İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1967/9 K.1967/41

Karar tarihi:21/11/1967

Esas1967/9Karar1967/41Tarih21 Kasım 1967Okuma18 dk · 3.652 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
21 Kasım 1967
Esas No
1967/9
Karar No
1967/41
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.652 kelime·18 dk okuma·7 bölüm

Karar tarihi:21/11/1967

Resmi Gazete tarih/sayı:18.6.1968/12927

İtiraz eden : Kurucaşile Sulh Ceza Mahkemesi.

İtirazın konusu : 1322 sayılı Kanunun 11. maddesi ile 5617 sayılı Kanunun 18. maddesinin 1322 sayılı Kanuna gönderme yapan hükmünün Anayasa'nın 12. maddesine aykırılığı nedeniyle iptaline karar verilmesi istenmiştir.

Olay :

Başkanın sahip olduğu Karasığır büyükbaş hayvanı lüzumuna göre açıkta bırakılan yerden çalmaktan sanık kişiler hakkında C. Savcılığınca düzenlenen iddianame ile bunların, eylemlerine uygun düşen T. C. K. nun 491/5, 525, 5617 sayılı Kanunun 13. maddeleri gereğince cezalandırılmaları için kamu dâvası açılmıştır.

İlk inceleme :

Anayasa Mahkemesi içtüzüğünün 15. maddesi uyarınca yapılan ilk incelemede, dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından esasın incelenmesine 24/2/1967 gününde karar verilmiştir.

Esasın İncelenmesi :

İncelenmesine ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri,

Anayasa'nın konu ile ilgili hükümleri ve bunların gerekçeleri okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :

İtiraz Konusu Kanun Maddeleri :

Kanunların ve nizamnamelerin sureti neşri ve ilânı ve mer'iyet tarihi hakkındaki 28/Mayıs/1928 günlü ve 1322 sayılı Kanunun 11. maddesi şöyledir :

"Cezaya, vergiye, askerliğe ve halkı alâkalandıran diğer hususlara ait kanun, nizamname vesaire derhal şehir veya kasabalarda mutad veçhile belediyeler ve köylerde muhtarlar vasıtasıyla ilân ettirilir. Ve keyfiyet zabıt varakası ile tespit edilerek dosyasında saklanır."

Hayvan hırsızlığının men'i hakkındaki 22/Mart/1950 günlü ve 5617 sayılı Kanunun 18. maddesi de şöyledir :

"Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve ilânı hususunda 1322 sayılı Kanunun 11. maddesi uygulanır."

Dayanılan Anayasa Maddesi :

"Madde 12 : Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiç bir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz."

Gerekçe :

l- 28 Mayıs 1928 günlü ve 1322 sayılı Kanunun 1. 4. maddeleri birinci bölümde, ondan sonraki maddeleri de ikinci bölümde yer almıştır. Birinci bölüm, (Resmî Gazete ile neşri mecburî mevad, kanunların ve nizamnamelerin mer'iyet tarihi) başlığını ikinci bölümünde (kanun ve nizamnamelerin tab'ı ve tevzileri) başlığını taşımaktadır.

Birinci bölümün 3. maddesinde "Kanun ve nizamnameler metinlerinde başka suretle sarahat bulunmadığı takdirde, Resmî Gazete ile neşrini takip eden günün başlangıcından hesap edilmek üzere 45 inci günün hitamından itibaren, Türkiye'nin her tarafında aynı zamanda mer'i olur." denilmektedir.

Görülüyor ki, kanun ve tüzüklerin yürürlük tarihleri hakkında 1322 sayılı Kanuna açık hüküm konulmuştur. 11. maddenin yer aldığı bölümün başlığından, bu maddeden önce ve sonra gelen maddelerin birlikte incelenmesinden, anılan maddede öngörülen ilân hükmü ile halkın belli konularda uyarılması ereğinin güdüldüğü ve böylece 11. maddenin bir yürürlük koşulu getirmediği meydana çıkmaktadır. O halde, bir kanunun 11. madde uyarınca yurt içinde ayrı ayrı zamanlarda ilân edilmiş yada hiç ilân edilmemiş olması o yasa'nın yayım gününde yürürlüce girmesine engel olamıyacağından uygulama bakımından bireyler arasında eşitsizlik meydana geleceği kabul edilemez. Bu nedenlerle itiraz yerinde değildir.

2-

5617 sayılı Kanunun 18. maddesinin itiraz konusu "... ve ilânı hususunda

1322 sayılı Kanunun 11. maddesi uygulanır." hükmüne gelince; görüşmeler

sırasında, kimi üyeler bu hüküm maddeye konulmuş olmasa idi dahi, söz konusu

11. maddenin buyurucu hükmü uyarınca, kanunun ilân edilmesi gerekli olduğunu,

kanun koyucunun bu hükmü maddeye eklemekle gereksiz bir tekrara yer vermiyeceği

gözönünde tutulursa, anılan hükümle Resmî Gazete'de yayını koşuluna ek bir

yürürlük koşulu öngörmüş bulunduğunu, Yargıtay içtihatlarına göre kanunun

uygulanmasında da bu görüşün benimsendiğini uygulama alanında belirdiği üzere

çeşitli nedenlerle ilân koşulunun gerçekleşmemesi yüzünden, kimi yerlerde

yürürlüğe girmeyen kanunun o yerlerde uygulanmadığını ve böylece aynı hukukî

durumdaki kişiler arasında eşitsizliğe yol açan hükmün Anayasa'nın 12.

maddesine aykırılığı nedeni ile iptali gerektiğini ileri sürmüşlerdir.

Bu görüş, çoğunlukça benimsenmemiştir. Şöyle ki :

Bir

kez, itiraz konusu hükümle, Resmî Gazete'de yayın yolu ile yürürlük koşuluna

bir de, ilân yolu ile yürürlük koşulu eklenerek bir kanun için aynı maddede iki

yürürlük koşulunun öngörüldüğünü kabule her şeyden önce, maddenin yazılışı

engel bulunmaktadır. Gerçekten, kanunun yayımı tarihinde yürürlüğe gireceğini

belirten hükümle ondan sonra gelen "... ve ilânı hususunda 1322 sayılı

Kanunun 11. maddesi uygulanır." hükmü arasında yürürlük koşulu bakımından

bir bağlantı kurmak olanağı yoktur. Az önce de açıklandığı üzere 11. madde ile

bir yürürlük hükmü değil uyarma hükmü konulmuştur, îtiraz konusu hükümde yer

alan sözlerle, bu maddeye açık bir gönderme yapılmış, ve o hükmün uygulanacağı

belirtilmekle yetinilmiş bulunduğundan, burada dahi ilân yolu ile halkın

uyarılmasının hedef tutulduğu anlaşılmakta, ve başka bir biçimde yorum, hükmün

yazılışına uygun düşmemektedir.

Öte yandan, kanunların yorumlanmasında kanun koyucunun ereğine göre yorum, bu gün gerek doktrinde gerek uygulama alanında benimsenen bir yorum kuralıdır. Tasanda bulunmadığı halde, sonradan eklenen ilân hükmüne ilişkin Adalet Komisyonu gerekçesinde, "... kanunun yayımına teallûk eden 17. maddede (Kanun madde 18) köylerimizde bu hükümlerin iyice duyurulmasını temin maksadı ile ilânın 1322 sayılı Kanunun 11. maddesinde yazılı şekilde olması maksada daha uygun mütalâa olunmuştur..." denilmektedir.

Görülüyor ki, hükmün maddeye konulması ile yürürlüğe girmesinden önce hayvan çalma suçlarına verilen cezaların bu kanunla bir kaç katına çıkarılması karşısında, 1322 sayılı Kanunun 11. maddesinin uygulanmasında belirmiş olan aksaklıklara meydan verilmemesi duyurma ve uyarma hükmünün her halde uygulanması ereğinin güdüldüğü anlaşılmakladır. O halde, anılan hükmün bir yürürlük koşulu olarak yorumlanması kanunların, kanun koyucunun ereğine göre yorumlanması kuralına da uygun değildir.

Burada bir kanun hükmünün Yüksek Mahkemelerce uygulanış veya yorumlanış biçiminin kanunların Anayasa'ya uygunluğunun denetiminde bağlayıcı nitelikte olup olmadığına da değinmek yerinde olacaktır.

Anayasa

Mahkemesinin, Anayasa denetimi görevini yaparken bir kanun hükmünün Yüksek

Mahkemelerce uygulanmasında benimsenen içtihatlarla bağlı olduğunu gösteren bir

hüküm ne Anayasa'da ne de Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkındaki 44 sayılı Kanunda yer almıştır. Esasen Yüksek Mahkeme içtihatlarının

değişmez olmadığı, zaman zaman, içtihat değişikliklerinin meydana geldiği,

Yüksek Mahkeme Daireleri ile Genel Kurul kararlarının aynı kuruluş içindeki

diğer daireleri dahi bağlayıcı niteliği bulunmadığı gözönünde tutulunca,

bunların, Anayasa Mahkemesini bağlayıcı olduğunu ileri sürebilmek için haklı

bir hukukî neden gösterilemez. Bu açıklamalardan şu sonuç çıkmaktadır: Anayasa

Mahkemesi, gerek iptal gerek itiraz yolu ile Anayasa'ya aykırılığı öne sürülen

bir kanun hükmünün anlamını, kendi hukuk anlayışı açısından incelemeli ve o

hükmün bu anlam içinde Anayasa'ya uygunluğu denetlenmelidir.

Açıklamaların tümü özetlenirse, 5617 sayılı Kanunun 18. maddesinde yer alan itiraz konusu hüküm, bir yürürlük koşulu değildir. Kanun Resmî Gazete'de yayınlanmakla yürürlüğe girmiş ve her yerde uygulama olanağı doğmuştur. 1322 sayılı Kanunun 11. maddesine göre ilân yapılmış olup olmaması yasa'nın uygulanmasına engel bulunmadığından hukukî durumları aynı olan kişiler arasında bir eşitsizlikten de söz edilemez. Bu nedenlerle itirazın reddi gerekir. Üyelerden Salim Başol, Celâlettin Kuralmen ve Muhittin Gürün bu görüşe, Üyelerden Fazlı Öztan ve Recai Seçkin gerekçeye katılmamışlardır.

Sonuç:

1- 1322 sayılı Kanunun 11. maddesine yöneltilen itizarın reddine oybirliğiyle;

2- 22 Mart 1950 günlü ve 5617 sayılı Kanunun 18. maddesinde yer alan "... ve ilâm hususunda 1322 sayılı Kanunun 11. maddesi uygulanır." şeklindeki hükme yöneltilen itirazın reddine Üyelerden Salim Başol, Celâlettin Kuralmen ve Muhittin Gürün'ün esasta, Fazlı Öztan ve Recai Seçkin'in gerekçede karşı oylarıyla ve oyçokluğu ile 21/11/1967 gününde karar verildi.

Başkan

İbrahim Senil

Başkanvekili

Lütfi Ömerbaş

Üye

Salim Başol

Üye

Feyzullah Uslu

Üye

A.Şeref Hocaoğlu

Üye

Fazlı Öztan

Üye

Celâlettin Kuralmen

Üye

Hakkı Ketenoğlu

Üye

Sait Koçak

Üye

Muhittin Taylan

Üye

İhsan Ecemiş

Üye

Recai Seçkin

KARŞIOY

YAZISI

l-

Anayasa Mahkemesi de bir mahkeme olmak dolayısıyla Anayasa'nIN 132.

maddesindeki (Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar. Anayasa'ya, kanuna, hukuka

ve vicdanî kanaatlarına göre hüküm verirler.) hükmüne göre görevli mahkemelerin

verdikleri kararlarda benimsedikleri yorumlara yabancı kalamaz. Anayasa

hükmündeki (Hukuk) sözünün kapsamına mahkemelerin verdikleri kararlarda sürekli

olarak benimsenen yorumlar da girer. Ceza Genel Kurulunun bir olayda verdiği

karara uygun olarak, hayvan hırsızlığı suçuna ilişkin mahkeme kararlarını

inceleyen Yargıtay Daireleri, hayvan hırsızlığına ilişkin yasanın 1322 sayılı

Yasanın 11. maddesine göre halka duyurulmuş olmasını, o yasanın bir yürürlük

koşulu olarak, aramaktadırlar. Eğer bu durum Anayasa'ya aykırı ise, Anayasa'ya aykırı

yasa kurallarının ortadan kaldırılmasını sağlamak için kurulmuş bulunan Anayasa

Mahkemesinin iptal kararı vererek Anayasa'ya aykırı bir durumu ortadan

kaldırması, Mahkemenin görevi gereğidir. Anayasa Mahkemesi bir yasanın

Anayasa'ya uygun olup olmadığını, o yasayı kendi anlayışına göre yorumladıktan

sonra belli edecektir; iptal kararı verirse yasa ortadan kalkar ve bu karar

herkesi bağlar; ancak, iptal kararı vermezse, bu kararın özel yasanın yorumuna

ilişkin bölümü, öbür mahkemeleri bağlamaz; çünkü, Anayasa Mahkemesi kararının

bağlayıcı niteliği taşıyan yanı, hüküm fıkrasıdır ki bu da iptale yer olmadığı

yolundaki sonuç bölümüdür yoksa yasanın şu veya bu anlama geldiği yolundaki

görüş değildir. Zira bu anlayış, kararın gerekçesidir, gerekçe ise karar demek

değildir ve bundan dolayı Anayasa'nın, Anayasa Mahkemesi kararlarını

bağlayıcılığına ilişkin 152. maddesinin son fıkrasının kapsamı dışında kalır.

Demek ki, Anayasa Mahkemesinin özel yasaları kendi hukuk anlayışına göre

yorumlaması yetkisi, başka mahkemelerin bu yasaların yorumu konusunda kökleşmiş

bir içtihadı sonunda Anayasa'ya aykırı yasal (Kanunî) bir durumun

gerçekleşmemiş olmasıyla sınırlıdır.

Anayasa

Mahkemesinin bu yetkisi salt olarak tanınırsa, bir-yasanın Anayasa'ya aykırı

biçimde yorumlanması sonunda (Bir Yüksek Mahkemenin kökleşmiş içtihatları

yüzünden) benimsenmiş bulunan Anayasa'ya aykırı yasal durumun hukuk düzeninde

sürüp gitmesini önlemek olanağı kalmaz. Bu konuda içtihadı birleştirme yoluyla

durumun düzeltilmesi hatıra gelirse de içtihadı birleştirme için birbirine

aykırı iki kararın verilmiş olması veya bir dairede kökleşmiş içtihada aykırı

bir çoğunluğun gerçekleşmiş olması gerektiği gibi içtihadı birleştirme kararını

verecek kurulun yasanın yorumunda Anayasa Mahkemesince Anayasa'ya uygun sayılan

anlamı benimseyeceği de kesinlikle bilinmez, o halde bu yol, aykırı kararlar

veya eskisine karşıt görüşü benimseyen yeni bir çoğunluğun bulunmaması halinde

kapalıdır ve bu yoldan gidilse bile, sonucun ne olacağı da belli değildir.

Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki mahkememizin, öbür mahkemelerin yasalara ilişkin yorumlarıyla salt olarak bağlı bulunmadığı yollu gerekçe, hukuka uygun değildir.

2- Bununla birlikte, yasanın özel duyurma koşulunun yerine getirilmiş olduğu durumlarda uygulanması, öbür durumlarda uygulanmaması, sanık yurttaşlar arasında bir ayıran gözetilmesi sonucunu doğurmakta ise de yalnızca bu ayırım, Anayasa'nın 12. maddesindeki yasa karşısında eşitlik ilkesine aykırılık meydana getirmeğe yetmez; çünkü mahkememizin bir çok kararlarında benimsendiği gibi, aynı durumda gözüken kimseler arasında ayırım yapılması için haklı bir neden bulunması eşitlik ilkesinin çiğnenmiş sayılmasına engel olur. (Örneğin Mahkememizin henüz yayınlanmamış olan 1966/11 esas, 1966/44 karar sayılı ve 29 / 11/1967 günlü kararın gerekçeler bölümü III d).

Burada özel duyurma işleminin yapılmamış olması, yasanın uygulanmaması için haklı bir nedendir; o halde inceleme konusu hükmün eşitlik ilkesine aykırı bir hüküm olduğu ileri sürülemez ve buna ilişkin itirazının bu yönden reddi gerektir.

Şunu hatırlatalım ki Anayasa'da yasaların yürürlüğe girmesi için Resmî Gazetey'le yayınlanmasının yeterli olduğu yollu bir hüküm bulunsaydı, o zaman bu hükme aykırılık söz konusu olabilirdi ama Anayasa'da yasaların yürürlüğü için yapılacak yayını sınırlandıran bir hüküm yoktur.

Sonuç:

Yukarıda (1) de yazılı nedenlerle 5617 sayılı Yasanın yorumunda Mahkememizin Yargıtay içtihatlarıyla bağlı bulunmadığı yollu gerekçeye karşıyım ve yine yukarıda (11 de) gösterilen nedenlerden ötürü, sözü edilen yasanın 18. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığı görüşündeyim.

Üye

Ahmet Akar

Üye

Halit Zarbun

Üye

Muhittin Gürün

Yukarıda yazılı düşüncelerle kararın gerekçesine muhalifim.

Üye

Resai Seçkin

MUHALEFET

ŞERHİ

l- Hayvan hırsızlığın 'in men 'i hakkındaki 22/3/1950 günlü ve 5617 sayılı Kanunun, yürürlük tarihini belirten, 18. maddesinde :

(Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve ilânı hususunda 1322 sayılı Kanunun 11. maddesi uygulanır.) denilmektedir.

Görüldüğü gibi bu maddeye, kanunların yürürlük maddelerinin düzenlenmesine genel olarak yer verilmekte olan hükümlerden çok değişik şekilde bir hüküm eklenmiş bulunmaktadır. Gerçekten, maddede yer alan (Ve ilânı hususunda 1322 sayılı Kanunun 11. maddesi uygulanır.) hükmü, adedi binleri aşan kanunlarımızın hiç birinde mevcut değildir.

Bu hükmün maddeye ekleniş sebebinin 1322 sayılı Kanunun 11. maddesine göre ilân yapılması hususunda ilgileri sadece uyarma maksadından ibaret bulunduğu görüşüne katılmak mümkün değildir. Zira böyle bir düşüncenin, (mevcut bir kanun hükmünü hatırlatmak için dahi kanun yapılması) gibi, yasama çalışmalarında hiçte adet olmayan bir usule bu kanunda müracaat edilmiş olmasını izah edecek kandırıcı bir niteliği yoktur.

Gerçekten

kanunların yapılmasında hiç başvurulmamış olan böyle bir düzenleme tarzına

sebep olarak, mevcut kanun hükmünün .sonraki bir kanun hükmü ile hatırlatılmak

istenilmiş olmasının gösterilmesi, kandırıcı olmaktan uzaktır. Çünkü sözü geçen

1322 sayılı Kanun, (Kanunların ve nizamnamelerin sureti neşir ve ilânı ve

mer'iyet tarihi hakkında) olup 11. maddesi de, esasen ilgili görevlilerin sık

sık uyguladıkları bir hükümden ibarettir. Buna rağmen bazı hallerde ve yerlerde

bu hükmün uygulanmamış olduğu da bir gerçektir. Şu halde kanunda hüküm bulunmuş

olması, ilânın o yolda yapılmasını kesin olarak sağlayan bir çare teşkil

etmemektedir. Aynı suretle, başka bir kanundaki uyarma maddesinin, bu ilânı,

mutlaka sağlayacağına güvenmek de mümkün değildir. Nitekim 5617 sayılı

Kanundaki bu hükme rağmen, bazı yerlerde, öngörülen şekilde ilânın yapılmamış

olduğu da anlaşılmaktadır.

Buna göre, cezaya ait bir kanun olması itibariyle, aslında 1322 sayılı Kanunun 11. maddesi gereğince ilân edilmesi zorunlu olan 5617 sayılı Kanunun yürürlük maddesine, (Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer) hükmünü koyduktan sonra, bir de, dâva konusu olan (Ve ilânı hususun4a 1322 sayılı Kanunun 11. maddesi uygulanır) hükmünün ilave edilmiş olmasının gerçek sebebini basit bir (Hatırlatma) arzusuna bağlamak doğru değildir.

O

halde gerçek sebebin ne olduğunun kanuna ait meclis çalışmalarının incelenmesi suretiyle araştırılması icabeder :

Bir milletvekili tarafından yapılmış olan kanun teklifinde mevcut olmayan bu hüküm, şu gerekçe ile B. M. Meclisi Adalet Komisyonu tarafından maddeye eklenmiştir:

(... kanunun yayımına taallûk eden 17. (Ki kanunda 18. madde olmuştur) maddede köylerimizde bu hükümlerin iyice duyurulmasını temin maksadiyle ilânın 1322 sayılı Kanunun 11. maddesinde yazılı şekilde olması maksada daha uygun mütalâa olunmuş... tur.)

Bu

gerekçede ifadesini bulan düşünceden, söz konusu hükmün, esasen mevcut ve bu

kanunun ilânı hususunda da uygulanması zarurî bulunan bir kanun hükmünün

hatırlatılması maksadiyle değil, getirdiği ceza hükümlerinin istisnaî niteliği

gözönünde bulundurularak, adı geçen kanunun, sadece 1322 sayılı Kanunun 1.

maddesine göre normal yayın vasıtası olan Resmî Gazete ile neşrolunmasiyle

yetinilmeyerek, yürürlüğe girebilmesi için aynı kanunun 11. maddesi gereğince

ilân olunmasının da daha uygun olacağı düşüncesiyle maddeye ilave edilmiş

olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Buna göre kanun koyucunun bu hükmü, cefaları çok

ağırlaştırmış olması sebebiyle bu kanunun mahallinde duyulmuş olmasını temin

için bir yürürlük şartı olarak maddeye eklediği meydandadır.

Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22/12/1952 günlü ve E : 21127, K ; 158 sayılı kararında :

(5617

sayılı Kanunun mer'iyetine dair olan 18. maddesinde, bu kanunun yayımından

itibaren yürürlüğe gireceği ve diğer kanunların mer'iyet maddelerinden farklı

olarak da (Ve ilânı hususunda 1322 sayılı Kanunun 11. maddesinin uygulanacağı)

yazılı bulunmaktadır. 5617 sayılı Kanun, cezaya taallûk ettiğinden kanunların

sureti nesir ve ilânından bahseden 1322 sayılı Kanunun 11. maddesi mucibince

esasen ilâna tâbi dir. Şu halde bu kanunun 18. maddesinde ayrıca bir ilândan

bahsedilmesi, ya lüzumsuz bir tekrar veya yayım şartına ilaveten ayrı ilân,

yeni bir mer'iyet şartı tesisi maksadına matuf olmak icabeder. Kanun vâzının

mer'iyet maddesine lüzumsuz bir kayıt eklediğini kabul etmek için herhangi bir

sebep bulunmadığına ve yayın ile ilân birbirine bağlı ve birbirini tamamlayan

şartlar olarak mer'iyet maddesinde getirildiğine göre bu ilavenin mer'iyet için

lüzumlu bir şart tesisi maksadı ile olduğunun kabulü zaruridir. Diğer taraftan

1322 sayılı Kanunun 11. maddesinde bahsedilen ilân; kanunun mer'iyetine müessir

olmayan idarî bir muameledir ve bu görüş, içtihatları birleştirme suretiyle

verilen 20/9/1939 gün ve 54 sayılı kararla teyit olunmuştur. Bu münasebetle

5617 sayılı Kanunun bilhassa mer'iyet maddesinde bahsi geçen ilânın, 1322

sayılı Kanunun 11. maddesinde olduğu gibi mer'iyete müessir olmayan idarî bir

muamele olduğunu kabule mantıkan da imkân mutasavver değildir. Netice, 5617

sayılı Kanunun 18. maddesi gereğince bu kanunun mer'iyete girmesi için yalnız

gazete ile yayım kâfi olmayıp, ayrıca ilân yapılmış olması da icabeder ve bu

ilân mer'iyetin kayıt ve şartlarındandır.)

denilmek suretiyle yüksek yargı organınca da yukarıda açıklanan görüşün benimsenmiş bulunduğu görülmektedir.

Bu

açıklamalardan anlaşıldığına göre 5617 sayılı Kanunun 18. maddesinin itiraz

konusu olan hükmü, kanunun yürürlüğe girmesinin bir şartıdır. Bunun sonucu

olarak, bu kanun konusuna giren bir hayvan hırsızlığının faili, şayet

hırsızlığın yapıldığı yerde sözü geçen kanun 1322 sayılı Kanunun 11. maddesine

göre ayrıca ilân edilmiş ise bu kanuna güre, yani ağırlaştırılmış olarak, aksi

takdirde ceza kanununun genel hükümlerine göre, ceza görecektir. Şu halde

vurdun çeşitli bölgelerinde aynı günde meydana gelen hayvan hırsızlığı

olaylarının failleri, kanunun 18. maddesindeki yürürlük şartının yerine

getirilmiş olmasına veya olmamasına göre farklı cezalara çarptırılacaklardır.

Bu farklı uygulamayı haklı bir nedene bağlayarak eşitlik ilkesinin

bozulmadığını düşünmek mümkün değildir. Zira bu farklı uygulama, haklı bir

nedenin sonucu olmayıp, sırf maddeye eklenen bir hükmün gereğinin, yurdun her

tarafında bir anda, yerine getirilmesindeki maddi imkânsızlık ve aynı zamanda

idarenin uygulamadaki ihmalinin neticesidir. Bu sonucun doğmasına da, hiç bir

haklı neden olmadığı, halde söz konusu hüküm sebep olmaktadır.

Gerçi kanun koyucunun, maddeye bu hükmü eklemiş olmasının nedeni, yukarıda da açıklandığı üzere, cezaları fazlaca ağırlaştırmış olan kanun hükümlerinin halkın yakın bilgisine ulaştırılarak uyarılmalarının sağlanmasıdır, bu bakımdan hükmün konulmasında haklı bir neden görülebilir. Ancak bu sınırlar içinde kalması şartiyle haklı olan bu nedenin, bu sınırlar dışarısına taşarak, aynı kanun hükmünün yurdun değişik yerlerinde değişik zamanlarda uygulanmasına ve bu suretle kişiler arasında eşitsizlik yaratmasına hak verdirecek bir niteliği yoktur. Yani sözü geçen hükmün bu suretle uygulanması, haklı bir nedene dayanmamaktadır.

Bu sebeple hükmün düzenlenmesi sırasında Anayasa'nın 2. ve 12 maddelerindeki ilkelerin zedelenmemelerinin de gözönünde bulundurulması gerekirdi. Meselâ yurdun her tarafında bu ilânların yapılmasından sonra kanunun yürürlüğe gireceği şeklinde veya uygun görülecek bir başka biçimde düzenleme yapılarak söz konusu Anayasa ilkelerinin saklı tutulması sağlanabilirdi. Böyle yapılmamış, hiçbir haklı neden olmadığı halde hüküm, Anayasa'ya aykırı nitelikte bir uygulamaya yer verecek surette düzenlenmiştir. Bu bakımdan bu nitelikteki bir hükmün uygulanmasından doğan eşitsizliklerin haklı bir sebebe dayandığım kabul etmeğe imkân yoktur.

Şu halde hüküm, Anayasa'nın 12. maddesindeki (Herkesin kanun önünde eşit olduğu) ve 2. maddesindeki (Hukuk Devleti) ilkelerine aykırıdır ve bu nedenle iptali gerekir.

2- Konu ile doğrudan ilgili olmamakla beraber yukarıki kararda sözü edilmiş olması sebebiyle, (Bir kanun hükmünün yüksek mahkemelerce uygulanış veya yorumlanış biçiminin kanunların Anayasa'ya uygunluğunun denetiminde bağlayıcı nitelikte olup olmadığı) konusu üzerinde durulması da zorunlu bulunmuştur.

Şüphesiz bir kanun hükmünün Anayasa'ya uygun olup olmadığının tesbiti sırasında, yargı organlarının o hükmü şu veya bu yolda yorumlamamış olmalarının Anayasa Mahkemesini bağlamıyacağı ve bu bakımdan bu mahkemenin kararlarına etki yapamıyacağı doğrudur. Ancak aynı suretle doğru olan diğer bir husus da, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olan tarafının sonuç kısmı yani hüküm fıkrası olup o neticeye varmak için başvurulan gerekçelerin diğer yargı organlarını hiç bir suretle bağlıyamıyacağı keyfiyetidir.

Anayasa Mahkemesi bu kararında, 5617 sayılı Kanunun 18. maddesinin itiraz konusu olan hükmünün yürürlük şartı olmadığını ve binaenaleyh kanunun, Resmî Gazete ile ilânından itibaren yurdun her tarafında yürürlüğe girmiş bulunduğunu belirtirsen, olaylar üzerine mahkemelerce verilecek kararları nihaî derecede inceleyecek olan Yargıtay Ceza Genel Kurulu da bunun yürürlük şartı olduğunu kabul etmekte ve önüne gelen mahkeme kararlarını, bu esasa göre tasdik veya nakzetmektedir. Ceza Genel Kurulunun içtihadını, Anayasa Mahkemesinin bu kararına rağmen değiştirmemesi ve uygulamayı ona göre devam ettirmesi de mümkündür.

Bu gibi hallerde, şayet bir kanunun yargı organlarının içtihadı ile beliren uygulaması Anayasa'ya aykırı bir sonuç vermekte ve kişilerin Anayasaldaki bazı haklarını zedelemekte ise, Anayasa Mahkemesinin uygulamanın bu yolda olmaması düşüncesinde olsa bile, duruma el koyarak yargı mercilerince Anayasa'ya aykırı biçimde uygulanmaya imkân veren bu hükmü iptal etmesi zorunludur. Aksi takdirde, yargı organlarının içtihatlariyle teessüs etmiş bulunan fiilî duruma göre Anayasa'ya aykırı nitelik kazanmış olan bir kanunun kişi haklarını ihlâl etmekte devam etmesine Anayasa Mahkemesinin kendisi imkân vermiş olur. Bununla da Anayasa'nın maksadına aykırı bir tutum olduğu meydandadır.

Binaenaleyh Anayasa denetimi yaparken Anayasa Mahkemesinin önüne çıkacak yüksek yargı organları içtihatlarının, mahkememizin bu kararında yapıldığı gibi, bağlayıcı olup olmadıkları açısından değil, yukarıdaki açıdan ele alınarak ona göre değerlendirilmesi doğru olur.

Bu sebeplerle kararın bu konuya ilişkin kısmına da katılmamaktayım.

Üye

Fazlı Öztan

Muhittin Gürün Yukarıdaki muhalefet şerhinde açıklanan düşüncelere katılıyorum.

Üye

Muhittin Gürün

KARŞI

DÜŞÜNCE AÇIKLAMASI

5617 sayılı Kanunun 18. maddesinin 1322 sayılı Kanunun 11. maddesine gönderme yapan hükmü ile sözü geçen 11. maddenin eşitsizlik yarattığı nedeni ile iptalleri istenmiştir.

1322 sayılı Kanunun 11. maddesinde : "Cezaya, vergiye, askerliğe ve halkı alâkalandıran diğer hususlara ait kanun, nizamname vesaire derhal şehir veya kasabalarda mutad veçhile belediyeler ve köylerde muhtarlar vasıtasiyle ilân ettirilir. Ve keyfiyet zabıt varakası ile tespit edilerek dosyasında saklanır." denilmiştir.

5617 sayılı Kanunun 18. maddesinde de : "Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve ilânı hususunda 1322 sayılı Kanunun 11. maddesi uygulanır." denilmektedir.

5617

sayılı Kanunun cezaya ilişkin bir kanun olduğuna göre 18. maddede yapılan bu

gönderme olmasa dahi yine sözü geçen 11. maddeye göre ilân edilecek idi. Beri

taraftan 11. maddedeki "ilân yürürlüğe etkili olmayıp idarî bir işlemdir.

Nitekim 20/9/1939 gün ve 54 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı ile bu

görüş tespit ve teyit olunmuştur. Şimdi bu böyle olunca kanun koyucunun

lüzumsuz bir tekrar da yaptığı düşünülemiyeceğine göre 5617 sayılı Kanunun 18,

maddesinde bu 11. maddedeki ilâna açık bir gönderme yapmış olmasının neden ve

ereği 5617 sayılı Kanunla cezaların çok: ağırlaştırılmış olması gözönünde

bulundurularak bunun yurttaşlara duyurulmasını bir koşul olarak öngördüğünün

kabulü gerekir. Çünkü, örneğin büyükbaş bir hayvanın sütnadan mevsuf bir şekil

de çalınması halinde aşağı had üzerinden faillere verilecek ceza 15 seneyi

tutmaktadır. Adeta adam öldürme cezası kadar ağır. Bu kadar ağır ceza

karşısında, kanun koyucu "îlânı" yürürlük maddesine almış ve bunu

yürürlüğün bir koşulu saymıştır. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun

22/12/1952 gün ve esas 2127, karar 158 sayılı kararında (5617 sayılı Kanunun

mer'iyetine dahil olan 18. maddesinde, bu kanunun, yayımından itibaren

yürürlüğe gireceği ve diğer kanunların mer'iyet maddelerinden farklı olarak da

"... ve ilânı hususunda 1322 sayılı Kanunun 11. maddesinin

uygulanacağı." yazılı bulunmaktadır. 5617 sayılı Kanun, cezaya taallûk

ettiğinden kanunların sur'eti neşir ve ilânından bahseden 1322 sayılı Kanunun

11. maddesi mucibince esasen ilâna tabidir. Şu halde, bu kanunun 18. maddesinde

ayrıca bir ilândan bahsedilmesi, ya lüzumsuz bir tekrar veya yayım şartına ilâveten

ayrı ilân yanı yeni bir mer'iyet şartı tesisi (maksadına matuf olmak icap eder.

Kanun vaz'ının mer'iyet maddesine lüzumsuz bir kayıt eklediğini kabul etmek

için herhangi bir sebep bulunmadığına ve yayın ile ilân birbirine bağlı ve

birbirini tamamlayıcı şartlar olarak mer'iyet maddesinde gösterildiğine göre bu

ilâvenin mer'iyet için lüzumlu bir şart tesisi maksadı ile olduğunun kabulü

zaruridir. Diğer taraftan, 1322 sayılı Kanunun 11. maddesinde bahsedilen ilân,

kanunun mer'iyetine müessir olmayan idarî bir muameledir. Ve bu görüş,

içtihatları birleştirme suretiyle verilen 20/9/1939 günlü ve 54 sayılı kararla

da teyit olunmuştur. Bu münasebetle 5617 sayılı Kanunun bilhassa mer'iyet

maddesinde olduğu gibi mer'iyete müessir olmayan idarî bir muamele olduğunu

kabule mantıkan da imkân mutasavver değildir. Netice: 5617 sayılı Kanunun 18.

maddesi gereğince, bu kanunun mer'iyete girmesi için yalnız gazete ile yayım

kâfi olmayıp ayrıca ilân yapılmış olması da icap eder. Ve bu ilân, mer'iyetin

kayıt ve şartlarındandır.) denilmektedir. Gerçi, Anayasa denetiminde hiçbir

mahkeme karan ve bu meyanda Yargıtay Ceza Genel Kurul Kararı Anayasa

Mahkemesini bağlayamaz. Bundan şüphe yoktur. Ancak, Ceza Genel Kurul

kararındaki görüş 15 yıldan beri gerek mahal mahkemelerince, gerek yargıtay

dairelerince benimsenmiş ve yerleşmiş bir içtihat niteliğini kazanmıştır.

Bunun, kanunun yorumunda ve manalandırılmasında bir değeri olmak gerekir.

Yurdun her tarafında "ilân" ın aynı anda yerine getirilmesine imkân yoktun 5617 .sayılı Kanun memleketin her tarafında ilân edildikten sonra yürürlüğe girer ve uygulanır tazında bir hüküm de olmadığına göre ilân yapılan yerde kanun artırıcı şekliyle uygulanacak, ilân yapılmayan yerde artırıcı hüküm uygulanmayacaktır. Bu bir eşitsizlik meydana getirir. Halbuki kanunların yurtda eşit olarak uygulanması gerekir. Eşitsizlik bizatihi adaletsizliktir.

18. maddedeki bu hüküm, Anayasa'nın 12. maddesindeki "Herkesin kanun önüne eşit" olduğu ilkesine aykırıdır, iptali gerekir.

Bu · nedenlerle çoğunluk kararına katılmıyorum. Üye Celâlettin Kuralmen Üye Salim Başol

Anayasa Mahkemesi, E. 1967/9, K. 1967/41, 21 Kasım 1967 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Karşıoy
  4. Yazısı
  5. Muhalefet
  6. Şerhi
  7. O
  8. Karşı
  9. Düşünce Açıklaması

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1967/9
Karar No
1967/41
Tarih
21 Kasım 1967

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1967/17 K.1967/42
  • AYM Norm Denetimi E.1966/31 K.1967/45
  • AYM Norm Denetimi E.1967/51 K.1967/44
  • AYM Norm Denetimi E.1967/50 K.1967/43
  • AYM Norm Denetimi E.1967/55 K.1967/48
  • AYM Norm Denetimi E.1967/53 K.1967/47

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.