İçeriğe geç
AC
Birinci Bölüm Başvuru No: 2013/9673 Tarih:

Rıda Boudraa Başvurusu (B. No: 2013/9673)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

RIDA BOUDRAA BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/9673)

Karar Tarihi: 21/1/2015

R.G. Tarih- Sayı: 16/6/2015-29388

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, sığınmacı statüsü verilmesi için Birleşmiş

Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğine (BMMYK) yaptığı başvurunun sonucu

beklenmeksizin, pasaportu bulunmadığı gerekçesi ile sınır dışı edilmesine

ilişkin işlem nedeniyle iade edileceği ülkesinde yaşam hakkının ihlal edilme ve

işkence ve kötü muameleye tabi tutulma riski bulunduğunu, sınır dışı edilmek

üzere 68 gün boyunca Yalova Yabancılar Şube Müdürlüğünde tutularak

özgürlüğünden yoksun bırakıldığını, anılan süreçteki idari gözetim koşullarının

kötü olduğunu iddia ederek Anayasa’nın 17., 19., 20., 40. ve 41. maddelerinin

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 27/12/2013 tarihinde Bakırköy 6. Asliye Ceza

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 27/12/2013 tarihinde

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Birinci Bölüm tarafından, başvurucunun yaşamına ya da

maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik bir tehlike olduğu iddiasının ciddi

bulunması nedeniyle Bölüm, 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 49. maddesinin

(5) numaralı fıkrası ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

73. maddesi gereğince tedbir talebinin kabulüne, Mahkemece yeniden bir karar

verilinceye kadar başvurucunun Cezayir’e sınır dışı edilmesine ilişkin idari

işlemin uygulanmamasına, ara karar gereğinin ivedi olarak ifası için İçişleri

Bakanlığına bildirilmesine 30/12/2013 tarihinde oy çokluğu ile karar vermiştir.

5. Bölüm tarafından 20/1/2014 tarihinde başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar vermiştir.

6. Başvuru konusu olay ve olgular 21/6/2014 tarihinde Adalet

Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 18/7/2014 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine

sunulan görüş başvurucuya 29/7/2014 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Adalet

Bakanlığı cevabına karşı beyanlarını yasal süresi içerisinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile Adalet Bakanlığı görüşünde

ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu Cezayir vatandaşı olup 2001-2003 yılları

arasında kaçak olarak Türkiye’de yaşamış, 2003 yılında pasaportsuz seyahat

ettiği gerekçesi ile yakalanarak ülkesi Cezayir’e sınır dışı edilmiştir.

9. Başvurucu 2010 yılında Tunus’ta başlayan ve kamuoyunca “Arap Baharı” olarak isimlendirilen

gelişmeler sırasında ülkesi Cezayir’de kurulan siyasi nitelikteki “Reshad Hareketi” (Rachad Movement)

isimli oluşuma katılmış, yapılan bir barışçıl protesto eylemine liderlik ettiği

gerekçesi ile polis tarafından gözaltına alınmış ve kendi beyanına göre gözaltı

sırasında gördüğü işkence sonrasında ayağı kırılmıştır.

10. Anılan gösterilerin sona ermesinin ardından sık sık

hakkında ceza soruşturmaları açılan başvurucu siyasi nedenlerle tekrar

hapsedileceği endişesiyle ülkesini terk ederek Suriye’ye gitmiş, anılan dönemde

bu ülkede yaşanan iç kargaşa sebebiyle pasaport ve resmi

belgelerini alamadan Hatay ili, Cilvegözü sınır

kapısından pasaportsuz olarak Türkiye’ye giriş yapmıştır.

11. Başvurucu, Türkiye’ye daha önce yasal yollarla giriş

yapan eşi ve çocuklarının bulunduğu Yalova iline giderek ailesiyle birlikte bu

ilde yaşamaya başlamış, yaşadıkları konutta, komşusunun gürültü yaptıkları şikayeti üzerine yapılan kontrol esnasında pasaportu

bulunmadığı gerekçesi ile 3/11/2013 tarihinde gözaltına alınarak Yalova Emniyet

Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğünde idari gözetim altına alınmıştır.

12. Başvurucu, polise verdiği ifadesinde siyasi nedenlerle

önce Suriye’ye ve bu ülkede yaşanan kargaşa nedeniyle pasaportunu ve diğer resmi belgelerini yanına alma imkânı bulamadan pasaportsuz

olarak Türkiye’ye geldiğini belirterek sığınma talebinde bulunmuştur. İdarece

başvurucu hakkında sığınma talep formu doldurularak ekli belgeler ile birlikte

karar verilmek üzere İçişleri Bakanlığına gönderilmiştir.

13. İçişleri Bakanlığı tarafından dosya üzerinde gerekli

değerlendirme yapılarak sığınma başvurusunun reddedildiğine ilişkin karar

6/12/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilerek 72 saat içerisinde bu karara

itiraz edilebileceği bildirilmiştir.

14. Başvurucu, sığınma talebinin reddine ilişkin karara usul

ve esasa ilişkin nedenlerle, ayrıca itiraz süresinin çok kısa olduğunu ve

avukatı ile görüşerek ek bir itiraz dilekçesi vermek istediğini belirterek

itiraz etmiştir.

15. Başvurucunun avukatı, 17/12/2013 tarihinde BMMYK’ya iltica başvurusunda bulunmuştur.

16. Başvurucunun avukatı 23/12/2013 tarihinde BMMYK’ya yapılan iltica başvurusunun örneğini de ekleyerek

idareye yeni bir itiraz dilekçesi vermiş, başvurunun sonucunun beklenmesi ve

başvurucunun serbest bırakılmasını talep etmiştir.

17. 25/12/2013 tarihli ve 17:30 saatli cevabi yazı ile

sığınma başvurusunun nihai olarak reddedildiği ve Cezayir’e sınır dışı

edileceği bildirilmiş, başvurucu bu konudaki tebligat evrakını imzalamaktan

imtina etmiştir.

18. Başvurucu 3/11/2013 tarihinde pasaportu olmadığı için

gözaltına alınarak Yalova Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğünde

alıkonulduğunu, 18/11/2013 tarihinde iltica-sığınma mülakat formu doldurarak

sığınma talebinde bulunduğunu, İçişleri Bakanlığı tarafından sığınma

başvurusunun reddedilmesine ilişkin kararın 5/12/2013 tarihinde kendisine

tebliğ edildiğini, bu karara karşı 72 saat içerisinde itiraz edebileceğinin

bildirilmesi üzerine 6/12/2013 tarihinde karara itiraz ettiğini, bu arada

durumu avukatına bildirmesi üzerine başvurucu avukatının 17/12/2013 tarihinde BMMYK’ya iltica başvurusunda bulunduğunu, bu durumun

belirtilerek avukatı aracılığıyla 23/12/2013 tarihinde İçişleri Bakanlığı ve

Yalova Emniyet Müdürlüğüne başvurarak sığınma talebinin reddine ilişkin karara

itiraz etmesine rağmen BMMYK’nın kararı

beklenmeksizin başvurusunun 25/12/2013 tarihinde nihai olarak reddedildiğini ve

sığınma dosyası kapatılarak sınır dışı edilmesine karar verildiğini

belirtmiştir.

19. Başvurucunun avukatı, 27/12/2013 tarihli başvuru

dilekçesinde “…Yalova Emniyet Müdürlüğü

Yabancılar Şube Müdürlüğü yetkilileri ile yaptığı görüşme neticesinde

başvuranın pasaportu bulunmadığından 27/12/2013 Cuma günü İstanbul’daki Cezayir

Konsolosluğuna götürüleceği, Cezayir’e gönderilmesi için seyahat belgesi (travel document) düzenlendikten

sonra uçakla ülkesine gönderileceği, açılacak bir davada mahkeme kararı

verilmesini veya BMMYK kararını bekleyemeyecekleri, İçişleri Bakanlığından bir

talimat gelmediği sürece en kısa sürede şahsı ülkesine göndermek zorunda

olduklarının (şahsın pasaportu bulunmadığından istediği –güvenli üçüncü- bir

ülkeye gönderemeyeceklerini) ifade edildiğini” belirtmiştir.

20. Başvurucu, Yalova Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube

Müdürlüğünde sınır dışı edilmek üzere bekletilmekte olduğu sırada Anayasa

Mahkemesine tedbir talepli olarak yaptığı başvuruda, Mahkeme yeniden bir karar

verilinceye kadar başvurucunun Cezayir’e sınır dışı edilmesine ilişkin idari

işlemin uygulanmamasına 30/12/2013 tarihinde oyçokluğu ile karar vermiştir.

21. Başvurucu vekili tarafından 20/2/2014 tarihinde Bakırköy

Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı aracılığı ile Anayasa Mahkemesi

Başkanlığına gönderilen dilekçede “Yüksek

Mahkemenin 30/12/2013 tarihli tedbir ara kararına bağlı olarak, Emniyet Genel

Müdürlüğü tarafından verilen sığınma talebinin reddi ve sınır dışı edilmesi

kararının askıya alındığı, başvurucunun 7/1/2014 tarihinde serbest bırakıldığı

ve yabancılara mahsus ikamet tezkeresi verildiği, başvurucunun salıverildiği

sırada, her hafta Cuma günü düzenli olarak Yalova Yabancılar Polisine imza

vermesi gerektiği bildirilmesi nedeniyle, düzenli olarak Emniyete imza vermekte

olduğu” belirtilmiştir.

22. Başvurucu hakkında sınır dışı edilme işlemi askıya

alınarak yabancılara mahsus ikamet tezkeresi düzenlenerek kendisine verilmiş,

bu süreçte 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma

Kanunu’nun 125. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca bu

Kanun’un Resmî Gazetede yayımlanmasından bir yıl sonra yürürlüğe gireceği

belirtilen maddeleri ve bu kapsamda “Yabancı

veya yasal temsilcisi ya da avukatı, sınır dışı etme kararına karşı, kararın

tebliğinden itibaren on beş gün içinde idare mahkemesine başvurabilir.

Mahkemeye başvuran kişi, sınır dışı etme kararını veren makama da başvurusunu

bildirir. Mahkemeye yapılan başvurular on beş gün içinde sonuçlandırılır.

Mahkemenin bu konuda vermiş olduğu karar kesindir. Yabancının rızası saklı

kalmak kaydıyla, dava açma süresi içinde veya yargı yoluna başvurulması hâlinde

yargılama sonuçlanıncaya kadar yabancı sınır dışı edilmez” şeklindeki 53. maddesinin (3) numaralı fıkrası 11/4/2014

tarihinde yürürlüğe girmiştir.

B. İlgili

Hukuk

23. 11/4/2013 tarihli ve 28615 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4/4/2013 tarihli ve

6458 sayılı Kanun’un aynı Kanun’un 125. maddesi uyarınca 11/4/2014 tarihinde

yürürlüğe giren 53. maddesi şöyledir:

“(1) Sınır dışı etme kararı, Genel Müdürlüğün talimatı

üzerine veya resen valiliklerce alınır.

(2) Karar,

gerekçeleriyle birlikte hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancıya veya

yasal temsilcisine ya da avukatına tebliğ edilir. Hakkında sınır dışı etme

kararı alınan yabancı, bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa kendisi veya

yasal temsilcisi, kararın sonucu, itiraz usulleri ve süreleri hakkında

bilgilendirilir.

(3) Yabancı veya yasal temsilcisi ya da avukatı, sınır dışı

etme kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde idare

mahkemesine başvurabilir. Mahkemeye başvuran kişi, sınır dışı etme kararını

veren makama da başvurusunu bildirir. Mahkemeye yapılan başvurular on beş gün

içinde sonuçlandırılır. Mahkemenin bu konuda vermiş olduğu karar kesindir.

Yabancının rızası saklı kalmak kaydıyla, dava açma süresi içinde veya yargı

yoluna başvurulması hâlinde yargılama sonuçlanıncaya kadar yabancı sınır dışı

edilmez.”

24. 6458 sayılı Kanun’un aynı Kanun’un 125. maddesi uyarınca

11/4/2014 tarihinde yürürlüğe giren “Geri

gönderme merkezleri” başlıklı 58. maddesi birinci fıkrası şöyledir:

“İdari gözetime alınan yabancılar, geri gönderme

merkezlerinde tutulurlar.”

25. 6458 sayılı Kanun’un 124. maddesinin (1) numaralı fıkrası

ile yürürlükten kaldırılan 5683 sayılı Yabancıların Türkiye’de İkamet ve

Seyahatleri Hakkında Kanun’un (YİSHK) 17. ve 23. maddeleri şöyledir:

“Madde 17 - Siyasi

sebeplerle Türkiye'ye sığınan yabancılar ancak İçişleri Bakanlığınca müsaade

olunacak yerlerde ikamet edebilirler.”

“Madde 23- Memleket dışına çıkartılmalarına

karar verilipte pasaport tedarik edemediklerinden

veya başka sebeplerden dolayı Türkiye'yi terkedemiyenler

İçişleri Bakanlığının göstereceği yerde oturmağa mecburdurlar.”

26. 13/12/1955 tarihinde imzalanan ve 12/4/1989 tarihli ve

3527 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan “Avrupa

İkamet Sözleşmesi” nin 3. maddesi

şöyledir:

“1. Akit Taraflardan birinin, diğer akit ülkesinde yasal

olarak ikamet eden uyrukları ancak milli güveliği tehdit ettikleri veya kamu

düzenine veya genel ahlaka aykırı davrandıkları takdirde sınır dışı

edilebilirler.

2. Akit taraflardan birinin, diğer herhangi bir akit taraf

ülkesinde yasal olarak iki yıldan fazla bir süredir ikamet etmekte olan uyruğu;

milli güvenlik açısından kesin zorunluk yoksa, kendisi hakkındaki sınır dışı

kararına karşı itirazda bulunmasına ve bu amaçla yetkili makama veya yetkili

makamca özel olarak belirlenmiş kişi veya kişilere başvurmasına ve bu organlar

önünde temsil olunmasına müsaade edilmeksizin sınır dışı edilemez.

3. Akit Taraflardan

birinin, diğer bir Akit Taraf ülkesinde on yıldan fazla bir süredir. İkamet

eden uyrukları, yalnızca mili güvenlik nedeniyle veya bu maddenin birinci

bendinde zikredilen diğer nedenlerin, özellikle ciddi bir nitelikte olması

hallerinde sınır dışı edilebilir.”

27. Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklara İlişkin

Uluslararası Sözleşme’nin 13. maddesi şöyledir:

“Bu Sözleşme'ye

Taraf Devletlerden birinin ülkesinde yasal olarak bulunan bir yabancı, bu

ülkeden ancak yasalara uygun olarak verilmiş bir karar uyarınca sınır dışı

edilebilir ve ulusal güvenlik bakımından zorunlu nedenler aksini

gerektirmedikçe, sınır dışı edilmesine karşı nedenler ileri sürmesine ve

durumunun yetkili makamlar ya da yetkili makamlarca özel olarak atanmış kişi ya

da kişilerce yeniden gözden geçirilmesine ve bu amaçla yetkili merciler önünde

temsil edilmesine izin verilecektir.”

28. Avrupa İşkencenin ve İnsanlıkdışı

Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi Yabancı Uyruklu Kişilerin Tutulma

Koşullarına İlişkin Standartlarının ilgili kısımları şöyledir:

“… CPT’ye göre,

yabancıların mevzuat uyarınca kişilerin uzun süre boyunca özgürlüklerinden

yoksun bırakılmalarının gerekli görüldüğü durumlarda, bu amaca özel olarak

tasarlanmış, yasal durumlarına uygun maddi koşullar, uygun bir sistem sunan ve

uygun niteliklere sahip personelin görev aldığı merkezlerde barındırılmaları

gerekmektedir.

Bu tür merkezlerin yeterli mobilyaya sahip,

temiz, tamire ihtiyacı bulunmayan ve içerdiği kişi sayısına yeterli yaşam alanı

sunacak bir barınma yeri sağlaması gerektiği açıktır. Ayrıca, bir cezaevi

ortamı izlemini uyandırmayı mümkün olduğunca çok engellemek için binaların

tasarımına ve planına dikkat gösterilmesi gerekmektedir. Sistemsel faaliyetler

ise açık havada egzersiz, dinlenme odasına ve radyo/televizyon ile

gazete/dergilere erişimin yanı sıra diğer uygun boş zaman değerlendirme

faaliyetlerini (örneğin masa oyunları, masa tenisi) içermelidir. Kişilerin

tutulduğu süre ne kadar uzun olursa, kendilerine sunulan faaliyetlerin de o

kadar fazla gelişmiş olması gerekmektedir.

…

79. Düzensiz göçmenlerin tutulma koşulları,

özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarının niteliğini, sınırlı kısıtlamalar ile

ve çeşitli etkinlikleri kapsayan sistemiyle yansıtmalıdır. Örneğin, tutulan

düzensiz göçmenlerin … tutuklu yerleşkesi içerisindeki hareket serbestilerinin

mümkün olduğunca az kısıtlanması gerekmektedir.”

29. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 9 Aralık 1988 tarihli

ve 43/173 sayılı kararıyla kabul edilen Herhangi Bir Biçimde Tutulan veya

Hapsedilen Kişilerin Korunması İçin Prensipler’in 1.

ve 4. maddeleri şöyledir:

“Madde 1-İnsani tarzda muamele yükümlülüğü

Her hangi bir biçimde tutulan veya hapsedilen bir kimse, insaniyetin ve insanın

doğuştan sahip olduğu insanlık onuruna saygının gerektirdiği bir biçimde

muamele görür.”

“Madde 4-

Tutmanın ve diğer tedbirlerin yargısal

denetimi

Her türlü tutma veya hapsetme kararı ve

tutulan veya hapsedilen bir kimsenin insan haklarını her

hangi bir biçimde etkileyen bütün tedbirlere yargısal veya diğer bir

makam tarafından karar verilir veya bu tedbirler bu makamların etkili

denetimine tabi tutulur.”

30. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Yürütme

Komitesinin “Mültecilerin ve Sığınmacıların

Alıkonulması” konulu 44 nolu kararın 1. ve

2. fıkrası ile 4. fıkrasının (f) bendi şöyledir:

“Yürütme Komisyonu, Mültecilerin Statüsüne ilişkin 1951

Sözleşmesi’nin 31.Maddesi’ni hatırlatarak

...

(f)Mültecilerin

ve sığınmacıların alıkonma koşullarının insani olması gerektiğini vurgulamıştır. Özellikle, mülteciler ve

sığınmacılar mümkünse, adi suçlu olarak tutulmakta olan kişilerin yanında

tutulmayacak ve fiziksel güvenliklerinin tehlike altında olduğu yerlerde

bulundurulmayacaktır.”

31. Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme’nin 33.

maddesi şöyledir:

“1. Hiçbir Taraf Devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini,

tâbiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla

hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne

şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade etmeyecektir.

2. Bununla beraber, bulunduğu ülkenin güvenliği için

tehlikeli sayılması yolunda ciddi sebepler bulunan veya özellikle ciddi bir adi

suçtan dolayı kesinleşmiş bir hükümle mahkum olduğu

için söz konusu ülkenin halkı açısından bir tehlike oluşturmaya devam eden bir

mülteci, işbu hükümden yararlanmayı talep edemez.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 21/1/2015 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 27/12/2013 tarihli ve 2013/9673 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

33. Başvurucu,

i. Sığınmacı statüsü verilmesi için BMMYK’ya

başvurarak yapmış olduğu başvurunun sonucu beklenmeksizin, pasaportu

bulunmadığı gerekçesi ile sınır dışı edilmesine ilişkin karar nedeniyle iade

edileceği ülkesinde, daha önce “Reshad Hareketi (Rachad Movement)” isimli oluşum bünyesinde protesto

eyleminde liderlik ettiği gerekçesi ile polis tarafından gözaltına alındığını,

işkence ve kötü muameleye tabi tutulduğunu, hapis yattığını, halihazırda

muhalif siyasi hareket kurucularından olması nedeniyle ülkesi Cezayir’de

takibat altında olduğunu, arandığını ve gıyabında ceza yargılamasının

sürdüğünü, sınır dışı edilmesi durumunda hakkında idam cezası verilmesinin

olası olduğunu, yaşam hakkının ihlal edilme ve işkence ve kötü muameleye tabi

tutulma riski bulunduğunu, Türk Hükümeti tarafından Cezayir’e zorla

gönderilmesi halinde bu durumun Türkiye’nin de taraf olduğu Cenevre

Sözleşmesi’nin 33. maddesinde tanımlanan “zulüm

tehlikesi altında olduğu yere geri göndermeme (non-refoulment)”

ilkesinin ve Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşme’nin 3. maddesinin

ihlali sonucunu doğuracağını, ayrıca sınır dışı etme işlemine karşı iç hukukta

etkili bir yolun bulunmadığını, eşinin ve çocuklarının Yalova’da yaşıyor

olmaları nedeniyle aile bütünlüğünün sona ereceğini ileri sürerek Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 13. ve Anayasa’nın17., 40. ve 41.

maddelerinin,

ii. Hakkında herhangi bir yargısal makamın gözaltı emri veya

tutuklama kararı olmaksızın 3/11/2013 tarihinde pasaportu olmadığı için

gözaltına alınarak Yalova Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğünde idari

gözetim altına alındığını ve 7/1/2014 tarihine kadar burada kaldığını, bu

sırada kamu görevlilerinden hiçbir şekilde kötü muamele veya fiziksel şiddet

görmemesine karşılık havasız, gürültülü, doğrudan gün ışığı almayan, sigara

içilen bir mekanda tutulduğunu, sağlıklı tedavi hizmetinin sunulamadığını, açık

havaya çıkartılmadığını, egzersiz imkanı tanınmadığını, kötü fiziksel koşullara

maruz kaldığını, sırf yabancı olması nedeniyle ve pasaportu olmadığı gerekçesi

ile götürüldüğü Yalova Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü

Nezarethanesinde geçirdiği 68 gün boyunca özgürlüğünün kısıtlandığını, Türk

hukukunda yabancı kişilerin idari gerekçelerle özgürlüğünün kısıtlanması

halinde bunun yargısal makamlarca gözaltı veya tutuklama sayılmaması nedeniyle

bir tazminat talep edilmesinin de mümkün olmadığını, “idari gözetim” altında tutulmasına ilişkin yasal bir

denetimin söz konusu olmadığını, gözaltında tutulmasının nedenleri hakkında

derhal veya daha sonra bilgi verilmediğini ve belirsiz bir durumda tutulduğunu,

gözaltına alınmasının ardından bu karara karşı itiraz edilebilecek bir merciin

bulunmadığını belirterek Sözleşme’nin 3., 5., 13., Anayasa’nın 17., 19., 20., maddelerinin,

ihlal edildiğini iddia etmiş ve

tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

34. Başvurucu her ne kadar Anayasa’nın 17., 19., 20., 40. ve

41. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de başvurucunun hukuki

tavsifi ile bağlı olmayan Anayasa Mahkemesince değerlendirme Anayasa’nın 17. ve

19. maddeleri kapsamında yapılmıştır.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Sınır Dışı Etme İşlemine Karşı Etkili Bir Başvuru Yolu

Bulunmadığı, Sınır Dışı Edilmesi Durumunda İşkence ve Kötü Muameleye Tabi

Tutulma Riskinin Bulunduğu ve Sınır Dışı Edilmek Üzere İdari Gözetim Altında

Tutulduğu Yerin Maddi Koşullarının Elverişsizliği Nedenleriyle Anayasa’nın 17.

Maddesinin İhlal Edildiği İddiaları

35. Başvurucu, sınır dışı edilme işlemine karşı yürütmeyi

durdurma talepli olarak açılacak bir davanın yürütmenin durdurulması kararı

verilmedikçe sınır dışı etme işlemini otomatik olarak askıya almadığını, kaldı

ki yürütmeyi durdurma kararı verilinceye kadar işlemin icrasının söz konusu

olabileceğini, dolayısıyla etkili bir yolun bulunmadığını ileri sürmüştür.

36. Adalet Bakanlığı, başvuru dilekçesinde ileri sürülen bu

iddialara karşı başvurucunun bu yöndeki şikâyetinin Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) tarafından Sözleşme’nin 3. maddesi ile 5. maddesinin (4)

numaralı fıkraları çerçevesinde incelendiğini belirtmiştir.

37. Başvurucu, başvuru formundaki iddialarını tekrarlamış ve

bu konuda yeni bir beyanda bulunmamıştır.

38. Bireysel başvuru incelemesinde, bir ihlal iddiasının

Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetki alanına girip girmediğinin

tespitinde Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı esas alınmaktadır (B. No:

2012/1049, 26/3/2013, § 18). Etkili başvuru hakkı, Anayasa’nın 40. ve

Sözleşme’nin 13. maddelerinde düzenlenmiştir.

39. Başvurucunun, etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine

yönelik iddialarının, bahsi geçen maddelerdeki ifadeler dikkate alındığında,

soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp, mutlaka Anayasa ve Sözleşme

kapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele

alınması gerekir. Bir başka ifadeyle etkili başvuru hakkının ihlal edilip

edilmediğinin tartışılabilmesi için hangi temel hak ve özgürlüğü konusunda

etkili başvuru hakkının kısıtlandığı sorusuna cevap verilmesi gerekmektedir (B.

No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33).

40. Somut olayda başvurucunun iddialarının özü, sınır dışı

edilme işlemine karşı yürütmeyi durdurma talepli olarak açılacak bir davanın

yürütmenin durdurulması kararı verilmedikçe sınır dışı etme işlemini otomatik

olarak askıya almaması, sınır dışı edilmek üzere idari gözetim altına alındığı

yerin fiziki koşullarının kötü olduğu ve ülkesine sınır dışı edilmesi halinde

işkence ve kötü muameleye tabi tutulacağına ilişkindir. Başvurucunun bu

iddialarının Anayasa’nın 17. maddesi çerçevesinde incelenmesi gerekir.

41. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216

sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasında herkesin, Anayasa’da

güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Sözleşme ve buna ek

Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunabileceği hükmüne yer verilmiştir.

42. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

“Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

43. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir.

44. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup, bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle

derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından

değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

45. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yoluna gidilmesinin

bireysel başvuru konusu işlem ve kararların uygulanmasına herhangi bir etkisi

yoktur. Ancak bir işlem ya da kararın uygulanması halinde bireyin anayasal

haklarının ihlali yönünde ciddi bir tehlike ortaya çıkacaksa, 6216 sayılı Kanun

ile Mahkemeye bu tehlikeyi önlemek amacıyla tedbir kararı verme yetkisi

tanınmıştır. Bu yönüyle tedbir yetkisi istisnai bir yetki olup, ancak işlem veya

kararın uygulanması halinde yaşam hakkına ya da bireyin maddi ve manevi

bütünlüğüne yönelik gerçek ve ciddi bir risk doğacaksa tedbire başvurulabilir.

46. Diğer taraftan bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucunun

Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili

idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip

olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu

süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması

gerekir. Anayasa Mahkemesinin başvuru yolları henüz tüketilmeden bir başvuruyu

kabul edip incelemesi kural olarak mümkün değildir. Ancak başvuru yolunun

tüketilmesinin başvurucunun hakkına yönelik ihlalin giderilmesi açısından

herhangi bir etkisi yoksa, başka bir deyişle başvurulacak yol etkisizse ya da

başvuru yolunun tüketilmesinin beklenmesi halinde başvurucunun haklarına

yönelik ciddi ve geri dönülmesi imkansız bir tehlike

ortaya çıkacaksa anayasal haklara saygı ilkesi Mahkemenin bu başvuruları

incelemesini gerektirebilir (B. No: 2013/1243, 16/4/2013, § 24).

47. Başvuru konusu olayda, başvurucu sınır dışı edilmesi

halinde Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının

tehlikeye girme, işkence ve kötü muameleye tabi tutulma riski bulunduğunu ileri

sürerek, tedbir kararı verilmesini talep etmiş, Bölüm tarafından tedbir talebinin

değerlendirilmesi sonucu 6458 sayılı Kanun’un 11/4/2014 tarihinde yürürlüğe

girecek olması nedeniyle henüz otomatik askıya alma mekanizmasının söz konusu

olmadığı dikkate alınarak ve başvurucunun ülkesi Cezayir’e sınır dışı edilmesi

halinde bu ülkede yaşamına ya da maddi ve manevi varlığına yönelik risk

bulunduğu iddiaları ciddi görüldüğünden, 30/12/2013 tarihinde oy çokluğu ile

tedbir talebinin kabulüne karar verilmiştir.

48. Bölüm tarafından tedbir talebinin kabulüne karar

verilmesinin ardından 6458 sayılı Kanun’un 53. maddesi 11/4/2014 tarihinde

yürürlüğe girmiş ve anılan maddenin (3) numaralı fıkrası ile “…yabancının rızası saklı kalmak kaydıyla, dava açma

süresi içinde veya yargı yoluna başvurulması hâlinde yargılama sonuçlanıncaya

kadar yabancı sınır dışı edilmez…” şeklindeki düzenleme ile otomatik

askıya alma mekanizması harekete geçirilmiştir.

49. Yasa koyucu tarafından 6458 sayılı Kanun’la, idari bir

işlem olduğu hususunda şüphe bulunmayan sınır dışı etme işleminin tesis

edilmesi halinde, dava açma süresi içinde veya yargı yoluna başvurulması

durumunda yargılama sonuçlanıncaya kadar yabancıların sınır dışı

edilemeyeceğine ilişkin Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme’nin 33.

maddesi ile de güvence altına alınmış uluslararası hukuk metinleri ile uyumlu

bir koruma mekanizması yürürlüğe konulmuştur.

50. Anılan Kanun’un hayata geçtiği 11/4/2014 tarihinden önce

de sınır dışı etme işlemine karşı idare mahkemelerine başvurarak yürütmenin

durdurulması talebinde bulunulması ve talebin kabulü halinde sınır dışı etme

işleminin en azından yürütmeyi durdurma kararına karşı yapılacak itirazın

kabulüne kadar ya da itirazın reddi halinde esas hakkında hüküm verilinceye

kadar askıya alınabileceği söylenebilecek ise de burada temel hak ve özgürlüğün

korunmasına yönelik bir mekanizma otomatik olarak hayata geçmemekteydi. Buna

karşılık 11/4/2014 tarihinden sonra sınır dışı etme işlemine karşı dava açma

süresi içerisinde ve yargı yoluna başvurulması durumunda yargılama

sonuçlanıncaya kadar yabancıların sınır dışı edilememesi prosedürü temel hak ve

özgürlüklerin korunması bakımından daha güvenli bir mekanizmayı otomatik olarak

hayata geçirmiştir.

51. Kural olarak bireysel başvurunun yapılmasının ardından

başvuru konusu ihlali gidermeye yönelik yeni bir hukuki yolun ihdas edilmesi,

normal koşullar altında başvuranın bu yeni hukuki yolu tüketmesini gerektirmez

ise de başvurucunun ihlal iddiasına dayanak teşkil eden şikâyetlerinin daha

etkili başka bir mekanizma ile çözüme kavuşturulması imkânı sağlanmış ise

Mahkemece buna ilişkin başvuru yollarının tüketilmesi istenilebilir.

52. Tedbir kararının ardından 11/4/2014 tarihinde yürürlüğe

giren 6458 sayılı Kanun’un 53. maddesi uyarınca dava açma süresi içinde veya

yargı yoluna başvurulması hâlinde yargılama sonuçlanıncaya kadar yabancının

sınır dışı edilmeyeceğine ilişkin düzenleme ile sınır dışı etme işlemine karşı

daha etkili, hızlı, ön koşul gerektirmeyen ve başvurucunun temel hak ve

özgürlüklerinin korunmasına daha etkin bir şekilde hizmet edebilecek şekilde ve

yapısal bir soruna çözüm getirecek nitelikte bir başvuru yolunun iç hukukta

kanun koyucu tarafından hayata geçirildiği anlaşılmaktadır.

53. 6458 sayılı Kanun’un 53. maddesi uyarınca dava açma

süresi içinde veya yargı yoluna başvurulması hâlinde yargılama sonuçlanıncaya

kadar yabancının sınır dışı edilmeyeceğine ilişkin düzenleme ile prensip olarak

sınır dışı etme işlemine karşı etkili bir mekanizma kurulduğu anlaşılmaktadır.

54. Kaldı ki başvurucunun tedbir talepli olarak yapmış olduğu

bireysel başvuru üzerine Anayasa Mahkemesinin 30/12/2013 tarihli tedbir ara

kararı dikkate alınarak başvurucunun 7/1/2014 tarihinde serbest bırakıldığı ve

kendisine 6/1/2014- 6/7/2014 tarihleri arasında geçerli yabancılara mahsus

ikamet tezkeresi verildiği, anılan tezkerenin 7. sayfasında “İş bu tezkerenin sahibi ve refakat hanesinde yazılı

olanlar kanun ve nizam dairesinde Türkiye’de oturabilirler”

ibaresinin bulunduğu ve başvurucunun anılan bu ikamet tezkeresi sayesinde

Türkiye’de ikamet etmesine engel bir durumun bulunmadığı, ikamet tezkeresinin

süresinin uzatılmaması ya da herhangi bir sebeple geçersiz sayılmasına yönelik

bir işleme karşı idari yargıda dava açma imkanı bulunduğu gibi, idarece

başvurucunun sınır dışı edilmesine ilişkin yeni bir işlemin tesis edilmesi

durumunda ise yukarıda (§ 34,35) ayrıntılarına yer verilen süreç izlenerek bir

koruma ve otomatik askıya alma mekanizmasının harekete geçirilmesi mümkündür.

55. Bu durumda her ne kadar bireysel başvuruda bulunulmasının

ardından ihdas edilmiş ise de başvurucunun temel hak ve özgürlüklerinin

korunması için daha etkili, kullanılabilir ve başvurucunun şikâyetlerini

giderme imkânı sunacak şekilde ulaşılabilir, hızlı ve etkin bir çözüm sunan bir

başvuru yolunun kanun koyucu tarafından oluşturulduğu görülmektedir. Diğer

taraftan bu yolun temel hak ve özgürlüklerin korunması hususunda etkisizliğini

gösterecek bir idari/yargısal pratiğin bulunduğu da söylenemez. Sınır dışı etme

yönünde yeni bir işlem tesis edilmesi ya da fiilen bir sınır dışı etme durumu da

söz konusu olmadığından başvurunun bu kısmının

“açıkça dayanaktan yoksunluk” nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

56. Başvurucu, Türkiye’ye ilk giriş yaptığı 2003 yılında

yakalanarak ülkesi Cezayir’e gönderilmesi sonrası bu ülkede bulunan Sirkaci (Serkadj), El- Heraş, El-Belide ve Berhaviye

hapishanelerinde ayağının kırılması ile sonuçlanan işkence ve kötü muameleye

tabi tutulduğunu, ülkesine sınır dışı edilmesi halinde yeniden işkence ve kötü

muamele göreceğini iddia etmiştir.

57. Başvurucu geçmişte ülkesinde gördüğü bu işkencenin ispat

edilebilmesi için Türkiye İnsan Hakları Vakfı İstanbul Temsilciliğine

başvurmuş, anılan Vakfın yönlendirmesi sonucu İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp

Anabilim Dalı tarafından hazırlanan 20/6/2014 tarihli ve 2014.045 R protokol

numaralı raporda “…başvurucunun İnsan eliyle

oluşturulmuş tramvaya maruz kaldığı ve Dünya Sağlık Örgütü Uluslararası

Hastalık Sınıflandırması, ICD 10 kapsamında Y07.3 kodu ile belirtilen işkence

ve diğer zalimane, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele kapsamı içinde

değerlendirilmesi gerektiği” bulgularına yer verilmiştir.

58. Başvurucu tarafından anılan bu rapora dayanılarak sınırdışı edilmesi halinde yeniden işkence göreceği veya

kötü muameleye tabi tutulacağı iddia edilmekte ise de halihazırda başvurucunun sınır

dışı edilmesine ilişkin bir işlemin bulunmaması ve idarece gelecekte böyle bir

işlemin yapılması halinde ise yukarıda yer verilen koruma mekanizmasının

harekete geçirilebilecek olması karşısında başvurucunun bu yöndeki şikayetinin

de “açıkça dayanaktan yoksunluk” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

59. Diğer taraftan başvurucu sınır dışı edilmek üzere idari

gözetim altında tutulduğu Yalova Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü

Nezarethanesinin havasız, gürültülü, doğrudan gün ışığı almayan, sigara içilen,

sağlıklı tedavi hizmeti sunulamayan, açık havaya çıkma imkânı olmayan ve

egzersiz imkânı tanımayan kötü fiziksel koşullara sahip olması nedeniyle

sağlığının bozulduğunu ve psikolojik olarak olumsuz etkilendiğini eskiden var

olan astım ve bronşit rahatsızlığının ağırlaştığını ileri sürerek Anayasa’nın

17. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

60. Başvurucunun somut olayda olduğu gibi sınır dışı etme

işleminin yürütülmekte olması nedeniyle şekil ve şartları kanunla gösterilen

usule uygun olarak yakalanması veya tutulu durumda bulundurulması mümkündür. Bu

amaçla idari gözetim altına alınan yabancının tutulduğu yerdeki maddi

koşulların Sözleşme’nin 3. ve Anayasa’nın 17. maddesi kapsamına girebilmesi

için asgari bir eşiğe ulaşmış olması gerekmektedir. Bu asgari eşiğin

değerlendirilmesi ise koşullarla ilgili tüm verilerin, özellikle de muamelenin

süresine, fiziksel ya da ruhsal etkilerine ve bazen de mağdurun cinsiyeti, yaşı

ve sağlık durumuna bağlı olarak değerlendirilmelidir (Benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Kafkaris/Kıbrıs, B.No: 21906/04, 12/2/2008, § 95).

61. Bir muamelenin ‘insanlık

dışı’ olarak nitelendirilebilmesi için, bunun tasarlanarak

uygulanmış olmasının yanında bedensel yaralanma ya da fiziksel veya ruhsal

acıya sebebiyet vermesi; diğer taraftan bir muamelenin ‘aşağılayıcı’ olarak nitelendirilebilmesi

için ise mağdurlarını rencide edecek ve küçültecek ölçüde, onlara, korku,

endişe, aşağılanma gibi duyguları hissettirmesi gerekir (Benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Kudła/Polonya, B.No: 30210/96, 26/10/2000, § 92).

62. Bir ceza veya muamelenin, Sözleşme’nin 3. maddesi

anlamında ‘aşağılayıcı’ olup

olmadığını tespit ederken, bunların amacının ilgiliyi rencide etme ve aşağılık

duruma düşürme olup olmadığının ve etkilerine bakıldığında, söz konusu

tedbirin, Anayasa’nın 17. ve Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı şekilde,

ilgilinin kişiliğini etkileyip etkilemediğinin araştırılması gerekmektedir. Bununla

birlikte, böyle bir amacın olmaması, kesin olarak, bu hükmün ihlal edilmiş

olması ihtimalini devre dışı bırakmamakla birlikte, bir ceza veya muamelenin, ‘insanlık dışı’ ya da ‘aşağılayıcı’ olabilmesi için rencide

edilme veya ıstırabın, meşru bir muamele ya da cezanın barındırdığı rencide

olma duygusu ve ıstırabın ötesine geçmiş olması gerekmektedir (Benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz. Ramirez Sanchez/Fransa,

B.No. 59450/00, 4/7/2006, § 157).

63. Başvurucu idari gözetim altına alınmasının ardından

eskiden var olan sağlık sorunlarının ağırlaştığını iddia etmekte ise de

hastalanması üzerine, başvurucunun hastaneye sevkinin yapılarak gerekli tıbbi

bakımın yapılmasının sağlandığı ve bu yolla idari gözetim altındaki kişinin

fiziksel ve ruhsal sağlıklarını koruması gerekliliğine uygun hareket edildiği

anlaşılmaktadır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Mouise/Fransa, B. No: 67263/01, 14/11/2002, §40; Keenan/Birleşik Krallık, B.No: 27229/95, 3/4/2001, § 111).

64. Sonuç olarak mevcut olayın koşulları açısından yapılan

değerlendirme neticesinde, başvurucunun idari gözetim altına alınması nedeniyle

maruz kaldığı durumun, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele olarak

nitelendirilmesi için gereken asgari ağırlık eşiğine ulaşmadığı kanaatine

varılmış olması nedeniyle, başvurucunun bu yöndeki iddialarının açıkça

dayanaktan yoksun olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. İdari Gözetim Altına Alınması ve Buna İtiraz

Edebileceği Etkili Bir Yolun Bulunmaması Nedeniyle Anayasa’nın 19. ve 40.

Maddelerinin İhlal Edildiği İddiaları

65. Somut olayda başvurucu sınır dışı edilmek üzere Yalova

Yabancılar Şube Müdürlüğü Nezarethanesinde idari gözetim altında tutulmasının

kanuni bir dayanağının olmadığını ve buna itiraz edebileceği etkili bir yolun

bulunmadığını iddia etmiştir. Başvurucunun bu iddialarının Anayasa’nın 19.

maddesinin ikinci ve sekizinci fıkraları çerçevesinde incelenmesi gerekir.

66. Başvurucunun Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci ve

sekizinci fıkralarının ihlal edildiği yönündeki şikâyeti açıkça dayanaktan

yoksun olmadığı gibi bu şikâyetler için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden

herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu bölümüne ilişkin

olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

67. Başvurucu, idarece sınır dışı edilmek üzere idari gözetim

altına alındığını fakat idari gözetimin sebepleri, süresi, gözden geçirilmesi

vb. hususlarda herhangi bir kanuni düzenleme bulunmadığını ileri sürmüştür.

68. Adalet Bakanlığı görüşünde, idari gözetim (tutma) tedbiri

ile ilgili olarak AİHM’ce verilen değişik tarihli

kararlara atıfta bulunarak anılan başvuruların Sözleşme’nin 5. maddesinin 1.,

2. ve 4. fıkraları kapsamında değerlendirildiğini belirtmiştir.

69. Başvurucu, Adalet Bakanlığının görüşüne karşı, eski

beyanlarını tekrar etmiş ve yeni bir beyanda bulunmamıştır.

70. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci, ikinci ve sekizinci

fıkraları şöyledir:

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve

güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda

öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya

tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne

çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike

teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri

veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı

için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine

getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da

hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin

yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun

bırakılamaz.

….

Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa

sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı

halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı

merciine başvurma hakkına sahiptir.”

71. Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f)

bendi ve (4) numaralı fıkrası şöyledir:

“1. Herkes kişi

özgürlüğü ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve

yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun

bırakılamaz:

…

f)Bir kimsenin ülkeye usulüne uygun olmayarak

girmekten alıkonulması veya hakkında sınır dışı etme ya da geri verme işleminin

yürütülmekte olması nedeniyle usulüne uygun olarak gözaltına alınması veya

tutulması.

…

4. Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden

yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir

süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest

bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.”

72. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin

kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu, ikinci fıkrasında şekil ve

şartlarının kanunda gösterilmesi şartıyla kişi özgürlüğü ve güvenliğinin hangi

nedenlerle sınırlanabileceği belirtilmiştir. Aynı maddenin sekizinci fıkrasında

ise “Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir”

denilmek suretiyle hürriyetin kısıtlanmasına karşı yetkili bir yargı merciine

başvurulması hakkına yer verilmiştir. Diğer taraftan Sözleşme’nin 5. maddesinin

birinci ve dördüncü fıkralarında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına

sahip olduğu belirtilerek bu özgürlüğün kısıtlanması halinde kısıtlamanın

hukuka uygunluğunu değerlendirecek ve hukuki değil ise salıverilmesine

hükmedebilecek bir mahkemeye başvurma hakkına sahip olduğu düzenlemelerine yer

verilmiştir.

73. İdari gözetim altına alma yetkisi Sözleşme’nin 5. ve

Anayasa’nın 19. maddesi ile kabul edilmiş istisnai bir yetkidir. Buna göre

yabancının sınır dışı etme işleminin yürütülmekte olması nedeniyle şekil ve

şartları kanunla gösterilen usule uygun olarak yakalanması veya tutulu durumda

bulundurulması mümkündür.

74. İdari gözetimin istisnai bir yol olduğu ve kişiyi

özgürlüğünden yoksun bırakma sonucunu doğurduğu için, hukuka uygun olması ve

keyfi muamele teşkil etmemesi gerekmektedir. Ayrıca bu tedbirin, demokratik

hukuk devletinin gerekli ve makul kıldığı ölçüde denetlenebilmesi, koşullarının

genel kabul görmüş standartlara uygun olması, küçültücü, aşağılayıcı ve

insanlık dışı muamele teşkil etmemesi, idari gözetim altında tutulanlara temel usulî hakların ve güvencelerin sağlanması gerekir. Anılan

Anayasa ve Sözleşme hükümleri esas olarak, kişinin özgürlüğünün kısıtlanması

sonucunu doğuracak bazı hallerde bu sınırlamanın şekil ve şartlarının kanunla

gösterilmesini isteyerek kişi özgürlüğü açısından daha güvenceli bir hukuki

durum yaratmak istemiştir.

75. Somut uyuşmazlık bakımından değerlendirildiğinde

başvurucunun özgürlüğünün belirsiz bir süre ile kısıtlanması sonucunu doğuran

idari gözetime ilişkin mevzuatta açık bir kanuni düzenleme bulunmadığı ve

başvurucu hakkında verilmiş bir mahkûmiyet kararı olmamasına rağmen

özgürlüğünden yoksun bırakıldığı anlaşılmaktadır.

76. Anayasa’nın 16. maddesine göre yabancıların temel hak ve

hürriyetleri milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir. O halde

kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakma sonucunu doğuran idari gözetimin kanun ile

düzenlenmesi; kanun ile getirilen usul ve esasların da milletlerarası hukuka

uygun olması gerekmektedir. Başvuruya konu olay tarihinde idari gözetimin

kanuni dayanağı olarak Yabancıların İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun’un

(YİSHK) 23. maddesi gösterilmekte ise de bu maddede idari gözetimden söz

edilmemiş; idari gözetim şartları, süresi, sürenin uzatılması, ilgiliye tebliği,

idari gözetim kararına karşı başvuru yolları, idari gözetim altına alınan

kişinin avukata erişimi, tercüman yardımından yararlanmaya ilişkin hususular

düzenlenmemiştir. Diğer taraftan idari gözetim kişinin özgürlüğünden yoksun

kalması sonucunu doğurmasına rağmen 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu

anlamında “tutuklama”

sayılmadığından, bu karara karşı etkili bir itiraz yolu öngörülmemiştir.

77. Bu durumda idari gözetim uygulamasının kanuni dayanağının

bulunmaması ve idari gözetim altında tutulduğu süreçte yürürlükte olan ilgili

mevzuat hükümlerinden 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun 4. maddesi ile YİSHK’nın 23. maddesinin elinde kimlik belgesi olmayan ve

Türkiye’ye yasa dışı yollardan giren yabancıların idarenin göstereceği yerde

oturmasıyla ilgili olduğu, bunun dışında anılan hükümlerle idareye yabancıyı

idari gözetim altında tutma yetkisi verilmediği anlaşılmaktadır (Benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz. Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye,

B.No: 30471/08, 22/9/2009; ZNS/Türkiye, B. No: 21896/08, 28/6/2010; Charahili/Türkiye, B. No: 46605/07, 13/4/2010; Keshmiri/Türkiye, B. No: 22426/10, 17/4/2012; Dbouba/Türkiye, B. No: 15916/09, 13/10/2010; Ahmadpour/Türkiye B. No: 12717/08, 22/11/2010; Ranjbar ve diğerleri/Türkiye, B. No: 37040/07, 13/7/2010).

78. Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasının birinci

bendinde usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren ya da hakkında

sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya

tutuklanması halleri dışında kimsenin hürriyetinden yoksun bırakılamayacağı

hüküm altına alınmış olup, kanuni şartların varlığı halinde bir kişinin usulüne

uygun olarak yakalanması ve tutulu durumda bulundurulması mümkündür. Ancak

kişinin özgürlüğünden bu tarzda bir yoksun bırakılmasının bir temel hak ve özgürlük

ihlaline yol açmaması için sınırlandırmanın şekil ve şartlarının kanunda

gösterilen ve tanımlanan usule uygun olması gerektiği tartışmasızdır. Somut

olay bakımından hakkında pasaportu olmadığı için sınır dışı edilme kararı

alınan başvurucunun idari gözetim altına alınmasına ilişkin açık bir kanuni

düzenlemenin olmadığı dikkate alındığında idari gözetimin “kanuni” olmasından söz edilmesi mümkün

değildir.

79. Açıklanan nedenlerle başvurucunun “idari gözetim şartları, süresi, sürenin uzatılması,

ilgiliye tebliği, idari gözetim kararına karşı başvuru yolları, idari gözetim

altına alınan kişinin avukata erişimi, tercüman yardımından yararlanmasına

ilişkin açık bir kanuni düzenleme bulunmadığı” yönündeki şikayeti yönünden Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci ve

sekizinci fıkralarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun

50. Maddesi Yönünden

80. Başvurucu, özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğini

belirterek maruz kaldığı manevi zararın giderilmesi için 30.000 TL manevi

tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

81. Adalet Bakanlığı görüşünde, başvurucuların tazminat

talebine ilişkin görüş bildirilmemiştir.

82. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

83. Başvurucu manevi tazminat talebinde bulunmuş olup,

başvurucunun özgürlük ve güvenlik hakkının ihlali tespitiyle giderilemeyecek

olan manevi zararları karşılığında takdiren net

5.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

84. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

85. Kararın birer örneğinin İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi

Genel Müdürlüğüne ve Yalova Emniyet Müdürlüğüne gönderilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun;

1. “Sınır dışı etme işlemine karşı etkili bir başvuru

yolu bulunmadığı, sınır dışı edilmek üzere idari gözetim altında tutulduğu

yerin fiziki koşullarının elverişsizliği ve sınır dışı edilme halinde maddi ve

manevi varlığının korunması hakkının ihlal edildiği/edileceği” yönündeki iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. “İdari gözetim şartları, süresi, sürenin uzatılması,

ilgiliye tebliği, idari gözetim kararına karşı başvuru yolları, idari gözetim

altına alınan kişinin avukata erişimi, tercüman yardımından yararlanmasına

ilişkin açık bir kanuni düzenleme bulunmadığı” yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. “İdari gözetim şartları, süresi, sürenin

uzatılması, ilgiliye tebliği, idari gözetim kararına karşı başvuru yolları,

idari gözetim altına alınan kişinin avukata erişimi, tercüman yardımından

yararlanmasına ilişkin açık bir kanuni düzenleme bulunmadığı” yönündeki şikayetleri

bakımından Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci ve sekizinci fıkralarının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 5.000,00 TL MANEVİ TAZMİNAT ÖDENMESİNE, fazlaya

ilişkin tazminat talebinin reddine,

D. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca

tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Kararın birer örneğinin İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel

Müdürlüğüne ve Yalova Emniyet Müdürlüğüne gönderilmesine,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

21/1/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Zühtü ARSLAN

Raportör

:

Esat Caner YILMAZOĞLU

Başvurucu

:

Rıda BOUDRAA

Vekili

:

Av. Abdulhalim YILMAZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/9673, 21 Ocak 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası