KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Esas No
- 1968/61
- Karar No
- 1969/23
- Karar tarihi
- 29 Nisan 1969
Karar Metni
1.827 kelime·9 dk okuma·5 bölüm
Esas sayısı:1968/61
Karar sayısı:1969/23
Karar günü:29/4/1969
Resmi Gazete tarih/sayı:15.12.1970/13695
İtiraz eden : Mardin Sulh Ceza Mahkemesi
İtiraz konusu Sif değeri 3 lira ile 243 lira arasında değişen kaçak eşyayı yanlarında bulundurmaktan sanık kişiler aleyhine açılan davada, suçun sübutu halinde uygulanacak olan 1918 sayılı Kanunun 55. maddesinin son fıkrasında yer alan "Sulh mahkemelerinden verilen hüküm veya karalar kesindir" hükmünün Anayasa'nın 31., ve 139. maddelerine aykırı olduğu iddiası ile, iptaline karar verilmesi isteminden ibarettir.
Dayanılan Anayasa maddeleri :
"Madde 2- T. C. İnsan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Madde 31- Herkes meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya dâvâlı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme görev ve yetkisi içindeki dâvaya bakmaktan kaçınamaz.
Madde 139- Yargıtay adliye mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme merciidir.
İlk inceleme :
Anayasa Mahkemesinin, içtüzüğünün 15 inci maddesi uyarınca 26/9/1968 gününde ilk inceleme için yaptığı ve başkan vekili Lûtfi Ömerbaş ile üye İhsan Keçecioğlu, A. Şeref Hocaoğlu, Fazıl Öztan, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Avni Givda, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya Önel ve Muhittin Gürün'ün katıldığı toplantıda, belgelerin örnekleri yerine asılları gönderilmiş olduğundan kanunî gereği yerine getirilmek üzere dosyanın geri çevrilmesi 26/9/1968 gününde oybirliğiyle kararlaştırılmıştır.
Bu karar üzerine Mardin Sulh Ceza Hâkimliği istenen karar örnekleri ile 44 sayılı Kanunun 27 nci maddecinde belirtilen belge örneklerini 31/10/1968 günlü yazıya ilişik olarak göndermiş olduğundan işin esasının incelenmesine Başkan Vekili Lûtfi Ömerbaş ve Üye İhsan Keçecioğlu, Salim Başol, Feyzullah Uslu, A. Şeref Hocaoğlu, Fazlı Öztan, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Sait Koçak, Avni Givda, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, ve Muhittin Gürün'ün katıldıkları 26/11/1968 günlü toplantıda oybirliğiyle karar verilmiştir.
Esasın İncelenmesi :
İtirazın esası hakkında hazırlanan rapor, mahkemenin gerekçeli kararı ve ekleri konu ile ilgili Anayasa hükümleri ve bunların gerekçeleri, Meclis görüşme tutanakları ve konuya ilişkin öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :
l- Anayasa'da, yargı mercilerinden verilen karar ve hükümlerden hangilerine karşı kanun yoluna başvurulabileceği ve ceza alanında ne miktar cezaların temyiz edilebileceği, hangi çeşit hükümler hakkında temyiz yoluna gidilemiyeceği belirtilmemiştir.
Ancak,
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu,
açıkça belirtilmiştir. Hukuk devleti olmak, idare edilenlere hukuk güvenini
sağlayan bir düzen kurmaktır. Böyle bir düzen kurulması, yasama ve yargı
yetkileri ile yürütme alanına giren bütün faaliyetlerin, hukuk kuralları içinde
kalması, temel hak ve hürriyetlerin, değiştirilmesi ve aykırı davranılması
kolay almıyan metinler içinde, Anayasa ilkesi haline sokulması ile
gerçekleştirilebilir. Hukuk kuralları kendisini, en yoğun şekilde, yargı
alanında gösterir. Bu nedenle yargı mercilerinden verilen karar veya
hükümlerin, kişinin temel hak ve hürriyetleriyle ilgili yönü üzerinde önemle
durmak gerektir. Ceza Mahkemelerinden verilen kararların çoğu, kişi
dokunulmazlığını çeşitli yönlerden etkileyici niteliktedir. Bundan dolayıdır ki
Anayasa, hâkimlerin, kişi dokunulmazlığını ve hürriyetini sınırlayan kanun
hükümlerini uygularken, yasaya bağlılık kuralı içinde kalmalarını, ilgililerin,
mahkeme kararlarına karşı kanun yollarına başvurma olanağına sahip bulunmaları
sağlamak ereği ile, yüksek mahkemeleri kurmuş bulunmaktadır.
Ceza
usulü: alanında genel kurallar koyan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, 298.
maddesi ile, cumhuriyet savcısının ve sanığın mahkeme kararlarına karşı kanun
yoluna başvurabileceklerini ve 305. maddesi ile de, ceza mahkemelerinden
verilen hükümlerin temyiz bulunabileceklerini hükme bağlamıştır. Ancak 305.
maddenin birinci fıkrasının 1 sayılı bendinde yirmi liraya kadar (Yirmi lira
dahil) hafif para cezalarına dair olan hükümlerin, 2 sayılı bendinde de yukarı
haddi elli lirayı geçmeyen hafif para cezasını müştekim suçlardan dolayı
verilen beraet hükümlerinin temyiz olunamıyacağı istisna olarak kabul edilmiş,
hafif hapis gibi hürriyeti bağlayıcı hükümlere karşı kanun yollarını kapayan
olağan üstü bir yola gitmekten açıkça sakınılmıştır. Genel kural bu iken, suç
saydığı eylemler için ceza koyan kimi özel kanunlarda, yasaklanmış eylemlerin
işlenmesini önleyeceği düşüncesiyle kişi dokunulmazlığını ve hürriyetini
kısıtlayıcı nitelikteki mahkeme kararlarına karşı bile kanun yollarını kapamak
gibi olumsuz tedbirlerin yer aldığı görülmektedir.
Bu
cümleden olarak 1918 sayılı Kanunun 6829 sayılı Kanunla değiştirilmiş 25.
maddesinin ikinci fıkrasında, istimal kaçakçılığından ötürü verilen ve elli
lirayı geçen hafif para cezalarına, elli lirayı geçen miktar için her üç lira
ve küsuru bir gün hesabiyle ve biryılı geçmemek kaydıyle ayrıca hafif hapis
cezası eklenmesi öngörülmüş ve 55. maddenin son fıkrasına da, sulh
mahkemelerinden verilen bu hükümler aleyhine kanun yoluna gidilemiyeceği
"hükmü konulmuştur. Böylece, bir sene gibi uzun bir süre, hürriyeti
bağlayıcı bir cezaya çarptırılmış olan bir kimse, hâkimin kararına karşı üst
yargı merciine başvurmak hakkından yoksun bırakılmış, kişi hürriyeti
güvensizliğe doğru itilmiştir. Bu haliyle 55. maddenin son fıkrasının, hukuk
devleti ilkeleriyle bağdaşamıyacağı açıkça ortaya çıkmış bulunmaktadır.
II-
Anayasa'nın "kişinin haklan ve ödevleri" başlıklı ikici bölümünde yer
alan 31. maddesi, "hak arama" başlığı altında, herkesin meşru bütün
vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya
dâvâlı olarak iddia ve savunma hakkına sahip bulunduğu ilkesini koymakta ve
dâvanın her evresinde, meşru yol içinde kalınmak kaydiyle, iddia ve savunmayı
korumak ereğini gütmektedir. Bir karara karşı itiraz etmek veya bir hükümden
dolayı kanun yoluna başvurmak, o konuda, hakkın neden ibaret olduğunu başka bir
yargı merciinden aramak demektir. Duruşma hükmün tefhimiyle bittiği halde, dâva
hükmün kesinleşmesine kadar sürer ve kanun yoluna başvurmakla hükmün
kesinleşmesi önlenir. Davacı veya dâvâlı iddia ve savunmasını daha üst bir
yargı merciinde inceletir. Böylece Anayasa'nın Yüksek Mahkeme ve son inceleme
mercii olarak nitelediği Yargıtay'dan karar almak imkanını bulur. Bir kamu
yararına dayanılarak kişi haklarının özüne dokunmayacak nitelikteki bazı dâva
sonuçları için kanun yollarına başvurmanın önlenmesi mümkün görülebilir (C. U.
M. K. Mad. 305. 2 sayılı bend). Ancak itiraz konusu 1918 sayılı Kanunun 55.
maddesinin son fıkrası, kişi hürriyetinin özüne dokunur nitelikte bir etkisi
olan hapis cezasına hüküm giyen kişinin bile Anayasa'nın 31. maddesinde
öngörülen savunma hakkını kısıtlamış, kişi hürriyetine güvensizlik getiren ve
savunma hakkının özüne dokunan bir durum yaratmıştır. Bu bakımdan da 55.
maddenin "Sulh mahkemelerinden verilen hüküm ve kararlar kat'idir."
şeklindeki son fıkrası Anayasa'ya aykırıdır.
III. Ceza mahkemelerinin kimi karar ve hükümlerine kesinlik tanıyan ve bunlar bakımından yargıtay yolunu kapayan bir kanun kuralının Anayasa'ya uygunluk denetimi yapılırken bu kuralın son inceleme merciine gitmesini engellediği hükümlülüklerin hürriyeti bağlayıcı cezalara ilişkin oluşunun ağır basmasını tabii görmek gerekir. Ancak akçalı cezalara kapsayan kesin hükümlerin de kimi durumlarda hürriyeti bağlayıcı kesin hükümlülükler kadar kişi haklarını ağır zedelemelere uğratabileceği gözden uzak tutulmamalıdır.
Anayasa'nın,
yargıtayı adliye mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme mercii
olarak tanımlayan 139 maddesinde tüm karar ve hükümleri mutlaka son incelemeye
bağlı kılan ve bu konuda kanunî sınırlamayı engelliyen bir ilke bulunmadığına
ve hak arama hürriyeti de (Anayasa - madde 31) öteki hak ve hürriyetler gibi
Anayasa'nın 11. maddesinde yazılı koşullar içinde sınırlanabileceğine göre kimi
mahkemelerin kimi karar ve hükümleri için yargıtay yolunun kanunla kapatılması
genellikle Anayasaya aykırı bir davranış olmaz. Böyle bir sınırlama, kesinlik
tanıdığı ceza hükümlülüklerin cinsi ne olursa olsun, Anayasa'nın 11. maddesi
çerçevesini taşar ve hukuk devleti kavramıyle bağdaşamayacak bir takım
sonuçlara yol açma olanak veya olasılığını içinde saklıyan bir nitelik
gösterirse ancak o zaman Anayasa ile çelişkiye düşer.
Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair 1918 sayılı Kanunun 6829 sayılı Kanunla değişen 55. maddesinin "sulh mahkemelerinden verilen hüküm veya kararların kesinliği" ne ilişkin son fıkrası bu durumda olduğu için Anayasaya aykırıdır.
Esasının incelenmesi sonunda beliren görüşler :
Lûtfi Ömerbaş, Feyzullah Uslu, Fazlı Öztan, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Ahmet Akar ve Muhittin Gürün yukarıda açıklanan I ve II sayılı gerekçelere ve Avni Givda III sayılı gerekçeye dayanarak itiraz konusu hükmün Anayasaya aykırı olduğu ve iptali gerektiği görüşüne varmışlardır. Böylece değişik gerekçelerle Anayasaya aykırılık ve iptal sonucunda oyçokluğu oluşmuştur. İhsan Keçecioğlu, Celâlettin Kuralmen ve Ziya Önel bu sonuca katılmamışlardır.
Sonuç : 1918 sayılı Kanunun 6829 sayılı Kanunla değişik 55 inci maddesinin sulh mahkemelerinden verilen hüküm veya kararların katiiliğine dair olan son fıkrası hükmünün, Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, üyelerden İhsan Keçecioğlu, Celâlettin Kuralmen ve Ziya Önel'in karşı oylarıyle, oyçokluğu ile ve üyelerden Salim Başol, Avni Givda, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, ve Recai Seçkin'in değişik gerçekleriyle 29/4/1969 gününde karar verildi.
Başkanvekili
Lütfi Ömerbaş
Üye
İhsan Keçecioğlu
Üye
Salim Başol
Üye
Feyzullah Uslu
Üye
Fazlı Öztan
Üye
Celâlettin Kuralmen
Üye
Fazıl Uluocak
Üye
Sait Koçak
Üye
Avni Givda
Üye
Muhittin Taylan
Üye
İhsan Ecemiş
Üye
Recai Seçkin
KARŞIOY
AÇIKLAMASI
Anayasamızda,
yargı mercilerinden verilen karar ve hükümlerden hangilerine karşı Temyiz
yoluna başvurulabileceğini gösteren bir hüküm yoktur. Yargılayın, adliye
mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme mercii olduğunu
bildiren 139. madde, bütün karar ve hükümlerin mutlaka son incelemeye bağlı
olduğunu ve bu konuda bir sınırlama yapılamıyacağını gösterir nitelikte
değildir. Bu itibarla Anayasamıza göre, bütün mahkeme karar ve hükümlerinin
istisnasız olarak üst mahkemenin tetkikinden geçmesi zorunluğu yoktur. Bir
hüküm evya kararın kesin olup olmaması bir usul işidir. 136. madde de
"mahkemelerin kuruluşu, görevi ve yetkileri, işleyişleri ve yargılama
usulleri kanunla düzenlenir." denmiş olmasından, usul işlerinin Anayasa'ya
uygun olarak düzenlenmesini yasama organına bırakılmış olduğu anlaşılmaktadır.
Yargı denetiminde sonsuzluk hiç bir zaman söz konusu olmayınca, onun bir yerde
kesilmesi gerektir Nitekim; usul kanunları da kanun yollarını icaplara göre
düzenlemiş ve bazı kararların kesin olduğunu belirtmiştir. İtiraz konusu hüküm
de, kaçakçılık suçlarından Sulh mahkemelerinde verilen hüküm veya kararların
kesin olduğunu bildirmektedir. Kaçakçılık konusu, yurdun iktisadî durumunu
esaslı surette etkili-yen önemi sorunlardan birisini teşkil etmesi sebebiyle bu
alana taalûk eden suçların men ve takibi için özel bir kanuna ihtiyaç
duyulmuştur. Yasama organı, bu suçların takibinde, davalarının görülmesinde ve
neticelendirilmesinde kanunun etkisini kuvvetlendirmek bakımından genel
hükümlerden ayrılarak özel hükümler koymakta kamu yararı görmüştür.
Bunlar arasında itiraz konusu bulunan fıkra da yer almış bulunmaktadır. Bu da, işin niteliğine uygundur. Nihayet bir sene süre ile hürriyeti bağlayıcı bir ceza tayinine dair bir mahkeme kararına karşı üst yargı merciine başvurulamamasını, kişi hürriyetini güvensizliğe iteceği düşüncesi yerinde değildir. Bunda, Devletin bütün davranışlarında hukuka ve Anayasaya uyması demek olan hukuk devleti ilkesine de bir aykırılık yoktur. İtiraz olunan hüküm müdafaada meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmayı önlemek suretiyle "hak arama hürriyeti" ilkesini zedeleyen bir sınırlama koymadığı gibi bir hakkın özünede dokunan bir kısıtlamada yapmamıştır.
Sonuç olarak; Anayasanın düzenlenmesini, yasama organına bırakmış olduğu bir konuyu Anayasanın sözüne ve ruhuna dokunmayan ve kamu yararına uygun bir şekilde düzenlenmiş olması dolayısiyle itiraz konusu fıkradaki hükmün Anayasaya aykırı bir yönü yoktur. İptali işlemiyle yapılan itirazın reddi gerektiği kanısındayız.
Üye
Ahmet Akar
Üye
Ziya Önel
Üye
Muhittin Gürün
KARŞIOY
YAZISI
Anayasa
(Mad. 139) Yargıtayı Anayasa kuruluşları arasına koyan kuraliyle, adliye
mahkemesi kararlarının üst mahkemece yeniden incelenebilmesi ilkesini
benimsemiş ise de bunun sonucu olarak adliye mahkemelerince verilecek
kararların hepsi için temyiz yolunu açık tutmayı öngörmüş değildir; zira bir
ilkenin benimsenmesi dernek, ayrık durumlara da yer verilmesi demektir. Usul
karallarının ve mahkemelerin kuruluş ve işleyişlerinin yasalarla düzenleneceği
yollu Anayasa kuralları, bu konuların olağan yasaların alanına girdiğini
saptamıştır. (Anayasa Md. 136 ve Mad. 139, hk. 3). Bir kararın, ayrık durum
olarak, temyiz edilememesi konusu ise, kuşkusuz, mahkemelerin yargılama usulü
ve işleyişleri konusudur. Bu açıklamalardan anlaşılıyorki özgürlüğü kısıtlayıcı
cezaya ilişkin kararların dahi, sürece kısa sayılabilecek cezalar için, kesin
sayılması Anayasaya uygundur. Bundan başka yasa koyucu, etkisi ağır sayılmayan
para cezalarına ilişkin kararların dahi kesin olmasını, yine ayrık durum olarak
öngörebilir. Ancak dava konusu yasa kuraliye bir yıla değin hafif hapis
cezalarına ilişkin kararların dahi kesin sayılması, hafif nitelikteki cezalara
ilişkin kararlara değin ayrık kural koyabilme yetkisinin sınırlarını
aşmamaktadır ve itiraz konusu kural, bu nedenle Anayasaya aykırıdır.
Sonuç : Yukarıda yazılı gerekçelere göre çoğunluk kararındaki özgürlüğü bağlayıcı cezalara ilişkin kararların kesin olamayacağı görüşüne karşıyız.
Üye İhsan · Keçecioğlu Üye Celalettin · Kuralmen Üye Ziya · Önel Üye Muhittin · Taylan Üye Recai · Seçkin
Anayasa Mahkemesi, E. 1968/61, K. 1969/23, 29 Nisan 1969 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası