İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1970/48 K.1972/3

Karar günü:8 ve 9 Şubat 1972

Esas1970/48Karar1972/3Tarih9 Şubat 1972Okuma56 dk · 11.279 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1970/48
Karar No
1972/3
Karar tarihi
9 Şubat 1972
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

11.279 kelime·56 dk okuma·39 bölüm

E. Sayısı:1970/48

K. Sayısı:1972/3

Karar günü:8 ve 9 Şubat 1972

Resmi gazete tarih/sayı:19.10.1972/14341

Davacı : Türkiye İşçi Partisi

A)

Davanın Konusu :

15/7/1963 günlü, 274 sayılı Sendikalar Kanununun 29/7/1970 günlü, 1317 sayılı "274 sayılı Sendikalar Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesi ve 31 inci maddesine bir bend ile bu Kanuna 3 geçici madde eklenmesi hakkında Kanun" un l inci maddesiyle değiştirilmiş l, 5, 6, 9, 11, 13, 14, 15, 23, 29 ve 32 nci maddelerinin dilekçede gösterilen kurallarının Anayasa'ya aykırılıkları nedeniyle iptalleri istenilmiştir.

C)

Metinler :

l- İptali istenilen kuralları kapsayan veya bunlann anlaşılmasına yarayan Yasa metinleri :

274 sayılı Sendikalar Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesi ve 31 inci maddesine bir bend ile bu Kanuna 3 geçici madde eklenmesi hakkında Kanun (29/7/1970 gün]ü, 1317 sayılı Düstur, Beşinci Tertip, Cilt 9. ikinci kitap, sayfa 2853 - 2864).

(İptali istenilen kuralların altı çizilmiştir.)

Madde l- 274 sayılı Sendikalar Kanununun l, 2, 5, 6, 9, 11, 12, 13, 14, 15, 18, 20. 21, 23, 25, 27, 28, 29. ve 32 nci maddeleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

Madde l- l. Sendika, federasyon ve konfederasyonlar, bu kanuna göre işçi sayılanların ve işverenlerin müşterek iktisadî sosyal ve kültürel yararlarını korumak ve geliştirmek için kurulan meslekî teşekküllerdir.

Madde 5- 1. Bu Kanuna göre kurulan meslekî teşekküllere üye olmak ihtiyaridir. Üyelîk üye kayıt fişinin veya kayıt defterinin imzalanması ve meslekî teşekkülün yetkili organının kabulü ile kazanılır.

Madde 6- 1. Her üye, istediği zaman, üyesi bulunduğu meslekî teşekkülden çekilebilir. Çekilme noter huzurunda münferiden kimliğin tespiti ve istifa edecek kişinin imzasının tasdikiyle olur.

Teşekkülden ayrılan veya çıkarılan üyenin ayrılış veya çıkarılış tarihi üye kayıt fişlerine veya defterine kaydedilir.

Madde 9- 1. İşçi sendikaları aynı işyerinde veya aynı işkolundaki işyerlerinde çalışan işçiler veyahut birbirleriyle ilgili işkollarında çalışan işçileri içine alır.

İşveren sendikaları, aynı işkolunda veyahut birbirleriyle ilgili işkollarında çalışan işverenleri içine alır.

2. a) Bir işçi sendikasının Türkiye çapında faaliyet gösterebilmesi için kurulu bulunduğu işkolunda çalışan sigortalı işçilerin en az 1/3 ünü,

b) İşci federasyonlarının aynı işkolunda mevcut sendikalardan en az 2 sinin bir araya gelmeleri ve o işkolunda çalışan, sigortalı işçilerin en az 1/3 ünü temsil etmeleri gerekir.

c) İşci konfederasyonları, (a) ve (b) fıkralarına göre sendika ve federasyonlardan en az 1/3 ünü ve Türkiye'deki sendikalı işçilerin en az 1/3 ünün üye sıfatiyle bir araya gelmeleri suretiyle kurulurlar.

Madde 11- 1. Bu Kanuna göre işçi sendikası kurulabilmek için sendikanın kurulacağı işkolunda en az üç yıldan beri fiilen çalışır olmak şarttır.

3. Türkiye'de en çok işçiyi temsil eden işçi konfederasyonu veya konfederasyona bağlı sendikalar uluslararası meslekî teşekkül kurabilirler.

Madde 13- 3. Federasyon ve konfederasyoların kurulmasında da ikinci bent hükmü uygulanır.

4. Bir sendikanın üye olduğu federasyon veya konfederasyondan veya federasyonun da üyesi olduğu konfederasyondan çekilmesi hususunda da ikinci bent hükmü uygulanır.

6. Sendikaların kendi aralarında, federasyonların kendi aralarında ve konfederasyonların kendi aralarında, birleşmesi hususunda da ikinci bent hükmü uygulanır.

Madde 14- 1. Bu Kanuna göre kurulan meslekî teşekküller tüzel kişi olarak genel hükümlere göre sahip oldukları yetkilerden başka aşağıda zikredilen faaliyetlerde bulunabilirler.

h) Grev veya lokavta karar vermek ve idare etmek,

j) Üyeleri için kooperatifler kurulmasına çalışmak veya bu sibi teşebbüslere yardım etmek, veyahut bizzat kooperatifler kurmak, veyahut nakit mevcudunun % 30 dan fazla olmamak ve ilgisine göre en çok üyesi bulunan işçi veya işveren konfederasyonunun muvafakatini almak kaydiyle sınai ve iktasadî teşebbüslere yatırımlar yapmak,

k) Mesleklerinin icrası için gerekli her türlü ham veya yarı mamul madde, eşya, alet, edavat ve makinaları üyelerine kiralamak, ödünç vermek veya hibe etmek,

Madde 15- Bu Kanuna göre kurulan meslekî teşekküller ticaretle uğraşamazlar.

14 üncü maddenin (j) fıkrası hükmü saklıdır.

14 üncü maddenin l inci bendinin (i) ve (ı) fıkraları gereğince bu meslekî teşekküllerin kurdukları tesislerin işletilmesinde - üyelerinin bu tesislerden istifadesi hali hariç - kâr, bu teşekküllerin üyeleri ve mensupları arasında risturn şeklinde de olsa dağıtılamaz. 14 üncü maddenin l inci bendinin (i) fıkrası gereğince dağıtılacak risturn bu hükme tabi değildir.

Madde 23- 1. Meslekî teşekküllere üyelerince ödenecek aidatların miktarı Cemiyetler Kanunundaki kayıtlara bağlı kalmaksızın kuruluşun merkez genel kurulunca tespit edilir, azaltılır veya çoğaltılır.

2. Kurulu bulunduğu işkolunda yetki almış sendikanın veya yetki alınmamış ise işyerinde çalışan işçilerin 1/4 ünü temsil ettiğini ispat eden sendikanın yazılı talebi ve aidatları kesilecek sendika üyesi işçilerin listesini vermesi üzerine işveren, sendika tüzüğü uyarınca üyelerin sendikaya ödemeyi kabul ettikleri aidatları ve Toplu iş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu gereğince sendikaya veya sandikanın bağlı bulunduğu federasyona ödenmesi gerekli dayanışma aidatını, işçilere yapacağı ücret ödenmesinden kesmeye ve kestiği aidatların nev'i ile tutarını ilgili sendikaya vermeye ve kesinti listesini sendikaya göndermeye mecburdur.

Sendikanın üyesi bulunduğu federasyon veya konfederasyon tüzüğüne göre sendikaca üst kuruluşa verilmesi gerekli aidatı, üst kuruluşun talebi üzerine işveren üst kuruluş aidatlarını sendika aidatlarından keserek federasyon veya konfederasyona gönderir.

Bu bent gereğince sendika tüzüğüne uygun olank kesilmesi istenilen aidatları kesmeyen işveren, ilgili sendika, federasyon veya konfederasyona karşı kesmediği veya kesmesine rağmen bir ay içerisinde ilgili kuruluşa göndermediği miktar tutarınca sorumlu olmaktan başka aidatları sendikaya verinceye kadar aidat toplamı üzerinden kanunî faizi ödeme zorundadır.

Sendika, aidatların kesiminden doğacak masrafları işverenin talebi üzerine ödemek zorundadır.

Madde 29- 9. Ayrıca bu teşekküllerin gelir ve giderlerini, giderlerin sarf yerlerini ve her türlü faaliyetlerini bağlı bulundukları konfederasyon denetleyebilir.

Madde 32- İşçi ve işveren sendikaları, federasyonları ve konfederasyonları, Medenî Kanun ve Cemiyetler Kanununun işbu Kanuna aykırı olmayan hükümlerine tabidirler.

2- Dayanılan Anayasa kuralları:

Madde 46- (20/9/1971 günlü 1488 sayılı Anayasa Değişikliğine göre - işçiler ve işverenler, önceden izin almaksızın, sendikalar ve sendika birlikleri kurma, bunlara serbestce üye olma ve üyelikten ayrılma hakkına sahiptirler. Bu hakların kullanılışında uygulanacak şekil ve usuller kanunda gösterilir. Kanun, Devletin ülkesi ve milletiyle bütünlüğünün, milli güvenliğin, kamu düzeninin ve genel ahlâkın korunması maksadiyle sınırlar koyabilir.

Sendikalar ve sendika birliklerinin tüzükleri, yönetim ve işleyişleri demokratik esaslara aykırı olamaz.

Ç)

İlk inceleme

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15 inci maddesi uyarınca. 24/11/-1970 gününde Lûtfi Ömerbaş, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Avni Givda, Nuri Ülgenalp, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Kani Vrana, Muhittin Gürün ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katılmaları ile yapılan ilk inceleme toplantısında dosyanın eksiği bulunmadığı anlaşıldığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.

D)

Sözlü açıklama, bilgi sorma ve ek rapor alınması kararları:

Esasa ilişkin raporun düzenlenmesi üzerine Avni Givda, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Nuri Ülgenalp, Muhittin Taylan, Şahap Arıç, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya Önel, Kani Vrana, Muhittin Gürün, Lûtfi Ömerbaş, Şevket Müftügil ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katılmaları ile yapılan 11/5/1971 günlü toplantıda :

1- İşin niteliğine göre sözlü açıklamaları dinlemek üzere davacıya, Türkiye îşçi Sendikaları Konfederasyonuna, Devrimci İşci Sendikaları Konfederasyonuna, çalışma Bakanlığına çağrı gönderilmesine ve sözlü açıklamaların 8/6/1971 Salı günü saat 10.00 da dinlenmesine, Avni Givda, Nuri Ülgenalp, Muhittin Taylan, Şahap Arıç ve Recai Seçkin'in karşıoylariyle ve oyçokluğu ile;

2- 1963'ten 1971 yılı başına değin Türkiye'de hangi işçi sendikalarının, birliklerinin, federasyon ve konfederasyonların var olduğu, her birinin her yıl başında üye sayılan, bunlardan hangilerinin Türkiye çapında çalışmış bulunduğu konularının ayrı ayrı açıklanması ve karşılığın en geç 3 Haziran 1971 de Mahkemenin elinde bulunacak biçimde gönderilmesi için Çalışma Bakanlığına yazı yazılmasına, Avni Givda, Muhittin Taylan, ve Şahap Arıç'ın karşıoylariyle ve oyçokluğu ile;

Karar verilmiştir.

Çalışma Bakanlığına yazılan yazıya verilen 3/6/1971 günlü karşılıkta 1963 - 1969 yılları için düzenlenmiş ve yayımlanmış işçi istatistikleri bulunmadığı, 274 sayılı Sendikalar Kanununun 1317 sayılı Yasa ile değişik 9 nncn maddesinin 6 savılı bendi uyarınca Bakanlığın sendikalı işçilerin istatistiklerini P /871970 gününden sonrası için tutmaya başlamış olduğu ve bu tarihten 1970 yılı sonuna değin olan süreye ilişkin istatistiklerin gönderilmiş olduğu bildirilmiş ve bu yazıya dört çizelge eklenmiştir.

Sözlü açıklamalar için belirlenip ilgili yerlere tebliğ edilen çağrılar üzerine 8/6/1971 gününde davacı Türkiye İşçi Partisi adına gelen yetkili temsilcisi Alpaslan Işıklı'nın, Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu adına Gelen Genel Sekreter Halil Tunç'un ve Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu adına gelen Bekir Çiftçi'nin sözlü açıklamaları dinlenmiştir.

Davacı Parti temsilcisi iptal nedenlerini açıklayarak istekleri üzerine karar verilmesini, Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu temsilcisi Yasanın gerekçeleri doğrultusunda açıklamalarda bulunarak davanın reddini istemişler. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu temsilcisi ise davacının gerekçeleri doğrultusunda nedenler ileri sürerek istem gibi karar verilmesi yolunda görüş bildirmiştir.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu temsilcisi konuşmasının örneğini ve dayandığı belgelerin örneğini kapsayan 128 sayfalık bir yan vermiş, bu yazı dosyaya konmuştur.

Sözlü açıklama tutanağının çoğaltıhp dağıtılmasından sonra 30/-11/1971 gününde Muhittin Taylan, Avni Givda, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Nuri Ülgenalp, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya Önel, Kani Vrana, Muhittin Gürün, Şevket Müftügil ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katılmaları ile yapılan toplantıda 20/9/1971 günlü Anavasa değişikliğinin ısığı altında konunun yeniden incelenmesi için görüşmelerin geri bırakılmasına Avni Givda ve Recai Seçkin'in işin hemen ele alınmasına bir engel bulunmadığı yolundaki karşı oylariyle ve oyçokluğu ile karar verilmiştir.

Bu karar üzerine raportörce inceleme yapılarak ek rapor düzenlenmiş ve bu rapor üyelere dağıtılmıştır.

E)

Esasın İncelenmesi :

Esasa ilişkin rapor ile ek rapor ve dosyadaki öbür belgeler, iptali istenilen yasa kuralları ile dayanılan Anayasa kuralları ve Yasaya ve Anayasa'ya ilişkin yasama belgeleri incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü :

İptal nedenleri üzerinde incelemeye başlamazdan önce iki sorunu çözme zorunluğu vardır : a) İlk inceleme çevresinden sonra davacı partinin Anayasa Mahkemesinin 20/7/1971 günlü, (Parti kapatılması 1971/3-3) sayılı kararı ile (6/1/1972 günlü, 14064 sayılı Resmî Gazete) temelli kapatılmasının daha önce açılmış bulunan bu dâva üzerine bir etkisi olup olmayacağı sorunu, b) Dâvanın açılmasından sonra 20/9/1971 günlü, 1488 sayılı Yasa ile Anayasa'nın bu dâvada dayanılan 46 ncı maddesinin değiştirilmiş olması sonucunda Anayasa'ya aykırılık savlarının çözümünde Anayasa'nın ilk metninin mi, yoksa değiştirilmiş metninin mi ölçü olacağı sorunu.

a)

Anayasa Mahkemesine iptal dâvası açmak yetkisi, anayasal düzeni koruma ereğini

günden ve Anayasa'ya dayanan (madde 149) bir yetkidir. Gerçekten bu yetkinin

kullanılmasiyledir ki Anayasa Mahkemesi bir yasa kuralının Anayasa'ya aykırı

olup olmadığını inceleyip Anayasa'ya aykırı yasa kurallarını iptal etme ve

hukuk düzenini Anayasa'ya aykırı kurallardan arıtma görevini yapabilir. Demek

ki Aanayasa Mahkemesine getirilen Anayasa'ya aykırılık savları en başta,

Anayasa'ya aykırı kuralların iptaline yol açarak kamu düzenini korumak ereği

ile öne sürülmektedir. Dâvacının varlığının sona ermesi ile bu erek değerini

yitirmez. Buna göre davacı partinin kapatılmış bulunması Anayasa Mahkemesinin

zamanında geçerli olarak açılmış bir dâvayı inceleyip karara bağlama ödevini

etkileyemez.

b) Anayasa değişiklikleri eski anayasal kurallar yerine yeni kuralların konulması ereği vs kamu düzeni düşüncesi ile yapılmaktadır. Buna göre bir Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesinden sonra çözülecek olan öze ilişkin anayasal sorunların ve bu açıdan karara bağlanacak olan dâvaların yürürlüğe giren değişik ilkelere göre çözülmesi kuralıdır. Bu olayda kuralın, ayrık bir durumu olup olmadığını tartışmayı gerektiren herhangi bir hukuksal neden yoktur. İmdi, bu dâvanın çözümünde Anayasa'nın değişik metinleri ölçü olarak kullanılacaktır.

l- Cumhuriyet Senatosu Başkanlık Divanının kuruluşuna İlişkin Anayasa'ya aykırılık sorunu :

Dâva

konusu 1317 sayılı Yasa tasarısının Cumhuriyet Senatosunda görüşülüp kabul

edilmesi sırasında Cumhuriyet Senatosu Başkanının başkanının süresinin dolmuş

bulunduğu ve Cumhuriyet Senatosunun bir kararı üzerine yeni başkan seçilinceye

değin eski başkanın başkanlık görevini sürdürdüğü savı gerçeğe uygundur. Ancak

süresi dolan başkanın bu Yasa tasarısının görüşülmesi sırasında herhangi bir

oturuma başkanlık etmemiş bulunması karşısında tartışma konusu durum Yasa'nın

iptalini gerektirecek nitelikte bir Anayasa'ya aykırılık sayılamaz. Yasa'nın

kabulünü bildiren ve Devlet Başkanlığına yazılmış olan yazıda bu başkanın

imzasının bulunması yönü üzerinde durulmayada yer yoktur; çünkü bu işlemin,

esası etkilemeyen biçimsel bir işlem olması, dolayısiyle, bunda dahi iptali

gerekli kılacak bir nitelik bulunmamaktadır.

Avni Givda ileri sürülen durumun iptali gerektirdiği düşüncesi ile bu görüşe katılmamış. Fazıl Uluocak, Nuri Ülgenalp, İhsan Ecemiş ve Recai Seçkin ise değişik gerekçelerle Anayasa'yâ aykırılık bulunmadığı sonucunu benimsemişlerdir.

2- Yasa'nın iptali istenilen kurallarının tümünün dayandığı gerekçelerin Anayasa'yâ aykırılığı sorunu:

Yasa'da türlü nitelikte kurallar yer almıştır. Bunlar ayrı ayn incelenmeksizin Anayasa'ya aykırı olup olmadıkları, ilke olarak, kestirilemez; çünkü bu kuralların hepsi için ortaklaşa gerekçeler bulunmakla birlikle her biri için ayrı gerekçeler dahi söz konusu olabilmektedir. Bundan dolayı kuralların tümünün Anayasa'yâ aykın ortak gerekçelere dayanması dolayısiyle iptali istemi haklı değildir; kurallar ayrı ayrı incelendikten sonra belirecek duruma göre her birisi için ayrı ayrı sonuca varılacaktır.

3- 274 sayılı Yasa'nın 1317 sayılı Yasa ile değişik l inci maddesinde, 13 üncü maddesinin 3, 4 ve 6 sayılı bentlerinde ve 32 nci maddesinde yalnızca federasyon ve konfederasyon sözcüklerine yer verilip (birlik) sözcüğüne yer verilmemiş olmasının Anayasa'ya aykırılığı sorunu:

274 sayılı Yasa'nın ilk metninde yukarıda alınan yerlerde federasyon ve konfederasyon ile birlikte (birlik) sözcüğü dahi yer almış iken 1317 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikte bu sözcük metinden çıkarılmıştır. Yasanın çalışmaları sırasında söylenen sözlerden anlaşıldığı üzere bugün Türkiyede Konfederasyon ve federasyonlardan başka hiç bir sendika birliği yoktur. Demek ki, 274 sayılı Yasa'da öngörülmüş bulunan (birik) biçimindeki toplulaşmalar için Türkiye iş hayatında bir gereksinme duyulmuş değildir. Nitekim, Meclislerde birliklere ilişkin kuralların kaldırılmasının Anayasa'ya aykırı bulunduğunu savunanlarca bu gün kurulmuş ve yaşamakta olan herhangi bir birlikten söz edilmiş değildir.

Anayasa'nın

değişik 46 ncı maddesindeki (birlik) sözcüğü kapsamı Anayasa'ca belirlenmiş

olmayan bir kavramdır. Yasa Koyucu birliğin kapsam ve anlamını federasyon ve

konfederasyon olarak tanımlanmıştır. Fakat bu tanımlama, hiç bir zaman

birliklerin kesin ve sınırlı bir sayımını gösterme niteliğinde değildir. Sosyal

ve iktisadi gereksinmeler başka tür birliklerin kurulması zorunlu kıldığında,

Yasa Koyucunun bu olanağı sağlayan Yasa kurallarını koymasına engel yoktur. Bu

gibi meslekî kuruluşlar için Anayasa'nın 46 ncı maddesiyle, çalışanlar

yönünden, güdülen amaç; çalışma biçim ve koşullarını çağdaş düzeyin gereklerine

uydurmak, hakka ve adalete uygun bir ücret sağlamak, çalışanların her türlü

yarar ve çıkarlarını Yasa kuralları çerçevesinde savunmak ve

gerçekleştirmektir. Birliklerin, gösterilen amaca, gerçeğe en yakın bir biçimde

erişebilmeleri ve bunun için gerekli nicelik ve nitelikte olmaları Anayasa

Koyucu tarafından öngörülen bir koşuldur. Yasa Koyucuya düşen görev bu ereğin

gerçekleşmesine yararlı bir hukuk düzenini getirmektir. Federasyon ve

konfederasyon olarak adlandırılan meslekî birliklerin, öngörülen amaç ve koşulu

gerçekleştiremiyecekleri ileri sürülmediği gibi, gerçekleştirmeye yararlı başka

hangi tür birliklere ihtiyaç duyulduğu da dâvada açıklanmış değildir.

Anayasa'nın 46 ncı maddesinde yer alan (birlik) deyiminin kapsamını, gelecekte

sosyal ve ekonomik zorunluklarm etkisi ile daha genişletmek olanağı hiç bir

zaman önlenmiş değildir; elverir ki bu sosyal ve iktisadî zorunlukların

varlığına kanaat getirilmiş olsun, Yasa Koyucu tarafından bu eün için duyulan

gereksinmeyi karşılayacak hukuk kuralları getirilmiştir; bu düzenleme

Anayasa'ya aykırı değildir. 274 sayılı Yasa'nın çeşitli maddelerinde bunan

(birlik) sözcüğünün 1317 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikte yer almamış

olmasına yönelen iptal istemi bu nedenlerle reddedilmelidir.

Muhittin Taylan, Avni Givda, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Muhittin Gürün, bu görüşe katılmamışlardır.

4- 274 sayılı Yasanın 1317 sayılı Yasa ile değişik 5 inci maddesinin l sayılı bendindeki bir kimsenin sendikaya üye olmasının sendikanın yetkili organının kabulü koşuluna bağlanmasını öngören kuralın Anayasa'ya aykırılığı sorunu :

Herhangi

bir işçinin bir sendikaya girme yetkisi bulunduğu gibi sendikanın da kendi

varlığını ve gelişmesini korumak için sendika çalışmalarına zararlı olacağına

inandığı kimseyi kendi içine almaktan kaçınma hakkı vardır. Bu bakımdan üyeliğe

engel durumu bulunanların üye olma istemlerinin reddi olağandır. Ancak kuralın

yazılışına göre kuruluşun yetkili organının kabulü veya reddi; yalnızca onun

dileğine ve değerlendirmesine bırakılmıştır. Bu kural uyarınca yöneticilerin

bir isteklinin sendikada üye olmasını gerçekten nesnel ölçülere göre engelleyemeyecek

herhangi bir nedenle, (Örneğin yetkili organın üyelerinin hoşuna gitmemesi veya

sendikaya girmek isteyenin ileride kendilerini sendika içindeki

yöneticiliklerinden yoksun bırakabileceğini sanmaları yüzünden sendikaya girme

istemini reddetmeleri yetkileri içindedir; böyle sınırsız bir yetki ise

Anayasa'nın değişik 46 ncı maddesinin işçilere tanıdığı dilediği sendikaya üye

olma özgürlüğünü özü bakımından zedelenmektedir. Yasada sendikaya girme

isteminin reddedilmesi nedenlerine ilişkin herhangi bir kural bulunmadığı gibi

haklı nedene dayanmayan reddetmelere karşı üye adayının dava açabileceğini

öngören bir kural dahi yoktur. Bu nedenlerle iptal istemi yerindedir.

Anayasa'nın değişik 46 ncı maddesine aykırı bulunan (ve meslekî teşekkülün

yetkili organının kabulü) deyiminin iptali gerekmektedir.

5- 274 sayılı Yasanın 1317 savılı Yasa ile değişik 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan sendika üyeliğinden çekilmenin noter önünde olabileceği kuralının Anayasa'ya aykırılığı sorunu :

Sendikadan

çekilmenin sağlam bir düzene bağlanmamış olması, uygulamada büyük

karışıklıklara neden olmakta birçok dolanlı işlere yol açmakta, sendikaların

düzenli olarak çalışma olanaklarını kaldırmakta ve dolayısiyle sendikadan

çekilmemiş bulunan işçiler için sendika çalışmaları yoluyla elde edecekleri

haklardan zamanında veya hiç yararlanamama sonucunu doğurmaktadır. Nitekim bu

yoldaki sakıncaları görmüş bulunan bir çok sendikalılar kendi tüzüklerinde

inceleme konusu yasa kurallarına yaklaşık biçimlerde bazı düzenlemelere yer

vermişlerdir. Gönlüyor ki, Yasa ile sendikalardan çekilme konusunun, gerek

sendika çalışmaları ve gerekse sendikada kalan ve çekilen işçiler yönlerinden

birtakım biçim koşullarına bağlanmasında kamu yararı ve düzeni bakımlarından

gerek vardır. Yasa ile bu konuda öngörülen biçim, koşulları, işçiler ve

sendikalar yönünden haklarının zamanında kullanılmasını sağlayıcı bir güvenceyi

de oluşturması nedeniyle çekilme hakkının kullanılmasının engelleyeceği ve

dolayısiyle bu hakkın özüne eylemli olarak etki yapacağı düşünülemez.

Çekilme konusunu düzenleyen bu biçim koşulları ile işçilere, işten ve gündelikten yoksun kalmalarını ve ayrıca masraf yapmalarını gerektiren birtakım yükümler yönetilmekte olması, bu koşulları getiren yasa kuralının Anayasa'ya aykırılığını ortaya koyamaz. Çünkü bu yükümlerin başka yasalarda yapıldığı gibi yasalarla işçiler yararına hafifletilme olanağı her zaman için vardır.

Bu nedenlerle dava konusukural, Anayasa'nın değişik 46 ncı maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde anılan (Şekil ve usuller) kapsamına girmektedir ve bu kurala yönelen istemin reddi gerekir.

Avni Givda, Recai Seçkin, Ahmet Akar ve Muhittin Gürün, bu görüşe katılmamışlardır.

6- 274 sayılı Yasanın 1317 sayılı Yasa ile değişik 9 uncu maddesinin 2 sayılı bendinin a, b, c fıkralarında öngörülen en az 1/3 çoğunluk koşullarının Anayasa'ya aykırılığı sorunu:

Burada

sorunun anlaşılabilmesi için önce dâva konusu kuralların kısaca açıklanması

zorunludur. 274 sayılı Yasanın 9 uncu maddesi (Sendika, federasyon ve konfederasyonların

kuruluş şartları) başlığını taşımaktadır. Bu maddenin l sayılı bendinde işçi

sendikalarının aynı işyerinde ya da aynı işkolundaki işyerlerinde çalışan

işçiler arasında veya birbirleri ile ilgili işkollarında çalışan işçiler

arasında kurulacağı bildirilmektedir. 2 sayılı bendinin (a) fıkrasında bir işçi

sendikasının Türkiye çapında çalışabilmesi için kurulu bulunduğu işkolunda

çalışan sigortalı işçilerin en az 1/3 ünü üye yazmış olması öngörülmektedir.

Anılan 2 sayılı bendin (b) fıkrasında işçi federasyonlarının aynı işkolunda

kurulmuş sendikalardan en az ikisinin bir araya gelmeleri ve o işkolunda

çalışan sigortalı işçilerin en az 1/3 ünü bir araya getirmesi koşulları ile,

(c) fıkrasında ise işçi konfederasyonlarının a ve b fıkralarına göre sendika ve

federasyonlardan en az 1/3 ünü ve Türkeye'deki sendikalı işçilerin de yine en

az 1/3 ünü üve olarak bir araya getirmesi koşulları altında kurulabileceği

kurala bağlanmıştır.

Davada anılan kurallarda öngörülen 1/3 sınırlandırmaların sendika ve sendika birlikleri kurma özgürlüğünün özüne dokunduğu, onun için de Anayasa'ya aykırı bulundukları ve bu bakımdan iptalleri gerektiği ileri sürülmektedir.

Yukarıdaki

açıklamalardan anlaşılacağı üzere 9 uncu maddenin 2 sayılı bendinin (a) fıkrası

kuralı ilk bakışta sendikanın kurulmasına ilişkin bir kural olmayıp işçi

sendikasının Türkiye çapında görev yapabilmesi için konulmuş bir kuraldır. Bu

kurala göre belli işkolunda çalışan sigortalı işçilerin en az 1/3 ünü üye

olarak kendisinde toplamış bulunmayan bir işkolu işçi sendikasının Türkiye

çapında çalışmalar yapabilmesi yasaklanmaktadır. Demek ki, yazılışı bakımından

yorumu yapılacak olursa, kuralın sendikaların kuruluşunu değil, yalnızca

çalışma alanlarını sınırlandırmakta olduğu görülmektedir. Ancak her kuruluşun ereği,

o kuruluşun gelişmesi ve çalışması olduğundan, işçi sendikasının çalışma alanı

için konulan bu sınırlandırma, ister istemez, onun kuruluşunu da

etkilemektedir; gerçekten çalışma alanı kuruluşundan önce sınırlandırılmış

bulunan bir işkolu işçi sendikası, daha kurulurken gelişemez durumda ortaya

çıkmış bir sendika niteliğindedir ve çalışması belli alanla sınırlı bulunan bir

işkolu sendikasının genişlemesi olanağı yoktur; çünkü onun çalışmaları belli

alan içinde sıkışıp kalacaktır ve daha başka alanlarda sendika çalışmaları

yaparak yeni yeni üyeler kazanması ve gitgide büyüyerek Türkiye çapında çalışan

ve etkili bulunan bir sendika durumuna gelmesi düşünülemez. Demek ki işkolu

işçi sendikalarının çalışma alanı için konulan bu sınırlandırma sonuçta onların

kuruluşunu iyice etkilemekte ve onları ölü doğmuş duruma sokmaktadır. Başka

deyimle bir sendika kurulduğu anda o işkolundaki sigortalı işçilerin 1/3 ünü

üye yazamıyacağından, ancak kurulduktan sonraki çalışmaları ile kendisini

beğendirip üye sayısını artırabileceğinden, Türkiye çapında çalışma olanağı

sağlanmayan sendika, Yasanın aradığı 1/3 sigortalı işçi sayısını üye yazma

koşulunu gerçekleştiremiyecektir ve böylece tartışma konusu koşul yüzünden,

Türkiye çapında çalışan sendikalar kurulması önlenmiş olacaktır.

Bir temel hakkın kullanılması olanağını kaldıran veya bu hakkın kullanılmasını olağanüstü güçleştiren sınırlandırmalar, Anayasa'nın değişik 11 inci maddesi uyarınca o hakkın özüne dokunuyor demektir; bundan ötürü buradaki kural, sendikaların serbestçe kurulması özgürlüğünü tanıyan Anayasa'nın 46 ncı maddesine aykırıdır ve bu bakımdan iptali gerekir.

Türkiye

çapında sendika kurma olanaksızlığı, bugün kurulmuş olan Türkiye çapındaki

sendikalar yararına bir tekel yaratma sonucunu dogurur ki bu da Anayasa'mızın

temel kurallarından bulunan batı uygarlığına dayanan demokrasiye bağlı devlet

ilkesine, başka deyimle Anayasa'nın başlangıç kuralları ile 2 nci ve 153 ünci

maddeleri kurallarına aykırıdır. Çünkü sendika kurma özgürlüğü bir yandan

demokrasiye dayalı düzeni oluşturan kişiliğe bağlı hak ve ödevlerdendir. Öte

yandan da toplumsal yaşantıyı çağdaş uygarlık düzeyine eriştirme amacını güden

sosyal ve iktisadi hak ve ödevlerdendir. Bunların yerine getirilmesinde

gözönünde tutulacak başlıca temel ilkeler Anayasa'nın 10., 11 ve 12.

maddelerinde gösterilmiştir. Eşit kullanılmayan, kişilere ve kamuya huzur ve

adaletli bir düzen sağlamayan sendika özgürlüğünün çağdaş uygarlık düzeyi ile

ve hele batı uygarlığınca benimsenen demokrasi anlayışı ile bağdaşması olanak

dışıdır. Toplum yararına olan özgür girişimlerde, bu arada sendika alanındaki

kuruluşlarda, daha iyisini bulmak, kişi haklarını savunmada ve gerçekleştirmede

en uygun çalışma örgütlerini kurmak, yarışma duygusunun oluşmasına bağlıdır.

Yarışma duygusunun gelişmesi ve amaca ulaşabilmesi için girişimlerin tekel

biçiminde değil, çokluk halinde oluşması en önde gelen koşuldur. Bu bakımdan

işçi haklarının korunması için kurulan sendikalar, daha baştan yarışma

duygusunu baltalıyıcı ve engelleyici bir hukuk düzeni içinde olmamalıdırlar.

Oysa tartışma konusu olan Yasanın 9/2 nci maddesi yukarıda anılan ilkelere

aykırı bir düzen getirmektedir ve bu nedenlerle Anayasa'ya uygunluğu

savunulamaz.

Türkiye çapında çalışacak sendikaların kurulmasının engellenmesi, işveri sendikalarının ya da belli kentlerde veya bölgelerde işkolu sendikalarının kurulmasını ve böylelikle bu sınırlandırma ile önlenmek istenen sendika sayısındaki şişkinliğin ve birçok güçsüz sendikaların ortaya çıkmasının gerçekleşmesi sonucunu doğuracaktır. Demek ki yasa kuralı ile varılmak istenilen erek değil, onun tam tersi gerçekleşecektir; bu da, kuralın konuluşunda kamu yararını korumaya elverişlilik olmadığını göstermektedir.

Tartışma konusu bendin (b) ve (c) fıkralarında öngörülen 1/3 sınırlandırmaları dahi Anayasa'nın değişik 46 ncı maddesindeki birlik kurmak hakkının özüne dokunmaktadır; çünkü Anayasa, sendikalar gibi birliklerin de serbestçe kurulmasını güvence altına almıştır. Bir birliğin ilk kuruluşunda belli sayıda üyeyi veya işçiyi birleştirmesi olanağı saptanamaz. Sendikalar gibi birlikler dahi ancak kurulduktan sonra çalışmaları ile kendilerini beğendirip yeni yeni üyelerin birliğe katılmasını gerçekleştirebilirler.

Tartışma

konusu sınırlandırmalarla işkolları işçi sendikaları arasındaki çekişmeye son verilmesi

ereğinin güdüldüğü, uygulamada bir bölge sendikasının adının başına (Türkiye)

sözcüğünü ekliyerek Türkiye çapında çalışan bir sendika niteliğinde olduğunu

ortaya attığı, bu durumun Sendikalar Kanunu ile Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve

lokavt Kanunun un uygulanması baımından bir çok sorunlar doğurmakta olduğu, çok

olduğu, çok sayıda işçilerin bir araya gelmesi yolu ile güçlü sendikalar

kurulması zorunlu bulunduğu görüşleri yasama belgelerinde ileri sürülmüş ve bu

görüşlere dayanılarak bu sınırlandırmalar savunulmuştur. İşçilerin ancak güçlü

sendikalar aracılığı ile yararlarını koruyabilecekleri, güçsüz sendikaların

artışının işçilere hiç bir yararı dokunmayacağı düşünceleri doğrudur ve bu

sakıncaların önlenmesi yolunda birtakım yasal tedbirler alınması Anayasa'nın 5

inci ve 64 üncü maddeleri gereğince Yasa Koyucuya tanınmış yetkilerdendir.

Kaldı ki son Anayasa değişikliği ile 46 ncı maddenin birinci fıkrasına (Bu

hakların kullanılışında uygulanacak şekil ve usuller kanunla gösterilir.)

kuralının eklenmesi ile Yasa Koyucunun daha önce de sahip bulunduğu düzenleme

yetkisi ayrıca belirtilmiş bulunmaktadır. Yalnız ereğe uygun olmayan,

sendikalarla federasyon ve konfederasyon ve konfederasyonların kuruluşlarını

daha başlangıçta olağanüstü zorlaştıran ve onların geniş ölçüde çalışmaları

sonucunda kendilerini beğendirerek üye sayılarını artırmalarını engelleyici

nitelikte olan bir düzenleme, Anayasa'ya uygun görülemez.

Özetlemek gerekirse; 274 sayılı Yasanın 1317 sayılı Yasa ile değiştirilen 9 uncu maddesinin 2 sayılı bendi yukarıda açıklanan nedenlerle Anayasa'ya aykırıdır ve iptal edilmelidir.

Fazıl Uluocak ve Şahap Arıç 9 uncu maddenin dâva konusu 2 sayılı bendjnin, İhsan Ecemiş, Halit Zarbun, Lütfi Ömerbaş ve Ahmet H. Boyacıoğlu 2 sayılı bendin (a) fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğu görüşüne katılmamışlardır.

7- 274 sayılı Yasanın 1317 sayılı Yasa ile değişik 11 inci maddesinin l sayılı bendindeki işçi sendikası kurabilecek işçinin sendikanın kurulacağı işkolunda en az üç yıldan beri eylemli olarak çalışmış bulunması koşulunun Anayasa'ya aykırılığı sorunu :

Herhangi

bir işkolunda eylemli olarak çalışmayan bir işçinin o işkolunda sendika

kurması, yarar yerine zarar doğurabilir. Bunun için sendika kuracak işçinin o

işkolunda eylemli olarak çalışan bir kimse olmasının aranması, sendikacılığın

ereğine uygun bir sınırlandırmadır; çünkü sendikanın uğraşacağı konularda en

önemlisi belli durumda olan işçilerin iktisadî ve toplumsal durumlarının

düzeltilmesi olduğuna göre bu konularda yararlı olabilecek bir örgütün kurulmasında

o işkolunda çalışanların durumlarını ve sorunlarını yakından bilmenin, aranması

gerekli bir nitelik sayılacağı düşünülebilir. Ancak üç yıllık sınırlandırma

serbestçe sendika kurma hakkının özüne dokunmaktadır; çünkü, olağan anlayışta

bir kimsenin belli bir işkolunda çalışan işçilerin sorunlarını kavrayabilmesi

için az bir zaman yeterlidir ve bu kimse sendika kurucusu olarak başka

kimseleri bir araya toplayabilecek ve sendikaya üye devşirebilecek bir durumda

ise, o işkolunda eylemli olarak çalışan bir kimse olması karşısında, onun

sendika kurucusu olarak sörev yapmasını engellemek, sendika kurma özgürlüğünü

yersiz biçimde ve kamu yararına dayanmaksızın sınırlandırmak niteliğine

bürünür.

Yukarıdaki gerekçelere göre tartışma konusu kuraldaki eylemli olarak çalışma koşuluna yönelmiş bulunan istemin reddi ve kuraldaki (en az üç yıldan beri) deyiminin Anayasa'nın değişik 46 ncı maddesine aykırılığı nedeni ile iptali gereklidir.

Fazıl Uluocak, Nuri Ülgenalp, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Halit Zarbun ve Lûtfi Ömerbaş, kuralın Anayasa'ya aykırılığı görüşüne katılmamışlardır.

8- 274 sayılı Yasanın 1317 sayılı Yasa ile değişik 11 inci maddesinin 3 sayılı bendinin birinci fıkrasındaki uluslararası meslek kuruluşlarının kurulabilmesi için Türki'yede en çok işçiyi temsil eden işçi konfederasyonu olma veya bu konfederasyona bağlı bulunma koşulunun Anayasa'ya aykırılığı sorunu :

"Tartışma

konusu kural, sendikaların ve sendika topluluklarının uluslararası meslek

kuruluşlarının kurucusu olmasını sınırlandırmaktadır; gerçekten Türkiye'de en

çok işçiyi kendisinde toplamış olmayan işçi konfederasyonunun veya bu nitelikte

bir konfederasyona bağlı olmayan sendikaların uluslararası meslek

kuruluşlarının kurucuları olmaları yasaklanmaktadır. Uluslararası kuruluşlara

üye olmada ve böyle bir kuruluşu kurmada sendikanın belli sayıda işçiden oluşan

bir sendika niteliğini taşımasının önemi yoktur. Bu kuruluş yaşama ve işleme

yeteneğini bulabilirse kurulur, yasa; o yeteneği bulamaz ise dağılıp gider.

Uluslararası kuruluşlara katılmanın meslek açısından birtakım yararları vardır.

Kamu düzeni veya yararları söz konusu olmadıkça bir örgütü uluslararası

işbirliğinin yararlarından yoksun bırakmak doğru değildir. Tartışma konusu

sınırlandırma kamu düzenini ilgilendiren birtakım çalışmaların önlenmesi ereği

ile de savunulamaz. Çünkü, 274 sayılı Yasanın 10 uncu maddesinde işçi ve

işveren kuruluşlarının Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın l inci ve 2 nci

maddeleri, 3 üncü maddesinin birinci fıkrası, 4 üncü maddesi ve 19 uncu

maddesinin son fıkrasıyla 57 nci maddesinin birinci fıkrasındaki ilkelere

aykırı biçimde çalışan uluslararası işçi ve işveren kuruluşlarına üye olmaları

yasaklanmıştır ve bu tür bir kuruluşa katılma kararlarının Bakanlar Kurulu

karariyle iptal edileceği kuralı konulmuştur. Demek ki sendikaların

uluslararası kuruluşa katılmaları konusunda ülkedeki kamu düzeninin korunması

ereğiyle Bakanlar Kuruluna geniş bir yetki tanınmıştır. Bütün bu gerekçelere

göre tartışma konusu kural kamu düzeni düşüncesine dayanan bir sınırlandırma

olarak kabuledilemez ve bu açıdan Anayasa'nın değişik 46 ncı maddesine aykırı

bulunmaktadır iptali gerekir.

Fazıl Uluocak, İhsan Ecemiş, Halit Zarbun ve Lütfî Ömerbaş, bu görüşe katılmamışlardır.

9- 274 sayılı Yasanın 1317 sayılı Yasa ile değişik 14 üncü maddesinin l sayıh bendinin (h) fıkrasındaki lokavta karar vermek ve idare etmek kuralının Anayasa'ya aykırılığı sorunu:

Anayasa

Mahkemesinin 63/336- 67/29 sayılı 26. 27/9/1967 günlü kararı ile 63/337- 67/31

sayılı ve 19, 20/10/1967 günlü kararında (Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi,

Sayı 6, Sahife 26 ve sonrası, Sahife 59 ve sonrası; 10/10/1968 günlü, 13031

sayılı ve 2/5/1969 günlü 13188 sayılı Resmî Gazete'ler) belirtildiği gibi,

işverenlere tanınan lokavt hakkı, Anayasa'ya aykırı değildir. Yine o kararlarda

dayanılan gerekçelerde açıklandığı üzere, lokavt anayasal bir hak olarak

öngörülmemiş ise de işverenlere bu hakkın tanınması yasak edilmiş olmayıp Yasa

Koyucunun isteğine bırakılmıştır. Anayasa'nın 47 nci maddesinin ikinci

fıkrasında (Grev hakkının kullanılması ve istisnaları ve işverenlerin hakları

kanunla düzenlenir.) kuralı bulunmaktadır. Bu kural ile işçiler için anayasal

bir hak olan grevin karşısında işverenlere de haklar tanınacağı ve böylece

işçiler ve işverenler arasındaki toplumsal dengenin sağlanacağı ilkesi

benimsenmiş bulunmaktadır. Gerçekten Anayasa, toplumsal güçler arasında dengeli

bir düzeni erek edinmiştir. Bu yön Anayasa'nın başlangıç kurallariyle 2 nci

maddesinde belirtilmektedir. işçilerin grev hakkı gibi yerine göre ağır

sonuçlar doğurabilen bir hak karşısında işverenleri savunmasız bırakmak,

toplumsal dengeyi bozacak nitelikte sayılabilir ve bu dengenin sağlanması için

yasa koyucular işverenlere lokavt hakkını veya bundan daha hafif sonuçlar

doğurabilecek birtakım başka hakları tanımayı uygun görebilirler. İşçilerin

grev hakkına karşılık işverenleri savunmasız bırakmak, onların işçilerce ileri

sürülen her isteğe boyun eğmelerine yol açabilecek nitelikte görülebilir ki bu

da emeğin sermayeyi sömürmesi demek olur; oysa Anayasa Koyucu, emeğin sermayeyi

veya sermayenin emeği sömürmesine yol açan dengesiz bir düzenin kurulmasını

istemiş değildir.

Açıklanan nedenlerle lokavt yetkisini kapsayan kuralın iptali istemi reddolunmahdır.

10- 274 sayılı Yasanın 1317 sayılı Yasa ile değişik 14 üncü maddesinin l sayılı bendinin (i) fıkrasındaki kooperatifler kurmak ve en çok üyesi bulunan işçi konfederasyonunun onayını alarak sınaî ve iktisadî işletmelere yatırımlar yapmak kuralının Anayasa'ya aykırılığı sorunu:

Sendikalar

kuruluş amaçlarına göre iktisadî işletmelere yaptırımlar yaparak ticarî ve

iktisadî çalışmalarda bulunamazlar. İlke budur; gerçekten 274 sayılı Yasanın

1317 sayılı Yasa ile değişik 15 inci maddesinin ilk fıkrasında (Bu Kanuna göre

kurulan meslekî teşekküller ticaretle uğraşamazlar.) kuralı konulmuştur. Ancak

birtakım sınırlamalar altında sendika varlığının bir bölümünün sınaî ve ticari

işletmelere yatırılması, bu varlığın artırılması, başka deyimle, kazanç

sağlanarak çoğaltılması yönünden yararlı olabilir. Böyle durumlarda sendikaları

kendileri için yararlı olacak işletmelere paralarının bir bölümünü yatırmak

olanağından yoksun bırakmak, sendikacılık ereği ile çatışabilir. Sendikaların

etkili olabilmeleri için güçlü bir mal varlığını elde bulundurmaları

zorunludur. Yeterince varlıklı olmayan bir sendikanın üyelerinin geçimini,

yerine göre aylarca, sağlayarak bir grevi sürdürmesi beklenemez ve böyle bir sendika

toplu sözleşmeler masasında üyeleri için olumlu sonuçlar elde edemeyeceği gibi

düzenleyeceği grevler yeterince uzun olamıyacaklarından grev yoliyle de

üyelerinin yararlarını gereği gibi koruyamaz. Kaldı ki kooperatifler, hukukça

ticaret ortaklıklarına benzemekle birlikte, toplumsal açıdan yardımlaşma

ortaklıklarıdır. Sendikaların temel ereği yardımlaşma olduğuna göre kooperatif

kuruculuğu, ereklerine de uygun düşebilir. Bu nedenlerle kooperatifler kurmak

veya para varlığının yüzde otuzundan çok olmamak üzere sınaî ve iktisadî

işletmelere yatırımlar yapmak yetkilerinin sendikalara tanınması, Anayasa'ya

aykırı sayılamaz.

Sendika

parasının güçsüz işletmelere yatırılması nedeniyle sendikanın zarara uğramasını

önlemek için yatırım yapılmasından önce yatırım kararının bir denetimden

geçirilmesi yararlı olabilir ve bu yolla sendika varlığının güven vermiyen

işletmelere yatırılması önlenmiş bulunur. Ancak bu denetim yetkisinin

sendikanın bağlı bulunmadığı bir konfederasyona verilmesi, sendikaların

serbestçe çalışmalarını öngören Anayasa'nın değişik 46 ncı maddesine aykırı

bulunmaktadır. Yabancı bir konfederasyonun yasa gereği bir sendika üzerinde

denetim yetkisi olması, sendika özgürlüğü ile bağdaştırılamaz. Açıklanan

nedenlerden ötürü tartışma konusu fıkradaki (ve ilgisine göre en çok üyesi

bulunan işçi ve işveren konfederasyonunun muvafakatini almak) deyiminin

iptaline, kooperatifler kurma veya parasının % 30 unu aşmamak üzere sınaî ve

iktisadî işletmelere yatırımlar yapmak yetkisine yönelen istemin ise reddine

karar verilmelidir.

Recai Seçkin bu gerekçeyi eksik bulmuştur.

11- 274 sayılı Yasa'nın 1317 sayılı Yasa ile değişik 14 üncü maddesinin l sayılı bendinin (k) fıkrasındaki işlerinin görülmesi için gereği her türlü ham veya yarı işlenmiş nesnelerle gereçleri sendikaların üyelerine kiralama, ödünç verme veya bağışlama yetkisinin Anayasa'ya aykırılığı sorunu :

Sendikanın ereği, yararlarını sağlamakta üyelerine olabildiğince yardımcı olmaktır. Bir sendikanın kendi üyelerinin işlerini görmeleri için gerekli her türlü araç veya gereci sağlaması onlara yardım etmesi niteliğinde bir davranıştır; böylelikle üyelerinin ekonomik ve toplumsal yararlan korunmuş bulunur. Bunda Anayasa'ya aykırılık düşünülemez. Bu nedenle tartışma konusu kurala yönelen istemin reddi gerekir.

12- 274 sayılı Yasa'nın 1317 sayılı Yasa ile değişik 15 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki 14 üncü maddesinin birinci bendinin (j) fıkrasını saklı tutan kural ile yine sözü edilen 15 inci maddenin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesindeki 14 üncü maddenin l inci bendinin (j) fıkrası gereğince dağıtılacak risturnları saklı tutan kuralın Anayasa'ya aykırılığı sorunu :

15 inci maddenin iîk fıkrasında meslek kuruluşlarının ticaretle uğraşmaları yasaklanmakta; yukarıdaki 10 uncu bentte açıklandığı üzere ve orada gösterilen koşullar altında sendikaların sınaî ve iktisadî işletmelere yatırım yapmalarına ilişkin kural, burada saklı tutulmaktadır. Yukarıdaki 10 uncu bentte açıklanan nedenlerden ötürü sendikaların varlıklarının bir bölümünü sınaî ve ticarî işletmelere yatırma yetkisi, Anayasa'ya uygun görüldüğünden burada Anayasa'ya uygun görülen kuralın saklı tutulması, bir Anayasa aykırılığını oluşturamaz; oysa davacı, sözü edilen (j) fıkrasına ilişkin nedenleden ötürü, buradaki saklı tutma kuralının da Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

15 inci maddenin üçüncü fıkrasında 14 üncü maddenin l inci bendinin i ve ı fıkraları gereğince kurulacak kurumların işletilmesinden risturn biçiminde de olsa kazanç dağıtılamayacağı kurala bağlandıktan sonra 14 üncü maddenin 1 inci bendinin (j) fıkrası gereğince dağıtılacak ristumların yasak olmadığı bildirilmektedir.

14

üncü maddenin l inci bendinin (j) fıkrası uyarınca risturn dağıtılabilmesi,

ancak kooperatifler konusunda düşünülebilir, yoksa bir sendikanın yatırımlarda

bulunduğu bir sınaî ve iktisadî işletmenin sendikaya sağlayacağı kazanç

paylarının o sendikanın üyelerine herhangi bir biçimde dağıtılması söz konusu

olamaz; nitekim 274 sayılı Yasa'nın ilk metninde 14 üncü maddenin l sayılı

bendinin j fıkrasında yalnızca kooperatif kurmaya üyelerini özendirmek ve bu

türlü kooperatiflere yardımda bulunmak veva kooperatifler kurmaktan söz

edilmekte idi ve yine ilk metnin 15 inci maddesinin ikinci fıkrasının risturn

biçiminde de olsa kazanç dağıtılmasını yasak eden kuralından sonra bu günkü

metinde dahi bulunan (14 üncü maddenin 1 inci bendinin j fıkrası gereeince

damıtılacak risturn bu hükme tabi değildir.) kuraliyle kooperatiflerin risturn

dağıtmalarının yasak olmadığı bildirilmekte idi Bugün yürürlükte bulunan kural

dahî ancak risturn dağıtımına izin vermektedir.; bu ise sendikanın ticaretle

uğraşması anlamına gelmez. Bir sendikanın kurucularından bulunduğu kooperatifin

üyelerine risturn dağıtılmasında sakınca değil, ortakların kooperatife ilgi

göstermelerine yol açtığı için yarar vardır. Başka deyimle kooperatifin risturn

dağıtması, yardımlaşma çalışmalarına özendirici bir etkendir; bu nedenle kural,

kamu yararına dayanmaktadır. Kaldı ki yukanki 10 uncu bentte görüldüğü üzere,

sendikaların kooperatif kurmaları ve belli koşullar altında sınaî ve iktisadî

işletmelere yatırımlar yapmaları Anayasa'ya aykırı bulunmadığından, bu

kooperatiflerin risturn dağıtmaları dahi Anayasa'ya aykırı olamaz. Oysa davacı

kooperatif kurmanın ve işletmelere yatırım yapmanın Anayasaya aykırılığı için ileri

sürdüğü nedenlere dayanarak buradaki kuralın da Anayasa'ya aykırı olduğu

görüşünü savunmuştur.

Açıklanan nedenlerden ötürü davanın bu kurala yönelen bölümünün dahi reddi gerektir.

13-274 sayılı Yasa'nın 1317 sayılı Yasa ile değişik 23 üncü maddesinin 2 sayılı bendindeki işçilerin işkolunda yetki almış sendikaya verecekleri ödentilerin işverenden olan alacaklarından kesilerek sendikaya ödenmesi kuralının Anayasa'ya aykırlığı sorunu :

İşçilerin

üyesi bulundukları sendikaya karşı borçları olan ödentilerin işverence

işçilerin akacaklarından kesilerek sendikaya gönderilmesi sendikaların

alacaklarını kolayca almalarını sağlaması bakımından sendikacılık ereklerine ve

ilkelerine uygun düşmektedir. Davacının ileri sürdüğünün tersine, bu kuralda

işçilerin üyesi bulunmadıkları sendikaya para ödemeye zorlanmaları söz konusu

değildir; çünkü metinde anlaşıldığı gibi; bu kuralın işlemesi için sendikanın

yazılı isteminden başka, ödenti kesilecek sendika üyesi işçilerin çizelgesinin

işverene verilmesi zorunludur. 275 sayılı Yasa gereğince dayanışma ödentisi

ödenmesi, bir işçinin üyesi bulunmadığı bir sendikanın yapmış olduğu toplu

sözleşmeden yararlanması durumunda söz konusu olabilirki işçinin üyesi olmadığı

sendikanın sağladığı kazançlı durumdan o sendikaya hiç bir şey ödemeden

yararlanması, hakkaniyete uygun olamayacağından dayanışma ödentisine ilişkin

kural Anayasa'ya aykırı sayılamaz; kaldı ki isçinin üyesi olmadığı sendikanın

yaptığı toplu sözleşmeden yararlanması ve dolayısiyle dayanışma ödentisini

yükümlenmesi de kendi isteğine bağlıdır. (15/7/1963 günlü, 275 sayılı Toplu iş

Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu, Madde l, bent 3; 274 sayılı Sendikalar

Kanununu, 1317 sayılı Yasa ile değişik Madde 21). Davacının ileri sürdüğü iptal

gerekçeleri, bu nedenlerden ötürü, yerinde değildir. Ancak Anayasa Mahkemesi

kuruluşuna ilişkin 44 sayılı Yasa'nın 28 inci maddesi gereğince Anayasa

Mahkemesi davacının isteminin dayanağı olarak bildirilen gerekçelerle bağlı bulunmadığından,

yapılan inceleme sonunda bulunacak başka gerekçelerle de iptal kararı

verebilir. Yapılan inceleme sonunda şu gerekçe ile kuralda Anayasa'ya aykırılık

bulunmuştur; Sendikacılığın gelişmesi için büyük kolaylık sağlayan bu kuraldan

yalnızca belli nitelikleri taşıyan sendikaların yararlandırılmasını haklı

göstereu bir neden yoktur. İstemde bulunan ve işyerinde üyeleri çalışan

sendikaların tümünün bu kolaylıktan yararlandırılmaları gerekir; Anayasa'nın 12

nci madesinde öngörülen Yasa önünde eşitlik ilkesinin gereği budur. Böyle bir

çözüm yolunun işveren için altından kalkamıyacağı yükler yükleyeceği ve bundan

dolayı yalnızca üyeleri işyerinde belli bir çoğunluk sağlayan sendikalara bu

hakkın tanınması gerekeceği düşüncesi yerinde görülemez; çünkü tartışma konusu

2 sayılı bendin son fıkrasında (sendika, aidatlarının kesiminden doğacak

masrafları işverenin talebi üzerine ödemek zorundadır) kuralı konulmuştur ve

böylece işveren ödentilerin kesilmesini isteyen sendikalar gerekli bütün

giderleri isteyip alabilecektir.

Anayasa Mahkemesi az yukarıda anılan kuruluş yasası kuralı gereğince gerekçelerle bağlı değilse de iptal istemine konu olarak davacının gösterdiği kuralla bağlı bulunduğundan, davacı yalnızca (yetki almış sendikanın veya yetki alınmamış ise) kuralının iptalini istemiş bulunduğundan az yukarıda alınan eşitlik ilkesine aykırılık nedeni ile 2 sayılı bendin birinci fıkrasındaki deyimlerden yalnızca istem konusu deyiminin iptaline karar verilmelidir.

Fazıl Uluocak, İhsan Ecemiş, Halit Zarbun, Lûtfi Ömerbaş ve Ahmet H. Boyacıoğlu, Anayasa'ya aykırılık görüşüne katılmamışlardır.

14- 274 sayılı Sendikalar Yasa'sının 29 uncu maddesine 1317 sayılı Yasa ile eklenen 9 sayılı bentteki bir konfederasyonun kendisine bağlı sendikalar ile federasyonların gelirlerini, giderlerini ve çalışmalarını denetleme yetkisinin Anayasaya aykırılığı sorunu :

Davacının ileri sürdüğü sendikalarda ve sendika birliklerinde demokratik kurala uygun denetimin aşağıdan yukarıya başka deyimle üyelerin sendikayı, sendikanın federasyonu ve federasyonun da konfederasyonu denetlemesi biçiminde olması gerektiği görüşü doğrudur; ancak burada tanınan yukarıdan aşağıya denetim yetkisininde demokrasiye uygun olan ve aşağıdan yukarıya doğru yapılan denetime gölge düşüren bir yanı yoktur; karşılıklı denetim, gerek hesaplardaki gerekse yönetimdeki aksaklıkların giderilmesine ve sendika ereklerinin tehlikeye düşmekten korunarak gerçekleşmesine daha elverişlidir. Bu nedenlerle kuralda Anayas'ya aykırılık yoktur; bu kurala yönelen istemin reddi gerekir.

F)

İptal kararının yürürlük tarihi :

Yukarıdan beri iptalleri öngörülen kuralların çoğunun niteliklerine göre iptal karannın hemen yürürlüğe girmesi, halinde kamu düzenini sıkısıkıya ilgilendiren ve ancak yasama yoliyle giderebilecek olan bir boşluk oluşacaktır. Onun için Anayasa'nın değişik 152 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 44 sayılı Yasa'nın 50 inci maddesi olanaklarından yararlanılarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarih ayrıca kararlaştırılmalıdır. İptal hükmünün kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihten başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesi uygun olacaktır.

Avni Givda, Recai Seçkin, Ahmet Akar ve Şevket Müftigil, üç ve Ahmet H. Boyacıoğlu sekiz ay süre verilmesinin yeteceği görüşünü ileri sürmüşlerdir.

G)

Sonuç :

1- 12/8/1970 günlü, 13577 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan "274 sayılı Sendikalar Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesi ve 31 inci maddesine bir bent ile bu kanuna 3 geçici madde eklenmesi" hakkındaki 29/7/1970 günlü, 1317 sayılı Kanuna ilişkin tasarının Cumhuriyet Senatosunda görüşülmesi ve kabul edilmesi sırasında Cumhuriyet Senatosu Başkanının başkanlık süresi dolduğu halde görevinin Senato kararı ile sürdürülmesinin kanunun biçim yönünden iptalini gereklirmediğine Avni Givda'nın karşıoyu, Fazıl Uluocak, Nuri Ülgenalp, İhsan Ecemiş ve Recai Seçkin'in değişik gerekçeleri ile ve oyçokluğu ile;

II-

274 sayılı Kanunun 1317 sayılı Kanunla değişik;

a) 1 inci maddesinin 13 üncü maddesinin 3, 4 ve 6 sayılı bentlerinin ve 32 nci maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına, dâvanın bu kurallara yönelen bölümünün reddine, Muhittin Taylan, Avni Givda, Recai Seçkin, Ahmet Akar ve Muhittin Gürün'ün karşıoyları ve oyçokluğu ile :

b) 5 inci maddesinin l sayılı bendindaki (ve meslekî teşekkülün yetkili organının kabulü) deyiminin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline oybirliğiyle;

c) 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında bulunan (çekilme noter huzurunda münferiden kimliğin tesbitı ve istifa edecek kişinin imzasının tasdiki ile olur) kuralının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve dâvanın bu kurala yönelen bölümünün reddine, Avni Givda, Recai Seçkin, Ahmet Akar ve Muhittin Gürün'ün karşıoyları ile ve oyçokluğu ile;

ç) 9 uncu maddesinin 2 sayılı bendinin;

aa) a fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, Fazıl Uluocak, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Halit Zarbun, Lûtfi Ömerbaş ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun karşıoyları ile ve oyçokluğu ile;

bb) b ve c fıkralarının Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, Fazıl Uluocak ve Şahap Arıç'ın karşıoyları ile ve oyçokluğu ile;

d) 11 inci maddesinin;

aa) l sayılı bendinde yer alan (en az üç yıldan beri) deyiminin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline ve bendin öteki bölümüne yönelen dâvanın reddine, Fazıl Uluocak, Nuri Ülgenalp, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Halit Zarbun ve Lütfi Ömerbaş'ın karşıoyları ile ve oyçokluğu üe;

bb) 3 sayılı bendinin birinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, Fazıl Uluocak, İhsan Ecemiş, Halit Zarbun ve Lûtfi Ömerbaş'ın karşıoylariyle ve oyçokluğu ile;

e) 14 üncü maddesinin l sayılı bendinin;

aa) h fıkrasındaki lokavta ilişkin kuralın Anayasa'ya aykırı olmadığına ve dâvanın bu kurala yönelen bölümünün reddine oybirliğiyle;

bb) j fıkrasında (veyahut bizzat koperatifler kurmak veyahut nakit mevcudunun % 30 undan fazla olmamak ve ilgilisine göre en çok üyesi bulanan işçi veya işveren konfederasyonunun muvafakatini almak kaydiyle sınaî ve iktisadi teşebbüslere yatırımlar yapmak) biçiminde yer alan kuraldaki (ve ilgisine göre en çok üyesi bulunan işçi veya işveren konfederasyonunun muvafakatini almak) deyiminin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline ve kuralın öteki bölümüne yönelen dâvanın reddine oybirliğiyle;

cc) k fıkrasının Anavasa'ya aykırı olmadığına ve dâvanın bu kurala yönelen bölümünün reddine oybirliğiyle;

f) 15 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan (14 üncü maddesinin j fikrası hükmü saklıdır.) ve üçüncü fıkrasında yer alan (14 üncü maddenin l inci bendinin j fıkrası gereğince dağıtılacak risturn bu hükme tabi değildir.) kurallarının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve dâvanın bu kurallara yönelen bölümünün reddine oybirliği ile;

e) 23 üncü maddenin 2 sayılı bendinde yer alan (kurulu bulunduğu işkolunda yetki almış sendikanın veya yetki alınmamış ise) deyiminin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline Fazıl Uluocak, İhsan Ecemiş, Halit Zarbun, Lütfi Ömerbaş ve Ahmet

H. Boyacıoğlu'nun karşıoyları ile ve oyçokluğu ile

h) 29 uncu maddesinin 9 sayılı bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve dâvanın bu kurala yönelen bölümünün reddine oybirliği ile;

III-

Karardaki iptal hükümlerinin Anayasa'nın değişik 152 nci maddesi uyarınca kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı günden başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine, Avni Givda, Recai Seçkin, Ahmet Akar ve Şevket Müftügil'in üç ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun sekiz ay süre verilmesinin yeteceği yolundaki karşıoyları ile ve oyçokluğu ile;

8 ve 9 Şubat 1972 günlerinde karar verildi.

Başkan

Muhittin Taylan

Başkanvekili

Avni Givda

Üye

Fazıl Uluocak

Üye

Nuri Üngenalp

Üye

Şahap Arıç

Üye

İhsan Ecemiş

Üye

Recai Seçkin

Üye

Ahmet Akar

Üye

Halit Zarbun

Üye

Ziya Önel

Üye

Kâni Vrana

Üye

Muhittin Gürün

KARŞIOY

YAZISI

Anayasanın

46 ncı maddesinin gerek eski metninde gerek değişiklikten sonraki metninde

sendikalar ve sendika birlikleri kurma hakkı açıkça gösterilmiştir. Sendika

birlikleri deyimi sendikaların hem federasyon ve konfederasyon halinde

birleşmelerini hem de sendika birlikleri biçiminde birleşmelerini belirleyen

bir deyimdir. Nitekim 15/7/1963 günlü 274 sayılı Yasanın l inci maddesinin

birinci bendinde "Sendika, birlik, federasyon ve konfederasyonlar bu

Kanuna göre işçi sayılanların ve işverenlerin müşterek iktisadî, sosyal ve

kültürel menfaatlerini korumak ve geliştirmek için kurdukları meslekî

teşekküllerdir." denilmiş ve meslekî kuruluşların kuruluş biçimini

düzenleyen 9 uncu maddesinin 2 a bendinde de sendika birliklerinin

"belirli bir mahal veya bölge sınırları içinde birbirleriyle ilgili

olmayan çeşitli iş kollarında dahi olsa mevcut sendikaların en az

ikisinin" üye sıfatiyle bir araya gelmeleri yoluyla kurulacağı belirtilmiş

ve böylece birlik deyimjnin federasyon ve konfederasyonla sınırlı olmadığı Yasa

Koyucu tarafından da benimsenmiştir. Kuşkusuz bu düzenleme Anayasa'nın 46 ncı

maddesinin hem sözüne hem de özüne uygundur. Oysa, 274 sayılı Yasanın 29/7/1972

günlü ve 1317 sayılı Kanunla değişik l inci maddesinde 13. maddesinin 3, 4 ve 6

nci bentlerinde ve 32 nci maddesinde birlik deyimine yer verilmemiştir. Sendika

birliklerinin kurulmasını önleyen bu hükümler Anayasa'nın değişik 46 ncı

maddesine aykırı düştüğünden iptal edilmelidir.

Çoğunluğun bu görüşe ters düşen kararına karşıyım.

Üye

Lütfi Ömerbaş

Üye

Şevket Müftügil

Üye

Ahmet

H. Boyacıoğlu

KARŞIOY

YAZISI

1. Hazırlık evresindeki kararlar :

1- Sözlü açıklamaların dinlenmesi ve Çalışma Bakanlığından bilgi istenmesi konularında 11/5/1971 gününde verilen karar:

a) Gerek 1970/48, gerekse bunun benzeri 1970/47 esas sayılı işlere ilişkin dava dilekçeleri ve raportörlükçe düzenlenen ayrıntılı raporlar konuyu gereği gibi aydınlattığı için ilgililerin sözlü açıklamalarının dinlenmesine yer yoktur ve tersine bir tutumun davanın incelenmesini geciktirmekten başka bir sonuç vermeyeceği ortadadır.

Dinlenmelerine karar verilen üç örgütten Çalışma Bakanlığının dinlenme günü temsilci göndermediğine burada işaret etmek yerinde olacaktır.

b)

"1963 ten 1971 yılı başına değin Türkiye'de hangi işçi sendikalarının,

birliklerinin, federasyon ve konfederasyonlarının var olduğu, her birinin her

yıl başındaki üye sayılan, bunlardan hangilerinin Türkiye çapında çalışmış

bulunduğu" konularında Çalışma Bakanlığından yazılı açıklama istenmesine

gelince; bu Bakanlığın elinde durumu aydınlatacak nitelikte güvenilir ve

düzenli veri ve bilgilerin bulunması olasılığı zayıf olmakla birlikte istenmesi

öngörülen bilgilerin tümü eksiksiz olarak gelse dahi bunların 274 sayılı

Sendikalar Kanununun 1317 sayılı Kanunla değişik kimi maddelerinin Anayasa'ya

uygunluk denetiminde etkili olabilmeleri düşünülemez. Nitekim Çalışma

Bakanlığının, sonradan verdiği karşılıkta 1963 - 1969 yılları için düzenlenmiş

ve yayınlanmış işçi istatistikleri bulunmadığının ve ancak 12/8/1970 gününden

sonra sendikalı işçi istatistiği tutulmağa başlandığının belirlenmesi

Bakanlıktan boşuna bilgi istenmiş olduğunu ortaya koymuştur.

c) İlgililerin sözlü açıklamalarının dinlenmesine ve Çalışma Bakanlığından bilgi istenmesine ilişkin olan ve davanın karara bağlanmasının gecikmesine yol açan 11/5/1971 sayılı ara kararına yukarıda belirtilen nedenlerle karşıyım.

2- Anayasa değişikliği dolayısiyle raportörlükçe yeniden inceleme yapılması için görüşmelerin geri bırakılması yolunda verilen 30/11/1971 günlü karar :

Anayasa'nın

dava konusunu ilgilendiren "Sosyal ve İktisadî Haklar ve Ödevler"

başlıklı üçüncü bölümünde 20/9/1971 günlü, 1488 sayılı Yasa ile değişen

kamulaştırmaya ilişkin 38 inci made ile sendika kurma hakkına ilişkin 46 ncı

maddedir 46 ncı madde iki yönden değişikliğe uğramıştır. Birincisi kamu hizmeti

görevlilerinin sendika kurma hakkı kapsamının dışında bırakılmalarıdır ki bunun

dava konusu ile ilişiği yoktur. İkincisi sendika ve sendika birlikleri kurma,

bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten ayrılma haklarının kullanılışında

uygulanacak biçim ve yöntemlerin kanunda gösterileceği; kanunun, Devletin

ülkesi ve milletiyle bütünlüğünün, milli güvenliğin, kamu düzeninin ve genel

ahlâkın korunması ereğiyle sınırlar koyabileceği yolundaki kuralın yeni madde

metninde yer almasıdır. Bu uzun incelemeleri gerektirmeyen, kolay kavranılır,

kapsamı belli, niteliği apaçık bir değişikliktir; davanın hemen ele alınmasına

engellik edebilecek yanı yoktur.

Anayasa değişikliği dolayısiyle raportörlükçe yeniden inceleme yapılması için görüşmelerin geri bırakılması yolunda verilen 30/11/1971 günlü ara kararına yukarıda belirlenen nedenlerle karşıyım.

II-

274 sayılı Kanuna getirdiği kimi değişiklikler dava konusu edilen 1317 sayılı Kanunun biçim yönünden Anayasa'ya aykırılığı sorunu :

Cumhuriyet Senatosu Başkanı Atasagun'un başkanlık süresi 18/6/1970 de bitmiş, 30/6/1972 gününde "Cumhuriyet Senatosu Başkanlığı görevinin yenisi seçilinceye kadar devam edeceği" ne Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunca karar verilmiş ve Cumhuriyet Senatosu Başkanlığı görevi yeni başkanın seçildiği 19/11/1970 gününe dek Atasagun'ca yürütülmüştür. 274 sayılı Kanuna getirdiği kimi değişiklikler dâva konusu edilen 1317 sayılı Kanuna ilişkin tasarı yukarıdaki 1970/48 - 1972/3 sayılı kararın (E/1) işaretli bölümünde de belirtildiği gibi işte bu dönemde Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunca görüşülmüş ve karara bağlanmıştır.

Cumhuriyet Senatosu Başkanı, Anayasa'nın 84 üncü maddesinin ikinci fıkrası kuralına göre, iki yıl için seçilir. Anayasa'nın kesin olarak belirlediği bu hizmet süresinin yeni başkan seçilinceye dek kendiliğinden devam etmesi düşünülemiyeceği gibi Cumhuriyet Senatosu karariyle uzatılmasına da olanak yoktur. Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun 30/6/1971 günlü kararı hem bu yönden Anayasa'nın 84 üncü maddesine, hem de kararın alındığı sırada toplantı yetersayısı bulunmadığı için 86 nci maddeye aykırıdır.

Çoğunluk, Atasagun'un tasarının görüşüldüğü birleşimlere başkanlık etmediği ve birleşimleri başkanvekillerinin yönettiği olgusuna dayanarak durumun 1317 sayılı Kanunun biçim yönünden Anayasa'ya aykırılık nedeniyle iptalini gerektirmediği sonucuna varmaktadır.

Belli

olan durum şudur: 18/6/1970 ve 19/11/1970 günleri arasındaki dönemde Cumhuriyet

Senatosu Başkanlığında Anayasa'ya aykırı olarak Atasagun bulunmuştur.

Cumhuriyet Senatosu Başkanlık Divanı bir bütündür. Başkandan,

başkanvekillerinden, Divan kâtiplerinden ve idare amirlerinden oluşur

(Cumhuriyet Senatosu içtüzüğü : Madde 3). Divan içinde en önemli görev yerini

işgal eden Başkanın durumundaki Anayasa'ya aykırılık elbette ki Divanın tüm

kuruluşunu etkiler ve Anayasa'ya aykırı duruma sokar. Başkanın 1317 sayılı

Kanuna ilişkin tasarının görüşüldüğü birleşimleri bizzat yönetmemiş olmasının

sonucu değiştirmesi düşünülemez. Kaldı ki başkanvekilleri de birleşimlerde

görüşmeleri başkana vekâleten başka bir deyimle onun hukukî yetkilerini

kullanarak yönetirler. Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 9 uncu maddesinden çıkan

anlam da budur.

1317 sayılı Kanuna ilişkin tasarı üzerindeki görüşmeleri kuruluşu Anayasa'ya aykırı olan bir Başkanlık Divanı'nın yönetmiş bulunması bu kanun iptal nedeni olacak bir şekil eksikliği ile malûl sayılmasını gerektirir. şu duruma göre dava konusu kanun hükümleri şekil yönünden Anayasa'ya aykırıdır; iptal edilmelidir.

1970/48 sayılı davada verilen 8 ve 9 Şubat 1972 günlü, 1972/3 sayılı kararın "tartışma konusu durumun biçim yönünden iptali gerektirmediği" ne ilişkin bölümüne bu gerekçe ile karşıyım.

III-

274 sayılı Kanunun 1317 sayılı Kanunla değişik l inci maddesinin, 13 üncü maddesinin 3, 4 ve 6 sayılı bentlerinin, 32 nci maddesinin ve 6 nci maddesinin birinci fıkrasının esas yönüden Anayasa'ya aykırılıkları sorunu :

1- 274 sayılı Kanunun 1317 sayılı Kanunla değişik l, 13, 32 nci maddeleri :

15/7/1963

günlü, 274 sayılı Sendikalar Kanununun l inci maddesinde. 13 üncü maddesinin 3,

4 ve 6 sayılı bentlerinde ve 32 nci maddesinin federasyon ve konfederasyondan

başka "birlik" lerden de söz edilmekte iken bu hükümlere 1317 sayılı

Kanunla getirilen değişiklikte "birlik" deyimine yer verilmemiş;

böylece federasyon ve konfederasyonlar dışında herhangi bir sendika birliği

kurulabilmesi olanağı ortadan kaldırılmıştır. Anayasa'nın sendika kurma hakkına

ilişkin değişik 46 nci maddesinde ilke işçilerin ve işverenlerin önceden izin

almaksızın sendikalar ve sendika birlikleri,, kurabilmeleridir. "Sendika

birlikleri" deyiminin kapsamına federasyon ve konfederasyonlar ve

bunlardan ayrı biçim ve nitelikte başka her türlü sendika birlikleri de girer.

Dava ve inceleme konusu hükümlerde ise sendika birlikleri federasyon ve

konfederasyonlara inhisar ettirilerek Anayasa ilkesi büyük bir daraltma ve

sınırlamaya uğratılmıştır. Bu durum 274 sayılı Kanunun 1317 sayılı Kanunla

değişik l inci maddesini, 13 üncü maddesinin 3, 4 ve 6 sayılı bentlerini ve 32

nci maddesini Anayasa ilkesi ile çelişkiye düşürür ve iptallerini gerektirir.

1970/48 -1972/3 sayılı kararın söz konusu hükümlerin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve davanın bunlara yönelen bölümün reddine ilişkin kesimine yukarıda açıklanan gerekçe ile karşıyım.

2- 274 sayılı Kanunun 1317 sayılı Kanunla değişik 6 ncı maddesinin birinci fıkrası:

Bu

fıkra bir kimsenin üyesi bulunduğu meslekî teşekkülden çekilebilmesini,

çekilmenin noter huzurunda münferiden kimliğin saptanması ve çekilecek kişinin

imzasının onanması ile olması koşuluna başlamaktadır. Anayasa'nın değişik 46

ncı maddesindeki ilkeye göre işçiler sendikalar ve sendika birlikleri

üyeliklerinden serbestçe ayrılma hakkına sahiptirler. Dava konusu kuralda

öngörüldüğü gibi bir işçinin, üyesi olduğu sendikadan çekilebilmek için notere

kadar gitmek, orada kimliğini kanıtlayıp imzasını onaylatmak ve bu yüzden

işinden uzak kalarak birtakım giderlere katlanmak zorunda bırakılması, ülkenin

bugün içinde bulunduğu yaşam koşulları altında, değişik 46 ncı maddede sözü

edilen, üyelikten ayrılma hakkının kullanılışında uygulanacak biçim ve

yöntemlerin kanunda gösterilmesinin çok ötesinde ereği kat kat aşan, birçok

kimselerin istemedikleri sendikalarda zorla kalmalarına yol açacak bir

düzenlemedir ve bu niteliğiyle "üyelikten serbestçe ayrılma" hakkının

özüne dokunmaktadır. Çoğunluk görüşünde belirlendiği gibi bu koşulların bir

yasa ile işçiler yararına hafifletilmesi olanağının bulunuşu hükmün bu günkü

durumiyle Anayasa'ya aykırılığını ortadan kaldırmaz. Çünkü kanun kurallarındaki

Anayasaya vs. aykırılıkların giderilmesinde de yollardan biri tabiatiyle yasama

yoludur; ancak böyle bir kuralın yürürlükte kaldıkça, Anayasa'ya aykırılığını

koruyup sürdüreceği de ortadadır.

274 sayılı Kanunun 1317 sayılı Kanunla değişik 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının, Anayasa'nın değişik 46 ncı ve değişik 11 inci maddelerine aykırılığı dolayisiyle, iptali gerekir. 1970/48 -1972/3 sayılı kararın bu hükmün Anayasa'ya aykırı olmadığına ilişkin bölümüne yukarıda yazılı gerekçe ile karşıyım.

IV-

İptal kararının yürürlük tarihi :

274 sayılı Kanunun 1317 sayılı Kanunla değişik maddeleri arasında iptalleri öngörülen kuralların çoğunun niteliklerine göre iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlanır yayımlanmaz yürürlüğe girmesi halinde kamu düzenini sıkı sıkıya ilgilendiren ve ancak yasama yoliyle giderilebilecek bir boşluk oluşacağı için Anayasa'nın değişik 152 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 44 sayılı Yasanın 50 nci maddesi olanaklarından yararlanılarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihin aynca kararlaştırılmasına gidilmiştir.. Çoğunluk iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihten başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesini uygun bulmuştur.

Anayasanın

değişik 152 nci maddesinin ikinci fıkrasında yazılı yetki kullanılırken Anayasa

Mahkemesine düşen en önemli ve ağır iş iptal hükmünün kapsamını gözönünde

bulundurarak boşluğun yasama yoliyle doldurulmasına elverecek fakat Anayasaya

aykırılığı saptanmış ve Resmî Gazete ile de ilân edilmiş kanun kurallarının

gereksizce yürürlükte kalmasına yol açmayacak dengeli bir süreyi isabetle

ortaya koyabilmektir. Böyle yapılamadımı ya yasama işlemi aksar ve süresi

içinde bitirilemez; yahut Anayasaca aykırılığı saptanmış ve ilân edilmiş kanun

kurallarının bir yandan daha uzun bir süre özel haklar üzerindeki olumsuz

etkilerini sürdürmesine, bir yandan da manevî nüfuz ve itibarlarını

yetirmelerine yol açılmış olur.

1970/48 - 1972/3 sayılı kararda iptali öngörülen kuralların sayısı çok sınırlıdır ve yerlerine getirilecek hükümler uzun inceleme ve hazırlıkları gerektirmeyecek bir niteliktedir. İptal gerekçeleri de kararın Resmi Gazete'de yayımı ile birlikte öğrenilmiş olacağından yürürlük için tanınan bir yıllık sürenin gerçekten uzun ve gereksiz olduğu ve ereği asmakta bulunduğu, boşluğun yasama yoliyle doldurulabilmesi için üç ayın yeteceği ortadadır.

1970/48 - 1972/3 sayılı karardaki iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı günden başlayarak üç ay değil de bir yıl sonra yürürlüğe girmesinin kararlaştırılmasına yukarıda belirlenen gerekçe ile karşıyım.

Başkan

Muhittin Taylan

Yukarıdaki karşıoy yazısının III ve IV sayılı bölümlerine katılıyorum.

Üye

Avni Givda

KARŞIOY

YAZISI

1- Müddeti dolmuş olan Senato Başkanının, yenisi seçilinceye kadar yetkisinin devam etmesi, Senato çalışmasının sekteye uğramaması bakımından zorunlu olduğu gibi uygulamada bu yolda olduğundan Başkanlık Divanının kuruluşuna ilişkin itirazın bu sebeple reddi gerekir.

2-

1317 sayılı Kanunla değiştirilen 274 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin ikinci

bendinin a fıkrasında sendikaların Türkiye çapında faaliyette bulunmaları için

kurulu bulunduğu işkolundaki sigortalı işçilerin en az üçte birini temsil

etmeleri şartı kuruluşa ilişkin bir şart olmayıp memleket sathında faaliyette

bulunabilmesi içindir. Bir sendikanın memleket çapında iş görebilmesi için

elbette ki üyelerinin bu faaliyette uygun seviyede bulunmaları lâzımdır. Kaldı

ki Anayasa'nın 46 ncı maddesinde sendika ve sendika birlikleri kurma haklarının

kullanışında uygulanacak şekil ve usullerin kanunda gösterileceği ve kanunun

milli güvenlik ve kanın düzeninin korunması maksadiyle sınırlar koyabileceği

gösterilmiş ve kanun koyucu takdirini kullanarak sözü gecen 9 uncu maddedeki

esasları kabul etmiştir.

İşçi federasyonu ve konfederasyonlarının kuruluşları için de aynı esasların kabulünde Anayasa'ya aykırı bir yön yoktur.

3- 274 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin birinci bendindeki (En az üç yıldan beri) fiilen çalışır olmak şartı çoğunluk tarafından uzun bir süre olarak kabul olunmuş ve bu sebeple iptal edilmiştir. İşçilerin sendika kurabilmeleri için çalıştıkları işkolunun ihtiyaç ve icaplarını, ilerlemelerini ve haklarının korunmasını temin için gerekli bilgileri hiç olmazsa ana hatlarıyla bilmeleri lâzımdır. Bunun içinde bir çalışma süresinin geçmesi gerekir. Bu süreyi tayin ve takdir ise Kanun Koyucunun yetkisine girer.

4- Uluslararası meslekî bir teşekkül kurabilmek, millî itibar ve işin ciddiyeti ve memleketin iktisadî, sosyal ve politik yönleriyle ilgili önemli ve şümullü bir iştir. Bu itibarla bu hakkın Türkiye'de en çok işçiyi temsil eden işçi konfederasyonu veya konfederasyonuna bağlı sendikalara tanınmış olmasında Anayasa'ya aykırı bir cihet yoktur.

5- Kurulu bulunduğu işkolunda yetki almış sendika ile işyerinde çalışan işçilerin dörtte birini temsil eden sendikanın yazılı talebi üzerine; sendika üyelerinin ödemeyi kabul ettikleri aidatların ve dayanışma aidatının işveren tarafından işçilerin ücretlerinden kesilmesi belli nitelikteki sendikaların gelirinin gecikmesiz ve muntazam tahsilini sağlayan bir kolaylıktan ibarettir.

Bu düşüncelerle çoğunluk kararının Senato Başkanlık Divanına ilişkin kısmının gerekçesine ve 1317 sayılı Kanunla değiştirilen 274 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin ikinci bendi ile 11 inci maddenin birinci ve üçüncü bentleri ve 23 üncü maddesinin ikinci bendi hükümlerine ilişkin bölümlerine katılmıyorum.

Üye

Ahmet Akar

KARŞIOY

YAZISI

Sayın Recai Seçkin'in karşıoy yazısının 1., ve Sayın İhsan Ecemiş'in karşıoy yazısının 3 üncü paragrafına katılıyorum.

Üye

Fazıl Uluocak

KARŞIOY

YAZISI

I-

İlk incelemeye ait karşıoy :

Dosya tekemmül etmiş ve gerekli bütün bilgiler toplanmış olduğunda, dava konusunda sözlü açıklama işi geciktireceğinden dinlenmesine lüzum olmadığı gibi Çalışma Bakanlığından istenilen bilgilere de dosyaya göre ihtiyaç olmadığı reyindeyim.

II-

Esasa ilişkin karşıoyum :

1) 274 sayılı Yasa'nın 1317 sayılı Yasa ile değişik 9 uncu maddesinin ikinci bendinin a, b, c, fıkralarında öngörülen, en az 1/3 çoğunluk, koşullarının Anayasa'ya aykırılığı sorunu:

Çoğunluk,

iptal kararındaki Anayasa'nın 11 inci maddesine ilişkin kısmına ait, gerekçede

özetle : Sözü geçen fıkralarda öngörülen 1/3 çoğunluk koşulu şeklindeki

sınırlamaların Türkiye çapında çalışan sendikalar ve birlikler kurmak hakkının

özüne dokunmakta olduğunu zira, bir sendika veya birliğin ilk kuruluşunda belli

sayıda üyeyi veya işçiyi birleştirmesi olanağı sağlananılyacağı bunların ancak

kurulduktan sonra çalışmaları ile kendilerini beğendirip yeni yeni üyelerin

birliğe katılmasını gerçekleştiribileceği bu sebeple, sendikaların federasyon

ve konfederasyonların kuruluşlarım daha başlangıçta olağanüstü zorlaştıran ve

onların geniş ölçüde çalışmaları sonucu kendilerini beğendirerek üye sayılarını

artırmalarını engelleyici nitelikte olan bu düzenlemenin Anayasa'ya aykırı

bulunduğu görüşüne dayanmakta ise de;

Türkiye

çapında çalışan sendikalar veya birliklerin kurulmasına ihtiyaç duyu1

düğü zaman iptal konusu fıkralarda gösterilen 1/3 çoğunluğun sağlanmakta olduğu

kurulmuş olanlardan anlaşılmaktadır Çoğunluk görüşünde kabul edildiği üzere ilk

kuruluşta bunun sağlanamıyacağı veya sağlanamadığı hakkında bir dayanak mevcut

değildir. Cumhuriyet Senatosu geçici komisyon gerekçesinde açıklandığı üzere,

bu nispetin batı demokrasilerinde genellikle % 51 olarak tesbit edilmekte

bulunduğu da anlaşılmaktadır. Esasen böyle toplulukların, işçilerin

işverenlerle olan münasebetlerinde İktisadî ve Sosyal durumlarını korumak veya

düzeltmek gibi önem taşıyan hususlara ait faaliyetlerinin, bu müesseselerin

amaçlarına uygun bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için, o işin önemi ile mütenasip,

emniyet verici bir çoğunluk tarafından kurulmasını gerekli kılar. Anayas'a ile

tanınmış olan bu gibi müesseseleri kurma hakkı tanınırken, o kuruluşun şekil ve

usulünün de, bu kuruluşun amacını gerçekleştirmeye elverişli olması ilk planda

düşünülmesi gereken bir husustur. Hatta bu nispetin kaldırılması, o müessesenin

amacını gerçekleştirebileceği hakkında tereddütler yaratarak üyelerinin daha

başlangıçta çoğalmasına engel olacak sonuçlar doğurması da mümkün

olabileceğinden bu sınırlamanın hakkın özüne dokunan ve Anayasa'nın 11 İnci

maddesine aykın düşen bir tarafı görünmemektedir.

Öte yandan Türkiye çapında çalışan sendikalar veya birliklerin, her aklına gelen kimse tarafından kurulması bunların sayılarını ihtiyaçtan fazla artıracak ve bunlar bir takım rekabet hisleriyle iş hayatını huzursuz bir hale sokacaktır. Bu haller kamu düzeninde etkiler yapacaktır. Anayasa'nın 46 ncı rnaddesinde sendikalar ve birlikleri kurma hakkının kullanılışında uygulanacak şekil ve usullerin Kanunda gösterileceği belirtilmiş ve kanunun, devletin ülkesi ve bütünlüğünün, Millî Güvenliğin, kamu düzeninin ve genel ahlâkın korunması maksadıyla sınırlar koyabileceği ayrıca açıklanmıştır. Kanun Koyucu, bu sebeplerle sınırlamalar yapmak yetkisine sahip kılınmıştır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle Kanun Koyucu, iptal konusu fıkralarda işçilerin 1/3 çoğunlukla bir araya gelerek kuvvetli sendikalar veya birlikler halinde haklarını koruması gereğini duymuş ve böyle bir düzenlemenin memleketin bünyesine, iş hayatına uygun olduğunu takdir ederek bu sınırlamaları getirmiştir. Bu sınırlayıcı düzenleme Anayasa'nın 46 ncı maddesine aykırı olmadığı gibi sair maddelerine de aykırı değildir, iptal isteminin reddi gerektiğinden bu hususa ait iptal kararına karşıyım.

2) 274 sayılı Yasa'nın 1317 sayılı Yasa ile değişik 11 inci maddesinin birinci bendinde İşçi Sendikası kurabilecek işçinin sendikanın kurulacağı iş kolunda en az üç yıMan beri eylemli olarak çalışmış bulunması koşulunun Anayasa'ya aykırılığı sorunu:

Bir

iş kolunda en az üç yıldan beri eylemli olarak çalışmayan bir işçinin,

işçilerin işverenlerle olan münasebetlerinde iktisadî ve sosyal durumlarını

korumak veya düzeltmek gibi önem taşıyan sendika konularını kavrayıp bu

müessesenin amacına uygun bir şekilde faydalı olabileceğini kabul etmek zordur.

Çoğunluk gerekçesinde kabul edilen "orta anlayışta bir kimsenin belli bir

iş kolunda çalışan işçilerin sorunlarını kavrayabilmesi için az bir zamanın

yeterli olduğu" görüşü tecrübelere dayanması lâzım gelir. Kanımca bu

görüşü benimsemek sendikanın kurulacağı iş kolundaki bir işçide bilgi aramadan

sendika kurma hakkının ona tanınması sonucunu doğuracaktır ki bu da evvela o

müessesenin kuruluşundaki amacı gerçekleştireceği hususunda tereddüt

doğuracaktır. İptal konusu, üç yıllık çalışmış olmak, koşulu bu konuda aranması

gereken ehliyetin asgarî bir şartı olarak görünmektedir.

Bu sibi işlerde çalışacak kimselerin yeteri kadar bilgiye sahip olmamaları kuracakları sendikalardan fayda değil, zarar meydana getirecekleri, işçiyi istismar, sendika enflüsyonu doğuracağı ve bunların da iş hayatında, memleketin iktisadî durumunda huzursuzluk yaratacağı ve kamu düzenini etkileyeceği meydanda olduğundan bu sınırlamanın, kamu yararına dayanarak yapılmış olduğunun kabulü gerekir.

Bu sebeplerle bu konuda çalışacak işçilerde gerekli niteliğin aranması zorunlu olup memleketin bünyesi ve iş hayatının ihtiyaçlarına göre bunun da takdiri Kanun Koyucuya aittir. Kanun Koyucu bu takdir hakkını kuşanarak bu sınırlamayı Anayasa'nın 46. maddesinin kendisine tanıdığı yetkiye dayanarak yapmıştır. İptal konusu bu bend hakkındaki iptal isteğinin reddine karar verilmesi gerektiğinden iptal kararına karşıyım.

Üye

Nuri Ülgenalp

KARŞIOY

YAZISI

1- Senato Başkanının dava konusu Kanunun görüşülmesi sırasında herhangi bir oturuma başkanlık etmemiş olması karşısında ortada Yasa'nın iptalini gerektirecek bir durum bulunmamakta beraber, Cumhuriyet Senatosu Çalışmalarının sürekliliği ve süresi dolmuş olan başkanın yerine yeni başkan seçimi sonuçlanıncaya kadar eski başkanın görevinin devam ettiği ilkesinin kabulü zorunlu olduğundan, Başkanlık Divanının kuruluşunda esasen bir sakatlık yoktur.

2-

274 sayılı Kanunun 1317 sayılı Kanunla değişik 9 uncu maddesinin ikinci

bendinin (Bir işçi sendikasının Türkiye çapında faaliyet gösterebilmesi için

kurulu bulunduğu iş kolunda çalışan sigortalı işçilerin en az 1/3 ünü)

şeklindeki a fıkrası bundan sonra gelen b ve c fıkraları gibi bir kuruluş hükmü

getirmekte olmayıp, kurulmuş bir işçi sendikasının Türkiye çapında faaliyet

göstermesinin şartını koymaktadır. Bu bakımdan, önemli olan bu şartın

konulmasında bir kamu yararı bulunup bulunmadığı ve bir sendikanın faaliyetini,

sendika kurma hakkının özüne dokunacak ölçüde sınırlayıp sınırlanmadığıdır.

Hükmü bu açıdan bakılınca bir kısım sendikaların kendilerini Türkiye çapında

faaliyette bulunabilecek güçte göstermek suretiyle işçileri yanıltmalarını

örmemek ve bu ölçüde faaliyette bulunabilme iddiasında olanların gereken güce

sahip olmalarını ve güçlü sendikacılığı sağlamak gibi bir amaç güttüğü ve bunu

yaparken de sendika kurma hakkının özüne dokunmadığı, bir sendikanın

sendikacılıktan beklenen yararların sağlanması için gereken faaliyette

bulunmasını engellemediği görülür. Bu hüküm, sendikaların gereğinden fazla

çoğalmasını önlemesi ve sendikaların sorumluluklarını yerine getirecek güçte

bulunmalarım sağlaması bakımından da yararlıdır.

Bu hüküm bir sendikanın ilk kuruluşundaki üye sayısının ileride arttırmasına engel teşkil etmez. Sendikanın güçlenmesi her halde yurt çapında faaliyet gösterdiğinden önceden kabulüne bağlı değildir. Kurulu bulunduğu işkolunda yurdun çeşitli bölgelerindeki çalışmaları ve başarısı ile üyelerini aranılan 1/3 oranına ulaştırması mümkündür.

3- 274 sayılı Kanunun 1317 sayılı Kanunla değişik 11 inci maddesinin birinci bendindeki (en az 3 yıldan beri) sözü sendika kurma hakkını sınırladığı ve bir kamu yararına dayanmadığı gerekçesiyle iptal edilmiştir.

Çoğunluk

gerekçesinde herhangi bir işkolunda bir süre çalışmamış işçinin o işkolunda

sendika kurabilmesinin sakıncalı olacağı kabul edilmekle beraber 3 yılın uzun

olduğu, bir işçinin kısa bir sürede sendika kurmanın gerektirdiği sorumluluğun

kavrayabileceği öne sürülmüştür. Böylelikle bir bakıma Anayasa'nın Yasama

Meclisine tanıdığı takdir sahasına girilmiştir. Bu şart sendika kurma hakkını

ortadan kaldırmadığı gibi getirdiği kaydın kamu yararına dayandığı da

ortadadır. Bu hükmün konulmasında güdülen amaç sendika kurucularının yalnız o

işkolunun sorunlarını kısa zamanda elde edebilecek kadar bilmeleri değil bunun

yanında sendika koruculuğunda bir güven ve istikrar sağlamak böylece sendika

enflâsyonunu, gelgec ve sarı sendikacılığı önlemektir ki bu da kurucuların o

işte sağlam bir işçi kişiliğine sahip olmaları ile mümkündür ve bunun

anlaşılması ise yeteri kadar ki kanun koyucu bunu 3 yıl olarak takdir etmiştir.

Bir zamana bağlıdır. Bu bakımdan hükümde Anayasa'ya bir aykırılık

görülmemektedir.

4-

274 sayılı Kanunun 1317 sayılı Kanunla değişik 11 inci maddesinin üçüncü

bendinin birinci fıkrasındaki Türkiye'de en çok işçiyi temsil eden işçi

konfederasyonu ve konfederasyona bağlı sendikalar uluslararası meslekî tevekkül

kurabilirler hükmü sendikaları uluslararası dayanışma ve işbirliği imkânından

tamamen mahrum eden bir hüküm değildir. Burada söz konusu olan uluslararası bir

meslekî teşekkül kurabilme yani kuruculuk durumudur. Uluslararası bir teşekkül

kurmanın önemi ve memleketin sosyal, ekonomik ve politik bünyesi bakımından bu

alandaki çalışmaları bir düzen altına almak, olumlu sonuçlar elde edilmesini

sağlamak, ileride sakınca doğurabilecek gelişigüzel davranışları önlemek

düşüncesine dayanmaktadır. Anayasa'ya aykırı bir yönü yoktur.

5- 274 sayılı Kanunun 1317 sayılı Kanunla değişik 23 üncü maddesinin ikinci bendinde yazılı (yetki almış sendikanın veya yetki almamış ise) sözünün Anayasa'ya aykırılığı hususunda davacının ileri sürdüğü iddialerın yerinde olmadığı çoğunlukça kabul edilmiş ve sebebi de gereği gibi açıklanmış bulunmaktadır Ancak dava konusu hüküm, sendikalar arasında haklı bir sebebe dayanmayan bir ayrım yaptığı ileri sürülerek, Anayasa'nın 12 nci maddesine aykırı bulunmuş ve iptal edilmiştir.

Halbuki hükmün sendikalar arasında yaptığı ayırım hem işveren hem de sendikacılık bakımından sakıncasından çok yarar sağlayan bir niteliktedir. Sendikakanın gereksiz yere çoğalmasının ve özellikle kanunun işverene, onun hiç bir çıkan olmayan, bir alanda yüklediği bir yükümün daha da ağırlaşmasını önleyeceği açıktır. Ortada kanunda belirtilen nitelikte olmayan sendikaların haklarına zarar veren bir durum da yoktur. Belli niteliği kazanan sendikalara tanınmış bir kolaylıktan ibarettir ve bu niteliği kazanan her sendika bundan yararlanabilir. Bu bakımdan Anayasaya bir aykırılık görülmemektedir.

Yukarıda yazılı nedenlerle kararın bu yönlere ilişkin bölümlerine karşıyım.

Üye

Şahap Arıç

Sayın ihsan Ecemiş'in Karşıoy yazısına katılıyorum.

Üye

İhsan Ecemiş

Karşıoy yazısının l sayılı bendi dışındakilere katılıyorum.

Üye

Halit Zarbun

KARŞIOY

YAZISI

1- Cumhuriyet Senatosu çalışmaları, Anayasa'ya göre, sürekli çalışmalardır. Eu çalışmalar ancak tatile girme veya ara verme kararları ile kesilebilir. Başkanın süresinin dolmuş olması nedeniyle yeni başkan seçilinceye değin bu çalışmalar durdurulamaz. Buna göre süresi dolmuş Başkanın yerine seçim yapılmakta birlikte, Başkanlık seçimi sonuçlanıncaya değin, eski başkanın yetkisinin sürüp gittiği ilkesinin benimsenmesi zorunludur. Bu nedenle Başkanlık Divanının kuruluşunda Anayasa'ya aykırılık yoktur. Buna yönelen istemin bu nedenle reddi gerektir.

2-

(Birlik) sözcüğünün maddelerden çıkarılmasıyla federasyon ve konfederasyondan

başka birliklerin kurulması bu gün için olanak dışı bulunmaktadır. Çünkü

maddelerin kesin yazılışı, başka bir yoruma elverişli değildir. Anayasa'nın

değişik 46 nci maddesinde sendika birliklerinden de söz edildiğine, federasyon

ve konfederasyonlar dışında sendika birliklerinin kurulması da

düşünülebileceğine göre sendika birliklerinin federasyon ve konfederasyonlarla

sınırlandırılması yoluyla başka biçimde birlik kurulmasının yasaklanması,

Anayasa'nın açıkça tanıdığı bir hakkın yasa ile kaldırılması niteliğindedir. Bu

nedenlerle 274 sayılı Yasanın 1317 sayılı Yasa ile değişik l inci maddesinin,

13 üncü maddesinin 3, 4 ve 6 nci bentlerinin ve 32 nci maddesinin iptali

gerekli iken bunlara yönelen istemin reddi Anayasa'ya aykırıdır.

3- Hiçbir kuruluştan (Anayasa'nın Devletin varlığında zorunlu öğeler olarak saydığı partilerden bile) çekilmek için aranmayan bir koşulun sendika üyelerinin sayısının düzenli biçimde saptanmasını sağlama gerekçesiyle işçi sendikalarından çekilmek için öngörülmesi, Anayasa'nın değişik 46 ncı maddesindeki sendikadan serbestçe çekilme hakkının özüne dokunmaktadır. İşçilerin gündeliklerinden olmaları, noter gideri ödemeleri ve noterin bulunduğu yere değin yolculuk etme yüküne katlanmaları, ülkenin bu günkü yaşama ölçüleri içinde, henüz onlardan beklenebilecek birer özveri sayılamaz.

Bu kural, bir çok işçiyi çıkmak istediği bir sendikada kalmaya zorlama sonucunu doğuracaktır. Çekilmenin yazı ile bölge çalışma müdürlüğüne bildirilmesi yükümü gibi bir kural ile çekilmeler düzene sokulabilirdi. Anayasa'nın 46 nci maddesine aykırı olan kuralın iptali isteminin reddi Anayasa'ya aykırıdır.

4- Kararın gerekçesinin 10 uncu bendinin (... Anayasa'nın değişik 46 ncı maddesine aykırı bulunmaktadır.) sözü ile biten sondan 3 üncü tümcesinden sonra, aşağıdaki tümcenin yazılarak konuya yeterince açıklık verilmesi gerekli iken çoğunlukça bunun kabul edilmeyerek gerekçenin eksik bırakılmasına karşıyım:

Denetim yetkisinin resmî bir yere veya sendikanın bağlı olduğu bir konfederasyon varsa ona bırakılması, ereğe uygun ve özgürlüğün özüne dokunmayan bir önlem (tedbir) olabilir."

Sonuç: Kararın yukarıda yazılı bölümlerine, yine yukarıda yazılı nedenlerden ötürü katılmıyorum.

Üye

Lütfi Ömerbaş

KARŞIOY

YAZISI

l- 274 sayılı Sendikalar Kanununun l inci maddesinde, 13 üncü maddesinin 3, 4 ve 6 sayıh bentlerinde ve 32 nci maddesinde işçi ve işverenlerce kurulabilecek meslekî teşekküller arasında, önceki kanunda mevcut olduğu halde, (Sendika Birlikleri) ne yer verilmemiş olması Anayasa'nın 46 ncı maddesinin pek açık olan metnine aykırıdır.

Bu konudaki gerekçem, Sayın Recai Seçkin'in karşıoy yazısının 2 nci bendinde yer alan gerekçenin tıpkısıdır.

2- 274 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında alan ve işçinin, sendikasından çekilebilmesi için noter huzuruna giderek tek başına kimliğinin tespitini ve imzasının tasdikini zorunlu kılan hüküm, ekonomik gücü ve işveren karşısındaki durumu açısından, işçinin yerine getirebilmesi çok zor bir koşul koymakta ve işçiden katlanması hemen hemen imkânsız sayılabilecek bir fedakârlık istemektedir.

Bu nitelikte bir yükümü işçiye yükleyen söz konusu hükmün, Anayasa'nın 46 ncı maddesinde yer alan ve çalışanlara Üyesi bulundukları meslekî teşekküllerden (serbestçe ayrılma) hakkı tanıyan kura ile bağıştırılması mümkün değildir. Zira bu kuralın amacı olan (serbestlik), işçinin sendikasından ayrılmasını kolaylaştırıcı bir ortamın hazırlanması ile sağlanabilir. Yoksa söz konusu madde ile yapıldığı gibi konulacak bir takım koşullarla ayrılmanın zorlaştırılması halinde kuraldaki (serbestlik) amacına ters düşülmüş olacağı meydandadır.

Konunun ayrıntılarına ilişkin düşüncelerim Sayın Recai Seçkin'in karşıoy yazısının 3 üncü bendinde belirtkenlerin tıpkısıdır.

Sonuç : Kararın yukarıda gösterilen bölümlerine açıklanan nedenlerle karşıyım.

Üye

Recai Seçkin

KARŞIOY

YAZISI

İptal kararının yürürlük tarihi yönünden, Sayın Avni Givda'nın karşıoy yazısının IV sayılı bendinde açıklanan düşüncelere katılıyorum. Meydana gelen yasa boşkığunun yasama organınca doldurulması için 3 aylık bir sürenin yeterli ve ereğe uygun olduğu kanısındayım.

Üye

Muhittin Gürün

KARŞIOY

YAZISI

l- 29/7/1970 günlü, 1317 sayılı Kanunla değiştirilen 274 sayılı Sendikalar Kanununun 9 uncu maddesinin 2 numaralı fıkrası şöyledir:

"2. a) Bir işçi sendikasının Türkiye çapında faaliyet gösterebilmesi için kurulu bulunduğu işkolunda çalışan sigortalı işçilerin en az 1/3 ünü,

b) İşçi federasyonlarının aynı işkolunda mevcut sendikalardan en az 2 sinin bir araya gelmeleri ve o işkolunda çalışan sigortalı işçilerin en az 1/3 ünü temsil etmeleri gerekir.

c) İşçi konfederasyonları, (a) ve (b) fıkralarına göre sendika ve federasyonlardan en az 1/3 ünü ve Türkiye'deki sendikalı işçilerin en az 1/3 ünün üye sıfatiyle bir araya gelmeleri suretiyle kurulur."

9 uncu maddesinin yukarıya aynen alınan 2 nci fıkrası hükmü incelendiğinde, (b) ve (c) bentlerinin federasyon ve konfederasyonların kurulabilmeleri için öngörülen koşulları düzenlediği, buna karşı (a) bendinin işçi sendikasının kuruluşu ile ilgilenmeyip bir işçi sendikasının Türkiye çapında faaliyet gösterebilmesi için gerçekleştirilmesi gereken koşulları saptadığı açıkça görülür.

Şunu

hemen belirtmek lâzımdır ki, bir işçi örgütünün kurulabilmesini yani var

olabilmesini öngören koşullarla, o işçi sendikasının belli edilen faaliyetlerde

bulunabilmesi ve belli yetkiyi taşıyabilmesi için kendisinde bazı vasıfların

aranması birbirinden tamamen farklı olan hususlardır. Gerçekten Anayasa,

sendika ve sendika birliklerinin kuruluş özgürlüğünü güvence altına almıştır. O

halde sözü edilen (a) bendindeki hükümle bir işçi sendikasının çalışma alanı

sınırlanırken çoğunlukça belirtildiği gibi sendika kurma temel hakkının ortadan

kaldırılmış olup olmadığı veva bu hakkın kullanılması olağanüstü güçleştirilmek

suretiyle hakkın özünün zedelenip zedelenmediği yani bunları ölü doğmuş bir

duruma mı getirdiği hususu ciddi olarak araştırılmalıdır.

Bir

işçi sendikasının kurulu bulunduğu işkolunda çalışan sigortalı işçilerin 1/3

ünü bünyesinde taşımadığı halde o sendikanın işçilerin sevgisini ve güvencesini

kazanarak genişlemesi ve kanunda belirtilen seviyeye ulaşmak için çaba

göstermesi doğal bir olaydır. Yani güçlü sendikalar, kanun gücüyle değil,

başarılı çalışması neticesinde kazandığı ve bünyesinde topladığı işçilerin adedinin

artmasiyle oluşur. O halde kanunun 9 uncu maddesinin 2 nci fıkrasının (a)

bendindeki hüküm, sendika faaliyetinin Türkiye çapında yanılmasını teşvik edici

bir amaç taşıyorr ve kuvvetli örgütlerin bu yolla oluşmasını istiyor, demektir.

Diğer taraftan ne sözü edilen maddede ve ne de kanunun diğer maddelerinde,

kurulu bulunduğu işkolunda çalışan sigortalı isçilerin en az 1/3 ünü temsil

etmeyen yani Türkiye çapında faaliyette bulunmayan bir isçi sendikasının, o

işkolunda kurulmuş isçi federasyonuna katılmasını engelleyen bir hüküm de yer

almış değildir.

Bu nedenledir ki 9 uncu maddenin 2 nci fıkrasının (a) bendi ile getirilen hükümün Anayasaya aykırı bir yönü yoktur.

II-

274 sayılı Sendikalar Kanununun 23 üncü maddesinin 2 nci bendindeki işçilerin işkolunda yetki almış sendikaya verecekleri ödentilerin işverenden olan alacaklarından kesilerek sendikaya ödenmesini öngören kuralının Anayasaya aykırı olup olmadığı hususuna gelince bir hükmün yetersiz noksan ve hatta iyi olmayan bir biçimde düzenlenmiş olması başkadır; o hükmün Anayasaya aykırı bulunması konusu ise başka bir şeydir.

"İşçilerin üyesi bulundukları sendikaya karşı borçları olan ödentilerin işverence işçilerin alacaklarından kesilerek sendikaya gönderilmesi sendikaların alacaklarını kolayca almalarını sağlaması bakımından sendikacılık ereklerine ve ilkelerine uygun düşmektedir." temel görüşü çoğunlukça belirtilmiş ve davacının bu maddeye yönelen gerekçesinin yerinde olmadığı açıklanmıştır.

Maddî bakımdan güçlü olan sendikacılığın, işçilerin haklarını daha iyi savunabilmek yeteneğine de sahip olduğunda kuşku yoktur.

Bu bakımdan amacı işçi sendikalarını güçlendirmek ve işçi haklarını güvence altına almak olan ve Anayasa doğrultusunda bulunulan bu hükmün iyi düzenlenmemiş olması onu Anayasaya aykırı hale getirmez. Çünkü bu düzenleme, imtiyaz biçiminde bir durum yaratmayıp belli bir orana ulaşan sendikalara bu kolaylığı ön görmekte sendikaların gelişmesini de bir bakıma teşvik etme niteliği taşımaktadır.

Bu nedenledir ki bu hükmünde de Anayasaya aykırı bir yön yoktur.

Yukarıdan beri açıklanan sebeplerle 1317 sayılı Kanunla değiştirilen 274 sayılı Sendikalar Kanununun 9 uncu maddesinin 2 nci fıkrasının (a) bendi hükmü ile aynı Kanunun 23 üncü maddesinin 2 sayılı bendinde yer alan (kurulu bulunduğu işkolunda yetki almış sendikanın veya yetki alınmamış ise) yolundaki hükmünü Anayasaya aykırı bularak iptal eden çoğunluk kararına karşıyım.

Üye Şevket Müftigil Üye Ahmet H. Boyacıoğlu

Anayasa Mahkemesi, E. 1970/48, K. 1972/3, 9 Şubat 1972 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. E. Sayısı:1970/48
  4. K. Sayısı:1972/3
  5. A)
  6. C)
  7. Ç)
  8. D)
  9. E)
  10. F)
  11. G)
  12. Iı-
  13. H. Boyacıoğlu'nun karşıoyları ile ve oyçokluğu ile
  14. Iıı-
  15. Karşıoy
  16. Yazısı
  17. H. Boyacıoğlu
  18. Karşıoy
  19. Yazısı
  20. Iı-
  21. Iıı-
  22. Iv-
  23. Karşıoy
  24. Yazısı
  25. Karşıoy
  26. Yazısı
  27. Karşıoy
  28. Yazısı
  29. I-
  30. Iı-
  31. Karşıoy
  32. Yazısı
  33. Karşıoy
  34. Yazısı
  35. Karşıoy
  36. Yazısı
  37. Karşıoy
  38. Yazısı
  39. Karşıoy
  40. Yazısı
  41. Iı-

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1970/48
Karar No
1972/3
Tarih
9 Şubat 1972

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1971/31 K.1972/5
  • AYM Norm Denetimi E.1972/6 K.1972/8
  • AYM Norm Denetimi E.1972/7 K.1972/9
  • AYM Norm Denetimi E.1972/8 K.1972/10
  • AYM Norm Denetimi E.1972/3 K.1972/6
  • AYM Norm Denetimi E.1972/5 K.1972/7

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.