İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1969/15 K.1969/53

Resmi Gazete tarih/sayı:24.6.1970/13528

Esas1969/15Karar1969/53Tarih7 Ekim 1969Okuma12 dk · 2.480 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
7 Ekim 1969
Esas Sayısı
1969/15
Karar Sayısı
1969/53
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.480 kelime·12 dk okuma·7 bölüm

Resmi Gazete tarih/sayı:24.6.1970/13528

İtiraz eden : Bayat Sulh Hukuk Mahkemesi.

İtirazın konusu : 7478 sayılı Köy İçme Sulan Kanununun 16. maddesinin son fıkrası, Bayat Sulh Hukuk Mahkemesince, Anayasa'nın tümüne ve genel prensiplerine aykırı görülmüş ve sözü geçen hükmün iptali istemi ile Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmuştur.

1- Olay : Davacı tarafından dâvâlı köy muhtarlığı aleyhine, Eskialibey köyü içme suyu isale hattının dâvâlı köye ait gayrimenkullerden geçen kısmından 400 metrelik bölümünün bilinmeyen kişiler tarafından bozulduğu ileri sürülerek ve 7478 sayılı Kanunun 16. maddesinin beşinci fıkrasına dayanılarak açılan, esas!969/10 sayıda kayıtlı, tazminat dâvasına bakmakta olan Bayat Sulh Hukuk Mahkemesi, dâvada uygulanacak olan 7478 sayılı Köy İçme Suları hakkındaki Kanunun 16. maddesini Anayasa'ya aykırı görmüş ve bu maddenin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur.

II-

İtiraz yoluna başvuran mahkemenin kararında özetle :

"Davacı vekili. Bayat ilçesine bağlı Eskialibey köyü içme suyu borularının, dâvâlı köyün arazisinden geçen 400 metrelik kısmının, bilinmeyen kişiler tarafından tahrip edildiğini ileri sürerek onarım için sarfı gereken 943 liranın dâvâlı köyden alınmasını istemiştir.

1- Dâva konusu tazminat sonuç bakımından ceza niteliğinde görülmüştür.

2- Faili bulmak ve boruları korumak idarenin görevi olup, idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür.

3- Hukukun genel prensiplerine ve Anayasa'nın ruhuna göre herkes kendi eyleminden sorumludur. 7478 sayılı Kanunun 16. maddesi Anayasa'nın tümüne ve genel ilkelerine aykırıdır.

Yukarıda açıklanan sebeplere göre, Mahkememizde bakılan bu dâvada mahkemece uygulanması gereken 7478 sayılı Köy İçme Sulan hakkındaki Kanunun 16. maddesinin, Anayasa'ya aykırılığı sebebiyle, iptali için Anayasa Mahkemesine dava açılmasına karar verildi" denilmektedir.

III-

İtiraz konusu hüküm : 7478 sayılı Köy İçme Suları hakkındaki Kanunun 16. maddesi:

"Madde 16- Bir kimse evvelce veya bu kanun hükümlerine göre meydana getirilmiş olan içme suyu tesislerini her ne suretle olursa olsun tahrip veya İmha eder veya bozar yahut bunlara zarar verir yahut tesis edilmiş nizamı bozarsa 3 aydan 2 seneye kadar hapis ve 200 liradan 1500 liraya kadar ağır para cezasına mahkûm edilir.

Cürüm mevzuu olan şeyin veya ika edilen zararın kıymeti fazla ise mahkeme o cürme mahsus olan cezayı yarısına kadar arttırır ve eğer hafif ise yarısına ve eğer pek hafif ise üçte birine kadar eksiltir.

Kıymet tâyini için cürüm mevzuu olan şeyin veyahut vaki zararın cürüm İşlendiği zamandaki kıymeti nazarı dikkate alınır. Yoksa failin İstihsal eylediği menfaat hesap edilmez. Eğer fail bu cürümden dolayı mükerrir ise cezayı tenkise mahal yoktur.

Bu kanun hükümlerine aykırı hareket eden fail bulunmadığı takdirde bozulan kısım yaptırılır ve masraf bozulan yer hangi köyün hududu içinde ise o köye tazmin ettirilir.

IV-

Konuya ilişkin Anayasa hükmü:

"Madde 33- Kimse, işlediği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilinden dolayı cezalandırılamaz.

Cezalar ve ceza tedbirleri ancak kanunla konulur.

Kimseye, suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.

Kimse, kendisini veya kanunun gösterdiği yakınlarını suçlandırma sonucu doğuracak beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.

Ceza sorumluluğu şahsidir.

Genel müsadere cezası konulamaz."

V-

İlk inceleme : Bayat Sulh Hukuk Mahkemesinin 13/3/1969 günlü yazısı ile yaptığı başvurma üzerine, 10/4/1969 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, 44 sayılı Kanunun 27. maddesi uyarınca yollanması gereken gerekçeli karar, dâva dilekçesi ve duruşma tutanağı ve varsa tarafların Anayasa'ya aykırılık konusu üzerindeki iddia ve savunmaları örneklerinin gönderilmediği anlaşıldığından bu eksikliklerin tamamlanması için dosyanın geri çevrilmesine karar verilmiştir.

Mahkemece 19/4/1969 günlü ve 1969/10 sayılı yazı ile, istenilen eksikliklerin tamamlandığı bildirilerek iş yeniden mahkememize gönderilmiştir.

Anayasa

Mahkemesinin, İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 22/5/1969 gününde Lûtfi Ömerbaş,

İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Usu, A. Şeref Hocaoğlu, Fazlı Öztan, Celâlettin

Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Avni Givda, Muhittin

Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ziya Önel ve Muhittin Gürün'ün

katılmalariyle yaptığı ilk inceleme toplantısında önce mahkemenin bu hükmü

Anayasa Mahkemesine getirmeğe yetkili olup olmadığı yönü üzerinde durulmuştur.

Anayasa'nın 151.ve 44 sayılı Kanunun 27. maddelerine göre, mahkemelerin bir

hükmün Anayasa'ya aykırılığını ileri sürebilmeleri, bakılmakta olan bir dâvanın

bulunması ve iptali istenilen hükmün o dâvada uygulanacak bir hüküm olması

koşuluna bağlıdır. Mahkemenin bakmakta olduğu dâvada itiraz konusu hükme dayanılmış

ve İtizarın gerekçesinde de dâvada sözü geçen hükmün uygulanmasının gerektiği

belirtilmiştir. İptali istenilen fıkrada (bozulan kısım yaptırılır ve masraf

...... tazmin ettirilir) denilmekte dâvada ise, bozulan kısım onarılmadan

yaptırılan keşfe göre onarım için gerekli masrafın tazmini istenilmiş

bulunmaktadır. Ancak bu durumda dahi mahkeme davayı olumlu veya olumsuz yönde

sonuçlandırmak için iptalini istediği hükme dayanmak zorundadır. Çünkü tazmin

koşulunu ve bu koşulun olayda gerçekleşip gerçekleşemediğini belirtirken de

itiraz konusu hükme dayanacağı acıktır. Bu sebeplerle mahkemenin itiraz konusu

hükmü Anayasa Mahkemesine getirmeğe yetkili bulunduğuna üyelerden Avni

Givda'nın karşı oyu ile ve oyçokluğu ile ve dosyada eksiklik bulunmadığından işin

esasının incelenmesine oybirliği ile karar verilmiştir.

VI-

Esasın incelenmesi: itirazın esasına ilişkin rapor, mahkemenin gerekçeli kararı, Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen hüküm, Anayasa'nın konu ile ilgili maddeleri, bunlara ilişkin gerekçeler ve Meclis görüşme tutanakları okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :

Her ne kadar mahkemenin itiraz yoluna başvurma kararında (7478 sayılı köy içme sulan hakkındaki kanunun 16. maddesinin Anayasa'ya aykırılığı sebebi ile bu maddenin iptali için Anayasa Mahkemesine dâva açılmasına karar verildi.) denilmekte ise de, bakılmakta olan dâvanın niteliğinden ve Anayasa'ya aykırılık görüşünde mahkemece dayanılan gerekçelerden itirazın 16. maddenin, dâvada uygulanacak son fıkrası hükmünü hedef tuttuğu ve bu hükmün iptalini sağlamak ereğini güttüğü anlaşılmaktadır.

İtiraz yoluna başvuran mahkeme Anayasa'ya 'aykırılık görüşünü, özellikle iptalini istediği hükmün kapsadığı tazminatın ceza niteliğinde bulunduğu gerekçesine dayandırıldığından önce bu yön üzerinden durulmalıdır.

Her

ne kadar, Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen, (bu kanun hükümlerine aykırı

hareket eden fail bulunmadığı takdirde bozulan kısım yaptırılır ve masraf

bozulan yer hangi köyün hududu içinde ise o köye tazmin ettirilir) hükmü 7473

sayılı Kanunun ceza hükümleri başlıklı 16. maddesinin son fıkrasını teşkil

etmekte isede, hükümetçe hazırlanan kanun tasarısında 9. madde olarak yer almış

bulunan bu madde, ceza hükümlerini kapsamakla birlikte, iptali istenilen hükmü

kapsamakta idi. Kanun tasarısının Büyük Millet Meclisinde görüşülmesi sırasında

böyle bir hükmün gereği ileri sürülmüş ve verilen bir önergenin kabulü ile de

dâva konusu fıkra, maddeye eklenmiştir. Bu fıkra, bir ceza hükmünü kapsamadığı

gibi bir ceza davası sonunda ve kurallarının varlığı halinde suçtan zarar gören

yararına hükümlüye yükletilebilecek türden bir tazminat hükmünü de

kapsamaktadır Hukuki niteliği kuruluş nedeni ve ereği ve uygulama koşulları

bakımından da söz konusu fıkra, maddenin diğer fıkralarına bağlanamaz. 16.

maddenin (ceza hükümleri) başlığını taşıması, ve öteki fıkralarda yer alan

hükümlerin hep ceza ile ilgili bulunması son fıkranın hukukî niteliğini

değiştiremez. Bu nedenlerle itiraz konusu hükmün, ceza sorumunun şahsiliği

ilkesiyle ve Anayasa'nın 33. maddesiyle bir ilgi si yoktur.

İptali istenilen fıkranın metninden anlaşılacağı üzere, tazmin yükümü köy halkına yani kişilere değil köye yükletilmiştir. Köy ise Anayasada ve köy kanununda açıkça belirtildiği gibi, bir kamu tüzel kişisidir. Anayasanın 116. maddesine göre mahalli idareler, il, belediye ve köy kamu tüzel kişileridir. "Nüfusu ikibinden aşağı yurdlara köy denir" (Köy Kanunu madde 1). "Cami, mektep, otlak, yaylak, baltalık gibi orta malları bulunan ve toplu veya dağınık evlerde oturan insanlar bağ ve bahçe ve tarlaları ile birlikte bir köy teşkil ederler" (Köy kanunu madde 2).

"Köy bir yerden bir yere götürülebilen veya götürülemiyen mallara sahip olan ve işbu kanun ile kendisine verilen işleri yapan başlı başına bir varlıktır. Buna şahsi manevi denir" (Köy Kanunu madde : 7).

Bu hükümlere göre köy sözünden köyde oturan kişiler değil, çeşitli unsurlarıyle başlı başına bir varlık, bir tüzel kişi, anlaşılmalıdır. Köyün bu tüzel kişiliği köyde oturanların gerçek kişiliklerinden tamamiyle ayrı ve bağımsız bir kişiliktir. Olayda söz konusu sorunda gerçek kişilere değil, köy tüzel kişiliğine yöneltilmiştir. Esasen mahkemenin bakmakta olduğu dava da davalı, köy muhtarlığıdır.

Köy sandığına yükletilen mâli bir sorumun, sonunda köyde oturanlara aktarılabileceği düşüncesi bu görüşü etkilememelidir. Çünkü köy halkının köy giderlerine katılmaları ile bir zararın köy halkına tazmin ettirilmesi, konulan ve hukukî nitelikleri bakmamdan, ayrı ayrı işlemlerdir. İtiraz konusu hüküm ise, bu yönlerle ilgili değildir ve bu alanda bir düzenleme ereğini gütmemektedir.

İptali istenilen hükmün, bir ceza hükmü olmadığı ve tazmin sorumunu da doğrudan doğruya köyde oturan kişilere yüklemediği böylece ortaya konulduktan sonra köy tüzel kişiliğinin maddede yazılı şekilde bir tazmin ile yükümlü tutulmasında Anayasanın metnine veya genel ilkelerine bir aykırılık bulunup bulunmadığı yönü üzerinde durulması gerekmektedir.

İçme

suyundan yoksun olan köyleri bir an önce suya kavuşturmak ve su tesislerini her

türlü tecavüz ve müdaheleden korumak ereği ile çıkarılan 7478 sayılı kanunun 16

.maddesine, kanunun Büyük Millet Meclisinde görüşülmesi sırasında, bir köydeki

suyun başka bir köye verilmesine, suyu alınan köylerin rıza göstermedikleri ve

kendi köylerinin sınırı içinde kalan su yollarını bozdukları ve bozanların da

çok kez bulunamadığı, bu durumu önlemek üzere kanuna bir hüküm konulması

gerektiği ileri sürülerek verilen bir önerge ile, eklenmiş olan dava konusu

fıkra, devlet parasıyla yaptırılan köy içme suyu tesislerinin tahripten

korunmasını ve faili bilinemeyen tahribatın tazmini ve bozulan tesislerin

onarılmasını sağlamak ve bir yurd gerçeğinden doğan ihtiyacı karşılamak

düşüncesiyle konulmuş, kamu yararının zorunlu kıldığı bir hükümdür. Bu hükme

göre bir köyün sınırı içindeki içme suyu tesislerini bozan kişi bulunamadığı

takdir de bozulan kısım yaptırılacak ve gideri, bozulan yer hangi köyün sınırı

içinde ise o köyden alınacaktır. Herne kadar hukukun genel kurallarına göre,

bir kimsenin başkasının eyleminden sorumlu tutulamıyacağı, köyün de bir tüzel

kişi olarak başkaları tarafından yapılan bir zararın tazmin yükümü altına

sokulamıyacağı ileri sürülebilirse de, kişinin, kendi eyleminden, kendi

kusurundan sorumlu tutulması genel ilkesi, yanında, kimi hallerde başkasının

eyleminden sorumlu tutulması ilkesi de hukukça kabul edilmiş ve uygulama

alanında yer almış bulunmakta ve bu nesnel, kusursuz sorum düşüncesi yerine

göre değişen çeşitli maddî ve hukukî ilgi ve nedenlere dayanmaktadır.

İtiraz konusu hükmün hukukî dayanağı özet olarak şöylece açıklanabilir:

Köylerde yapılmış bulunan içme suyu tesislerinin kişilerce bozulması, köyleri büyük zararlara uğratmaktadır. Bunun için Yasa ile Köylere kendi sınırlan içindeki su tesislerim gözetleme ve koruma ödevi öngörülmüştür. Eğer bir köy bu ödevini yerine getirmemiş ise, bunun sonucu olan zarardan köyün sorumlu tutulması, kamu yararı gereğidir.

Mahkemenin iptalini istediği hüküm, ceza niteliği taşımadığı gibi zararın tazminini de köyde oturan kişilere değil bir tüzel kişi olan köye yüklemekte, bu da kamu yararı düşüncesine ve nesnel sorum ilkesine dayanmaktadır. Bu nedenlerle söz konusu hükümde hukuka ve Anayasaya aykırı bir yon yoktur.

Sonuç:

7478 sayılı Kanunun 16. maddesinin son fıkrasının Anayasaya aykırı olmadığına ve itirazın reddine 7/10/1969 gününde oybirliği ile karar verildi.

Başkanvekili

Lütfi Ömerbaş

Üye

Feyzullah Uslu

Üye

A. Şeref Hocaoğlu

Üye

Fazlı Öztan

Üye

Celâlettin Kuralmen

Üye

Hakkı Ketenoğlu

Üye

Fazıl Uluocak

Üye

Sait Koçak

Üye

Avni Givda

Üye

Muhittin Taylan

Üye

İhsan Ecemiş

Üye

Recai Seçkin

KARŞI

OY YAZISI

Anayasa'nın 151. maddesine göre bir mahkeme ancak bakmakta olduğu davada uygulanacak kanunun hükümlerini, Anayasa'ya aykırılığını ileri sürerek, Anayasa Mahkemesine getirebilir. Bu hükmün benzeri 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 27. maddesinde de vardır.

İtiraz yoluna başvuran Bayat Sulh Hukuk Mahkemesi 9/5/1960 günlü, 7478 sayılı Köy İçme Suları Hakkındaki Kanunun 16. maddesinin son fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürmektedir. Bu hükme göre bir kimse evvelce veya bu kanun hükümlerine göre meydana getirilmiş olan içme suyu tesislerini her ne suretle olursa olsun tahrip veya imha eder veya bozar yahut bunlara zarar verir yahut tesis edilmiş nizamı bozarsa fail bulunmadığı takdirde bozulan kısım yaptırılır ve masraf bozulan yer hangi köyün hududu içinde ise o köye tazmin ettirilir.

Mahkemenin bakmakta olduğu 1969/10 esas sayılı davada davacı itiraz konusu fıkraya uygun olarak bozulan bölümü yaptırmış ve yapılan giderin bozulan yerin içinde bulunduğu köye tazmin ettirilmesini istemiş değildir; su isale hattının bozulan bölümü onarılmayarak ve onarım için ne kadar para gideceğinin bir keşif sonunda saptanmasiyle yetinilerek tahmin edilen onarım giderinin tahsili dava edilmiştir.

Şu duruma göre olayda mahkemenin itiraz konusu hükmü uygulayacağından söz edilemez. Davalının lehine olarak Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen ve iptali istenen hükme dayanılarak davalının hukukunu etkileyecek bir kararın verilmesi olasılığı varsa itiraz konusu hüküm davada uygulama yeri bulacak demektir. Oysa mahkemenin kanunun koyduğu koşullara uyulmadan ve bunların gereği yerine getirilmeden açılan davayı reddetmek durumunda olduğu apaçık ortadadır ve dava da 7478 sayılı yasanın 16. maddesinin son fıkrası hükmünün uygulanması olanağı ve olasılığı yoktur.

Çoğunluk "uygulama" deyimini olumlu ve olumsuz uygulama olarak iki anlamda kabul etmekte ve mahkemenin elindeki davayı son fıkra hükmüne uymadığı için reddetme durumunda bulunmasını bu fıkranın olumsuz biçimde de olsa uygulanması saymaktadır. Çoğunluğun Anayasa'nın 151. maddesinde geçen "uygulama" deyimini, değil delâlet ettiği hukukî kavramdan, sözlük anlamından bile böylesine uzak düşürecek biçimde geniş yoruma gitme eğilimi Anayasa Mahkemesini iptal davası (Anayasa - madde 149) ve itiraz (madde 151) yolları arasında artık hiçbir ayırımın gözetilemiyeceği bir noktaya doğru yöneltmektedir. Oysa bu iki yol arasındaki anayasal ayrım göze batacak keskinliktedir.

Bilindiği gibi Anayasa, Anayasa'ya aykırı hükümlerin yürürlükten kaldırılması, başka bir deyimle, ayıklanması için "iptal davası" müessesesini kurmuştur. (Madde 149 ve geçici madde 9/2). Bu müessesenin işleyişi soyut konularda genel nitelikte sonuçlar doğurur. İptal davası sonunda iptaline karar verilen hüküm karar gününde; iptalin yürürlüğe girmesi için kararda başka bir gün öngörülmüşse o gün de kendiliğinden yürürlükten kalkar (Madde 152/2).

Anayasaya

aykırılık iddialarını Anayasa Mahkemesine getirebilme yolunu mahkemelere açık

tutan düzenin işleyebilmesi ise; ortada somut bir olayın, yani belli bir

davanın bulunması, Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen kanun hükmünün

mahkemenin o davada uygulayacağı bir hüküm olması, aykırılık iddasının ancak o

davadaki taraflarca ileri sürülmesi ve mahkemenin, iddianın ciddî olduğu

kanısına varması veya hükmü kendiliğinden Anayasa'ya aykırı görmesi gibi

koşulların gerçekleşmesine bağlıdır. Anayasa Koyucunun bu son derece dar

çerçeveli düzenle güttüğü erek, "iptal davası" müessesesinin

varlığına karşın nasılsa yürürlükte kalabilmiş bîr takını Anayasa'ya aykırı

hükümler yüzünden belirli kişilerin belirli haksızlıklara uğramalarını

önlemektedir. Buna bir de mahkemelerin Anayasa'ya aykırı gördükleri hükümleri

uygulamaktan kaçınmalarına; böylece Anayasa'nın üstünlüğü ilkesinin bu alanda

da korunmasına bir yol sağlanması ereği eklenebilir. Anayasa'nın 151.

maddesinin getirdiği düzende Anayasa'ya aykırılık iddiası bir davada bekletici

sorun olarak ortaya çıkar. Mahkeme Anayasa'ya aykırı gördüğü veya Anayasa'ya

aykırılığı iddiasının ciddî olduğu, kanısına vardır kanun hükümlerini uygulamaz

ve Anayasa Mahkemesine başvurur .

İptal

davasını açmaya hakkı olanların bir kanunun yalnızca Anayasa'ya aykırı

bulunduğu yönündeki görüşleri Anayasa'ya uygunluk denetimi düzenini işletmeye

yeterken burada böyle bir hükmün ancak belirli bir kikinin belirli haklarını

etkileme durumuna geçişi halinde düzen işleme yoluna girebilmektedir.

Anayasa'nın 151. maddesinde öngörülen yolun, 149. maddedekinin tersine,

Anayasa'ya aykırılık konusunu soyut ve genel değil somut ve özel bir açıdan ele

alındığının ve bilerli olayları ve olayların taraflarını ön alanda tuttuğunun

bir başka kanıtı da mahkemelerden Anayasaya'ya aykırılık iddiaları üzerine

verilmiş hükümlerin olayla sınırlı ve yalnız tarafları bağlayıcı olmasını yahut

tıpkı bir iptal dâvası sonunda verilmiş kararlar gibi genel nitelikte etkiler

yaratmasını Anayasa'nın, Anayasa Mahkemesinin takdirine bırakmış bulunmasıdır

(Madde 152/4). Demek ki Anayasa'nın 151. maddesine göre verilen bir hüküm,

ancak Anayasa Mahkemesine aksine karar alınmadıkça, bir iptal davası sonunda

verilmiş hükümlerin etki ve kapsamını edinilebilir. o halde Anayasa'ya aykırı

kanunların ayıklanması 151. maddede öngörülen düzenin baş ereği ve o düzenle

doğrudan doğruya elde edilebilecek bir sonç değildir. Bunun düzenin dolaylı

tekisi, bir yansonucu gibi görlmesi daha yerinde olur. Oysa çoğunluğun

"uygulama" deyimini yorumlayış biçimi 151. maddeyi de Anayasa'ya

aykırı hükümlerin doğrudan doğruya ayıklanması için kullanılacak bir yol

durumuna getirmektedir. Bir tutumdaki iyi niyet ne denli belli ve yerinde de

olsa gene bir Anayasa deyiminin böylesine zorlanmasını haklı gösteremez.

Özetlenecek olursa: 7478 sayılı yasanın 16. maddesinin son fıkrası bayat Sulh Hukuk Mahkemesinin, bakmakta olduğu dâvada uygulayacağı hüküm değildir. Anayasa'nın 151. ve 44 sayılı kanunun 27. maddelerine aymayan itirazın yetki yönünden reddi gerekir. Oysa Anayasa Mahkemesince aksine karar verilmiş ve işin esastan incelenmesine yol açılmıştır.

1969/15 sayılı dâvada ilk inceleme sonunda verilen 22/5/1969 günlü karara bu nedenle karşıyım.

Üye Ahmet · Akar Üye Halit · Zarbun Üye Muhittin · Gürün Üye Avni Givda

Anayasa Mahkemesi, E. 1969/15, K. 1969/53, 7 Ekim 1969 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Iı-
  4. Iıı-
  5. Iv-
  6. V-
  7. Vı-
  8. Karşı
  9. Oy Yazısı

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1969/15
Karar No
1969/53
Tarih
7 Ekim 1969

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1968/34 K.1969/55
  • AYM Norm Denetimi E.1969/55 K.1969/56
  • AYM Norm Denetimi E.1967/41 K.1969/57
  • AYM Norm Denetimi E.1967/42 K.1969/58
  • AYM Norm Denetimi E.1969/32 K.1969/59
  • AYM Norm Denetimi E.1969/59 K.1969/62

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.