İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yakup Güneş Başvurusu (B. No: 2019/15907)

1. Başvuru, tanıklık etme yükümlülüğünü yerine

Başvuru No2019/15907Tarih19 Mart 2024Okuma22 dk · 4.494 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Yakup Güneş Başvurusu

Karar tarihi
19 Mart 2024
Başvuru Numarası
2019/15907
R.G. Tarih ve Sayı
10/7/2024-32598
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.494 kelime·22 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, tanıklık etme yükümlülüğünü yerine

getirmesini sağlamak amacıyla kişinin disiplin hapsine tabi tutulması nedeniyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğin iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 2/5/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon

başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

4. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim

Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar

özetle şöyledir:

5. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, öncesinde Silivri

Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda infaz ve koruma memuru olarak görev yapan başvurucu

hakkında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi

olduğu iddiasıyla kamu davası açmıştır.

6. Yargılamayı yürüten İstanbul 24. Ağır Ceza

Mahkemesince (Ceza Mahkemesi) 21/12/2017 tarihinde, başvurucunun isnat edilen

suç nedeniyle neticeten 8 yıl 9 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve

tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Ceza Mahkemesince verilen karara

göre başvurucu, başka eylemler yanında örgüt üyelerini dinî sohbet

kisvesi altında düzenlenen örgütsel toplantılara çağırmış ve toplantıya katılan

örgüt üyelerinden kurban parası vb. adlarla örgüte para toplamıştır. Başvurucu,

yargılama sürecinde kendisine isnat edilen suçlamayı kabul etmemiştir.

7. Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı tespit edilemeyen bir

tarihte, 2009-2015 yılları arasında Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda infaz

koruma memuru olarak görev yapan M.Ş. hakkında silahlı terör örgütüne

(FETÖ/PDY) üye olma suçundan soruşturma başlatmıştır. M.Ş. bu soruşturma

kapsamında alınan 17/5/2018 tarihli kolluk ifadesinde bir dershanede öğretmen

olarak çalışan H.K. tarafından yapılan sohbetlere başvurucunun da katıldığını

beyan etmiş, ayrıca fotoğraflarından başvurucu ile Mu.Ş.yi H.K.nın yaptığı

sohbetlere gelen kişiler olarak teşhis etmiştir.

8. Hakkındaki mahkûmiyet kararına karşı başvurucunun

yaptığı istinaf başvurusu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince

(Ceza Dairesi) 30/8/2018 tarihinde esastan reddedilmiştir. Ceza Dairesi

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

9. Mu.Ş. hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye

olma suçundan soruşturma yürüten Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı

(Başsavcılık) 19/3/2019 tarihinde, M.Ş.nin beyan ve teşhisleri doğrultusunda

Mu.Ş. ile H.K. yönünden başvurucuyu Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS)

aracılığıyla tanık olarak dinlemek istemiştir. Başsavcılıkça düzenlenen

tutanağa göre ifade öncesinde başvurucuya başka hususlar yanında kendisini veya

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 45. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında sayılan kişileri (Bu kişiler; şüpheli veya sanığın

nişanlısı, evlilik bağı kalmasa bile şüpheli veya sanığın eşi, şüpheli veya

sanığın kan hısımlığından ya da kayın hısımlığından üst soy veya alt

soyu,şüpheli ya da sanığın üçüncü derece dâhil kan veya ikinci derece dâhil

kayın hısımları, şüpheli veya sanıkla aralarında evlatlık bağı bulunanlardır.) ceza

kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara cevap vermekten

çekinebileceği hatırlatılmış ancak tanıklıktan sebepsiz yere çekilmesinin

sonuçları bildirilmemiştir. Başvurucu, tanıklık yemini de etmesine rağmen tanık

sıfatıyla ifade vermek istemediğini beyan etmiştir.

10. Başsavcılık aynı tarihte, tanıklıktan çekinebilecek

kişilerden olmamasına rağmen tanıklık yapmadığı gerekçesiyle sulh ceza

hâkimliğinden başvurucu hakkında disiplin hapsi kararı vermesini istemiştir. Bu

istemle ilgili yazının ilgili kısmı şöyledir:

“... [T]anık Yakup Güneş infaz

koruma memuru olup [H.K.] ve infaz koruma memuru şüpheli [Mu.Ş.] hakkında

tanık olarak beyanı alınmak istendiği, fakat beyan vermediği, şüphelimiz

[Mu.Ş.] ve tanık Yakup Güneş’in birlikte aynı dönemde Silivri Kapalı Ceza

İnfaz Kurumunda infaz koruma memuru olarak çalıştıkları, Yakup Güneş’in [İstanbul]

34. Ağır Ceza Mahkemesi[nin] ... kararı ile ... 8 Yıl 9 Ay hapis cezası

ile cezalandırılmasına karar verildiği, tanık Yakup Güneş’in 5271 sayılı CMK 45

ve 48 maddesi kapsamında bulunmadığı, buna rağmen tanık Yakup Güneş’in tanıklık

yapmadığı... [anlaşılmıştır.]”

11. Başsavcılığın talebi üzerine Şanlıurfa 3. Sulh Ceza

Hâkimliği (Hâkimlik) 22/3/2019 tarihinde SEGBİS aracılığıyla başvurucunun

beyanını almıştır. Başvurucu verdiği beyanda Başsavcılıkça düzenlenen tutanağın

içeriğini kabul etmediğini ve ifade vermesi hâlinde aleyhine sonuç

doğabileceğinden dolayı yasal hakkını kullanarak tanıklıktan çekindiğini

söylemiştir. Hâkimlik, tanıklıktan yasal bir sebep olmadan çekindiği

gerekçesiyle başvurucunun otuz gün disiplin hapsiyle cezalandırılmasına ve

tanıklık etmesi hâlinde derhâl salıverilmesine karar vermiştir.

12. Başvurucunun anılan karara yönelik itirazı 3/4/2019

tarihinde Şanlıurfa 4. Sulh Ceza Hâkimliğince reddedilmiştir.

13. Başvurucu hakkında verilen disiplin hapsi

2/4/2019-2/5/2019 tarihleri arasında yerine getirilmiş, başvuru 2/5/2019

tarihinde yapılmıştır.

14. Başvurucunun Ceza Dairesi kararına karşı yaptığı

temyiz başvurusunun(kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesince 25/1/2021 tarihinde

reddedilmesi üzerine başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararı kesinleşmiştir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

15. 5271 sayılı Kanun’un “Tanıkların çağrılması”

kenar başlıklı 43. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Tanıklar çağrı kâğıdı ile

çağrılır. Çağrı kâğıdında gelmemenin sonuçları bildirilir. Tutuklu işlerde

tanıklar için zorla getirme kararı verilebilir. Karar yazısında bu yoldan

getirilmenin nedenleri gösterilir ve bunlara çağrı kâğıdı ile gelen tanıklar

hakkındaki işlem uygulanır.

...

(5) Bu madde hükümleri, kişinin ancak

Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme önünde tanık olarak dinlenmesi halinde

uygulanabilir.”

16. 5271 sayılı Kanun’un “Çağrıya uymayan tanıklar”

kenar başlıklı 44. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Usulüne uygun olarak çağrılıp da

mazeretini bildirmeksizin gelmeyen tanıklar zorla getirilir... Zorla getirme

kararı; telefon, telgraf, faks, elektronik posta gibi iletişim bilgilerinin

dosyada bulunması hâlinde bu araçlardan yararlanılmak suretiyle de tanığa

bildirilir.”

17. 5271 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında şüpheli veya sanıkla olan yakınlığı nedeniyle tanıklıktan

çekinebilecek kişiler sayılmıştır. Aynı Kanun’un 46. maddesinde ise meslek ve

sürekli uğraşıları sebebiyle tanıklıktan çekinebilecek kişiler ile ilgili

düzenlemeye yer verilmiştir.

18. 5271 sayılı Kanun’un “Kendisi veya yakınları

aleyhine tanıklıktan çekinme” kenar başlıklı 48. maddesi şöyledir:

“Tanık, kendisini veya 45 inci maddenin

birinci fıkrasında gösterilen kişileri ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara

cevap vermekten çekinebilir. Tanığa cevap vermekten çekinebileceği önceden

bildirilir.”

19. 5271 sayılı Kanun’un “Tanıklıktan çekinme

sebebinin bildirilmesi” kenar başlıklı 49. maddesi şöyledir:

“Mahkeme başkanı veya hâkim veya

Cumhuriyet savcısı tarafından gerekli görüldüğünde 45, 46 ve 48 inci maddelerde

gösterilen hâllerde tanık, tanıklıktan çekinmesinin dayanağını oluşturan

olguları bildirir ve bu hususta gerektiğinde kendisine yemin verdirilir.”

20. 5271 sayılı Kanun’un 50. maddesinde hangi tanıkların

yeminsiz dinleneceği, 51. maddesinde 45. maddenin (1) numaralı fıkrasına göre

tanıklıktan çekinme hakkına sahip olan ancak hakkını kullanmayan kişinin yemin

etmekten çekinebileceği, 52. maddesinde tanıkların dinlenilmesi, 53. maddesinde

tanığa görevinin öneminin anlatılması ile ilgili hususlar, 54., 55. ve 56.

maddelerde sırasıyla tanıklara yemin verdirilmesi, yeminin biçimi ve yeminin

yerine getirilmesi, sağır veya dilsizin yemini ile ilgili konular ve 59.

maddesinde tanığa söylenecek şeyler ile sorulacak sorular düzenlenmiştir.

21. 5271 sayılı Kanun’un “Tanıklıktan ve yeminden

sebepsiz çekinme” kenar başlıklı 60. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Yasal bir sebep olmaksızın

tanıklıktan veya yeminden çekinen tanık hakkında, bundan doğan giderlere

hükmedilmekle beraber, yemininin veya tanıklığının gerçekleştirilmesi için dava

hakkında hüküm verilinceye kadar ve her hâlde üç ayı geçmemek üzere disiplin

hapsi verilebilir. Kişi, tanıklığa ilişkin yükümlülüğüne uygun davranması

halinde, derhâl serbest bırakılır.

(2) Bu tedbirleri almaya naip hâkim ve

istinabe olunan mahkeme ile soruşturma evresinde sulh ceza hâkimi yetkilidir.

(3) Davanın görüldüğü sırada bu

tedbirler alındıktan ve yukarıdaki süreler suçun türüne göre tümüyle

uygulandıktan sonra o dava veya aynı işe ilişkin diğer davada tekrar edilmez.

(4) Disiplin hapsi kararına itiraz

edilebilir.”

22. 5271 sayılı Kanun’un “İtirazın kararın yerine

getirilmesinde etkisi” kenar başlıklı 269. maddesi şöyledir:

“1) İtiraz, kararın yerine

getirilmesinin geri bırakılması sonucunu doğurmaz.

(2) Ancak, kararına itiraz edilen makam

veya kararı inceleyecek merci, geri bırakılmasına karar verebilir.”

23. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun

272. maddesine göre yalan tanıklık, hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûmiyeti

gerektiren bir suçtur.

24. 5237 sayılı Kanun’un “Şahsi cezasızlık veya

cezanın azaltılmasını gerektiren sebepler” kenar başlıklı 273. maddesi

şöyledir:

“(1) Kişinin;

a) Kendisinin, üstsoy, altsoy, eş veya

kardeşinin soruşturma ve kovuşturmaya uğramasına neden olabilecek bir hususla

ilgili olarak yalan tanıklıkta bulunması,

b) Tanıklıktan çekinme hakkı olmasına

rağmen, bu hakkı kendisine hatırlatılmadan gerçeğe aykırı olarak tanıklık

yapması,

Halinde, verilecek cezada indirim

yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.

(2) Birinci fıkra hükmü, özel hukuk

uyuşmazlıkları kapsamında yapılan yalan tanıklık hallerinde uygulanmaz.”

B. Uluslararası

Hukuk

1. Özgürlük ve

Güvenlik Hakkı Yönünden

25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Özgürlük

ve güvenlik hakkı” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına

sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun

olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

...

b) Kişinin, bir mahkeme tarafından

yasaya uygun olarak verilen bir karara uymaması sebebiyle veya yasanın

öngördüğü bir yükümlülüğün uygulanmasını sağlamak amacıyla yasaya uygun olarak

yakalanması veya tutulması;

...”

26. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre kişinin bir

mahkeme tarafından kanuna uygun olarak verilen bir karara uymaması

nedeniyle özgürlükten yoksun bırakılması yakalanan ya da tutulması kişinin

mahkeme kararına uyma imkânına sahip olmasına rağmen uymadığı varsayımını

yansıtmaktadır (Beiere/Letonya, B. No: 30954/05, 29/11/2011, § 49). Bu

bakımdan kişiler bilgilendirilmedikleri mahkeme kararlarına uymadıkları için

sorumlu tutulamaz(Beiere/Letonya, § 50). Bir kişinin en azından mahkeme

kararından usulüne uygun olarak haberdar edildiğinde ve zımnen veya açıkça ona

uymayı reddettiğinde emre uyma fırsatına sahip olduğu düşünülebilir (Petukhova/Rusya,

B. No: 28796/07, 2/5/2013, § 58). Mahkeme kararının varlığından önce kişinin

belirli bir tedbire uymayı veya belirli bir yöntemi izlemeyi reddetmesinin

mahkeme emrine riayete ilişkin kararlarda karine niteliğinde herhangi bir

değeri yoktur (Petukhova/Rusya, § 59). Kişinin mahkeme tarafından yasaya

uygun olarak verilen karara uymasıyla birlikte tutmanın dayanağı kalmaz (Velinov/Makedonya

Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 16880/08, 19/9/2013, § 55). Ulusal

makamlar, demokratik bir toplumda mahkeme kararının yerine getirilmesini

sağlamanın önemi ile özgürlük ve güvenlik hakkının önemi arasında bir denge

kurmalıdır. Bu tür durumlarda kararın amacı, karara uymanın mümkün olup

olmadığı ve tutulma süresi gibi hususlar dikkate alınmalıdır. Orantılılık

konusu, olayların bütününde özel bir önem taşımaktadır (Gatt/Malta, B.

No: 28221/08, 27/7/2010, § 40).

27. AİHM’in konuyla ilgili içtihadına göre bir kimsenin kanunun

öngördüğü bir yükümlülüğün uygulanmasını sağlamak amacıyla kanuna uygun olarak

yakalanması veya tutulması bağlamında yakalanmasının veya tutulmasının

hukuka uygun olup olmadığının değerlendirilmesinde gözetilmesi gereken hususlar

şunlardır:

i. İlgili kişinin yerine getirmesi gereken ancak yerine

getirmediği, Sözleşme’yle uyumlu, somut ve belirli bir yükümlülük bulunmalı;

yakalama veya tutulma cezalandırmaya değil bu yükümlülüğün yerine getirilmesini

sağlamaya yönelik olmalı ya da buna doğrudan katkı sağlamalıdır. Dolayısıyla

yükümlülük yerine getirilir getirilmez yakalama veya tutmanın dayanağı kalmaz (Vasileva/Danimarka,

B. No: 52792/99,25/9/2003, § 36; S., V. ve A./Danimarka [BD], B. No:

35553/12, 36678/12 ve 36711/12, 22/10/2018, §§ 80, 81).

ii. Kanunun öngördüğü bir yükümlülüğün uygulanmasını

sağlamak amacıyla kanuna uygun olarak yakalanması veya tutulması ifadesinin

geniş bir biçimde yorumlanması, hukukun üstünlüğü kavramı ile uyumsuz olan

sonuçları beraberine getirir ve kişilerin keyfî olarak özgürlüklerinden yoksun

bırakılması riskini içerir. Bu nedenle örneğin bir vatandaşı kanuna itaat etme

genel görevini yerine getirmeye zorlamak amacıyla idari gözaltı uygulamasını

haklı göstermez (S., V. ve A./Danimarka, § 83).

iii. Yükümlülüğün içeriği ve böyle bir yükümlülüğün ifası

ile yerine getirilmesi için izlenecek usul konusunda iç hukuk dikkate

alınmalıdır (Rozhkov/Rusya (2), B. No: 38898/04, 31/1/2017, § 89).

iv. Kanuna göre gerekli olan yükümlülük daha hafif

araçlarla yerine getirilmemeli (Khodorkovskiy/Rusya, B. No: 5829/04,

31/5/2011, § 136) ve özgürlükten mahrumiyet başvurulması gereken son çare

olmalıdır (Saadi/Birleşik Krallık [BD], B. No:13229/03, 19/1/2008, §

70).

v. Demokratik bir toplumda söz konusu yükümlülüğün derhâl

yerine getirilmesini sağlamanın önemi ile özgürlük ve güvenlik hakkının önemi

arasında bir denge kurulmalıdır. Dengenin kurulup kurulmadığının

değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması gereken etkenler ilgili

mevzuattan doğan yükümlülüğün niteliği, bunun altında yatan konu ve amaç,

alıkonulan kişi ve alıkonulmaya yol açan özel koşullar ile alıkonulma süresidir

(S., V. ve A./Danimarka, § 82; Bereza/Ukrayna, B. No: 67800/12,

4/3/2021, § 24).

28. Yükümlülükle ilgili hukuki düzenleme bir hâkim veya

mahkemeden karar alınması gerekliliğini içeriyor ise bir mahkeme tarafından

kanuna uygun olarak verilen bir karara uyulmaması nedeniyle yakalama veya tutma

söz konusudur (Beiere/Letonya, § 48; Trutko/Rusya, B. No:

40979/04, 6/12/2016, § 34).

29. AİHM; Iliya Stefanov/Bulgaristan (B.

No: 65755/01, 22/5/2008) başvurusunda tanığın polis karakolunda ifadesi

alınmak üzere tutulmasının, Khodorkovskiy/Rusya başvurusunda ise yapılan

çağrıya uymayan tanığın soruşturmacı tarafından verilen zorla getirme kararına

dayanılarak ifadesi alınmak üzere yakalanarak tutulmasının Sözleşme’ye

uygunluğu meselesini Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b)

bendi kapsamında ve kanunun öngördüğü bir yükümlülüğün uygulanmasını

sağlamak amacıyla kanuna uygun olarak yakalanması veya tutulması bağlamında

ele almıştır.

2. Susma Hakkı

ile Kendini Suçlamama Hakkı (Ayrıcalığı) Yönünden

30. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını güvence altına

alan 6. maddesinde özel olarak belirtilmemesine rağmen sessiz kalma hakkı ile

kendini suçlamama ayrıcalığı, adil bir usul kavramının merkezinde yer alan ve

genel olarak tanınan uluslararası standartlardır. Bu ayrıcalık,

şüphelilerin/sanıkların yetkililer tarafından uygunsuz şekilde zorlanmaya karşı

korunmalarını sağlayarak adalet yanlışlarından kaçınmaya ve 6. maddenin

amaçlarını güvence altına almaya katkıda bulunur (John Murray/Birleşik Krallık

[BD], B. No: 18731/91, 8/2/1996, § 45).Kamu yararına ilişkin kaygılar,

Sözleşme’nin 6. maddesi ile güvence altına alınan kendini suçlamama ayrıcalığı

da dâhil olmak üzere bir başvurucunun savunma haklarının özünü ortadan kaldıran

tedbirleri haklı gösteremez (Bykov/Rusya [BD], B. No: 4378/02, 10/3/2009,

§ 93).

31. Kendini suçlamama hakkı, öncelikle suçlanan kişinin

sessiz kalma iradesine saygı gösterilmesiyle ilgilidir ve bir ceza davasında

iddia makamının sanığın iradesini hiçe sayarak zorlama veya baskı yöntemleriyle

elde edilen delillere başvurmaksızın sanık aleyhindeki davayı kanıtlamaya

çalışmasını gerektirir (Bykov/Rusya, § 92).

32. Kendini suçlamama ayrıcalığının kendini suçlayıcı bir

ifadenin verilmesine karşı değil zorlama veya baskı yoluyla delil elde

edilmesine karşı koruma sağladığını kabul etmek önemlidir. Kendini suçlamama

ayrıcalığına riayet edilip edilmediğine ilişkin endişelere yol açan şey,

zorlamanın varlığıdır. Bu konuda değerlendirme yapılırken delilin elde

edilmesinde kullanılan zorlamanın niteliği ve derecesi dikkate alınmalıdır.

AİHM, içtihadı aracılığıyla, 6. maddeyi ihlal eden uygunsuz zorlamaya ilişkin

endişelere yol açan en az üç tür durum tespit etmiştir: Birincisi bir

şüphelinin yaptırım tehdidi altında ifade vermeye zorlandığı ve bunun sonucunda

ifade verdiği veya ifade vermeyi reddettiği için yaptırıma maruz kaldığı

hâldir. İkincisi gerçek delil veya ifade elde etmek için genellikle

Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal eden muamele şeklinde fiziksel veya psikolojik

baskı uygulanmasıdır. Üçüncüsü ise yetkililerin sorgulama sırasında elde

edemedikleri bilgileri elde etmek için hileye başvurmalarıdır (Ibrahim ve

diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 50541/08, 50571/08, 50573/08,

40351/09, 13/9/2016, § 267).

33. Zorlama altında alınan ve görünüşte suçlayıcı

nitelikte olmayan ifadeler, örneğin suçtan arındırıcı ifadeler veya sadece

olgusal sorulara ilişkin bilgiler, ceza yargılamalarında soruşturma/kovuşturma

dosyasını desteklemek için sözgelimi şüphelinin/sanığın diğer ifadeleriyle ya

da yargılama sırasında verdiği ifadelerle çelişmek veya bunlara şüphe düşürmek

veya başka bir şekilde güvenilirliğini zayıflatmak için kullanılabilir. Bu

nedenle kendini suçlamaya karşı ayrıcalık, doğrudan suçlayıcı ifadelerle

sınırlandırılamaz (Ibrahim ve diğerleri/Birleşik Krallık, § 268).

Bununla birlikte söz konusu ayrıcalık, zor kullanmaya ilişkin yetkilerin

kullanılması yoluyla şüpheliden/sanıktan elde edilebilen ancak

şüphelinin/sanığın iradesinden bağımsız bir varlığa sahip olan, diğerlerinin

yanı sıra, bir arama emri uyarınca elde edilen belgeler, nefes, kan ve idrar

örnekleri ile DNA testi amacıyla vücut dokusu gibi materyallerin ceza

yargılamasında kullanılmasını kapsamamaktadır (Saunders/Birleşik Krallık,

B. No: 19187/91, 17/12/1996, § 69).

34. Kendini suçlamama hakkı mutlak değildir. Uygulanan

zorlamanın derecesi, kendini suçlamama ayrıcalığının özünü yok ettiği

durumlarda 6. madde ile bağdaşmayacaktır ancak her doğrudan zorlama, kendi

kendini suçlamama ayrıcalığının özünü yok etmeyecek, dolayısıyla 6. maddenin

ihlaline yol açmayacaktır. Bu bağlamda önemli olan, zorlama altında elde edilen

delillerin ceza yargılaması sırasında ne şekilde kullanılacağıdır (Ibrahim

ve diğerleri/Birleşik Krallık,§ 269).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

35. Anayasa Mahkemesinin 19/3/2024 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

36. Başvurucu; maddi ve manevi varlığın korunması ve

geliştirilmesi, adil yargılanma ile kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının,

ayrıca suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini

iddia etmiştir. Bu iddiası kapsamında başvurucu; Başsavcılığın hukuka aykırı

yöntemlerle beyanını almak istediğini, Başsavcılıkça düzenlenen tutanağın

gerçeğe aykırı olduğunu, ceza infaz kurumunda tutulmasının da etkisiyle

psikolojik durumunu etkileyecek şekilde muamelede bulunulduğunu ve tanıklıktan

çekinme hakkının kullandırılmadığını oysa yapacağı tanıklığın yeni suç

isnatlarına sebep olabileceğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca yeterli

gerekçe gösterilmeden kendisine ceza verildiğini ve bu cezanın henüz

kesinleşmeden yerine getirilmeye başlandığını iddia etmiştir.

37. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bir ceza

soruşturması için delil elde edilmesi amacıyla bir mahkeme kararının gereği

olarak meşru bir amaçla tutulduğu ifade edilmiştir. Ayrıca başvurucunun

tanıklığına başvurulmak istenen olayla ilgili olarak zaten hükümlü olduğu ve

hâlihazırda ceza infaz kurumunda barındırılıyor olması ile hakkında verilen

disiplin hapis cezasının uzatılmaması hususlarının yapılacak ölçülülük

incelemesinde dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.

38. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında ihlal

iddialarını yineleyip Hâkimliğin kendisine kanuni haklarını bildirmediğini

iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

39. Anayasa’nın “Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı”

kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile ikinci fıkrasının ilgili

kısmı şöyledir:

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

... [B]ir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir

yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması... halleri

dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.”

40. Başvurucu, Başsavcılığın hukuka aykırı yöntemlerle

beyanını almak istediğine ve ceza infaz kurumunda tutulmasının da etkisiyle

psikolojik durumunu etkileyecek şekilde muamelede bulunulduğuna ilişkin

iddialarını tanıklıktan çekinme hakkı bulunmasına rağmen tanık olarak

ifadesinin alınmasının istenmesi bağlamında dile getirdiği için başvuruda

incelenmesi gereken yegane mesele, başvurucunun sebepsiz yere tanıklıktan

çekindiği gerekçesiyle disiplin hapsine tabi tutulmasının hukuki olup

olmamasıdır. O hâlde başvuru, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında ve

Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmelidir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Müdahalenin

Varlığı ve Hakkın Kapsamı

42. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, devletin

bireylerin özgürlüğüne keyfî olarak müdahale etmemesini güvence altına alan

temel bir haktır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No: 2015/18567,

25/2/2016, § 62).

43. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında

herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya

konmuş, ikinci ve üçüncü fıkralarında da şekil ve şartları kanunda gösterilmek

koşuluyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı

olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesinde belirlenen durumlardan

herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, B.

No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

44. Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasının kişi

hürriyetinin kısıtlanmasına imkân tanıdığı durumlardan biri de mahkeme

kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak kişilerin

tutulmasıdır.

45. Bu iki tutma hâli arasında tutmanın niteliği

bakımından fark; mahkeme kararının gereği olarak tutmanın disipline edici bir

nitelik de taşıyabilir olmasına karşın kanunda öngörülen bir yükümlülüğün

gereği olarak tutmanın böyle bir nitelik taşımaması, bu nedenle tutma hâlinin

sadece yükümlülüğün yerine getirilmesi amacıyla ve bu yükümlülüğün yerine

getirilmesine kadar uygulanabilir olmasıdır (Mustafa Karaca [GK], B. No:

2020/15967, 20/5/2021, §§ 44, 45). Dolayısıyla kanunda öngörülen bir

yükümlülüğün gereği olarak tutma hâlinin söz konusu olabilmesi için kişinin

kanunen yerine getirilmesi gereken bir yükümlülüğü ifa etmemiş olması gerekir (Muhammed

Neşet Girasun, B. No: 2017/22254, 2/6/2020, § 46).

46. Diğer yandan kanunda öngörülen yükümlülüğün kaynağını

oluşturan norm, bir hâkim ya da mahkeme kararı alınmasını gerekli kılıyorsa bu

durumda kişinin kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak

tutulması değil bir mahkeme kararının gereği olarak tutulması hâli söz

konusudur (Kübra Çankaya, B. No: 2021/7876, 13/4/2022, § 37).

47. Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan

“kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması”

ibaresi suç isnadı altında olmayan kişilerin de kanunda öngörülen

yükümlülüklerin ifasını sağlamak amacıyla yakalanmasına imkân tanımaktadır.

Anılan ibarede sözü edilen yakalama kavramı özerk bir anlama sahip olup ceza

usul hukukundaki yakalamayı değil kamu makamları tarafından kişinin fiziksel

özgürlüğünden yoksun bırakılmasını ifade etmektedir (AYM, E.2020/59, K.2023/53,

22/3/2023, § 116).

48. 5271 sayılı Kanun’da yer alan tanıklıkla ilgili

hükümlere göre Cumhuriyet başsavcılıkları, hâkimlikler ve mahkemeler tarafından

usulüne uygun olarak çağrılan tanıklar; mazeretleri yoksa çağıran adli makam

huzurunda hazır bulunma, yeminsiz dinlenecek ya da yeminden çekinebilecek

kişilerden değil ise kanuna uygun şekilde yemin etme ve tanıklıktan çekinme

hakları yoksa yahut var olmakla beraber kullanmamışlarsa -5237 sayılı Kanun’un

272. ve 273. maddeleri nazara alındığında- beyanlarına başvurulan hususlarda

gerçeğe uygun olarak ifade verip kendilerini veya 5271 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında gösterilen kişileri ceza kovuşturmasına

uğratabilecek nitelikte olanlar hariç olmak üzere kendilerine sorulan soruları

doğru cevaplama yükümlülüğü altındadır (bkz. §§ 15-21).

49. Tanık olarak beyanda bulunma yükümlülüğünün kaynağını

oluşturan normlarda, yükümlülüğün yerine getirilmesi için hâkim veya mahkemeden

karar alınması gerektiği ifade edilmemiştir. Bu sebeple bir kimsenin yasal bir

sebep olmaksızın Cumhuriyet başsavcılıkları, hâkimlikler ve mahkemeler önünde

tanıklıktan veya yeminden çekindiği gerekçesiyle yemininin veya tanıklığının

sağlanması için hürriyetinden yoksun bırakılmasının hukukiliği, Anayasa’nın 19.

maddesinin ikinci fıkrasındaki “kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği

olarak” tutma kapsamında ele alınmalıdır.

50. Somut olayda başvurucu, kanunen yerine getirilmesi

gereken bir yükümlülük olan tanıklıktan yasal bir neden olmadan çekindiği

gerekçesiyle ve tanıklığının sağlanması amacıyla2/4/2019-2/5/2019 tarihleri

arasında ceza infaz kurumunda tutulmuştur (bkz. §§ 11, 13). Dolayısıyla somut

olayda bir süre ceza infaz kurumunda tutulan başvurucunun kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkına müdahalede bulunulduğu açıktır.

b. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

51. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

52. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları sağlamadığı müddetçe Anayasa’nın 19. maddesini ihlal

edecektir.

53. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen kanun tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddelerinde

belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma ve ölçülülük

ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

54. Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin

ancak kanunla sınırlanabileceği hükme bağlanmıştır. Öte yandan Anayasa’nın 19.

maddesinde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların

şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralına yer verilmiştir. Anayasa’nın

19. maddesinin ikinci fıkrasındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

sınırlanabileceği durumların şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi

şeklindeki genel kural ve “kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak”

ibaresi birlikte değerlendirildiğinde hem yükümlülüğün hem de bu yükümlülüğe

uymamanın sonucu olarak gerçekleşen tutma hâlinin kanunla düzenlenmesi gerekir.

Buradaki kanun şeklî manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada

kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Anayasa'da belirtilen usule

uygun olarak kanun adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir (Muhammed

Neşet Girasun, § 45).

55. Bunun yanında kanunda öngörülen yükümlülük somut ve

belirli olmalı, genel mahiyette olmamalıdır. Bu hüküm kapsamındaki tutma

hâlinin söz konusu olabilmesi için kişinin kanunen yerine getirilmesi gereken

bir yükümlülüğü ifa etmemiş olması gerekir (Muhammed Neşet Girasun, §

46). Ayrıca kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının demokratik toplumlarda

taşıdığı önem ve bu hakkın keyfî hürriyetinden yoksun bırakmaları önleme amacı

dikkate alındığında kanuna dayalı uygulamanın öngörülebilir olması ve kanunun

keyfîliğe karşı kişilere yeterli güvenceler sağlaması gerekir (kısmen benzer

değerlendirme içeren karar için bkz. Mustafa Karaca, § 46).

56. Buna göre kanunda öngörülen bir yükümlülüğün

gereği olarak ilgilinin tutulmasına ilişkin kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkına yönelik müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunması

zorunludur.

57. Başvurucu, tanıklığının hakkında yeni suç isnatlarına

sebep olabileceği için beyanda bulunmadığını ileri sürmüştür. Bu sebeple

öncelikle başvurucunun Başsavcılıkta tanık olarak beyanda bulunma yönünde

kanuni bir yükümlülük altında bulunup bulunmadığı, susma ve kendini

suçlamama hakkı da gözönünde tutularak tespit edilmelidir.

58. Anayasa’nın “Suç ve cezalara ilişkin esaslar”

kenar başlıklı 38. maddesinin beşinci fıkrasında “Hiç kimse kendisini ve

kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda

delil göstermeye zorlanamaz.” şeklinde ayrıca düzenlenerek susma ve kendini

suçlamama hakkı güvence altına alınmıştır. Bu hak aynı zamanda Anayasa’nın 36.

maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının güvencelerinden biridir (AYM,

E.2022/75, K.2022/128, 26/10/2022, § 14). Gerekçesine bakılacak olursa

Anayasa’nın 38. maddesinin beşinci fıkrasındaki düzenlemenin amacı insan

tabiatına aykırı bir muamelenin yasaklanması, işkenceye kadar varabilecek

gayriinsanî muameleye açık kapı bırakılmamasıdır.

59. Gerekçesi dikkate alındığında Anayasa’nın 38.

maddesinin beşinci fıkrasının suç isnadı altındaki kişilere haklarında

yürütülen suç isnadına dayalı yargılamalar yönünden güvence sağladığı konusunda

şüphe bulunmamaktadır (suç isnadı kavramının anayasal anlamı için birçok

karar arasından bkz. Cevdet Genç, B. No: 2012/142, 9/1/2014, § 36;B.Y.Ç.,

B. No: 2013/4554, 15/12/2015, § 31). Bununla birlikte anılan fıkrada

kendisine zorlama yapılması yasaklanan kişinin yargılamadaki sıfatıyla ilgili

bir ifadeye yer verilmemesi ve herhangi bir yargılamadan söz edilmemesi güvencenin

sadece suç isnadı altında bulunan kişilerle vebu kişiler hakkında yapılan

yargılamalarla sınırlı olmadığını göstermektedir. Bu bakımdan anılan fıkra,

haklarında suç isnadında bulunulabilmesi için henüz suç isnadı altında olmayan

kişilerin ve yeni suç isnadında bulunulabilmesi veya var olan isnadın

ispatlanması için hâlihazırda suç isnadı altında olan kişilerin de kendilerini

suçlayıcı beyanda bulunmaları veya bu yolda delil göstermeleri konusunda

zorlanmasını yasaklamaktadır. Dolayısıyla tanık da olsa bir kişi Anayasa’nın

38. maddesinin beşinci fıkrası gereğince, vereceği beyanın hakkında suç

isnadında bulunabilmesine yahut var olan isnatlara yeni isnatlar eklenmesine

neden olabileceği veya var olan isnatların ispat edilmesinde kullanılabileceği

hâllerde beyanda bulunmaya zorlanmamalıdır.

60. Somut olayda, Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığınca

hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçundan soruşturma

yürütülen M.Ş. kollukça alınan ifadesinde bir süre aynı ceza infaz kurumunda

birlikte çalıştığı başvurucunun bir dershanede öğretmen olarak çalışan H.K. nın

yaptığı sohbetlere katıldığını beyan edip fotoğraflarından başvurucu ile

Mu.Ş.yi H.K.nın yaptığı sohbetlere gelen kişiler olarak teşhis etmiştir (bkz. §

7). Bu beyan ve teşhisler doğrultusunda Başsavcılık, H.K. ve Mu.Ş. hakkında

yürütülen soruşturma kapsamında başvurucuyu tanık olarak dinlemek istemiş;

başvurucu isetanık sıfatıyla ifade vermek istemediğini beyan etmiştir (bkz. §

9). Başsavcılık, hakkında mahkûmiyet kararı verildiği için başvurucunun

tanıklıktan çekinemeyeceğini değerlendirerek başvurucu hakkında disiplin hapsi

uygulanmasını talep etmiş; Hâkimlik de bu talebi kabul etmiştir (bkz. §§ 10,

11).

61. Ceza Mahkemesince başvurucu, silahlı terör örgütüne

üye olma suçundan süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş ve başvurucunun bu

karara karşı yaptığı istinaf başvurusu Ceza Dairesince esastan reddedilmiş olsa

da başvurucunun tanık olarak dinlenmek istendiği tarihte mahkûmiyet kararı

henüz kesinleşmemiştir. Mahkûmiyet kararının gerekçelerinden birinin de

başvurucunun örgüt üyelerini dinî sohbet kisvesi altında düzenlenen

örgütsel toplantılara çağırmak ve toplantıya katılan örgüt üyelerinden kurban

parası vb. adlarla örgüte para toplamak olduğu, başvurucunun yargılama

sürecinde isnat edilen suçlamayı kabul etmediği ve başvurucunun tanıklığına

başvurulmak istenen olayın kendisinin de katıldığı iddia edilen toplantılara

ilişkin olduğu gözetildiğinde tanık olarak vereceği beyanın hakkında devam eden

yargılamada aleyhine kullanılabileceği açıktır. Ayrıca söz konusu beyanın

başvurucuya yeni bir suç isnadında bulunulmasında kullanılması olasıdır. Zira

Türk hukuk sisteminde tanığa bir çeşit yargısal muafiyet tanıyarak, vereceği

beyanın hakkında devam eden suç isnadına bağlı yargılamalarda kullanılmasını

veya hakkında yeni suç isnatlarında bulunulmasını önleyen hukuki bir düzenleme

mevcut değildir.

62. Bu bakımdan tanığın hakkında yeni suç isnatlarında

bulunulmasına veya beraat edebileceği hâlde mahkûmiyet kararının onanmasına

sebebiyet verme ile disiplin hapsine maruz kalma seçenekleri arasında seçim

yapmaya zorlanması susma ve kendini suçlayıcı beyanda bulunmama hakkının

gereklilikleriyle bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun somut olayda

Başsavcılıkta tanık olarak ifade verme yönünde kanuni bir yükümlülük altında

olmadığı kabul edilmelidir. Bu nedenle başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkına yapılan müdahalenin kanuni bir temelinin bulunmadığı sonucuna

varılmıştır.

63. Kanunilik şartını taşımayan müdahalenin meşru amaç

ve ölçülülük ölçütleri açısından ayrıca incelenmesine gerek

görülmemiştir.

64. Açıklanan nedenlerle başvurucunun kanunda

öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak disiplin hapsine tabi tutulmasının

hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının Anayasa’nın 19.

maddesinin ikinci fıkrası yönünden ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

VI. GİDERİM

65. Başvurucu, ihlalin tespiti yanında yargılamanın

yenilenmesine ve kendisine maddi tazminat olarak 10.000 TL, manevi tazminat

olarak 90.000 TL ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

66. Başvuruda, başvurucunun kanunda öngörülen bir

yükümlülüğün gereği olarak disiplin hapisine tabi tutulmasının hukuki

olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının Anayasa’nın 19.

maddesinin ikinci fıkrası yönünden ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Başvurucu hakkında verilen disiplin hapsi başvuru tarihinden önce yerine

getirilmiştir. Dolayısıyla ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

tazminat ödenmesi dışında yapılması gereken bir husus bulunamamaktadır.

67. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahale

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya, talebi dikkate alınarak net 90.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir. Başvurucu, maddi zarara ilişkin olarak

bilgi ve belge sunmamıştır. Bu nedenle başvurucunun maddi tazminat talebinin

reddine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VII. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle

A. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının Anayasa’nın 19.

maddesinin ikinci fıkrası yönünden İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 90.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE

D. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine

ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

E. Kararın bir örneğinin bilgi için Şanlıurfa 3. Sulh

Ceza Hâkimliği (D. İş 2019/1237) ile Şanlıurfa 4. Sulh Ceza Hâkimliğine (D. İş

2019/1787) GÖNDERİLMESİNE,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 19/3/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Engin YILDIRIM Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Kenan YAŞAR Raportör : Murat İlter DEVECİ Başvurucu : Yakup GÜNEŞ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2019/15907, 19 Mart 2024 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucunun
  16. B. Değerlendirme
  17. VI. Giderim
  18. A. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine
  19. D. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine
  20. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2019/15907
Tarih
19 Mart 2024

İlgili Kararlar

  • Bika Servis Oto Onarımı ve Yedek Parça Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2020/8510)
  • Erk İnşaat Taahhüt Hazır Beton Turizm Sanayi ve Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2020/19773)
  • Ayhan Macit Başvurusu (B. No: 2019/17704)
  • Hakan Kalaycı Başvurusu (B. No: 2019/36257)
  • N. A. Başvurusu (B. No: 2019/33541)
  • Özlem Aşkara Başvurusu (B. No: 2021/33497)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.