İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

Tarık Yüksel Başvurusu (B. No: 2019/1255)

1. Başvuru; kamu yararı kararı alınmadan kamulaştırma

Başvuru No2019/1255Tarih10 Kasım 2022Okuma26 dk · 5.168 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Tarık Yüksel Başvurusu

Karar tarihi
10 Kasım 2022
Başvuru Numarası
2019/1255
R.G. Tarih ve Sayı
4/1/2023-32063
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.168 kelime·26 dk okuma·26 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; kamu yararı kararı alınmadan kamulaştırma

yapılması nedeniyle mülkiyet hakkının, kamulaştırmada kamu yararının bulunup bulunmadığının

yargısal denetime tabi tutulmaması nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı

olarak etkili başvuru hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 8/1/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına gönderilmiştir.

4. Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine

karar vermiştir.

5. Anayasa Mahkemesi Nevriye Kuruç ([GK], B. No:

2021/58970, 5/7/2022) kararında uzun süren yargılamalar nedeniyle tazminat

talep edilebilecek bir mekanizmanın mevcut olmaması sebebiyle makul sürede

yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği

sonucuna varmıştır. Bunun yanında söz konusu kararın Resmî Gazete'de

yayımlandığı tarihe kadar makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasıyla

yapılan başvurular ile bu tarihten sonra kaydedilecek aynı mahiyetteki

başvuruların incelenmesinin kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren

dört ay süreyle ertelenmesine karar vermiştir (Nevriye Kuruç, § 114). Bu

durumda başvurunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyet

yönünden ayrılmasına karar verilmesi gerekir.

III. OLAY VE

OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu 1970 doğumlu olup İstanbul'da ikamet

etmektedir. Başvurucu, İstanbul ili Çatalca ilçesi Hadımköy Beldesi Delikkaya

köyünde kâin 56, 72 ve 142 parsel numaralı taşınmazların malikidir.

8. Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından

28/9/2006 tarihli işlemle başvurucunun taşınmazlarının 29/4/1969 tarihli ve

1164 sayılı Arsa Üretimi ve Değerlendirilmesi Hakkında Kanun hükümlerine göre

değerlendirilmek üzere kamulaştırılmasına karar verilmiştir. Taşınmazın

bulunduğu bölgeye ilişkin olarak 13/12/2002 tarihli nâzım imar planı bulunmakla

birlikte uygulama imar planı kamulaştırma tarihi itibarıyla mevcut değildir.

A. Kamulaştırma

Bedelinin Tespiti Davasına İlişkin Süreç

9. TOKİ, başvurucu aleyhine 24/1/2007 tarihinde Çatalca

1. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Asliye Hukuk Mahkemesi) kamulaştırma bedelinin

tespiti ve tescili davası açmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesi 27/2/2008 tarihli

kararıyla kamulaştırma bedelini her üç taşınmaz için toplam 3.468.000 TL olarak

tespit etmiş ve bu bedelin başvurucuya ödenmesi karşılığında taşınmazların TOKİ

adına tesciline hükmetmiştir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 23/12/2008 tarihinde

ilk derece mahkemesi kararını onamıştır. Karar düzeltme istemi 22/6/2009

tarihinde reddedilmiştir.

B. Kamulaştırma

İşleminin İptali İstemiyle Açılan Davaya İlişkin Süreç

10. Başvurucu, kamulaştırma işleminin iptali istemiyle 6/3/2007

tarihinde İstanbul 7. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) dava açmıştır. Dava

dilekçesinde, imar planının bulunmadığını ve kamulaştırma işleminin hangi

amaçla yapıldığının belirsiz olduğunu ileri sürmüştür.

11. İdare Mahkemesi 24/6/2008 tarihinde davayı

reddetmiştir. Kararın gerekçesinde; ilgili mevzuat hükümleri

değerlendirildiğinde TOKİ'nin konut, sanayi ve benzeri yatırımlar için arazi ve

arsa sağlamak, arsa stoku yapmak amacıyla herhangi bir plana bağlı olmaksızın

kendi hazırladığı veya hazırlayacağı plana göre kamulaştırma yapmasının mümkün

olduğunu, bu sebeple kamulaştırma işleminin hukuka uygun bulunduğunu

belirtmiştir.

12. İdare Mahkemesi kararı, Danıştay Altıncı Dairesinin

(Daire) 22/4/2009 tarihli kararıyla bozulmuştur. Bozma kararında; 1164 sayılı

Kanun'un 1. maddesine atıfta bulunularak TOKİ'nin kamulaştırma yetkisinin

bulunduğu ancak yapılacak kamulaştırmanın amacının açıkça ortaya konulması ve

ulaşılmak istenen kamu yararının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Kararda; aksi hâlde anayasal bir güvence olan ve ancak kamu yararı amacıyla

müdahale edilmesine olanak tanınan mülkiyet hakkının sınırlandırılmasına yol

açan kamulaştırma işleminin yargı denetiminin dışında bırakılacağı, bunun da

hukuk devletinde kabul edilemez olduğu belirtilmiştir.

13. TOKİ'nin karar düzeltme istemini görüşen Daire

7/7/2010 tarihinde bozma kararını kaldırmış ise de farklı bir gerekçeyle yine

ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir. Bozma kararının

gerekçesinde 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 6.

maddesine değinerek onaylı imar planına veya ilgili bakanlıklarca onaylı özel

plan ve projeye göre yapılacak hizmetler için ayrıca kamu yararı kararı

alınmasına ve onaylanmasına ihtiyaç bulunmadığını, dolayısıyla 1/1.000 ölçekli

uygulama imar planlarında kamu hizmetine tahsis edilen taşınmazların kamu

yararı kararı alınmadan kamulaştırılabileceğini belirtmiştir. Bozma kararında,

TOKİ'nin savunmalarında taşınmazların sanayi için arsa ve arazi sağlanması

amacına tahsis edildiğinin belirtildiğine işaret ederek söz konusu alanda

uygulama imar planının bulunup bulunmadığının araştırılıp sonucuna göre hüküm

kurulması gerektiğini ifade etmiştir.

14. İdare Mahkemesi bozma kararına uyarak 30/11/2011

tarihinde kamulaştırma işlemini iptal etmiştir. Kararın gerekçesinde, bozma

kararına atıfta bulunmuştur. Kararda ayrıca 14/3/2011 tarihli ve 1/1.000

ölçekli Hadımköy Sanayi Bölgesi 1. Etap Uygulama İmar Planı'nın yürürlüğe

girdiği ve başvurucunun taşınmazlarının kısmen yol, kısmen de sanayi alanında

kaldığını vurgulamış ancak kamulaştırma işleminin tesis edildiği tarihteki

duruma göre hukukilik denetimi yapılması gerektiğinden işlemin tesisinden sonra

yürürlüğe giren uygulama imar planının dikkate alınmasının mümkün olmadığını

belirtmiştir. Kararda son olarak idarenin yeni bir kamulaştırma işlemi tesis

edebileceğine de dikkat çekmiştir.

15. Karar, Dairenin 22/10/2013 tarihli kararıyla

bozulmuştur. Karar gerekçesinde, uygulama imar planının 17/4/2007 tarihinde

onaylandığı ancak İstanbul 9. İdare Mahkemesinin 21/10/2010 tarihli kararıyla

iptal edildiği belirtilmiş; iptal kararından sonra yeniden yapılan uygulama

imar planının 14/3/2011 tarihinde onaylandığına işaret edilmiştir. Bozma

kararında, taşınmazın nâzım imar planına uygun olarak kamulaştırıldığı ve dava

devam ederken bununla uyumlu olan uygulama imar planının da yürürlüğe girdiği

ifade edilmiş; bu husus gözetilerek davanın reddi gerektiği açıklanmıştır.

16. Bozma kararına uyan İdare Mahkemesi 18/12/2015

tarihinde, bozma kararındaki gerekçeye atıfta bulunarak oyçokluğuyla davayı

reddetmiştir. Karara muhalif kalan bir üye, önceki iptal kararında ısrar

edilmesi gerektiği görüşünü açıklamıştır.

17. Başvurucu, bu karara karşı temyiz yoluna

başvurmuştur. Temyiz dilekçesinde; kamulaştırma işleminin tesis edildiği

tarihteki hukuki duruma göre uyuşmazlığın çözümlenmesi gerektiğini,

kamulaştırma usulüne riayet edilmemesinin işlemin iptali sebebi olduğunu

vurgulamıştır. Dilekçede ayrıca aynı proje kapsamındaki başka bir taşınmaza

ilişkin olarak açılan davada verilen benzer bir bozma kararına mahkemesince

uyulmayıp iptal kararında ısrar edildiğini ve ısrar kararının Danıştay İdari

Dava Daireleri Kurulunca 10/11/2014 tarihinde onandığını belirtmiştir.

18. Daire 18/10/2017 tarihinde ilk derece mahkemesi

kararını onamıştır. Karar düzeltme istemi de Dairenin 13/11/2018 tarihli

kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar 10/12/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

19. 1164 sayılı Kanun'un 1. maddesi şöyledir:

"Bu Kanunun amacı; arsaların aşırı

fiyat artışlarını önlemek üzere tanzim alış ve satışı yapmak; konut, sanayi,

eğitim, sağlık ve turizm yatırımları ve kamu tesisleri için arazi ve arsa

sağlamaktır.

Bu Kanunda yazılı görevler Toplu Konut

İdaresi Başkanlığı tarafından yürütülür. Bu Kanunda, diğer kanunlarda ve ilgili

mevzuatta Arsa Ofisi Genel Müdürlüğüne yapılan atıflar Toplu Konut İdaresi

Başkanlığına yapılmış sayılır. "

20. 2942 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"İdareler, kanunlarla ve

Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu

hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz

malları, kaynakları ve irtifak haklarını; bedellerini nakden ve peşin olarak

veya aşağıda belirtilen hallerde eşit taksitlerle ödemek suretiyle kamulaştırma

yapabilirler."

21. 2942 sayılı Kanun'un 5. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Kamu yararı kararı verecek

merciler şunlardır:

a) Kamu idareleri ve kamu tüzelkişileri;

1. 3 üncü maddenin ikinci fıkrasında

sayılan amaçlarla yapılacak kamulaştırmalarda ilgili bakanlık,

..."

22. 2942 sayılı Kanun'un 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Kamu yararı kararı;

...

g) Kamu kurumları yönetim kurulu veya

idare meclisleri veya yetkili idare organları kararları, denetimine bağlı

oldukları bakanın

...

Onayı ile tamamlanır.

...

Onaylı imar planına veya ilgili

bakanlıklarca onaylı özel plan ve projesine göre yapılacak hizmetler için

ayrıca kamu yararı kararı alınmasına ve onaylanmasına gerek yoktur. Bu

durumlarda yetkili icra organınca kamulaştırma işlemine başlanıldığını gösteren

bir karar alınır."

23. 2942 sayılı Kanun'un 10. maddesinin üçüncü fıkrasının

ilgili kısmı ile on dördüncü fıkrası şöyledir:

"Mahkemece malike doğrudan

çıkarılacak meşruhatlı davetiyede veya ilan yolu ile yapılacak tebligatta;

...

f) 14 üncü maddede öngörülen süre

içerisinde, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal davası açanların,

dava açtıklarını ve yürütmenin durdurulması kararı aldıklarını

belgelendirmedikleri takdirde, kamulaştırma işleminin kesinleşeceği ve

mahkemece tespit edilen kamulaştırma bedeli üzerinden taşınmaz malın

kamulaştırma yapan idare adına tescil edileceği,

...

Belirtilir.

...

14 üncü maddede belirtilen süre içinde,

kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası

açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı

verilmesi halinde mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul

edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır."

24. 2942 sayılı Kanun'un 14. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Kamulaştırmaya konu taşınmaz malın

maliki tarafından 10 uncu madde gereğince mahkemece yapılan tebligat gününden,

kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzere mahkemece

gazete ile yapılan ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde, kamulaştırma

işlemine karşı idari yargıda iptal ... davası açılabilir.

İdari yargıda açılan davalar öncelikle

görülür.

..."

B. Uluslararası

Hukuk

25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek (1)

No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı 1.

maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve

mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse,

ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası

hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin,

mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin

ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

26. Sözleşme'nin "Etkili başvuru hakkı" kenar

başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak

ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası

için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci

önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir."

27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Yel ve

diğerleri/Türkiye (B. No: 28241/18, 13/7/2021) kararında acele

kamulaştırma sürecinde, Bakanlar Kurulunun aciliyet kararı idari yargı

mercilerince iptal edildiği hâlde adli yargı mercilerinin bu kararı dikkate

almadan tescil kararı vermesinin kamulaştırma işlemini kanuni dayanaktan yoksun

bıraktığını belirtmiştir (Yel ve Diğerleri/Türkiye §§ 86-100).

28. AİHM, Sözleşme'nin 13. maddesi uyarınca temel hak ve

özgürlüklerin ulusal düzeyde korunması için etkili bir başvuru yolunun var

olması gerektiğini belirtmektedir. AİHM'e göre Sözleşme'nin 13. maddesi yetkili

ulusal makamlar tarafından Sözleşme kapsamına giren bir şikâyetin esasının

incelenmesine izin veren ve uygun bir telafi yöntemi sunan bir iç hukuk yolunun

sağlanmasını gerekli kılmaktadır. Ayrıca bu hukuk yolunun teoride olduğu kadar

pratikte de etkili bir yol olması gerekmektedir (İlhan/Türkiye [BD], B.

No: 22277/93, 27/6/2000, § 97; Kudla/Polonya [BD], B. No: 30210/96,

26/10/2000, § 157; Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, § 82).

29. AİHM, etkili başvuru hakkının Sözleşme çerçevesinde

savunulabilir nitelikteki bir şikâyetin mahkemelerce etkili bir şekilde

incelenmesini ve öngörülen yolun uygun bir telafi imkânı sunmaya elverişli

olmasını güvence altına aldığını vurgulamaktadır (Kudla/Polonya, § 157; Dimitrov-Kazakov/Bulgaristan,

B. No: 11379/03, 10/2/2011, § 35). AİHM, iç hukuktaki düzenlemelerin

başvuruculara bu anlamda asgari güvenceleri içerecek şekilde yeterli bir hukuk

yolu sunup sunmadığını irdelemektedir (Dimitrov-Kazakov/Bulgaristan, §

36).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

30. Anayasa Mahkemesinin 10/11/2022 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

31. Başvurucu, kamu yararı kararı alınmadan kamulaştırma

işlemi tesis edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

32. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak

alınacak "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum

yararına aykırı olamaz."

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Mülkün

Varlığı

34. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir

kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa

Ateşoğlu ve diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54). Başvurucu,

İstanbul ili Çatalca ilçesi Hadımköy Beldesi Delikkaya köyünde kâin 56, 72 ve

142 parsel numaralı taşınmazların malikidir. Dolayısıyla mülkün varlığı

konusunda tartışma bulunmamaktadır.

ii. Müdahalenin

Varlığı ve Türü

35. Somut olayda başvurucunun taşınmazları

kamulaştırılmış ve Asliye Hukuk Mahkemesinin 27/2/2008 tarihli kararıyla TOKİ

adına tescil edilmiştir. Başvurucunun taşınmazlarının kamulaştırılmasının

mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği tartışmasızdır.

36. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas

eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş;

ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi

belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak mülkiyet hakkının hangi

koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun

bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son

fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı

olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını

kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer

bazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel

hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma

ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§ 55-58).

37. Taşınmazların kamulaştırılması nedeniyle TOKİ adına

tesciline karar verilmesi başvurucunun mülkten yoksun kalması sonucunu

doğurmuştur. Dolayısıyla somut olaydaki müdahale mülkten yoksun bırakma

mahiyetindedir.

iii. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

38. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

39. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız

bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması

gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik

toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın

Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, § 62). Bu bağlamda öncelikle müdahalenin kanuni

dayanağının bulunup bulunmadığı incelenmelidir.

40. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet

hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek

suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği

ifade edilmiştir. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına

ilişkin genel ilkelerin düzenlendiği Anayasa'nın 13. maddesinde de hak ve

özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği temel bir ilke olarak

benimsenmiştir. Buna göre mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde dikkate

alınacak öncelikli ölçüt, müdahalenin kanuna dayalı olmasıdır. Bu ölçütün

sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme

yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır (Ford

Motor Company, B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49).

41. Somut olayda TOKİ tarafından herhangi bir kamu yararı

kararı alınmaksızın başvurucunun taşınmazlarının kamulaştırılmasına 28/9/2006

tarihinde karar verilmiştir. Dairenin 7/7/2010 tarihli bozma kararında 2942

sayılı Kanun'un 6. maddesine değinilerek kamulaştırma kararından önce kamu

yararı kararı alınması gerekmekte ise de onaylı imar planına göre yapılacak

hizmetler için ayrıca kamu yararı kararı alınmasına ve planın onaylanmasına

ihtiyaç olmadığı belirtilmiş, söz konusu alanda uygulama imar planının bulunup bulunmadığı

araştırıldıktan sonra bir karar verilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bozma

kararına uyan İdare Mahkemesi, uygulama imar planının 14/3/2011 tarihinde

yürürlüğe girdiğini tespit etse de kamulaştırma işleminin tesis edildiği

tarihte taşınmazların olduğu bölgede bir uygulama imar planının bulunmadığını

vurgulamış, dolayısıyla kamulaştırma işleminin hukuka aykırı olduğu sonucuna

ulaşmıştır.

42. Şu hâlde kamulaştırma işleminin tesis edildiği

tarihte uygulama imar planının mevcut olmadığı hususunda bir tereddüt

bulunmamaktadır. Daire 22/10/2013 tarihli kararıyla, uygulama imar planının

14/3/2011 tarihinde onaylandığına işaret edip İdare Mahkemesi kararını bozmuş

ise de bu durum işlemin tesis edildiği tarihte ortada bir kamu yararı kararı

veya uygulama imar planı bulunmadığı gerçeğini değiştirmemektedir. Dairenin

ikinci bozma kararında 2942 sayılı Kanun'un 6. maddesine ilişkin olarak önceki

kararında yaptığı yorumun hatalı olduğuna dair bir tespit de yer almamaktadır.

Aksine ikinci bozma kararında 2942 sayılı Kanun'un 6. maddesine ilişkin olarak

ilk bozma kararında açıklanan yorum esas alınarak değerlendirme yapılmış ancak

söz edilen maddede aranan kamu yararı şartının dava derdestken uygulama imar

planının yürürlüğe girmesiyle sağlandığı kabul edilmiştir.

43. Somut olayda kamulaştırma işleminin tesis edildiği

tarihte 2942 sayılı Kanun'un 6. maddesince zorunlu kılınan kamu yararı

kararının veya uygulama imar planının bulunmadığı ihtilafsız olduğuna göre

kamulaştırma işleminin hukuki dayanaktan yoksun olduğu anlaşılmıştır.

44. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin Nusrat Külah (B.

No: 2013/6151, 21/4/2016) kararında da değinildiği üzere mülkiyetten yoksun

bırakan bir işlemin salt soyut olarak kamu yararı amacının bulunması kural

olarak yeterli olmayıp ayrıca kamu yararı amacının dayandığı sebeplerin somut

olarak gerçekleştirilmesi de gerekmektedir (Nusrat Külah, §§ 65, 69; Motais

de Norbonne/Fransa, B. No: 48161/99, 2/7/2002, § 20; Keçecioğlu ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 37546/02, 8/4/2008, §§ 26, 27). Anayasa

Mahkemesi Ahmet Yazı ([GK], B. No: 2018/357, 29/9/2021, § 59) kararında

aynı değerlendirmenin TOKİ yönünden de geçerli olduğuna karar vermiştir.

45. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

B. Mülkiyet

Hakkıyla Bağlantılı Olarak Etkili Başvuru Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

46. Başvurucu; taşınmazın hangi amaçla kullanılacağı

usulüne uygun olarak belirlenmeden kamulaştırılmasının hukuka aykırı olduğunu,

sonradan yürürlüğe giren uygulama imar planına dayanılarak iptal davasının

reddedilmesinin hukuk güvenliği ilkesini zedelediğini ileri sürmüştür.

Başvurucu, kamulaştırmanın amacının ortaya konulmamasının kamulaştırmada kamu

yararının bulunup bulunmadığının idari yargı denetimine tabi tutulmasını

imkânsız kıldığını vurgulamış; Dairenin kabulünün idarenin amaç belirtmeden

ileride ortaya çıkacak taşınmaz ihtiyacını karşılamak gayesiyle kamulaştırma

yapabilmesine fırsat sağlayacağını iddia etmiştir. Anayasa'nın 46. maddesinde

taşınmazın ancak kamu yararı amacıyla ve kanunda öngörülen usullere uygun

olarak kamulaştırılabileceğini belirten başvurucu, somut olayda Anayasa'nın

anılan hükmüne aykırı davranıldığını ifade etmiştir.

2. Değerlendirme

47. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin

korunması" kenar başlıklı 40. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Anayasa ile tanınmış hak ve

hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma

imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir."

48. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucu, esas itibarıyla taşınmazlarının kamulaştırılmasında kamu

yararı bulunup bulunmadığı meselesinin yargısal denetimin dışında kalmasından

şikâyet etmiştir. Bu şikâyetin Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet

hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan

etkili başvuru hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna

varılmıştır.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

49. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Genel

İlkeler

50. Etkili başvuru hakkı anayasal bir hakkının ihlal

edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını

inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini

engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlama)

elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanması

olarak tanımlanabilir (Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019, § 47; Murat

Haliç, B. No: 2017/24356, 8/7/2020, § 44).

51. Öte yandan şikâyetlerin esasının incelenmesine imkân

sağlayan ve gerektiğinde uygun bir telafi yöntemi sunan etkili hukuk yollarının

olması ilgililere etkili başvuru hakkının sağlanmasının bir gereğidir. Buna

göre kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla öngörülen yargı

yollarının mevzuatta yer alması yalnız başına yeterli olmayıp bu yolun aynı

zamanda pratikte de başarı şansı sunması gerekir. Söz konusu yola

başvurulabilmesi için öngörülen koşullar somut olaylara tatbik edilirken

dayanak işlem, eylem ya da ihmallerden kaynaklanan savunulabilir nitelikteki

iddiaların bu doğrultuda geniş şekilde değerlendirilmesi, koşulların oluşmadığı

sonucuna ulaşılması durumunda ise bu durumun yargı makamları tarafından ilgili

ve yeterli gerekçelerle açıklanması gerekir (İlhan Gökhan, B. No:

2017/27957, 9/9/2020, §§ 47, 49).

52. Anayasa'nın 35. maddesinde "Herkes, mülkiyet

ve miras haklarına sahiptir." hükmüne yer verilerek mülkiyet hakkı

güvence altına alınmıştır. Anayasa'nın 5. maddesi ise insanın maddi ve manevi

varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve

görevleri arasında saymıştır. Mülkiyet hakkının etkili bir şekilde

korunabilmesi yalnızca devletin bu haklara müdahaleden kaçınmasıyla sağlanamaz.

Anayasa’nın 5. maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde 35. maddesi uyarınca

devletin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler kimi

durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere söz

konusu temel hakların korunması için belirli tedbirlerin alınmasını

gerektirmektedir (AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 13; AYM, E.2019/40,

K.2020/40, 17/7/2020, § 37; Türkiye Emekliler Derneği, B. No: 2012/1035,

17/7/2014, §§ 34-38; Eyyüp Boynukara, B. No: 2013/7842, 17/2/2016, §§

39-41; Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri Petrol Ürünleri

Sanayi Ticaret Limitet Şirketi, B. No: 2014/8649, 15/2/2017, § 43).

53. Devletin pozitif yükümlülükleri nedeniyle mülkiyet

hakkı bakımından koruyucu ve düzeltici bazı önlemler alması gerekmektedir.

Koruyucu önlemler mülkiyete müdahale edilmesini önleyici; düzeltici önlemler

ise müdahalenin etkilerini giderici, diğer bir ifadeyle telafi edici yasal,

idari ve fiilî tedbirleri kapsamaktadır. Mülkiyet hakkına müdahalenin malik

üzerinde doğurduğu olumsuz sonuçların mümkünse eski hâle döndürülmesi, mümkün

değilse malikin zarar ve kayıplarının telafi edilmesini sağlayan idari veya

yargısal birtakım hukuki mekanizmaların oluşturulması devletin pozitif

yükümlülüklerinin bir gereğidir (Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik

Hizmetleri Petrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limitet Şirketi, §§ 46, 48).

54. Anayasa'nın 46. maddesine göre kamulaştırma işlemi

ancak kamu yararının gerektirdiği hâllerde ve kanunla gösterilen esas

ve usullere göre tesis edilebilir. Kamu yararı bulunmadan bir taşınmazın

kamulaştırılması Anayasa'nın 46. maddesine aykırı olacak ve mülkiyet hakkını

ihlal edecektir. Dolayısıyla taşınmazı kamulaştırılan malike, kamulaştırmanın

kamu yararı amacına dayanıp dayanmadığının tespiti için yetkili makama başvurma

imkânının, diğer bir ifadeyle etkili başvuru hakkının sağlanması Anayasa'nın

40. maddesinin gereğidir.

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

55. 2942 sayılı Kanun'da kamu yararı kararı ile

kamulaştırma kararı kamulaştırma sürecinin iki ayrı safhası olarak düzenlenmiş,

kamu yararı kararının alınması kamulaştırma kararından önce bulunması gereken

zorunlu bir şart olarak kabul edilmiştir. Bununla birlikte 2942 sayılı Kanun'un

6. maddesinin üçüncü fıkrasında, onaylı imar planına göre yapılacak hizmetler

için ayrıca kamu yararı kararı alınmasına ve onaylanmasına gerek bulunmadığı

belirtilmiştir. 2942 sayılı Kanun'un 6. maddesi uyarınca alınan kamu yararı

kararının hukuka uygun olup olmadığının tespiti için idari yargıda iptal davası

açılması mümkündür. Öte yandan taşınmazı onaylı imar planıyla kamu hizmetine

ayrılan bir kimsenin imar planına karşı iptal davası açmak suretiyle

taşınmazının kamu hizmetine ayrılmasında kamu yararı olup olmadığını yargısal

denetimden geçirmesi imkânı bulunmaktadır.

56. Somut olayda başvurucunun taşınmazlarıyla ilgili

olarak tesis edilen kamulaştırma kararından önce alınan bir kamu yararı kararı

bulunmadığı gibi taşınmazların kamu hizmetine ayrıldığını gösteren onaylı

uygulama imar planı da mevcut değildir. Bu sebeple başvurucu, taşınmazlarının

kamulaştırılmasının kamu yararı amacına dayanıp dayanmadığını kamulaştırma

işleminden bağımsız olarak yargısal denetime tabi kılma imkânı elde

edememiştir. Başvurucu, kamulaştırma işlemine karşı açtığı davada kamulaştırma

işleminden önce kamu yararı kararı alınmadığı için kamulaştırma işleminin

hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür ancak Daire, yargılama devam ederken

uygulama imar planının yürürlüğe girdiğini gözeterek davanın reddi gerektiği

sonucuna ulaşmıştır.

57. Öte yandan Dairenin bozma kararında başvurucunun

taşınmazlarının kamulaştırılmasında kamu yararı bulunup bulunmadığıyla ilgili

olarak bir değerlendirmenin yapılmadığı görülmektedir. Uygulama imar planıyla

kamu hizmetine ayrılan taşınmazlar yönünden söz konusu taşınmazların kamu

hizmetine ayrılmasında kamu yararının bulunup bulunmadığı meselesinin imar

planına karşı açılacak bir davada incelenebileceği gözetildiğinde Dairenin

başvurucunun taşınmazlarının kamulaştırılmasının kamu yararına dayanıp

dayanmadığını incelememesi makul karşılanabilir. Gelgelelim taşınmazın kamu

hizmetine tahsisinde kamu yararı bulunmadığı iddiası yönünden yapılacak

yargısal denetimin etkili olduğundan söz edilebilmesi için bunun kamulaştırma

sürecinin kesinleşmesinden önce tamamlanması gerekir. Aksi takdirde kamu yararı

kararına karşı yargı yolunun açık olmasının bir anlamı kalmaz.

58. Başvurucunun taşınmazlarının kısmen yol, kısmen de

sanayi alanı olarak kullanılmasını öngören uygulama imar planı 14/3/2011

tarihinde yürürlüğe girmiştir. Başvurucunun söz konusu uygulama imar planına

karşı dava açması teorik olarak mümkün olsa da böyle bir davanın kamulaştırma

işlemine karşı açılan ve eldeki bireysel başvuruya konu davanın

kesinleşmesinden önce karara bağlanacağı kuşkuludur. Ayrıca başvurucunun

taşınmazlarının Asliye Hukuk Mahkemesinin kamulaştırma bedelinin tespiti ve

tescil davası sonucunda verdiği 27/2/2008 tarihli kararına istinaden TOKİ adına

tescil edildiği de hatırlanmalıdır. Bu durumda başvurucunun taşınmazların

kamulaştırılmasının kamu yararı amacına dayanmadığı iddiasını taşınmazların

mülkiyetini yitirdiği tarihten önce yargı mercilerine inceletmesi imkânsız hâle

gelmiştir.

59. Asliye Hukuk Mahkemesinin tescil kararının Dairenin

22/10/2013 tarihli ikinci bozma kararından önceki bir tarihte verilmiş olması

sebebiyle bozma kararının kamu yararı kararının hukukiliğinin mülkiyetin

yitirildiği tarihten önce incelenememesine kendi başına neden olmadığı

düşünülebilir. Gerçekten başvurucu, taşınmazların mülkiyetini Dairenin ikinci

bozma kararından çok önce yitirmiştir. Dolayısıyla Dairenin onama kararı

vermesi hâlinde bile başvurucu, taşınmazların mülkiyetini kendiliğinden geri

kazanmayacaktır. Ne var ki kamulaştırma işlemine karşı açılan davanın nihai

olarak reddedilmesi başvurucunun mülkiyet hakkına Anayasa'ya aykırı olarak

yapılan müdahaleyle gerçekleşen ihlalin giderimi için yapabileceği muhtemel

idari ve yargısal başvurulardaki başarı şansını düşürdüğü açıktır. Kamulaştırma

işleminin 2942 sayılı Kanun'un 6. maddesinde öngörülen usule aykırı olarak kamu

yararı kararı alınmadan tesis edildiğini tespit eden bir karardan sonra

başvurucunun taşınmazlarının mülkiyetinin iadesi veya bunun yerine ikame olmak

üzere tazminat ödenmesi yolunda yapacağı başvurularda başarı şansının yüksek

olacağı izahtan varestedir.

60. Sonuç olarak başvurucunun taşınmazlarının kısmen yol,

kısmen sanayi alanı olarak tahsis edilmesinde kamu yararı bulunup

bulunmadığını, kamulaştırma sürecinin kesinleşmesinden önce yargısal mercilere

denetlettirememesi sebebiyle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan

mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili

başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. Giderim

Yönünden

61. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mü

62. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yargılamanın

yenilenmesine ve 23.792.250 TL maddi, 3.000.000 TL manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmiştir.

63. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

64. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

65. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine

ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

66. İncelenen başvuruda; 2942 sayılı Kanun'un 6.

maddesince zorunlu kılınan kamu yararı kararı veya uygulama imar planı

bulunmadan kamulaştırma işlemi tesis edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, kamu

yararı bulunup bulunmadığının, kamulaştırma sürecinin kesinleşmesinden önce

yargısal mercilere denetlettirilememesi nedeniyle de mülkiyet hakkıyla

bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Dolayısıyla mülkiyet hakkına ilişkin ihlal idarenin işleminden, mülkiyet

hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkına ilişkin ihlal ise yargı

kararından kaynaklanmıştır.

67. Kamulaştırma işleminin kesinleşmiş olduğu ve

kamulaştırma bedeli ödendiği gözetildiğinde mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak

etkili başvuru hakkının ihlali yönünden yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmamaktadır. Bununla birlikte -mülkiyet hakkı ihlali konusunda-

Anayasa Mahkemesininkinden farklı bir sonuca ulaşan bir mahkeme kararının

hukuki varlığını sürdürmesi düşünülemez. Ayrıca 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı

İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12. maddesi dikkate alındığında idari işlemin

iptal edilmesi başvurucuya, hukuka aykırı işlem sebebiyle doğan maddi

zararlarının tazmini istemiyle tam yargı davası açabilme imkânı sağlayacaktır.

Dolayısıyla mülkiyet hakkı ihlali yönünden yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya

özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu

kapsamda yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi

gerekmektedir.

68. Ne var ki mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili

başvuru hakkı yönünden ihlalin tespit edilmesinin başvurucunun uğradığı zararın

giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı açıktır. Dolayısıyla ihlalin

bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için mülkiyet hakkıyla bağlantılı

olarak etkili başvuru hakkının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 17.000 TL

manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi gerekir.

69. Öte yandan kamulaştırma işleminin hukukiliğinin ile

kamulaştırma bedelinin tespitinin farklı mahkemelerde ve farklı yargı

kollarında dava konusu edilmesinin bazı durumlarda idari yargıdaki davanın

etkililiğini zayıflattığına işaret edilmesi gerekmektedir. Kamulaştırma işleminin

iptali istemiyle idari yargıda açılan dava henüz sonuçlanmadan adli yargıda

açılan kamulaştırma bedelinin tespiti davasının sonuçlanması olasılık dışı

değildir. Nitekim uygulamada idari yargıdaki dava büyük çoğunlukla adli

yargıdakinden sonra kesinleşmektedir. Dolayısıyla idari yargı tarafından

kamulaştırma işlemine yönelik olarak verilecek muhtemel bir iptal kararının

sonuçsuz kalması riski oldukça yüksektir.

70. Her ne kadar 2942 sayılı Kanun'un 10. maddesinin on

dördüncü fıkrasında kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari

yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin

durdurulması kararı verilmesi hâlinde mahkemece, idari yargıda açılan dava

bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılacağı hükme

bağlanmış ise de adli yargının idari yargıdaki davayı bekletici mesele

yapmasının idari yargıda yürütmenin durdurulması kararı verilmesine münhasır

kılınması nedeniyle anılan hükmün idari yargıdaki denetimin etkililiği yönünden

yeterli bir güvence teşkil ettiği söylenemeyecektir. Anılan hüküm, yürütmenin

durdurulmasına ilişkin istemlerin hızlı bir biçimde karara bağlanamadığı veya

yürütmenin durdurulması istemi reddedildiği hâlde esastan iptal kararı

verildiği hâllerde kamulaştırma bedelinin tespiti davasının kamulaştırma

işleminin iptalinden önce kesinleşmesi riskini tamamen bertaraf etmemektedir.

71. İdari yargı mercilerinin kamulaştırma işleminin

iptali istemiyle açılan davada hızlı bir biçimde hareket etmesi ve adli yargı

merciinin de idari yargıdaki davayı bekletici mesele yapması sözü edilen riski

azaltabilse de bu konuda kanuni düzenleme eksikliği, adli ve idari yargı

mercilerinden belirtilen şekilde hareket etmelerini bir temenniden ibaret

kılacaktır. Dolayısıyla idari yargıdaki davanın daha hızlı bir biçimde karara

bağlanmasını, adli yargı merciinin de idari yargıdan önce karar vermemesini

zorunlu kılacak kanuni düzenlemelerin yapılması kamulaştırma işlemine karşı

açılan davada verilecek muhtemel bir iptal kararının uygulanabilmesini garanti

edebilecek ve Anayasa'nın 40. maddesinin ihlalini önleyebilecektir. Nitekim

İnsan Hakları Eylem Planında da mülkiyet hakkının etkili bir şekilde korunması

amacıyla acele kamulaştırmaya ilişkin hükümleri de içerecek şekilde 2942 sayılı

Kanun ve ilgili diğer mevzuatın gözden geçirileceği belirtilmiştir.

72. Dolayısıyla benzeri yeni ihlallerin önüne

geçilebilmesi için ilgili mevzuatın kamulaştırma bedelinin tespiti için adli

yargıda açılan davanın kamulaştırma işleminin iptali istemiyle idari yargıda

açılan davadan önce karara bağlanmasını ve idari yargıda verilecek muhtemel bir

iptal kararının sonuçsuz kalmasını önleyecek güvenceler içermesi gerektiği

anlaşılmıştır. Bu nedenle kararın bir örneğinin yasama organına bildirilmesi

gerekir.

73. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 364,60 TL harç ve

9.900 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 10.264,60 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddia yönünden yeni bir başvuru numarasına kaydedilmek üzere başvurunun

AYRILMASINA,

B. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. 1. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan

mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan

mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen

etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

İstanbul 7. İdare Mahkemesine (E.2015/1100, K.2015/2369) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuya net 17.000 TL manevi tazminatın

ÖDENMESİNE,

F. Yapısal sorunun çözümü için keyfiyetin Türkiye Büyük

Millet Meclisine BİLDİRİLMESİNE,

G. 364,60 TL harç ve 9.900 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 10.264,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

H. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine

ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 10/11/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ Basri BAĞCI İrfan FİDAN Kenan YAŞAR Muhterem İNCE Raportör : Ayhan KILIÇ Başvurucu : Tarık YÜKSEL Vekili : Av. Zeliha Semra KARAL

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2019/1255, 10 Kasım 2022 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Kamulaştırma
  10. B. Kamulaştırma
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. A. Ulusal Hukuk
  14. B. Uluslararası
  15. V. İnceleme Ve
  16. Gerekçe
  17. A. Mülkiyet
  18. B. Mülkiyet
  19. C. Giderim
  20. A. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine
  21. B. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  22. C. 1. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan
  23. D. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  24. E. Başvurucuya net 17.000 TL manevi tazminatın
  25. F. Yapısal sorunun çözümü için keyfiyetin Türkiye Büyük
  26. H. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine
  27. İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  28. M. Emin KUZ
  29. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2019/1255
Tarih
10 Kasım 2022

İlgili Kararlar

  • Cihan Tüzün ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/13258)
  • Osman Aksoy Başvurusu (B. No: 2018/36650)
  • Sinan Akbulut Başvurusu (B. No: 2019/1396)
  • Fevzi Ayber Başvurusu (B. No: 2018/5493)
  • Taner Gündüz Başvurusu (B. No: 2019/8132)
  • Dursun Sarı Başvurusu (B. No: 2019/30064)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.