İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

S. Ş. Başvurusu (B. No: 2014/19582)

(Başvuru Numarası: 2014/19582)

Başvuru No2014/19582Tarih16 Şubat 2017Okuma21 dk · 4.266 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm

Başvuru No
2014/19582
Karar tarihi
16 Şubat 2017
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.266 kelime·21 dk okuma·21 bölüm

S. Ş. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/19582)

Karar Tarihi: 16/2/2017

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ahlaki durum sebep gösterilerek Türk Silahlı

Kuvvetlerinden (TSK) ilişiğin kesilmesi işlemi nedeniyle özel hayatın gizliliği

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 16/12/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, 1995 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığında subay

sınıfında göreve başlamış; Kara Havacılık Komutanlığında pilot binbaşı olarak

görev yapmıştır.

9. Kara Kuvvetleri Komutanlığına gelen isimsiz bir ihbar

mektubunda, başvurucunun aynı lojmanda oturan bir subay eşiyle ilişki yaşadığı

ve kadının hamile kaldığı, başvurucunun ve bu kadının eşlerinden boşanarak

evlendikleri, başvurucunun eşinden boşanmasına rağmen üç ay daha aynı evde

birlikte yaşamaya devam ettikleri, başvurucunun aynı lojmanda oturan bir başka

kişinin çocuk bakıcısıyla da ilişkisinin olduğu, bu ilişkiye ait ses kaydı

bulunduğu, başvurucunun bu kaydı öğrenmesi üzerine bakıcıyı ve eski eşini darbettiği, konunun Savcılığa intikal ettiği ancak

müştekilerin şikâyetten vazgeçmesi nedeniyle konunun kapandığı iddia

edilmiştir.

10. Bunun üzerine başvurucu hakkında idari tahkikat

başlatılmıştır. İhbar mektubu başvurucuya bildirilerek başvurucudan savunma

yapması istenmiştir. Başvurucu 20/3/2013 tarihli yazılı savunmasında, kulaktan

duyma bilgiler ve dedikoduya dayalı olarak mesnetsiz iddialarda bulunulduğunu,

iftira atıldığını beyan etmiştir. Evlendiği yeni eşinin daha önce kendisiyle

aynı lojmanda oturmadığını, bunun yalan olduğunu, önceki eşinin boşanma

tarihinden sonra üç ay daha aynı lojmanda kaldığının doğru olduğunu,

çocuklarının velayetini kendisinin aldığını, boşandığı eşinin çocuğunu

emzirmesi ve bu arada kendisine yeni bir düzen kurabilmesi amacıyla böyle

davrandıklarını belirtmiştir. Ayrıca başvurucu, komşusunun çocuk bakıcısıyla

ilişkisi olduğu iddiasının yalan ve iftira olduğunu, asla böyle bir ilişkisi

olmadığını ifade etmiştir. Başvurucu; savunmasında önceki eşiyle geçimsizliğe

dayalı olarak karşılıklı anlaşmak suretiyle boşandığını, şimdiki eşinin de aynı

şekilde daha önce boşanmış olduğunu, çocuklarının huzursuz bir ortamda

yetişmesindense yeni ve mutlu bir aile kurduğunu, olayın tarafları olan önceki

eşinin veya yeni evlendiği bayanın eski eşinin herhangi bir şikâyeti, husumeti

veya huzursuzluğunun bulunmadığını, özel hayatı konusunda asılsız iftiralara

cevap vermek zorunda kalması nedeniyle üzüldüğünü belirtmiştir.

11. Tahkikat sonucunda hazırlanan 25/3/2013 tarihli raporda,

başvurucunun ilk eşiyle 1996 yılında evlendiği, 16/12/2010 tarihinde boşandığı,

bu evliliğinden boşanma tarihi itibarıyla beş yaşında ve sekiz aylık iki

çocuğunun olduğu belirtilmiştir. Ayrıca başvurucunun 9/3/2011 tarihinde ikinci

eşiyle evlendiği, bu evlilikten bir ay sonra 14/4/2011 tarihinde bir çocuğunun

dünyaya geldiği, çocuğun baba isminin başvurucunun ismi olduğu, başvurucunun

ikinci eşinin de başvurucuyla evlenmeden önce, 4/11/2010 tarihinde subay olan

eşinden boşanmış olduğu ifade edilmiştir. Raporda başvurucunun boşandığı eşinin

boşanma tarihinden sonra üç ay daha aynı lojmanda kaldığının doğru olduğu,

başvurucunun da bu durumu kabul ettiği, çocuklarının velayetini kendisinin

aldığı, boşandığı eşinin çocuğunu emzirmesi ve bu arada kendisine yeni bir

düzen kurabilmesi amacıyla böyle davrandıklarını söylediği belirtilmiştir. Bunun

yanı sıra raporda, başvurucu aleyhine komşusunun çocuk bakıcısını ve eski eşini

darbettiği isnadıyla Sulh Ceza Mahkemesinde kamu

davası açıldığı ancak müştekilerin şikâyetten vazgeçmeleri nedeniyle 23/11/2011

tarihli karar ile davanın düşürülmesine hükmedildiği belirtilmiştir. Raporda

başvurucunun yeni eşiyle evlendiği tarihte eşinin yaklaşık sekiz aylık hamile

olduğunun anlaşıldığı, dolayısıyla başvurucuya isnat edilen eylemlerin sabit

olduğu kanaati bildirilmiştir.

12. Söz konusu rapor üzerine sıralı sicil üstleri tarafından

ahlaki durumu nedeniyle “Silahlı Kuvvetlerde kalması uygun değildir.” ortak

kanaatli sicil belgesi düzenlenerek başvurucu hakkında ayırma işlemi süreci

başlatılmıştır. Sonuç olarak 7/8/2013 tarihinde, 27/7/1967 tarihli ve 926

sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun

50. maddesi uyarınca TSK'dan ayırma işlemi tesis edilmiştir.

13. Başvurucu TSK'dan ayırma kararına karşı Askeri Yüksek İdare

Mahkemesinde (AYİM) iptal davası açmıştır.

14. Başvurucu dava dilekçesinde; asılsız isnatların 2010 yılı

ile ilgili olduğunu, bu eylemlerden üç yıl sonra ayırma işlemi tesis

edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, aynı şekilde imzasız, isim belirtilmeden

yapılan ihbarın işleme konulamayacağını belirtmiştir. Başvurucu; eski eşinden

boşandıktan sonra bir başka kişiyle evlendiğini, on sekiz yaşından büyük

kişilerin rızaya dayalı ilişkilerinin suç oluşturmadığını, özel hayatına ait

hususlar nedeniyle en ağır disiplin cezasıyla cezalandırılmasının ölçülü

olmadığını ileri sürmüştür. Bunun yanı sıra başvurucu; çok sayıda takdir

belgelerinin bulunduğunu, hiçbir disiplin cezası bulunmadığını, çok başarılı

çalışmaları olduğunu, özel yaşamına ait unsurların Kurum disiplin ve düzenini

tehdit eden bir yönünün bulunmadığını iddia etmiştir. Ayrıca başvurucu; daha önce

istifa dilekçesi verdiğini, bunlar sonuçlandırılmadan ayırma işlemi tesis

edilmesinin de hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir.

15. AYİM, oy çokluğuyla davayı reddetmiştir. AYİM kararında,

isimsiz ihbar hâlinde dahi somut isnatlar ve deliller bulunması durumunda

inceleme yapılması gerektiği belirtilmiştir. AYİM'e

göre askerin ahlakı, yaşayışı kusursuz ve lekesiz olmalıdır; asker şahıslar

için ahlaki değerlerin ve özel hayatı da kapsayan yaşam biçiminin büyük önemi

vardır. AYİM; başvurucunun evli olduğu dönemde bir subay eşiyle ilişki kurduğu

ve bu kişiden çocuk sahibi olduğu, boşanmış olduğu eşiyle bir süre daha aynı

lojmanda oturmaya devam ettiği hususlarının gerçek olduğunun anlaşıldığını

belirtmiştir. AYİM kararında, TSK'da subay olarak görev yapan ve ileride birçok

makamda TSK'yı temsil etme ihtimali bulunan başvurucunun söz konusu

davranışlarının TSK'nın itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketler

kapsamında olduğu belirtilmiştir. Kararda başvurucunun eylemlerinin özel

hayatın sınırlarını aştığı, kara pilot sınıfının görev yaptığı yerlerin sınırlı

olması ve personel sayısının diğer sınıflara göre az olması nedeniyle aynı

sınıftan olan personelin bu olayı duyduğu, dolayısıyla eylemlerin aleniyet

kazandığı, başvurucunun eyleminin Anayasa Mahkemesinin 2013/1614 sayılı

kararında belirtilen eylemlerden çok farklı olduğu, bu durumda başvurucunun

kamu hizmetinde istihdam edilmesine devam edilmesinin kamu yararına açıkça

aykırılık teşkil ettiği gerekçesine yer verilmiştir. Bunun yanı sıra kararda

davacının ilk istifa dilekçesini verdiği tarihten daha önce ayırma işlemi

başlatılmış olduğu, dolayısıyla önce ayırma işleminin sonuçlandırılmasında

hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.

16. Bir hâkim üye karara katılmamıştır. Muhalif kalan üyenin

görüşüne göre bir başka dosyada 31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı

Kuvvetleri Disiplin Kanunu'nun geçici 1. maddesinin dördüncü fıkrasına karşı

Anayasa Mahkemesine başvuru yapılmıştır. Söz konusu başvuru mevcut davayı

etkilemekte olduğundan Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunun

sonucunun bekletici mesele yapılması gerekmektedir. Bunun yanı sıra muhalif üye

görüşünde, başvurucu hakkındaki ayırma işleminin6413 sayılı Kanun'da öngörülen

makamla kurullar tarafından ve belirtilen usuller uygulanarak tesis edilmesi

gerektiği, bu hükümlere uyulmadan tesis edilmiş olan işlemin şekil ve usul

yönünden hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir.

17. Başvurucunun söz konusu karara karşı karar düzeltme istemi

de reddedilmiştir. Nihai karar 28/11/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edilmiştir.

18. Başvurucu vekili tarafından 16/12/2014 tarihinde bireysel

başvuru yapılmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

19. 926 sayılı Kanun’un işlem tarihinde yürürlükte olan 50.

maddesi, 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet

Kanunu’nun 13. ve 39. maddeleri, 27/12/1998 tarihli ve 23566 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Subay Sicil Yönetmeliği’nin işlem

tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma”

kenar başlıklı 91. ve 92. maddeleri.

20. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:

“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraber

ahlak ve maneviyatın yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesine

bilhassa itina olunur.

Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyi

ahlaklı olmak, üste itaat, hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret ve

atılganlık, icabında hayatını hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyi

geçinmek, birbirlerine yardım, intizam severlik, yapılması men edilen şeylerden

kaçınmak, sıhhatini korumak, sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”

21. 6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılı Resmi Gazete’de

yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği'nin 86. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

''Asker, kendisinden beklenen vazifeleri

hakkıyla yapabilmek için yüksek ahlâk ve kuvvetli maneviyata sahip olmalıdır.

Her askerde bulunması lâzım gelen ahlakî ve mânevi vasıflar şunlardır:

...

(h). İyi ahlâk sahibi olmak: Askerin ahlâkı ve

yaşayışı kusursuz ve lekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan,

yalancılıktan borçtan ve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüp

kalkmaktan, hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardan

sakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati,

azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biri

ayrı ayrı cezaları üstüne çeker...''

22. 6413 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin (4) numaralı

fıkrasında yer alan "... Söz konusu

yönetmelik yürürlüğe girinceye kadar 926 sayılı Kanunun, bu Kanunun 45 inci

maddesinin altıncı fıkrasının (c) bendi ile yürürlükten kaldırılan hükümlerinin

uygulanmasına devam olunur.” hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğu ileri

sürülmüştür. Anayasa Mahkemesinin 3/7/2014 tarihli ve E.2014/24, K.2014/122

sayılı kararıyla itirazın reddine hükmedilmiştir.

23. 6413 sayılı Kanun'un

"Kınama cezasını gerektiren disiplinsizlikler" kenar

başlıklı 16. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi şöyledir:

“Meslek etiğine aykırı davranışta bulunmak:

Önceden ilan veya tebliğ edilmiş olan mesleki etik davranış kurallarına aykırı

şekilde tavır ve davranışlarda bulunmaktır."

24. 6413 sayılı Kanun'un

"Hizmete kısmi süreli devam cezasını gerektiren disiplinsizlikler"

kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi şöyledir:

“Uygunsuz davranışlarda bulunmak: Türk Silahlı

Kuvvetlerine ve temsil ettiği makam, rütbe veya statünün onur ve vakarına uygun

olmayan fiillerde bulunmaktır."

B. Uluslararası Hukuk

25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı"

kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve

yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu

makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir

toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin

korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının

hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz

konusu olabilir.”

26. Özel hayata saygı hakkına kamu makamlarının keyfî bir

şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi, Sözleşme'nin 8. maddesi ile sağlanan

güvenceler kapsamında yer almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM),

devletin özel hayata saygı hakkı kapsamında bulunan bir menfaate müdahale

ettiğini tespit ettiğinde 8. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen koşulları

incelemektedir. Buna göre kamu makamlarının müdahalesinin yasal bir dayanağı

olup olmadığı, anılan fıkrada yer alan meşru amaçlara dayalı olup olmadığı,

demokratik bir toplumda gerekli ve orantılı olup olmadığı araştırılmaktadır

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Dudgeon/Birleşik Krallık, B. No: 7525/76, 22/10/1981, § 43; Olsson/İsveç No.1, B. No: 10465/83, 24/3/1988, § 59; De Souza Ribeiro/Fransa, B. No: 22689/07, 13/12/2012, §

77).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 16/2/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adil Yargılanma Hakkın

Kapsamında Bağımsız ve Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

28. Başvurucu, yapısı ve bünyesindeki kurmay subaylar nedeniyle AYİM’in bağımsız ve tarafsız olmadığını belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

29. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddiasının bağımsız ve tarafsız

mahkemede yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

Kabul Edilebilirlik Yönünden

31. Anayasa Mahkemesi tarafından bu konu daha önce incelenirken

belirtildiği üzere AYİM’in oluşumu, statüsü ve

görevleri Anayasa ve ilgili Kanun'da hüküm altına alınmıştır. AYİM’e atanan askerî hâkimlerin bağımsızlığının Anayasa ve

ilgili kanun hükümleri ile garanti altına alındığı, atanma ve çalışma usulleri

yönünden askerî hâkimlerin bağımsızlıklarını zedeleyecek bir hususun

bulunmadığı, kararlarından dolayı idareye hesap vermek zorunda olmadıkları

ayrıca disipline ilişkin konuların AYİM Yüksek Disiplin Kurulunca incelenip

karara bağlandığı görülmektedir (Yaşasın

Aslan, B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 29). Diğer yandan sınıf subayı

üyelerinin en fazla dört yıllık bir süre ile görev yapmaları, disiplin

konularında Disiplin Kuruluna tabi kılınmaları, görev süreleri içinde idari

veya askerî yetkililerce herhangi bir değerlendirmeye tabi tutulmamaları bu

subayların idareye karşı bağımsızlıklarını güçlendirmiştir.

32. Açıklanan nedenlerle Mahkemenin bağımsız ve tarafsız

olmadığına ilişkin bir husus saptanmadığından başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Özel Hayatın Gizliliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

33. Başvurucu; hakkındaki isimsiz ihbarın işleme alınmasının

hukuka aykırı olduğunu, özel hayatıyla ilgili olan ve görevi ile hiçbir ilgisi

bulunmayan iddialar nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür. Başvurucu, ayrıca birçok kez takdirname ile

ödüllendirildiğini, sicilinin çok iyi derecede olduğunu, özel hayatına ilişkin

unsurların hiçbir şekilde görevine yansımadığını, ayırma işleminin ölçülülük

ilkesine aykırı olduğunu belirtmiştir. Bu nedenlerle Anayasa'nın 20. maddesinde

yer alan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş, yeniden yargılama yapılması

ile 503.616 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep

etmiştir. Ayrıca başvurucu, kamuya açık belgelerde kimliğinin gizlenmesini

istemiştir.

2. Değerlendirme

34. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın 20. maddesi şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,

usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin

yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve

bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört

saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan

itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde,

el koyma kendiliğinden kalkar.

...”

35. Başvurucunun cinsel hayatına dair özel nitelikte olan

hususlar sebep gösterilerek TSK'dan ilişiğinin kesildiğine ilişkin söz konusu

iddiasının, özel hayatın gizliliği hakkının unsurlarından olan mahremiyet

alanını ilgilendirdiği anlaşılmıştır. Bu nedenle başvuru, Anayasa'nın 20.

maddesinde güvenceye alınan özel hayatın gizliliği hakkı çerçevesinde ele

alınmıştır.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel

hayatın gizliliği hakkı ve haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı

37. Özel hayat kavramı, eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir

kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlıktır. Özel

hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde “bireyin kişiliğini

geliştirmesi ve gerçekleştirmesi” kavramı

temel alınmaktadır. Anılan hak, herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak

kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte

kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati de

içermektedir (Serap Tortuk,

B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31-36; Bülent

Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, §§ 61-63; Tevfik Türkmen [GK], B. No: 2013/9704,

3/3/2016, §§ 50-52; Ata Türkeri,

B. No: 2013/6057, 16/12/2015,§§ 30-32) .

38. Özel hayata saygı hakkı kapsamında korunan hukuksal

çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Özellikle mahremiyet alanında

cereyan eden cinsel içerikli eylem ve davranışların özel hayata saygı hakkının

kapsamında olduğuna kuşku yoktur. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerin

kendi bireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem

ilişkilere girebilecekleri özel bir alana işaret etmektedir (Serap Tortuk,

§§§ 31-36; Bülent Polat, § 61-63;

Tevfik Türkmen § 51; Ata Türkeri, §§ 31-34).

39. Özel hayata saygı hakkı, ilişki kurmak ve geliştirmek üzere

çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını da içermektedir. Kişilerin mesleki

hayatı özel hayatlarıyla sıkı bir irtibat içindedir. Özel hayata dair hususlar

kişinin mesleği ile ilgili tasarruflara esas alınmışsa özel hayata saygı hakkı

gündeme gelecektir (Bülent Polat,

§ 62; Ata Türkeri, § 31).

40. Bu kapsamda mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı

hakkında sorgulanması ve bunun doğurduğu idari sonuçlar, buna ek olarak

kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmaları, özel

hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturmaktadır (Serap Tortuk, §

37; Bülent Polat, § 63; Ata Türkeri, § 33).

41. Buna göre başvurucunun cinsel yaşamına ait unsurlar gerekçe

gösterilerek TSK'dan ilişiğinin kesilmesi işleminin özel hayata saygı hakkına

bir müdahale oluşturduğu açıktır.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

42. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

43. Yukarıda anılan müdahalenin ihlal oluşturup

oluşturmadığının, Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun

düşen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen

nedenlere dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olmama koşulları yönünden incelenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

44. Başvuruya konu ayırma işlemi ve yargısal incelemenin 926

sayılı Kanun’un 50. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (c) fıkrası ile

Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 91. maddesi uyarınca

yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatın

gizliliği hakkına yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağının mevcut olduğu

anlaşılmaktadır.

45. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında yapılan

değerlendirmeler neticesinde, söz konusu mevzuat hükümlerinin “kanunilik”

ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır (G.G.

[GK], B. No: 2014/16701, 13/10/2016, §§ 48-50). Somut olayda bu

sonuçtan ayrılmayı gerektirecek bir iddia ve tespit de bulunmamaktadır.

(2) Meşru Amaç

46. Anayasa'nın 13. maddesi; temel hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasını, ilgili hak ve özgürlüğe ilişkin Anayasa maddesinde

gösterilen özel sınırlandırma sebeplerinin bulunmasına bağlı kılmıştır.

47. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan

bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan

kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Buna

göre Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete

yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere

sınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir (AYM, E.2014/87, K.2015/112,

8/12/2015, § 7; E.2016/37, K.2016/135, 14/7/2016, § 9;E.2013/130, K.2014/18,

29/1/2014;Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).

48. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası yönünden özel

sınırlama nedeni düzenlenmemiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, birtakım

sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber bu sebepler sadece arama ve

el koyma tedbirlerine yöneliktir. Dolayısıylabu

sebeplerin özel hayata saygı hakkının tüm boyutları yönünden uygulanması mümkün

görünmemektedir (AYM, E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013; IV- Esasın İncelenmesi

kısmının "J-Kanun'un 75. Maddesiyle

3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun Başlığı İle Birlikte Değiştirilen 10.

Maddesinin İncelenmesi" başlığının "bb" alt başlığı

altında).

49. Bu durumda Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan hak ve

özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin somut olay bakımından sınırlandırma

sebebi olarak kabul edilip edilemeyeceği araştırılmalıdır.

50. Anayasa'nın 5. maddesinde "Devletin

temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin

bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun

refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini,

sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan

siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî

varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

denilmektedir. Buna göre kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu

sağlamak devletin temel amaç ve görevlerindendir.

51. Kişinin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamanın

ön koşulu millî güvenlik ve kamu düzeninin tesisidir. Millî güvenlik ve kamu

düzeninin sağlanmadığı bir ortamda hak ve özgürlüklerden gereği gibi

yararlanılması, kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirmesi mümkün değildir.

Devletin hak ve özgürlükleri koruma ödevinin yanında millî güvenliği ve kamu

düzenini sağlama görevi de bulunmaktadır.

52. Millî güvenliği sağlamakla yükümlü olan Türk Silahlı

Kuvvetlerinin bu görevi gereği gibi yerine getirebilmesi bakımından askerî

disiplinin sağlanması hayati önem taşımaktadır. Silahlı kuvvetlerin mensupları

arasındaki hiyerarşi ve disiplinin aşınması, söz konusu kamu hizmetinin

aksamasına neden olabilecek temel etkenlerden biridir.

53. Bu nedenle askerî disiplinin sağlanmasını teminen silahlı kuvvetler mensuplarının sıkı disiplin

kurallarına tabi tutulması ve diğer kişilerin tabi olmadığı bazı sınırlamalara

tabi olmaları, Anayasa'nın 5. maddesiyle devlete

yüklenen millî güvenliği sağlama ve kamu düzenini koruma ödevinin bir

gereğidir. Anılan ödevin, kişilerin Anayasa'nın 20. maddesinin birinci

fıkrasında düzenlenen haklarının sınırlanmasında dikkate alınması

gerekmektedir.

54. Açıklanan nedenlerle başvurucunun ahlaki durumu sebep gösterilerek

TSK'dan çıkarılmasının askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereği

gibi yürütülmesinin sağlanması ve bu itibarla millî güvenliğin korunması

amacını taşıdığı, dolayısıyla müdahalenin meşru bir amaca dayalı olduğu

sonucuna varılmıştır.

(3) Demokratik Toplum

Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

(a) Genel İlkeler

55. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri”nden

olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal

ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre

sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da

başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (AYM, E.2015/96,

K.2016/9, 10/2/2016 § 13; ifade özgürlüğü bağlamında Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, § 51; özel

hayatın gizliliği hakkı bağlamında Ata

Türkeri, §§ 44, 45; İ.F.A.,

B. No: 2013/8564, 17/2/2016, § 62).

56. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,

kamu görevini yürütmekle görevli kişilerin hak ve özgürlüklerine herhangi bir

vatandaşa uygulanamayacak sınırlamalar getirilmesi demokratik bir toplumda

gerekli olabilir. Bu kapsamda kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve

sınırlamanın amacına göre değişen geniş bir takdir yetkisinin bulunması

doğaldır. Ancak özel hayata saygı hakkının mahremiyet hakkı gibi en gizli

yönleri söz konusu olduğunda kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır ve bu

alanlara yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için kamu

makamlarınca özellikle ciddi gerekçelerin gösterilmesi gerekir (Ata Türkeri,§ 47).

57. Bunun yanı sıra Silahlı Kuvvetlerin faaliyetlerinin disiplin

içinde yürütülmesi ve etkinliğini gerçekten aksatan bir durum oluşturduğunun ikna

edici ve güçlü sebeplerle kanıtlanması hâlinde personelin özel hayatına saygı

hakkının sınırlandırılması demokratik bir toplumda gerekli kabul edilebilir.

Ancak bu hâlde de sınırlandırmanın ölçülülük ilkesine uygun olması gereklidir (G.G., § 60).

58. Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca ölçülülük ilkesi,

sınırlayıcı önlemin öngörülen amaç için zorunlu ve amaca ulaşmaya elverişli

olmasını, ayrıca amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması

gereğini ifade eder. Ölçülülük ilkesinin amacı da temel hak ve özgürlüklerin

gereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir (AYM, E.2015/102,

K.2016/151, 7/9/2016, § 22; E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013; Markus Frank Cerny, B.

No: 2013/5126, 2/7/2015, § 72).

59. Tüm bu ilkeler dikkate alınarak başvuru konusu olay

bakımından müdahalenin "demokratik toplum düzeninin gerekleri"

ilkesine uygun olup olmadığı incelenirken kamu makamlarınca ortaya konulan

gerekçeler değerlendirilmelidir. Bunun yanı sıra müdahalenin

"ölçülülük" ilkesine uygun olup olmadığına bakılmalıdır.

(b) İlkelerin Olaya

Uygulanması

60. Somut olayda özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında

başvurucunun mahremiyetine yönelik müdahalenin demokratik toplumda gerekli olup

olmadığı, idare ve Derece Mahkemesi kararlarının gerekçeleri çerçevesinde

incelenmelidir.

61. Başvurucu, TSK'dan çıkarılması ile sonuçlanan disiplin

soruşturması sürecinde mesleki hayatını değil özel hayatını ilgilendiren

iddialara yanıt vermek zorunda kalmıştır. Derece Mahkemesi kararına göre

başvurucunun evli olduğu dönemde bir subay eşiyle irtibat kurduğu ve bu kişiden

çocuk sahibi olduğu, boşanmış olduğu eşiyle bir süre daha aynı lojmanda

oturmaya devam ettiği hususlarının gerçek olduğu tespit edilmiştir.

Başvurucunun dâhil olduğu kara pilot sınıfının görev yaptığı yerlerin sınırlı

olması ve personel sayısının diğer sınıflara göre az olması nedeniyle aynı

sınıftan olan personelin bu olayı duyduğu, dolayısıyla eylemlerin aleniyet

kazandığı belirtilmiştir. AYİM kararında, başvurucunun silah arkadaşının eşiyle

ilişkiye girerek Türk toplumunun ve TSK'nın manevi değerlerine aykırı

davrandığı belirtilmiştir.

62. TSK personeline yönelik temel kanunlardan biri olan 211

sayılı Kanun'un 39. maddesinde birçok özelliğin yanı sıra iyi ahlak sahibi

olmanın da her askerin esas vazifesi olduğu belirtilmiştir. AYİM kararında da

belirtildiği üzere asker şahıslar için ahlaki değerlerin ve özel hayatı da

kapsayan yaşam biçiminin büyük önemi vardır. TSK'da silah arkadaşlığı; sevgi,

saygı, dayanışma ruhu ve güven ilkelerine dayanmaktadır. Askerlerin eş ve

çocuklarını birbirlerine emanet ederek operasyonlara ve savaşa gideceği kabul

edilmekte, tüm askerî personelin bu manevi ilkelere göre davranması

beklenmektedir. Başvurucunun subay olan bir kişinin eşiyle ilişkiye girerek

çocuk sahibi olması, dâhil olduğu kara pilot sınıfının görev yaptığı yerlerin

sınırlı olması ve personel sayısının diğer sınıflara göre az olması

nedenleriyle aynı sınıftan olan personelin bu olayı duyması, dolayısıyla olayın

aleniyet kazanması veözel hayat sınırlarını aşarak

göreve yansımalarının olması, başvurucuyu istihdam eden TSK tarafından kurum

itibarını olumsuz yönde etkileyen bir unsur olarak değerlendirilmiştir. Bu

durumda çok sıkı askerî disiplin kuralları ve hiyerarşinin geçerli olduğu

personel sisteminde başvurucuyu istihdam eden TSK tarafından başvurucuya isnat

edilen eylemlerin kurum disiplinini ve itibarını olumsuz yönde etkileyen bir

unsur olarak değerlendirilmesi ve başvurucuya bu eylemler nedeniyle disiplin

yaptırımı uygulanmasının demokratik bir toplumda gerekli olduğu kabul

edilmelidir.

63. Bununla birlikte müdahalenin ölçülü olup olmadığı ortaya

konmalıdır. Başvuru dosyası incelendiğinde başvurucunun uzun süredir TSK'da

görev yaptığı, sicil notlarının çok iyi düzeyde olduğu, sicil amirlerince daha

önce hakkında herhangi bir olumsuz kanaat bildirilmediği, disiplin cezasının

bulunmadığı, çok sayıda takdir ve ödül belgesinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

TSK'dan ilişiğinin kesilmesi işleminin, başvurucunun mesleki hayatı üzerinde

olduğu kadar temel geçim kaynağından yoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği

üzerinde de önemli bir etkisi bulunmaktadır. Başvurucunun evlenerek yeni bir

aile kurduğu, disiplin yaptırımına konu eyleminin görevini sürdürmesini

imkânsız kılacak vahamette olmadığı dikkate alınarak ulaşılabilecek genel yarar

ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir

dengenin sağlanmadığı, başvurucunun özel hayatına yapılan müdahalenin ölçüsüz

olduğu sonucuna varılmıştır.

64. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde

güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

65. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

66. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına,503.616 TL maddi ve

50.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

67. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan

özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

68. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİM

Birinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

69. Başvurucu, tazminat talep etmişse de yeniden yargılama

yapılmak üzere dosyanın AYİM Birinci Dairesine gönderilmesine karar

verilmesinin ihlal iddiası açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu

anlaşıldığından başvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi

gerekir.

70. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. 1. Adil yargılanma hakkı kapsamında bağımsız ve tarafsız

mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın

gizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine (Anılan Dairenin

17/6/2014 tarihli ve E.2013/1035, K.2014/629 sayılı kararına ait dava dosyası

ile ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

F. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

16/2/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Şermin

BİRTANE

Başvurucu

:

S. Ş.

Vekili

:

Av. Cavit

ÇALIŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/19582, 16 Şubat 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. S. Ş. Başvurusu
  4. Birinci Bölüm
  5. Karar
  6. I. Başvurunun Konusu
  7. II. Başvuru Süreci
  8. III. Olay Ve Olgular
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Adil Yargılanma Hakkın
  14. B. Özel Hayatın Gizliliği Hakkının İhlal
  15. B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31-36; Bülent
  16. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  17. A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
  18. D. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının
  19. G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  20. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  21. Gökcan
  22. Birtane
  23. Çalış
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/19582
Tarih
16 Şubat 2017

İlgili Kararlar

  • Faraç Öğredik Başvurusu (B. No: 2014/20407)
  • Nuran Ceylan Özbudak Başvurusu (B. No: 2014/2890)
  • Gulalek Begnyyazova Başvurusu (B. No: 2015/5371)
  • Aydın Alparslan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/20189)
  • Rauf Zülfükar Başvurusu (B. No: 2014/1068)
  • Ersan Şen Başvurusu (B. No: 2014/14865)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.