İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1963/124 K.1963/243

Karar tarihi:11/10/1963

Esas1963/124Karar1963/243Tarih11 Ekim 1963Okuma26 dk · 5.245 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
11 Ekim 1963
Esas No.
1963/124
Karar No.
1963/243
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.245 kelime·26 dk okuma·6 bölüm

Karar tarihi:11/10/1963

Resmi Gazete tarih/sayı:4.12.1963/11572

Davacılar : l- C. H. P. Türkiye Büyük Millet Meclisi Grupu

2- C. H. Partisi.

Dâvanın konusu : C. H. P. nin haksız iktisapların iadesi hakkındaki 14/12/1953 günlü ve 6195 sayılı kanunun Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülerek iptali istenmiştir.

İNCELEME

Anayasa

Mahkemesi içtüzüğünün 15 inci maddesi gereğince 4/3/ 1963 gününde yapılan ilk

incelemede 21/2/1963 günlü dâva dilekçesinde imzası bulunanların C. H. P.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Başkan Vekilleri oldukları belirtilen onanlı

belgenin bulunmadığı görüldüğünden bu eksikliğin 15 gün içinde tamamlanması ve

yine dilekçede imzası bulunan C. H. P. Genel Sekreterinin Parti Başkan Vekili

olup olmadığının aynı süre içinde bildirilmesi için davacılara yapılan tebligat

üzerine istenilen belgeler süresi içinde gönderilmiş ve C. H. P. genel başkanım

imzasiyle verilen cevapta C. H. P. Tüzüğünün 29 uncu maddesinde partiyi devlet

daire ve kurumlarında ve mahkemelerde Genel Sekreterin temsil edeceği

belirtilmiş olduğundan Genel Sekreterin hukukî işlem ve bağlantılar bakımından

partiyi temsil konusunda Genel Başkan Vekili durumunda bulunduğu

bildirilmiştir.

Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 22/4/1962 günlü ve 44

sayılı kanunun 25 inci maddesinin birinci fıkrasının l sayılı bendi gereğince,

kanunların ve yasama meclisleri içtüzüklerinin Anayasa'ya aykırılığı sebebiyle

siyasi partiler adına dâva açma yetkisi tüzüklerine göre en yüksek merkez

organlarının kararı üzerine Genel Başkanlarına veya vekillerine tanınmış olup

C. H. P. Tüzüğünün 29 uncu maddesiyle parti Genel Sekreterine partiyi

mahkemelerde temsil yetkisinin verilmiş olması bu kanuni esası

değiştiremiyeceğinden Genel Sekreter, C. H. P. adına Anayasa Mahkemesinde dâva açmak

yetkisine sahip bulunmamıştır. Bu sebeple dâvanın C. H. P. Türkiye Büyük Millet

Meclisi Grupunun istemine hasredilmesine ve grup adına açılmış olan dâva

dilekçesinin eksikleri tamamlanmış ve dilekçenin kaleme havale edildiği

21/2/1963 gününe göre dâvanın Anayasa'nın geçici 9 uncu maddesine uygun olarak

süresi içinde açılmış olduğu anlaşıldığından esasın incelenmesine 12/4/1963

gününde oybirliği ile karar verilerek hazırlanan rapor ve iptali istenen kanun

ve Anayasa'nın ilgili hükümleri ile gerekçeleri ve Meclîs tutanakları

incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü :

Davacı, 6195 sayılı kanunun Anayasa'ya aykırılığı hakkında aşağıdaki iddiaları ileri sürmüştür :

1- Sözü geçen kanun, bu gün yürürlükte bulunan 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sına aykırı olmakla beraber yürürlüğe girdiği gündeki 491 sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanununun, kaza hakkının bağımsız mahkemelerce kullanılacağını gösteren 8 inci maddesiyle Türklerin temellük ve tasarruf haklarını teminat altına alan 79., müsadereyi yasaklayan 73 üncü ve "İstimvâl ve istimlâk" esaslarını tesbit eden 74 üncü maddelerini de ihlâl etmiştir.

2- Kanunun çıkarıldığı günde Büyük Millet (Meclisinde çoğunlukta bulunan partinin, bağımsız mahkemelere ait olan yargı yetkisini gasbetmek suretiyle aslında ispata muhtaç bulunan C. H. P. nin devlet daire ve kurumlariyle diğer kamu tüzel kişilerinden doğrudan doğruya veya dolayısiyle vâki iktisaplarının nüfuz ve hâkimiyetine dayanan haksız iktisapları olduğu hükmünü sözü geçen kanunun l inci maddesinin birinci fıkrası ile tesis etmiş olduğu halde bu fıkrada belirtilenler dışında kalan bütün mallariyle hak ve alacaklarını da Hazineye geçirmiştir.

3- Hiç bir ayırım yapılmaksızın Hazineye geçirilen mal, hak ve alacaklar arasında partinin büyük kurucusu Atatürk'ün 11/5/1938 gününde partiye yapmış olduğu bağış, 5/9/1938 günlü vasiyetnamesiyle partiye bıraktığı mallar ve haklar başta olmak üzere :

a) Kanunun yürürlüğe girdiği günde partili milletvekillerinin aylıklarından partiye yaptıkları bağışlardan arta kalıp parti grupunun Türkiye İş Bankasındaki hesabında mevcut 287 bin lira,

b) Gerek partinin iktidarda bulunduğu 1950 yılından önceki devrede, gerekse muhalefet yıllarında milletvekillerinden ve üyelerinden alınan aidat ve bağışlar,

c) Partisiz vatandaşların bağışları ve partinin özel kişilerden ve normal çalışmalarından özel hukuk hükümlerine göre elde ettiği diğer gelirler,

ç) 8 Ağustos 1951 günlü ve 5830 sayılı kanunun yayımından sonra partililerin bağışları ile edinilen taşınmaz mallar (Erzurum C. H. P. binası gibi)

dâhil bulunmaktadır.

4- Herhangi bir ayrım yapılmadan partinin bütün malları Hazineye geçirilirken borçlarının ödenmesi, partiye bırakılmıştır, buna örnek olarak o günlerde yapılmakta olan Bursa parti binasının müteahhidinin 200 bin lirayı aşan alacağı gösterilebilir.

5- Bir kamu hukuku tasarrufu olan kanunların partizan ve özel maksatlarla değil, kamu yararı amacı ile çıkarılması gerektir, halbuki gerek kanun metnindeki çelişmeler ve gerekçenin kapsadığı düşünceler, gerek kanunun tam 1954 seçimleri öncesinde çıkarılmak suretiyle muhalefet partisinin varlığının aktifinden yoksun edilerek ağır borç altında bırakılması, bu kanunun kamu yararı ve devletin ve rejimin mevcudiyeti ile bir ilgisi bulunmadığını, aksine tamamiyle siyasi ve meşru olmayan amaçlarla çıkarıldığını göstermektedir.

6- 6195 sayılı kanunun modern hukuk devleti esaslarını tam olarak belirten bugünkü Anayasa'mızın yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağını açıklayan 7 nci maddesi ile millet egemenliğinin Anayasa'nın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanılacağını gösteren 4 üncü maddesine aykırı olduğu kadar genel müsadere yasağını kapsayan 33., mülkiyet hakkını teminat altına alan 36 ncı ve kamulaştırma usullerini belirten 38 inci maddeleri ile de bağdaşamaz ve Türk Anayasa'sının kabul ettiği hukuk devletinde yürürlükte bulunan kanunlar arasından çıkarılması gerektiğinden şüphe edilemez.

GEREKÇE

:

334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının geçici 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasında (Anayasa Mahkemesinin görevine başladığı tarihte yürürlükte olan herhangi bir kanun hakkında, bu Anayasa'ya aykırılığı iddiasiyle iptal dâvası açılabilir) hükmü konulmuş olduğundan, önce iptali istenen 6195 sayılı kanunun gerek Anayasa Mahkemesinin görevine başladığı 28 Ağustos 1962 gününde, gerekse şimdi yürürlükte olup olmadığının incelenmesi gerekir.

Sözü geçen kanunun 1 inci maddesi şöyledir :

(Madde l- Cumhuriyet Halk Partisinin her ne şekil ve suretle olursa olsun umumi muvazeneye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerden, hususi idare ve belediyelerden, köylerden, iktisadi Devlet teşekkülleri ve bunların müesseselerinden ve diğer âmme hükmi şahıslarından doğrudan doğruya veya dolayısiyle vâki iktisapları, nüfuz ve hâkimiyetine dayanan haksız iktisaplarıdır. Bu sebeple mezkûr partinin bu kanunun mer'iyete girdiği tarihte malik olduğu bütün menkul ve gayrimenkul mallarla, para, haklar ve alacaklar ve sair kıymetler Hazine mülkiyetine intikal eder.

Ancak münhasıran parti binası olarak kullanılan yerlerdeki menkul eşyadan parti faaliyeti için zaruri oldukları Maliye Vekâletince kabul edilecek olanlar Cumhuriyet Halk Partisine bırakılır.)

Üyelerden

Hakkı Ketenoğlu, kanunun l inci maddesinin birinci fıkrasının hükmünü icra

ettiği, bu sebeple yürürlükte bulunmadığı, Muhittin Güründe, (Bu sebeple mezkûr

partinin bu kanunun mer'iyete girdiği tarihte malik olduğu bütün menkul ve

gayrimenkul mallarla, para, haklar ve alacaklar vesair kıymetler Hazine

mülkiyetine intikal eder.) hükmü kanunun yürürlüğe girdiği günde etkisini

yaparak Halk Partisinin bütün malları Hazineye geçmiş ve o günden sonra

herhangi bir malın Hazineye geçmesi imkânı kalmamış olduğuna göre bu fıkranın

artık uygulama konusu bulunmadığından ve kanunun diğer maddelerinin uygulanması

ise mülkiyetin geçmesi anlamında olmayıp önceden geçmiş olan mülkiyetin

belirtilmesini sağlamayı amaç tutan işlemlerden ibaret olduğundan maddenin sözü

geçen fıkrası hakkında verilecek bir kararın geriye yürüyecek nitelikte

olacağı, bunun da Anayasa'nın 152 nci maddesine uygun düşmiyeceği, bu itibarla

istem hakkında bir karar verilmesi gerekmiyeceğı düşüncesinde bulunmuşlardır.

Kanunların

sonradan yürürlüğe konulan başka bir kanunla açıkça kaldırıldığı veya

yürürlükte kalacağı sürenin metninde gösterilmiş olduğu haller dışında ne zaman

yürürlükten kalkmış sayılacağı yani zımnî olarak ilga edilmiş veya hükmünü

yerine getirerek mülga hale gelmiş olup olmadığı hususu doktrinde tartışmalı

bir konu teşkil etmekte, önceki ve sonraki kanunların genel veya özel nitelikte

bulunmalarına göre ayrımlar yapılarak çözümlenmektedir. Bununla beraber dâva

konusu 61 95 sayılı kanun belli bir süre yürürlükte kalmak üzere çıkarılmış

kanunlardan olmadığı gibi yürürlükten kaldırıldığına dair sonra çıkarılmış bir

kanun da yoktur. Bundan başka sözü geçen kanunun zımmî olarak ilga edilmiş

sayılmasını gerektirecek, ona aykırı hükümler kapsayan bir kanun da sonradan

yürürlüğe konulmamıştır.

Öte yandan sözü geçen kanunun 6 ncı maddesinde (Muvazaa yolu ile veya başkaca hileli muamele ve sebeplerle üçüncü şahısların uhdelerine geçmiş bulunan gayrimenkul mallarla menkul mal, para ve kıymetler hakkında umumi hükümler caridir.

Ancak

bu sebeplerden herhangi birisine dayanılarak dâva ikamesi halinde mahkemelerce

müruruzaman def'i dinlemez ve bu iddialar her türlü delil ile ispat

olunabilir.) denilmiş ve 7 nci maddesinde de l inci maddede yazılı malları, 2

nci madde gereğince yapılacak tebligatta belirtilen süre içinde teslim

etmeyenler, kaçıranlar, saklayanlar ve bu fiillere katılanlar hakkında Türk

Ceza Kanununun 276 ncı maddesinin birinci fıkrasındaki cezanın uygulanacağına

ve zamanında teslim edilmeyen malların nasıl değerlendirileceğine ilişkin

hükümler konulmuştur. Maliye Bakanlığının 17/12/1953 günlü ve 8585 sayılı Resmî

Gazete ile yayınlanan tebligatında l inci maddede yazılı malları elinde

bulunduranların 29/12/1953 günü akşamına kadar malsandıklarına teslim etmeleri,

bu malları muvazaa yolu ile veya başkaca hileli işlem ve sebeplerle

mülkiyetinde, elinde, yanında bulundurup da anılan süre içinde teslim etmeyen,

saklayan ve kaçıranlar hakkında kanunun 6., 7. ve 8 inci maddeleri gereğince

kanuni kovuşturma yapılacağı bildirilmiş olduğu halde bugün dahi bu mallardan

bazılarına hazinece fiilen el konulmamış olması ihtimali vardır. Böyle bir

ihtimalin tahakkuku halinde kanunun 6., 7. ve 8 inci maddelerinin uygulanması

gerekeceği şüphesizdir.

Anayasa'nın

152 nci maddesinin üçüncü fıkrası, iptal kararının geriye yürümiyeceği hükmünü

koymuş olmakla beraber bu hüküm, Anayasa'ya aykırı kanunların iptali için

açılmış olan dâvaların görülmesine engel olmaz içtimai huzur düşüncesiyle

konulduğu Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu raporundan anlaşılan Anayasa

Mahkemesi kararlarının geriye yürümiyeceği hükmünün, hâsıl edeceği sonuçların

tâyini uygulama ile ilgili bir işlem olup bu hüküm Mahkememizin görevini

etkiliyecek nitelikte değildir. Mahkememizin görevi usul ve kanun hükümlerine

uygun olarak açılan bir dâvayı görmek ve iptali istenen kanun veya hükmün

Anayasaya uygunluğunu veya aykırılığını belli ederek karara bağlamaktır;

kararın geriye yürüyecek nitelikte olup olmıyacağını tâyin ve bunun sonuçlarını

tesbit etmek Anayasa Mahkemesinin görevi içinde bulunmamaktadır. Bu bakımdan.

verilecek kararın geriye yürüyecek nitelikte olacağı düşüncesi ile açılan dâva

hakkında bir karar verilmesi gerekmiyeceği kabul edilemez.

Bu durumda 6195 sayılı kanunun, Anayasa Mahkemesinin görevine başladığı 28 Ağustos 1962 gününde ve şimdi de yürürlükte bulunduğu ve iptal isteminin incelenerek karara bağlanması gerekeceği Üyelerden Hakkı Ketenoğlu ve Muhittin Gürünün muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile kararlaştırılmış ve esasın incelenmesine geçilmiştir.

91

milletvekili tarafından yapılmış ve Büyük Millet Meclisi Geçici Komisyonunca da

iştirak edilmiş olan kanun teklifinin gerekçesinde, demokrasi rejiminin her

çeşit maddi ve mânevi pürüzden arınmış olarak işleyebilmesinin temel

şartlarından birinin tek parti devrinin, Anayasa ve kanunların amaçlarına

aykırı hareket etmek suretiyle hâkim parti yararına faydalar sağlayan

tasarruflarının sonuçlarını tamamiyle tasfiye etmek ve diğerinin de rejimin

geleceğini bu çeşit hareket ve tasarruflara yol açacak her türlü eğilimleri

önleyebilecek tedbirleri almak olduğu bunlar yapılmadıkça vatandaşla Devlet

arasında bulunması zorunlu olan karşılıklı güyen ve dayanışmanın kurulmasına

imkân olamayacağı, zira Devletin en büyük görevinin hakkı savunma ve haksızlığı

önleme olduğu, Devletin meşruluğunu bu görevin yapılmasında gösterdiği kudret

ve ehliyet nisbetinde elde edeceği belirtildikten sonra eski iktidarın

faaliyetlerinin bu esasların ışığı altında incelemeye tabi tutulduğu zaman,

iktidarda bulunan parti yararına Devlete, özel idarelere, belediyelere ve köylere,

evkafa, iktisadi Devlet teşekküllerine karşılıksız veya sembolik denecek kadar

az bir bedelle taşınmaz mal ferağları yaptırılmış, örtülü ödenekten, il

bütçelerinden paralar verilmiş, tüzel kişiliği bile olmayan halkevlerine

sarfedilmek kaydiyle Devlet, belediye, köy ve vilâyet bütçelerinden ödenek

ayrılmış, içtimaî yardım diye bu kurumlardan para sağlanmış, içtimai konulara

sarf edilecek kaydiyle hayır cemiyetlerine bütçelerden ayrılan ödenek iktidar

partisi faaliyetlerine sarf ettirilmiş, halkevleriyle Cumhuriyet Halk

Partisinin bazı vergi ve resimlerden muaf tutulmasına dair kanunlar çıkarılarak

partiye imtiyazlar tanınmış ve daha bir çok dolambaçlı yollardan parti yararına

faydalar temin edilmiş olduğu belirtilerek herhangi siyasi bir kuruluşun iktidarda

bulunmasının sağladığı nüfuz ve otoriteyi kötüye kullanmak suretiyle haksız mal

ve menfaatler elde etmiş olması, karşısında bu iktisapları hakiki sahibi olan

millete geri vermeye yürürlükteki mevzuatın imkân verip vermediği konusu ele

alınmakta, bu tasarrufların şekle uy gün görülmesinin gayrimeşru olmalarına

engel teşkil etmiyeceği, bu sebeple söz konusu haksız iktisapların, bir İktidar

menfaatine bu sıfatla yapılmış kamu tasarrufları niteliğinde olduklarının

kabulü gerekeceği, bu tasarrufların iptali muhakkak kamu ve Anayasa hukuk

kurallarına göre düşünülmek gerekeceği, zira bu tasarrufların şekle

uygunluğunun inkâr edilemiyeceği ve bu yönden herhangi bir anlaşmazlığa konu

olamıyacaklarına göre yargı mercilerine gidilemiyeceği ve yine bu sebepledir ki

siyasi yollarla yapılan haksız iktisapların ancak siyasi yollarla ortadan

kaldırılabileceği sonucuna varılmakta ve bundan sonra birkaç ildeki parti

hesaplarının incelenmesinden elde edilen rakamlar ve bazı taşınmaz malların

almış bedelleri açıklanarak yukarıda özetlenen görüş ve düşüncelerin doğruluğu

belirtilmek inlenmektedir.

6195 sayılı kanunun l inci maddesi ile Cumhuriyet Halk Partisinin maddede gösterilen kamu idare ve kurumlarından her ne şekil ve suretle olursa olsun yani gerek bir bedel karşılığında, gerekse bağış ve yardım yolu ile karşılıksız olarak doğrudan doğruya ve dolayısiyle iktisap etmiş olduğu taşınır ve taşınmaz mallar ile hak ve alacakların haksız iktisap olduğu hükme bağlanmıştır.

Taşınır ve taşınmaz mallarla hak ve alacaklarının ne suretle iktisap edileceği Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Kanunundaki hükümlerle düzenlenmiştir. Bu hükümlere uygun olarak iktisap edilmiş olduğu tapu sicilli kayıtları ve zilyedlik ile sabit olan bir taşınır veya taşınmaz malın veya hak ve alacağın haksız iktisap edilmiş olduğu iddiası, ortaya normal olarak bir hukuk anlaşmazlığı çıkarır. Hukuk anlaşmazlıklarını çözmek ise yargı mercilerinin görevi içindedir.

334

sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, metne dâhil bulunan başlangıç kısmında bu

Anayasa'nın (İnsan hak ve hürriyetlerini, millî dayanışmayı, sosyal adaleti,

ferdin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı

mümkün kılacak demokratik hukuk devletini bütün hukuki ve sosyal temelleriyle

kurmak için) kabul edildiğini belirttikten sonra 2 nci maddesinde (Türkiye

Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,

millî demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.) hükmü ile devletimizin

bir hukuk devleti olduğunu ilân etmiştir. Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu

raporunda belirtildiği veçhile (Hukuk devletinin temel unsuru bütün devlet

faaliyetlerinin hukuk kurallarına uygun olmasıdır.) hukuk devleti, insan

haklarına saygı gösteren ve bu hakları koruyucu, âdil bir hukuk düzeni kuran ve

bunu devam ettirmeye kendini zorunlu sayan ve bütün faaliyetlerinde hukuka ve

Anayasa'ya uyan bir devlet olmak gerekir. Hukuk devletinde kanun koyucu organ

da dâhil olmak üzere, devletin bütün organları üstünde hukukun mutlak bir

hâkimiyeti haiz olması, kanun koyucunun yasama faaliyetlerinde kendisini

herzaman Anayasa ve hukukun üstün kuralları ile bağlı tutması lâzımdır. Zira

kanunun da üstünde kanun koyucunun bozamıyacağı temel hukuk prensipleri ve

Anayasa vardır ve kanun koyucu bunlardan uzaklaştığı takdirde meşru olmayan bir

tasarrufta bulunmuş olur.

Hukukun ana prensiplerine dayanmayan, devletin amacı ve varlığı sebebiyle bağdaşmayan ve sadece belli bir anda hâsıl olan geçici bir çoğunluğun sağladığı kuvvete dayanılarak çıkarılan kanunlar toplum vicdanında olumsuz tepkiler yaratır. Böyle bir kanun hukukun yüceliğini temsil etmez. Böyle bir kanunun kabulünü ve uygulanmasını hukuk devleti tasarrufu niteliğinde saymak da mümkün değildir. Bu bakımdan 6195 sayılı kanun, aşağıda belirtilen sebeplerle her şeyden önce Anayasamızın Türkiye Cumhuriyetinin bir hukuk devleti olduğu ilkesine aykırılık gösterir.

Anayasa'nın 4 üncü maddesi egemenliğin kayıtsız, şartsız Türk Milletinin olduğunu, milletin, egemenliğini Anayasa'nın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanacağını, egemenliğin kullanılmasının hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bakılamıyıcağını, hiçbir kimse veya organın kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamıyacağını açıklamıştır. Bu maddede anılan yetkili organlar, Anayasa'nın 5., 6. ve 7 nci maddeleri ile belli edilmiştir. Bu maddeler hükümlerine göre yasama yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisine, yargı yetkisi bağımsız mahkemelere aittir. Yürütme görevi de Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilir.

Mal ve mülk edinme hüriyeti, insan haklarının en esaslılarından biridir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 17 nci maddesiyle bu hakkı açıkladıktan sonra hiç kimsenin keyfî olarak mal ve mülkünden yoksun edilemiyeceğini ilân etmiştir. Bunun gibi devletimizin de 6366 sayılı kanunla katıldığı İnsan Haklarını ve Ana Hüriyetleri Koruma Sözleşmesine ek Protokolün l inci maddesinde her gerçek veya tüzel kişinin mallarının dokunulmazlığına riayet edilmesi hakkına sahip olduğu, herhangi bir kimsenin ancak kamu yararına olarak kanunun öngördüğü şartlar ve devletler hukukunun genel prensipleri içinde mülkünden yoksun edilebileceği açıklanmıştır.

6195 sayılı kanun bu hükümlerle karşılaştırılarak incelendiği zaman bu kanunun kamu yararına olarak geleceği düzenleyici, mücerret şahsi olmayan, genel hukuk kuralları koymadığı, aksine olarak yayımlanmasından önce kazanılmış hakları ortadan kaldıran Özel bir müsadere hükmü koyduğu ve Cumhuriyet Halk Partisini bir takım suçlamalarla mal ve mülkünden keyfî olarak yoksun etmek amacını taşıdığı açıkça görülmektedir. Bu tutum hukukun ana prensipleri ve Anayasa hükümleri ile bağdaştırılması mümkün olmayan keyfî bir tasarruftur.

Kanunun gerekçesi o tarihte Büyük Millet Meclisinde çoğunlukta bulunan partinin muhalifi olan Cumhuriyet Halk Partisinin geçmişteki bir takım tasarruflarının meşru olmadığı ve kanunsuzluğu iddiasını taşıyan suçlama niteliğindedir. Çoğunluğu elinde bulunduran iktidar partisi, bu suçlamalara dayanarak rakip siyasi partinin kendi yararına kamu tüzel kişilerinden haksız ve meşru olmayarak mallar ve menfaatler sağlamış olduğu gerekçesiyle sözü geçen kanunu kabul etmiş ve böylece bir taraftan davacı bir taraftan hâkim sıfatını takınarak kendi dâvasını kendisi karara bağlamıştır.

Su halde Anayasa'nın 7 nci maddesiyle bağımsız mahkemelere verdiği yargı yetkisi, yasama organı tarafından kullanılmış ve 4 üncü maddenin hiç bir organ tarafından kaynağını Anayasa'dan almadan bir devlet yetkisinin kullanılamıyacağı yolundaki hükmü Anayasa dışı bir tasarrufla zedelenmiştir.

Cumhuriyet

Halk Partisi iktidarda bulunduğu zaman kendi yararına bazı kanunsuz tasarruflar

yapmış ve kamu bütçelerinden belli maksatları gerçekleştirmek için yapılmış

olan yardımları amacından saptırarak parti yararına özel menfaatler sağlayacak

şekilde harcamış ise; bu kanunsuz işlemleri araştırıp soruşturmak ve doğruluğu

meydana çıktığı takdirde sorumlular hakkında gerekli kanuni kavuşturmaya

girişmek yürütme organının görevidir. Kanunsuz tasarrufların sorumlularını cezalandırmak

ve ziyaa uğratılmış olan kamu haklarını tanzim ettirmek de bağımsız

mahkemelerin yetkisi içindedir. Kamu ve Anayasa hukukunda yasama meclislerinin

yargı yetkisini Anayasa sınırları dışında kullanmasını meşru gösteren bir kural

yoktur. Kamu idare ve kurumlarına ait özel mülklerin kişilerce haksız olarak

mülk edinilmiş olması halinde ortaya çıkan hukuki anlaşmazlığın yargı

organlarınca çözümlenmesi gerekir. Bu malları kanunun gerekçesinde ileri

sürüldüğü üzere Cumhuriyet Halk Partisinin, nüfuz ve hâkimiyetine dayanarak

haksız ve meşru olmayan vasıta ve yollarla elde etmiş olup olmadığı da yargı

mercilerince takdir ve belli edilmek lâzımgelir. Her ne kadar kanunun

gerekçesinde Cumhuriyet Halk Partisinin haksız olduğu iddia edilen

iktisaplarının şekle yani yürürlükteki mevzuatın koyduğu esaslara uygunluğu

kabul edilerek herhangi bir anlaşmazlığa konu olamıyacakalarına göre yargı

mercilerine gidilemiyeceği ve bu sebeple siyasi yollarla yapılan haksız

iktisapların ancak siyasi yollarla ortadan kaldırılabileceği ileri sürülmüş ise

de; bu iddia, hukuk kavramı ile bağdaşabilen bir nitelik taşımamaktadır. Zira

âdil bir hukuk düzeni içinde her türlü iddiaların kanuni deliller ile yargı

mercileri önünde ispat edilmesi gerekir. Kanuni bir delile dayandırılmayan haksız

iktisap iddialarını, bu iktisapları kamu tasarrufları niteliğinde göstererek

bunların iptallerinin de mutlaka kamu ve Anayasa hukuku kaidelerine göre

düşünülmesi gerekeceği yolundaki düşüncelerle haklı göstermek mümkün değildir.

Bu gerekçe müsadere kararını örtmek için ileri sürülmüş, hukuk prensipleriyle

ilgisi bulunmayan iddialardan ibaret olup müsadere kararına hukuki bir nitelik

bahsedemez. Çünkü kamu tasarruflarının esas, maksat ve şekil yönlerinden kanuni

hükümlere uygun olup olmadığının takdiri ve gerekirse iptali yetkisi de yine

yargı mercilerine aittir.

Bu sebeple 6195 sayılı kanun, Anayasa'nın 4 ve 7 nci maddelerine aykırıdır.

6195 sayılı kanun, l inci maddesinde belirtilen kamu idare ve kurumlarından Cumhuriyet Halk Partisinin elde ettiği malları haksız iktisap olarak kabul eylediği halde, sadece bu malları Hazineye geçirtmekle yetinmeyip partinin kendi üyelerinden ve kamu idare ve kurumları dışında, üçüncü kişilerden özel hukuk kural ve usullerine göre iktisap etmiş olduğu mallar arasında Atatürk'ün bağış ve vasiyetleriyle partiye terk etmiş bulunduğu mallar hakkında da, l inci maddenin birinci cümlesiyle hükme bağlanan haksız iktisap iddiasını aşarak tam bir müsadere hükmü koymuştur.

Müsadere, Anayasa teminatı altındaki mülkiyet ve miras haklarını yok eden bir tasarruftur ve Anayasa'mızın 33 üncü maddesiyle bir ceza olarak konması dahi yasaklanmıştır.

Mülkiyet ve miras haklarını sosyal ve iktisadi haklardan saymış olan 334 sayılı Anayasamız da 36 ncı maddesiyle herkesin mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu ve bu hakların ancak kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği esasını kabul etmiştir. Halbuki 6195 sayılı kanunun gerekçesinde ileri sürülen iddialar olayda bir kamu yararının varlığını belirtmemektedir.

Ortada

bir kamu yararı bulunduğuna biran için yer verilse bile Anayasa'nın 11 inci

maddesi kamu yararıyla da olsa bir temel hak ve hürriyetin özüne

dokunulamıyacağını açıklamıştır. Sözü geçen kanun Cumhuriyet Halk Partisinin

gerek kamu idare ve kurumlarından gerekse özel kişilerden ve bu arada

Atatürk'ten vasiyet yolu ile iktisap ettiği bütün malları, para, hak ve

alacakları hiçbir ayırma yapmaksızın ve bedelini peşin ödemeksizin toptan

Hazineye geçirtmekle mülkiyet hakkını tamamiyle yok eden bir durum yaratmış ve

Atatürk'ün vasiyetini iptal etmiştir. Vasiyet de mülkiyet ve miras haklarının

tabii sonucu olmak itibariyle bu hal Anayasa'nın 36. ve 11 inci maddelerine

açıkça aykırılık teşkil eder. Her nekadar kanunda Atatürk'ün vasiyetinin

iptaline dair bir hüküm yer almamış ise de, kanunun kabulündan önce Atatürk'ün

vasiyeti ile Cumhuriyet Halk Partisinin mülkiyetine geçmiş olan mallar hakkında

kanunda bir ayırma yapılmayarak partinin o zaman malik olduğu bütün taşınır ve

taşınmaz mallar ile para, hak ve alacakları Hazineye geçirtmekle sözü edilen

vasiyetle partinin mülkiyetine girmiş olan mallar ve haklar dahi bu arada

Hazineye geçmiş ve bu mallarla partinin ilişiği kesildiği gibi vasiyet

hükümleri uyarınca gelirden bazı gerçek ve tüzel kişilere verilmesi gereken

para ve hakların Cumhuriyet Halk Partisi tarafından yerine getirilmesine imkân

kalmamıştır. Bunun da vasiyetin iptalinden başka anlam taşımadığı açıktır.

Bu bakımlardan 6195 sayılı kanunun l inci -maddesi Anayasa'nın 2., 4., 7., 11. ve 36 ncı maddelerine aykırıdır. Kanunun 2 - 10. maddeleri ayrı ayrı incelendikleri takdirde Anayasaya aykırı bir hüküm kapsamamakla beraber hükümleri birinci maddeye bağlı olup onun uygulanmasını sağlamayı hedef tuttuğundan ve müstakil bir anlam taşımadığından kanunun tümü Anayasa'nın yukarıda anılan maddeleri hükümlerine aykırı niteliktedir; ve bu sebeple tümünün iptali gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

SONUÇ

Bu sebeplerden ötürü 6195 sayılı kanunun tümünün, Anayasa.nın 2., 4., 7, 11. ve 36 ncı maddelerine aykırı olduğundan iptaline 11/10/1963 gününde oybirliği ile karar verildi.

Başkan

Sünuhi Arsan

Üye

Osman Yeten

Üye

Rifat Göksu

Üye

İsmail Hakkı Ülkmen

Üye

Lütfi Akadlı

Üye

Şemsettin Akçoğlu

Üye

İhsan Keçecioğlu

Üye

Celâlettin Kuralmen

Üye

Yekta Aytan

Üye

Hakkı Ketenoğlu

Üye

Fazıl Uluocak

Üye

Ahmet Akar

MUHALEFET

ŞERHİ

Bu dosya ile açılmış bulunan iptal dâvasının konusu olan 14/12/1953 günlü ve 6195 sayılı kanunun birinci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan ve kanunun esas itibariyle Anayasa'ya aykırı kısmını teşkil eden (... Bu sebeple mezkûr partinin bu kanunun mer'iyete girdiği tarihte malik olduğu bütün menkul ve gayrimenkul mallarla para, haklar ve alacaklar vesair kıymetler Hazine mülkiyetine intikal eder.) hükmünün özel bir niteliği bulunmaktadır.

Buna göre kanunun yürürlüğe girdiği tarih olan 16 Aralık 1953 gününde C. H. Partisinin sahibi bulunduğu bütün menkul ve gayrimenkul mallarla her türlü haklar ve kıymetler Hazine mülkiyetine geçmiş ve o günden itibaren bunlar Hazinenin malı olmuş bulunmaktadır.

Kanunun 2 nci maddesiyle Hazineye tanınmış olan el koyma yetkisi ve 3 üncü maddesinin tapuya tescil muameleleri ile ilişkin hükümleri; l inci maddesinin yukarıda yazılı olan hükmü ile mal sahibi durumuna geçirilmiş olan Hazineye, kanunun tatbikatını kolaylaştırmak üzere tanınmış olan bir takım yetkilerden ibaret bulunmaktadır. Yani gerek 2 nci maddedeki el koyma yetkisi, gerekse 3 üncü maddedeki tapuya tescil işlemi, bu malların mülkiyetinin Hazine üzerine geçmesini sağlayan muameleler olmayıp l inci maddenin söz konusu hükmünün neticesi olarak kanunen Hazineye geçmiş bulunan mülkiyet hakkının fiili neticelerini tamamlamaya matuf fer'i muamelelerden ibaret bulunmaktadır.

Nitekim,

ilişkin olduğu hükümler bakımından yalnız bu konuya münhasır olmak üzere bir

benzerlik gösteren ve 31/Temmuz 1963 günlü ve 11468 sayılı Resmî Gazete'de

yayınlanmış bulunan 23/Nisan 1963 günlü ve 1963/41-94 sayılı Anayasa Mahkemesi

kararında; 6 Ağustos 1340 tarihinden evvel firari veya mütegayyip duruma girmiş

bulunan kişilerin mallarının Hazineye geçmesini öngören 13 Eylül 1331 günlü

geçici kanunla 15 Nisan 1339 günlü ve 333 sayılı kanunların; firari veya

mütegayyip şahısların mallarını, bu durumlara geçtikleri andan itibaren

Hazinenin mülkiyetine geçirmekte olduğu, bu kanuni intikal muamelesi karşısında

fiili müdahaleyi tazammun eden el koyma muamelelerinin mülkiyetin nakli

bahsinde herhangi bir tesiri olmadığı belirtilmiş bulun maktadır.

Bu itibarla 6195 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği tarihte C. H. Partisinin uhdesinde bulunmakla beraber her nasılsa o tarihlerde fiili olarak Hazinenin eline geçmemiş bulunan malların mevcudiyeti halinde bunların, şimdi veya gelecekteki bir tarihte haber alınmaları üzerine Hazine tarafından el konularak fiilî tasarruf altına alınabilmeleri, bu malların mülkiyetinin de el koyma tarihinde Hazine üzerine geçmesi mânasında olmayıp, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten beri esasen Hazinenin mülkü olmuş bulunan mallardan mal sahibinin fiilî olarak faydalanmağa başlaması mânasını tazammun eder.

Bu açıklamalardan çıkarılmak istenen netice şudur :

C. H. Partisinin mallarının mülkiyetinin belirtilmiş bir kamu yararı bulunmadan, sahibinin rızası alınmadan ve değer bedeli de ödenmeden Partiden alınarak Hazine üzerine geçirilmesi, yani adı geçen partinin mallarının hazine lehine olmak üzere kanunla müsadere edilmesi işi, 16 Aralık 1953 tarihinde meydana gelmiş ve hukuki neticelerinide o tarihte doğurmuş, diğer bir ifade ile muamelenin başlaması, cereyanı ve bitmesi aynı anda olmuş ve tamamlanmıştır.

Bu suretle, 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına aykırı olan bu hüküm Anayasanın yürürlüğünden 8 sene evvel hukukî neticelerini aynı anda doğurmuş ve bitirmiştir. Bu bakımdan söz konusu hükmün, o tarihten sonra (Ve tabiatiyle yeni Anayasamızın yürürlüğünden sonra) C. H. Partisi tarafından iktisap edilmiş ve edilecek olan mallara uygulanması bahis konunu değildir.

Bu suretle tesir ve neticesini, yeni Anayasa'nın yürürlüğünden 8 sene evvel göstermiş olan bu hükmün artık o tarihten sonra veya bu gün için veya gelecekte, herhangi bir uygulama yerinin ve konusunun kalmadığı belirmektedir.

Bu durumdaki bir kanun hakkında, Anayasaya aykırılığı sebebiyle, iptal dâvası açılabilmesine ise Anayasanın geçici 9 uncu maddesi müsait bulunmamaktadır.

Zira Anayasanın geçici 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasında aynen şöyle denilmektedir.

"Anayasa Mahkemesinin görevine başladığı tarihte yürürlükte olan herhangi bir kanun hakkında, bu Anayasaya aykırılığı iddiasiyle iptal dâvası açılabilir."

Görülüyorki Anayasa koyucu, Anayasanın yürürlüğünden evvel çıkarılmış bulunan kanunların iptal dâvasına konu olabilmelerinin tâbi bulunduğu esasları Anayasanın yürürlüğünden sonra kabul edilecek kanunların iptal dâvasına konu olabilmeleri hususunda koyduğu umumi esaslardan ayrı bir hükümle belirtilmektedir. Bu durum karşısında 6195 sayılı kanunun söz konusu hükmünün yeni Anayasa'nın yürürlüğünden sonra, Anayasaya aykırı olarak çıkarılacak ve niteliği bakımından da bu kanuna benzer mahiyette bulunacak olan diğer bir kanun veya hüküm ile Anayasaya aykırılıklarının çözümü bakımından, kıyaslanması caiz değildir.

Zira yeni Anayasadan sonra kabul edilecek olan böyle bir kanun, yürürlükteki Anayasa hükümlerine aykırı olarak doğmuş ve onu ihlâl eden bir hukuki netice yaratmağı hedef tutmuş olacaktır. Binaenaleyh böyle bir kanunun, tesir ve neticesi aynı anda doğmuş ve bitmiş olsa bile, Anayasaya aykırılığının ileri sürülmesi ve incelenmesi tabiidir. Esasen kanunların Anayasaya aykırılık halinin yargı denetimine tabi tutulmasının maksadı da budur.

Fakat yukarıda da belirtildiği üzere yeni Anayasanın yürürlüğünden evvelki kanunlar bakımından durum farklıdır.

Zira yukarıya aynen alınmış bulunan Anayasanın geçici 9 uncu maddesi hükmüne göre, eski kanunlar hakkında iptal dâvası, mülga Anayasaya aykırılık sebebiyle değil, 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına aykırı olması halinde açılabilir. Keza yeni Anayasadan evvel yürürlüğe girmiş bulunan bir kanun hakkında iptal dâvası, açılabilmesi için o kanunun, Anayasa Mahkemesinin görevine başladığı tarihte yürürlükte olması lâzımdır.

Açıkça görüldüğü üzere bu madde, eski kanunlar hakkında iptal dâvası açılabilmesini, Anayasa Mahkemesinin görevine başladığı 28 Ağustos 1962 tarihinde yürürlükte olmasına, yani bu tarihten sonra doğacak olaylara uygulanabilecek nitelikte hükümleri ihtiva etmesine bağlı bulundurmuştur.

Her

ne kadar 6195 sayılı kanunun bahis konusu hükmünün ilga edilmek suretiyle

yürürlükten kaldırıldığı hakkında açık veya kapalı bir hüküm mevcut değildir.

Bu bakımdan yürürlüğe gidiği 16 Aralık 1953 tarihinde, hukuken tamamlanmış

bulunan, C. H. Partisinin mallarının Hazinenin mülkiyetine geçmesi keyfiyetinin

kanuni dayanağı olmak sıfatiyle halen kanun niteliğini muhafaza etmektedir.

Ancak, yukarıda da belirtildiği üzere bu hükmün, bu gün için C. H. Partisinin

herhangi bir malının mülkiyetinin Hazine üzerine geçirilmesi olayım meydana

getirmesi imkânı da mevcut değildir. Bu bakımdan 6195 sayılı kanunun birinci

maddesinin bahse konu hükmü, 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının

yürürlüğünden sonra yeni bir mülkiyet nakli muamelesini meydana getiremiyeceği

cihetle tatbikatta Anayasa hükümleriyle herhangi bir çatışmaya sebep olamaz. Bu

itibarla sözü geçen hükmün durumu, yürürlükten kalkmış bulunan bir kanun

hükmünden farksızdır. Böyle bir hükmün, yani herhangi hukuki bir olay doğurması

ve binnetice Anayasa hükümlerini ihlâl etmesi imkânı kalmamış olan bir kanun

hükmünün Anayasa'ya aykırı, olup olmadığını araştırmağa da yer yoktur.

Nitekim

Kanunu Medeninin sureti mer'iyet ve şekli tatbiki hakkındaki 29 Mayıs 1926

günlü ve 864 sayılı kanunun 9 ve 16 ncı maddelerile Medeni Kanunun

yürürlüğünden evvel vâki olmuş evlenmeler ve ölüm olayları sebebiyle meydana

gelecek evlilik ve miras işlerinde eski hükümlerin uygulanmaya devam edileceği

kabul edilmiş olduğu cihetle bu konulardaki eski hükümler, o tarihlerde meydana

gelmiş ve neticelerini doğurmuş ve bitirmiş ve binnetice müktesep bir hak tesis

etmiş olan olaylar hakkında, o tarihlere muzaf olmak üzere, uygulana

gelmektedir. Binaenaleyh bu hükümler ele alınarak ve halen uygulanmakta

oldukları ileri sürülerek bunlardan eski evlenme akitlerinin Anayasanın 2 nci

maddesindeki lâiklik esasına ve kız erkek arasındaki farklı miras esasının keza

Anayasanın 12 nci maddesindeki (Eşitlik) ilkesine aykırılığından bahisle

iptallerinin istenilmesi nasıl mümkün değilse 6195 sayılı kanunun, 16 Aralık

1953 gününde hukuki neticesini doğurmuş ve C. H. Partisinin mallarının Hazinece

iktisap edilmesi kanuni durumunu yaratarak Hazine lehine münktesap bir hak

tesis etmiş bulunan bahse konu "hükmünün, o tarihe muzaf olmak üzere bugünkü

uygulamanın mesnedini teşkil ettiği ve binaenaleyh yürürlükte bulunduğu

gerekçesiyle iptal dâvasına konu olması da mümkün değildir.

Diğer taraftan Anayasa'nın 152 nci maddesi hükmü, açık olarak Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümüyeceğini ifade etmektedir.

Yukarıda da belirtildiği üzere 6195 sayılı kanunun birinci maddesinin bahis konusu hükmü, 1953 yılının Aralık ayının 16 ncı günü tesirini yapmış ve bitirmiş olduğuna göre bu hüküm hakkında iptal kararı verilmesi, o tarihte neticelenmiş bu muameleye ait bir hüküm, bugünkü Anayasa bakımından yargılanması ve binnetice geriye yürüyecek nitelikte bir karar verilmesi sonucunu doğurur. Bu kararın; geriye yürümesi bahis konusu olamıyacağına ve söz konusu kanun hükmünün başkaca uygulanması imkânı olmadığından geleceğe de bir tesiri bulunamıyacağına göre mahkememiz Anayasaya aykırılık bakımından netice göstermiyecek bir işle meşgul olmuş duruma düşer.

Bundan

başka, evvelce Hazine tarafından el konulmamış olması muhtemel olan mallara

halen el koyma imkânının bulunması, yukarıda da belirtildiği üzere, mülkiyet

hakkında bu defakî el koyma tarihinde Hazine uhdesine geçirilmesi mânasında

olmayıp l inci madde ile esasen 1953 tarihinde mal sahibi kılınmış olan

Hazineye tanınmış fiilî bir takım yetkilerden ibaret olduğundan, mahkememizin

bu konuda ittihaz edeceği iptal kararının bu gibi olaylara uygulanabileceği,

yani bu gibi malların mülkiyetinin Hazine üzerine geçirilmesini önliyeceği

düşüncesi de evvelce Hazineye geçerek tekemmül etmiş bulunan mülkiyet hakkının

bu kere bozulması ve netice itibariyle Anayasa Mahkemesinin iptal kararının

geriye yürütülmesi sonucunu doğurur ve Anayasa'ya aykırı olur.

Filhakika

Anayasa Mahkemesi, vereceği kararların, mahiyetleri itibariyle geriye tesir

edici bir hüküm taşımamaları kaydiyle, tatbikatçılar ve diğer merciler

tarafından geriye yürüyecek surette tatbik edilip edilemiyeceği üzerinde

durmakla mükellef değildir. Ancak bunun, mahkememizin vereceği kararın

kendisinin, geriye yürüyecek nitelikte olması haliyle karıştırılmaması

lâzımdır. Nitekim, bu dâvada olduğu gibi, mahkememizin vereceği kararın

konusunun; bir kanunun, devam etmekte ve daha da devam edecek olan hükümlerinin

halen veya gelecekteki uygulamaları ile ilgili olmayıp tamamen geçmişte ceryan

etmiş hâdiseleri ve bir kanunun geçmişteki tatbik edilmiş bulunan hükümlerini

hedef tutması halinde, o hükümlerin iptali hakkında verilecek karar

kendiliğinden geriye yürüyecek bir nitelik taşımakta olacağından, bu gibi

hallerde Anayasa Mahkemesinin kendisi de, Anayasa'nın 152 nci maddesi hükmünü

gözönünde tutmak mecburiyetindedir. Zira sözü geçen 152 nci maddenin,

tatbikatçıları vesair mercileri, Anayasa Mahkemesi kararlarını geriye yürütecek

surette uygulamaktan men ettiği hususunda nasıl herhangi bir tereddüt

gösterilmiyorsa bu maddenin bizzat Anayasa Mahkemesini de, geriye yürütmek

suretiyle tesir gösterecek nitelikte karar vermekten evleviyetle menetmekte

olduğu hususunda tereddüde düşünülmemek icap eder. Aksini düşünmek Anayasa'nın

152 nci maddesinin hem açık ifadesine, hem de maksat ve ruhuna uygun düşmez.

Mahkememiz bu kararı ile, bir taraftan Anayasadan evvel hükmünü yitirmiş bir kanun hakkında ve o kanunun Anayasadan evvel meydana gelmiş olan neticesi ve tesirlerini giderici nitelikte karar vermekte, ve diğer taraftan da bu kararın Anayasa'nın 152 nci maddesi karşısındaki durumu, yani geriye yürüyüp yürümiycccği hususu, üzerinde durmanın, görevi dışında olduğunu ifade etmektedir ki çelişme halinde bulunduğu meydanda olan bu yoldaki bir düşünüşün, hem birbiriyle, hem de Anayasa'nın yukarıda açıklanan 152 nci ve geçici 9 uncu maddelerinin hükümleriyle uzlaştırılması mümkün görülmemektedir.

Bu sebeplerle istem hakkında mahkememizce bir karar verilmesi gerekmediğinden dâvanın evvelemirde usule ilişkin olan bu noktadan red olunması icap eder.

Bu yüzden kararın bu konu ile ilgili kısmına muhalifim.

Üye

Lütfi Ömerbaş

Üye

Muhittin Gürün

Üye

Ekrem Tüzemen

MUHALEFET

ŞERHİ

6195

sayılı kanunun birinci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi (Bu sebeple

mezkûr partinin bu kanunun mer'iyete girdiği tarihte malik olduğu bütün menkul

ve gayrimenkul mallarla para, haklar ve alacaklar vesair kıymetler Hazine

mülkiyetine intikal eder) ibaresini taşımaktadır. Bu ifade, kanunun muayyen bir

maksatla ve gayrımeşru iktisap edilmesi sebebine dayanılarak Halk Partisinin

mal ve haklarının Hazine mükiyetine intikal ettirilmesi amacı ile çıkarıldığını

göstermekte ve kanunun yürürlüğe girmesiyle de bütün mal ve haklar Hazineye

geçtiğine göre kanunun maksadı neşriyle birlikte gerçekleşmiş bulunmaktadır.

Kanunun diğer hükümleri intikal hükmünün istisnalarını, intikalin şekil ve

şartlarını açıklıyan hükümler olup Anayasa'ya muhalefetleri bahse konu

bulunmamaktadır. Haklı veya haksız kazanıldığı kazai kararlarla tesbit

edilmeden yasama organının tasarrufu ile Halk Partisi mallarının alınması

hususu Anayasa hükümlerine aykırı olup bu babdaki hüküm de birinci maddenin

parantez içindeki kısmında yer almakta ve bu cümlenin hüküm ve maksadı ise

kanunun mer'iyeti ile tahakkuk etmiş ve bundan sonra maddenin bu hükmünün

tatbikine imkân kalmadığı görülmektedir. Kanunun birinci maddesinin Anayasa'ya

aykırı olan birinci fıkrasının ikinci cümlesi zımnı şekilde müddetli olan

kanunlar cümlesindendir. Anayasa'nın geçici 9 uncu maddesinin 2 nci fıkrası ise

Anayasa Mahkemesinin görevine başlamadan önce çıkarılmış kanunlar hakkında

iptal dâvası açılabilmesini, iptale konu olacak kanunun yürürlükte bulunması

esası ile kayıtlanmıştır. 6195 sayılı kanunun birinci maddesinin Anayasa'ya

aykırı olan ikinci cümlesindeki hükmü, kanunun yürürlüğe girmesi ile hükmünü

icra ederek mer'iyeti kalmadığına nazaran işbu kanun aleyhindeki iptal

dâvasının reddi lâzım gelir kanaatindeyim.

Usule müteallik bu gereğe riayet edilmemiş olması sebebiyle muhalif ve iptal kararında sayın heyetle beraberim.

Üye Muhittin Gürün Üye Hakkı Ketenoğlu

Anayasa Mahkemesi, E. 1963/124, K. 1963/243, 11 Ekim 1963 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İnceleme
  4. Gerekçe
  5. Muhalefet
  6. Şerhi
  7. Muhalefet
  8. Şerhi
  9. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1963/124
Karar No
1963/243
Tarih
11 Ekim 1963

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1963/324 K.1963/240
  • AYM Norm Denetimi E.1963/323 K.1963/239
  • AYM Norm Denetimi E.1963/325 K.1963/241
  • AYM Norm Denetimi E.1963/326 K.1963/242
  • AYM Norm Denetimi E.1963/172 K.1963/244
  • AYM Norm Denetimi E.1963/158 K.1963/251

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.