İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yahya Karslı Başvurusu (B. No: 2017/34534)

1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması ve

Başvuru No2017/34534Tarih26 Mayıs 2021Okuma39 dk · 7.803 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Yahya Karslı Başvurusu

Karar tarihi
26 Mayıs 2021
Başvuru Numarası
2017/34534
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.803 kelime·39 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması ve

tutukluluk hâlinin makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 13/9/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî darbe

teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke

genelinde olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl yeniden uzatılmayarak

19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal

temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır

faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ)

ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın

olduğunu değerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa

bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da

bulunduğu çok sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından

soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu-

üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu

iddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı

ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§

51, 350).

10. Başvurucu, en son Tufanbeyli hâkimi olarak görev

yapmıştır.

11.Başvurucu, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun

(HSYK) 10/8/2016 tarihli kararıyla görevinden uzaklaştırılmış; 24/8/2016

tarihli kararıyla da meslekten çıkarılmıştır.

12. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının HSYK kararıyla

meslekten çıkarılanlar hakkında soruşturma işlemlerinin yapılması yönündeki

yazısı üzerine başvurucu, Kozan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan

bir soruşturma kapsamında 13/8/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.

13. Başvurucu aynı tarihte Kozan Cumhuriyet

Başsavcılığında ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında

müdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucu ifadesinde özetle liseyi bitirene kadar

dershaneye gitmediğini, üniversiteyi kazanamadığı için dershaneye gitmek

zorunda kaldığını, bulunduğu ilçede iki dershane olduğunu, diğerinin çok kötü

olması nedeniyle kayıt sırasında cemaat dershanesi olduğunu bilmediği Aksu

Dershanesini seçtiğini, iki sene bu dershaneye kendi evinden gelip gittiğini, bu

sırada cemaat yurtlarında kalmadığını, programlarına katılmadığını, hukuk

fakültesinde öğrenim görürken de kesinlikle FETÖ/PDY ile bağlantılı kişi,

kurum, yurt, ev ile hiçbir ilişkisinin olmadığını, örgütün sohbetlerine ve

toplantılarına gitmediğini belirtmiştir. Başvurucu; hâkimlik sınavlarına kendi

imkânlarıyla hazırlandığını, hazırlık ve mülakat sürecinde FETÖ/PDY ile

bağlantılı hiçbir kimseden yardım almadığını, hâkimlik staj döneminde de örgüt

üyesi kişilerle ilişkisinin olmadığını ifade etmiştir. Başvurucu, darbe

teşebbüsünden sonra HSYK tarafından meslekten uzaklaştırılmasının sebeplerinden

birinin 2014 yılında HSYK seçimleri döneminde izne ayrılması olduğunu ancak

bağımsız adaylar lehine herhangi bir seçim faaliyeti yürütmek için izin

almadığını, birlikte çalıştığı diğer arkadaşının izin dönüşünden sonra söz

konusu tarihte izin alabildiğini, annesine bakan ablasının ameliyat olması

nedeniyle yalnız yaşayan annesine bakmak zorunda olduğunu, seçim dönemiyle

ailevi zorunluluklarının denk geldiğini, seçim döneminde ailesinin yanında

olduğunu ve o yerde oy kullandığını, sandık mahallinde bulunmadığını,

müşahitlik yapmadığını veya kamera çekimi yapmadığını belirtmiştir. Başvurucu;

meslekten uzaklaştırılmasının diğer sebebinin ise 2014 yılında yapılan HSYK seçimlerinde

aday olan Y.A. olduğunu, 2013 yılında Anayasa Mahkemesi raportörü olan

H.M.A.nın düzenlediği Maraşlılar yemeğinde Y.A. ile tanıştırıldığını, Y.A.nın

kendisine telefon numarasını verdiğini, kendisini HSYK seçimlerinden önceki

süreçte mesleki soru sormak için aradığını ve oradan hukukları olduğunu, HSYK

seçim döneminde de H.M.A.nın Y.A.nın ülkücü camiadan biri olduğunu söylemesi

üzerine "Ülkücü camiadan olduğu için oy veririm." dediğini,

seçim döneminde kendisinden fikir soran ve kendisinin fikir sorduğu kişilere de

bir tek Y.A.yı tanıdığını, ona kesin oy vereceğini, diğerlerini de duruma göre

değerlendireceğini, daha kim olduklarını bilmediğini söylediğini ifade

etmiştir. Başvurucu; liseyi bitirdikten sonra iki yıl bu örgütle bağlantılı

dershaneye gitmesi dışında hayatının hiçbir döneminde FETÖ/PDY ile

bağlantısının olmadığını ve yolunun kesişmediğini savunmuştur.

14. Başsavcılık, başvurucuyu silahlı terör örgütüne üye

olma suçundan tutuklanması istemiyle 13/8/2016 tarihinde Kozan Sulh Ceza Hâkimliğine

sevk etmiştir.

15. Başvurucunun sorgusu Kozan Sulh Ceza Hâkimliğinde

aynı tarihte yapılmıştır. Sorgu sırasında başvurucunun müdafii de hazır

bulunmuştur. Başvurucu sorgudaki ifadesinde önceki anlatımlarına ek olarak

Y.A.nın örgütle bağlantılı olduğunu öğrendikten sonra kendisini tanıştıran

H.M.A.yı arayarak bu şahsı kendisine yanlış tanıttığını, Y.A.ya ülkücü olduğu

için oy vereceğini söylediğini ve böyle bir düşünce ile oy verdiğini, bunun

haricinde bağımsız adaylardan A.N.E.ye, H.T.ye ve Yargıçlar ve Savcılar

Birliğinden (YARSAV) aday olan soyadını hatırlayamadığı M. ve L. isimli

hâkimlere oy verdiğini, bunun haricindeki oylarını da Yargıda Birlik Platformu

(YBP) adaylarına verdiğini belirterek suçlamaları kabul etmemiştir.

16. Hâkimlik, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye

olma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"... üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma

suçunun vasıf ve mahiyeti, bu aşamada tutukluluk tedbirini haklı kılacak ve

atılı suçla ilgili kuvvetli suç şüphesini gösteren delillerin bulunuyor olması,

tutukluluk tedbirinin bu aşamada somut olayla ölçülü olması, tutukluluktan

beklenen faydanın adli kontrol hükümleri ile giderilemeyeceği, atılı suça

öngörülen ceza miktarı da dikkate alındığında şüphelinin kaçma, saklanma

ihtimalinin kuvvetle muhtemel olması, atılı suçun CMK 100/3-a maddede sayılan

katalog suçlardan olması nedeniyle C.Başsavcılığının talebinin kabulü ile

şüphelinin CMK 100 ve devamı maddeleri gereğince tutuklanmasına... [karar verildi.]"

17. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; Ceyhan

Sulh Ceza Hâkimliğince1/9/2016 tarihinde itirazın kesin olarak reddine karar

verilmiştir.

18. Soruşturma aşamasında 18/10/2016 tarihinde dinlenen

tanık E.Y.nin ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...Birlikte öğrenim gördüğümüz ve aynı dönemde staj

yaptığımız için Yahya'yı yakından tanıyorum. ... Bu süre zarfında FETÖ/PDY

yapılanması ile doğrudan veya dolaylı olarak herhangi bir irtibatına şahit

olmadım zira öğrenim gördüğümüz dönemde de sınıf mevcudumuzun az olması

sebebiyle kimlerin FETÖ/PDY yapılanması bünyesinde yer aldığını yakinen

biliyorduk. Yine Yahya'nın bu yapılanmanın düşünce yapısıyla da herhangi bir

şekilde örtüşür yanı olmadığı gibi zaman zaman bu yapı aleyhine söylemlerine de

şahit oldum. ...

HSYK seçimlerine 2-3 ay kala Yahya beni telefonla aradı.

Hal hatır sorduktan sonra seçimlerde bağımsız aday olan Ankara Hakimi Y.A.nın

hemşerisi olduğunu, seçimlerde ona oy vermemi istedi. Yine bağımsız adaylardan

İ.Ç. hakkında da iyi şeyler duyduğunu söyledi. Ben kendisine daha erken

olduğunu, Alaşehir savcısı olan M.A. ve A. Hoca'yla görüştükten sonra bakarız

diye söyledim. Akabinde 4-5 kere beni aradı. Aynı şekilde Y.A.ya oy istedi.

Kendisine A. Hocanın aradığını, M. Hoca'nın Yargıda Birlik Platformu (YBP)

listesinde aday olan İ.Ç.yi tanıdığını, kendisinin bu listeyi desteklediğini ve

listedeki adayların bağımsız aday olanlardan daha bağımsız olduğunu, bağımsız

adayların sıkıntılı olduğunu söylediğini kendisine belirterek M.A. ile konuşup

konuşmadığını söyledim. Bana konuştuğunu, yine M. Hoca'nın kendisiyle de

görüştüğünü ve YBPden aday olanlara oy vermesini istediğini söyledi. Yahya bana

aslında YBP listesinden aday olanlara oy vermeyeceğini, ancak M.Hoca'nın hatırı

için bu listeden bir kaç kişiye oy vereceğini söyledi. Yanlış hatırlamıyorsam

seçime bir hafta kala bir veya iki defa yine beni aradı, ancak ben açamadım.

Bunun üzerine seçim günü bana kendisinin oy vereceği listeyi mesajla attı. Aynı

mesajı M.A.ya da gönderdiğini mesajda belirtmişti. Listede FETÖ/PDY yapılanması

adına hareket eden 6 veya 7 tane bağımsız adayla birlikte 4 veya 5 tane YBP

üyesi de vardı. HSYK seçimleri sonrasında kendisiyle yaptığımız görüşmede YBP

adaylarının kazanmasını 'hayırlısı buymuş' şeklinde yorumladı. Sonrasında

kendisiyle telefonda görüşmelerimizde seçim konusuyla ilgili herhangi bir

konuşmamız olmadı. Kendisini ihraç ve tutuklamaya kadar götüren bu sürecin

sebebinin HSYK seçimlerinde yapılanmanın desteklediği Ankara Hakimi Y.A.nın

kazanması için seçim sürecinde rol üstlenmesi olduğunu düşünüyorum ancak sırf

bu nedenle örgütün içerisinde yer aldığını düşünmüyorum, eğer olsaydı kendisini

tanıdığım 9 yıllık süre zarfında bunu bilirdim. Yukarıda da ifade ettiğim üzere

Yahya'nın FETÖ/PDY yapılanması ile dolaylı veya doğrudan bir ilişkisinin

olmadığını söyleyebilirim ..."

19. Soruşturma aşamasında dinlenen bazı tanıkların

beyanının ilgili kısmı şöyledir:

- A.Ü. "Başvurucuyu öğrencisi olması nedeniyle

tanıdığını, hakimlik mülakatı için kendisine referans olduğunu, 2014 HSYK

seçimlerine kadar başvurucu hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yakın

olduğuna dair herhangi bir bilgisinin veya görgüsünün olmadığını, başvurucuyu

2014 HSYK seçimleri için arayarak Yargıda Birlik adayları için destek

istediğini, ancak başvurucunun bağımsızlara da oy vereceğini içlerinde

tanıdıkları olduğunu söylediğini, sosyal medyada muhalif bir paylaşımını

gördüğünü" belirtmiştir.

- M.A. "Başvurucuyu fakülteden tanığını, adaylık

süresi içerisinde Akademi'de görüştüklerini, aynı ilde görev yapmaları

nedeniyle de dönem dönem görüştüklerini, bu zaman zarfında örgütle irtibatına

rastlamadığını, başvurucunun kendisine HSYK seçimleri öncesinde hemşehrisi olan

Y.A.ya destek verme hususunda telkinde bulunduğunu, seçim günü de sabah oy

vereceği kişilere dair bir listeyi kendisine mesajla gönderdiğini, bunların

arasında YBP adaylarının da bulunduğunu, başvurucunun örgüt üyesi olduğuna

ilişkin bilgisinin olmadığını, buna dair herhangi bir söylem veya eylemine de

şahit olmadığını" ifade etmiştir.

- M.S. "Başvurucunun fakülteden sınıf arkadaşı

olduğunu, aynı dönemde staj yapıp mesleğe birlikte başladıklarını, başvurucunun

bu süre zarfında örgütle bir irtibatının olmadığını, ancak kendisinden ve bir

kaç arkadaşından 2014 HSYK seçimleri öncesinde örgüt adına bağımsız aday olarak

hareket eden Y.A. için oy istediğini, başvurucunun bunu adı geçen kişiyle

hemşehrilik ilişkisi nedeniyle yaptığı kanaatinde olduğunu, zira başvurucunun

kendisine 'Y.A. seçilsin onun haricinde kimin seçildiğiyle

ilgilenmiyorum' şeklinde bir cümle kullandığını" ifade

etmiştir.

20. Başsavcılık 12/7/2017 tarihli iddianame ile

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması

istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası açmıştır. İddianamede

öncelikle FETÖ/PDY hakkında genel bilgilere, sonrasında başvurucuya yönelik

suçlama ve delillere yer verilmiştir. Başsavcılık başvurucunun FETÖ/PDY

hiyerarşisi içinde yer almak suretiyle silahlı terör örgütüne üye olma suçunu

işlediğini iddia etmiştir. İddianamede suçlamaya esas alınan olgular özetle

şöyledir:

i. HSYK Genel Kurulunun 24/8/2016 tarihli kararı ile

başvurucunun meslekten çıkarıldığı belirtilmiştir.

ii. Tanık sıfatıyla anlatımlarda bulunan E.Y.nin (bkz. §

18) ifadelerindeki bazı hususlara yer verilmiştir.

iii. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/26827

soruşturma sayılı dosyası üzerinden yürütülen soruşturma kapsamında 2010

yılında yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavı'nda (KPSS) usulsüzlük dosyasının

şüpheli listesinde başvurucunun yer aldığı tespit edilmiştir.

21. Gaziantep 10. Ağır Ceza Mahkemesi 19/7/2017 tarihinde

iddianamenin kabulüne ve başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar

vermiştir. Mahkemenin E.2017/137 sayılı dosyası üzerinden kovuşturma aşaması

başlamıştır.

22. Başvurucu, tutukluluğunun devamına ilişkin bu karara

itiraz etmiş; Gaziantep 1. Ağır Ceza Mahkemesi 4/8/2017 tarihinde itirazı kesin

olarak reddetmiştir. Anılan karar başvurucuya 28/8/2017 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

23. Başvurucu 13/9/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

24. Gaziantep 10. Ağır Ceza Mahkemesi 11/9/2017 tarihinde

yargılama yapma yetkisinin Adana Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle

yetkisizlik kararı vermiştir. Yetkisizlik kararı üzerine dosyanın tevzi

edildiği Adana 13. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2017/172 sayılı dosyası üzerinden

yargılamaya devam edilmiştir.

25. Adana 13. Ağır Ceza Mahkemesi 24/10/2017 tarihli

tensip zaptıyla "soruşturma aşamasında dinlenen tanık beyanları, mevcut

delil durumu, tutuklulukta kaldığı süre ve dosya içerisindeki bilgi ve belgeler

nazara alındığında adli kontrol hükümlerinin yeterli olacağı" gerekçesiyle

başvurucunun tahliyesine karar vermiştir. Mahkeme ayrıca başvurucu hakkında

yurt dışına çıkmama ve konutu terk etmeme adli kontrol tedbirlerinin

uygulanmasına hükmetmiştir.

26. Adana 13. Ağır Ceza Mahkemesi 29/1/2018 tarihinde

yetkili ve görevli mahkemenin Gaziantep 10. Ağır Ceza Mahkemesi olduğu

gerekçesiyle yetkisizliğine, olumsuz yetki uyuşmazlığı çıkmış olması ve yetkili

mahkemenin belirlenmesi amacıyla dosyanın ilgili Yargıtay dairesine

gönderilmesine karar vermiştir.

27. Yargıtay 5. Ceza Dairesi 13/3/2018 tarihli kararıyla

Gaziantep 10. Ağır Ceza Mahkemesinin yetkisizlik kararının kaldırılmasına karar

vermiş ve anılan karar üzerine yargılamaya Gaziantep 10. Ağır Ceza Mahkemesinin

E.2018/150 sayılı dosyası üzerinden devam edilmiştir.

28. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı 23/1/2020 tarihli

iddianame ile başvurucunun resmî belgede sahtecilik suçundan cezalandırılması

istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası açmıştır. İddianamede,

alınan bilirkişi raporlarına göre başvurucunun 2010 yılı KPSS'nin genel

yetenek-genel kültür testlerinden toplamda 90 ve üzeri net yapan 81.706 adayın

içinde bulunduğu, ayrıca cevabı koyu olarak işaretlenerek sınavdan önce sızdırıldığı

belirtilen üç sorudan en az bir soruda yanlış seçeneğe giden 7.841 aday içinde

olduğu ve genel yetenek testinin 39. sorusunda diğer şüpheli adaylar ile

birlikte yanlış cevapta birleştiği belirtilmiştir. Adana Cumhuriyet

Başsavcılığı; bilirkişi raporunda başvurucunun durumunun kuvvetli şüpheli

olarak nitelendirildiği gerekçesiyle resmî belgede sahtecilik suçunun

işlendiğini, başvurucunun 2010 yılı KPSS kapsamında herhangi bir kuruma

yerleşmemesi nedeni ile kamu kurumu ve kuruluşları zararına dolandırıcılık

suçunun unsurlarının oluşmadığını iddia etmiştir.

29. Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesi 27/1/2020 tarihinde

iddianamenin kabulüne karar vermiştir. Aynı Mahkemenin E.2020/26 sayılı dosyası

üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. 25/2/2020 tarihinde E.2020/26 sayılı

dosyasının Gaziantep 10. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2018/150sayılı dosyası ile

birleştirilmesine ve bu dosyanın Gaziantep 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/150

esas sayılı dosyasına gönderilmesine karar verilmiştir.

30. Gaziantep 10. Ağır Ceza Mahkemesi, birleştirme

sonrası resmî belgede sahtecilik ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından

yapılan yargılama sonucunda 8/10/2020 tarihinde başvurucunun her iki suçtan da

beraatine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sanığın mahrem nitelikte olan örgüt çalışma ve staj

evlerinde kaldığına, örgütün gizli haberleşme programı olan bylocku

kullandığına, 17-25 Aralık 2013 tarihinden sonra örgütün sohbet ve

toplantılarına düzenli olarak katıldığına, sanığın görev yaptığı süre zarfında

örgütün emir ve talimatı doğrultusunda soruşturma ve yargılama yapıp karar

verdiğine ve 2014 HSYK seçiminde örgütün desteklediği sözde bağımsızlar adına

örgütsel saiklerle çalışmalar yürüttüğüne, kısacası; sanığın örgütün yapısında

bulunup hiyerarşisine dahil olduğuna ve örgütle organik bağ kurarak örgüt üyesi

olduğuna dair dosyada her türlü şüpheden uzak, inandırıcı, somut delillerin

bulunmadığı, yukarıda detaylı bir şekilde izah edilen gerekçelerle sanık

hakkında iddia olunan eylemlerin ve yapılan tespitlerin, mahkemece sanık

aleyhine silahlı terör örgütüne üyelik suçunun sübutu açısından her türlü

şüpheden uzak, somut delil olarak itibar edilmediği, şöyle ki; iddianameye konu

edilen somutlaştırılamayan ve doğrudan örgütsel eylem niteliğinde olmayan

iddiaların olması ve HSK tarafından 667 sayılı KHK 3/1 maddesi uyarınca

FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibat veya iltisakı nedeniyle mesleğinden

çıkarılmış olması ile aynı irtibat veya iltisak nedeniyle 2802 sayılı yasanın

82. maddesi uyarınca hakkında soruşturma izni verilmiş olmasının sanığın

üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunun oluşması için yeterli

nitelikte olmadığı, bu eylemlerin sanığın örgüt üyeliği için aranan süreklilik,

çeşitlilik ve yoğunluk arz eden ve sanığın organik bağ ile örgüte bağlı

olduğunu açıkça gösteren eylemlerden ve faaliyetlerden olmadığı, sanığın

örgütün hiyerarşisinde yer alarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk içeren

eylemleri gerçekleştirmek suretiyle üzerine atılı suçu işlediğine dair her

türlü şüpheden uzak, kesin, somut ve inandırıcı delil elde edilemediği ve

yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı

...

sanığın 2010 KPSS sınavında sınav evrakları üzerinde

resmi belgede sahtecilik suçu işlediği hususunda yeterli delil bulunmadığı,

ilgili sınav sorularının sanık tarafından para karşılığı çalındığı ya da

FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından kendisine verildiğine ve öncesinde

örgüt evlerinde çalınan sorulara hazırlanıldığı hususunda herhangi bir tanık

beyanının bulunmadığı, 2010 yılı KPSS puanı ile kamu kurumlarına atamasının

bulunmadığı ve başkaca bir bilgi belgenin olmadığı, bilirkişi raporunda sanığın

durumunun kuvvetli şüpheli olarak nitelendirilmiş ise de, yapılan yargılama

sonucunda mahkememizde oluşan şüphenin giderilmediği, oluşan şüphenin sanık

lehine değerlendirilmesinin gerektiği, resmi belgede sahtecilik suçundan

sanığın cezalandırılmasına yeterli her türlü şüpheden uzak, kesin, inandırıcı

kanaat oluşturacak delil bulunmadığı, şüpheden sanık yararlanır ilkesi (in dubio

pro reo) uyarınca yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı[na karar verildi]..."

31. Beraat kararına karşı başvurucu, gerekçenin suçun

işlenmediğinin sabit olması şeklinde değiştirilerek hükmün onanması; Cumhuriyet

savcısı ise kurulan hükmün kaldırılması talebiyle istinaf kanun yoluna

başvurmuştur.

32. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih

itibarıyla istinaf kanun yolunda derdesttir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

33. İlgili hukuk için bkz. Adem Türkel, B.

No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 24-39; Mustafa Özterzi [GK], B. No:

2016/14597, 31/10/2019, §§ 33-48.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

34. Mahkemenin 26/5/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

35. Başvurucu; somut bir delil olmaksızın gerekçesiz bir

kararla tutuklanmasına karar verildiğini, tutuklama kararında tutuklama

nedenlerinin bulunduğunun somut gerekçelerle açıklanmadığını, kaçma şüphesinin

olmadığını, tüm bu nedenlerle tutuklanmasının hukuka aykırı olduğunu, HSYK

seçimlerinde kullandığı oyun sorgulandığını belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

36. Bakanlık görüşünde özetle öncelikle etkili bir

başvuru yolu olan 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

141. maddesinde düzenlenen tazminat davası yolu tüketilmeden başvuru

yapıldığından bahisle başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemezlik kararı verilmesi gerektiği, Anayasa Mahkemesi tarafından esastan

inceleme yapılacak olması durumunda ise somut olayda soruşturma makamlarınca

ileri sürülen olgularla kuvvetli suç şüphesinin ortaya konduğu, tutuklama

kararının verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın özel koşulları ile

sulh ceza hâkimlikleri tarafından verilen kararların içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine

yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığının söylenemeyeceği

belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca soruşturma konusu suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığı, işin niteliği ve önemi de gözönünde tutulduğunda başvurucu

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varılmasının keyfî olduğunun

savunulamayacağı ileri sürülmüştür. Bakanlık görüşünde, bu hususlar dikkate

alınarak başvurucunun tutuklanmasında herhangi bir keyfîliğin bulunmadığı

hususuna vurgu yapılmış ve tutuklamanın hukuki olmadığına dair şikâyetin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilmez bulunması gerektiği ifade

edilmiştir.

37. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında genel

olarak başvuru formunda belirttiği iddialarını tekrarlamıştır.

B. Değerlendirme

38. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın

yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz."

39. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve

güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü

fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler,

ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek

maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen

diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Bu itibarla başvurucun tutuklamanın hukuki olmadığına yönelen

iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

1. Uygulanabilirlik

Yönünden

41. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü

bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya

konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla

bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca

yapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

42. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve

tutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır.

Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan

olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No:

2016/49158, 26/7/2017, § 57).

43. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı

meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§

193-195, 242; Selçuk Özdemir, § 58).

2. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı

anlaşılan bu iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

Selahaddin MENTEŞ ve İrfan FİDAN bu görüşe katılmamıştır.

3. Esas

Yönünden

a. Genel

İlkeler

45.Genel ilkeler için bkz. Metin Evecen, B.

No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52; Zafer Özer, B. No: 2016/65239,

9/1/2020, §§ 38-45.

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

46. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının

kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, FETÖ/PDY

mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü

üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca

tutuklanmıştır.

47. Diğer taraftan başvurucu, bir hâkim olarak

mesleğinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını iddia

etmektedir.

48. Anayasa Mahkemesi, Yıldırım Turan ([GK], B.

No: 2017/10536, 4/6/2020) kararında ilgili Türk hukuk mevzuatı

çerçevesinde konuyu etraflıca değerlendirmiş ve Yargıtay içtihatlarına da

değinerek terör örgütüne üye olma suçunun kişisel bir suç olduğunu, Yüksek

Mahkeme üyelerinden farklı olarak hâkim ve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır

ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli bulunmasa da kişisel suçlarına

ilişkin olarak soruşturma yürütülmesi için izin şartı bulunmadığını belirterek

vergi mahkemesi üyesi (hâkim) olan başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının bulunduğu sonucuna varmıştır (ayrıntı için bkz. Yıldırım Turan, §§

108-159).

49. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun

hâkim olması nedeniyle Anayasa veya 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler

ve Savcılar Kanunu'ndan kaynaklanan güvenceler uygulanmaksızın, kanuna aykırı

olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla başvurucu hakkında

uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

50. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce

tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti

bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

51. Kozan Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında,

başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğuna

genel olarak değinilmiş ancak herhangi bir olguya ilişkin başka açıklamaya yer

verilmemiştir (bkz. § 16).

52. İddianamede ise suçlamaya ilişkin olarak başvurucunun

meslekten çıkarılmasına ve bir tanığın başvurucuya ilişkin beyanlarına

dayanılmıştır(bkz. §§ 18-20). Dolayısıyla somut olayın koşullarında

başvurucunun suç işlediğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının bu

olgular temelinde incelenmesi gerekmektedir.

53. Başvurucuya yöneltilen ve tutuklamaya konu olan

suçlamanın dayanaklarından biri başvurucunun görevinden uzaklaştırılmasıdır.

Başvurucu, HSYK'nın 24/8/2016 tarihli kararı ile meslekten çıkarılmıştır.

54. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok kararda

görevden uzaklaştırma veya kamu görevinden ya da meslekten çıkarma şeklindeki

idari kararların niteliğini dikkate alarak bu kararların verilmesinin karara

muhatap olan kişilerin suç işlediklerine dair kuvvetli belirtinin bulunduğu

anlamına gelmediği sonucuna varmıştır (diğerleri arasından bkz. Mustafa

Baldır, B. No: 2016/29354, 4/4/2018, § 70; Mustafa Açay, B. No:

2016/66638, 3/7/2019, § 54; E.A., B. No: 2016/78293, 3/7/2019, § 57; Ali

Aktaş, B. No: 2016/14178, 17/7/2019, § 53; Mustafa Özterzi, § 104).

Bu itibarla başvurucu hakkındaki görevden uzaklaştırma veya meslekten çıkarma

tedbirlerine ilişkin kararlarda başvurucuyla ilgili kişisel bir tespit ve

değerlendirme bulunmadığından bunların -tek başına- suç işlendiğine dair

kuvvetli bir belirti olarak kabulü mümkün değildir (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Zafer Özer, § 58).

55. Ayrıca soruşturma mercilerinin başvurucu hakkında

tanık E.Y.nin vermiş olduğu beyanlara dayandığı görülmektedir. Adı geçen tanık,

başvurucuyla aynı fakültede öğrenim görmüş ve darbe teşebbüssüne kadar sıklıkla

görüşmeye devam etmiş bir yargı mensubudur. Tanığın beyanları fakülte

yıllarına, mesleğe başlama aşamasına ve başvurucunun HSYK üye seçimleri

sürecindeki tutumlarına ilişkindir.

56. HSYK seçim sürecinde örgütsel ilişki çerçevesinde

adaylar lehine propaganda faaliyetinde bulunmanın veya seçim çalışmalarına

katılmanın yargı mensupları hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar bakımından

yürütülen soruşturmalarda önemli bir olgu olarak değerlendirilmesi söz konusu

olabilir (Zafer Özer, §§ 60, 61). Bununla birlikte tanık beyanlarında

başvurucunun örgütsel bir ilişki içinde olduğu veya bu yönde bir eylem ve

faaliyetin içinde yer aldığına ya da örgüt lehine propaganda niteliğinde seçim

çalışmalarına destek verdiğine dair bir anlatım mevcut değildir. Soruşturma

aşamasında ifade veren ve kovuşturma aşamasında da ifadelerini tekrarlayan

tanıklar başvurucunun blok olarak örgüt lehine oy kullanmadığını, bağımsız

adayların bir kısmına oy verdiği gibi bir kısım YBP adayına da oy verdiğini,

başvurucunun bağımsız adayın memleketlisi olduğu gerekçesiyle seçim sürecinde

kendilerinden oy vermelerini istediğini, başvurucunun bu tutumunun FETÖ/PDY

lehine bir tavır olmadığını ve uzun yıllardır tanıdıkları başvurucunun örgüt

içinde yer almadığını düşündüklerini beyan etmişlerdir. Bu durumda tanık

anlatımlarının örgütsel bir ilişki bakımından kuvvetli suç belirtisi olarak

kabulü mümkün değildir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ö.Ç.,

B. No: 2016/58614,12/1/2021, §§ 54-56).

57. Diğer taraftan soruşturma makamının başvurucu

hakkında resmî belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiasıyla devam eden

soruşturmaya dayandığı görülmektedir. Anılan soruşturmada başvurucuya girdiği

bir sınavda (KPSS/genel yetenek-genel kültür) 90 üzeri net yaptığı ve diğer

şüphelilerle aynı soruya aynı yanlış cevabı verdiği iddiasıyla suç isnat

edilmiştir. Soruşturma kapsamında başvurucunun örgütsel bir ilişki içinde

olduğuna, doğru veya yanlış yaptığı soruların örgüt tarafından kendisine

verildiğine veya para karşılığı aldığına, sorulara hazırlanılan ortamlarda

bulunduğuna ilişkin delil ve anlatım mevcut değildir. Bu nedenle anılan hususun

başvurucu ile FETÖ/PDY ile bağlantılı bir suç işlediğine dair kuvvetli suç

belirtisi olarak değerlendirilebilecek bir nitelik taşımadığı kanaatine

varılmıştır.

58. Sonuç olarak tutuklama kararı, soruşturma ve

kovuşturma belgelerinde yer alan tespit ve değerlendirmeler kapsamında somut

olayda suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin ortaya konulamadığı

sonucuna varılmıştır.

59. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca bir

inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

60. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetli

belirtiler ortaya konmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin

uygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağan

dönemde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelere

aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

61. Bununla birlikte anılan tedbirin olağanüstü

dönemlerde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve

sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru olup

olmadığının incelenmesi gerekir.

4. Anayasa'nın

15. Maddesi Yönünden

62. Tutuklama tedbirinin uygulanması suretiyle bireylerin

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına keyfî olarak müdahale edilmemesini

sağlayacak güvencelerin başında suç işlendiğine dair belirtinin ortaya

konulması gelmektedir. Suç işlendiğine dair belirtinin bulunması tutuklama

tedbiri için ön koşul olduğundan aksi durumun kabulü, kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkına ilişkin tüm güvencelerin anlamsız hâle gelmesi sonucunu

doğurur. Dolayısıyla -hangi nedenle benimsenmiş olursa olsun- olağanüstü

yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde de kişilerin suç işlediklerine dair

belirti bulunmadan tutuklanmaları durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir

olarak kabul edilemez (Şahin Alpay [GK], B. No: 2016/16092, 11/1/2018, §

109; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 156).

63. Somut olayda Anayasa Mahkemesince soruşturma

makamlarının suç işlediğine dair belirtileri somut olgularla ortaya koymadan

başvurucu hakkında tutuklama tedbirine başvurdukları sonucuna varılmıştır. Bu

itibarla olağanüstü hâl döneminde temel hak ve özgürlüklerin

kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15.

maddesinin başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik Anayasa'nın

19. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen güvencelere aykırı bu müdahaleyi

meşru kılmadığı değerlendirilmiştir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Turhan

Günay [GK], B. No: 2016/50972, 11/1/2018, § 88; Şahin Alpay, § 110; Mehmet

Hasan Altan (2), § 157).

64. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa'nın 15. maddesiyle

birlikte değerlendirildiğinde de- başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

65. Öte yandan başvurucu tutukluluğun makul süreyi aştığını

ve matbu gerekçelerle tutukluluğun devamına karar verildiğini ileri sürmüşse de

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle hak

ihlali kararı verildiğinden bu iddianın ayrıca incelenmesine gerek

görülmemiştir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

66. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir."

67. Başvurucu, tahliyesine karar verilmesi talebinde

bulunmuştur.

68. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

69. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

70. Somut başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması

nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar

verilmiştir. Kovuşturma sürecinde 24/10/2017 tarihinde başvurucunun tahliyesine

karar verilmiştir ve tutukluluk hâli sona ermiştir.

71. Öte yandan somut olayda başvurucu ihlalin tespit

edilmesi ve tahliye edilmesi dışında tazminat talebinde bulunmamıştır. Bu

nedenle başvurucuya manevi tazminat ödenmesine karar verilmemiştir.

72. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve

3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan 3.857,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA Selahaddin MENTEŞ ve İrfan FİDAN'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA ,

B. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

C. 257,50 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.857,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

D. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine

ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

E. Kararın bir örneğinin bilgi için Gaziantep 10. Ağır

Ceza Mahkemesine (E.2018/150) GÖNDERİLMESİNE,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 26/5/2021 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No:

2012/403, 26/3/2013, § 16).

Tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir

olması yanında telafi kabiliyetini haiz olması ve tüketildiğinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Bir başka

söyleyişle, etkili olduğu kabul edilecek olan başvuru yolunun, Anayasa’da

öngörülmüş güvencelere aykırılık nedeniyle hakkın ihlal edildiğini özü

itibarıyla tespit etme ve yeterli giderim sağlama imkânı sunan bir yol olması

gerekmektedir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına

yeterli olmayıp uygulamada da etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından

etkili olmadığının kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239,

2/7/2013, § 29). Bununla birlikte soyut olarak makul bir başarı sunma

kapasitesi bulunan bir başvuru yolunun uygulamada başarıya ulaşmayacağına dair

şüphe, o başvuru yolunun tüketilmemesini haklı kılmaz. Özellikle sonradan

oluşturulan ve henüz uygulaması olmayan başvuru yollarının bu kapsamda

değerlendirilmesi gerekir (Ramazan Korkmaz, B. No: 2016/36550, 19/7/2017, §33).

Öte yandan, başvurucuların belirli bir hukuk yolunun

etkililiği konusunda sadece bir kuşku duyması, kendilerini söz konusu hukuk

yolunu tüketme girişiminde bulunma yükümlülüğünden kurtarmaz. Başvuruculardan,

yorum yetkilerini kullanarak mevcut hakları geliştirme fırsatı vermek için

yargı organlarına başvurmaları beklenebilir. Ancak yerleşik mahkeme içtihatları

ışığında, belirtilen hukuk yolunun gerçekte olumlu sonuçlanması konusunda makul

bir ihtimalin bulunmadığı durumlarda ise başvurucunun söz konusu hukuk yolunu

kullanmamış olması başvuru yollarının tüketilmediği sonucunu doğurmaz. Bununla

birlikte bir hukuk yolunun başarısız olduğunu ortaya koyacak bir durum söz

konusu değilse o hukuk yolunun etkili bir şekilde işlediğine ilişkin emsal

davaların bulunmaması tek başına başvurucuyu bu hukuk yolunu tüketme

yükümlülüğünden kurtarmaz. Zira başvurucunun bu hukuk yoluna başvurması halinde

mahkemelerin içtihatlarını başvurucunun lehine olacak şekilde geliştirmeleri

ihtimali her zaman vardır.

Somut olayda 13.08.2016tarihinde tutuklanan ve 13.09.2017

tarihinde bireysel başvuruda bulunan başvurucunun suç isnadına bağlı tutulma

durumu, 24.10.2017 tarihinde serbest bırakılmasıyla (tahliye edilmesiyle)

birlikte bu tarihten itibaren sona ermiş bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesince

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucunun suç isnadına bağlı olarak

hürriyetinden yoksun bırakılması hali sona ermiş bulunduğundan, bireysel

başvuru kapsamında tutukluluğun hukuki olmadığı yönünden yapılabilecek olan

olası bir ihlal tespiti, başvurucu açısından ancak lehine bir miktar tazminata

hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir. Bunun dışında muhtemel bir ihlal

kararına bağlı olarak başvurucu açısından (örneğin tahliye edilmek gibi) bir

sonuç ortaya çıkmayacaktır.

Hal böyle olunca, belirtilen duruma bağlı olarak,

bireysel başvurunun ikincillik niteliği gereğince, olayda, aşama itibarıyla

bireysel başvuru yolu dışında başvurucuya, tutmanın hukuki olmadığını tespit

edecek ve giderim olarak da tazminat ödenmesini sağlayabilecek başka bir hak

arama yolunun mevcut olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesi'nce, tutuklamanın hukuki olmadığı

iddiasına dayalı olarak yapılan tüm başvurularda, tutuklama kararının hukuka

aykırı olduğuna ilişkin iddia incelenirken ilk olarak şikâyet konusu

tutuklamanın kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı, ikinci olarak kuvvetli suç

şüphesinin mevcut olup olmadığı, üçüncü olarak tutuklamanın meşru bir amacının

bulunup bulunmadığı (tutuklama nedenlerinin var olup olmadığı), son olarak da

tutuklama tedbirinin ölçülü olup olmadığı incelenmektedir.1

Anayasa Mahkemesince yapılan bu inceleme, 5271 sayılı

Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 100 ve 101. maddelerde yer alan hükümlerle de

uyumlu bir incelemedir. Zira 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin(1) numaralı

fıkrasına göre “Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve

bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında

tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik

tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.” Yine aynı

Kanunun 101. maddesinin ikinci fıkrasına göre de “Tutuklamaya, tutuklamanın

devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a)

Kuvvetli suç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklama

tedbirinin ölçülü olduğunu gösteren deliller somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.”

Öte yandan, 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrasına (fıkranın a bendine) göre "Suç soruşturması veya

kovuşturması sırasında; kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan

veya tutukluluğunun devamına karar verilen, ... kişiler, maddi ve manevi her

türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler."

Görüldüğü üzere 141. maddenin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendinde de “tutuklama için kanunda belirtilen koşullara" atıf yapılmaktadır.

Dolayısıyla Kanunda (kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedeni, ölçülülük gibi)

öngörülen koşullara aykırı olarak tutuklandığını düşünen bir kişi için Kanun

tazminat isteme ve alma imkânı öngörmektedir.

Anayasa Mahkemesi konuya ilişkin önceki kararlarında;

bireysel başvurunun incelenme tarihi itibarıyla başvurucunun tutukluluk halinin

sona ermiş olması ve tutuklama tedbirinin ilişkili olduğu kamu davasında

verilen beraat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmiş olması şartlarının bir

arada gerçekleşmiş olması hallerinde, başvurucunun tutuklamanın hukuka aykırı

olduğu iddiasına yönelik olarak CMK 141/1-a hükmü kapsamında tazminat davası

açabileceğini belirtmiş ve mezkûr iddiayı başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.2

Bununla birlikte, başvurucu tahliye edilmiş olsa dahi hakkında açılan kamu

davasının devam ediyor olması veya hakkında verilen beraat veya mahkûmiyet

hükmünün kesinleşmemiş olması hallerinde ise tutuklamanın hukuki olmadığı

iddiasına dayalı başvuruları CMK 141/1-a hükmü kapsamı dışında tutmuş ve işin

esasını incelemiştir.

Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına

ilişkin başvurularda yukarıda belirtildiği şekilde ortaya koyduğu yaklaşımını

sonradan kısmen değiştirmiş bulunmaktadır. Mahkemenin güncel yaklaşımında,

tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasının CMK 141. madde kapsamında tazminata

konu edilebileceğinin kabul edildiği tek durum, CMK 141/1-e hükmünde düzenlenen

tazminat nedenine ilişkin durumdur.

Anayasa Mahkemesinin son dönemdeki bir çok kararına göre;

başvuruya konu edilen tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada başvurucu

hakkında beraat kararı verilmiş veya başlatılan soruşturmada kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar verilmiş ve bu kararlar bireysel başvurunun incelendiği

tarih itibarıyla kesinleşmiş ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası, CMK

141/1 a ve e hükmünde düzenlenen tazminat yolunun tüketilmediği gerekçesiyle

kabul edilemez bulunmaktadır.3

Mahkeme, bu içtihadında CMK 141/1-e hükmünün yanı sıra CMK 141/1-a hükmünü de

dikkate almakta ve söz konusu hükümlerde öngörülen tazminat yolunu tutuklamanın

hukuki olmadığı iddiası yönünden etkili bir kanun yolu olarak

nitelendirmektedir.4

Tutukluluğun hukuki olmadığı iddiasına dayalı tüm başvurularda, belirtilen

durum dışındaki tüm hallerde ise işin esası incelenmektedir.

Öte yandan Anayasa Mahkemesi, CMK 141/1-a hükmünde

düzenlenmiş olan, kanunlarda belirtilen koşullar dışında tutukluluğun devamına

karar verilmesi halini de kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede

yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm

verilmeyen kişilerin tazminat alabileceğini öngören CMK 141/1-d'de düzenlenen

tazminat yoluyla beraber değerlendirmektedir. Bir başka söyleyişle Mahkeme,

tutukluluğun kanuna aykırı bir şekilde gerekçesiz kararlarla uzatılarak makul

sürenin veya kanuni sürenin aşıldığına ilişkin iddiaları, başvuru yollarının

tüketilmemesi gerekçesine dayanarak reddetmekte ve CMK’nın 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentlerine birlikte dayanmaktadır.5

Belirtilen durumla birlikte, Mahkemece, gözaltının hukuki

olmadığına ilişkin şikâyetlere dayalı başvurularda da CMK’nın 141. maddesindeki

tazminat yoluna başvurulması gerektiği söylenmektedir. Bir başka söyleyişle,

gözaltının hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde de davanın mahkûmiyetle

sonuçlanıp sonuçlanmadığına, davanın devam ediyor olup olmadığına bakılmaksızın

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı

verilmektedir.6

Anılan kararlarda bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak

davanın esasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündeki Yargıtay kararlarına

atıf yapıldığı için gözaltının hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK’nın

141. maddesindeki yolun tartışmasız bir biçimde etkili bir hukuk yolu olduğu

iddia edilebilir ise de; Yargıtay tarafından istikrarlı bir biçimde tersine

oluşturulmuş bir uygulama tespit edilmediği sürece, tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına dayalı başvurularda başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilirken, bu konuda Yargıtay uygulamasının

var olup olmadığına bakılmasına gerek olmadığından ve biraz önce değinilen

kararlarda atıf yapılan Yargıtay kararları7

somut delil olmadan gerçekleştiği iddia edilen bir gözaltına alınmayla ilgili

olmadığından anılan iddiaya itibar edilmesi mümkün değildir.8

Hal böyle olunca, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin

hukuka aykırı olduğu iddialarının her ikisini de içeren başvurularda, Anayasa

Mahkemesince, gözaltı tedbirine dair iddia yönünden tazminat yoluna

başvurulması gerektiğine karar verilirken, tahliye edilmiş bir başvurucunun

tutuklama tedbirine ilişkin iddiasında tazminat yolunun gösterilmemesi

çelişkili bir durum oluşturmaktadır.

Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nce, etkili bir başvuru

yolunun bulunup bulunmadığının belirlenmesinde başvurulan uygulamaya atıf yapma

yaklaşımından B.T. kararıyla vazgeçilmiştir. B.T. kararında, geri gönderme

merkezlerindeki tutma koşullarının kötü muamele oluşturduğu iddiasına dayalı başvuru,

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur. Anayasa

Mahkemesi, geri gönderme merkezlerindeki koşulların kötü muamele oluşturduğu

iddiasını, uygulamada başarıyla sonuçlandığını gösteren herhangi bir örneğini

tespit etmemiş olmasına rağmen, tam yargı davasına konu edilebileceğini

belirterek incelememiştir.

İdari gözetim altında tutulma koşullarına karşı etkili

bir başvuru yolunun bulunmadığı iddiasına dayalı başvuruda Mahkeme; AİHM'nin

Türk hukukunda tutulma koşullarına karşı etkili bir başvuru olmadığına dair

kararları bulunduğunu belirttikten sonra, yasal düzenlemeyle oluşturulan ve

kanunun objektif anlamına bakıldığında var olduğu hususunda bir tereddüt

uyandırmayan bir hukuksal yolun fiilen denenmemiş veya kullanılmamış olmasının

söz konusu yolun etkili olmadığı veya bulunmadığı sonucuna ulaşılabilmesi

bakımından yeterli olmayacağı tespitinde bulunmuş, bu tespit kapsamında da bu

güne kadar böyle bir davanın açıldığını ve tazminata hükmedildiğini gösteren

herhangi bir mahkeme kararının mevcut olmamasına dayanılarak tazminata ilişkin

etkili bir başvuru yolunun bulunmadığının söylenmesinin hatalı olacağını ifade

etmiştir.9

Cafer Yıldız kararında da benzer bir değerlendirmeyle

kabul edilemezlik kararı verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, Cafer Yıldız

kararında, tutukluluk incelemeleri sonucunda verilen kararların tebliğ

edilmemesi ya da tutukluluğa yapılan itirazın karara bağlanmaması nedeniyle

tutuklama işlemine karşı başvuru imkanlarından yararlandırılmamaya ilişkin

iddiaların CMK’nın 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendi kapsamında

açılacak davada incelenebileceği gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı

vermiştir. Mahkeme, buradaki tazminat yolunun başarıyla uyguladığını gösteren

emsal davalar bulunmamasına rağmen böyle bir hukuk yolunun kesinlikle başarısız

olacağını iddia edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da söz konusu olmadığı için

bu türden şikâyetlere çözüm getirmeye elverişli nitelik taşıyan bu yola

işlerlik kazandırmak ve yasal düzenlemenin kapsamını belirlemek amacıyla derece

mahkemelerine başvurulmasında yarar bulunduğunu belirtmiştir.10

Tahliye edilen ve hakkında açılan kamu davası devam eden

kişinin CMK 141/1-a kapsamında açacağı tazminat davasında kuvvetli suç

şüphesinin ve tutukluluğun diğer kanuni şartlarının bulunmadığına ilişkin

yapılacak tespitin devam eden kamu davasını etkileyebilecek olması ve tazminat

davasını yürüten mahkemenin bu tür değerlendirmelerden kaçınabileceği ihtimali

yahut hakkında mahkûmiyet hükmü verilen ve bu hüküm kanun yolu incelemesi

aşamasında olan veya kesinleşen kişilerin açacakları tazminat davasında

mahkemenin, tutuklama tedbirinin hukuka aykırı olup olmadığı tespitini kanun

yolu merciinin verdiği veya vereceği karara rağmen yapıp yapamayacağı hususları

da kanun yolunun etkililiği açısından elbette ki büyük önem taşımaktadır.

Bununla birlikte, bu bağlamda, kişinin tutuklanması ve tahliye edilmesi ile

hakkında beraat veya mahkûmiyet hükmü verilmesi arasında belirleyici ölçüde bir

bağlantı olmadığını söylemek yerinde olacaktır.

Belirtilen duruma göre, bir kişinin tutuklanması hukuka

uygun olmakla birlikte bu kişi kamu davasından beraat edebilir ya da

tutuklanması hukuka aykırılık arz ederken hakkında açılan davada mahkûmiyet

sonucuna varılabilir. Bu nedenle CMK 141/1-a kapsamında açılacak bir davada

tutukluluğun hukukiliğine ilişkin olarak kişi hakkındaki ceza davasından

bağımsız bir inceleme yapılmasının mümkün olduğu sonucuna varılmalıdır.

(Muzaffer Korkmaz, Koruma Tedbiri Nedeniyle Tazminat Davaları ve Anayasa

Mahkemesine Bireysel Başvuru, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2019, s. 93).

Tutukluluğun hukukiliğinin incelenmesinde, tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu

davada mahkûmiyet veya beraat kararı verilmiş olmasının ya da davanın devam

ediyor olmasının bir önemi olmamalıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesince de,

mahkûmiyet kararı verilmesi veya davanın devam ediyor olması durumunda da

tutuklamanın hukukiliği incelenmektedir.11

Eğer bir davanın devam ediyor olması veya davada mahkûmiyet kararı verilmesi

tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesine engel teşkil ediyor olsaydı, Anayasa

Mahkemesinin de böyle bir inceleme yapamaması gerekirdi. Dolayısıyla bir davada

beraat veya takipsizlik kararı verilmesi tutuklamayı kendiliğinden hukuka

aykırı hale getirmeyeceği gibi mahkûmiyet kararı verilmesi de kendiliğinden

tutuklamanın hukuka uygun olduğunu göstermez. Nitekim Anayasa Mahkemesi Mehmet

Özdemir12

başvurusunda beraat kararı verilmiş olan başvurucunun tutuklanmasının hukuka

uygun olduğuna karar vermiş iken, Ali Bulaç13

başvurusunda hakkında mahkûmiyet kararı verilen başvurucunun tutuklanmasının

hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir.

Esasen CMK 141/1-a hükmünün de, tutuklamanın hukukiliği

bağlamında bu hükme dayalı olarak dava açılmasını kişi hakkındaki yargısal

sürecin bitmesine ve kesinleşmiş bir kararın varlığına bağlı tutmadığı

anlaşılmaktadır.

Konuya ilişkin Yargıtay kararlarında da14 anılan hükümde düzenlenen tazminat

nedeninin, yargısal sürecin kesinleşmesine bağlı olarak tazminata konu

edilebilecek tazminat nedenleri arasında sayılmadığı görülmektedir. Söz konusu

kararlara göre, kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında

kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlarına karar verilen, yine mahkûm olup

da gözaltı ve tutuklulukta geçirdikleri süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla

olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması

nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılanlar hakkında, mutlaka davanın

esasıyla ilgili olarak verilen kararın kesinleşmesini beklemek zorunluluğu

bulunmaktadır.

Hal böyle olunca uygulamada, tutuklama tedbirinin hukuka

aykırı olduğu iddiasına yönelik CMK 141/1-a hükmüne dayalı tazminat davasının,

tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu ceza davası derdestken açılamayacağına

ilişkin kesin bir kabulün bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Bu bağlamda, yukarıda da belirtildiği üzere tazminat

davasını inceleyecek olan derece mahkemesinin tutuklama şartlarını incelemekten

imtina edebileceği şeklindeki bir görüşün kabulünün de mümkün olmadığını

belirtmek gerekmektedir. Zira CMK 141/1-a hükmü karşısında tazminat

mahkemesinin de (ağır ceza mahkemesinin de) tutuklama koşullarının var olup

olmadığını inceleyebilmesi gerekmektedir. Anılan hükme göre tutuklamanın

kanunda öngörülen şartlara uygun olup olmadığını tespit etmek tazminat

mahkemesinin kanundan kaynaklanan görevi durumundadır. Nitekim kovuşturma

aşamasında yargılamayı yürüten herhangi bir ağır ceza mahkemesinin verdiği

tutuklama veya tahliye kararı, yapılan itiraz üzerine bir başka ağır ceza

mahkemesi tarafından, tutuklama şartlarının var olup olmadığı incelenerek

kaldırılabilmektedir. Bu konuda herhangi bir tartışma bulunmamaktadır. Böyle

olunca da bir ağır ceza mahkemesinin veya sulh ceza hâkimliğinin verdiği

tutuklama kararının hukuka aykırı olup olmadığının tazminat mahkemesince tespit

edilmesinin önünde de herhangi bir engel bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.

Suç isnadına bağlı olarak tutukluluk halini içerenler

dışındaki tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK 141/1-a’daki

tazminat yolunun tüketilmesinin aranması, Anayasa Mahkemesinin tutukluluk

statüsünün sona ermiş olması kaydıyla tutukluluğun makul süreyi aştığına

yönelik iddiaların, CMK’nın 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ile (d)

bentlerinde düzenlenen tazminat yoluna konu edilmesi gerektiğine ilişkin

yaklaşımıyla da uyumluluk gösterir.15

Zira tahliye edilen ve hakkındaki kamu davası devam eden veya aleyhine verilen

mahkumiyet hükmü kanun yolu aşamasında olan veya kesinleşen kişinin Anayasa

Mahkemesi içtihadı doğrultusunda bireysel başvuru öncesi uzun tutukluluk

iddiasına ilişkin açacağı tazminat davasında ilk derece mahkemesi, tutukluluğun

devamına ilişkin kararların hukuka uygunluğunu inceleyecek, bu incelemeyi

yaparken de kuvvetli suç şüphesinin var olup olmadığını ve diğer tutuklama

nedenleriyle birlikte devam edip etmediğini gözetecektir (Muzaffer Korkmaz,

a.g.e., s.94) Nitekim Anayasa Mahkemesi’nce de tutukluluğun makul süreyi

aştığına ilişkin olup esastan incelenen başvurularda kuvvetli şüphenin var olup

olmadığı, tutuklama nedenlerinin devam edip etmediği de incelenmektedir.16 Ayrıca, bu konuya ilişkin olup

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilen

başvurularda da, tazminat davasına bakacak olan mahkemenin de kuvvetli suç

şüphesinin ve tutuklama nedenlerinin var olup olmadığını değerlendireceği

varsayılmaktadır. Aksinin kabulü halinde bu tür başvurularda kişilerin tazminat

davası yoluna yönlendirilmemesi gerekirdi. Sonuç olarak, eğer tazminat davasına

bakacak mahkeme, uzun tutukluluk şikâyetlerinde kuvvetli şüphenin, tutuklama

nedenlerinin var olup olmadığını inceleyebiliyorsa, tutuklamanın hukukiliği

şikâyetlerinden kaynaklanan davalarda da tutuklamanın hukukiliğini

inceleyebilmelidir.

Bu noktada Mustafa Avcı kararına17 da değinmek gerekmektedir. Anayasa

Mahkemesi, bu başvuruda başvurucunun uzun tutukluluk şikâyetini, inceleme

tarihi itibarıyla tahliye edilmiş olması nedeniyle CMK 141’de düzenlenen

tazminat yolunun tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.18 Başvurucunun, tutuklanmasına neden

olan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgili olduğu ve bu sebeple

siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak ise

Anayasa Mahkemesi; başvurucunun uzun tutukluluk şikâyetiyle ilgili açacağı

tazminat davasında ilk derece mahkemesinin hukuka aykırılığı tespit ve yeterli

giderim sağlama hususlarında karar verirken tedbirin kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı dışında siyasi faaliyette bulunma hakkına müdahale teşkil edip

etmediği de dâhil olmak üzere somut olayın tüm koşullarını dikkate almak

durumunda olacağını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, CMK’nın 141. maddesinde

öngörülen tazminat yolunun; gözaltı, yakalama, tutuklama gibi tedbirlerinin

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının yanı sıra diğer temel haklara müdahale

sonucunu doğurması hallerinde de etkili bir kanun yolu niteliğini haiz olduğunu

ifade etmiş ve bu kabulü doğrultusunda siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal

edildiği iddiası yönünden de başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemezlik kararı vermiştir.19

Bu olayda başvurucunun, tutuklanmasına neden olan fiillerin tamamının siyasi

faaliyetleri ile ilgili olduğu ve bu sebeple siyasi faaliyette bulunma hakkının

ihlal edildiği iddiası zımnen tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına

benzemektedir. Bu kişinin CMK 141. maddedeki yola başvurması durumunda tazminat

mahkemesi ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediğini tespit edebiliyorsa,

diğer bir deyişle başvurucunun tutuklanmasına konu eylemlerin siyasi

faaliyetler kapsamında olup olmadığını tespit edebiliyorsa, tutuklamanın hukuki

olup olmadığını da elbette ki tespit edebilir. Zira deliller değerlendirmeden

tutuklamanın ifade özgürlüğünü ihlal ettiğinin tespit edebilmesi mümkün

değildir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi Anayasa Mahkemesi beraat veya

takipsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde kişilerin 141.

maddenin (e) veya a) bendi uyarınca tazminat alabilmelerinin mümkün olduğunu

belirterek başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı

vermektedir (Fatma Maden (B. No: 2016/28719, 17/7/2018, Ertuğrul Raşit Benal,

B. No:2016/25245, 17/7/2018). Anayasa Mahkemesi bu kararlarında CMK’nın 141/1-a

bendine de atıf yapmaktadır. Ancak CMK’nın 141. maddenin (1) numaralı

fıkrasının (a) bendine başvurulması için, CMK’da, tutuklamayla ilgili/ilişkili

davanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı aranmamaktadır.

Tutuklamaya konu davanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı

141/1-e bendi için geçerlidir. Kanaatimizce beraat veya takipsizlik halinde CMK

141/1-e bendindeki hükmün tutuklamanın hukukiliği açısından birincil nitelikte

etkili bir yol olmadığını belirtmek gerekir. 141/1-e bendi uyarınca tazminat

istenebilmesi için tutuklamanın hukuki olup olmamasının bir önemi

bulunmamaktadır. Kişi beraat edince bu bent kapsamında tutuklamanın hukuki olup

olmadığına ilişkin bir tespit yapılmadan otomatik olarak tazminat ödenmektedir.

Oysa bir yolun etkili kabul edilmesi için o yolun hakkın ihlal edildiğini

tespit edebilmesi ve ihlali giderebilmesi gerekir.20 AİHM de Mergen ve diğerleri kararında

benzer gerekçelerle 141/1-e bendindeki yolun tüketilmesi gerektiği itirazını

reddetmiştir. Dolayısıyla bu bağlamda 141/1- e bendinin değil, 141/1-a bendinin

etkili bir yol olduğu söylenebilir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de bu durumu göz

önüne alarak bu kararlarında 141/1-a bendine de atıf yapma gereği duymuştur.

141/1-a bendi beraat veya takipsizliğe bağlı olmadığı için tahliye durumunda da

bu yolun etkisiz olduğunu söylemek mümkün değildir.

Yukarıda açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğinde

tutuklamanın hukuki olmadığı şikâyetlerine dayalı başvurularda, tutuklamanın

ilgili/ilişkili olduğu dava mahkûmiyetle sonuçlanmış olması veya kişinin

tahliye edilmiş hallerinde de CMK’nın 141. maddesindeki tazminat yolunun

tüketilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.

Tutuklamanın hukukiliği değerlendirilirken, tutuklamanın

uygulandığı tarihteki şartlara bakılmalıdır. Darbe teşebbüsü sırasında

gerçekleşen vahim olayların toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu

belirtilen FETÖ/PDY’nin örgütlenmesinin karmaşıklığı, Bu yapılanmanın yarattığı

görünür açık tehlike, darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke

genelinde binlerce kişi tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki

on binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, çoğunluğu kamu görevlisi olan çok

sayıda kişi hakkında yürütülen soruşturmalar, olayların arz ettiği vahamet

dikkate alındığında tutuklama tedbirinin temelsiz ve keyfi olduğu söylenemez.

Açıkladığım gerekçelerle başvurunun başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna, kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerektiği görüşüyle sayın

çoğunluğun görüşüne katılmadım.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

İrfan FİDAN

Raportör

:

Melek ŞAHAN

Başvurucu

:

Yahya KARSLI

Vekili

:

Av. Faruk MAHİROĞLU

1 Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16.2.2017.

2 Reşat Ertan, 2013/5700, 15/04/2015, § 26;

Mehmet Emin Güneş, 2013/5707, 16/04/2015, § 29; Mecit Gümüş, 2013/9105,

25/6/2015, §32; Hüseyin Hançer, 2013/8319, 7/1/2016,§§ 39, 40; Ömer Köse,

2014/12036, 16/11/2016, § 34

3 Kamil Erdoğan, B. No: 2017/4023, 19/4/2018, §40; Bilal

Canpolat, §§ 37-43; Fatma Maden, §49; Ertuğrul Raşit Benal, B. No: 2016/25245,

17/7/2018, §42

4 Fatma Maden, §47, Ertuğrul Raşit Benal, §40

5 Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §54; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016,§37

6 Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456, 26/12/2017, § 30-

38; Ahmet Ünal, B. No: 2016/17624, 9/5/2018, § 24-26.

7 Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve

E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararı

8 Benzer durumlar bakımından, Yargıtay uygulamasında

tazminat yolunun başarıyla uyguladığını gösteren emsal kararlar bulunmamakla

birlikte, böyle bir hukuk yolunun kesinlikle başarısız olacağını iddia

edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da söz konusu değildir.

9 B.T. [GK], B. No: 2014/15769, 30/11/2017, §§ 40-60.

10 Cafer Yıldız, B.No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar

Saçlı, B. No: 2014/9311, 24/1/2018, §§ 37-40.

11 Bkz. Besime Konca, B. No: 2017/5867, 3/7/2018.

12 Mehmet Özdemir, B. No: 2017/37283, 29/11/2018

13 Ali Bulaç [GK], B. No: 2017/6592, 3/5/2019

14 bkz. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 1/7/2015 tarihli ve

E.2014/20624, K.2015/12265 sayılı, 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752,

K.2012/20353 sayılı kararları.

15 İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016, § 19, 37

16 Bkz. Örneğin, Hüsnü Aşkan, B. No: 2015/4057, 31/10/2018,

§ 45, Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, § 87.

17 Mustafa Avci, B. No: 2014/1545, 22/3/2018 18 Mustafa Avci, §27 19 Mustafa Avci, §35-38 20 Mergen ve diğerleri/Türkiye kararı, §36 Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/34534, 26 Mayıs 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. V. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. C. 6216 Sayılı
  16. A. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti
  17. D. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine
  18. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  19. Karşı Oy
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/34534
Tarih
26 Mayıs 2021

İlgili Kararlar

  • İdris Ertaş Başvurusu (B. No: 2018/21949)
  • Şaban Sevinç Başvurusu (B. No: 2016/36777)
  • Diren Taşkıran Başvurusu (B. No: 2017/26466)
  • Kemal Kılıçdaroğlu Başvurusu (B. No: 2017/27971)
  • Mustafa Karaca Başvurusu (B. No: 2020/15967)
  • Salih Yavrutürk Başvurusu (B. No: 2018/32369)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.