İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Sedat Haspolat Başvurusu (B. No: 2020/22495)

1. Başvuru; Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkının ihlal

Başvuru No2020/22495Tarih15 Haziran 2021Okuma39 dk · 7.799 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Sedat Haspolat Başvurusu (2)

Karar tarihi
15 Haziran 2021
Başvuru Numarası
2020/22495
R.G. Tarih ve Sayı
10/8/2021-31564
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.799 kelime·39 dk okuma·26 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkının ihlal

edildiğine ilişkin kararı üzerine yapılan yeniden yargılamada ihlal kararına

uygun karar verilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının, istinaf incelemesinin

duruşmasız olarak yapılması, istinaf mahkemesi kararının kesin olarak verilmesi

ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 27/7/2020 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Anayasa Mahkemesinin Sedat Haspolat (B. No: 2014/12849, 20/7/2017)

kararına göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Olayın Arka

Planı

9. Başvurucu 1946 doğumlu olup İstanbul'da ikamet

etmektedir. Başvurucu, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı kurumlarda öğretmen

olarak görev yapmıştır. Başvurucu aynı zamanda öğretmenlik görevinden arta

kalan zamanlarında serbest avukatlık faaliyetinde bulunmuştur.

10. Başvurucu, Emekli Sandığı yanında 17/7/1964 tarihli

ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 86. maddesinde düzenlenen topluluk

sigortasına tabi olmuş ve 1/1/1980 ile 29/5/2001 tarihleri arasında avukatlık

hizmetlerinden dolayı topluluk sigortasına toplam 7.608 iş günü karşılığı prim

ödemiştir. Başvurucu, öğretmenlikten 15/9/1994 tarihinde emekli olmuş ve bu

tarihten itibaren Emekli Sandığı tarafından başvurucuya emeklilik aylığı

bağlanmıştır. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından başvurucuya 506 sayılı

Kanun’un 86. maddesi uyarınca 1/8/2002 tarihinden itibaren topluluk sigortası

kapsamında yaşlılık aylığı ödenmeye başlanmıştır.

11. Emekli Sandığı ile yapılan yazışmalar sonucunda

başvurucunun 1/1/1967-1/7/1967 ve 1/1/1970-15/9/1994 tarihleri arasında Emekli

Sandığına tabi hizmetlerinin olduğu, 15/9/1994 tarihinden itibaren de Emekli

Sandığı tarafından kendisine emeklilik aylığı bağlandığı anlaşılmıştır.

12. SGK İstanbul İl Müdürlüğünün (İl Müdürlüğü) 31/3/2008

tarihli işlemiyle 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 188.

maddesine atıfta bulunularak başvurucunun aynı zamanda Emekli Sandığından da

yararlandığı gerekçesiyle topluluk sigortası kapsamındaki yaşlılık aylığı

ödemeleri durdurulmuştur. Aynı işlemde 1/8/2002 ile 21/4/2008 tarihleri

arasında ödenen toplam 33.096,12 TL'lik yaşlılık aylığının 1/1/1980 ile

29/5/2001 tarihleri arasında ödenen primler mahsup edildikten sonra kalan

kısmının tahsilinin sağlanması için gereken işlemlerin yapılması istenmiştir.

İl Müdürlüğünün 31/3/2008 tarihli başka bir yazısıyla başvurucudan -33.096,12

TL borcu ödemek üzere- en kısa zamanda İl Müdürlüğüne müracaatı istenmiştir.

B. Yaşlılık

Aylığının Kesilmesi ile Geçmişe Yönelik Borç Çıkarılmasına İlişkin İşleme Karşı

Açılan Davalar

13. Yaşlılık aylığının kesilmesi ve geçmişe yönelik

olarak 33.096,12 TL borç çıkarılmasına ilişkin 31/3/2008 tarihli işlemin iptali

ve yürütmesinin durdurulması istemiyle başvurucu tarafından İstanbul 8. İdare

Mahkemesinde iptal davası açılmıştır. Anılan Mahkemenin 14/7/2008 tarihli

kararıyla davanın görev yönünden reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı

yapılan temyiz istemi, Danıştay Onbirinci Dairesinin 22/4/2009 tarihli

kararıyla reddedilerek karar onanmıştır.

14. Başvurucu 12/8/2008 tarihinde aynı işleme karşı

İstanbul 7. İş Mahkemesinde de dava açmıştır. Başvurucu, dava dilekçesinde

emekli aylıklarının ödenen primlerin neması niteliğinde olduğunu ve kesilemeyeceğini

ileri sürülmüştür. Anılan Mahkemece 16/12/2009 tarihinde dava reddedilmiştir.

Kararda, 1136 sayılı Kanun'un 188. maddesi uyarınca Emekli Sandığına tabi

olarak çalışıldığı sürelerde yatırılan topluluk sigortası primlerinin geçerli

olmadığı ve ayrıca Emekli Sandığına tabi olarak emekli olunduktan sonra

topluluk sigortasına tabi olunmasının mümkün olmadığı gerekçelerine

dayanılmıştır. Değinilen karar, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin (Daire) 13/5/2010

tarihli kararıyla onanmıştır.

C. Başvurucu Aleyhine

Başlatılan İcra Takibi ve Açılan İtiraz İptali Davası

15. İl Müdürlüğü tarafından 1/6/2009 tarihinde Şişli 2.

İcra Müdürlüğünde başvurucu aleyhine 33.096,12 TL anapara, 1.060,85 TL de faiz

olmak üzere toplam 34.157,01 TL'nin tahsili amacıyla icra takibi

başlatılmıştır. Başvurucunun itirazıyla takibin durması üzerine İl Müdürlüğü

29/7/2009 tarihinde İstanbul 8. İş Mahkemesinde (İş Mahkemesi) itirazın iptali

davası açmıştır. Başvurucu, karşı dava açarak emeklilik için ödediği primlerin

en yüksek banka mevduat faizi uygulanmak suretiyle iadesi isteminde

bulunmuştur.

16. İş Mahkemesince bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.

Bilirkişi raporuna, yaşlılık aylığının kesilmesine ve geçmişe yönelik borç

çıkarılmasına ilişkin işleme karşı açılan davada davanın reddine ilişkin olarak

İş Mahkemesince verilen kararın Dairenin 13/5/2010 tarihli kararıyla onanarak

kesinleştiği işlenmiştir. Raporda ayrıca 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 96. ve devamı maddelerinin

olayda uygulanacağının Yargıtay tarafından da kabul edildiği ve bu nedenle

somut olaya ilişkin değerlendirmenin bu mevzuata göre yapılması gerektiği ifade

edilmiştir. Raporda, başvurucunun çifte sigortalılık durumunu bilmesi nedeniyle

anılan 96. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca geriye yönelik on

yıllık ödemelerin tahsilinin mümkün olduğu ve dolayısıyla 6/11/1998 tarihinden

sonra yapılan tüm ödemelerin iadesinin istenebileceği görüşü açıklanmıştır.

Bilirkişi raporunda, idarenin 6/11/2008 tarihli yazıyla durumdan haberdar

olduğu kabul edilerek 1/6/2009 tarihinde başlatılan icra takibinin bir yıllık

zamanaşımı süresi içinde olduğu savunulmuştur. Raporda son olarak başvurucu

tarafından yatırılan primler 28,04 TL, bunlara işleyen faiz ise 144,75 TL

olarak hesaplanmıştır.

17. İş Mahkemesince 22/5/2013 tarihli kararla İl

Müdürlüğü tarafından açılan dava kabul edilerek itirazın iptaline ve takibin

devamına karar verilmiş, başvurucunun karşı davası da kısmen kabul edilmiştir.

Kararın gerekçesinde idari işleme karşı açılan davanın İstanbul 7. İş

Mahkemesinin 16/12/2009 tarihli kararıyla reddedildiği ve bu kararın Daire

tarafından onanarak kesinleştiği belirtilmiştir. Gerekçede ayrıca idarenin

6/11/2008 tarihinde çifte sigortalılık durumundan haberdar olması üzerine bir

yıl içinde takibat başlattığı ifade edilmiştir. Gerekçenin devamında 5510

sayılı Kanun'un 96. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca geriye

dönük on yıllık yersiz ödemelerin iadesi yoluna gidilmesinin mümkün olduğu

açıklanmıştır. İş Mahkemesi kararında, başvurucu tarafından ödenen topluluk

sigortası primlerinin Emekli Sandığı ile çakışan döneme isabet eden bölümünün

iadesi gerektiği belirtilerek bilirkişi tarafından hesaplanan 28,04 TL anapara

ve 144,75 TL faiz olmak üzere toplam 172,79 TL'nin başvurucuya ödenmesi

gerektiği ifade edilmiştir.

18. Başvurucu 22/8/2013 tarihli dilekçe ile bu kararı

temyiz etmiştir. Temyiz dilekçesinde, işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte

bulunun 506 sayılı Kanun'un 84. maddesinin son fıkrası hükmünün uygulanması

gerektiğini savunmuştur. Dilekçede başvurucu, anılan hüküm uyarınca yersiz

ödenen yaşlılık aylıklarının iadesinin istenmesinin mümkün olmadığını ifade

etmiş; davacı idarenin bu hüküm yerine işlemin tesis edildiği tarihten sonra

1/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun hükümlerini uyguladığını

belirtmiştir. Temyiz dilekçesinde ayrıca 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra

İflas Kanunu'nun 72. maddesinin yedinci fıkrası gereğince icra takibinin

alacağın öğrenilmesinden itibaren bir yıl içinde başlatılması gerekirken

1/6/2009 tarihinde başlatılmış olması nedeniyle hak düşürücü sürenin geçtiğini

ileri sürmüştür. Başvurucu son olarak ödenen primlerin güncellenerek iadesi

gerektiğini vurgulamıştır. Dairenin 26/5/2014 tarihli kararıyla karar

onanmıştır.

D. Anayasa

Mahkemesine Yapılan Bireysel Başvuru

19. Başvurucu 1/8/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunmuştur. Bireysel başvuru formunda; topluluk sigortası

kapsamında ödenen yaşlılık aylığının kesilmesi ve önceden ödenenlerin de iadesi

yolunda işlem tesis edilmesi, bu işlem üzerine topluluk sigortasına ödenen

primlerin iadesi istemiyle açılan davada iadesine hükmedilen primlerin

güncellenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialar

ileri sürmüştür. Başvuru dilekçesinde ayrıca 63.334 TL'ye ulaşan iade borcu

nedeniyle taşınmazının ve aracının haczedildiğini belirtmiştir.

20. Anayasa Mahkemesi 20/7/2017 tarihinde başvuruyu

karara bağlamıştır. Anılan kararda, başvurucunun yaşlılık aylığının geleceğe

yönelik olarak iptal edilmesi şikâyeti zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez bulunmuştur. Başvurucunun avukatlık faaliyeti kapsamında

topluluk sigortasına ödediği 7.608 iş günü karşılığı primin güncellenmemesine

yönelik şikâyetinin ise bu iddianın ilk kez temyiz aşamasında ileri sürülmesi

sebebiyle başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez

olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araç ve ev haczine yönelik şikâyet de

temellendirilemediği gerekçesiyle kabul edilemez bulunmuştur.

21. Anayasa Mahkemesi son olarak, ödenen yaşlılık

aylıklarının iadesi istemiyle ilgili şikâyeti incelemiştir. Anılan kararda

yaşlılık aylıklarının başvurucuya ödenmekle mevcut mal varlığı hâline geldiği

ve bunların iadesi yolunda işlem tesis edilmesinin mülkiyet hakkına müdahale

teşkil ettiği sonucuna ulaşmış (Sedat Haspolat, §§ 64-65), müdahalenin

mülkiyetin kullanılmasının düzenlenmesi şeklindeki üçüncü kural çerçevesinde

incelenmesi gerektiğini değerlendirmiştir (Sedat Haspolat, §§ 66-70).

Anayasa Mahkemesi bundan sonraki aşamada müdahalenin kanuni dayanağının bulunup

bulunmadığını incelemiştir. Derece mahkemelerinin geçmiş dönemde yapılan

ödemelerin iadesine ilişkin 31/3/2008 tarihli işlemin yasal dayanağı olarak

1/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin birinci

fıkrasının (a) bendini gösterdiklerini gözeten Anayasa Mahkemesi, müdahalenin

kanuni dayanağının bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır (Sedat Haspolat, §§

74-78).

22. Anayasa Mahkemesi, müdahalenin kanuni dayanağının

bulunup bulunmadığı hususunda inceleme yapılırken Anayasa'nın 2. maddesinde

düzenlenen hukuk devleti ilkesinin ve bu bağlamda kanunların geriye yürümezliği

ilkesinin de gözönünde bulundurulması gerektiğine dikkat çekmiştir (Sedat

Haspolat, § 75). Anayasa Mahkemesi kişilere yükümlülük yükleyen bir kanun

hükmünün yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemde tesis edilen idari işlemlere

uygulanmasının geriye yürüme mahiyeti taşıdığına vurgu yapmış,

kanunların hukuk devletinin temel güvencelerinden biri olan geriye yürümezlik

ilkesini zedeleyecek biçimde uygulanması suretiyle mülkiyet hakkına müdahalede

bulunulmasının kanunilik güvencesinin ihlali sonucunu doğurabileceğine işaret

etmiştir (Sedat Haspolat, § 77).

23. İdari işlemin tesis edildiği tarihte 5510 sayılı

Kanun'un 96. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin yürürlükte olmadığını

hatırlatan Anayasa Mahkemesi 1/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren söz konusu

hükmün 31/3/2008 tarihinde tesis edilen idari işlemin yasal dayanağını teşkil

etmesinin mümkün olmadığını belirtmiş, idare veya derece mahkemelerince başkaca

bir yasal dayanağın da gösterilmediğinin altını çizerek başvurucuya ödenen

yaşlılık aylıklarının iadesinin istenmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin kanuni dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşmıştır (Sedat

Haspolat, § 78). Müdahalenin kanunilik unsurunu taşımadığını tespit eden

Anayasa Mahkemesi, ölçülülük ilkesi yönünden ayrıca bir denetim yapmamıştır (Sedat

Haspolat, § 80).

E. İhlal

Kararından Sonraki Süreç

24. İhlal kararı sonrasında İş Mahkemesince yeniden

yargılama yapılmıştır. İş Mahkemesi 6/12/2017 tarihli kararıyla başvurucunun

itirazının iptali ve takibin devamı şeklindeki önceki hükmü onamıştır.

25. Kararın gerekçesinde 506 sayılı Kanun'un 121. maddesi

metnine yer verildikten sonra 5510 sayılı Kanun'la anılan hükmün yürürlükten

kaldırıldığı ve yersiz ödemelerin iadesi konusunun 5510 sayılı Kanun'un 96.

maddesinde düzenlendiği hatırlatılmıştır. Kararda Yargıtay Hukuk Genel

Kurulunun 15/6/2011 tarihli ve E.2011/21-362, K.2011/409 sayılı kararına atıfla

kanunların geriye yürümesi konusunda mevzuatta genel bir düzenleme bulunmadığı,

ilke olarak her kanunun yürürlüğe girdiği andan itibaren derhâl hukuksal

sonuçlar doğurmaya başlayacağı, sosyal güvenlik hukukunun kamu düzenini

ilgilendirmesi nedeniyle bu alandaki kanunların yürürlüğe girdiği andan

itibaren derhâl hukuki sonuçlar doğuracağı belirtilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel

Kurulu kararına yollama yapan İş Mahkemesine göre 506 sayılı Kanun'un 121.

maddesi yersiz ödemelerin kayıtsız şartsız iadesini öngördüğü hâlde 5510 sayılı

Kanun'un 96. maddesi hak sahibinin iyi niyetli olması ile kötü niyetli olmasına

göre ayrım yapmıştır. Dolayısıyla 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesi 506 sayılı

Kanun'un 121. maddesine nazaran lehe bir düzenleme niteliğindedir. Sosyal

güvenlik hukukunun kamu düzenini ilgilendiren niteliği karşısında 5510 sayılı

Kanun'un 96. maddesi hükmünün devam etmekte olan uyuşmazlıklara da uygulanması

gerekir. 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesi sebepsiz zenginleşme konusuna ilişkin

özel bir düzenleme niteliğindedir, bu nedenle 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı

Borçlar Kanunu'nun 63. maddesi hükmüne nazaran uygulama önceliği vardır.

26. İş Mahkemesi, avukat olan başvurucunun topluluk

sigortası primi ödediğini ve bunun çifte sigortalılık durumuna girebileceğini

bilebilecek durumda olduğunu kabul etmiş ve 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin

birinci fıkrasının (a) bendine göre geriye doğru on yıllık süre ile sınırlı

olarak yersiz ödemeleri iade sorumluluğunun bulunduğunu ifade etmiştir. İş

Mahkemesi ayrıca 5510 sayılı Kanun'un uygulanamayacağı kabul edilse dahi idari

işlem tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılı Kanun'un 121. maddesi kapsamında

davalıdan yaşlılık aylıklarının iadesinin istenmesinin mümkün olduğunu

belirtmiştir.

27. Başvurucu bu karara karşı temyiz yoluna başvurmuştur.

Temyiz dilekçesinde önceki aşamalarda ileri sürülen iddiaları tekrarlamakla

birlikte Anayasa Mahkemesi kararının yok sayıldığını ifade etmiştir. Yargıtay

10. Hukuk Dairesi, kararın temyiz değil istinaf kanun yoluna tabi olduğu

gerekçesiyle başvurunun İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine

13/12/2018 tarihinde karar vermiştir.

28. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi

(Bölge Adliye Mahkemesi) 25/12/2019 tarihli kararıyla istinaf istemini esastan

kesin olarak reddetmiştir. Bununla birlikte Bölge Adliye Mahkemesi ilk derece

mahkemesininkinden farklı bir gerekçeye yer vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi

kararının ilgili kısmında özetle şunlar ifade edilmiştir:

i. Değerlendirilmesi gereken öncelikli mesele mülkiyet

hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığıdır. Nitekim

Anayasa Mahkemesi kararında da müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı

gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

ii. Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı

Kanun'un 121. maddesinin ikinci fıkrasında; yanlış ve yersiz ödendiği anlaşılan

her türlü gelir, aylık ve sigorta yardımlarının 84.maddenin son fıkrası saklı

kalmak kaydıyla ilgililerin sonraki her çeşit istihkaklarından kesilmek

suretiyle geri alınacağı, 84. maddesinde ise yanlış ve yersiz olarak alınmış

olduğu anlaşılan primlerin alındıkları tarihlerden on yıl geçmemiş ise

hisseleri oranında işverenlere ve sigortalılara geri verileceği, primleri geri

verilenlere hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından

yapılmakta olan yardımlar ile verilmekte olan ödenek ve aylıkların -ilgililer

bu sebeple gerekli yardım tahsis ve ödeme şartlarını yitirmiş olurlarsa-

durdurulacağı, şu kadar ki daha önce sağlanan yardımlara ait giderlerin

ilgililerden geri alınmayacağı hükme bağlanmıştır.

iii. 1136 sayılı Kanun'un 188. maddesi gereğince topluluk

sigortasından yararlanması ve ayrıca 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı

olması yasal olarak mümkün bulunmayan davacının sigortalılığının ve yaşlılık

aylığının iptaline yönelik kurum işlemi kanuna uygun bulunduğundan kurum

tarafından davacıya yapılan yaşlılık aylığına ilişkin ödemelerin yasal dayanağı

kalmamış, ödemeler yersiz ödeme niteliği kazanmıştır. Yersiz ödemelerin geri

alınması ise 506 sayılı Kanun'un 121. maddesinde düzenlenmiş olup başvurucudan

geri ödenmesinin talep edilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

iv. Aynı Kanun'un 84. maddesindeki "Şu kadar ki,

daha önce sağlanan yardımlara ait giderler ilgililerden geri alınmaz."

düzenlemesi ise yalnızca iyi niyetli sigortalıları kapsamaktadır. Buna göre

sigortalı; sahte belgeler sunarak, sigortalı olamayacağını bilebilecek durumda

olduğu hâlde kurumu yanıltmak veya gerçek durumunu gizleyerek buna ilişkin

bilgi ve belgeleri saklamak suretiyle sigortalı niteliği kazanmış ve sigorta

yardımlarından yararlanmışsa yersiz ödemelerin iadesi mümkündür. Anılan hüküm

yersiz ödemenin kurumun hatalı işlem ve eylemlerinden kaynaklandığı, diğer bir

deyişle yersiz ödemeye sigortalının neden olmadığı durumlarda uygulanabilir. Bu

düzenlemenin 818 sayılı Kanun'daki karşılığı 63. maddedir. Dolayısıyla iyi

niyetli sigortalının iade yükümlülüğünün bulunmadığının kabulü gerekir.

v. Avukatlık mesleğinin icra eden başvurucu 1136 sayılı

Kanun'un 188. maddesindeki düzenlemeyi ve çifte sigortalılığın hukuken mümkün

bulunmadığını bilebilecek durumda olduğu gibi topluluk sigortasına girişte ve

aylık talebi sırasında 5434 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olduğuna ve

yaşlılık aylığı aldığına dair bilgi vermediğinden başvurucunun iyi niyetli

olarak kabulü mümkün değildir. Bir kimsenin kendi kusurundan yararlanması

evrensel hukuk ilkelerine de aykırıdır. Bu nedenle de başvurucunun 506 sayılı

Kanun'un 84. maddesinin son cümlesinden ve 818 sayılı Kanun'un 63. maddesinden

yararlandırılması mümkün değildir. Hâl böyle olunca Anayasa Mahkemesi kararında

belirtilen mülkiyet hakkına müdahalenin kanunilik unsurundaki yoksunluk,

yargılamanın iadesi talebinin konusu kararın onanmasına dair ilk derece

mahkemesi kararı ile giderilmiştir.

29. Nihai karar 13/7/2020 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir. Başvurucu 27/7/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

30. 506 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan

84. maddesi şöyledir:

"Yanlış ve yersiz olarak alınmış

olduğu anlaşılan primler, alındıkları tarihlerden on yıl geçmemiş ise,

hisseleri oranında işverenlere ve sigortalılara geri verilir.

İşverenlere geri verilecek primler için

Kurumca kanuni faiz de ödenir. Bu faiz, primin Kuruma yatırıldığı tarihi

takibeden aybaşından iadenin yapıldığı ayın başına kadar geçen süre için

hesaplanır.

Primleri geri verilenlere, primleri

iptal edilen çalışmaları dolayısiyle, Kurumca iş kazalariyle meslek hastalıkları

sigortasından yapılmakta olan yardım ve ödemeler durdurulur. Hastalık, Analık,

Malullük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortalarından yapılmakta olan yardımlar ile

verilmekte olan ödenek ve aylıklar ise, ilgililer bu sebeple gerekli yardım,

tahsis ve ödeme şartlarını yitirmiş olurlarsa durdurulur. Şu kadar ki, daha

önce sağlanan yardımlara ait giderler ilgililerden geri alınmaz."

31. 506 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan

121. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

"Ancak, yanlış ve yersiz ödendiği

anlaşılan her türlü gelir, aylık ve sigorta yardımları 84 üncü maddenin son

fıkrası saklı kalmak kaydıyla, ilgililerin sonraki her çeşit istihkaklarından

kesilmek suretiyle geri alınır. Kurumun genel hükümlere göre takip hakkı

saklıdır."

32. 1136 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte

bulunan 186. maddesi şöyledir:

"188 inci maddede yazılı olanlar

dışında kalan avukatların 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 86 ncı

maddesinde gösterilen 'Topluluk Sigortasına' girmeleri zorunludur. Ancak, bu

zorunluluk (Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası) bakımından olup, (İş kazaları

ve meslek hastalıkları), (Hastalık) ve (Analık) sigortalarına girmek avukatın

isteğine bağlıdır.

Topluluk Sigortasına tabi olan avukatlar

hakkında bu kanundaki özel hükümlere aykırı olmamak kaydı ile, 506 sayılı

Sosyal Sigortalar Kanunu ile 05/01/1961 gün ve 228 sayılı Kanun ve bu

kanunların ek ve tadilleri hükümleri uygulanır."

33. 1136 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte

bulunan 188. maddesi şöyledir:

"Emekliliğe tabi bir görevde

çalışmakta olanlar, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamına girenler

(Aynı kanunun 85 inci maddesindeki isteğe bağlı sigortadan faydalananlar

dahil), geçici 2 nci maddedeki borçlanmak hakkından faydalananlar ile T.C.

Emekli Sandığından emeklilik veya malullük aylığı almakta olan yahut 506 sayılı

Sosyal Sigortalar Kanununa göre yaşlılık veya malullük sigortasından

faydalanmış bulunanlar ve aynı kanunun geçici 20 nci maddesindeki şartlara

uygun olarak faaliyette bulunan sandıklara tabi bulunan veya bu sandıklardan

faydalanmış olanlar 186 ncı madde uyarınca topluluk sigortasına giremezler.

Avukatın yukarıki fıkraya göre topluluk

sigortasına girememesi, avukatlık meslekinin icrasına engel teşkil etmez."

34. 5510 sayılı Kanun'un 1/10/2008 tarihinde yürürlüğe

giren 96. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Kurumca işverenlere,

sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve

bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla

yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu

Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;

a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından

doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık

sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,

...

itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi

ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup

edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.".

B. Uluslararası

Hukuk

35. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamındaki

davalara genel olarak uygulanan ilkelerin ve özellikle anılan maddenin mülk

edinme hakkını korumadığı biçimindeki ilkenin sosyal güvenlik ödemeleri ve sosyal

yardımlar yönünden de geçerli olduğunu belirtmektedir. AİHM, bu hükmün

Sözleşmeci devletlerin herhangi bir sosyal güvenlik planını uygulayıp

uygulamayacağının ya da bu planlar çerçevesinde kişilere ne tür menfaatlerin

sağlanacağının ve bunların miktarının ne kadar olacağının belirlenmesi

hususundaki serbestisine sınırlama getirmediğini vurgulamaktadır. Ancak AİHM'e

göre Sözleşmeci devletlerin -ister önceden kişilerin katkı yapma şartına bağlı

olsun ister olmasın- sosyal yardım ödemesi yapılmasını öngören yasal bir

düzenlemenin bulunması durumunda bu düzenlemenin ek 1 No.lu Protokol'ün 1.

maddesi kapsamına giren mülkiyete ilişkin bir menfaat doğurduğu kabul

edilmelidir (Moskal/Polonya, B. No: 10373/05, 15/9/2009, § 38).

36. AİHM, modern demokratik devletlerde birçok bireyin

yaşamını sürdürebilmek için hayatlarının tamamında ya da bir bölümünde sosyal

güvenlik ve sosyal yardım ödemelerine bağımlı olduğunu belirtmektedir. AİHM,

birçok hukuk sisteminin bu bireylerin belli bir derecede belirlilik ve

güvenliğe ihtiyaç duyduklarını kabul ederek onlara birtakım imkânlar

sağladığını ve bu çerçevede -öngörülen bazı koşulların yerine getirilmesi

şartıyla- bu bireylere çeşitli ödemeler yapılması yolunda düzenlemelere yer

verdiğini hatırlatmaktadır. AİHM'e göre bireylerin iç hukuka göre sosyal yardım

alma hakkının bulunduğu durumlarda bu ekonomik menfaatler ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesi kapsamına girer (Moskal/Polonya, § 39).

37. AİHM'e göre bir ekonomik menfaatin sonradan ortadan

kaldırılması, olayın somut koşulları çerçevesinde tek başına o ekonomik

menfaatin en azından ortadan kaldırıldığı ana kadar ek 1 No.lu Protokol'ün 1.

maddesi kapsamında mülk olarak görülmesini engellemez. Öte yandan tartışma

konusu ekonomik menfaate hak kazanmanın şarta bağlandığı durumlarda koşulun

yerine getirilmemesi sonucu kaybedilen hakkın ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi

anlamında mülk olarak değerlendirilmesi mümkün değildir (Moskal/Polonya,

§ 40).

38. AİHM, sosyal adaletin önemine dikkat çekmekle

birlikte bunun kural olarak kamu otoritelerinin -ihmallerinden kaynaklananlar

da dâhil olmak üzere- hatalı işlemlerini geri almasına engel teşkil

etmeyeceğinin altını çizmektedir. AİHM'e göre aksi karara varılması, haksız

zenginleşme yasağına aykırılık oluşturur. Bu durum aynı zamanda sosyal güvenlik

sistemine katkı payı ödeyen ve özellikle katkı payı ödedikleri hâlde kanuni

koşulları taşımamaları nedeniyle bundan yararlanamayan diğer bireylere

haksızlık oluşturur. Son olarak bu, sınırlı kamu kaynaklarının kamu yararına

uygun olmayan alanlara harcanması sonucunu doğurur (Moskal/Polonya, §

73).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

39. Mahkemenin 15/6/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

40. Başvurucu;

i. Yaşlılık aylığı ödemelerinin 7.608 iş günü prim

karşılığında yapıldığını ve dolayısıyla yersiz olmadığını ifade etmektedir.

Hakkın geçmişe ilişkin boyutuna dokunulamayacağının Danıştayın yerleşik

içtihadı gereği olduğunu belirtmektedir. Kısmi zamanlı olarak avukatlık işini

yaparak ve prim ödeyerek yaşlılık aylığı alma hakkı elde ettiği hâlde bunların

geri istenmesinin hukuka ve Anayasa'ya aykırı olduğunu savunmakta, mülkiyet

hakkını ihlal ettiğini belirtmektedir. Derece mahkemeleri Anayasa Mahkemesi

kararına uymadıklarından Anayasa'nın 138. ve 153. maddelerinin ihlal edildiğini

ifade etmektedir.

ii. Yaşlılık aylığının kesilmesinin haksız olduğunu ileri

sürmektedir. Emekli aylığı iptal edildiği hâlde ödediği primlerin güncellenmeden

iade edildiğinden ve bu sebeple kurumun sebepsiz zenginleştiğinden

yakınmaktadır.

41. Bakanlık görüşünde;

i. İş Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesinin yeniden

yargılama üzerine verdikleri kararlarda işlemin kanuni dayanağını irdeledikleri

belirtilmiştir.

ii. İlgili mevzuat hükümleri gözetildiğinde başvurucunun

5434 sayılı Kanun'a tabi Emekli Sandığı iştirakçisi olduğu dönemde avukatlık

faaliyeti nedeniyle 506 sayılı Kanun'un 86. maddesi uyarınca topluluk

sigortasına tabi olmasına ve Emekli Sandığı emeklisi olduğu dönemde de

avukatlık faaliyetine ait hizmetlerinin uzun vadeli sigorta kolları bakımından

hizmet olarak değerlendirilmesine imkân bulunmadığı ifade edilmiştir.

Başvurucuya yersiz ödenen aylıkların borç çıkarıldığı tarihte 506 sayılı Kanun

hükümlerinin yürürlükte olduğu, dolayısıyla kurumca yapılan yersiz ödemelerin

iadesine esas maddenin 506 sayılı Kanun'un 121. maddesi olduğu vurgulanmıştır.

iii. Başvurucunun somut uyuşmazlığa 506 sayılı Kanun'un

84. maddesinin son fıkrasının uygulanmasına ilişkin talebiyle ilgili olarak ise

maddenin son fıkrasının ikinci cümlesinde "hastalık, analık, malullük,

yaşlılık ve ölüm sigortalarından yapılmakta olan yardımlar" ile

"verilmekte olan ödenek ve aylıklar" şeklinde ayrım

yapıldığına dikkat çekilmiş, bunlardan sadece yardımlara ait giderlerin geri

alınmayacağının belirtildiği görüşü açıklanmıştır. Bu durumda aylıkların geri

alınmayacağına ilişkin bir düzenlemenin yer almadığı gözönünde

bulundurulduğunda başvurucuya yersiz ödenen emekli aylığının iadesine ilişkin

işlemin kanuni dayanağının bulunduğu ve yeniden yargılama sürecinde derece

mahkemeleri tarafından bu hususun etraflıca değerlendirildiği kaydedilmiştir.

iv. Yargıtayın yerleşik kararlarında sosyal güvenlik

sisteminde çifte sigortalılığın mümkün olmadığının ve zorunlu sigortalılıkların

çakışması hâlinde önceden başlayıp devam eden sigortalılığın asıl ve geçerli

sigortalılık olduğunun kabul edildiği hatırlatılmıştır. Başvurucuya yersiz

ödenen emekli aylığının iadesine ilişkin işlemin sınırlı kamu kaynaklarının

kamu yararına uygun kullanılması gerekliliği karşısında meşru amaç taşıdığının

kabul edilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

v. Başvurucunun topluluk sigortası kapsamında ödemiş

olduğu primlerin yersiz ödeme nedeniyle iadesi istenen tutardan mahsup edildiği

ve Emekli Sandığından aylık almaya devam ettiği vurgulanarak topluluk sigortası

kapsamında başvurucuya yersiz ödenen emekli aylığının iadesine ilişkin işlemin

başvurucuya aşırı ve orantısız bir külfet yükleyip yüklemediği değerlendirilirken

bunun gözönünde bulundurulması önerilmiştir.

42. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru

formundaki iddialarını tekrarlamıştır.

2. Değerlendirme

43. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak

alınacak "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras

haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum

yararına aykırı olamaz."

44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, topluluk sigortası kapsamında yapılan

ödemelerin geri istenmesine yönelik olduğundan bu şikâyetin mülkiyet hakkı

kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

45. Başvurucu yaşlılık aylığının kesilmesinin haksız

olduğundan ve primlerin güncellenmeden iade edildiğinden da yakınmakta ise de Sedat

Haspolat kararında bu şikâyetler incelenip kabul edilemez bulunduğundan (Sedat

Haspolat, §§ 41-52) bunlara yönelik ayrıca bir inceleme yapılmayacaktır.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

46. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Mülkün

Varlığı

47. Sedat Haspolat kararında yaşlılık aylıklarının

başvurucuya ödenmekle mevcut mal varlığı hâline geldiği kabul edilmiştir (Sedat

Haspolat, § 64).

ii. Müdahalenin Varlığı ve Türü

48. Başvurucuya ödenmek suretiyle başvurucunun mevcut mal

varlığına dâhil olan yaşlılık aylıklarının iadesi yolunda işlem tesis edilmesi mülkiyet

hakkına müdahale teşkil etmektedir (Sedat Haspolat, § 65). Yaşlılık

aylıklarının iadesinin istenmesi suretiyle başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin mülkiyetin kullanılmasının düzenlenmesi şeklindeki üçüncü

kural çerçevesinde incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır (Sedat

Haspolat, § 70).

iii. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

49. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız

bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması

gerekmektedir.

50. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

51. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,

demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın

Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun düşebilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 62).

(1) Kanunilik

52. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında,

mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği

belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda

öngörülmesi gerektiği ifade edilmiştir. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesi

de hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğini temel bir ilke

olarak benimsemiştir. Buna göre mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde dikkate

alınacak öncelikli ölçüt, müdahalenin kanuna dayalı olmasıdır (Ford Motor

Company, B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49).

53. Anayasa Mahkemesi 20/7/2017 tarihli kararıyla derece

mahkemelerinin geçmiş dönemde yapılan ödemelerin iadesine ilişkin 31/3/2008

tarihli işlemin yasal dayanağı olarak 1/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510

sayılı Kanun'un 96. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendini gösterdiklerini

gözeterek müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. İdari

işlemin tesis edildiği tarihte 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin birinci

fıkrasının (a) bendinin yürürlükte olmadığını hatırlatan Anayasa Mahkemesi

1/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren söz konusu hükmün 31/3/2008 tarihinde tesis

edilen idari işlemin yasal dayanağını teşkil etmesinin mümkün olmadığını

belirtmiş, idare veya derece mahkemelerince başkaca bir yasal dayanağın da

gösterilmediğinin altını çizerek başvurucuya ödenen yaşlılık aylıklarının

iadesinin istenmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni

dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşmıştır (Sedat Haspolat, § 78).

54. Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bir ihlal

kararının gereklerinin yerine getirilmemesi daha önce verilen ihlalin devam

ettiği anlamına gelir. Bu bakımdan Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının

gereklerinin yerine getirilmediğine ilişkin iddiaları incelemek de bireysel

başvuruları incelemeye yetkili olan Anayasa Mahkemesinin görev alanına girer (Şahin

Alpay (3), B. No: 2018/10327, 3/12/2020, § 39; Aligül Alkaya ve

diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019), § 52). Bu sebeple eldeki

başvuruda Anayasa Mahkemesince kanunilik unsuru yönünden yapılacak inceleme,

daha önce verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip

getirilmediğinin ve bu kapsamda başvurucunun anayasal haklarının ihlal edilip

edilmediğinin tespitiyle sınırlı olacaktır (Sıddıka Dülek ve diğerleri,

B. No: 2013/2750, 17/2/2016, § 70; Mehmet Ali Ayhan (2), B. No:

2016/7967, 22/7/2020, § 54; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), § 52).

55. İş Mahkemesi yeniden yargılama sonucu verdiği

6/12/2017 tarihli kararıyla önceki kararındaki -başvurucunun itirazının iptali

ve takibin devamı şeklindeki- hükmü onamıştır. İş Mahkemesi Yargıtay Hukuk

Genel Kurulunun bir kararına da atıfta bulunarak 5510 sayılı Kanun'un 96.

maddesinin yersiz olarak başvurucuya yapılan ödemelerin iadesinin yasal

dayanağını oluşturabileceğini belirtmiştir. İş Mahkemesi sosyal güvenlik

hukukunun kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle bu alandaki kanunların

yürürlüğe girdiği andan itibaren uygulanacağını ifade etmiştir. İş Mahkemesi

avukat olan başvurucunun topluluk sigortası pirimi ödediğini ve bunun çifte

sigortalılık durumuna girebileceğini bilebilecek durumda olduğunu kabul etmiş,

5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre geriye

doğru on yıllık süre ile sınırlı olarak yersiz ödemeleri iade sorumluluğunun

bulunduğunu ifade etmiştir. İş Mahkemesi ayrıca 5510 sayılı Kanun'un

uygulanamayacağı kabul edilse dahi idari işlem tarihinde yürürlükte bulunan 506

sayılı Kanun'un 121. maddesi kapsamında davalıdan yaşlılık aylıklarının

iadesinin istenmesinin mümkün olduğunu belirtmiştir.

56. Anayasa Mahkemesinin 20/7/2017 tarihli ihlal

kararının derece mahkemelerinde görülen davanın başvurucu lehine

sonuçlandırılması gerektiği anlamına gelmediği not edilmelidir. Anayasa

Mahkemesi derece mahkemelerince uyuşmazlığın çözümlenmesinde esas alınan hükmün

işlem tarihinden sonra yürürlüğe girdiğine işaret etmiş ve bireylerin durumunu

ağırlaştıran yükümlülük doğurucu hükümlerin geçmişe yürütülmesinin hukuk

devleti ilkesine aykırı olacağını tespit ederek 5510 sayılı Kanun'un 96.

maddesinin başvurucu aleyhine tesis edilen idari işlemin kanuni dayanağı olarak

kabul edilmesinin müdahaleyi kanuni dayanaktan yoksun bırakacağını ifade etmiştir.

Dolayısıyla 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin başvuruya konu müdahalenin

kanuni dayanağını oluşturamayacağı Anayasa Mahkemesi kararıyla tespit edilmiş

ve kesinliğe kavuşturulmuştur.

57. İlk derece mahkemesinin 5510 sayılı Kanun'un 96.

maddesinin işlemin kanuni dayanağını oluşturduğu sonucuna ulaşmasının Anayasa

Mahkemesinin yaptığı tespit ve kurduğu hükümle açık bir çelişki oluşturduğu

belirtilmelidir. Kuşkusuz derece mahkemelerinin yeniden yapılacak yargılamada

işlemin doğru kanuni dayanağını tespit etmelerinin önünde bir engel

bulunmamaktadır. Nitekim ihlal kararında başvuruya konu kararlarda gösterilen

hükümlerle sınırlı bir değerlendirme yapılmıştır. Ancak somut olayda İş

Mahkemesi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına da atıfla bilinçli bir biçimde

Anayasa Mahkemesinden farklı bir sonuca varmıştır.

58. Derece mahkemelerinin Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararını yerine getirme hususunda takdir yetkilerinin bulunmadığı bilinmelidir.

Bu bağlamda derece mahkemelerinin Anayasa Mahkemesince verilen ihlal kararını

etkisiz kılacak ve ihlal kararı verilmesini anlamsız hâle getirecek şekilde bir

karar veremeyeceği hatırda tutulmalıdır. Anayasa hükümlerini yorumlama tekeli

Anayasa Mahkemesinde olmamakla birlikte bu konuda nihai ve bağlayıcı karar

verme yetkisi Anayasa Mahkemesine aittir. Anayasa Mahkemesinin somut bir

başvuruda Anayasa hükümleri çerçevesinde değerlendirme yaparak ihlal sonucuna

ulaşması hâlinde ihlal kararının gereğini yerine getirmekle yükümlü olan derece

mahkemeleri, Anayasa Mahkemesi kararının bağlayıcılığını sorgulayamayacağı gibi

bununla çelişecek bir karar da veremez.

59. Somut olayda Anayasa Mahkemesi mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığını anayasal bir ilke

olan hukuk devleti ışığında değerlendirmiş ve işlem tarihinden sonra yürürlüğe

giren yükümlülük yükleyici kanunun olaya uygulanmasının müdahaleyi kanuni

temelden yoksun bıraktığı sonucuna ulaşmıştır. Görevi söz konusu müdahalenin

başkaca bir kanuni temelinin bulunup bulunmadığını irdelemekten ibaret olan İş

Mahkemesinin Yargıtay kararlarına atıfla Anayasa Mahkemesinin ulaştığı sonucu

çürütmeye çalışması oldukça şaşırtıcı bulunmuştur. İş Mahkemesinin bu çabasının

Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ilkesiyle bağdaşmadığı açıktır (bu

konudaki detaylı açıklamalar için bkz. Kadri Enis Berberoğlu (3), B. No:

2020/32949, 21/1/2021, §§ 82-100).

60. Gelgelelim Anayasa Mahkemesi kararına uyulup

uyulmadığının tespiti için yargılamanın bütününe bakılması gerekir. İş

Mahkemesi kanuni dayanak olarak esas itibarıyla 5510 sayılı Kanun'un 96.

maddesini göstermiş ise de kararında 5510 sayılı Kanun'un uygulanamayacağının

kabul edilmesi hâlinde dahi idari işlem tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılı

Kanun'un 121. maddesi kapsamında davalıdan yaşlılık aylıklarının iadesinin

istenmesinin mümkün olduğunu belirtmiştir. Öte yandan Bölge Adliye Mahkemesi

kararında yaşlılık aylığının iadesinin istenmesinin yasal dayanağının 506

sayılı Kanun'un 121. maddesi olduğu açıkça ifade edilmiştir. Bölge Adliye

Mahkemesine göre yersiz ödemelerin geri alınması 506 sayılı Kanun'un 121.

maddesinde düzenlenmiş olup başvurucudan bu hükme dayanılarak yaşlılık

aylıklarını geri ödenmesinin talep edilmesinde hukuka aykırılık

bulunmamaktadır. Aynı Kanun'un 84. maddesindeki "Şu kadar ki, daha önce

sağlanan yardımlara ait giderler ilgililerden geri alınmaz."

düzenlemesi ise yalnızca iyi niyetli sigortalıları kapsamaktadır. Avukatlık

mesleğinin icra eden ve çifte sigortalılığın hukuken mümkün bulunmadığını

bilebilecek durumda olan başvurucunun iyi niyetli olarak kabulü mümkün

değildir. Bu nedenle de başvurucunun 506 sayılı Kanun'un 84. maddesinin son

cümlesinden yararlanması olanaksızdır.

61. 506 sayılı Kanun'un idari işlemin tesis edildiği

tarihte yürürlükte bulunan 121. maddesinin ikinci fıkrasında; yanlış ve yersiz

ödendiği anlaşılan her türlü gelir, aylık ve sigorta yardımlarının 84. maddenin

son fıkrası saklı kalmak kaydıyla geri alınacağı hükme bağlanmıştır. Aynı

Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan 84. maddesinin birinci fıkrasında

yanlış ve yersiz olarak alınmış olduğu anlaşılan primlerin geri verileceği, son

fıkrasında ise primleri geri verilenlere hastalık, analık, malullük, yaşlılık

ve ölüm sigortalarından yapılmakta olan yardımlar ile verilmekte olan ödenek ve

aylıkların -ilgililerin bu sebeple gerekli yardım, tahsis ve ödeme şartlarını

yitirmiş olmaları hâlinde- durdurulacağı belirtilmiştir. Anılan fıkranın son

cümlesinde ise daha önce sağlanan yardımlara ait giderlerin ilgililerden geri

alınmayacağı kurala bağlanmıştır.

62. Başvurucu 506 sayılı Kanun'un mülga 84. maddesinin

son fıkrasının son cümlesinin ödenmiş bulunan yaşlılık aylıklarının iadesine

engel teşkil ettiği görüşündedir. Belirtilen fıkrada geri alınması yasaklanan

ödemenin yardımlardan ibaret olduğu, ödenek ve aylıkların burada sayılmadığı

görülmektedir. Anılan cümlenin lafzına bakıldığında geri alınamayacağı ifade

edilen ödemeler arasında aylıkların bulunmadığı göze çarpmaktadır. Bununla

birlikte Anayasa Mahkemesinin hukuk kurallarını ilk elden yorumlama görevinin

bulunmadığı bir kez daha hatırlanmalıdır. Anayasa Mahkemesinin görevi derece

mahkemelerince yapılan yorumların keyfî olup olmadığını denetlemekten

ibarettir. Bölge Adliye Mahkemesi 506 sayılı Kanun'un mülga 84. maddesinin son

fıkrasının son cümlesinin sadece iyi niyetli sigortalıları kapsadığı

görüşündedir. Bölge Adliye Mahkemesinin bu yorumunun keyfîlik veya bariz takdir

hatası içermediği değerlendirilmiştir.

63. Dolayısıyla başvurucudan yaşlılık aylıklarını geri

ödemesinin istenmesinin yasal dayanağının bulunduğunun Bölge Adliye

Mahkemesince gösterilebildiği ve Anayasa Mahkemesinin ihlal kararına

uyulmamasının söz konusu olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

(2) Meşru Amaç

64. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet

hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı

kavramı, mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda

sınırlandırılması imkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra

mülkiyet hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu

anlamda bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde

korumaktadır. Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de

beraberinde getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu

ölçütün her somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat

Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No:

2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).

65. Sosyal güvenlik sisteminin korunması ve

devamlılığının sağlanmasına yönelik olarak fazladan yapılan ödemelerin borç

çıkarılarak ödenmesi isteğinin sınırlı kamusal kaynakların doğru şekilde

harcanmasını gözeten meşru bir amacının bulunduğu açıktır (Musa Baylan

[GK], B. No: 2016/4384, 12/12/2019, § 63).

(3) Ölçülülük

(a) Genel

İlkeler

66. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik

ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu

olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün

olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102,

K.2012/207, 27/12/2012; E.2012/149, K.2013/63, 22/5/2013; E.2014/176,

K.2015/53, 27/5/2015; E.2015/43, K.2016/37, 5/5/2016; E.2016/13, K.2016/127,

22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §

38).

67. Hukuka aykırı ödemelerin tahsiline ilişkin

uyuşmazlıklarda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğünün

değerlendirilebilmesi için başvurucuya kanuna aykırı olarak ödeme yapılması

biçiminde ortaya çıkan sonuca tarafların katkı derecelerine de bakılması

gerekmektedir. Bu bağlamda tarafların yasal yükümlülüklerinin neler olduğu,

bunların yerine getirilmesinde ihmal gösterilip gösterilmediği ve ihmalin

varlığının tespiti hâlinde bunun hukuka aykırı sonucun doğmasında bir etkisinin

bulunup bulunmadığı da gözönünde tutulmalıdır (Uğur Ziyaretli, B. No:

2014/5724, 15/2/2017, § 65).

68. Öte yandan idarenin iyi yönetişim ilkesine

uygun hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. İyi yönetişim ilkesi, kamu

yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun

zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini

gerektirir (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014,

§ 68).

69. İdarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet

hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının tespitinde idarenin hatalı

işlemi karşısındaki tutumunun yanında işlemin fark edilmesinde geçen süre,

hatalı işlem nedeniyle ödenen paranın tahsil edilmesindeki yöntem, alacağa

kanuni faiz uygulanması gibi yaptırımların öngörülüp görülmediği önem arz

etmektedir (Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074, 9/3/2016, § 71).

70. Sosyal adaletin gereği olarak idarenin tesis ettiği

hatalı işlemi somut olayın koşullarına göre geri alabileceği veya belli

durumlarda kaldırabileceği hususunda kuşku yoktur. Bu tespit hatalı idari

işlemden kaynaklanan sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerlidir. Aksi durum,

kişilerin sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği gibi sosyal güvenlik

fonlarına katkıda bulundukları hâlde kanunlardaki koşulları sağlamadıkları gerekçesiyle

ödemelerden mahrum kalan kimseler yönünden adil olmayan sonuçlar doğurabilir.

Bu durum, sınırlı kamu kaynaklarının uygun olmayan yöntemlerle dağıtımına cevaz

verilmesi anlamına gelebileceğinden kamu yararı ile örtüşmez (Tevfik

Baltacı, § 74).

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

71. Anayasa Mahkemesinin başvurucuya ödenen aylıkların

iadesinin kanuni dayanağının ortaya konulamadığı gerekçesiyle Sedat Haspolat

kararında verdiği ihlalin yeniden yargılama sürecinde Bölge Adliye Mahkemesince

erişilebilir, belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanak gösterilmek suretiyle

giderildiği yukarıda saptanmıştır (bkz. §§ 53-63). Dolayısıyla bu başlıkta

müdahalenin ölçülü olup olmadığıyla sınırlı olarak inceleme yapılacaktır.

72. Somut olayda elverişlilik ve gereklilik ilkeleri

yönünden tartışılmayı gerektirecek bir yön bulunmamaktadır. Asıl üzerinde

durulması gereken, müdahalenin orantılı olup olmadığıdır. Bu itibarla,

uygulanan tedbirle başvuruculara aşırı ve orantısız bir yük yüklenip

yüklenmediğinin tespiti gerekmektedir.

73. Başvurucu, Emekli Sandığı yanında topluluk

sigortasına tabi olmuş ve 1/1/1980 ile 29/5/2001 tarihleri arasında avukatlık

hizmetlerinden dolayı topluluk sigortasına toplam 7.608 iş günü karşılığı prim

ödemiştir. Başvurucu, öğretmenlikten 15/9/1994 tarihinde emekli olmuş ve bu

tarihten itibaren Emekli Sandığı tarafından başvurucuya emeklilik aylığı

bağlanmıştır. SGK tarafından başvurucuya 506 sayılı Kanun’un 86. maddesi

uyarınca 1/8/2002 tarihinden itibaren topluluk sigortası kapsamında yaşlılık

aylığı ödenmeye başlanmıştır. Emekli Sandığı ile yapılan yazışmalar sonucunda

başvurucunun 1/1/1967-1/7/1967 ve 1/1/1970-15/9/1994 tarihleri arasında Emekli

Sandığına tabi hizmetlerinin olduğu, 15/9/1994 tarihinden itibaren de kendisine

Emekli Sandığı tarafından emeklilik aylığı bağlandığı anlaşılmıştır. İl

Müdürlüğü tarafından 31/3/2008 tarihli işlemle başvurucunun aynı zamanda Emekli

Sandığından da yararlandığı gerekçesiyle topluluk sigortası kapsamındaki

yaşlılık aylığı ödemeleri durdurulmuştur. Aynı işlemde 1/8/2002 ile 21/4/2008

tarihleri arasında ödenen toplam 33.096,12 TL yaşlılık aylığının 1/1/1980 ile

29/5/2001 tarihleri arasında ödenen primler mahsup edildikten sonra kalan

kısmının tahsilinin sağlanması için gereken işlemlerin yapılması talep

edilmiştir. İl Müdürlüğünün 31/3/2008 tarihli başka bir yazısıyla başvurucudan

-33.096,12 TL borcu ödemek üzere- en kısa zamanda İl Müdürlüğüne müracaatı

istenmiştir.

74. 1136 sayılı Kanun'un mülga 188. maddesinin birinci

fıkrasında emekliliğe tabi bir görevde çalışmakta olanların, Emekli Sandığından

emeklilik veya malullük aylığı almakta olanların 186. madde uyarınca topluluk

sigortasına giremeyecekleri hükme bağlanmıştır. Buna göre başvurucunun Emekli

Sandığına tabi olması sebebiyle topluluk sigortasına giremeyeceği açıktır.

Kanunu bilmemek mazeret sayılamayacağından başvurucudan Emekli Sandığının

yanında topluluk sigortasına da tabi olmasının kanuna aykırı olduğunu bilmesi

beklenmektedir. Üstelik derece mahkemelerince de işaret edildiği üzere başvurucunun

profesyonel bir hukukçu olması sebebiyle daha bilinçli hareket etmesi gerekir.

Söz konusu düzenlemeye karşın başvurucunun topluluk sigortasına girmesi ve

hiçbir uyarıda bulunmaksızın yaşlılık aylığı ödemelerini kabul etmesi iyi

niyetli bireyden beklenecek bir davranış değildir. Dolayısıyla başvurucunun

kusurlu olduğu hususunda derece mahkemelerince ulaşılan kanaatin keyfî ve

temelsiz olmadığı değerlendirilmiştir.

75. Bununla birlikte başvurucunun herhangi bir hilesinin

bulunduğu ileri sürülmemiştir. Başvurucunun fiili, yaşlılık aylığı bağlanması

şeklinde mevzuata göre uygun görülmesi hukuken mümkün olmayan ve bu nedenle de

idarece reddedilmesi gereken bir talepte bulunmaktan ibarettir. Kamu

makamlarından hukuka uygun olmayan talepte bulunması bu talebin karşılanması

sebebiyle doğan zararlı sonucun tüm sorumluluğunun -hilesi veya yanıltması söz

konusu olmadıkça- tek başına başvurucuya yükletilmesini haklı kılmamaktadır.

Zira başvurucunun talepte bulunması kendiliğinden sonuç doğurmamakta, talebin

hüküm ifade edebilmesi için idarenin bunu uygun bularak talep doğrultusunda

idari işlem tesis etmesi gerekmektedir. Karşılanması hukuken mümkün olmayan

talepleri reddetmek idarenin kanuni yükümlülüğüdür. Bu tür talepleri kabul eden

idarenin kusursuz olduğu söylenemeyecektir. Bu bağlamda başvurucunun iki

sigorta sistemine aynı anda prim ödediği kamu otoritelerinin bilgisi

dâhilindedir. Kamu otoritelerinin iyi yönetişim ilkesi uyarınca başvurucunun

iki sigortaya aynı anda katılmasını engellemek için gereken tedbirleri alma

yükümlülüğü bulunmaktadır. Ancak kamu otoritelerinin bu yükümlülüğünün ifası

hususunda gerekli özeni göstermediği görülmüştür.

76. Görüldüğü üzere başvurucunun kusurlu davranışının

yanında idarenin de gerek işleyişindeki aksaklıklardan gerekse ihmalkâr

tutumundan kaynaklanan kusurunun olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla mülkiyet

hakkına müdahale teşkil eden sonucun ortaya çıkmasında idarenin hatalı

davranışının etkisi bulunduğu söylenebilir. Derece mahkemelerinin idarenin

kusurunu yeterince hesaba katmadığı görülmüştür.

77. Başvurucuya ödenen yaşlılık aylığının yersiz

olduğunun tespit edilmesinde geçen 5 yıl 8 aylık süre oldukça uzundur. Bu süre

boyunca başvurucuya ödenmesine devam edilen yaşlılık aylığının kesilmesini

sağlamak amacıyla ilgili kurumlar arasında herhangi bir iletişimin kurulamadığı

gözlemlenmiştir. Ayrıca başvurucunun durumunu tespit etmek için derin bir

araştırmaya ihtiyaç duyulmayacağı açıktır. Bu durum, idari işlev gören ayrı

hukuksal statülere bağlı değişik kurum ve kuruluşların bir bütün oluşturduğunu

ifade eden idarenin bütünlüğü ilkesi ile bağdaşmamaktadır.

78. İdarece hatalı olarak ödendiği tespit edilen anapara

tutarının iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksi

durumun yukarıda belirtildiği üzere (bkz. § 70) başvurucunun sebepsiz

zenginleşmesine yol açabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır. Buna

karşın alacağın başvurucudan tahsilindeki yöntem önem arz etmektedir. Anayasa

Mahkemesi daha önce aynı konuda verdiği Tevfik Baltacı ve Uğur Ziyaretli

kararlarında, başvurucuların anaparanın yanında faiz ödemekle de yükümlü

kılınmış olmalarının kusurlu davranışıyla orantısız bir külfet yüklenmeleri

sonucunu doğurduğunu belirterek müdahalenin ölçülü olmadığı kanaatine

ulaşmıştır (Tevfik Baltacı, § 79; Uğur Ziyaretli, § 76).

79. Fatma Ülker Akkaya (B. No: 2014/18979,

22/2/2018) kararında ise başvurucudan iadesi istenen tutar faiz içermediği

hâlde tahsil yöntemi dikkate alınarak mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar

verilmiştir. Söz konusu karara konu olayda iadesi istenen anaparanın üç ay

içinde ödenmesi istenmiş ve üç ay içinde ödeme yapılmaması hâlinde üçüncü ayın

dolduğu tarihten itibaren hesaplanacak kanuni faizle birlikte emekli aylığından

her ay 1/4 oranında kesinti yapılmak suretiyle borcun tahsil edilmeye

başlanacağı başvurucuya ihtar edilmiştir. Anayasa Mahkemesi idarenin hatalı

intibak işlemi sebebiyle sekiz yıllık sürede ve aylık olarak başvurucuya yersiz

ödenen tutarların toplu bir şekilde üç ay içinde iadesinin istenmesinin -hiçbir

kusurunun bulunmadığı da gözetildiğinde- başvurucuya aşırı bir külfet yüklediği

sonucuna ulaşmıştır. Kararda, emekli aylığının sosyal bir ödeme olduğu hususu

da dikkate alındığında yersiz yapılan ödemelerin iade edilebilmesi için

başvurucunun ekonomik anlamda dara düşmesini önleyecek şekilde bir takvime

bağlanmasının kamu yararı ile bireysel yarar arasında denge kurulması

bakımından gerekli olduğu vurgulanmıştır. Anılan olayda idare tarafından emekli

aylığından her ay 1/4 oranında kesinti yapılmak suretiyle tahsil seçeneği de

başvurucuya sunulmasına rağmen üç ay içinde toptan ödemenin alternatifi olarak

sunulan bu seçeneğin tercih edilmesi durumunda ayrıca faiz de tahsil

edilmesinin öngörülmesinin başvurucunun menfaatleri ile kamu yararı arasındaki

dengeyi bozduğu kararda belirtilmiştir (Fatma Ülker Akkaya, §§ 58, 59).

80. Somut olayda başvurucudan iadesi istenen tutar

33.096,12 TL olarak tespit edilmiştir. Aleyhine başlatılan icra takibinde

başvurucudan 1.060,85 TL faiz de talep edilmiştir. Başvurucu faiz tutarının

sonradan arttığını iddia etmektedir. Bu faizin borcun tahakkuk tarihinden

önceki dönemdeki gecikmeye mi yoksa tahakkuk tarihinden sonraki gecikmeye mi

ilişkin olduğu dosyadan anlaşılamamakla birlikte iade sürecinin başvurucunun

sosyal ve ekonomik durumuna uygun bir ödeme planı dâhilinde yapılandırıldığı

gösterilebilmiş değildir. İdarenin de kusurlu olduğu gözetildiğinde 1946

doğumlu olan ve ödeme gücüyle ilgili bir değerlendirme yapıldığı gösterilemeyen

başvurucunun anılan tutarı bir kerede ödemekle yükümlü kılınması veya taksitler

hâlinde ödenmesi seçeceğinin sunulması hâlinde faiz tahakkuk ettirilmesi

başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi orantısız kılacaktır. Olayda

idarenin faiz tahakkuk ettirmiş olması ve haciz işlemlerine başlanması borcun

tahsilinin başvurucunun durumuna uygun ve ekonomik manada dara düşmesini

önleyecek bir ödeme planına bağlanmadığını göstermektedir.

81. Sonuç olarak mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyle

hedeflenen kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkından yararlanması

arasında adil dengenin kurulamadığı ve borcun tahsil yönteminin başvurucuya

aşırı bir külfet yüklendiği, bu nedenle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

ölçülü olmadığı kanaatine varılmıştır.

82. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Diğer İhlal İddiaları

83. Başvurucu, İstinaf Mahkemesinin kesin olarak karar

vermesi nedeniyle temyize erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ayrıca

istinaf kanun yolunda duruşma yapılmaması nedeniyle savunma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu son olarak davasının sürüncemede

bırakılması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

belirtmiştir.

84. Anayasa Mahkemesi ancak temellendirilebilmiş bir

bireysel başvuruyu inceler. Başvurucunun şikâyetlerini hem maddi hem hukuki

olarak temellendirme zorunluluğu bulunmaktadır. Maddi dayanaklar yönünden

başvurucunun yükümlülüğü şikâyetlerine konu temel olay ve olguları açıklamak,

bunlara ilişkin delilleri Anayasa Mahkemesine sunmak, hukuki dayanak yönünden

yükümlülüğü ise bireysel başvuruya konu temel hak ve özgürlüklerden hangisinin

hangi nedenle ihlal edildiğini özü itibarıyla açıklamaktır (Sabah Yıldızı

Radyo ve Televizyon Yayın İletişim Reklam Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi

[GK], B. No: 2014/12727, 25/5/2017, § 19).

85. Bireysel başvuru incelemesinde Anayasa Mahkemesi,

kamu gücü eylem ve işlemleri ile mahkeme kararlarının Anayasa'ya uygunluğunun

ve müdahale gerekçelerinin denetimini kendiliğinden yapmaz. Bu sebeple

başvurucunun başvurusunun esasını ve bu kapsamda kamu makamları tarafından

ortaya konulan gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığını Anayasa

Mahkemesine inceletebilmesi için öncelikle kendisinin ihlal

iddialarını gerekçelendirmesi, buna ilişkin olay ve olguları açıklaması

ve delillerini sunması zorunludur (Cemal Günsel [GK], B. No:

2016/12900, 12/1/2021, § 24).

86. Başvurucu, salt İstinaf Mahkemesinin kesin olarak

karar vermesinin temyize erişim hakkını ihlal ettiğini belirtmekle yetinmiş;

İstinaf Mahkemesi kararının neden temyize tabi olduğu görüşüyle ilgili olarak

hiçbir açıklama yapmamış, bu görüşünün yasal dayanaklarını göstermemiştir. Öte

yandan başvurucu, istinaf kanun yolunda duruşma talep ettiğine dair bir bilgi ve

belgeyi Anayasa Mahkemesine ibraz etmemiştir. Makul sürede yargılanma hakkına

ilişkin şikâyet yönünden ise başvurucunun ihlal kararı ile sonuçlanan bireysel

başvurudan önceki sürecin mi yoksa bireysel başvuru sonrası sürecin mi

uzamasından yakındığı anlaşılamamaktadır. Bu nedenle başvurucunun bu

şikâyetlerini temellendiremediği sonucuna ulaşılmıştır.

87. Açıklanan gerekçelerle diğer ihlal iddialarının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

88. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

89. Başvurucu ihlalin tespit edilmesini, aracına ve

taşınmazına haciz uygulanmış olması sebebiyle uğradığını ileri sürdüğü zarar

karşılığında 100.000 TL manevi, 200.000 TL manevi olmak üzere toplam 300.000 TL

tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur. Başvurucu, aracına haciz

uygulanması sebebiyle avukatlık işlerini yürütmek için bir yıl boyunca araç

kiraladığını ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca taşınmazına uygulanan haciz

sebebiyle taşınmazı kiraya veremediğini ve satamadığını, bu durumun maddi ve

manevi zarara yol açtığını belirtmiştir.

90. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2)).

91. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

92. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı

mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

93. İncelenen başvuruda, borcun tahsilinin başvurucunun

durumuna uygun bir ödeme planına bağlanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal

edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda ihlalin idarenin işleminden kaynaklandığı

anlaşılmıştır. Bununla birlikte derece mahkemeleri de ihlali giderememiştir.

94. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 8. İş Mahkemesine gönderilmesine

karar verilmesi gerekmektedir.

95. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi

için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucu, taşınmazına haciz uygulanması

sebebiyle araç kiralamak zorunda olduğunu ileri sürmüş ise de buna dair belge

ibraz etmemiştir. Öte yandan başvurucunun taşınmazına haciz uygulaması

sebebiyle taşınmazını kiraya veremediği ve satamadığı iddiaları da oldukça

soyut nitelikte bulunmuştur. Bu sebeple başvurucunun maddi zararını

ispatlayamadığı sonucuna ulaşılmıştır. İhlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı

anlaşıldığından manevi tazminat talebinin de reddine karar verilmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

96. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 446,90 TL harçtan

oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Diğer ihlal iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan

mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

İstanbul 8. İş Mahkemesine (E.2017/410, K.2017/659) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 446,90 TL harçtan oluşan yargılama giderinin

başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 15/6/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Hicabi DURSUN Muammer TOPAL Yusuf Şevki HAKYEMEZ İrfan FİDAN Raportör : Ayhan KILIÇ Başvurucu : Sedat HASPOLAT

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2020/22495, 15 Haziran 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olayın Arka
  10. B. Yaşlılık
  11. C. Başvurucu Aleyhine
  12. D. Anayasa
  13. E. İhlal
  14. IV. İlgili
  15. Hukuk
  16. A. Ulusal Hukuk
  17. B. Uluslararası
  18. V. İnceleme Ve
  19. Gerekçe
  20. A. Mülkiyet
  21. B. Diğer İhlal İddiaları
  22. C. 6216 Sayılı
  23. A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  24. B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan
  25. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  26. E. 446,90 TL harçtan oluşan yargılama giderinin
  27. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  28. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  29. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2020/22495
Tarih
15 Haziran 2021

İlgili Kararlar

  • Barut Turizm Müşavirlik Gıda Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2018/12722)
  • Kenan Gül Başvurusu (B. No: 2018/24311)
  • Neriman Yonat Başvurusu (B. No: 2018/33554)
  • Nazmi Şengül Başvurusu (B. No: 2019/34202)
  • A.a. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/31079)
  • Ertan Erçıktı Başvurusu (B. No: 2018/14040)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.