılığı ancak başvurucunun olaydan dokuz gün sonra vekili

aracılığıyla yaptığı şikâyet üzerine soruşturma başlatabilmiştir.

63. Yürütülen soruşturma kapsamında başvurucunun talebi

üzerine bazı MOBESE ve işyeri kameralarına ait görüntülerin tespit edildiği,

başvurunun yaralanmasıyla ilgili adli rapor aldırıldığı, başvurucunun

dinlenmesini talep ettiği tanıklardan birinin ifadesine başvurulduğu ve

başvurucu tarafından sunulan görüntü kayıtlarının bilirkişiye incelettirildiği

görülmüştür. Ne var ki;

- Başvurucunun tanık olarak gösterdiği A.Ç.nin ifadesine

başvurulmamıştır.

- Ana soruşturma kapsamında İstanbul Emniyet Müdürlüğü

ile medya kuruluşları ve haber ajanslarından temin edilenler de dâhil protesto

gösterileri kapsamında meydana gelen eylemlerle ilgili fotoğrafları ve kamera

kayıtlarını içerir CD'ler ile DVD'lerin başvurucunun yaralanmasıyla ilgili

görüntü içerip içermediği araştırılmamıştır.

- Başkalarının 1/6/2013 tarihli yaralanmalarıyla ilgili

olarak 1/6/2013 tarihinde saat 09.00 ile 2/6/2013 tarihinde saat 09.00 arasında

Taksim Meydanı ve çevresinde görevli Çevik Kuvvet gruplarına ait çizelgeler ana

soruşturma kapsamında temin edilmesine rağmen olay günü olay yeri çevresinde

görevli Çevik Kuvvet polislerinin ifadesi alınmamıştır.

64. Öte yandan temin edilen kamera kayıtları kaybedilmiş;

kolluk görevlilerince düzenlenen 5/9/2013 tarihli tutanakta İngiliz

Başkonsolosluğunun güvenlik kameralarının on beş günlük kayıt yaptığı, bu

nedenle 1/6/2013 tarihine ait kayıtların elde edilemediği belirtilmesine rağmen

söz konusu kamera görüntülerinin temini için beyhude yazışmalar yapılmıştır.

Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen olaylarla ilgili tüm şikâyetlerin bir arada

değerlendirilmesi hâlinde başvurucunun yaralanması olayı hakkında yürütülen

soruşturmanın sürüncemede kalacağı açık olmasına rağmen birleştirme kararı

verilmiş, bu yüzdenbaşvurucunun yaralanmasıyla ilgili olarak 2013 yılı Kasım

ayından sonra 2015 yılına kadar hiçbir işlem yapıl(a)mamıştır. En nihayetinde

başvurucunun yaralanmasıyla ilgili soruşturma 28/4/2015 tarihinde ana

soruşturmadan ayrılmıştır.

65. Yapılan soruşturma işlemleri dikkate alındığında

soruşturmanın başından pek de makul makul edilemeyecek bir süre -3 yıl 2 ay 25

gün- sonra Cumhuriyet Başsavcılığı, şüphelilerin tespit edilemediği

gerekçesiyle 5/9/2016 tarihinde daimî arama kararı vermiş, sonrasında verdiği

daimî arama kararından sonra da soruşturmanın ilerlemesini sağlayan herhangi

bir işlem tesis etmemiştir. Bu koşullar altında başvurunun vaktinden önce

yapıldığını söylemenin mümkün olmadığı, başvuruda başvuru yollarının

tüketilmesi ve süre aşımı yönlerinden herhangi bir eksiklik bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.

66. Esasa ilişkin yapılan değerlendirme sonunda ise

başvuruya konu soruşturmanın resen başlatılmaması, olayı aydınlatabilecek ve

sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delillerin tespit edilmemesi

ve soruşturmanın makul bir özen ve süratle yürütülmemesi nedenleriyle yaşam

hakkının usul boyutunun ihlal edildiği kanaatine ulaşılmıştır.

67. Başvuru kabul edilebilir olduğuna göre şimdi yaşam

hakkının öldürmeme yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutu incelenmelidir.

68. Somut olayda başvurucu, kolluk görevlileri tarafından

kullanılan bir gaz silahından çıkan fişeğin başına isabet etmesi sonucu hayati

tehlike geçirecek şekilde yaralandığını iddia etmiş olup bu iddia tanık B.Ö.nün

ifadesi (bkz. § 17) ile soruşturma dosyasında mevcut tıbbi belge ve adli raporlarla

(bkz. §§ 9, 23) doğrulanmıştır. Ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun

kolluk görevlilerinin güç kullanımı sonucu yaralandığını değerlendirerek açık

kimlik bilgileri tespit edilemeyen ve İstanbul Emniyet Müdürlüğünde çalışan

ilgili kolluk görevlileri hakkında daimî arama kararları vermiştir (bkz. § 32).

Bu durumda öncelikle Anayasa’da belirtilen amaçlara ulaşmak adına başka bir

çarenin kalmadığı mutlak zorunlu bir durumda ve güç kullanılarak ulaşılmak

istenen amaç ile karşı karşıya kalınan güce nispeten ölçülü bir biçimde güç

kullanılıp kullanılmadığının belirlenmesi gerekir.

69. Kolluk görevlilerince düzenlenen tutanaklarda ne söz

konusu gaz fişeklerini atan silahların kim tarafından, nerede, nasıl ve neden

kullanıldığına ne de başvurucunun nasıl yaralandığına dair bir açıklama yer

almaktadır. Ayrıca olay hakkında yürütülen soruşturma da bahse konu silahların

mutlak zorunlu bir durumda kullanıldığını ortaya koyamamıştır. Bu nedenle

başvurucunun ciddi biçimde yaralanmasına neden olan güç kullanımının mutlak

zorunlu bir durumda vuku bulduğu söylenemez.

70. Anılan tespit sonrasında incelenmesi gereken husus,

gaz silahı kullanan kolluk görevlilerinin bu konuda bir eğitim almış olup

olmadığı ile operasyonun planlama ve kontrolü kapsamında yürütülen işlemlerin

ve alınan tedbirlerin neler olduğu, kolluk görevlilerinin zor kullanma

yetkisini düzenleyen mevzuatın bu silahların keyfî ve aşırı kullanımına engel

olacak ve kişiyi istenmeyen kazalara karşı koruyacak güvenceleri içerip

içermediğidir. Ne var ki Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturmadaki

eksiklikler zikredilen hususta bir değerlendirme yapılmasına imkân

vermemektedir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Özlem Kır kararı).

71. Sonuç olarak müdahaleyi gerektiren bir duruma sebep

olan kişilerden olduğu ortaya konulamayan başvurucunun bu müdahaleden

etkilenmemesi için kolluk görevlilerinin gerekli tedbirleri almadıkları ve

olaya müdahaleleri sırasında kontrolsüz bir şekilde gaz fişeği atmak suretiyle

yaralanmasına sebep oldukları kanaatine varılmıştır.

72. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının maddi ve usul

boyutlarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Toplantı ve

Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

73. Başvurucu; olay günü barışçıl gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkını kullanmak için Taksim Meydanı'na gitmeye çalıştığını, hukuka

aykırı bir eylemi olmamasına rağmen daha toplanma alanına ulaşamadan kolluğun

müdahalesi ile karşılaştığını ve müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesine göre

ölçülü olmadığını belirterek toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

74. Bakanlık görüşünde; Gezi Parkı eylemlerinde çok

sayıda göstericinin katılımıyla yasa dışı bir gösteri organize edildiğine, bu

sırada göstericiler tarafından gerek polis memurlarına gerekse bireylere ait

mal varlıklarına ciddi saldırılar yapıldığına, eylemlerin sürdüğü alanlara

girmeden önce kolluk görevlilerinin anons yaptığına ve polisin defaatle

uyarmasına rağmen dağılmayan eylemcilerin izinsiz gösteri yapmaya devam

ettiğine işaret edilerek devlet görevlilerinin hem toplantı ve gösteri yürüyüşü

yapanların hem de halkın güvenliğini sağlama yükümlülüğü bulunduğu, toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal

ihtiyaca yönelik olduğu gibi demokratik toplum düzeninin gereklerine de uygun

olduğu belirtilmiştir.

75. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında ihlal

iddialarını yinelemiştir.

2. Değerlendirme

76. Başvurucu, barışçıl gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkını kullanmak için Taksim Meydanı'na gitmeye çalıştığını ve hukuka aykırı

bir eylemi olmamasına rağmen daha toplanma alanına ulaşamadan kolluğun

müdahalesi ile karşılaştığını öne sürmüştür ancak tanık B.Ö. meraklarına

istinaden başvurucuyla İstiklal Caddesi'ne gittiklerini ve bulundukları

kafeteryadan sokağa çıktıkları sırada Çevik Kuvvet polislerinin bulunduğu yerden

atılan bir biber gazı kapsülünün başvurucunun kafasına isabet ettiğini beyan

etmiştir. Bu nedenle başvurucunun barışçıl gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını

kullanmak için olayın meydana geldiği yere gittiğini ve söz konusu hakka

kollukça müdahale ediğine ilişkin iddiasını, sözü edilen iddianın incelenmesine

imkân verecek ölçüde temellendiremediği sonucuna varılmıştır.

77. Açıklanan gerekçelerle toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkının ihlal edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

78. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

79. Başvurucu ihlalin tespit edilmesini istemiş ve

500.000 TL maddi tazminat ile 500.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

80. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

81. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

82. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili

mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki

benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla

yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim

yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına

bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden

yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal

yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı

nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını

gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§

58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

83. İncelenen başvuruda güç kullanılmasını gerektiren bir

duruma sebep olan kişilerden olduğu ortaya konulamayan başvurucunun bu

müdahaleden etkilenmemesi için kolluk görevlilerinin gerekli tedbirleri

almamaları ve olaya müdahaleleri sırasında kontrolsüz bir şekilde gaz fişeği

atmak suretiyle başvurucunun yaralanmasına sebep olmaları ve bu olay hakkında yürütülen

ceza soruşturmasının etkisizliği nedeniyle yaşam hakkının maddi ve usul

boyutlarının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin kolluk

görevlilerinin eylemi ile bu eylemle ilgili soruşturma kapsamında Cumhuriyet

Başsavcılığının işlemlerinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

84. Bu durumda yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarının

ihlaline bağlı sonuçların ortadan kaldırılması için 6216 sayılı Kanun'un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre yapılması gerekenlere hükmedilmelidir.

Bu sebeple kararın bir örneğinin başvuruya konu ceza soruşturmasında tespit

edilen eksikliklerin giderilmesi için Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine

karar verilmesi gerekmektedir.

85. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün

sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için yaşam hakkının madi ve usul

boyutlarının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan

manevi zararları karşılığında başvurucuya net 80.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

86. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi

için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

87. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve

3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.857,50 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiği

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal

edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının maddi boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için soruşturmadaki eksiklikleri tamamlamak

üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (Sor.2015/57704) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 80.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 257,50 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.857,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 13/1/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Rıdvan GÜLEÇ Basri BAĞCI Raportör : Murat İlter DEVECİ Başvurucu : Okan GÖÇER Vekili : Av. Emine EREL SAVGA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/29596, 13 Ocak 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. V. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Yaşam
  14. B. Toplantı ve
  15. C. 6216 Sayılı
  16. A. 1. Yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiği
  17. C. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının ihlalinin
  18. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  19. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/29596
Tarih
13 Ocak 2021

İlgili Kararlar

  • K.m. Başvurusu (B. No: 2017/29838)
  • Salih Savran Başvurusu (B. No: 2018/12600)
  • İdris Baluken Başvurusu (B. No: 2017/22387)
  • H.b. Başvurusu (B. No: 2018/20873)
  • Halis Uluer Başvurusu (B. No: 2018/12576)
  • Şehmus Altuğrul Başvurusu (B. No: 2017/38317)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.