KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 21 Kasım 1972
- Esas Sayısı
- 1972/47
- Karar Sayısı
- 1972/56
Karar Metni
2.046 kelime·10 dk okuma·14 bölüm
Karar günü:21/11/1972
Resmi Gazete traih/sayı:5.2.1973/14439
İtiraz yoluna başvuran : Foça Sulh Ceza Mahkemesi
İtirazın konusu : Türk Ceza Kanununun 456 ncı maddesinin dördüncü fıkrası Anayasa'nın 33 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına ve eşitlik ilkesine 2556 sayılı Hâkimler Kanununun değişik 35 inci maddesini Anayasa'nın 132. ve 12 nci maddelerine aykırı gören mahkeme Anayasanın değişik 151 inci maddesine dayanarak Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
I.
OLAY
Birinci
şikâyetçi - sanığın Türk Ceza Kanununun 482 nci maddesinin üçüncü fıkrası
uyarınca bir ay hapis ve 250 lira ağır para cezasiyle; ikinci şikâyetçi -
sanığın Türk Ceza Kanununun 456 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına göre 200 lira
ağır para cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin olarak Foça Sulh Ceza
Mahkemesinin verdiği 21/12/1971 günlü, 1971/164-154 sayılı hükmün sanıklardan
birisi ve Cumhuriyet Savcısınca temyiz edilmesi üzerine Yargıtay îkinci Ceza
Dairesi birinci sanık hakkındaki hükmün onanmasına ve ikinci sanık hakkındaki
hükmün ise tahrik kurallarının uygulanıp uygulanmayacağının düşünülmediği ve
tartışmasız bırakıldığı gerekçesiyle bozulmasına 29/2/1972 güründe 1253-1409
sayı ile karar vermiş ve hâkim bu temyiz incelemesi dolayısiyle orta not almış;
mahkeme hakkındaki hüküm onanan kişinin de huzuru ile yaptığı duruşmanın 4 üncü
oturumunda Türk Ceza Kanununun 456 ncı maddesinin dördüncü fıkrasını ve 2556
sayılı Kanunun Yargıtay'ca temyiz incelemeleri sırasında hakimlere not
verilmesine ilişkin değişik 35 inci maddesini Anayasa'ya aykırı görerek Anayasa
Mahkemesine başvurulmasına ve Yargıtay bozma ilâmına uyulup uyulmamasının
Anayasa Mahkemesinden sonuç alındıktan sonra düşünülmesine 26/9/1972 gününde
karar vermiştir.
II.
YASA METİNLERİ
l- Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen kanun kuralları :
a) 1/3/1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 456 ncı maddesinin dördüncü fıkrası;
Türk Ceza Kânununun 9/7/1953 günlü, 6123 sayılı Kanunla değişik 456 ncı maddesinin Anayasaya aykırılığı ileri sürülen dördüncü fıkrası (Üçüncü Tertip Düstur, Cilt 34 - sayfa 1502 deki metne göre) şöyledir :
"Madde 456/4- Eğer fiil, hiçbir hastalığı veya mûtat işgallerden mahrumiyeti mucip olmamış yahut bu haller on günden ziyade uzamamış ise tahkikat icrası mutazarrırın şikâyetine bağlı olmak şartiyle fail hakkında iki aydan altı aya kadar hapis veya 200 liradan 2500 liraya kadar ağır para cezası hükmolunur."
b) 4/7/1934 günlü, 2556 sayılı Hâkimler Kanununun 35 inci maddesi.
Hâkimler Kanununun Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen (9/7/1945 günlü, 4791 sayılı Kanunla değişik) 35 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları (Üçüncü Tertip Düstur, Cilt 26 - sayfa 1323 deki metne göre) şöyledir :
"Madde 35/1, 2- Yargıtay daireleri yaptıkları temyiz tetkikatı esnasında tek veya toplu olarak hüküm veren yargıçlardan her birisinin ilmî liyakatlarını tespit ederek bir not verirler. Notlar çok iyi, iyi, orta ve zayıf olmak üzere dörde ayrılır. Not verilirken hükmün esasında sağlanan isabet ve iltizam olunan kanaat ve içtihadın gerekli sebepleriyle tahlil ve izahında gösterilen kudret ve başarı gözönünde tutulmakla beraber davanın kanunî sebepler dışında uzatılıp uzatılmadığı ve mahkemenin sevk ve idaresinde ilmî ve hukukî hatalar bulunup bulunmadığı da incelenir ve bu cihetler de ayrıca derece takdirine esas tutulur.
Rulonun onanmış veya bozulmuş olması mutlaka leh ve aleyhe not vermek için sebep olamaz. Leh ve Aleyhte kanaat istihsaline müsait olmayan kâğıtlar için not verilmez. Ancak bu zaruretle not verilmediğinin gösterilmesi yeter sayılır."
2- Dayanak olarak ileri sürülen Anayasa Kuralları :
İtiraz yoluna başvuran mahkemenin Anayasa'ya aykırılık görüşünü desteklemek üzere ileriye sürdüğü Anayasa'nın 12 nci maddesi, 33 üncü maddesinin üçüncü fıkrası ve 132 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları aşağıda yazılı olduğu gibidir :
"Madde 12- Herkes, (fil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz."
"Madde 33/3- Kimseye, suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez."
"Madde 132/1, 2- Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna, hukuka ve vicdanî kanaatlarına göre hüküm verirler.
Hiç bir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz."
III.
İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15 inci maddesi uyarınca 21/-11/1972 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında rapor, Foça Sulh Ceza Mahkemesinin 12/10/1972 günlü, 1972/20 sayılı yazısına bağlı olarak gelen gerekçeli karar ve ekleri, konuyu ilgilendiren öteki metinler okunduktan sonra önce mahkemenin itiraz yoluna başvurmaya yetkili bulunup bulunmadığı üzerinde durulmuştur.
Anayasa'nın değişik 151. ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 27 nci maddeleri kurallarına göre bir mahkemenin herhangi bir kanun hükmünü, Anayasa'ya aykırılık denetiminden geçirilmesi için, Anayasa Mahkemesine getirebilme yetkisini kazanması her şeyden önce elinde bakmakta olduğu bir dâvanın bulunmasına bağlıdır.
İncelenen
işe gelince iki sanık hakkında Foça Cumhuriyet Savcılığının İ971/332-191-59
sayılı 21/12/1971, günlü iddianamesi ile açılarak Sulh Ceza Mahkemesinin
1971/164 esas sayısını alan kamu dâvası bu mahkemenin 21/12/1971 günlü,
1971/164-154 sayılı hükümle işi kendi yönünden sona erdirmesi üzerine "bakılmakta
bulunan dâva" olmaktan çıkmıştır. Hükmün birinci sanığa ilişkin bölümü
Yargıtay 2. nci Ceza Dairesinin 29/2/1972 günlü, 1253-1409 sayılı ilâmiyle
onandığına göre artık işin bu bölümünün "bakılmakta olan dâva"
niteliğini yeniden kazanması söz konusu olamaz. Hakkındaki hüküm aynı ilâmla
bozulan ikinci sanığa ilişkin işin ise "bakılmakta olan dava"
durumuna geçebilmesi ancak ve ancak Foça Sulh Ceza Mahkemesinin Yargıtay'ın
bozma kararına uymasına bağlıdır. Oysa mahkeme bu konuyu karara bağlamamış ve
Yargıtay bozma ilâmına uyulup uyulmaması sorununun çözümünü Anayasa
Mahkemesinin vereceği kararın sonuna bırakmıştır. Şu duruma göre mahkemenin
elinde bakmakta olduğu bir dâvanın bulunduğundan söz edilemeyeceği ortadadır.
Elinde bu gün için bakmakta olduğu bir dâva bulunmayan Foça Sulh Ceza
Mahkemesinin ve Anayasa'nın değişik 151 inci maddesine dayanarak bir takım
kanun kurallarının iptali için Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi düşünülemez.
Çünkü yukarıda da değinildiği gibi bu yol için Anayasa'ca öngörülmüş olan iki
koşuldan birincisi yani elde bakılmakta olan bir dâvanın bulunması koşulu
gerçekleşmiş değildir. Anayasa'nın değişik 151. ve 44 sayılı Kanununun 27 nci
maddelerine uymayan başvurmanın itirazda bulunan mahkemenin yetkisizliği
yönünden reddi gerekir.
Fazıl Uluocak, Nuri Ülgenalp, İhsan Ecemiş, Ziya Önel, Şevket Müftügil ve Ahmet H. Boyacıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.
IV-
KARŞIOY
YAZISI
Bir mahkeme, gördüğü dâva sonunda verdiği hükmün Yargıtay'ca bozulması üzerine o dâvayı yeniden ele alarak usul hükümleri dairesinde yeni bir karar vermek mecburiyetindedir. Bu son hüküm verilinceye kadar dâva, mahkemenin bakmakta olduğu bir dâva niteliğini muhafaza eder. Bu düşünce ile işin esasının incelenmesi gerektiğinden çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Şevket Müftügil
Üye
Ahmet
H. Boyacıoğlu
KARŞIOY
YAZISI
Olayda, Yargıtay sanıklardan birisine ait hükmü onamış, diğerine ait hükmü ise, tahrik yönünden bozmuştur.
Birinci sanık yönünden, hüküm kesinleştiği için, bakılmakta olan bir dâva yoktur.
İkinci sanık yönünden, mahkeme ya bozma kararma uyacak ve tahrik hükmünü, dolayısıyla 456 ncı maddeyi, uygulayacak yahut da eski hükümde ısrar edecektir. Bu nedenle mahkemenin dâva üzerinde tasarruf yetkisi ve bakılmakta olan bir dâva vardır.
Ancak mahkemenin bozma karan uyarınca tahrik hükmü ile 456 ncı maddeyi uygulayabilmesi için bozma kararına uyması gerekir. Bozma kararına uyulmadığına göre 456 ncı madde hâkimin halen uygulayacağı bir hüküm değildir; itirazın bu yönden reddi gerekir.
Üye
Fazıl Uluocak
Üye
İhsan Ecemiş
KARŞIOY
YAZISI
Anayasa'nın 151 inci maddesi, dâvaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bîr kanun hükümlerini Anayasa'ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır hükmünü koymuştur.
Çoğunluk gerekçesi, mahkemenin kendi yönünden işi hükme bağlamakla ortada görülmekte olan bir dâva kalmadığı, Yargıtay bozmasından sonra dâvanın bakılmakta olan dâva haline dönüşmesi için mahkemece bozmaya uyulması gerektiği yolundadır.
Kanımızca
mahkemenin görmekte olduğu bir dâva vardır ve bozmaya uyulup uyulmamasının
dâvanın görülmekte olan bir dâva niteliğinde sayılıp sayılmamasında bir etkisi
yoktur. Gerçekten gerek özel ve gerekse kamu hukuku alanlarında kişilerce veya
kamu adına açılan davalar, mahkemelerce incelenerek hükme bağlanır. Kanun
yollarından geçmesi veya bu yolların kapanması suretiyle sonuçlanmış olur ve
ortadan kalkar. Bu iki evrede dâva daima mevcuttur. Özel hukuk alanında olduğu
gibi kimi dâvalara bakılması ve bakmakta olan dâva haline getirilmesi
tarafların iradesine ve işin takibine bağlıdır. Amma kimi dâvalar ve özellikle
kamu adına açılmış olanları mahkemece işin ele alınmasından itibaren hükmünün
kesinleşmesine kadar hiç bir zaman görülmekte olan dâva olma niteliğini
yitirmezler. Bilindiği gibi dâvaları nihai şekilde karara bağlama yetkisi, ilk
mertebe mahkemelere, mahal mahkemelerine verilmiştir ki, bunlara kısaca
hüküm mahkemesi de denilmektedir. İtiraz mercileriyle, Yargısal denetim yapan
üst mahkemeler dâvayı esas yönünden hükme bağlama hak ve yetkisine sahip
değildir.
Olayımızda
mahal mahkemesince tesis edilen hükmün sanıklarından birine ait kısmı Yargıtay
Özel Dairesince onanmış ve böylece kesinleşerek ona ait olan dâva ortadan kalkmıştır.
Ancak diğer sanık hakkındaki hüküm bozulmuş ve böylece hüküm mahkemesince
tekrar ele alınması zorunlu hale gelmiştir. Bu suretle mahkemece ele alınan
dosya üzerinde oturumlar açılmış ve yapılan tetkikat sonunda mahkeme uygulamak
durumunda olduğu Türk Ceza Kanununun 456/4 üncü fıkrasını Anayasa'ya aykırı
görerek Anayasa Mahkemesine başvurulmasına ve davanın geri bırakılmasına karar
vermiştir. Bozma kararı şu yönü de düşünerek hükmünü ona göre tesis etmen
lâzımdır diyor. Bu şekilde bozma esas kararı askıya almıştır, lâkin dâva ortada
kalmış değildir. Dosya tekrar hüküm mahkemesince ele alınarak dâva görülecek
hale gelmiştir ve bundan kaçınılamaz. Mahkemenin bozmaya uyması özel dairenin
işaret ettiği hukuki görüş ve yolu benimsemesi demektir ki bozmanın
gerektirdiği şekilde karar verilmesini icabettirir. Direnmesi ise hükmüne
dayanak olan hukuki görüşünün haklı ve özel daire bozmasının uygun olmadığını
ileri sürerek Genel Kurulu hakem kılmasından ibarettir, bundan başka ve bunun
ötesinde bir anlamı yoktur. Bu açıdan bakılınca da bozmaya uymanın bakılmakta
olan bir dava olma koşulunu gerçekleştireceği ve direnme halinde ise, davaya
bakan bir mahkeme olamayacağım düşünmek doğru bir düşünce biçimi olamaz. Çünkü
mahkeme bozmaya uymak için olduğu gibi direnmek içinde duruşmayı açmak
ilgililerden diyeceğini sormak ve nihayet bir karara varmak ve yeni bir karar
yazmak durumundadır. Bütün bu işlemler ise dâvaya bakmanın ta kendisidir ve
dâvaya bakmadan direnmeyi anlamak her halde kolay olmasa gerekir. Kaldı ki Anayasa'ya
aykırılığın Yargıtay bozmasına ilişkin olabileceği düşünülürse çoğunlukça
benimsenen yorumun hatalı olduğu daha da belirgin şekilde ortaya çıkar. Öte
yandan Anayasa'nın 151 nci maddesi Anayasa'ya aykırılık iddialarının öncelikle
çözümlenmesini öngörmüştür. Olayımızda da bu evrede karar verilmesi bozmaya
uyup uymama yönünden mahkemeye bir ışık tutabileceği gibi işin daha süratli
sonuçlanmasına da yardımcı olur. Bundan başka davayı bakılmakta olan bir dava
haline getirebilmek için bozmaya uyma koşulunu öne sürmek hakimin bu konudaki
hukuki görüşlerini dolaylı bir şekilde ve olumsuz bir yönde etkilemek gibi
sakıncalı bir sonuca da yol açabilir. Bu önemli cihetin gözönünde
bulundurulmasında da yarar vardır.
Sonuç: Yukarıdan beri açıklanan nedenlerle hakkındaki hüküm bozulan sanık için mahkemenin bakmakta olduğu bir dava vardır ve esasın incelenmesine karar verilmesi gerekir düşünce ve oyundayım.
Üye
Nuri Ülgenalp
KARŞIOY
YAZISI
İki
sanık hakkında Foça Cumhuriyet Savcılığının 1971/332-191-59 sayılı 21/12/1971
günlü suçlama yazısı ile (iddianame) kamu davası acımış ve o yer Sulh Ceza
Mahkemesinin 1971/164 esas sayısını alan bu dava 21/12/1971 günlü, ,
1971/164-154 sayılı kararla sonuçlandırılmıştır. Yargılamanın bu evresinde
mahkeme yönünden görülmekte olan bir davadan söz edilemez. Ne varki mahkemenin
hükmü Temyiz edilmiş ve Yargıtay'ca sanıklardan biri hakkındaki, hüküm onanmış
diğer sanık hakkındaki hüküm ise tahrik kurallarının uygulanıp
uygulanmayacağının düşünülmesi ve tartışmasız bırakılması gerekçesiyle
bozularak dava dosyası mahalli mahkemeye iade olunmuştur. Bu suretle mahkemenin
eline geçen dava dosyası yeniden esas defterine kaydı yapılarak yeni bir numara
almış ve kamu davasının sonuçlanmasını temin için duruşma açılmış oturumlar
yapılmış yargılama usulü yasasının saptadığı usul kuralları uygulanmıştır.
Yargılamanın bu evresinde de mahkemenin elinde görülmekte olan bir kamu
davasının bulunduğu kuşkusuzdur. Nitekim Anayasa Mahkemesi benzer bir durumda
verdiği 17/2/1972 günlü 1972/3-6 sayılı kararında "Adana Asliye 2 nci
Hukuk Mahkemesinin elinde bakmakta olduğu bir dava vardır Ancak mahkeme
Yargıtay'ın bozmasından evvel 10 yıllık hak düşürücü süreyi uygulamayarak davanın
esasını davacıların istemi uyarınca sonuçlandırmıştır. Yargıtay, 10 yıllık hak
düşürücü sürenin uygulanmamış" olmasını bozma nedeni saymış ve çekişmeli
yerin tapuya tescil talihinin sorulmasını öngörmüştür. Mahkeme bozma kararına
uyulup uyulmamasının düşünülmesini dosyanın Anayasa Mahkemesinden geldikten
sonraya bıraktığından olayda on yıllık süreyi başka deyimle 766 sayılı Kanunun
31 nci maddesini uygulayıp uygulamıyacağı henüz belli değildir." Demek
suretiyle Yargıtay'ca bozulan karara ait dava dosyasının mahkemenin önüne
getirilmesini davanın görülmesi koşulu içinde gördüğünü açıkça belirtmiştir.
Çoğunluk tarafından "hakkındaki hüküm aynı ilâmla bozulan ikinci sanığa ilişkin işin ise bakılmakta olan dava durumuna geçebilmesinin ancak ve ancak Foça Sulh Ceza Mahkemesinin Yargıtay'ın bozma kararına uymasına bağlıdır" biçiminde açıklanan görüş ceza yargılama kurallarına aykırı düştüğü gibi Anayasa Mahkemesi karariyle de çelişmektedir. Çoğunlukça benimsenen bu görüş davanın yapısı yönünden değil o dâvada uygulanacak kanun hükmü bakımından geçerli olabilir.
Bu düşünce ile işin esasının incelenmesi kanısı ile çoğunluk görüşüne karşıyız.
Üye
Ziya Önel
Üye
Şevket Müftügil
Üye
Ahmet
H. Boyacıoğlu
Anayasa Mahkemesi, E. 1972/47, K. 1972/56, 21 Kasım 1972 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası