İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ramazan Büyük Başvurusu (B. No: 2014/12917)

1. Başvuru, haksız fiilden kaynaklanan tazminat davasında Mahkemenin

Başvuru No2014/12917Tarih16 Kasım 2016Okuma21 dk · 4.197 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ramazan Büyük Başvurusu

Karar tarihi
16 Kasım 2016
Başvuru Numarası
2014/12917
R.G. Tarih ve Sayı
7/12/2016 - 29911
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.197 kelime·21 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, haksız fiilden kaynaklanan tazminat davasında Mahkemenin

delilleri eksik ve hatalı değerlendirerek kanuna ve usule aykırı karar vermesi

nedeniyle adil yargılanma hakkının; kararda esasa etkili itirazların

cevaplanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının; yargılamanın uzun sürmesi

nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 31/7/2014 tarihinde Rize 1. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 29/5/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için 25/3/2016

tarihinde Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucu; kendisine ait iş yerlerinin işgal edildiğini,

eşyalarının izni dışında alındığını iddia ederek 6/4/2001 ve 1/7/2002

tarihlerinde haksız fiilden kaynaklanan tazminat davası açmıştır.

7. Rize 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28/1/2003 tarihli

veK.2003/29 sayılı kararı ileE.2002/215 sayılı dosya, MahkemeninE.2001/51

sayılı dosyasında birleştirilmiştir.

8. Mahkeme 12/2/2009 tarihli ve E.2001/51, K.2009/38 sayılı kararı

ile asıl ve birleşen dosyada davaların kısmen kabulüne karar vermiştir.

Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...

İddia, savunma, dinlenen tanık beyanları, 30/7/2008 tarihli bilirkişi

raporu, anılan Asliye Ceza Mahkemesi kararı ile tüm dosya kapsamına göre; her

ne kadar Rize 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/38-366 E, K Sayılı dosyasında

suçun zamanaşımına uğramış olması sebebiyle; davanın düşürülmesine karar

verilmiş ise de; sanıkların davacıya yönelik suça konu eylemleri

gerçekleştirmiş oldukları, buna göre haklarında mahkumiyet hükmü kurulan

davalıların eylemleri sebebiyle davacının manevi tazminata hak kazanacağı,

tarafların ekonomik ve sosyal durumları, eylemlerin vasıf ve niteliği, olayın

oluş şekli, tarafların kusur durumları, davacının meydana gelen olaydaki etkisi

dikkate alınarak; tarafların sebepsiz zenginleşmesine yol açmayacak manevi

tazminatı arzu edici kılmayacak, bir miktar manevi tazminata hükmetmek

gerekmiş, bu miktarın 9.000 TL olmasının hakkaniyete uygun olduğu yönünde

Mahkememizde tam bir vicdani kanaat oluşmuş; ispatlanamayan maddi zarar ve

diğer taleplerin reddi gerekmiş, aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.

..."

9. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 23/6/2010 tarihli

ve E.2009/12078, K.2010/7615 sayılı ilamı ile bozulmuştur. Bozma ilamının

ilgili kısmı şöyledir:

"...

Davacı, asıl ve birleşen davada; kuru çay ve

gıda ticareti yaptığını, rahatsızlığı nedeniyle tedavi gördüğü sırada işleri

ile ilgilenemediğini, bunu fırsat bilen davalıların işyerini işgal ederek

işyerindeki malzemeleri aldıklarını belirterek, uğradığı maddi ve manevi

zararın ödetilmesini istemiştir.

Dosyada bulunan 2005/38-2005/366 sayılı ceza

dosyası içeriğinden, davalılardan ....'in alacaklarını alabilmek amacıyla

davacıya ait işyerine gelip davacıyı tehdit ederek ve zor kullanarak, niteliği

ve değeri belirlenemeyen malzemeleri aldıkları sonucuna varılarak,

kendiliğinden hak almak suçundan ayrı ayrı cezalandırıldıkları, davanın temyiz

aşamasında zamanaşımına uğradığı; eldeki dosyada dinlenen tanık

anlatımlarından, adı geçen davalıların davacının hastanede bulunduğu sırada

işyerine gelerek tehdit ve zor kullanmak suretiyle işyerindeki çay ve gıda

maddelerini alacaklarına karşılık aldıkları anlaşılmaktadır. Yerel mahkemece

benimsenen bilirkişi raporunda, zarar tutarının belirlenemediği

belirtildiğinden maddi tazminat istemi reddedilmiştir.

Borçlar Yasası'nın 42. maddesi gereğince,

zararın varlığını ve tutarını kanıtlamak zorunda olan davacının, zararın gerçek

tutarını kanıtlamakta zorlandığı veya kanıtlanmasının davacıdan beklenemeyeceği

durumlarda yargıç, işlerin olağan gidişi ve zarar görenin aldığı önlemleri

gözeterek zarar tutarını kendiliğinden belirler. Burada yargıca verilen bir

yetkinin ötesinde bir görevin de bulunduğu gözden kaçırılmamalıdır.

Davacının hangi nitelik ve değerdeki

malzemelerden ne kadarının alındığının tam olarak belirlenememiş olması maddi

tazminat isteminin tümden reddini gerektirmez. Alınan malzemeleri sayısı ve

değerinin toplanan kanıtlara göre saptanamaması durumunda, Borçlar Yasası’nın

42. maddesi uyarınca, haksız eylem gününe göre davacının yaptığı ticaretin

niteliği ile benzer işyerlerinin ortalama kazancı, hak ve adalet ölçüsü

gözetilerek, yargıç tarafından belirlenecek maddi tazminatın davalılardan

alınmasına karar verilmelidir.

Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilerek,

belirlenecek zarar tutarının ödetilmesine karar verilmesi gerekirken, yerinde

olmayan yazılı gerekçeyle, maddi tazminat isteminin tümden reddedilmiş olması

usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

..."

10. Bozma üzerine dosya E.2010/480 sırasına kaydedilmiş, bozma

ilamına uyan Mahkeme 9/4/2013 tarihli ve E.2010/480, K.2013/289 sayılı kararı

ile asıl ve birleşen dosyada davaları kısmen kabul etmiştir. Gerekçeli kararın

ilgili kısmı şöyledir:

"...

Dava ,

hukuki niteliği itibarı ile haksız fiil sebebiyle uğranılan maddi ve manevi

zararın tazmini istemine ilişkindir.

...

Bozma ilamına uyulmakla zararın tespiti

bakımından teknik bilirkişiler Zıraat mühendisi H.K.

ile SMMbilirkişi N.D. 7/9/2011 tarihli ve 14/11/2011

tarihli raporları ile davacının talep edebileceği alacak miktarını hesap etmişlerdir.

SMMO.E. veHesap uzmanı Avukat S.N.Ç. mahkemeye sunmuş

oldukları 25/7/2012 tarihli raporları ile davacının 6/10/1999 tarihli olay

tarihi itibarı ile talep edebileceği maddi tazminat miktarının 178.477,73 TL

olduğunu tesbit etmişlerdir.

Tüm bu toplanan deliler, raporlar sonucu

davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Yargıtayın

"Borçlar Yasası'nın 42. maddesi gereğince, zararın varlığını ve tutarını

kanıtlamak zorunda olan davacının, zararın gerçek tutarını kanıtlamakta

zorlandığı veya kanıtlanmasının davacıdan beklenemeyeceği durumlarda yargıç,

işlerin olağan gidişi ve zarar görenin aldığı önlemleri gözeterek zarar

tutarını kendiliğinden belirler." gerekçesi dikkate alınarak maddi zararın

miktarı dosya kapsamına göre taktiren belirlenmiştir.

Zararın tespitinde bilirkişi raporundan ayrılma nedeni, kabul oranı gerekçeleri

ile olayların meydana geliş ve ileri sürülüş şekilleri şu şekilde

özetlenebilir:

Davacı ilk olarakE.2000/152 sayılı dosya ile

dava açmış, halihazırda görülen davadaki tazminat taleplerini aynı vakıalara

dayanarak ileri sürmüştür. İş bu davamızdaki davalıların tüzel kişiliği olmayan

firmalarına açtığı davada maddi tazminat olarak 105.000 TL değerinde kuruçay, 200.000 TL değerinde gıda maddesi, 5.000 TL

değerinde demirbaş eşya, 2.000TL değerinde kamyonunun davalılar tarafından

alınması nedeniyle oluşan zararı talep etmiş, ancak20.06.2002 tarihinde dava

husumetten reddolmuştur. Husumetten reddolunan dava devam ederken 2001/51 E. Sayılı dosya ile

davalılardan İ.T. ve N.Ç.ye ayrıca dava açmış, 50.000TL maddi 100.000TL manevi

tazminat talep etmiştir. Bu davanın gerekçesi olarak ta davalıların işyerlerine

el koymasından doğan zarar olduğunu ileri sürmüştür. Davacını ileri sürdüğü

zararın vevakıalarınönceki açılan dosyadaki vakıalar

ve zararlarla örtüştüğü anlaşılmaktadır.

Husumetten reddolunan

2000/152 E. Sayılı davadan sonra davacı, 1/7/2002 tarihinde, 2002/215 E. Sayılı

dosya ilegerçek kişiler aleyhine tazminat talepli

dava açmıştır. 2002/215 E. Sayılı dosya 28/1/2003 tarihinde yine mahkememizin

2001/51 E. Sayılı dosyasında birleştirilmiştir. 2002/215 E. Sayılı dosyadaki

dava dilekçesinde davacı 105.000 TL değerinde kuruçay,

200.000 TL değerinde gıda maddesi, 5.000 TL değerinde demirbaş eşya, 2.000TL

değerinde kamyonu, 6.000TL lik dövizinin davalılar

tarafından alındığını iddia etmiştir.

Mahkememiz tarafından husumetten reddolunan 2000/152 E. sayılı dava incelendiğinde dosya

içerisinde bulunan savcılık hazırlık soruşturması evraklarına göre davacı savcılığa

mükerreren ifade vermiş, dilekçe sunmuştur. Davacı savcılığıa

verdiği 1/10/1999 tarihli müşteki ifade tutanağında " ben bundan yaklaşık

1 yıl öncesi piyasadan çok miktarda kuruçay almıştım.

İşlerimin iyi gitmemesi sebebiyle iflas ettim. Kendisine borçlu olduğum kişiler

sürekli olarak tehdit ettiler, ben borçlarımı ödemek için elimden gelen gayreti

gösteriyorum. Kendisinden şikayetçi olduğum İ.M.ye 46.000 TL civarında bir

borcum vardı. Ben borcuma karşılık kendisine Rize de bulunan dükkanımı ve

işyerimi devrettim ancak sanık ben kendisine hala borcum olduğunu iddia ederek,

beni sürekli olarak tehdit etmekte ve hakaret etmektedir...."

şeklinde ifade vermiştir. Davacı 6/10/1999 tarihinde savcılığa verdiği ifadede

"...rahatsız olduğum dönem fırsat bilinerek benden alacaklı olan kuru çay

sahipleri 14 kişi bir havuz kurarak dilekçemde belirttiğim 6 adet işyerimden

bana ait daha doğrusu Ahmet Karaali ile kuruduğum ortaklığa ait işyerindeki

kuru çaylardan ve gıda maddelerinden alacaklarına karşılık alarak benim rızam

olmaksızın, yokluğumu fırsat bilerek işyerime el koymuşlardır...."

şeklinde ifade vermiştir. 2/11/1999 tarihli savcılık ifadesinde davacı "

A.K. benim ablam E.K.nın oğlu yani yeğenim olur.

Kendisi ile 20 yıldan beri ortaktım. Ancak işler kötüleşince beni bıraktı. Ben

tüm kayıtları üzerimde olduğundan onun durumu kötüleşmedi...."

şeklinde beyanda bulunmuştur. Davacı Cumhuriyet başsavcılığına verdiği

6/10/1999 tarihli şikayet dilekçesinde 6 farklı yerde işyeri oluğunu ve

buralardan mallarının alındığını bildirmiştir.

Davacının oğlu A.R.B. 2/11/1999 tarihinde

savcılık ifadesinde " ben müşteki Ramazan Büyük'ün

oğlu olurum. Babam, A.K. ile ortak idiler. Piyasadan çay almışlardı. Ancak

işlerin iyi gitmememsi nedeniyle zor duruma

düştürler. Alacaklıların sıkıştırması sonucu babam deprosyon

geçirdi. Rize devlet hastanesi psikaytri bölümüne yatrrıldı. ... Babamın ortağı A.K. bana kardeş, Yunusla

birlikte babamın Yeşilköydeki deposundan benim

kullanacağım bedforta ve Y.K. kullanacağı misubusi kamyona çayları yükleyip yanında bulunan N.Ç. Nin Kokulukayadaki götürmemizi

söyledi. Ben ve Y.K. Yeşilköye geldik. Depodaki

çaylardan 13 ton çayı iki araca yükleyip bana söylendiği gibi N.Ç.nin deposuna götürdük. Yükü indirip işyerime döndüm.

A.K. babamın ortağı olduğundan ticari ilişkileri nedeniyle götürdüm. ...

Şeklinde beyanda bulunmuştur.

Savcılık hazırlık tahkikatında dinlenen ve iş

bu davamızda davalılar beyanlarında , davacının kendilerine borçları olduğunu,

ortağı A., çalışanı İ.T., oğlu A.R.ve vekili pozisyonunda İ.K., yeğeni M.A.K.

ve N.Ç.nin borçları kapamak için malları alacaklılar

arasında rıza ile paylaştırdıklarını ifade etmişlerdir.

Dava dosyasına ibraz edilen başka bir evrak ta

davacının ortağı olduğu C. Çay San. Gıda. Ltd. Şti şirketi tarafından

düzenlenmiş olan 18.01.1999 tarihli 10044 nolu

faturadır. Bu fatura ile 19.430TL lik gıda maddesi Kokulçay Ltd. Şti ne fatura karşılığı satılmış ya da

devredilmiştir. İş bu fatura da kapalı fatura olarak düzenlenmiştir. Bu

faturanın düzenlendiği tarihte davacı Ramazan C. Çay şirketindeki ortaklığını

devrederek şirketten ayrılmış, yani ortak değildir. Şunu hemen belirtmek

gerekir ki davamızda Yargıtay bozma ilamına esas alınan Rize 2. Asliye Ceza

Mahkemesinin 2005/38 Esas, 2005/366 Karar sayılı dosyasında suç tarihi

06.10.1999 olup bu tarihte davacı C. Çay şirketindeki ortaklığından

ayrılmıştır.

Davaların ve soruşturmaların ilerleyen

aşamalarında gerek davacının gerekse oğlunun zarara ilişkin beyanlarında

artışlar olduğu anlaşılmaktadır. Davacının oğlu A.R.B.nin

Güneysu Asliye Hukuk Mahkemesinde 11/9/2001 tarihinde alınan beyanında

depolarında 400-500 ton çaylarının olduğunu, 250-300 milyarlık gıda

maddelerinin olduğu ifade etmiştir. Oysa önceki alınan ifadelerde uğradıkları

iddia olunan zarar miktarları daha azdır.

Davacı 0/12/1999 tarihinde vergi dentemeni S.D.ye verdiği beyanda (dosyaya celp edilmiştir)

1998 yılında aldıkları 169.000 kg çaylarından7.000-7.500 kg mının

yasal olmayan yollardan kendilerinden alındığını, geri kalanı ise paketleyip

sattıklarını ifade etmiştir.

Dosya içine celbedilen

ticaret odası kayıtları ve vergi dairesi müdürlüğü kayıtlarından davacının C.

Çay şirketindeki hisselerini 4/1/1999 tarihinde diğer ortağı A.K. ile beraber

devrettiği, C. Çay şirketinin 1997 yılı kurumlar vergisi matrahı 2.871TL ,1998

yılı kurumlar vergisi matrahınında 2.578Tl olduğu

anlaşılmaktadır.

Davacı ve oğlu A.R.B.nin

ilk dava dilekçesi ve ifadelerinden sonra alınan beyanlarda ve dilekçelerde

kendilerinden zorla alındığını ifade ettikleri malların miktarlarında sürekli

artış olmuştur. Davacının ilk dava dilekçesinde talep ettiği fiyat ve tazminat mikatrından 131 (bedelin kilgram

fiyatına bölünmesi ile bulunmuştur) ton kuru çay talebi varken bu rakam sonraki

beyanlarda 400,500, 600 tonlara çıkmıştır. Vergi beyanları ise iddia edilen

rakamlara ışık tutmaktan çok uzaktır.

Teknik bilirkişiler Zıraat

mühendisi H.K. ile SMMbilirkişi N.D. 7/9/2011 tarihli

raporları ve 14/11/2011 tarihli raporları ile davacının talep edebileceği alacak

miktarını hesap etmişlerdir. Bilirkişilerce davacının 7 farklı yerdeki işyeri

metrekareleri ile bu dükkanların alabileceği çay miktarı üzerinden bir

hesaplamaya gidilmeye çalışılmıştır. Ancak davacı savcılık soruşturmasında 6

yerde işyeri olduğunu belirtmiştir. Sonuçta dükkanların toplam kapasite ile

233.539 kg çay alabileceği, parasal değerinin de 163.477,73TL olacağı ifade

edilmiştir. Davacının ilk soruşturma aşamalarında iflas ettiği yönündeki beyanları

karşısında davacının dükkanlarının tamamen çay ile dolu olarak hesaplanması da

düşünülmesi gereken bir durumdur. Bilirkişilerin dükkanların kuru çay

paketlerinin istiap hacminin hesaplanması konusunda hesap ve yöntem hataları

olmakla beraber raporun fikir vermesi açısından geçerliliği bulunmaktadır.

SMMO.E. ve hesap uzmanı Avukat S.N.Ç. mahkemeye sunmuş oldukları 25/7/2012

tarihli raporları ile davacının 6/10/199tarihliolay tarihi itibarı ile talep

edebileceği maddi tazminat miktarının 163.477,73TL na

15.000 TL bakkaliye bedeli hesaplayarak 178.477,73 TL olduğunu tesbit etmişlerdir.

Davacının tazminat kalemi olarak talep ettiği

53 A..5.. plakalı kamyonun trafik tescil kayıtları talep edilmiş aracın hurdaya

çıkarılmış olduğu belirtilmiştir. Davacı da 28/3/2013 tarihli duruşmada alınan

beyanında şirket ortağının imza yetkisi olmakla kamyonu devrettiğini ifade

etmiştir. Ayrıca davacı 26/2/2013 tarihli duruşmada demirbaş eşyalarına ait

belgesi olmadığını, ancak 4 yazar kasa, 4 çelik kasa ve 4 masası olduğunu beyan

etmiştir. Davacının ortağı olduğu C. Çay San. Gıda. Ltd. Şti şirketi tarafından

düzenlenmiş olan 18/1/1999 tarihli 10044 nolu fatura

ile 19.430TL lik gıda maddesi K. Ltd. Şti fatura

karşılığı satılımış ya da devredilmiştir. İş bu

fatura da kapalı fatura olarak düzenlenmiştir. Bu faturanın düzenlendiği

tarihte davacı R.C. C. çay şirketindeki ortaklığını devrederek şirketten

ayrılmış, yani ortak değildir. Teknik bilirkişiler Zıraat

mühendisi H.K. ile SMM bilirkişi N.D. 7/9/2011 tarihli raporlarında gıda maddesini

15.000TL olarak belirlemişlerdir.18/1/1999 tarihli 10044 nolu

fatura ile 19.430TL lik gıd

a maddesi kapalı fatura ile devredildiği, kamyonun usulüne uygun olarak satışı

yapıldığı, şirket demirbaşlarının hisse devri ile yeni ortaklara devredilmiş

olacağı kanaatiyle ve ispata yarar belge ibraz edilmemiş olmakla gıda maddesi,

demirbaş ve kamyona ilişkin maddi tazminat talepleri dikkate alınmamış ve ret

edilmiştir.

Davacının tazminata esas çay miktarının

belirlenmesinde ise davacının oğlu A.R.B. 2/11/1999 tarihinde savcılık

ifadesinde " ben müşteki Ramazan Büyük ün oğlu olurum. Babam, A.K. ile

ortak idiler. Piyasadan çay almışlardı. Ancak işlerin iyi gitmememsi

nedeniyle zor duruma düştürler. Alacaklıların sıkıştırması sonucu babam deprosyon geçirdi. Rize devlet hastanesi psikaytri bölümüne yatırıldı. ... Babamın ortağı A.K. bana

kardeş, Yunusla birlikte babamın Yeşilköydeki

deposundan benim kullanacağım bedforta ve Yunus Karaalinin kullanacağı misubusi

kamyona çayları yükleyip yanınd a bulunan N.Ç.nin Kokulukayadaki

götürmemizi söyledi. Ben ve Y.K. Yeşilköye geldik.

Depodaki çaylardan 13 ton çayı iki araca yükleyip bana söylendiği gibi N.Ç.nin deposuna götürdük. Yükü indirip işyerime döndüm.

A.K. babamın ortağı olduğundan ticari ilişkileri nedeniyle götürdüm. ...

Şeklindeki beyanı, Davacının 0/12/1999 tarihjinde

vergi dentemeni S.D.ye verdiği beyanda 1998 yılında

aldıkları 169.000 kg çayların 7.000-7.500 kg mının

kendilerinden yasal olmayan yollardan alındığı beyanı, davacının ilk dava

dilekçesinde çay zararının kg fiyatı 0.8TL dan105.000TL olduğu, davacını

şirketin % 50 hissedarı olduğu düşüldüğünde yarısı olan 52.500TLolduğu, davada

kabul edilen 50.000TL nin hem davacının kendi beyan

ettiği zarar miktarla örtüşmesi, davacının vergi denetmenine verdiği 7.000 kg

ile oğlunun beyan ettiği 13.000 kgmın yarısı olan

6.500 kg örtüşmektedir. Bu miktarların bugünkü kuruçay

fiyatları ve kabul edilen tazminat miktarı ile örtüştüğü görülmektedir. Tüm bu

gerekçelerle 50.000TL maddi tazminatın davalılardan alınarak davacıya verilmesine

karar verilmiştir.

Davalılardan Y.K. (eşi E.K.da

ölmekle mirasçıları ) dava devam ederken ölmekle mirasçıları ..... davaya dahil

edilmiştir. Ancak kararda sehven tazminatın Y.K.dan

alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Y.K. irasçılarının

davaya dahil edilmiş olmakla tazminattan mirasçılarının sorumlu oldukları

gerekçesiyle kısa karar ters düşmeyecek şekilde mirasçıların ismi gerekçeli

karara eklenmiştir. Y.K. mirasçılarının davada kendini avukatla temsil

ettirmediklerinden dolayı ret edilen kısım üzerinden lehlerine vekalet ücreti

hükmedilmeyerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

..."

11. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 16/1/2014

tarihli ve E.2013/17069, K.2014/455 sayılı ilamı ile onanmıştır.

12. Karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 21/5/2014 tarihli ve

E.2014/5922, K.2014/8234 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.

13. Ret kararı 30/6/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş,

31/7/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

B. İlgili Hukuk

14. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 41.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp

yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden

şahıs, o zararın tazminine mecburdur."

15. 818 sayılı mülga Kanun'un 42. maddesi şöyledir:

"Zararı ispat etmek müddeiye düşer,

zararın hakiki miktarını ispat etmek mümkün olmadığı takdirde hakim, halin

mutat cereyanını ve mutazarrır olan tarafın yaptığı tedbirleri nazara alarak

onu adalete tevfikan tayin eder."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

16. Mahkemenin 16/11/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

17. Başvurucu; davada farklı bilirkişilerce aynı doğrultuda

tespit edilen zarar miktarına ilişkin raporların hükme esas alınmadığını,

çözümü teknik bilgi gerektiren hususlarda hâkimin bilirkişi raporuna itibar

etmesi gerektiğini, davalıların soruşturma esnasında zarar miktarına ilişkin

beyanlarına da itibar edilmediğini, kararda bilirkişi raporunun nazara alındığı

belirtilirken rapordan farklı bir sonuca varılmasının gerekçesinin

açıklanmadığını, davalıların ihkak-ı hak yoluyla mal

varlığına el koymasının Mahkemece meşru kabul edilmesinin hukuk devleti

ilkesine aykırı olduğunu, tedbir taleplerinin haksız ve gerekçesiz olarak

reddedildiğini, 2001 yılında açtığı davanın 2014 yılında sonuçlandığını ve bu

sürenin makul olmadığını, bu nedenlerle maddi ve manevi zararlarının oluştuğunu

belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve ihlalin tespiti isteminde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1.Kabul Edilebilirlik

Yönünden

i. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkinİddia

18. Başvurucu; çözümü teknik bilgi gerektiren durumlarda

Mahkemenin rapora itibar etmesi gerektiğini, gerekçeli kararda bilirkişi

raporlarına itibar edildiği belirtilirken rapordaki zarar miktarının neden

hükme esas alınmadığının açıklanmadığını belirterek gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

19. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması, kanun yoluna başvurma

olanağını etkili kullanabilmek ve mahkemelere güveni sağlamak açısından hem

tarafların hem kamunun menfaatini ilgilendirmekte olup kararın gerekçesi

hakkında bilgi sahibi olunmaması, kanun yoluna müracaat imkânını da işlevsiz hâle

getirecektir. Bu nedenle mahkeme kararlarının dayanaklarının yeteri kadar açık

bir biçimde gösterilmesi zorunludur (Tahir Gökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 66).

20. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma hakkının

unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülen her türlü

iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu

nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre

değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmeyi

gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak

ihlaline neden olacaktır. Bunun yanı sıra kanun yolu mahkemelerince verilen

karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da her zaman bu hakkın ihlal edildiği

şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu mahkemelerince verilen bu tür

kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin kabul

edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olup bu durumda üst dereceli mahkeme

tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesinin benimsendiği kabul edilmelidir

(Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat

Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.,

B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26).

21. Somut başvuru açısından İlk Derece Mahkemesinin; zarar

tespiti ile ilgili olarak neden bilirkişi raporlarındaki miktarlara itibar

etmediği hususunda Savcılık ifade tutanakları, davalı ve tanık beyanları,

faturalar, davacı ve oğlunun yargılama aşamasında zarar miktarına yönelik verdikleri

farklı beyanlar, Ticaret Odası ve Vergi Dairesi kayıtlarını dikkate alarak

ayrıntılı değerlendirme (bkz. § 10) yaptığı, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ise

Mahkemece verilen kararın gerekçesine atıf yaparak hükmü onadığı ve karar

düzeltme talebini reddettiği anlaşılmıştır. Başvurucunun yargılama sırasında

ileri sürdüğü ve davanın sonucunu etkilediğini iddia ettiği taleplerin Mahkeme

kararında değerlendirildiği, bu açıdan kararın gerekçesiz olduğuna yönelik

iddianın yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

22. Başvurucunun gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin

olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil

Olmadığına İlişkin İddia

23. Başvurucu, davada farklı bilirkişilerden alınan aynı

nitelikteki raporlara itibar edilmediğini, zarar miktarı ile ilgili lehine olan

davalı beyanlarının da dikkate alınmadığını, bu yönüyle kararın usul ve kanuna

aykırı olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

24. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun'un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında bireysel başvurulara

ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye

tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 24).

25. Bir anayasal hakkın ihlali iddiasını içermeyen, yalnızca

derece mahkemelerinin kararlarının yeniden incelenmesi talebini içeren

başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ile Kanun tarafından

Mahkemenin yetkisi dışında bırakılan hususlara ilişkin olduğu açıktır. Bu

kapsamda bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması, hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabul

edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derece

mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması

bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa'da yer

alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve bariz takdir hatası

içermedikçe derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar

bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede derece mahkemelerinin

delilleri takdirinde bariz takdir hatası bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu

takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, §§ 25, 26).

26. Başvurucunun iddiasının özünün Derece Mahkemelerince

delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet

bulunmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesince iddia, savunma, tanık anlatımları,

keşif, bilirkişi raporları, Asliye Ceza Mahkemesi dosyası ve toplanan deliller

çerçevesinde değerlendirme yapılarak dava konusu olay nedeniyle davacının

uğradığı zararın tespit edildiği, buna göre asıl ve birleşen davalarda kısmen

kabul kararı verildiği, kararda bariz takdir hatası yapıldığı yönünde bir

bulguya rastlanmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

27. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

iii. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığına

İlişkin İddia

28. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

29. Başvurucu, yargılamanın yaklaşık on üç yıl sürmesi nedeniyle

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

30. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamaların makul

sürede sonuçlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesince makul sürede yargılanma hakkının adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil olduğu kabul edilerek bir davadaki

yargılama süresinin makul olup olmadığının tespitinde davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağı belirtilmiş (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 34-59) ve bu kapsamda yapılan incelemeler sonucu makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik kararlar verilmiştir (Gülseren Gürdal ve diğerleri, B. No:

2013/1115, 5/12/2013; Semira Babayiğit ve diğerleri, B. No: 2013/3283,

19/12/2013; Haydar İzgi, B. No:

2012/673, 19/12/2013).

31. Başvuru konusu olay, Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açılan

haksız fiilden kaynaklanan tazminat talebine ilişkindir. 18/6/1927 tarihli ve

1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile 12/1/2011 tarihli ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda yer alan usul hükümlerine göre yürütülen,

medeni hak ve yükümlülükleri konu alan somut yargılama faaliyetinin makul süre

değerlendirmesi için başlangıcı, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı tarih olup (Güher

Ergun ve diğerleri, § 50)bu tarih somut başvuruda esas davanın

açıldığı 6/4/2001'dir.

32. Sürenin bitiş tarihi ise yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Somut

başvuru açısından bu tarih, Yargıtay 4. Hukuk Dairesince karar düzeltme

talebinin reddedildiği 21/5/2014'tür.

33. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde

başvurucu tarafından 6/4/2001 tarihinde açılan davada, Mahkemece 12/2/2009

tarihinde asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne karar verildiği, temyiz

üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince 23/6/2010 tarihinde hükmün bozulduğu,

Mahkemenin yeniden yaptığı yargılama sonucu 9/4/2013 tarihinde verdiği kararın

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 16/1/2014 tarihli kararı ile onandığı, karar

düzeltme talebinin ise 21/5/2014 tarihinde reddedilerek aynı tarihte hükmünkesinleştiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla yargılama

yaklaşık 13 yıl 1 ayda tamamlanmıştır.

34. Başvurunun değerlendirilmesi sonucunda başvuruya konu

davadaki hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,

delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterler de

dikkate alınarak başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ve usule ilişkin

haklarını kullanırken özensiz davranmasıyla yargılamanın bu derece uzamasına

önemli ölçüde sebep olduğu söylenemez. Dolayısıyla somut başvuru açısından

farklı karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve yaklaşık 13 yıl 1

ayda sonuçlanan yargılamada makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

35. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

36. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir ...

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir."

37. Başvurucu, ihlalin tespitine karar verilmesini talep

etmiştir.

38. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

39. Başvuruda her ne kadar uzun süren yargılama nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine karar verilmiş ise de başvuru formu ve eklerinden

başvurucunun tazminat talebinde bulunmadığı anlaşıldığından başvurucu lehine

tazminata hükmedilmesi mümkün değildir. Osman Alifeyyaz

PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.

40. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,

2. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, OYBİRLİĞİYLE,

C. Talep olmadığından başvurucu lehine tazminata hükmedilmesine

YER OLMADIĞINA Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün

karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA OYBİRLİĞİYLE,

F. Kararın bir örneğinin Rize 2. Asliye Hukuk Mahkemesine

GÖNDERİLMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

OYBİRLİĞİYLE 16/11/2016 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucunun, Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan

adil yargılanma hakkı kapsamında makul sürede yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE karar verilmesine rağmen, başvuru formu ve eklerinde tazminat

talebinde bulunmadığı gerekçesiyle lehine tazminata hükmedilmemiştir.

2. Başvurucu Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmakla

bir bütün halinde ihlalin tespiti ve giderim istemiş olup, başvuru formunun

“B)AÇIKLAMALAR” bölümünün (3) numaralı bendinde şöyle denilmiştir:

“Söz konusu davanın

niteliğinde uğranılan maddi kayıp, uygulanmayan ve haksız ve gerekçesiz olarak

verilmeyen tedbir kararları yüzünden bu zararın büyümesi ve geçen bu koca zaman

dilimi sebebiyle ayrıca uğranılan manevi zarar başvurucunun en güncel

zararıdır”

3. Başvurucunun bu ifadelerinden, giderim olarak manevi bir

tazminat talep ettiği açıktır. Öte yandan, formun sonuç talep bölümünde de

bunun tekrarlanmış olmaması nedeniyle tazminat verilmesinin mümkün olmadığına

hükmedilmesi, katı bir şekilciliktir.

4. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da usul kurallarının

aşırı şekilci uygulanması, şayet başvurucunun hakkını fiilen elde etmesini

engelliyorsa “mahkemeye erişim hakkı”nın ihlali

olarak değerlendirilmektedir.

5. Bu nedenlerle ve Birsen Gülünay

2013/2640 başvurusundaki karşıoyumuzda da açıklanan

gerekçelerle, Bölüm kararının tazminat verilmemesine ilişkin kısmına

katılmamaktayım.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ Recai AKYEL Raportör : Yakup MACİT Başvurucu : Ramazan BÜYÜK Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/12917, 16 Kasım 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. C. Talep olmadığından başvurucu lehine tazminata hükmedilmesine
  12. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  13. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Karşıoy Gerekçesi
  15. Paksüt
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/12917
Tarih
16 Kasım 2016

İlgili Kararlar

  • Bilgehan Kıran Başvurusu (B. No: 2014/16417)
  • Mehmet Teha Akçara Başvurusu (B. No: 2014/14226)
  • Reşat Dağ Başvurusu (B. No: 2014/1002)
  • Adi Özel Başvurusu (B. No: 2014/5591)
  • Abdulvahap Arıç ve Hüseyin Arıç Başvurusu (B. No: 2014/5589)
  • M. Ç. Başvurusu (B. No: 2014/20043)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.