İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1970/17 K.1970/37

Esas sayısı:1970/17

Esas1970/17Karar1970/37Tarih25 Haziran 1970Okuma12 dk · 2.390 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1970/17
Karar No
1970/37
Karar tarihi
25 Haziran 1970
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.390 kelime·12 dk okuma·6 bölüm

Esas sayısı:1970/17

Karar sayısı:1970/37

Karar günü:25/6/1970

Resmi Gazete tarih/sayı:4.5.1971/13826

İtiraz yoluna başvuran : Akdağmadeni Sulh Ceza Mahkemesi.

İtirazın konusu : Mahkemece, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 11/6/1936 günlü, 3038 sayılı Kanunla değiştirilen 99. maddesinin 2. fıkrası ve son fıkrasının "kanunda yazılı haller müstesna olmak üzere" hükmü ile 460. maddesinin Anayasanın 12. ve 31. maddelerine aykırı olduğu kanısına varılmış olduğundan Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 151. maddesine dayanılarak sözü geçen kanun hükümlerinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur.

Olay

: Cumhuriyet Savcılığı, şikâyetçiyi birlikte doğup yaraladıklarından dolayı

oğlu, damadı ve kızı haklarında Türk Ceza Kanununun 456/4. ve 457/1. maddeleri

gereğince cezalandırılmaları isteğiyle kamu dâvası açmıştır. Akdağmadeni Sulh

Ceza Mahkemesince yapılan duruşma sonunda; bunlardan şikâyetçinin damadının

beraatine, oğlu hakkındaki dâvanın vazgeçme sebebiyle düşürülmesine ve kızının

da cezalandırılmasına dair verilen hüküm C. Savcılığı ve hükümlü sanık

tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay İkinci Ceza Dairesi, şikâyetçinin oğlu

hakkındaki vazgeçmesinin diğer sanıklara da sirayet edeceği düşünülmeden

mahkûmiyet kararı verildiğinden hükmü bozmuştur. Yeniden duruşmaya başlayan

mahkeme, Yargıtay bozma ilâmına uyulup uyulmaması hakkında bir karar vermeden,

dâvada uygulanması gereken Türk Ceza Kanununun 99/2 - Son ve 460. maddelerinin

Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına vardığım bildirerek sözü geçen hükümlerin

iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına ve duruşmanın da geriye

bırakılmasına Yi/12/ 1969 gününde karar vermiştir.

İtiraz yoluna başvuran mahkemenin gerekçesi : Mahkemeyi itiraz konusu kanun hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına vardıran gerekçeleri belirten 17/12/1969 günlü kararda aynen :

(l- İtirazın konusu : 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 99. ve 460. maddelerinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 151. ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 44-sayılı Kanunun 27. maddesi uyarınca Anayasa'nın 12. ve 31. maddelerine aykırılığı kanısına varıldığından iptaline karar verilmesi itirazından ibarettir.

Kanun metinleri :

İtiraz konusu fıkraları da kapsayan ve 11/6/1936 günlü, 3038 sayılı Kanunla değiştirilmiş bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 99. maddesi şöyledir :

(Madde 99- Takibat yapılabilmesi dava ve şikâyete bağlı suçlarda, suçtan zarar gören kimsenin vazgeçmesi, hukuku amme davasını düşürür.

Ancak kanunda hilafı yazılı olmadıkça cezanın infazına mani olmaz. Maznunlardan biri hakkındaki dava ve şikâyetten vazgeçme diğerlerine de sirayet eder.

Kanunda yazılı haller müstesna olmak üzere vazgeçme onu kabul etmeyen maznuna sirayet etmez.)

Aynı kanunun 460. maddesi hükmü de şöyledir:

(Madde 460- 456. ve 459. maddelerin takibat icrası şikâyete bağlı bulunan fıkralarında muharrer ahvalde müddeinin hüküm katileşinceye kadar davasından ferageti hukuku amine davasını ortadan kaldırır.)

İtiraz konusu kanun hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olduğu kanısını desteklemek üzere mahkemece ileri sürülen Anayasa hükümleri şunlardır :

(Madde 12- Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, dîn ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.

Hiçbir kişiye ,aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Madde 31- Herkes meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir.

Hiç bir mahkeme görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçı-namaz.)

İlk inceleme :

Anayasa Mahkemesi içtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 31/3/1970 günü Başkan Vekili Lütfi Ömerbaş ve Üye Salim Başol, Feyzullah Uslu, A. Şeref Hocaoğlu, Fazlı Öztan, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Sait Koçak, Avni Givda, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun ve Muhittin Gürün'ün katılmaları ile yapılan ilk inceleme toplantısında dosyanın eksiği olmadığı ve itirazın Anayasanın 151. ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 27. maddelerine uygun bulunduğu görüldüğünden işin esasının incelenmesi oybirliğiyle kararlaştırılmıştır.

Esasın incelenmesi :

İtirazın esasına ilişkin rapor, itirazda bulunan mahkemenin gerekçeli kararı ve ekleri, Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen kanun hükümleri, Anayasa'ya aykırılık kanısına dayanak olarak gösterilen Anayasa maddeleri, bunlarla ilgili gerekçeler ve meclis görüşme tutanakları okundukları sonra gereği görüşülüp düşünüldü :

İtirazda

bulunan mahkeme, gerekçeli kararında Türk Ceza Kanununun 99. maddesine göre

takibat yapılabilmesi dava ve şikâyete bağlı bulunan suçlarda şikâyetin birden

ziyade sanık hakkında yapılmış bulunduğu hallerde, bunlardan biri için yapılan

vazgeçmenin diğer sanıklara da sirayet ettiğini, maddenin son fıkrasında

vazgeçmenin bunu kabul etmeyen sanığa tesir etmeyeceği belirtilmiş ise de

"kanunda yazılı haller "in bundan müstesna tutulduğunu ve bu

hallerden birinin de, 466. maddede gösterilmiş olduğunu, esasen Yargıtay'ın

süregelen içtihadının da sözü geçen hallerde sanığın veya sanıkların rızasına

bakılmaksızın vazgeçmenin hüküm ifade etmesi lâzım geldiği yolunda bulunduğunu

bildirmekte ve bunların sakıncalarını uzun uzadıya açıklamaktadır. Sonuç olarak

da; Türk Ceza Kanununun 99/2. maddesinde yazılı hüküm ile son fıkrasındaki

(Kanunda yazılı haller müstesna olmak üzere) kaydının ve 99. maddeye istisna

teşkil eden Türk Ceza Kanununun 460. maddesinin tümünün (herkesin yargı

mercileri önünde meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle, davacı

veya dâvâlı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğunu) bildiren 31.

maddesine ve kötü niyetli şikâyetçi zümresine bir nevi imtiyaz tanıması sebebiyle

de Anayasa'nın 12. maddesinin son fıkrasına aykırı düştüklerinden iptallerini

istemektedir.

Gerçekten Ceza Hukuku alanında, gerek suçların takibinde zarar görenin şikâyetine yer vermenin doğru olup olamayacağı ve bunun hangi nitelikteki suçlarda yerinde görülebileceği konusunda ve gerekse şikâyetçiye vazgeçmesini, sadece bazı sanıklar için sınırlandırabilme yetkisinin tanınıp tanınmamasının ve yine vazgeçmenin sanığın kabulüne bağlı tutulup tutulmamasının yarar ve zararları üzerinde türlü düşünceler ortaya sürülmüştür.

Ancak, kanun hükümlerinin Anayasa'ya. uygunluklarının denetlenmesi sırasında, bu hükümlerin ortaya atılan türlü düşüncelerle çelişip çelişmediklerinin değil de Anayasa kurallarına aykırı olup olmadıklarının incelenmesi zorunluğu vardır.

Bu

bakımdan araştırılırsa Anayasa'mızda, hangi nitelikteki suçların doğrudan

doğruya takibe tabi olacağını, hangilerinin takibinin şikâyete bağlı tutulması

gerektiğini ve takibi şikâyete bağlı suçlardan hangilerinde vazgeçmenin tesir

edebilmesi için sanığın kabulüne lüzum olduğunu, hangilerinde böyle bir kabule

lüzum bulunmadığını gösteren bir hüküm yoktur. Bu duruma göre, kanun koyucu bir

Anayasa hükmüne aykırı olmamak kaydiyle, hangi fiillerin suç sayılacağını

kanunla tayin etmek yetkisine sahip olduğu gibi yine bu suçların niteliklerine

göre hangilerinin takibinin şikâyete bağlı tutulacağını ve bunlardan

hangilerinde şikâyetçinin şikâyetinden vazgeçmesinin sanığın kabulü ile ve

hangilerinde böyle bir kabule bağlı olmadan kamu dâvasını düşüreceğini tayin ve

tespit etmek hususunda da aynı derecede yetkili bulunmaktadır. Ceza hukukumuzda

da, kanun koyucu muayyen bazı suçlarda takibat yapılabilmesini zarar görenin

dâva ve şikâyetine bağlı tutmuş, Türk Ceza Kanununun itiraz konusu hükümlerini

kapsayan 99. maddesinde de bu gibi suçlarda zarar gören kimsenin vazgeçmesinin

hukuku amme dâvasını düşüreceğini ve ancak kanunda hilafı yazılı olmadıkça

cezanın infazına mani olmayacağını, maznunlardan biri hakkındaki dâva ve

şikâyetten vazgeçmenin diğerlerine de sirayet edeceğini ve kanunda yazılı

haller müstesna olmak üzere vazgeçmenin onu kabul etmeyen maznuna sirayet

etmeyeceğini bildirmiştir. 460. maddede de (456. ve 459. maddelerin takibat

icrası şikâyete bağlı bulunan fıkralarından muharrer ahvalde müddeinin hüküm katileşinceye

kadar dâvasından feragatinin, hukuku amme dâvasını ortadan kaldıracağını)

belirtmiştir.

Kanun koyucunun, niteliklerini gözönünde tutarak bir kısım şikâyete bağlı suçlarda, vazgeçmenin sanığın kabulüne bağlı tutulmasında bir kamu yaran görmeyerek kanunla böyle bir düzenleme yapmasına yukarıda sözü edilen yetkisi müsait bulanmaktadır.

Bundan başka Anayasamız'da itiraz konusu hükümleri yasaklayıcı bir madde de yoktur. Nitekim; kanun koyucu aynı yetkisi dolayısiyle zaman aşımı, af gibi sanıkların kabulüne bağlı tutulmadan kamu davasını düşürebilen başka sebepler de ortaya koymuştur.

İtirazın konusu hükümlerin Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına dayanak olarak mahkemece ileri sürülen Anayasa maddelerine gelince;

Bunlardan

"Hak arama hürriyeti" başlığını taşıyan 31. maddede (herkes, meşru

bütün vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya dâvâlı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir." denilmektedir.

Anayasa müzakereleri sırasında yapılan konuşmalardan da "meşru vasıta ve

yollar" deyiminden "hukuk düzenine uygun vasıta ve yollar" ı

kastedilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Anayasa'nın bu hükmü ile, iddia ve savunma

hakkının her türlü etkiden uzak olarak kullanılması, tarafların yargı mercileri

önünde iddia ve savunmalarını bir kaygıya kapılmadan serbestçe yapmaları

korunmak istenmiştir. İtiraz konusu maddelerde ise kanun koyucu, ancak kanunda

açıklanan bazı hallerde, ilişkin bulundukları suçların nitelikleri sebebiyle

sanığın kabulünü araştırmakta kamu hakları yönünden bir yarar görmediğinden

kabule bağlı tutmaksızın şikâyetçinin vazgeçmesini, fiilî suç olmaktan çıkaran

bir sebep olarak, kamu dâvasının düşmesi için yeterli bulmuştur. Fakat kamu

dâvasının böylece ortadan kalkması, sanığın hakkını savunmasını önlemiş

değildir. Çünkü yerine göre, hususî hukuk yolundan veya Türk Ceza Kanununun

285., 283. maddelerinden faydalanmak suretiyle haklarını savunmak yetkisi saklı

kalmıştır. Bu itibarla vazgeçme sonucunun böyle bir hukukî düzenlemeye

bağlanmış olması, sanığa hukukça uygun bulunması şartiyle bütün vasıta ve

yollardan faydalanması yetkisini veren Anayasa'nın sözü geçen maddesini

zedelemiş sayılamaz.

Anayasa'nın,

12. maddesinin son fıkrasında da (Hiç bir kişiye veya topluma imtiyaz

tanınamaz) denmektedir. Bu hükümle, aynı durumda bulunan kişilerden veya

topluluklardan bir kısmına, diğerlerinden daha çok veya daha geniş hak ve

yetkiler tanınarak (Kanun karşısında eşitlik) ilkesinin çiğnenmesi önlenmiştir.

Kanun koyucu şikâyetçinin sanıklardan biri hakkındaki vazgeçmesinin diğerlerine

sirayetini kabul eylemek ve takibi şikâyete bağlı bir kısım suçlarda,

şikâyetçinin vazgeçmesinin sanıkça kabulünü aramadan kamu dâvasını düşüren bir

hüküm koymak suretiyle, aynı durumda bulunan şikâyetçilerden bir kısmına

diğerlerinden daha çok hak ve yetki vermiş ve onlara bir imtiyaz tanımıştır,

denemez. Aksine, aynı durumda bulunan şikâyetçilerin hepsini aynı hak ve

yetkilere sahip kılmıştır. Böylece itiraz konusu hükümlerin Anayasa'nın 12.

maddesinde yazılı eşitlik ilkesini zedelediğinden söz edilemez .

Yukarıdanberi açıklanan sebeplerle itiraz konusu kanun hükümleri Anayasa'ya aykırı görülmediğinden itirazın reddi gereklidir. Başkan Vekili Lûtfi Ömerbaş ve üyelerden Avni Givda bu görüşe ve Ziya Önel gerekçeye katılmamışlardır.

Sonuç :

1/3/1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun değişik 99. maddesinin ikinci fıkrasının ve 3. fıkrasındaki (Kanunda yazılı haller müstesna olmak üzere) hükmünün ve 460. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine Başkan Vekili Lûtfi Ömerbaş ve Avni Givda'nın karşıoylariyle ve oyçokluğu ile 25/6/1970 gününde karar verildi.

Başkanvekili

Lütfü Ömerbaş

Üye

Fazlı Öztan

Üye

Celalettin Kuralmen

Üye

Hakkı Ketenoğlu

Üye

Fazıl Uluocak

Üye

Sait Koçak

Üye

Avni Givda

Üye

Muhittin Taylan

Üye

Şahap Arıç

Üye

İhsan Ecemiş

Üye

Ahmet Akar

Üye

Halit Zarbun

KARŞIOY

YAZISI

İtiraz konusu hükümler, Türk Ceza Kanununun 99. maddesinin son fıkrasında yer alan "vazgeçme, onu kabul etmeyen sanığa sirayet etmez." hükmünün uygulanmasını engellemektedir. Halbuki Anayasa'nın 31. maddesi, herkesin meşru bütün vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya dâvâlı olarak, iddia ve savunma hakkına sahip kılmıştır.

Türk Ceza Kanununda belirtilen kimi hallerde dâvanın düşürülmesi sonucunu doğuran davadan vazgeçmede sanığın muvafakatinin aranmaması onu, Anayasa'nın 31. maddesinin herkese tanıdığı savunma temel hakkını kullanmaktan yoksun bırakmaktadır.

"Meşru vasıta ve yollar" sözlerinden "hukuk düzenine uygun vasıta ve yollar" in kastedilmiş olduğu görüşü doğrudur. Anacak kanunun getirdiği bu düzen, Anayasa hükümleriyle bağdaşır halde bulunmalıdır. İtiraz konusu bükümler ise, hükmün kesinleşmesine değin sürdürülmesi gereken savunma hakkını kullanması için kimi hallerde sanığa, yararlanabileceği hiç bir vasıta ve yol bırakmamaktadır. Böyle bir sınırlamada Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun bir yönün varlığından söz edilemez.

İtiraz konusu hükümlerin Anayasa'nın 31. ve 11. maddeleri hükümleri karşısında iptali gerektiği kanısındayım.

Üye

Ziya Önel

Üye

Mustafa Karaoğlu

Üye

Muhittin Gürün

KARŞIOY

YAZISI

Türk

Ceza Kanununun değişik 99. maddesinde "Kovuşturma yapılabilmesi dava ve

şikâyete bağlı suçlarda suçtan zarar görenin vazgeçmesinin kamu davasını

düşürmesi ve vazgeçmenin onu kabul etmeyen sanığa sirayet eylememesi"

kuralı yer almış; ancak yine bu maddenin son fıkrasındaki "kanunda yazılı

haller müstesna olmak üzere "kaydı" vazgeçmenin onu kabul etmeyen

sanığa sirayet eyleyememesi "ilkesinin" kanunda yazılı

istisnalar" yönünden işlenmesini önlemiştir. İstisna hallerinden birini de

itiraz yoluna baş vuran mahkemenin uygulayacağı Türk Ceza Kanununun 460.

maddesi oluşturmaktadır. Bu maddeye göre "456. ve 459. maddelerin

kovuşturma yapılması şikâyete bağlı bulunan fıkralarında yazılı hallerde

davacının hükmün kesinleşinceye kadar davasından vazgeçmesi kamu davasını

ortadan kaldırır. "Burada sanığın vazgeçme konusunda söz sahibi olamaması

ve vazgeçmeyi kabul etmemesinin kamu davasının düşmesini engelleyememesi 99.

maddenin son fıkrasındaki "kanunda yazılı haller müstesna olmak

üzere" hükmünün gereğidir.

Görülüyor

ki itiraz konusu hükümler, özellikle Türk Ceza Kanununun 99. maddesinin son

fıkrasındaki "vazgeçme onu kabul etmeyen sanığa sirayet etmez"

ilkesine sınırlama getiren hüküm kimi ceza davalarında sanığın savunma hakkını

kullanmasını davacının istek ve iradesine bağlı kılmakta; davacının davasından

vazgeçmesi halinde vazgeçmeyi kabul etmemeğe hakkı olmayan sanık masumluğunu

kanıtlayabilmek ve beraat karan alarak kendisine isnat edilen suçun altından

alın aklığı ile çıkmak olanağını bulamamaktadır. Sanığın bir takım dolaylı

hukukî yollardan hakkını sonradan ve bir dereceye kadar arayabilmesi sonunda

geç ve güç olarak elde edeceği sonucun ise ne maddeten ne de manen bir beraat

kararının doyuruculuğunu getiremeyeceği ortadadır.

Anayasa'nın hak arama hürriyetini düzenleyen 31. maddesine göre herkes, meşru bütün vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle yargı maricleri önünde davacı veya dâvâlı olarak, iddia ve savunma hakkına sahiptir. Yine Anayasa'nın 11. maddesi temel hak ve hürriyetlerin kanunlarla sınırlanmasında Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygunluğu şart kılmıştır.

Yukarıda tartışılan kanun bükümünün "dâvâlının savunma hakkı" nı büyük ölçüde sınırladığında, sınırlamanın kamu yaran veya kamu düzeni gereğine, başka deyimle haklı bir nedene dayanmadığında ve şu duruma göre de Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun bir sınırlamadan söz edilemeyeceğinde kuşku yoktur. Anayasa'nın 31. ve 11. maddelerine aykırılık dolayısiyle itirazın kabul edilmesi ve iptal karan verilmesi gereklidir. 1970/17 esas sayılı dâvada alınan 25/6/1970 günlü, 1970/37 sayılı karara bu gerekçe ile karşıyım.

Başkan Vekili

Lûtfi ömerbaş

KARŞIOY

YAZISI

Hak arama ve dâva yolu ne denli yüce ve Anayasal bir hak ise, savunmada o kadar ve ondan zerrece eksik ve farksız olarak düşünülemeyecek kutsal bir haktır. Bu gerçek Anayasa'nın 12. maddesinde, herkes kanun önünde eşittir. Ve 31. maddesinde, herkes meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve dâvâlı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir, ilkeleri ile en güzel şekilde ifadesini bulmuştur.

İddiaya geniş ölçüde yer verilirken, davacının lütfü niteliğindeki vazgeçme ile dâvanın ortadan kaldırılması, bununla yetinmeyerek masum olduğunun tespit ve beraat hükmü ile tescilini isteyen sanığa, vazgeçmeden bahisle ispat imkânının tanınması, bu hakkın sınırlanma ve kısıtlanması sonucunu doğurur ve kanımızca yukarıda sözü edilen Anayasa'nın 12. ve 31. maddelerine ve bu maddelerin getirdiği ana ilkelere aykırı düşer.

Türk Ceza Kanununun 99. maddesinde konumuzla ilgili olarak vazgeçme ile kamu dâvasının düşeceği ve sanıklardan biri hakkındaki vazgeçmenin diğerlerine de sirayet edeceği, ancak, kanunda yazılı haller dışında vazgeçmenin, onu kabul etmeyen sanığa tesir etmeyeceği hükmü yer almıştır. Aynı kanunun 460. maddesinde ise, davacının hüküm kesinleşinceye kadar dâvadan vazgeçmesi, kamu dâvasını ortadan kaldırır denilmekte ve 99. maddenin ayrık haline yer verilmemiş bulunmaktadır.

Bu

durumda Ceza Kanununun genel .hükümlerinden olan ve yukarıda anılan 99.

maddenin, vazgeçme onu kabul etmeyen sanıklara tesir etmez hükmünün olayda

uygulanması gerekir. Nitekim uygulamada bu düşüncemizi doğrulamaktadır.

Gerçekten dosyada görüldüğü gibi itiraz yoluna baş vuran mahkeme, vazgeçmeyi

kabul etmeyen iki sanıktan biri hakkında beraat ve diğeri hakkında mahkûmiyet

hükmü tesis etmiştir. Cumhuriyet Savcılığı her iki sanık hakkında da Türk Ceza

Kanununun 460. maddesinden söz ederek, kamu dâvasının düşürülmesine karar

verilmesi lâzım gelirken diyerek hükmü temiz etmiş, yargıtay incelemesi

sonunda, C. Baş Savcılığının mütalâası gibi hüküm sadece, mahkûm edilen sanık

hakkında feragatin diğer sanıklara da sirayet edeceği düşünülmeden mahkûmiyet

karan verilmesi yolsuz ve temyiz itirazları bu sebeple yerinde bulunmuş

olduğundan denilerek bozulmuş ve beraat hükmüne dokunulmamıştır.

Tek taraflı vazgeçme iradesi ile kamu dâvasının düşmesi sonucu ortaya çıkar ve bu yolla sanığın ceza görememesi hakkı doğar. Ama bunun ötesinde masum olduğunun tespit ve tescilini isteyen sanığın bu hakkını elinden alamaz. Çünkü bu hak sanığa, yukarıda yazılı Türk Ceza Kanununun 99. maddesindeki, kanunda yazılı haller dışında vazgeçme onu kabul etmeyen sanığa tesir etmez hükmü ile verilmiştir. Böylece bozma nedeninin vaz geçme ile kazanılmış hakka ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

Görülüyorki iddia ve savunma bakımından bir dengesizlik ve eşitsizlik söz konusu değildir. Ve bu nedenlerle itirazın reddi lâzımdır düşüncesindeyim.

Üye Avni Givda Üye Ziya Önel

Anayasa Mahkemesi, E. 1970/17, K. 1970/37, 25 Haziran 1970 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Karşıoy
  4. Yazısı
  5. Karşıoy
  6. Yazısı
  7. Karşıoy
  8. Yazısı

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1970/17
Karar No
1970/37
Tarih
25 Haziran 1970

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1970/35 K.1970/40
  • AYM Norm Denetimi E.1970/33 K.1970/39
  • AYM Norm Denetimi E.1970/38 K.1970/38
  • AYM Norm Denetimi E.1970/44 K.1970/42
  • AYM Norm Denetimi E.1970/51 K.1970/41
  • AYM Norm Denetimi E.1970/45 K.1970/44

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.