İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1969/60 K.1970/8

Esas sayısı:1969/60

Esas1969/60Karar1970/8Tarih10 Şubat 1970Okuma14 dk · 2.798 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1969/60
Karar No
1970/8
Karar tarihi
10 Şubat 1970
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.798 kelime·14 dk okuma·4 bölüm

Esas sayısı:1969/60

Karar sayısı:1970/ 8

Karar tarihi:10/2/1970

Resmi Gazete tarih/sayı:15.12.1970/13695

İstemde bulunan : Kartal Asliye 1. Hukuk Mahkemesi

İstemin konusu : 14/12/1934 günlü, 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanununun 22. maddesinin H bendindeki (ve herhalde on seneye kadar) deyiminin Anayasa'ya aykırılığı iddiasının ciddî görülmesi nedeni ile iptali istenmiştir.

Olay

ve iptal için ileri sürülen gerekçeler : Bir yurttaş, Hazineye karşı açmış

olduğu davada, tapu kütüğünde kendi adına yazılı taşınmazın kadastroca sahibi

bilinmeyen mal sayılıp Hazine adına tapuya geçirilmiş bulunduğunu, kendisinin

her yıl malının vergisini ödediğini ileri sürerek haksız yere Hazine adına

yapılan tescilin iptaline ve tapu kaydının kendi adına düzeltilmesine karar

verilmesini istemiştir. Davalı vekili savunmasında kadastronun kesinleşmesinden

beri aradan on yılı aşan bir süre geçmiş bulunması dolayısiyle 2613 sayılı

Kanunun 22. maddesinin H bendi gereğince dâvanın reddine karar verilmesini

istemiştir. Buna karşı davacı vekili, savunmada dayanılan yasa kuralının, Anayasa'ya

aykırılığını ileri sürmüştür.

Mahkemece

ciddî görülen iptal nedenleri özetle şunlardır. 2613 sayılı Kanun, mal

sahiplerini, kadastronun yapıldığı sırada malları başında bulunmak zorunda

bırakmaktadır. Oysa Anayasa yurttaşlara seyahat, çalışma ve mülkiyet hak ve

özgürlüklerini tanımıştır. Tapu kütükleri düzensiz ve darma dağınık bir

durumdadır. Devlet, kadastro sırasında, bu kütüklerin içinden çıkamayacağını

göz önünde tutarak yurttaşların mallarını başında bulunmasını öngörmüştür.

Böyle bir yüküm, kamu düzeni düşüncesi ile dahi haklı görülemez. Haklı

görülemeyen ve Anayasa'ya aykırı bulunan bir yükümün yerine getirilmemesi

sonucunda Hazine adına tapuya geçirilmiş bulunan bir malın geri alınması yollu

dâvada hak düşüren bir sürenin kabul edilmiş olması mülkiyet hakkının doğrudan

doğruya özüne dokunmaktadır ve böylece ortada Anayasa'ya açık bir aykırılık

vardır.

İptali istenilen hüküm : 14/12/1934 günlü, 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Yasasının 22. maddesinin H bendi şöyledir : Yapılacak ilânlar ve tahkikat üzerine sahibi bulunmayan gayrimenkuller devlet namına kaydolunur. Bu malların on seneye kadar hükmen müstehikkı çıktığı taktirde namına kayıtlan tashih edilir ve satılmışsa bedeli verilir. (İptali istenen deyimin altı çizilmiştir).

İstemle ilgili Anayasa hükümleri :

"Madde 18- Herkes, seyahat hürriyetine sahiptir; bu hürriyet,ancak milli güvenlik sağlama ve salgın hastalıkları önleme amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir.

Herkes, dilediği yerde yerleşme hürriyetine sahiptir; bu hürriyet ancak millî güvenliği sağlama, salgın hastalıkları önleme, kamu mallarını koruma, sosyal, iktisadî ve tarımsal gelişmeyi gerçekleştirme zorunluğu ile ve kanunla sınırlanabilir.

Türkler, yurda girme ve yurt dışına çıkma hürriyetine sahiptir. Yurt dışına çıkma hürriyeti kanunla düzenlenir."

"Madde 36- Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amaciyle, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."

"Madde 40- Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.

Kanun, bu hürriyetleri, ancak kamu yararı amaciyle sınırlayabilir.

Devlet, özel teşebbüslerin millî iktisadin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır."

İlk inceleme : Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca yapılan 23/10/1969 günlü ilk inceleme toplantısında, 44 sayılı Kanunun 27. maddesi uyarınca mahkemece gönderilmesi gereken gerekçeli karar yollanmamış bulunduğundan eksik tamamlanmak üzere dosyanın geri çevrilmesine oybirliği ile karar verilmesi üzerine mahkemece eksik tamamlandığından işin esasının incelenmesine Lütfü Ömerbaş, Feyzullah Uslu, A. Şeref Hocaoğlu, Fazıl Öztan, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak Avni Givda, Muhittin Taylan, Şahap Arıç, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya Önel, Mustafa Karaoğlu ve Muhuttin Gürün'ün katıldıkları 18/11/1969 günlü toplantıda oybirliği ile karar verilmiştir.

Esasın incelenmesi: Esasa ilişkin raporla dâvaya temel tutulan Anayasa hükümlerine ve dâva konusu Yasaya ilişkin yasama çalışmaları belgeleri ve ilgili bütün hükümler incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü :

Sahibi

bulunamadığı için Devlet adına tapuya geçirilen taşınmazların on yıla değin

sahibi çıkar ve hakkını mahkemede ispat ederse, tapu kaydı onun adına

düzeltilir ve şayet mal satılmışsa Devletçe alınmış olan para malike verilir

(Madde 22/H). Dâva konusu kural işte bu kuraldır. Bu kuralın yazılışından

anlaşıldığı üzere, bir malın devlet adına tapuya yazılması için onun sahibi

bulunduğunun saptanmaması zorunludur. Eğer mal tapuda kayıtlı ise ilke olarak

sahibi tapu kütüğünde gösterilmiş olacağından bu kuralın uygulanması artık söz

konusu edilmiyecektir. Yine bu madde uyarınca Devlet adına kaydedilmiş olan

mal, kadastrodan önce tapu kütüğüne yazılı bir mal olsun veya olmasın, sahibi

sonradan ortaya çıktığında, (bu malik on yıllık süreden önce dava açmış ise)

artık bunun davası dinlenmiyecektir, zira hak düşüren sürenin konması ile

güdülen erek, Hazine adına tapu kütüğüne geçirilmiş bulunan bir malın hangi

nedene dayanırsa dayansın, on yıldan sonra geri alınmasını önlemektir.

Asliye

mahkemesindeki davada, kadastrodan önce davacı adına tapu kütüğüne geçirilmiş

iken her nasılsa, kadastro komisyonunca sahibi bulunamadığı bildirilerek 2613

sayılı Yasanın 22/H maddesi gereğince Hazine adına tapuya geçirilmiş bulunduğu

ileri sürülen bir taşınmazın tapu kaydının davacı adına düzeltilmesi

istenilmiş, Hazine vekili de böyle bir isteme karşı on yıllık hak düşüren

süreye dayanmıştır. Buna göre, kadastrodan önce tapu kütüğüne geçirilmiş

olmayan bir taşınmaz için açılmış bir dava ve böyle bir davaya karşı ileri

sürülmüş hak düşüren süre söz konusu olmadığından, mahkeme ancak tapulu bir

taşınmazın Hazine adına tescili sonunda malikin açtığı dava açısından hak

düşürücü süre kuralını uygulayacaktır; imdi inceleme ve karar, yalnızca

kadastrodan önce tapu kütüğüne yazılmış taşınmaz mallardan Hazine adına

geçirilmiş olanların tapu kaydının eski malikler adına düzeltilmesi davalarında

söz konusu edilen hak düşüren süre kuralı ile sınırlı olacaktır.

Toplantıya katılan üyelerin çoğunluğu, inceleme konusu on yıllık hak düşüren süre kuralının Anayasa'ya aykırı olduğu görüşünde birleşmişlerdir. Ancak bu görüşler, iki ayrı nitelik taşımaktadır :

a-

Tapu kütüğünün tutulması gerek eski hukukumuza göre, gerekse Medenî Kanuna göre

devlete düşen görevlerden olduğu için bu görevin gereği gibi yerine

getirilmemiş olmasından doğan sonuçlardan devletin yararlanması düşünülemez.

Dâva konusu işte olduğu gibi, kadastro komisyonunun, malı sahipsiz sayması,

devletin görevli memurlarınca bu mala ilişkin tapu kütüğünün komisyona

verilememiş olması nedenine dayanmaktadır. Devlet, malın tapusunun komisyona

verilmemiş olması sonucunda taşınmazın maliki durumuna girmiş, başka deyimle

kendisinin sorumlu tutulması gereken bir durumdan yararlanmış ve on yıllık hak

düşüren süreye dayanarak bu haksız durumun sürüp gitmesini sağlamıştır.

Haksızlığın sürüp gitmesini sağlayan etken, on yıllık hak düşüren süre olduğu

için bu süreyi öngören yasa kuralı, Anayasa'nın 36. maddesi ile güvence altına

alınmış bulunan mülkiyet hakkının özüne dokunmakta ve böylece Anayasa'nın 36.

ve 1l. maddelerine aykırı bir niteliğe bürünmektedir. Kaldı ki Medenî Kanunun

928 maddesi uyarınca hiçbir kişi, tapu kütüğünde yazılı olan bir durumu

bilmediğini ileri süremez ve böyle bir durumu bilmemiş olmasına dayanarak kendi

yararına bir hukukî durum yaratamaz. Burada devlet yararına Medenî Kanunun 928.

maddesinin uygulanmaması sonucu dahi doğmaktadır ki bu sonuç, Anayasa'nın 12.

maddesi ile benimsenmiş bulunan yasa önünde eşitlik ilkesine de aykırıdır ve

inceleme konusu kural, bu yönden dahi Anayasa ile çatışmaktadır. Bundan başka

hukuk devleti ilkesinin gereklerinden birisi, bireylerin kazanılmış haklarına

herkesin saygı göstermesini sağlamaktır; oysa burada devlet, üçüncü kişiye

karşı korumakla ödevli olduğu mülkiyet hakkım, bu hakkın kendi düzenlediği tapu

kütüğüne dayandığım göz önünde tutmadan, tartışma konusu, hak düşüren süre

kuraliyle, kendisi tanımamaktadır. Bundan dolayı bu kural, Anayasa'nın 2.

maddesinde öngörülen hukuk devleti ilkesine de aykırıdır.

Lûtfi Ömerbaş, Salim Başol, A. Şeref Hocaoğlu, Fazlı Öztan, Muhittin Taylan ve Muhittin Gürün, bu görüşü benimsemişlerdir.

b-

Dâva konusu kuralı kapsayan 2613 sayılı Yasa, eski hukukî durumlardaki

kararsızlıkları sona erdirmek ve gerçek hukukî durumu saptamak ve bunun tapu

kütüklerinden kesinlikle anlaşılmasını sağlamak için konulmuş bulunduğuna göre

bu yasa uyarınca yapılan yanlış işlemler sonunda kaybedilen hakların ileri

sürülmesinin kadastroca kendi adlarına taşınmaz mal saptanmış kişiler yararına

belli bir süreye bağlanması ve o sürenin geçmesi ile eski hakların sona ermiş

sayılması, hukukî durumda kararlılığı sağlamaya elverişli, yerinde bir tedbir

sayılmak gerekir. Gerçekten, kadastroya dayanılarak düzenlenen tapu

kütükleriyle belirlenmiş bulunan hukukî durumun kararlılık göstermesi, ancak

kadastrodan önceki hukukî duruma dayanılarak kadastro üzerine kurulmuş bulunan

kütüklerdeki kayıtların değiştirilmesini gerektirecek dâvaların önlenmesi ile

sağlanabilir; dâvaların önlenmesi için en uygun yol, hak düşüren süre yoludur.

Eğer böyle önleyici bir yol benimsenmeyecek olursa uzun yıllar geçtikten sonra

bile kadastroya dayanan tapu kütüklerinin silinip değiştirilmesi ve herkesin,

tapu kütüklerine karşı beslemesi gerekli güvenin sarsılması sakıncası

doğacaktır. Medenî Kanun veya Borçlar Kanunu kurallariyle bu sakıncalar

önlenemez. Nitekim, Medenî Kanunun taşınmazlara ilişkin aynı hakları düzenleyen

kuralları arasında hak düşüren süreye ya da dâvayı engelleyici zaman aşımına

yer verilmiş değildir; Medenî Kanunun 638. ve 639. maddelerindeki süreler ise

sadece hak kazandırıcı zaman aşımı süreleridir ve ancak eylemli zilyetler

yararına sonuç doğurabilirler. Borçlar Kanununun 125. ve sonra gelen

maddelerindeki zaman aşımı kuralları ise, aynı hak dâvalarına uygulanamaz.

Demek ki, özel bir hak düşüren süre kuralı zorunludur ve böyle bir tedbir kamu

yararına dayanan ve bu niteliğine Anayasa'nın 36. maddesinin 2. fıkrası

kuralına uygun bir sınırlandırma oluşturmaktadır. Bilindiği üzere, Anayasa'nın

36. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca mülkiyet hakkının kamu yararı düşüncesi

ile sınırlandırılmasına engel yoktur. Ancak bu sınırlandırmanın olayımızda yeni

malikin yaran ile daha açıkçası kamu yararı ile eski malikin yararını

bağdaştırabilecek bir durum göstermesi dahi zorunludur. Burada sınırlandırmanın

on yıl gibi kısa bir süre temel tutularak öngörülmüş olması, eski malikin

mülkiyet hakkım ortadan kaldırma niteliğini göstermektedir. Özellikle hukuk

düzenimizde tapulu mallarda ancak yirmi yıllık bir sürenin Medenî Kanunun 639..

maddesinde gösterilen koşullar altında geçmesi sonunda zilyet yararına tescili

isteme hakkı doğmaktadır ve böylece eski malikle yeni malikin haklarının

bağdaştırılması ve hukuki durumlarda kararlılığının sağlanması için yirmi

yıllık bir süre gerekli görülmüştür, inceleme konusu kuralda yalnız hazine

yararına öngörülen on yıllık süre, haklı nedene dayanmayan bir eşitsizlik

yaratmaktadır. Tapuya bağlı mallarda Hazine yararına kabul edilebilecek bir

süre ancak yirmi yıl gibi bir süre olabilir ve yirmi yıl malının hukuki durumu

ile ilgilenmemiş olan bir kimsenin artık hakkından yoksun bırakılması kadastro

işlemleri ile sağlanmak istenen hukuki kararlılık bakımından yerinde

görülebilir.

Burada

Medenî Kanunun 683. maddesindeki on yıllık süreyi yeterli gören kurala

dayanılarak tartışma konusu kuralla 638. maddedeki kural arasında benzerlik

bulunduğu ileri sürülüp ortada eşitsizlik ve sürede kısalık bulunmadığı

savunulamaz. Medenî Kanunun 638. maddesinde kendi adına ve haklı bir nedene

dayanmaksızın tapuda malik gözüken bir kimsenin, çekişmesiz, aralıksız olarak

ve iyi niyetle on yıl taşınmaz malın zilyetliğini sürdürecek olursa onun adına olan

tapu kaydının haksız nedene dayanması dolayısiyle düzeltilmesinin

istenilemeyeceği ve tapudaki kayıt haklı bir nedene dayanmasa bile kayıt

sahibinin tam anlamı ile mülkiyet hakkını edinmiş sayılacağı ilkesi

benimsenmiştir. Olayımızda Hazine, Medenî Kanunun 928. maddesi uyarınca yerin

tapu kütüğünde eski malik adına kayıtlı olduğunu bilmediğini ileri

süremeyeceğine göre Hazine iyi niyetli zilyed durumunda olamaz. Demek ki Medenî

Kanunun 638. maddesinde aranılan iyi niyet koşulu, Hazine için gerçekleşmiş bulunamayacağından

Hazinenin durumunun Medenî Kanunun 638. maddesine uygun bir zilyed durumu

olarak kabulü hukuka uygun düşmez.

Kadastro

işlerinde hukuki kararlılığı sağlamak üzere eski maliklerin haklarının belli

bir süre ile sınırlandırılması ilkesi. Anayasa'ya uygun sayılınca sürenin

takdirinin yaşama yetkisi alanına girdiği ve surenin uzunluk ya da kısalığı

bakımından Anayasa'ya aykırılık düşünülemeyeceği görüşü, doğru değildir; çünkü

yasa koyucu hukuki düzenlemelerde kendisine tanınmış olan takdir yetkisini,

ancak Anayasal sınırlar içinde kullanabilir; bu yön Anayasa'nın 8. maddesi

kuralından anlaşılmaktadır. Anayasa'nın 2. maddesinde öngörülen hukuk devleti

ilkesi, konulacak kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerinin gözönünde

tutulmasını gerektirir; bu ölçüler ise, hukuk kurallarının konulmasında birbiri

ile çatışan yararların yerinde ve yolunda olarak uzlaştırmasını zorunlu kılar.

İnceleme konusu kuralda benimsenen on yıllık sürenin kısalığı, benzer olaylarda

yasalarca benimsenmiş bulunan kurallarla yapılan karşılaştırma sonunda, az

yukarıda belirtildiği üzere, anlaşılmaktadır. Demek ki çatışan yararlar,

yerinde ve yolunda olarak bağdaştırılmış değildir.

Bu nedenlerle tartışma konusu kuralın iptali gerektir.

Sait Koçak, Avni Givda, Recai Seçkin, Ahmet Akar ve Halit Zarbun bu görüşü benimsemişlerdir.

Feyzullah Uslu, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak ve İhsan Ecemiş, incelenen kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu görüşüne katılmamışlardır.

SONUÇ / HÜKÜM

SONUÇ

: 2613 sayılı, 14/12/1934 günlü Kanunun 22. maddesinin H bendindeki "on seneye kadar" deyiminin yalnız tapulu taşınmazlar yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, Feyzullah Uslu, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak ve İhsan Ecemiş'in karşı oyları ile ve oyçokluğu ile 10/2/1970 gününde karar verildi.

Başkanvekili

Lütfü Ömerbaş

Üye

Salim Başol

Üye

Feyzullah Uslu

Üye

A. Şeref Hocaoğlu

Üye

Fazlı Öztan

Üye

Hakkı Ketenoğlu

Üye

Fazıl Uluocak

Üye

Sait Koçak

Üye

Avni Givda

Üye

Muhittin Taylan

Üye

İhsan Ecemiş

Üye

Recai Seçkin

KARŞI

OY YAZIMIZ

Hukukta

belirli süreler belirli hukuki sonuçlar doğurur bunların içinde zaman aşımı ve

hak düşürücü süreler özel bir önem taşır. Bu süreler bir alacağın, hakkın elde

edilebilmesini zaman bakımından sınırlar. Diğer deyimle hakkını uzun süre

kullanmayan hak sahibi, hakkım kullanmak olanağından yoksun kalır. Çünkü

hukukun ilkelerinden biride güvenlik ve kararlılıktır. Herkesin belirli süre

içinde hakkından emin olması, güven ve kararlılığa kavuşması kamu yararı

gereğidir. İşte geniş anlamı ile zaman aşımı bir taraftan hakkın selâmet ve

emniyetini artırmak, güven ve kararlılığı sağlamak ve mahkemelerin işini

hafifletmek suretiyle kamu yararını korur diğer taraftan kişilerin çok eski

iddialara hedef olmalarına engel olması ve uzun yıllar zan altında bırakılmamasını

sağlama bakımından özel yararlarını korur.

Hiç şüphe yokki haksız bir durum nihayet akıp giden hayatın sevk ve kudretiyle değişir ve hukuka uygun bir hale girer "Eski vakıalardan istitlâl edildiği iddia olunan haklar galip ihtimal ile ya asla vücut bulmamışlar veya mevcudiyetleri nihayet bulmuştur." eski hukukumuzda da bu husus şöyle ifade edilirdi : "Dâvayı iktidar mevcut ve özür mefkud iken uzun müddet dâva etmemek hakkın olmadığına delâlet eder." İmdi zaman aşımı hukukun güvenlik ve kararlılık kuralının bir sonucu, belirli bir durumu düzenleyici ve islâh edicidir.

Bu gerekçelerle geniş manada zaman aşımı müessesesi hukukta yer almış ve meşruluk kazanmıştır.

Konumuzu teşkil eden 2613 sayılı Kanunun 22. maddesinin H bendi aynen şöyledir :

"Yapılacak ilânlar ve tahkik üzerine sahibi bulunamayan gayrimenkuller Devlet namına kaydolunur. Bu malların 10 seneye kadar hükmen müstahikkı çıktığı takdirde namına kaydı tashih edilir ve satılmış ise bedeli verilir."

Bizce, bu bend yukarıda açıklanan gerekçelere göre Anayasanın hiç bir maddesine aykırı değildir. Yıllar boyunca taşınmaz malıyla ilgisini kesmiş bir kişi o malı terketmiş onunla hukuki bağını kesmiş kişi niteliğindedir.

2613 sayılı Kanuna göre bir taşınmaz mal gelişigüzel değil, çeşitli ilanlardan ve uzun incelemelerden sonra hukuki durumu tayin olunur. Diğer taraftan bu kanun bir tasfiye kanunudur. Taşınmaz malların hukuki ve hendesi durumunu düzenleyici ve tespit edici bir kanundur.

(Madde : 1) Taşınmaz mal ister tapulu, ister tapusuz olsun 2613 sayılı Kanun tapusuz mallan tapulamak, tapulu malların da kayıtlarını bu kanun hükümlerine göre yenilemek suretiyle kadastro plânları tanzim ve tapu sicilleri tesis eder. Bu tespit ve tesis, yukarıda işaret olunduğu gibi, uzun işlem ve ameliyelere tabidir.

Bir kere kadastrosuna başlanacak olan yer, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün teklif ve Genel Müdürlüğün bağlı bulunduğu Bakanlığın tasvibi ile belli edilir ve Genel Müdürlükçe ve kadastrosu yapılacak olan mahal Valiliğince gazete ile ve gazete olmayan yerlerde alışılmış şekilde ve bir ay içinde ilân olunur. Bundan sonra Kadastrosuna başlanan şehir, kasaba ve köylerin, yoksa, sınırları tayin olunur. Ve kadastro mıntıkasında tahdidin başlayacağı 15 gün evvel mahalli gazetelerle ve olmayan yerlerde mutat şekillerle ilân edilir.

Kadastro

tahdidinde en önemli işlem ve eylem tasarruf incelemeleridir. Zira Kadastro

teknik bir iş olmaktan ziyade, hukuki bir problemdir. Bu hususun incelenmesi

için kadastro postaları tarafından gayrimenkul sahiplerine beyannameler

dağıtılır bunlar sahipleri ve isterlerse posta kâtipleri tarafından bir ay

içinde doldurulur, bütün vesikalar eklenerek postalara verilir. Postalar

beyanname vermeyenlere ait gayrimenkullerin tahdidini tapu ve vergi kayıtlan

ile, mevcutsa, tapu haritalarına göre yapar, bunların uygulanmasında ve

mülkiyet haklarının tespitinde bilirkişilerin ve gerekirse komşuların bilgi ve

beyanlarından faydalanılır. Postalar belediye veya ihtiyar meclisi tarafından

bilirkişi olarak seçilecek enaz iki kişi ile birlikte, varsa ve gelirse

ilgililerin önünde eldeki belgeleri bilirkişilerden alınacak bilgilerden de

faydalanarak gayrimenkullere uygular. Ve böylece sınırları belirtmek suretiyle

tasarruf krokisini yaparlar.

Uzun inceleme ve uygulamalardan sonra kadastro komisyonları, tasarruf haklarını tespit ve kadastro tahriri ikmal olunan yerlerin planlarıyla herhangi parçanın kimler namına kaydolunduğunu gösterir cetvelleri alâkalıların öğrenmeleri için iki ay müddetle asar ve varsa mahallî gazetelerle duyurulur. (Madde : 25)

İşte

özetlenen bu işlemlerden ve taşınmaz malın Hazine namına kayıt ve tescilinden

itibaren de 10 yıl geçtikten sonra hiç bir kişi o mal üzerinde istihkak

iddiasında bulunmazsa o mal Hazînenin olur. Bu kadar uzun işlem ve eylemler ve

incelemeler sırasında ilgisiz kalan ve Hazine namına tescilinden itibaren de 10

yılı geçiren kişi o mal üzerinde tasarruf ve mülkiyet iddiasında bulunamaz. Bu

uzun hak düşürücü süre durumu düzenlemiş ve ıslâh ederek o mal sahibinin Hazine

olduğunun kabulünü zorunlu kılmıştır. Sürüp ve akıp giden hayat, fiili durumu

hukukileştirmiş ve "fiili durumu hukuki duruma çevirmiş ve böylece kararlı

bir hal yaratmıştır. Bu sonuçda kamu yararının bir gereğidir. Mülkiyet hakkı

kamu yaran gereği kayıtlanabilir. Nitekim Anayasa'nın 36 ncı maddesine göre

mülkiyet hakkı kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabilir.

Prensip bu olunca sürenin 10 yıl veya daha fazla olması üzerinde durulmaması gerekir. Kanımızca Anayasa Mahkemesinin görevi, esas itibariyle prensipleri halletmektir. Teferruatla meşgul olmaya düzeni ve teşkilâtı elverişli değildir. Toplumun yararına olan süreyi, memleket düzeyine yayılmış teşkilâtı ve uzmanları bulunan yürütme organı, memleketin dört bucağından gelmiş bulunan mebuslardan ve senatörlerden müteşekkil yasama organı daha isabetli tespit ve tayineder.

Açıklanan bu nedenlerden ötürü çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz ve dâvanın reddi gerektiği kanısında bulunuyoruz.

Üye

Ahmet Akar

Üye

Halit Zarbun

Üye

Muhittin Gürün

KARŞI

OY YAZIMIZ

Gayrimenkul

mülkiyeti konusunda ve kadastro işlerinde hukuki istikran sağlamak, süregelen

yerleşmiş fiili durumları hukukileştirmek üzere, hukuki bir müessese olan, hak

düşürücü süre kuralından yararlanılmasında Anayasa'ya bir aykırılık olmadığı

gibi, bu sürenin takdir ve tespiti de esas itibariyle kanun koyucunun yasama

yetkisi içindedir. İptali istenilen hükümle bu sürenin on yıl olarak tespit

edilmiş olmasında ise kanunun maksadiyle bağdaşmayan ve çatışan yararlardan

yalnız Devlet yararını korumayı hedef tutan bir nitelik yoktur. Kanunun tümü

gözönünde tutulursa kişi yararının korunması amacıyla gereken tedbirlerin

alındığı görülür. Hazine adına tescil uyulması mecburi uzun formalitelere ve

ilânlara bağlı tutulmuş ve bundan sonra da 10 yıllık bir hak arama süresi

tanınmıştır.

Bu sebeplerle dâva konusu hükümde Anayasaya aykırılık bulunmadığı düşüncesindeyim ve iptal kararına karşıyım.

Üye Hakkı · Ketenoğlu Üye Feyzullah · Uslu Üye Fazıl · Uluocak Üye İhsan Ecemiş

Anayasa Mahkemesi, E. 1969/60, K. 1970/8, 10 Şubat 1970 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Karşı
  4. Oy Yazımız
  5. Karşı
  6. Oy Yazımız
  7. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1969/60
Karar No
1970/8
Tarih
10 Şubat 1970

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1970/8 K.1970/10
  • AYM Norm Denetimi E.1970/13 K.1970/13
  • AYM Norm Denetimi E.1970/9 K.1970/11
  • AYM Norm Denetimi E.1970/10 K.1970/12
  • AYM Norm Denetimi E.1969/71 K.1970/14
  • AYM Norm Denetimi E.1970/15 K.1970/15

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.