İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Öztürk Türkdoğan Başvurusu (B. No: 2021/36373)

1. Başvuru, ulusal bir gazetede yayımlanan bir haberde

Başvuru No2021/36373Tarih21 Haziran 2023Okuma16 dk · 3.264 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Öztürk Türkdoğan Başvurusu

Karar tarihi
21 Haziran 2023
Başvuru Numarası
2021/36373
R.G. Tarih ve Sayı
20/10/2023-32345
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.264 kelime·16 dk okuma·6 bölüm

I. BAŞVURUNUN

ÖZETİ

1. Başvuru, ulusal bir gazetede yayımlanan bir haberde

hakkında kullanılan ifadeler nedeniyle açtığı manevi tazminat davasının

reddedilmesinin başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakkını ihlal ettiği

iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu 1970 doğumlu olup avukattır. 2002 yılından

bu yana İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkez Yönetim Kurulu üyesi olan başvurucu,

2008 yılından beri ismi geçen Derneğin genel başkanlığını yapmaktadır.

3. İHD 1986 yılında kurulmuş olup kuruluş amacı “insan

hak ve özgürlükleri konusunda çalışmalar yapmak” şeklinde açıklanmıştır.

Derneğin kurucuları arasında tutuklu ve hükümlü yakınlarının yanı sıra yazar,

gazeteci, doktor, avukat, mimar, mühendis ve akademisyen gibi çeşitli meslek

dallarından kişiler yer almaktadır. İHD kuruluşundan bu yana ülkesel ve küresel

anlamda insan hakları ile ilgili uygulamaları gözlemleyerek tespitlerini

raporlar hâlinde kamuyla paylaşmaktadır. Yine toplumda insan hakları bilinci

oluşturmak amacıyla çeşitli faaliyetler, genel af, ölüm cezası, savaş

karşıtlığı, barış, düşünce özgürlüğü, gözaltında kaybetmeler, faili meçhul

ölümler, işkence ve kötü muamele, ceza infaz kurumları, çalışma yaşamı gibi

alanlarda ülke çapında kampanyalar düzenlemektedir.

4. Başvurucu hakkında ulusal bir gazetenin ilk sayfasında

yayımlanan 7/12/2018 tarihli haberde "Avrupa Parlamentosunda Terör

Şovu" başlığı altında “Avrupa Parlementosu adeta teröristlerin

toplanma mekanı oldu. Baştan sona Türkiye düşmanlığı yapılan bir konferansa

teröristbaşı Öcalan’ın avukatları [M.Ş.], [İ.B.] ve PKK

destekçileri Öztürk Türkdoğan ile [G.Y.] de çağırıldı. Terör örgütünün

ele başlarından [Z.A.n]ın katılımı ise son anda engellendi.”

ifadeleri kullanılmıştır. Gazetenin iç sayfasında ve ilgili internet sitesinde

haber "Avrupa Parlamentosunda PKK Şovu" başlığı ile şu şekilde

yayımlanmıştır:

“Avrupa Birliği'nin (AB) kalbi Brüksel,

yine skandal bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Avrupa Parlamentosunda (AP)

düzenlenen sözde ‘Kürt Konferansı’ terör örgütü PKK’nın

şovuna dönüştü. Toplantıya eski milletvekili [A.B.], İHD Eş Genel Başkanı

Öztürk Türkdoğan … katıldı.

[...] Skandal toplantıda konuşan İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan,

terörist başı [Ö.yü] savunarak Türkiye’nin 'kendi kanunlarını

uygulamadığını' iddia etti. Öcalan’ın tecrit altında olduğunu iddia eden

Türkdoğan, 'Eğer İmralı’daki sorun çözülemezse, diğer cezaevlerindeki

sorunların çözüleceğine inanmıyorum' dedi…”

5. Başvurucu mezkûr haberde kullanılan ifadeler sebebiyle

kişilik haklarının zarar gördüğünü iddia ederek haberin yazarı ve gazete

aleyhine manevi tazminat davası açmıştır. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi,

haberin içerik itibarıyla ifade özgürlüğü ve onun özel görünümü olan basın

özgürlüğü kapsamında kaldığını değerlendirmiş; başvurucunun kişilik haklarına

herhangi bir saldırının gerçekleşmediği sonucuna vararak 28/1/2020 tarihinde

davanın reddine karar vermiştir.

6. İlk derece mahkemesi kararının istinaf edilmesi

üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi; PKK terör örgütü hakkındaki haberlerin

kamuyu her zaman yakından ilgilendirdiğini, başvurucunun da İHD başkanı olarak

kamusal bir figür olduğunu değerlendirmiştir. Bu bağlamda söz konusu

toplantının ve bu toplantıda yapılan konuşmaların haber niteliği taşıdığını,

başvurucunun da konumu itibarıyla hakkındaki sert eleştirilere katlanmak

zorunda olduğunu kabul etmiştir. Sonuç olarak ihtilaflı haberin ifade özgürlüğü

sınırları içinde kaldığı kanaatine varmış ve 8/6/2021 tarihinde istinaf

talebinin reddine kesin olarak karar vermiştir.

7. Başvurucu 9/8/2021 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

8. Başvurucu; söz konusu haber nedeniyle öncelikle gazete

yetkilileri ile haberin yazarı aleyhine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç

duyurusunda bulunduğunu, ardından habere erişimin engellenmesi amacıyla sulh

ceza hâkimliğine başvuru yaptığını beyan etmiştir. Başvurucuya göre ihtilafın

odağındaki haber kamuyu bilgilendirme amacı taşımayıp şahsını karalama, hedef

gösterme ve gerçekleri çarpıtma amaçlıdır. Suç duyurusu hakkında takipsizlik kararı

verilip erişimin engellenmesi yönündeki talebin reddedildiğini belirten

başvurucu, mezkûr haberde hakkında kullanılan ifadeler sebebiyle açtığı manevi

tazminat davasının reddedilmesinin şeref ve itibarının korunması hakkını ihlal

ettiğini iddia etmiştir.

9. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) Bakanlık görüşünde, ifade

özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasında adil bir denge kurulup

kurulmadığının değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu,

Bakanlık görüşüne karşı beyanında bireysel başvuru formunda ileri sürdüğü

iddiaları yinelemiştir.

10. Başvurucunun iddialarının bir bütün olarak şeref ve

itibarın korunması hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

Bireyin şeref ve itibarı, Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen manevi

varlık kapsamında değerlendirilmektedir. Devlet, bireyin manevi varlığının

bir parçası olan şeref ve itibara keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü

kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür. Üçüncü kişilerin şeref ve itibara

müdahalesi, somut olaydaki gibi görsel ve işitsel yayınlar yoluyla da olabilir.

Anayasa Mahkemesi pek çok kararında kişinin görsel ve işitsel yayın yoluyla bir

kamuoyu tartışması çerçevesinde eleştirilmesi durumunda dahi o kişinin şeref ve

itibarının manevi bütünlüğünün bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini

vurgulamıştır (Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33; Nilgün

Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 41; Bekir Coşkun [GK], B.

No: 2014/12151, 4/6/2015, § 45).

11. Somut olayda başvurucunun şeref ve itibarının

korunması hakkı ile davalıların ifade özgürlüğü ile bunun özel görünümü olan

basın özgürlüğünün çatıştığı görülmektedir. Bu tarz uyuşmazlıklarda

mahkemelerce yapılması gereken, çatışan iki değer arasında adil bir denge

kurmaktır (bu konuda genel ilkeler için bkz. İlhan Cihaner (2), B. No:

2013/5574, 30/6/2014, §§ 65-73). Bu dengeleme yapılırken dikkate alınması

gereken ölçütler genel olarak şunlardır:

i. İfadelerin kim tarafından dile getirildiği (Nihat

Zeybekci, B. No: 2015/5633, 8/5/2019, § 29; Kemal Kılıçdaroğlu, B.

No: 2014/1577, 25/10/2017, § 59)

ii. Hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük derecesi ile

ilgili kişinin önceki davranışları, katlanması gereken, kabul edilebilir

eleştiri sınırlarının sade bir vatandaş ile karşılaştırıldığında daha geniş

olup olmadığı (hedef alınan kişinin kamusal yetki kullanan bir görevli olması

nedeniyle yapılan değerlendirmelerin bulunduğu kararlar için bkz. Ali Suat

Ertosun (7), B. No: 2014/1416, 15/10/2015, § 36; Zübeyde Füsun Üstel ve

diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, §§ 128, 129; Nilgün

Halloran, § 45; İlhan Cihaner (2), § 82; Kadir Sağdıç [GK],

B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 60-66; hedef alınan kişinin siyasetçi olması

nedeniyle yapılan değerlendirmelerin bulunduğu kararlar için bkz. Bekir

Coşkun, §§ 66, 67; Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503,

27/10/2015, § 56; Kemal Kılıçdaroğlu, §§ 59- 61)

iii. İfadelerin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı

sağlayıp sağlamadığı, kamu ile diğer kişilerin düşünce açıklamaları karşısında

sahip oldukları hakların ağırlığı (Bekir Coşkun, § 69; Çetin Doğan

(2) [GK], B. No: 2014/3494, 27/2/2019, § 62; Ergün Poyraz (2), § 56;

Kadir Sağdıç, §§ 60-66; İlhan Cihaner (2), §§ 66-73; Nihat

Zeybekci, § 32)

iv. Kamuyu bilgilendirme değeri, toplumsal ilginin varlığı

ve konunun güncel olup olmadığı (Seray Şahiner Özkan, B. No: 2016/6439,

9/6/2021, § 44; İbrahim Okur (2), B. No: 2018/12363, 26/5/2021, § 28)

v. Şikâyetçinin kendisine yöneltilen ifadelere cevap

verme olanağının bulunup bulunmadığı (Temel Coşkun, B. No: 2017/1632,

29/1/2020, § 33; Şaban Sevinç (2), B. No: 2016/36777, 26/5/2021, § 42; Nihat

Zeybekci, § 39)

vi. İfadelerin hedef alınan kişinin hayatı üzerindeki

etkisi (Ali Suat Ertosun (2), B. No: 2013/1592, 20/5/2015, § 33; Hüseyin

Kocabıyık, B. No: 2020/15593, 22/11/2022, § 24)

vii. Cezalandırmaya konu edilen ifadelerin kullanıldığı

bağlamından koparılıp koparılmadığı (Nilgün Halloran, § 52; Bekir

Coşkun, §§ 62, 63; Önder Balıkçı, B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 45;

Nihat Zeybekci, § 36)

viii. Başvurucunun yaptırıma maruz kalma endişesinin

kendisi üzerinde caydırıcı etki yaratıp yaratmayacağı (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Ergün Poyraz (2), § 79; Kemal Kılıçdaroğlu

ve Cumhuriyet Halk Partisi, B. No: 2014/12482, 8/5/2019, § 46)

ix. Dava konusu söylemlerin maddi vakıaların açıklanması

veya değer yargısı olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği (Deniz

Karadeniz ve diğerleri [GK], B. No: 2014/18001, 6/2/2020, §§ 48,49; Durmuş

Fikri Sağlar (2) [GK], B. No: 2017/29735, 17/3/2021, § 50)

12. Başvuru konusu haber, Avrupa Birliği'nin önemli

kurumlarının başında gelen Avrupa Parlamentosunda yaklaşık yirmi yıldır her

sene düzenli olarak organize edilen Kürt Konferansı ve bu konferansta

başvurucunun yaptığı açıklamalara ilişkindir. Başvurucu, İHD genel başkanı

sıfatıyla katıldığı, Brüksel'de gerçekleşen toplantıda A.Ö.nün tecrit altında

tutulduğunu, ceza infaz kurumlarındaki uygulamalarda devletin kendi kanunlarına

aykırı hareket ettiğini beyan etmiş; bir anlamda temsil ettiği Derneğin

ilgilendiği başlıca meselelerle ilgili olarak uygulamaya dönük eleştirilerini

paylaşmıştır. Başvurucuya göre İmralı'da hukuka aykırı uygulamalar sona

ermedikçe ülkedeki diğer ceza infaz kurumlarındaki sorunların çözüme kavuşması

uzak bir ihtimaldir.

13. Türkçe adı Kürdistan İşçi Partisi olan PKK'nın

silahlı bir terör örgütü olduğu, ulusal ve pek çok uluslararası makam

tarafından kabul edilmiş bir olgudur. Yine A.Ö.nün de PKK'nın kurucu lideri

olduğu herkesçe bilinmektedir. Anılan örgütün gerçekleştirdiği şiddet içerikli

eylemler ve savunduğu bölücü amaçlar dolayısıyla anayasal düzene, millî

güvenliğe, kamu düzenine, kişilerin can ve mal güvenliğine yönelik ağır tehdit

oluşturduğu dikkate alındığında PKK terör örgütü onlarca yıldır Türkiye'nin en

hayati sorunlarından birini teşkil etmektedir (Gülser Yıldırım (2) [GK],

B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 7-18; Leyla Güven [GK], B. No:

2018/26689, 7/4/2022, § 9).

14. Bu bağlamda Avrupa Birliği'nin merkezinde düzenlenen

uluslararası katılıma açık bir Kürt Konferansı'nın kamusal ilgi barındıran bir

konu olduğu ve ülkenin demokratikleşmesi bağlamında yapılan, kamu yararı son

derece yüksek olan bir tartışmaya katkı sunduğu kabul edilmelidir. Şu hâlde

başvuru konusu haberin basın özgürlüğü korumasından geniş ölçüde yararlanması gerektiği

şüphesizdir. Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında altını çizdiği üzere basın

özgürlüğü, kamuoyuna çeşitli fikir ve tutumların iletilmesi ile bunlara ilişkin

bir kanaat oluşması için en iyi araçlardan biridir (İlhan Cihaner (2),

§ 63; Seray Şahiner Özkan, § 31; Cem Atmaca, B. No: 2018/6030,

8/9/2021, § 30).

15. Öte yandan başvurucu, hakkında yapılan haberin

kendisini toplum nezdinde hedef gösterdiği ve gerçeğe aykırı olduğu

gerekçesiyle şeref ve itibarının korunması hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür. Başvurucunun bahsi geçen toplantıya katıldığı ve alıntı yapılarak

haberde yer verilen ifadeleri konferansta sarf ettiği uyuşmazlık konusu

değildir. Buna ilaveten davalı gazete, her yıl düzenlenen toplantının asıl

amacının PKK terör örgütü propagandası ve Türkiye düşmanlığı olduğunu ileri

sürerek toplantıya katılan ve terör örgütünün kurucu liderinin ceza infaz

kurumu koşulları hakkında birtakım eleştirilerini paylaşan başvurucunun terör

örgütü destekçisi olduğunu iddia etmiştir.

16. Somut olayın kendine has şartlarında davalı gazetenin

başvurucuya eleştiri sınırını aşan bir saldırıda bulunup bulunmadığı

incelenmelidir. Bu bağlamda eldeki başvuruda taraflar arasındaki en temel

ihtilaf, başvuru konusu haberin maddi vakıaların açıklanması veya değer yargısı

olarak nitelendirilmesi ile ilgilidir. Maddi olgular ispatlanabilse de değer

yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı dikkate alınmalıdır (İlhan

Cihaner (2), § 64; Hasip Kaplan (2), B. No: 2014/2420, 8/11/2017, §

36). Bununla beraber yeterli bir olgusal temeli olması beklenmekle birlikte

yargılamaya konu bir yazının bütün olarak ele alındığında kamu yararını

ilgilendirmesi, değer yargısı kavramının geniş yorumlanması gerekliliğini

ortaya çıkarabilir. Bir suç isnadının sağlam bir nedene dayandığının ortaya

konmasında aranan kesinlik derecesinin kamu yararı ile ilgili bir konuda

gazetecilerin değer yargısı içeren ifadeleri bakımından da aranmasını beklemek

basın özgürlüğünün amacı ile bağdaşmaz (Yıldız Oto Ağca (3), B. No:

2014/1032, 29/6/2016, § 22). Bu açıklananlar ışığında davalı gazetenin

başvurucu hakkında haberde kullandığı ifadelerin değer yargısı niteliğinde

olduğunu yorumlamak mümkündür.

17. Anayasa Mahkemesi, bir haberde hedef alınan kişinin

ünlülük derecesi ve haber veya makalenin konusuyla ilgili olarak siyasetçilerin

ve kamu görevlilerinin özellikle görevleriyle ilgili ya da toplumun genelini

ilgilendiren konularda şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkı yönünden

diğer bireylere nazaran daha dar bir korumadan yararlanacaklarını kabul

etmektedir (Hasip Kaplan (2), § 35). Başvurucu, insan hakları savunucusu

kimliğiyle sivil toplum kuruluşları çevresinde tanınan bir şahsiyettir. Nitekim

Uluslararası Ceza Mahkemesi Türkiye Koalisyonu sözcülüğü; İnsan Hakları Ortak

Platformu Yönetim Kurulu üyeliği gibi görevler yürütmüş, 2013 yılında

oluşturulan Akil İnsanlar Heyetinde de yer almıştır. Diğer bir söylemle

başvurucunun belli ölçüde tanınırlığı olan kamusal bir figür olduğunun altı

çizilmelidir.

18. İhtilaflı haberde geçen ifadeler bağlamı içinde

değerlendirildiğinde başvurucunun ve konferansa katılanların görüşlerinin kabul

edilemez olduğunun belirtildiği görülmüştür. Öte yandan haberde kullanılan

dilin nefret söylemi niteliğinde, başvurucunun hedef gösterilerek başvurucuya karşı

şiddet kullanma niyetinde olan kişileri harekete geçirecek düzeyde olduğu

sonucuna ulaşmak mümkün değildir. Şöyle ki nefret söyleminde belirli bir gruba

ait olduğu için hedef seçilmek suretiyle esasında kendisini o grupta tanımlayan

tüm bireyler yönünden barış ve huzur içinde yaşama hakkına müdahale

edilmektedir (Fetullah Gülen [GK], B. No: 2014/12225, 14/7/2015, § 41).

Oysa haberde, mezkûr konferansın içeriğinin terörist örgütün propagandası

olduğu eleştirisi yapılmıştır. Türkiye'de yaşayan Kürt bireylerin etnik

kimlikleri dolayısıyla hedef gösterilmeleri söz konusu değildir. Yine haberin

süjesi olan başvurucunun toplumun çeşitli kesimlerince hedef hâline

getirilmesine sebebiyet verecek ifadelerin de yer almadığı dikkate alındığında

davalının sorumlu gazetecilik anlayışına ters düşecek bir haber yayımladığı

söylenemez.

19. Üstelik Anayasa Mahkemesi pek çok kararında basın

özgürlüğünün demokratik toplumlardaki değeri ile basın özgürlüğünün kapsamının

demokrasi ile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak bir dereceye kadar abartıya

hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğinin altını

çizmiştir (Ali Suat Ertosun, B. No: 2013/1047, 15/4/2015, § 66; Zübeyde

Füsun Üstel ve diğerleri, § 102; Cem Atmaca, § 41). Medyanın

abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden

haberler ve iddiaların muhataplarına cevap ve düzeltme hakkı tanıması veya

karşıt görüşlere yer vermesi demokratik toplumun gelişmesini ve kamuoyunda

özgürce kanaat oluşmasını sağlayacağı gibi medyanın kamusal sorumluluğunun ve

medya etiğinin de gereğidir (Uğurlu Gazetecilik Basın Yayın Matbaacılık

Reklamcılık Ltd. Şti. (2) [GK], B. No: 2016/12313, 26/12/2019, § 56).

20. Haberde kullanılan dil ve üslup muhatabı açısından

rahatsız edici olabilir. Ancak Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında

benimsediği gibi demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan toplumun

ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden

ifade özgürlüğü, sadece kabul gören veya zararsız yahut kayıtsızlık içeren

bilgiler ya da fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız

edici olanlar için de geçerlidir (Emin Aydın (2), B. No: 2013/3178,

25/6/2015, § 35; Bekir Coşkun, § 52).

21. Sonuç olarak başvurucu hakkında kullanılan ifadelerin

başvurucunun özel hayatına ilişkin olmayıp uluslararası düzeyde gerçekleşen

basına açık bir toplantıda yaptığı konuşmalar referans alınarak hazırlandığı

nazara alındığında haberin başvurucunun kişilik haklarına saldırı boyutuna

ulaştığını söylemek mümkün görünmemektedir. Üstelik hiç şüphesiz ki başvurucu

yaptığı açıklamalarla bazı kesimlerin eleştiri oklarının hedefinde olacağını

tahmin edebilecek farkındalığa sahiptir. Kaldı ki başvurucunun kendisini hedef

aldığını iddia ettiği habere cevap verme ve cevabını kamuoyunda geniş kitlelere

ulaştırma imkânına sahip olduğu da gözardı edilmemelidir. Yine kişilik

haklarına saldırı teşkil ettiği öne sürülen ifadelerin şikâyetçinin hayatı

üzerinde kayda değer somut bir etki yarattığına dair herhangi bir iddia da

bulunmamaktadır (benzer yönde bir için karar bkz. Hüseyin Kocabıyık, §

24). Somut davanın kendine has koşullarında derece mahkemelerinin başvurucunun

şeref ve itibarını, eleştiri sınırını aşan olası bir müdahaleden korumakta

yetersiz kalıp kalmadıkları yukarıda açıklanan ilkeler ışığında (bkz. § 11)

incelendiğinde devletin başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakkı

bağlamındaki pozitif yükümlülüklerine aykırı davranmadığı değerlendirilmiştir.

22. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin ikinci

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda bir ihlal

bulunmadığı açık olan başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet

Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

23. Açıklanan gerekçelerle başvuru konusu olayda şeref ve

itibarın korunması hakkının ihlal edilmediği açık olduğundan başvurunun

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA Selahaddin MENTEŞ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA 21/6/2023 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Anayasa Mahkemesi çoğunluğu başvurucunun şeref ve

itibarının korunması hakkının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar vermiştir. Aşağıda açıkladığım sebeplerle bu karara

katılmadım.

2. Olay ve olgular mahkemenin gerekçeli kararında

özetlenmiştir.

3. Başvurucu Avrupa Parlamentosundaki katıldığı

programdaki konuşmalarından yola çıkılarak yapılan haberde başvurucu için “PKK

destekçisi” ifadelerinin kullanıldığını bu ifadelerin şeref ve itibar hakkının

zedelediğini belirtmiştir. Şeref ve itibarın korunması amacıyla Ankara Asliye

Hukuk Mahkemesine manevi tazminat davası açtığını açmış olduğu tazminat

davasının ret ile sonuçlandığını ve kesinleştiğini belirtilerek Anayasa

Mahkemesince sözleşme kapsamında şeref ve itibarının korunmasını talep

etmiştir.

4. Başvurucu söz konusu haber nedeniyle maddi ve manevi

varlığının korunması amacıyla tazminat davası açmıştır. Yayın yapan haber

organı hakkında suç duyurusunda bulunmamış adli makamlarca da suç soruşturması

ve ceza kovuşturması yapılmamıştır. Anayasa Mahkemesine gelen başvuru,

başvurucunun maddi manevi varlığının korunması amacıyla tazminat talebinden

ibarettir.

5. Anayasa'nın düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti ve

basın hürriyetine ilişkin haklara bir müdahalenin olup olmadığı değerlendirirken

Anayasa'nın 13. Maddesinde öngörülen somut başvuruya uygun düşen kanun

tarafından öngörülen, Anayasa'nın 26. Maddesinin 2. Fıkrasında belirtilen haklı

sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma demokratik toplum düzenin

gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama şartlarına uygun olup

olmadığının belirlenmesi gerekir.

6. İfade ve basın özgürlükleri mutlak olmayıp

sınırlandırılabilir nitelikli haklardandır. Anayasa'nın 26. Maddesinin 2.

Fıkrasında sınırlama sebeplerine yer verilmiştir. Basın özgürlüğünün

sınırlanmasında ise kural olarak 28. Maddenin 4. Fıkrası gereği Anayasa'nın 26.

ve 27. Madde hükümleri uygulanacaktır.

7. Anayasa mahkemesine göre kötü niyetli olarak gerçeğin

çarpıtılması bazen kabul edilebilir eleştiri sınırlarını aşabilir. Gerçeğe

uygun bir beyana kamuoyunun göz önünde yanlış bir imaj uyandırabilecek

vurgular, değer yargıları, varsayımlar hatta imalar eşlik edebilmektedir.

Dolayısıyla haber verme görevi zorunlu olarak ödev ve sorumluluklar ve uyulması

gereken sınırlar içermektedir. Bu durum özellikle basında yer alan söylemlerde

isimleri zikredilen kişilerin ciddi şekilde itham edilmeleri hallerinde

geçerlidir. (Kadir Sağdıç (GK), B. No. 2013-6617, 8 Nisan 2015,).

8. Anayasa'nın 12. Maddesi "temel ve hak ve hürriyetler

kişinin topluma ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını

ihtiva eder." düzenlemesiyle kişilerin sahip oldukları temel hak ve

hürriyetleri kullanılırken ödev ve sorumluluklarının bulunduğuna gönderme

yapmaktadır. İfade ve basın özgürlükleri kullanırken de geçerli olan bazı görev

ve sorumluluklar bulunmaktadır. Mahkememizin (Orhan Pala, B. No: 2014/2983,

15/2/2017 Önder BALIKÇI B. No: 2014/6009, 15/2/2017) kararlarında da basın

özgürlüklerinin mutlak olarak düzenlenmediği Anayasa'nın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak sınırlandırıldığına izin verildiği

vurgulanmıştır.

9. AİHM, ifade özgürlüğü ile özel yaşama saygı ve kişilik

haklarının korunmasını dengelerken birçok faktörü değerlendirmektedir. Basın da

yer alan ifadelerin genel yarar ile tartışmaya katkısı ilgili kişinin ne kadar

meşhur olduğu ve haberin konusunun ne olduğu, ilgili kişinin yayından önceki

davranışı, bilgi elde edinme yöntem ve doğruluğu, yayının içeriği biçimi ve

sonuçları ifadeye uygulanan yaptırımın ağırlığı gibi kriterleri her somut olay

bağlamında değerlendirmektedir.

10. AİHM, ifade ve basın özgürlüğü ile kişilerin şeref ve

itibar hakkının dengelenmesinde kişilerin yaptığı iş kamu görevlisi olup

olmaması politikacı olup olmaması gibi kriterleri de esas alarak somut olayları

değerlendirmektedir.

11. Orantılılığa ilişkin yapılan değerlendirilmelerde

anayasa mahkemesi ilk derece mahkemeler tarafından hükmolunan manevi tazminat,

adli para cezası, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının mağdurun

şeref ve itibarının korunmasını isteme hakkı ile ifade özgürlüğü arasında

kurulması gereken dengeyi başvurucu aleyhine bozmadığı gerekçesiyle düşünceyi

açıklama ve yayma özgürlüğünü ihlal etmediğini karar vermiştir. (Nilgün

Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014 ve Emin Aydın, B. No: 2013/2602,

23/1/2014 ).

12. Başvurucu aleyhine yapılan yayında kullanılan ifade

nedeniyle tazminat davası açmıştır. Tazminat davası ret edilmiştir. Başvurucunun

tazminat istemi hakkına ilişkin kamu yararı ve başkalarının şöhret ve

haklarının korunmasının bir parçası olduğu meşru bir amacının olduğu açıktır.

Türk Medeni Kanunun 24. Maddesi ve Türk Borçlar Kanunu 58. Maddesi uyarınca

tazminata hükmedilmesi gerekmektedir.

13. Kişilerin şeref ve itibarının korunması basın ve

ifade özgürlüğü hürriyetinin korunması konusunda değerlendirme yapılırken

mahkemelerce bir dengelenme yapılma zorunluluğu vardır. Ölçütler belirlenirken

ana ölçütlerden birisi de "kamu yararıdır." yayın salt toplumun

yararı gözetilerek yapılmış olmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel

çıkar gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu

biçimiyle verilmeli kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı gerekse görsel

basının bu işlevini yerine getirirken özellikle yayının gerçek olmasının

yayında kamu yararı bulunmasını toplumsal ilgilinin varlığını konunun

güncelliğini gözetmeli ve haber verilirken öz ve biçim arasındaki denge

korunmalıdır bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılık

oluşturur. Böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Anılan ilke ve

kurallara uyulması durumunda ise yayının anayasa basın yasası ve basının genel

işlevi karşısında kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul

edilmelidir.

14. Somut olay bu bağlamda değerlendirilmelidir.

Başvurucu Avrupa Parlamentosunda konuşmanın çarpıtıldığını kullanmadığı söz ve

ifadelerin haberleştirildiğini ve başvurucu yerine haber başlığında terör

örgütü destekçisi olarak lanse edildiğinden şeref ve itibarının zedelendiğini

ileri sürmüştür. Başvurucu insan hakları derneği başkanlığını yaptığını çözüm

süreci döneminde akil insanlar heyeti içerisinde yer aldığını terörün

sonlandırılması için aktif çaba gösterdiğini bunların bilinmesine rağmen kamuya

açık ve suç hakkında herhangi bir ceza soruşturması da yapılmayan konuşması

nedeniyle terör örgütü destekçisi olarak kamuoyuna manşetten haber yapıldığını

ifade etmiştir.

15. Başvurucu hakkında medya organı tarafından yaptığı

konuşmayla ilgisi olmayan terör örgütü destekçisi olarak haber yapılmıştır.

Başvurucu kişilik haklarının zedelendiği gerekçesiyle tazminat talebinde

bulunmuştur. Yargısal makamlar başvurucunun sadece tazminat talebinde

bulunduğunu göz önüne alınmalıdır. Kullanılan ifadeler ağır eleştiri sınırını

aşmaktadır. Kullanıldığı şekliyle başvurucunun manevi kişiliğini etkilediği

açıktır.

16. Anayasa mahkemesince başvurucuya yönelik yapılan

haberde kullanılan ibarenin kamusal bir tartışmaya katkı sağlayan bir yönünün

olmaması eleştiri sınırlarını aşarak hakaret niteliğinde kişilerin şeref ve

itibarını zedeler nitelikte olması dikkate alındığında başvurucunun talebi

kabul edilerek yargısal makamlarca zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılayacak

şekilde tazminata hükmetmesi gerekirken ifadeleri ağır eleştiri kapsamında

değerlendirilmesi kişinin maddi ve manevi varlığını korumasız bir sonuca

ulaştırmıştır. Anayasa Mahkemesinin kişinin maddi manevi varlığının somut olay

bağlamında ihlal edildiğine karar vermesi gerekmektedir.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Yusuf Şevki HAKYEMEZ Recai AKYEL Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Raportör : Ekin ÇANKAL Başvurucu : Öztürk TÜRKDOĞAN Vekili : Av. Nilay NAYMAN Üye Selahaddin MENTEŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2021/36373, 21 Haziran 2023 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Özeti
  5. II. Değerlendirme
  6. A. Şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğine
  7. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  8. Karşıoy Gerekçesi
  9. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2021/36373
Tarih
21 Haziran 2023

İlgili Kararlar

  • Mehmet Balaban Başvurusu (B. No: 2020/7697)
  • Nesrin Çetinkaya ve Serhat Çetinkaya Başvurusu (B. No: 2019/8563)
  • Aziz Bankur ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/25145)
  • Çetin İnan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/15602)
  • Ayhan Deniz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/10975)
  • Özgür Boğatekin Başvurusu (B. No: 2020/23730)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.