İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1973/19 K.1975/87

Esas sayısı:1973/19

Esas1973/19Karar1975/87Tarih15 Nisan 1975Okuma93 dk · 18.619 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1973/19
Karar No
1975/87
Karar tarihi
15 Nisan 1975
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

18.619 kelime·93 dk okuma·38 bölüm

Esas sayısı:1973/19

Karar sayısı:1975/87

Karar günü:15/4/1975

Resmi Gazete tarih/sayı:26.2.1976/15511

İptal davasını açan: Cumhuriyet Senatosunun üye tamsayısının altıda birini aşan sayıda üyeleri.

İptal davasının konusu: 20 Mart 1973 günlü, 14482 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan "T. C. Anayasası'nın 30., 57., 136., 138. ve 148. maddelerinin Bazı Fıkralarının Değiştirilmesi ve 2 Geçici Madde Eklenmesi Hakkındaki 15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun 3 ve 6. maddelerinin biçim yönünden Anayasa'ya ve Cumhuriyet Senatosu ile Millet Meclisi içtüzüklerine ve ayrıca 1., 3., 4. ve 6. maddelerinin esas yönünden Anayasa'ya aykırı bulundukları ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi istemidir.

II -

METİNLER

l - 15 Mart 1973 .günlü, 1699 sayılı Kanunun iptali istenen 1., 3., 4. ve 6. maddeleri:

"Madde 1 - T, C. Anayasa'sının 30 ncu maddesinin 4 ncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

Madde 30, Fıkra 4- Yakalanan veya tutuklanan kimse tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç kırksekiz saat ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev ve yetkilerine giren suçlar ile kanunun açıkça belli ettiği hallerde toplu olarak işlenen suçlarda ve genellikle savaş veya sıkıyönetim hallerinde, kanunlarda gösterilen süre içinde hâkim önüne çıkarılır; bu süre onbeş günü geçemez. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın, hürriyetinden yoksun kılınamaz. Yakalanan veya tutuklanan kimsenin durumu hemen yakınlarına bildirilir.

Madde 3 - Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 136 ncı maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir:

Madde 136 - Ek fıkra: 2, 3, 4, 5, 6, 7 -

Devletin ülkesi ve milletiyle bütünlüğü, hür demokratik düzen ve nitelikleri Anayasa'da belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve doğrudan doğruya Devlet Güvenliğini ilgilendiren suçlara bakmakla görevli Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurulur. Ancak sıkıyönetim ve savaş haline ilişkin hükümler saklıdır.

Devlet Güvenlik Mahkemesinde bir başkan, dört asıl ve iki yedek üye ile bir savcı ve yeteri kadar savcı yardımcısı bulunur. Başkan, iki asıl ve bir yedek üye ile savcı, birinci sınıfa ayrılmış Hâkim ve Cumhuriyet Savcıları arasından; iki asıl ve bir yedek üye birinci sınıf askerî hâkimler arasından; savcı yardımcıları ise Cumhuriyet savcıları ve askerî hâkimler arasından atanır.

Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanlığı, üyeliği, yedek üyeliği, savcılığı ve savcı yardımcılığı atamalarında Bakanlar Kurulunca her boş yer için bir misli aday gösterilir. Bu adaylar arasından Devlet Güvenlik Mahkemesi hâkimlerinin atanması Yüksek Hâkimler Kurulunca; savcı ve yardımcılarının atanmaları Yüksek Savcılar Kurulunca; askeri hâkimlerden üye yedek üye ve savcı yardımcılarının atanmaları ise Özel Kanunlarında gösterilen usule göre yapılır.

Devlet Güvenlik Mahkemeleri başkan, üye ve yedek üyeleri ile savcı ve savcı yardımcıları üç yıl için atanırlar. Süresi bitenler yeniden atanabilirler.

Devlet Güvenlik Mahkemeleri kararlarının temyiz mercii Yargıtayda yalnız bu mahkemelerin kararlarını incelemek üzere kurulacak daire veya daireler; Genel Kurul ise, Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kuruludur.

Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluş ve işleyişi, görev ve yetkileri ve yargılama usulleri ile ilgili diğer hükümler kanunda gösterilir.

Madde 4 - T.C. Anayasa'sının 138 nci maddesinin 4 ncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

Madde 138 - Fıkra 4 -

Askerî Mahkemelerde üyelerin çoğunluğunun hâkimlik niteliğine sahip olması şarttır. Ancak savaş halinde bu şart aranmaz.

Madde 6 - T.C. Anayasasına aşağıdaki geçici 21 nci madde eklenmiştir:

Geçici Madde 21 -

Sıkıyönetimin kaldırıldığı tarihte sıkıyönetim mahkemelerinde görülmekte bulunan davalar sonuçlandırılıncaya kadar bu mahkemelerin görev ve yetkileri devam eder. Kamu davası açılmamış dosyalar ile duruşmanın tatiline karar verilmiş davalar durumlarına, niteliklerine ve kanun hükümlerine göre görevli ve yetkili mercilere verilir."

2 - İptal isteminin dayandırıldığı ve dolayısiyle incelenen Anayasa hükümleri:

"Başlangıç Bölümü:

BAŞLANGIÇ

Tarihi boyunca bağımsız yaşamış, hak ve hürriyetleri için savaşmış olan;

Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimini yapan Türk Milleti;

Bütün fertlerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, milli şuur ve ülküler etrafında toplayan ve milletimizi, dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak millî birlik ruhu içinde daima yüceltmeyi amaç bilen Türk Milliyetçiliğinden hız ve ilham alarak ve;

"Yurtta Sulh Cihanda Sulh" ilkesinin, milli mücadele ruhunun, millet egemenliğinin, Atatürk Devrimlerine bağlılığın tam şuuruna sahibolarak;

İnsan hak ve hürriyetlerini, millî dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacak demokratik hukuk devletini bütün hukuki ve sosyal temelleriyle kurmak için;

Türkiye Cumhuriyeti Kurucu Meclisi tarafından hazırlanan bu Anayasayı kabul ve ilân ve onu, asıl teminatın vatandaşların gönüllerinde ve İradelerinde yer aldığı inancı ile, hürriyete adalete ve fazilete aşık evlatlarının uyanık bekçiliğine emanet eder.

Madde l - Türkiye Devletî bir Cumhuriyettir,

Madde 2 - Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, millî demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.

Madde 7 - Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.

Madde 8 - Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.

Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

Madde 9 - Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

Madde 14 - Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını geliştirme haklarına ve kişi hürriyetine sahiptir.

Kişi dokunulmazlığı ve hürriyeti, kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça kayıtlanamaz.

Kimseye eziyet ve işkence yapılamaz.

İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza konulamaz.

Madde 30 - Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmayı veya delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunla gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir. Tutukluğun devamına karar verilebilmesi aynı şartlara bağlıdır.

Yakalama ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.

Yakalanan veya tutuklanan kimselere yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındaki iddiaların yazılı olarak hemen bildirilmesi gerekir.

Yakalanan veya tutuklanan kimse, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç kırksekiz saat ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev ve yetkilerine giren suçlar ile kanunun açıkça belli ettiği hallerde toplu olarak işlenen suçlarda ve genellikle savaş veya sıkıyönetim hallerinde, kanunlarda gösterilen süre içinde hâkim önüne çıkarılır; bu süre onbeş günü geçemez. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın, hürriyetinden yoksun kılınamaz. Yakalanan veya tutuklanan kimsenin durumu hemen yakınlarına bildirilir.

Bu esaslar dışında işleme tabi tutulan kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar kanuna göre Devletçe ödenir.

Madde 32 - Hiç kimse, kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.

Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.

Madde 33 - Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilinden dolayı cezalandırılamaz.

Cezalar ve ceza tedbirleri ancak kanunla konulur.

Kimseye, suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.

Kimse, kendisini veya kanunun gösterdiği yakınlarını suçlandırma sonucunu doğuracak beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.

Ceza sorumluluğu şahsidir.

Genel müsadere cezası konulamaz.

Madde 132 - Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna, hukuka ve vicdani kanaatlarına göre hüküm verirler.

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclislerinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz. Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.

Madde 134 - Hâkimlerin nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin veya görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili suçlardan dolayı soruşturma yapılmasına ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarılmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve diğer özlük işleri, mahkemelerin bağımsızlığı esasına göre, kanunla düzenlenir.

Hâkimler altmışbeş yaşını bitirinceye kadar hizmet görürler. Askerî hâkimlerin yaş haddi, yükselme ve emeklilikleri kanunla belli edilir.

Hâkimler, kanunla belirtilenlerden başka, genel ve özel hiç bir görev alamazlar.

Madde 138 - Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler, asker kişilerin askerî olan suçları ile, bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler.

Askerî Mahkemeler asker olmayan kişilerin özel kanunda belirtilen askerî suçlan ile kanunda gösterilen görevlerini ifa ettikleri sırada veya kanunda gösterilen askerî mahallerde askerlere karşı işledikleri suçlara bakmakla görevlidirler.

Askerî mahkemelerin, savaş veya sıkıyönetim hallerinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili olduğu kanunla gösterilir.

Askerî mahkemelerde üyelerin çoğunluğunun hâkimlik niteliğine sahibolması şarttır. Ancak savaş halinde bu şart aranmaz.

Askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri, askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin refakatinde bulundukları komutanlarla ilişkileri mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik teminatı ve askerlik hizmetlerinin gereklerine göre kanunla düzenlenir.

Madde 139 - Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.

Yargıtay üyeleri birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve Cumhuriyet Savcıları ile bu mesleklerden sayılanlar arasından Yüksek Hâkimler Kurulunca üye tamsayısının salt çoğunluğuyla ve gizli oyla seçilir.

Yargıtay Birinci Başkanı ile Cumhuriyet Başsavcısının, kendi üyeleri arasından, üye tamsayısının salt çoğunluğu ile ve gizli oyla seçer.

Yargıtay Birinci Başkanıyla ikinci Başkanlarının ve Cumhuriyet Başsavcısının görev süreleri dört yıldır. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.

Yargıtay'ın kuruluşu, işleyişi, başkan ve üyelerinin ve diğer mensuplarının nitelikleri ve ikinci başkanların seçim usulleri kanunla düzenlenir.

Madde İ44 - Yüksek Hâkimler Kurulu, adliye mahkemeleri hâkimlerinin özlük işleri hakkında kesin karar verir. Bu kararlar aleyhine başka mercilere başvurulamaz. Ancak, disiplin ve meslekten çıkarma cezaları ile ilgili kararların bir defa daha incelenmesini, Adalet Bakanı veya hakkında karar verilen hâkim isteyebilir.

Bir hâkimin her ne sebeple olursa olsun, meslekten çıkarılması hakkındaki karar Yüksek Hâkimler Kurulu Genel Kurulunun salt çoğunluğu ile alınır.

Adalet Bakanı gerekli gördüğü hallerde, bir hâkim hakkında disiplin kovuşturması açılmasını Yüksek Hâkimler Kurulundan isteyebilir.

Bir mahkemenin veya bir hâkimin kadrosunun kaldırılması veya bir mahkemenin yargı çevresinin değiştirilmesi, Yüksek Hâkimler Kurulunun uygun görmesine bağlıdır.

Hâkimlerin denetimi ve haklarındaki soruşturma, Yüksek Hâkimler Kuruluna bağlı ve sürekli olarak görevli müfettiş hâkimler eliyle yapılır. Müfettiş Hâkimler, hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile bu mesleklerden sayılanlar arasından Yüksek Hâkimler Kurulunca atanır. Müfettiş hâkimlerin nitelikleri ile atanma usulleri, hakları, ödevleri, ödenek ve yollukları, meslekte ilerlemeleri, haklarında disiplin kovuşturması yapılması ve disiplin cezası uygulaması, hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.

Madde 85 - Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Meclisler, çalışmalarını, kendi yaptıkları İçtüzüklerin hükümlerine göre yürütürler.

İçtüzük hükümleri, siyasî parti guruplarının, Meclislerin bütün faaliyetlerine kuvvetleri oranında katılmalarım sağlayacak yolda düzenlenir. Siyasi parti gurupları, en az on üyeden meydana gelir.

Meclisler, kendi kolluk işlerini Başkanları eliyle düzenler ve yürütürler.

Madde 91 - Kanun teklif etmeye, Bakanlar Kurulu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri yetkilidirler.

Üyeler, kendi tekliflerini her iki Meclisin ilgili komisyonlarında savunabilirler.

Madde 92 - Kanun tasarı ve teklifleri önce Millet Meclisinde görüşülür.

Millet Meclisinde kabul, değiştirilerek kabul veya reddedilen tasarı ve teklifler Cumhuriyet Senatosuna gönderilir.

Millet Meclisinde kabul edilen metin, Cumhuriyet Senatosunca değişiklik yapılmadan kabul edilirse, bu metin kanunlaşır.

Cumhuriyet Senatosu, kendisine gelen metni değiştirerek kabul ederse, Millet Meclisinin bu değişikliği benimsemesi halinde metin kanunlaşır.

Millet Meclisi, Cumhuriyet Senatosundan gelen metni benimsemezse, her iki Meclisin ilgili komisyonlarından seçilecek eşit sayıdaki üyelerden bir karma komisyon kurulur. Bu komisyonun hazırladığı metin Millet Meclisine sunulur. Millet Meclisi, karma komisyonca veya Cumhuriyet Senatosunca veya daha önce kendisince hazırlanmış olan metinlerden birini olduğu gibi kabul etmek zorundadır. Cumhuriyet Senatosunda üye tamsayısının salt çoğunluğu ile kabul edilmiş olan madde değişikliklerinde, Millet Meclisinin kendi ilk metnini benimsemesi için üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyu gereklidir. Bu halde acık oya başvurulur.

Millet Meclisinin reddettiği bir tasarı veya teklif, Cumhuriyet Senatosunca da reddedilirse düşer.

Millet Meclisinin reddettiği bir tasarı veya teklif, Cumhuriyet Senatosunca olduğu gibi veya değiştirilerek kabul edilirse, Millet Meclisi, Cumhuriyet Senatosunun kabul ettiği metni yeniden görüşür. Cumhuriyet Senatosunun metni Millet Meclisince benimsenirse, kanunlaşır; reddedilirse, tasarı veya teklif düşer. Cumhuriyet Senatosundan gelen metin Millet Meclisince değiştirilerek kabul edilirse, 5 nci fıkra hükümleri uygulanır.

Cumhuriyet Senatosunca üye tamsayısının salt çoğunluğu ile tümü reddedilen bir metin Millet Meclisi tarafından kabulü için, üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyu lâzımdır. Bu halde açık oya başvurulur.

Cumhuriyet Senatosunca üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile tümü reddedilen bir metin kanunlaşabilmesi, Millet Meclisi tarafından üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile kabul edilmesine bağlıdır. Bu halde açık oya başvurulur.

Cumhuriyet Senatosu, kendisine gönderilen bir metni Millet Meclisi komisyonlarında ve genel kurulundaki görüşme süresini aşmayan bir süre içinde karara bağlar; bu süre üç ayı geçemez ve ivedilik hallerinde onbeş günden, ivedi olmayan hallerde bir aydan kısa olamaz. Bu süreler içinde karara bağlanmayan metinler, Cumhuriyet Senatosunca Millet Meclisinden gelen şekliyle kabul edilmiş sayılır. Bu fıkrada belirtilen süreler Meclislerin tatili devamınca işlemez.

Yasama Meclislerinin ve mahalli idarelerin seçimleri ve siyasi partilerle ilgili tasan ve tekliflerin kabul veya reddine yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanır: Ancak, karma komisyon kurulmasını gerektiren hallerde, karma komisyonun, raporu, Türkiye Büyük Millet Meclîsinin birleşik toplantısında görüşülür ve kara bağlanır; Türkiye Büyük Millet Meclisinin birleşik toplantısında Millet Meclisinin ilk metninin kabulü için üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyu lâzımdır. 5 inci ve 9 uncu fıkralar hükümleri saklıdır.

Madde 155 - Anayasanın değiştirilmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte biri tarafından yazıyla teklif edilebilir. Anayasa'nın değiştirilmesi hakkındaki teklifler ivedilikle görüşülemez. Değiştirme teklifinin kabulü, Meclislerin ayrı ayrı üye tamsayılarının üçte iki çoğunluğunun oyuyla mümkündür.

Anayasanın değiştirilmesi hakkındaki tekliflerin görüşülmesi ve kabulü, l nci fıkradaki kayıtlar dışında kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki hükümlere tabidir."

III

- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesinin, İçtüzüğün 15. maddesi uyarınca 3/7/1973 gününde yaptığı ve Muhittin Taylan, Avni Givda, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Kemal Berkem, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Ahmet Akar, Ziya Önel, Abdullah Üner, Kani Vrana, Muhittin Gürün, Lütfi Ömerbaş, Şevket Müftügil ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katıldıkları ilk inceleme toplantısında aşağıdaki sorunlar üzerinde durulmuştur.

1 - Davanın süresinde açılıp açılmadığı:

Kimi hükümlerinin iptali istenilen 15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun 20/3/1973 günlü, 14482 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandığı ve dava dilekçesinin Anayasa Mahkemesi Genel Sekreterliğince 18/6/1973 gününde 1264 sayı ile Kaleme havale edildiği görülmüş ve Anayasanın 150. maddesinde iptal davası açılması süresi olarak konulan 90 günlük sürenin son gününün Pazara rastlaması nedeniyle, sonraki ilk iş günü olan 18/6/1973 de dava dilekçesinin Genel Sekreterlikçe Kaleme havale edilmiş olması karşısında, davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.

2 - Davanın açılmasında sayı koşulu:

Davanın açıldığı günde Cumhuriyet Senatosunun, 150 si genel oyla ve 15'i Cumhurbaşkanınca seçilen 2'si eski Cumhurbaşkanı olan 20 tabiî üye olmak üzere toplam 185 üyeden oluştuğuna ve bu nedenle Cumhuriyet Senatosunun üye tamsayısının en az altıda biri tutarındaki üyeleri sayısının 31 olduğuna ve dava dilekçesinde de 32 imza bulunduğuna göre, Anayasanın değişik 149. ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 21. maddesinin birinci fıkrasının 5. bendinde yer alan yeter sayı koşulu gerçekleşmiştir.

3 - Dava dilekçesinin düzenleniş biçimi:

Dava

dilekçesi iki bölümden oluştuğu, birinci bölümün metin, ikinci bölümün ise imza

çizelgesi olduğu anlaşılmıştır. İmza çizelgesinin ikinci yaprağında

"Yukarıdaki imzaların kendilerine ait olduğu tasdik olunur." kaydı

ile 18/6/1973 günlü, ve Cumhuriyet Senatosu Genel Sekreterliği Mühürü ile kimin

olduğu gösterilmeyen bir imzanın yer aldığı ve bu çizelgenin birinci yaprağında

yalnız mühür ile bir imzanın bulunduğu görülmektedir. Dilekçe metnini içeren

birinci bölümün ilk sayfasında "İptal isteyenler" hanesi karşısında

"Özer Derbil, Cumhuriyet Senatosu Üyesi ve ilişik listede isimleri yazılı

Cumhuriyet Senatosu Üyeleri, İptal isteyenlerin Cumhuriyet Senatosu üyesi

olduğu onanmıştır. (Anayasamızın 149 uncu maddesinin aradığı koşullar

yönünden)" diye yapılan açıklamanın, dilekçeye ekli imza çizelgesiyle

dilekçe metni arasında bir bağlantı kurulmasına ve böylece iptal davasının

çizelgede imzaları bulunan ve bu imzaların kendilerine ait olduğu onanan 32

Cumhuriyet Senatosu Üyesince açıldığının saptanmasına yeterli olduğu sonucuna

varılmıştır.

Onamadaki imzanın kime ait olduğunu gösteren bir açıklama ve İki yapraktan oluşan imza çizelgesinde sahife numarası bulunmaması, her .ikî yaprakta resmî mühürün basılı ve üzerinde aynı imzanın atılı olması nedeniyle, yukarıdaki sonuca etkili görülmemiştir.

O

halde, çizelgedeki kimi imzaların üst yanında imza sahiplerinin ad ve soyadlarından başka, kimliklerini, yani seçim çevrelerini veya Cumhurbaşkanınca seçilmiş veyahut tabiî üye olduklarını belirtmek yoluyla Cumhuriyet Senatosu üyesi bulunduklarına ilişkin tam bir açıklamaya yer verilmemesi, yetki durumunun saptanmasına engel ye dosyanın geri çevrilmesini gerektirir nitelikte bir eksiklik sayılmamıştır.

Bu görüşe Sait Koçak, Kemal Berkem, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Ziya Önel, Kani Vrana ve Ahmet H. Boyacıoğlu katılmamışlardır.

4 - Dava dilekçesinin gerekçeyi ve dayanılan Anayasa maddelerini içerip içermediği:

Dava dilekçesinde iptali istenen yasa maddeleri birer birer sayılarak konular tüm belirtilmiş, istemin dayandırıldığı gerekçeler de gösterilmiş ve sadece gerekçelerde dayanılan kimi Anayasa maddeleri gösterilmemiştir. Ancak, aynı maddelerin Anayasanın belirli maddelerindeki ilkelere aykırı düştükleri gerekçelerle açıklanmış ve bu yolla Anayasanın o maddelerinin saptanması olanak içine girmiş bulunmaktadır.

Öte yandan, Cumhuriyet Senatosu ve Millet Meclisi İçtüzüklerinin ilgili maddelerinin yazılmamış olması, dilekçedeki açıklamalar karşısında bir eksiklik değildir.

Bundan başka, davada 15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun 1. ve 4. maddelerinin sadece esas yönünden Anayasaya aykırılıkları ileri sürülmüş ve dava dilekçesinde yalnız bu ileri sürmenin gerekçeleri gösterilmiş ise de, Anayasa Mahkemesi 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin birinci fıkrası gereğince davacının gösterdiği gerekçe ile bağlı bulunmadığından, sözü geçen maddelerin biçim yönünden Anayasaya aykırılıklarına ilişkin bir gerekçenin dava dilekçesinde yer almaması, bir eksiklik sayılamaz.

5 - Anayasaya esastan aykırılık yönünden inceleme yapılıp yapılamayacağı:

Davacılar dilekçelerinde 1699 sayılı Kanunun 3. ve 6. maddelerinin biçim yönünden Anayasada gösterilen şekil şartlarına ve Cumhuriyet Senatosu ile Millet Meclisi içtüzüklerine aykırılıklarını ileri sürmekle birlikte, bu maddelerin ve ayrıca aynı Kanunun 1. ve 4. maddelerinin Anayasaya esastan aykırı olduklarım da bildirerek iptallerine karar verilmesini istediklerinden, Anayasa Mahkemesinin, Anayasa değişikliklerinin esastan Anayasaya uygunluğunu denetlemekle görevli ve yetkili olup olmadığının incelenmesi gerekmiştir,

Anayasanın, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini gösteren 20/9/1971 günlü, 1488 sayılı Kanunla değişik 147. maddesinin birinci fıkrasında "Anayasa Mahkemesi, kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüklerinin Anayasaya, Anayasa değişikliklerinin de Anayasada gösterilen şekil şartlarına uygunluğunu denetler." Hükmü yer almıştır.

Bu fıkranın değişiklikten önceki metni ise, "Anayasa Mahkemesi kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüklerinin Anayasa'ya uygunluğunu denetler." biçiminde idi.

Bu metnin yürürlükte bulunduğu sıralarda açılmış iki iptal davası üzerine Anayasa Mahkemesince verilen kararlarda, Anayasa değişikliklerinin hem biçim ve hem esas yönlerinden Anayasa'ya uygunluğunu denetlemenin Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkisi içinde bulunduğu esası benimsenmiştir. (16/6/1970 günlü, E. 1970/1, K. 1970/31 sayılı Anayasa Mahkemesi kararı; Resmî Gazete, gün: 7/6/1971, sayı: 13858; 13/4/1971 günlü, E, 1970/41, K. 1971/37 sayılı Anayasa Mahkemesi kararı; Resmî Gazete, gün: 17/3/1972, sayı: 14131).

Ancak, Anayasa'nın 147. maddesinde 1488 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle Anayasa Mahkemesinin denetim görevinin alanı bu konuda daraltılarak, Anayasa değişikliklerinin sadece Anayasada gösterilen şekil şartlarına uygunluğunu denetleme görevi, eskiden olduğu gibi, yetkisi içinde bırakılmış ve bu değişikliklerin esastan Anayasa'ya uygunluğunu denetleme ise görev ve yetkisi dışına çıkarılmış bulunmaktadır. Böylece, bu maddede gerçekleştirilen değişiklikle Anayasa Mahkemesinin Anayasa değişikliklerini esas yönünden denetlemesi önlenmiştir.

Anayasa'nın 147. maddesinde 1488 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonunda yürürlüğe giren yeni metin ve gerekçesi açık bulunduğundan, bu konuda başkaca bir açıklamaya yer kalmamıştır. (Millet Meclisi Tutanak Dergisi, dönem: 3, toplantı: 2, Birleşim: 151462, Cilt; 17 sıra sayısı: 419, sahife: 16-17).

Bu nedenle, 15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun 1., 3., 4. ve 6. maddelerinin Anayasa'ya esastan aykırı olduğu yolundaki iddianın incelenmesini kapsayan istemin, Anayasa Mahkemesinin görevi dışında bulunması dolayısiyle yetki yönünden reddine karar verilmelidir.

6 - İncelemenin kapsamı:

15/3/1973

günlü, 1699 sayılı Kanunun 1. ve 4. maddelerinin yalnız esas yönünden

Anayasa'ya aykırılıkları ileri sürülerek iptalleri istenmiş ve dava dilekçesinde

sadece bu istemin gerekçesine yer verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, 22/4/1962

günlü, 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin birinci fıkrasının "Anayasa

Mahkemesi, kanunların ve Yasama Meclisleri İçtüzüklerinin Anayasaya

aykırılıkları hususunda ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere

dayanmaya mecbur değildir. Mahkeme, taleple bağlı kalmak kaydıyla başka gerekçe

ile de Anayasaya aykırılık kararı verebilir." biçimindeki hükmü uyarınca,

davacının gösterdiği gerekçeye dayanmak zorunluğunda olmayıp sadece istemle

bağlı bulunduğundan, şimdiye kadar geçen uygulamalarda öngörüldüğü üzere, bu

maddelerin Anayasa'ya biçim yönünden uygunluğunu esastan inceleyebilir.

7 - Anayasa'nın 9. maddesindeki değişmezlik ilkesiyle teklif edilmezlik yasağının hukuksal nitelikleri ve etkileriyle sonuçları:

Anayasa'da konumuzla ilgili görülen başlıca biçim kuralları ve esasları 155., 85., 91., 92. ve 9. maddelerde yer almış bulunmaktadır. Bunlardan 155. madde Anayasa değişikliklerine, 85, madde içtüzüklere, 91. madde kanun teklif etmeye, 92. madde kanunların görüşülmesine ve kabulüne ilişkin biçimsel kuralları ve esasları içermektedirler. Sözü geçen maddelerde yer alıp konumuzla ilgili görülen kurallarla esasların biçimsel olduğu açıktır. Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkında -Anayasa hükmünün değiştirilemiyeceğine ve değiştirilmesinin teklif dahi edilemiyeceğine ilişkin 9. maddeye gelince:

Anayasa

Devlet yapısının temelidir. Devlet kuruluşlarının yapısı ve düzeni, bu

kuruluşların yetkileri, görevleri ve birbirleriyle olan ilişkileriyle

karşılıklı durumları Devlet ve kişilerin haklarıyla ödevleri, bu hukuksal

yapının bütününü oluştururlar. Anayasa düzeni diye adlandırabileceğimiz bu

yapının öyle kuruluşları, hak ve ödev kuralları vardır ki, bunların hukukun

üstün kurallarına ve çağdaş uygarlığın oluş'um ve gelişim süreci gereklerine

aykırı düşen kimi hükümlere bağlanması, sözü geçen düzenin bütünlüğünü

bozabilir. Anayasamızın 1. maddesinde yer alan "Türkiye Devleti bir

Cumhuriyettir" hükmü bu çeşit kuralların başında yer alır. Bu hükmün

değiştirilmesi, hiç kuşku yok kî, Anayasa yapısını temelinden yıkar. Çünkü,

Cumhuriyet denen devlet şekli temel kuruluşları, hak ve ödev kurallariyle bir

ilkeler topluluğudur. Buna göre, devlet biçimini değiştirerek ortadan kaldıran

ve onu hukuk alanında yer aldığı ve istendiği biçimde artık işlemez duruma

sokacak olan bir Anayasa değişikliği yapılmasına olanak düşünülemez. Nitekim,

Anayasanın 9. maddesinde yer alan "Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu

hakkındaki Anayasa hükmü değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez"

hükmü bu olanaksızlığı çok açık olarak göstermektedir. Böyle bir değişikliğin

bir an için teklif edilebileceği ve sonunda yapılabileceği düşünülecek olursa,

Anayasanın yerleşmiş düzeninin, değişiklik ölçü ve doğrultusunda ahengi ortadan

kalkacak ve sonucunda Devletin niteliği de değişikliğe uğrayacağından artık

Anayasa'da tanımlanan ve istenen biçimde işlemesi söz konusu olamayacaktır.

Şu

halde denilebilir ki, çağdaş Anayasalar, kendilerini böyle istenmeyen ve uygun

olmayan değişikliklere karşı koruyan ve güvence altına alan hükümleri ve

kuruluşları birlikte getirme yolunu seçmişler ve sonunda sağlamayı

başarmışlardır. Bu nitelikte bir yolu seçmenin bir anlamı da, klâsik

demokrasiden daha ayırımlı bir sistem olarak, Anayasayı yasama organının

kendisine ve daha açık bir deyimle çoğunluğun baskısına karşı koruyacak

hükümlere ve kurumlara da yer verilmiş bulunmasıdır. Böyle bir sisteme gidiş,

yurdumuzda siyasal iktidarın bütün öğeleri ile birlikte Ulusa geçici demek plan

Cumhuriyetin kurulmasından sonra, onu, temelinden sarsacak tutum ve

davranışlara karşı Ulusun direnişinin ve yine temeline oturtularak bu kez daha

da kuvvetli anayasal ilke ve güvencelere ve hukuksal kurallara bağlama

zorunluğunun doğurduğu gereksinmelerin kaçınılmaz bir sonucu olmuştur.

Yukarıki açıklamalara göre 1961 Anayasası, 9. maddesiyle önce bir değişmezlik ilkesi koymuş ve sonra bir de teklif yasağı getirmiştir. O halde, 9. madde hükmü içeriği bakımından biçime ilişkin bulunan iki yönlü bir kuraldan oluşmaktadır.

Gerçekten,

maddede yer alan değişmezlik ilkesinin sadece "Cumhuriyet" sözcüğünü

amaç aldığı, yani Anayasadaki "Cumhuriyet" sözcüğünün değişmezliğini

öngörerek, Cumhuriyeti oluşturan onun dışındaki ilke ve kuralların

değiştirilebileceğini düşünmek, bu ilke ile bağdaştırılamaz. Çünkü 9. maddedeki

değişmezlik ilkesinin asıl amacı, Anayasa'nın 1. maddesiyle 2. ve 2. maddenin

gönderme yaptığı Başlangıç bölümünde yer alan temel ilke ve kurallarla niteliği

belirtilerek "Cumhuriyet" sözcüğüyle adlandırılan Devlet sistemidir.

Başka bir deyimle, burada değişmezlik ilkesine bağlanmak yoluyla güvence altına

alınan "Cumhuriyet" sözcüğü değil, yukarıda gösterilen 2. madde ile

Başlangıç bölümünde nitelikleri belirtilmiş olan Cumhuriyet rejimidir. Şu

halde, yalnız "Cumhuriyet" sözcüğünü saklı tutup, Cumhuriyeti

oluşturan bütün bu nitelikleri, hangi doğrultuda olursa olsun, tümünü veya bir

bölümünü değiştirmek veya kaldırmak yoluyla, 1961 Anayasasının ilkeleriyle

bağdaşması olanağı bulunmayan bir başka rejimi meydana getirecek nitelikteki

Anayasa değişikliğinin teklif ve kabul edilmesinin, Anayasa'ya aykırı

düşeceğinin, tartışmayı gerektirmeyecek derecede açık olduğu ortadadır.

Yukarıdaki açıklamalara göre, Cumhuriyet rejiminin Anayasamızda niteliğini belirleyen ilke ve kurallarında değişmeyi öngören veya Anayasanın öteki maddelerinde yapılan değişikliklerle doğrudan doğruya veya dolaylı yollardan bu ilkeleri değiştirmeyi amaç güden herhangi bir kanun teklif ve kabul edilemez.

Anayasa'nın 1488 sayılı Kanunla değişik 147. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Anayasa Mahkemesi, kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüklerinin Anayasaya, Anayasa değişikliklerinin de Anayasa'da gösterilen şekil şartlarına uygunluğunu denetler." hükmüne göre. Anayasa'da yapılacak değişikliklerin, başta Anayasa'nın 155., 9. maddesi olmak üzere, konumuzla ilgili görülen 85., 91. ve 92. maddelerinde gösterilen yöntem ve koşullara uyulmak yoluyla çıkarılacak kanunlarla yapılması zorunludur.

Anayasa'nın 9. maddesindeki hükümle, yukarıda değinildiği üzere, bir değişmezlik kuralı konduğu ve ayrıca teklif yasağı getirildiği görülmektedir. Değişmezlik kuralının niteliği ve sonuçlan ayrıntılarıyla açıklandığından, burada sadece teklif yasağının niteliğiyle etkisi üzerinde durmak yeterli olacaktır.

Anayasa'ya

böyle yasaklayıcı bir hüküm koymaktaki amacın, tarihsel bir oluşum ve gerçek

olarak doğan ve bu süreci izleyerek bugünkü biçimini alan Türkiye

Cumhuriyetini, çeşitli görüş, varsayım, yöntem ve ideolojilere dayanarak

inceleyip değişik sonuçlara varan Cumhuriyet tanımlarına veya diğer

memleketlerde uygulanan Cumhuriyet tiplerine bakarak incelemek ve bir sonuca

varmak doğru ve yerinde bir inceleme yöntemi olamaz. Bu yolda yapılacak bir

incelemede, başlangıç noktası alınan değişik benimseme ve uygulama biçimlerine

göre yine ayırımlı yargılara varmaktan kaçınılamaz. O halde Türkiye

Cumhuriyetinin niteliğini, tarihsel bir oluşum ve gerçek olarak ele alıp ona

bugünkü biçimini veren 1961 Anayasasında gösterilen ilkelerle konulan hukuksal

kurallara göre belirlemek gerekir.

Anayasanın 1. maddesinde Cumhuriyet olduğu belirtilen Türkiye Devleti, 2. maddesinde açıklandığı üzere insan haklarına ve ayrıca Başlangıç bölümünde belirtilen temel ilkelere dayanan, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.

O halde,

yalnız "Cumhuriyet" sözcüğünün değil, Türkiye Devletinin dayandığı bu

ilkelere ve onun "İnsan haklarına ve Başlangıçta belirtilen temel ilkeler

dayanan, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti" olarak

Anayasaca tanımı yapılan niteliklerini değiştirmeyi öngören bir Anayasa

değişikliğinin teklif edilmesi, sözü geçen yasak karşısında olanaksızdır.

Çünkü, bunlarda yapılacak bir değişiklik, yukarıda tanımlanan nitelikte bir

Cumhuriyet olan Türkiye Devletinin temel kuruluşunda ve işleyişinde de bir

değişiklik olması sonucunu doğurur. Anayasanın 91. maddesine göre, kanun teklif

etmeye Bakanlar Kurulu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri yetkili

oldukları halde, Anayasanın değiştirilmesi, ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi

üye tamsayısının en az üçte birince yazılı olarak, teklif edilebilir. Demek ki,

Anayasa'nın 9. maddesinde Anayasa değişiklikleri için öngörülen teklif yasağı,

doğrudan doğruya yasama meclisleri üyelerini ilgilendirmektedir.

Kanım

ve o nitelikte bulunan Anayasa değişikliklerini teklif etmeyi düzenleyen

Anayasa hükümleri birer biçim kuralı olduklarına göre, bunu yasaklayan bir

kuralın dahi bir biçim kuralı olduğunda hiç kuşku yoktur. Çünkü bu yasak, belli

sayıdaki Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin esasında kendileri için bir

hak teşkil eden ve niteliği bakımından da bir yasama işlemi olan Anayasa

değişikliği teklif etmelerini önlemektedir. Başka bir deyimle, değişiklik

teklifi, değişmezlik ilkesiyle çatışmıyorsa, Anayasada gösterilen şekil

şartlarına uygun olarak yöntemi içinde yürüyecek ve şayet çatışıyorsa, hiç

yapılamayacak, yapılmış ise yöntemi içinde yürütülemiyecek, yürütülmüş ise

kabul edilip kanunlaşamayacaktır.

Özetlemek gerekirse: Anayasa, Anayasanın üstünlüğünü ve bağlayıcılığını sürdürmek ve Anayasaca saptanan şekil şartlan ve yöntemi dışında değiştirilmesini önlemek amacıyla hükümler düzenlemiştir.

Anayasanın değişik 147. maddesiyle "Anayasa değişikliklerinin Anayasada gösterilen şekil şartlarına uygunluğunu denetleme" yetkisinin Anayasayı yargısal denetim yoluyla korumakla görevli Anayasa Mahkemesine tanımakla güdülen erek de budur. Yukarıda açıklandığı üzere 9. maddede yer alan yasak kuralı da bir şekil şartı olduğundan, 1699 sayılı Kanunun dava konusu maddeleri, diğer şekil şartları arasında bu yasak açısından da Anayasaya uygunluk denetiminden geçirilmelidir.

Böylece yapılan ilk inceleme sonunda:

1 - Dava dilekçesindeki imzalara ilişkin eksikliğin geri çevirmeyi gerektirmediğine Sait Koçak, Kemal Berkem, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Ziya Önel, Kani Vrana ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun karşıoylariyle ve oyçokluğu ile;

2 - Dava dilekçesinin gerekçe yönünden eksiği bulunmadığına oybirliğiyle;

3 - 1699 sayılı Kanunun 1., 3., 4. ve 6. maddelerinin Anayasa'ya esastan aykırı olduğu yolundaki iddianın incelenmesini kapsayan istemin Anayasa Mahkemesinin görevi dışında bulunması dolayısiyle reddine oybirliğiyle;

4 - İşin esasının 1699 sayılı Kanunun dava konusu 1., 3., 4. ve 6. maddelerinin Anayasa'nın şekil şartlarına ve bu arada 155,, 85., 91., 92. ve 9. maddelerine uygun olup olmadığı gözönünde bulundurularak incelenmesine oybirliğiyle;

Karar verilmiştir.

IV-

ESASIN İNCELENMESİ

Davanın esasına ilişkin rapor, dava dilekçesi, iptali istenen kanun maddeleri ile dayanılan Anayasa hükümleri, bunlarla ilgili gerekçelerle yasama meclisleri görüşme tutanakları ve gerekli öteki metinler okunduktan sonra, gereği görüşülüp düşünüldü:

A -

İncelemede izlenecek sıra:

Görüşmelerin

başında konunun özelliği bakımından incelemede izlenecek sıra söz konusu

edilmiştir. İlk inceleme evresinde 1699 sayılı Kanunun 1., 3., 4., ve 6.

maddelerinin Anayasa'ya esastan aykırı oldukları yolundaki iddianın

incelenmesini kapsayan istemin Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkisi dışında

bulunması dolayısiyle reddine karar verilmiş bulunmaktadır. O halde, aynı

hükümlerin biçim yönünden Anayasa'ya aykırılıkları incelenirken, ilk olarak

Kanunların yapılmasında izlenecek işlemlerin sırasına uyulması uygundur.

Kanunların yapılmasına önce teklif ile başlanacağına ve teklif yasağı da ilk

olarak bu evrede gözönünde bulundurulacağına göre, bu yasağın yer aldığı

Anayasa'nın 9. maddesinden başlanarak diğer şekil şartlarını gösteren

maddelerin sırası, yani 155., 85., 91., ve 92. maddeler izlenmek yoluyla

inceleme yapılması yerinde görülmüştür. Çünkü bu işte teklife geçerlilik veren,

(Teklif edilebilir) olmasıdır; yani (Teklif edilebilir) olursa, öteki şekil

şartlarına göre incelemeyi sürdürmek olanağı vardır. Üstelik bu yol kanunların

yapılışı yoluna da uygun düşmektedir.

B -

Sözlü savunmaya gerek olup olmadığı:

Yine görüşmelerin başında, dava dilekçesinin başlangıç bölümüne, "Sözlü Savunma: Sözlü Savunma, Özer Derbil tarafından yapılacaktır." biçiminde bir kaydın konulması karşısında, 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun'un 29. maddesinden yararlanmak yoluyla ilgililerden sözlü açıklamalarda bulunmalarının istenmesine gerek olup olmadığı konusu üzerinde durulmuştur.

Sözü geçen maddede Anayasa Mahkemesinin, iptal davalarına dosya üzerinde inceleme yapmak yoluyla bakacağı, ancak gerekli gördüğü hallerde sözlü açıklamalarını dinlemek üzere ilgilileri de çağırabileceği hükmü yer almaktadır.

Davacı tarafından dilekçede bu konuda bir istek ileri sürülmediği ve dilekçenin başlangıç bölümünde yer alan "Sözlü Savunma: Sözlü Savunma Özer Derbil tarafından yapılacaktır." biçimindeki kayıt da bir istem niteliğinde bulunmadığı gibi esasen sözlü açıklama yoluna gidilmesi bir isteğe de bağlı değildir.

Kaldı ki, dosya içindeki bilgi ve belgelere göre, davacının konuya ilişkin düşüncelerini dava dilekçesinde yeter derecede açıklamış olması ve Anayasa Mahkemesi raportörünce hazırlanan raporda da konu hakkındaki gerekli bilgilerin toplanmış bulunması, gerek bunlar gerek kanun metinleri, gerekçeler ve tutanaklar gibi resmi belgeler karşısında tam bir kanıya varılması olanak içinde bulunduğundan, ilgililerin sözlü açıklama yapmalarında bir yarar yoktur

Bu nedenlerle 15/4/1975 günlü oturumda, 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 29. maddesi uyarınca, sözlü açıklamaları dinlenmek üzere ilgililerin çağırılmasına gerek görülmediğine., Ahmet Akar, Halit Zarbun ve Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoylariyle ve oyçokluğu ile karar verilmiştir.

C -

Anayasa'nın 9. maddesindeki şekil koşuluna aykırılık sorunu:

Bu bölümde 1699 sayılı Kanunun iptali istenen 1., 3., 4. ve 6. maddelerinin Anayasa'nın önce 9. maddesinde yer alan (Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmünün değiştirilemiyeceğine ve değiştirilmesinin teklif edilemiyeceğine) ilişkin biçim kuralına aykırı bulunup bulunmadığı incelenecektir.

l - 1699 sayılı Kanunun 1. maddesi:

1699 sayılı Kanunun 1. maddesiyle Anayasa'nın 30. maddesinin dördüncü fıkrası "Yakalanan ve tutuklanan kimse, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç kırksekiz saat ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev ve yetkilerine giren suçlar ile kanunun açıkça belli ettiği hallerde toplu olarak işlenen suçlarda ve genellikle savaş ve sıkıyönetim hallerinde, kanunlarda gösterilen süre içinde hâkim önüne çıkarılır bu süre onbeş günü geçemez. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın, hürriyetinden yoksun kılınamaz. Yakalanan ve tutuklanan kimsenin durumu hemen yakınlarına bildirilir." biçiminde değiştirilmiş bulunmaktadır.

Anayasa'nın 30. maddesinin dördüncü fıkrasının ilk metni "yakalanan veya tutuklanan kimse, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç, yirmidört saat içinde hâkim önüne çıkarılır ve bu süre geçtikten sonra hâkim karan olmaksızın hürriyetinden yoksun kılınamaz. Yakalanan veya tutuklanan kimse, hâkim önüne çıkarılınca durum hemen yakınlarına bildirilir. " biçiminde idi.

Aynı fıkra metni 1488 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonunda "yakalanan veya tutuklanan kimse tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç kırksekiz saat ve kanunun açıkça belli ettiği hallerde toplu olarak işlenen suçlarda yedi gün içinde hâkim önüne çıkarılır ve bu süre geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun kılınamaz. Yakalanan veya tutuklanan kimse, hâkim önüne çıkarılınca durum hemen yakınlarına bildirilir." haline gelmişti.

30. maddenin dördüncü fıkrasının bu üç ayrı metni karşılaştırıldığında, yakalanan veya tutuklanan kimsenin hâkim önüne çıkarılması için belirlenen yirmidört saatlik sürenin 1488 sayılı Kanunla yapılan değişiklikte kırksekiz saate ve kanunun açıkça belli ettiği hallerde toplu olarak işlenen suçlarda yedi güne, Î699 sayılı Kanunla getirilen değişikle ise, aynı süre kırksekiz saat olarak belirlenmekle birlikte, kanunun belli ettiği hallerde toplu olarak işlenen suçlarda ve genellikle savaş ve sıkıyönetim hallerinde onbeş günü geçmemek kaydıyla kanunlarda gösterilecek süreye çıkarıldığı görülür.

Dava dilekçesinde bu konuda Anayasaya aykırılık gerekçesi olarak, özetle (Yapılan değişiklikte kişinin temel hakları arasında bulunan ve kişi güvenliğinin güvencesini oluşturan ve hâkim kararı olmadan gözaltına almağa ve tutuklamaya olanak vermeyen uluslararası görüşe ve bu arada İnsan Hakları Beyannamesine ayrık bir durum getirilmek istenmiştir. Böylece kişinin en kısa sürede keyfi veya eksik veya bir yanlış veya peşin görüşle ve durumunu en iyi değerlendirme olanağına sahip hâkimin değerlendirmesi olmaksızın tutuklanması görüşü benimsenerek yürütme gücüne Türk vatandaşlarına hâkim önüne çıkarmadan onbeş ,gün süre tutuklama hakkı gibi yersiz bir yetki verilmektedir.) denmektedir.

Anayasa'nın

30. maddesinin dördüncü fıkrasında önce 1488 sayılı Kanunla yapılmış bulunan

değişikliğin gerekçesi, ilgili yasama belgelerine göre ana çizgileriyle, (ilk

metinde yer alan yirmidört saatlik sürenin yaşadığımız çağda Öncelikle kamu

düzenini bozucu suçların işlenişinde gelişen özellikler karşısında suç

delillerinin kaybına yer verilmeden tümüyle saptanabilmesi ve böylece bulunacak

suçluların yakalanıp hâkim önüne çıkarılabilmesi için gerekli adlî kolluk

işlemlerinin tamamlanabilmesi bakımından yetmediği, yine günümüzde gittikçe

artarak oluşan ve toplu olarak işlenen suçlarda bu eylemsel zorunluğun kendini

daha büyük ölçülerde duyurduğu ve yapılan değişiklikle bireyin temel

haklarından bulunan kişi özgürlüğünü kısıtlamak ve kaldırmak veyahut bu yolla

güvencesini zedelemek amacı güdülmeyip, tüm tersine, bu çeşit suçlarda doğrudan

doğruya ve dolayısiyle hedef altına alınan kamu düzenini, Devlet varlığını

korumak ve dolayısiyle de kişi özgürlük ve güvenliğini sağlamak olduğu)

biçiminde özetlenebilir.

Maddede

sayılan suçların kovuşturulmasında hâkim önüne çıkarma için kabul edilen 15

günlük süre, kişi güvenliği bakımından önemli bir sınırlama olmakla birlikte,

bu sınırlama Cumhuriyetin niteliklerini zedeleyen veya onları ortadan kaldıran

ölçüde görülememiştir. Bu hüküm kamu düzeni ile kişi özgürlüğü arasında

bulunması gerekli dengenin zorunlu bir sonucu olarak kabul edilebilir nitelikte

bir düzenlemeden ibarettir. Çünkü bu düzenleme ile güdülen amaçlar, bir yönden

Devlet varlığının ve nitelikleri Anayasa'da belirlenen Cumhuriyetin, yani

Cumhuriyet rejiminin ve diğer yönden de kişilerin özgürlüklerinin ve

güvenliklerinin birlikte korunmasıdır. İnsan haklarına saygılı ve

özgürlüklerinin demokrasi sistemi uygulayan böyle bir Cumhuriyette, kişi

özgürlükleriyle güvenliğinin korunması hukuk devleti ilkesi gereği

bulunduğundan, 30. maddede yapılan değişiklikle, kişi özgürlüklerinin veya

güvenliğinin ortadan kaldırıldığı veya zedelendiği de öne sürülemez.

O

halde, Anayasanın 30. maddesinin 1699 sayılı Kanunun 1. maddesiyle değiştirilen dördüncü fıkrasının, Anayasada nitelikleri belirtilen Cumhuriyetin, insan haklarına dayalı bir hukuk devleti olması ilkesini değiştirir bir yönü bulunmadığından, Anayasanın 9. maddesinde yer alan, Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmünün değiştirilemiyeceğine ve değiştirilmesinin teklif edilemiyeceğine ilişkin biçim kuralına da aykırı olduğu düşünülemez. Bu nedenle, anılan maddeye yönelen iptal isteminin reddine karar verilmelidir.

2 - 1699 sayılı Kanunun 3. maddesi:

15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun 3. maddesiyle Anayasa'nın mahkemelerin kuruluşuna ilişkin 136. maddesine (2, 3, 4, 5, 6 ve 7.) nci fıkralar olarak aşağıdaki metin eklenmiş bulunmaktadır: "Mahkemelerin Kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.

Devletin ülkesi ve milletiyle bütünlüğü, hür demokratik düzen ve nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve doğrudan doğruya Devlet güvenliğini ilgilendiren suçlara bakmakla görevli Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurulur. Ancak, sıkıyönetim ve savaş haline ilişkin hükümler saklıdır.

Devlet Güvenlik Mahkemesinde bir başkan, dört asıl ve iki yedek üye ile bir savcı ve yeteri kadar savcı yardımcısı bulunur. Başkan, iki asıl ve bir yedek üye ile savcı, birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve Cumhuriyet savcıları arasından; iki asıl ve bir yedek üye birinci sınıf askerî hâkimler arasından; savcı yardımcıları ise Cumhuriyet Savcıları ve askerî hâkimler arasından atanır.

Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanlığı, üyeliği, yedek üyeliği, savcılığı ve savcı yardımcılığı atamalarında Bakanlar Kurulunca her boş yer için bir misli aday gösterilir. Bu adaylar arasından Devlet Güvenlik Mahkemesi hâkimlerinin atanması Yüksek Hâkimler Kurulunca, savcı ve yardımcılarının atanmaları Yüksek Savcılar Kurulunca; askerî hâkimlerden üye, yedek üye ve savcı yardımcılarının atanmaları ise özel kanunlarında gösterilen usule göre yapılır.

Devlet Güvenlik Mahkemeleri başkan, üye ve yedek üyeleri ile savcı ve savcı yardımcıları üç yıl için atanırlar. Süresi bitenler yeniden atanabilirler.

Devlet Güvenlik Mahkemeleri kararlarının temyiz mercii Yargıtay'da yalnız bu mahkemelerin kararlarını incelemek üzere kurulacak daire veya daireler; Genel Kurul ise, Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kuruludur.

Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluş ve işleyişi, görev ve yetkileri ve yargılama usulleri ile ilgili diğer hükümler kanunda gösterilir."

Bunlardan (2) nci fıkrada Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluşu; (3) üncü ve (4) üncü fıkralarda bu mahkemelerin kuruluş biçimiyle başkan, üye, savcı ve savcı yardımcılarının nitelikleriyle atanmaları yöntemleri; (5) inci fıkrada, bunların süreleri; (6) ncı fıkrada, bu mahkeme kararlarının temyiz mercii ile Genel Kurulu ve (7) nci fıkrada da aynı mahkemelerin kuruluş ve işleyişi, görev ve yetkileri ve yargılama usulleriyle ilgili diğer hükümlerin kanunda gösterileceği konulan düzenlenmektedir.

Bu

değişikliğin gerekçesi, yasama çalışmalarına ilişkin belgelere göre, ana

çizgileriyle; (Bütün dünyada olduğu gibi memleketimizde de son yıllarda yeni

suç ve suçluluk kavranılan ortaya çıkmış, suçların kovuşturulmasında ve

suçluların yargılanmasında yeni yöntemler bulunması zorunlu hale gelmiş,

özellikle Devletin ülkesi ve milletiyle bütünlüğü, hür demokratik düzen ve

nitelikleri Anayasa'da belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve doğrudan

doğruya Devlet güvenliğini ilgilendiren suçların kovuşturulmasında ve

suçlularının yargılanmasında, gerek cezanın etkisini artırmak için hızlı

yargılamayı, gerekse özellik taşıyan bu suçların uzman mahkemelerce görülmesini

sağlamak amacıyla Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kurulması öngörülmüştür.

Devlet

varlığının, ülke ve millet bütünlüğünün ve nitelikleri Anayasa'da gösterilen ve

özgürlükçü bir demokrasiye dayanan Cumhuriyet rejiminin her çeşit anarşik

saldırılara, eylemli sağ ve sol akımlara, uluslararası komünizmin bölücü ve

yıkıcı çalışma ve girişimlerine karşı korunmasını, yaşatılmasını ve kendi

ilkeleri doğrultusunda işlemesini sağlayıcı ve bu konulardaki çok ivedi ve

şiddetli eylemsel gereksinmeleri karşılayıcı anayasal ve hukuksal bir tedbir

olarak düşünülen Devlet Güvenlik Mahkemeleri, hukuk devleti ve doğal hâkim

ilkelerine ters düşen ayrıcalıklı ve olağanüstü bir mahkeme olmayıp, hızlı

yargılama yöntemleriyle çalışan uzman bir mahkeme niteliğindedir. Bu

mahkemelerin, Anayasa'nın diğer ilkeleri ile hükümlerine ters düşen bir yönleri

olamaz) diye özetlenebilir.

1699

sayılı Kanunun 3. maddesinin iptali isteminin gerekçesi ise; kararın (I.)

bölümüne tümü geçirilen dava dilekçesinin incelenmesinden de anlaşılacağı

üzere: (Eklenen 2 nci fıkra ile Türk Ceza Kanununda bulunmayan şarta bağlı yeni

bir suç türü ortaya çıkarılarak Ceza Hukukunun Anayasamızca da öngörülen

"Kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesine aykırı davranılmıştır. 3. fıkra

ile, Anayasamızın 138. maddesinde ayrı ilkelere bağlanmış bulunan askerî yargı

ile sivil yargının birleştirilmesi yoluyla olağanüstü bir yargı mercii kurulmak

istenmiştir. Böylece, Anayasanın 32. maddesinde belirtilen "Bir kimseyi

kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir mercii önüne çıkarma sonucunu doğuran

yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz." diye yer alıp aslı

"Hiç kimse tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarılamaz." olan

kesin kurala aykırı düşülmüştür. Sonunda, bağımsız mahkeme özelliğini taşımayan

yeni bir yargılama yeri yaratılmıştır. Anayasanın 134 üncü maddesinin atanmalar

ve 144 üncü maddesinin Yüksek Hâkimler Kurulunca yapılan denetim konularındaki

hükümlerinin işlemediği yeni bir mahkeme kuruluşu oluşturulmuştur. Ayrıca

üyelerin atanmaları yürütme organına ve başkanın atanması da olağan dışı

yöntemlere bırakılarak yargının bağımsızlığı ortadan kaldırılmak istenmiştir.

Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kararlarını incelemek üzere ayrı bir temyiz

mercii kurulması ve genel kurulunun saptanması Anayasamızın temel ilkelere ve

139 uncu maddesi hükmü ile bağdaşmamaktadır. Anayasamızın genel ve hukuk

devleti ilkeleriyle bağdaşmasına olanak bulunmayan hükümlerin iptali

zorunludur.) biçiminde özetlenebilir.

a) 1699 sayılı kanunun 3. maddesiyle eklenen ikinci fıkra:

1961

Anayasası, suç ve ceza konularıyla yargılama yöntemleri hakkında birkaç temel

ilkeyi belirtmekle yetinerek, bu konularla yöntemleri düzenleme yetkisini kanun

koyucuya bırakmış ve "Mahkemelerin kuruluşu" başlığını taşıyan 136.

maddesinin " Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve

yargılama usulleri kanunla düzenlenir" biçimindeki hükmüyle de,

mahkemelerin kuruluşu görev ve yetkilen işleyişleri ve yargılama yöntemleri konularının

kanunla düzenlenmesini öngörmüştür. Ancak, Anayasanın 136. maddesine 1699

sayılı Kanunun 3. maddesiyle eklenen altı fıkra ile, belli bir mahkeme türünün

bir Anayasa hükmü ile kurulması esaslarının ve göreviyle yetki alanının

belirtilmesi yönüne gidilmiştir. Anayasamızda, ayrıca engelleyici ve

yasaklayıcı bir ilke ve kural olmadığına ve Anayasa metninde kimi düzenleyici

kurallar da yer alabileceğine göre, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin sözü geçen

Anayasa hükmüyle kurulması ve yetki alanı ile görevinin belirtilmesi olanağı

vardır. Bu bakımdan ve bir yargı yerinin yetki ve görev alanının Anayasa da

yani üst kurallarla gösterilmesi gerek kuruluş ve gerek kişiler yönünden daha

güçlü ve güvenceli bir durum yaratacağından, Anayasanın 9. maddesinin koyduğu

teklif yasağına bu yolla aykırı davranıldığından söz edilemez,

Devlet Güvenlik Mahkemeleri, yasama çalışmaları belgelerindeki gerekçelere göre, uzman bir mahkeme olarak kurulmuştur. İptal istemi gerekçesinde ise, bu mahkemelerin olağanüstü bir nitelikte olduğu ileri sürüldüğünden, yasal ve hukuksal durumun, özetle de olsa, tartışılmasında yarar vardır.

Anayasımıza göre birden fazla yasama erki ve yürütme görevi olamayacağı gibi, birden fazla yargı erki de olamaz. Yargılama görevi yapan kuruluşların birden fazla olması da bu gerçeği ortadan kaldırmaz. Çünkü, burada amaç, yargı yetkisini kullanan mahkemelerin bağımsızlığıdır. Nitekim Anayasa'da adlî, idarî ve askerî ayırımına yer verilmiştir.

Ceza

alanındaki özel mahkemeler, genel yargılamanın bir kolu olup, görev ve

yetkileri görecekleri işlerin niteliğine göre Anayasa'ca veya kanunla kesin

biçiminde sınırlanarak belirtilmektedir. Bu Mahkemeler, sosyal ve hukuksal

gereksinmeler karşısında Devletin ceza siyasetinin bir uygulaması olarak belli

suçların ve suçluların daha çabuk ve iyi yargılanmaları için öngörülmektedir.

Özel mahkemeler genel adliye mahkemeleri içinde olabileceği gibi, adliye dışı

yargı yerlerinde de kurulabilir. Yine bu mahkemelerin görevine Ceza Kanunundaki

suçlar alınabileceği gibi, Özel ceza kanunlarındaki suçlar da alınabilir.

Ancak, genel adliye içinde olan özel mahkemeler yargılama birliği ilkesine

aykırı olmadığı, aynı kuruluş içinde uzmanlığa dayanan bir çeşit iş bölümü

dolayısiyle kurulmuş uzmanlık mahkemeleri niteliğini taşırlar.

Yukarıdaki tanımlamalara göre, Trafik Mahkemeleri, Türk Parasını Koruma Hakkındaki Kanuna göre suç sayılan eylemleri işleyenleri yargılamakla görevli kılınan mahkemeler ve Toplu Basın Mahkemeleri gibi, Devlet Güvenlik Mahkemeleri de genel adliye içinde kurulmuş özel bir mahkeme türü olmaktadır.

Buna

karşılık, öğretide ve uygulamalarda olağanüstü mahkemeler söz konusu edilmekte

ve dava dilekçesinde de Devlet Güvenlik Mahkemeleri bu nitelikte

gösterilmektedir. Anayasa'nın 1488 sayılı Kanunla değişik 32. maddesi "Hiç

kimse, kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. -Bir

kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu

doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz. - biçimindeki

hükümleriyle, olağanüstü mercilerin tabiî yargılama yeri veya hâkimi

olamayacağı esas kuralını koymuştur. Anayasa'nın 32. maddesinde 1488 sayılı

Kanunla yapılan değişiklikte, her ne kadar eski metindeki "tabiî

hâkim" yerine "kanuen tabi olduğu mahkeme" deyimi kullanılmış

ise de, olağanüstü bir yargı yerinin kanunla kurulması, onu, Anayasa'ya uygun

duruma getirmez. Çünkü anayasal düzen kanun devleti temeline değil, hukuk

devleti temeline oturtulmuştur. Nitekim, değişikliğin gerekçesinde de, ortada

bir anlam ayırımı bulunmadığına işaret edilmek yoluyla, bu görüş benimsenmiş

olmaktadır. Anayasa'nın bu temel kuralına göre, olağan ile olağanüstü mercileri

birbirinden ayırmaya elverişli ölçünün saptanması gerekmektedir. Öğretide bu

ölçü, olağan yargılama yerlerinin olaylardan önce ve genel olarak herkes için,

olağanüstü mercilerin de olaylardan sonra ve elaya özel olarak kurulmuş olmaları

diye gösterilmekte olaylardan önce genel biçimde kurulmuş olup da belli bir

olayla ilgili bulunmayan yargı yerlerine "olağan yargı yeri" ve böyle

yerlerin hâkimlerine de "olağan hâkim" denilmektedir. Nitekim

26/6/1973 günlü, 1773 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kanununun sonradan

Anayasa Mahkemesince biçim yönünden iptal edilen (Anayasa Mahkemesinin

21/5/1974 günlü, Esas: 1974/8, Karar: 1974/19 sayılı karan; Resmî Gazete, gün:

4/8/1974 sayı: 14966) geçici 1. maddesiyle, bu Kanunun yürürlüğe girdiği günden

başlayarak işlenen ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görevine giren suçlar

hakkında, bu Kanun hükümlerinin, uygulanması kuralı konulmak yoluyla,

yukarıdaki görüş bu yönden benimsenmiş bulunmaktadır.

Mahkemelerin görev ve yetkilerini belirleyen usul hükümleri, kamu düzenine ilişkin kurallar olmaları nedeniyle, genel ceza hukukunda geriye işleyecekleri ilkesi kabul edildiğinden, Anayasa'da veya kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, yeni kurulan olağan yargı yerlerine, kurulmalarından, önce işlenmiş suçlara ilişkin kamu davalarının da gördürülmesi veya önce işlenmiş olup da bu mahkemelerin kurulmasından sonra meydana çıkan suçlara ilişkin davalara da bakma görevinin verilmesi bile, onların olağan bir yargı yeri sayılmalarına engel olamaz.

Anayasa'nın

"Temel haklar ve ödevler" kısmının "Kişinin hakları ve

ödevleri" bölümünde yer alan 32. maddesiyle benimsenen olağan yargı yeri

ve olağan hâkim ilkeleri, kişiler için konulmuş birer anayasal güvence

olduklarından, bunlar. Cumhuriyetin, insan haklarına ve hürriyetlerine dayalı

demokratik bir hukuk devleti olması niteliğiyle sıkı sıkıya bağlıdırlar. O

halde, egemenlik hakkını kullanmasının doğal bir sonucu olarak Devletin, sosyal

ve hukuksal veya eylemsel gereksinmeleri karşılamak üzere ve ceza siyasetinin

bir uygulaması niteliğinde özel, yani uzman yargı yerleri kurması ve yetki ve

görev alanlarını belirtmesi, böyle yerlerin Cumhuriyetin Anayasaca belirtilen

nitelikleriyle bağdaşmayan bir yönü bulunmadığından, Anayasa'nın 9.

maddesindeki değişmezlik ilkesine ve dolayısiyle teklif yasağına da aykırı

olamaz.

Anayasa'nın

1488 sayılı Kanunla değişik 11. maddesinin birinci fıkrasında (Temel hak ve

hürriyetlerin, Devletin ülkesi ve milletiyle bütünlüğünün, Cumhuriyetin, millî

güvenliğin, kamu düzeninin, kamu yararının, genel ahlâkın ve genel sağlığın

korunması amacıyla veya Anayasa'nın diğer maddelerinde gösterilen nedenlerle,

Anayasa'nın sözüne ve. ruhuna uygun olarak, ancak kanunla sınırlanabileceği) ve

ikinci fıkrasında (kanunun, temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunamayacağı)

ilkelerine yer verildikten sonra, "İnsan Hakları Evrensel

Beyannamesi" ile Türkiye'nin de katıldığı "İnsan Haklarını ve

Hürriyetlerini Korumaya Dair Sözleşme" den de esinlenerek, üçüncü

fıkrasiyle "Bu Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetlerden hiç birisi, insan

hak ve hürriyetlerini veya Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü

veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayırımına dayanarak, nitelikleri Anayasa'da

belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak kastıyla kullanılamaz" buyurucu ve

yasaklayıcı kuralı konulmuş ve son fıkrasında da "Bu hükümlere aykırı

eylem ve davranışların cezası kanunda gösterilir" denilmiş bulunmaktadır.

Devlet

Güvenlik Mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin bu hükümler, nitelikleri bakımından

aslında birer yargılama usulü hükmü olun. bu mahkemelerin yalnız yetki ve görev

alanım. Anayasa'nın değişik 11. maddesinin yukarıda gösterilen tanımlamalarına

uygun biçimde "Devlerin ülkesi ve milleti ile bütünlüğünü, hür demokratik

düzen ve nitelikten Anayasa'da belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve

doğrudan doğruya Devlet güvenliğini ilgilendiren suçlara bakmak" diye

saptamış bulunduğundan, Anayasa'nın 33. maddesinde öngörülen Ceza Hukukunun

"Kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesine aykırı düşen yeni bir suç türü

yaratıldığından söz edilemez. Çünkü ortaya yeni bir suç ve yeni bir ceza

konulmamıştır; sadece Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görevine girenleri veya

sokulmak istenenleri ayırabilmek için, genel veya özel ceza kanunlarında esasen

var olan suçlar, nitelikleri yönünden Anayasa'daki tanımlamaya göre yeni bir

sınıflandırmaya bağlı tutulmuşlardır.

Anayasanın,

suç ve ceza konularıyla yargılama yöntemleri hakkında sadece birkaç temel

ilkeyi belirtmekle yetinerek, bu konularla yöntemleri düzenleme yetkisini yasa

koyucuya bırakmış ve "Mahkemelerin Kuruluşu" başlığını taşıyan 136,

maddesinin birinci fıkrası hükmüyle de, mahkemelerin kuruluşu, görev ve

yetkileri, işleyişleri ve yargılama yöntemleri konularının yasa ile

düzenlenmesini öngörmüş bulunduğuna, yukarıda değinilmişti. Demek ki, Anayasa'da

tersine buyurucu, yasaklayıcı veya engelleyici bir kural olmadıkça ve Anayasaca

öngörülen insan hak ve hürriyetlerine dayalı demokratik bir hukuk devletinde

benimsenen temel ilkelere ve hukukun üstün kurallarına aykırı bulunmadıkça, suç

ve ceza alanında tüm düzenlemelerin kanunla ve bu arada üstün bir kural olarak

bir Anayasa hükmüyle de yapılması olanağı vardır. O halde genel veya özel ceza

yasalarında yer alan suçların, Anayasadaki tanımlara uygun biçimde yeni bir

sınıflandırmaya bağlı tutulmasının, "Kanunsuz suç ve ceza olmaz"

kuralıyla bir ilişkisi olmadığı gibi. Cumhuriyetin Anayasa'da belirtilen

nitelikleriyle de ters bir yönü bulunmadığından, ortada Anayasa'nın 9.

maddesindeki değişmezlik ilkesine ve dolayısıyle teklif yasağına aykırı bir durumdan

söz edilemez.

o) 1699 sayılı kanunun 3. maddesiyle eklenen üçüncü fıkra:

Devlet Güvenlik Mahkemesi, başkan ve üyelerinin çoğu ve savcısı adlî yargıdan olmak üzere birinci sınıfa ayrılmış adlî ve askerî hâkimlerle adlî yargı alanında uzman bir ceza mahkemesi niteliğinde kurulmuştur. Anayasamızda bu çeşit bir özel mahkemenin kurulmasını önleyen hiç bir kural yoktur. Tersine genel yargı yerleriyle askeri yargı yerleri, yukarıda açıklandığı üzere, bağımsız birer anayasal yargı kuruluşlarıdır. Anayasaca hem kuruluş biçimi gösterilmiş ve hem de yargılayacağı suçların niteliği belirtilerek yetki ve görev alanı çizilmiş böyle bir mahkemeye, Anayasaca kurulmuş iki ayrı bağımsız yargı yerinden hâkim atanması, Cumhuriyetin Anayasa'da gösterilen niteliklerine aykırı düşemez.

Aslında

bağlı oldukları statü aynı oldukça, Devlet Güvenlik Mahkemeleri hâkimlerinin,

Anayasaca yargı yetkisine sahip değişik yargı yerlerinden alınmaları ayrımlı

bir durum da yaratamaz. O halde, uzman olarak kurulan bu mahkemelerde, görev

alanına göre değişik bağımsız yargı yerlerinden hâkim alınmasında, Anayasa'nın

32. maddesinde yer alan"olağan yargı yeri" ve "Olağan

hâkim" ilkelerine aykırılık düşünülemez. Her iki yargı yerinden alınan

üyelerin, belirli bir kıdemle ehliyet ve nitelik ifadesi demek olan birinci

sınıf hâkim niteliğini taşımaları nedeniyle, aralarında her yönden bir ayırım

düşünmek olanağı olmadığı gibi, bu mahkemelerin üye sayısı, başkan ile üyelerin

ve savcının birinci sınıf hâkimlerden seçilmesi, yargılanacak kişiler için ayrıca

güvence Kaynağı olan öğelerdir. Böylece hâkim atanması ile, Anayasanın 134.

maddesinde hâkimlerin atanmalarına ilişkin hükümlerin kaldırıldığı da ileri

sürülemez. Çünkü, aynı maddede, hâkimlerin atanmalarının, mahkemelerin

bağımsızlığı esaslarına göre kanunla düzenleneceği ilkesi öngörülmüştür. Öte

yardan, bu mahkemeler adli yargı alanında kurulmuş uzman bir ceza mahkemesi

olduğundan, 1773 sayılı Kanunun 34 üncü maddesiyle öngörüldüğü üzere,

Anayasanın 144. maddesi uyarınca Yüksek Hâkimler Kurulunca yapılmakta olan

denetime ilişkin kuralların işlemez hale geldiği iddiası yersizdir.

c) 1699 sayılı Kanunun 3. maddesiyle eklenen dördüncü ve beşinci fıkralar:

Maddenin ek dördüncü fıkrasiyle, Devlet Güvenlik Mahkemesi hâkimlik, savcılık ve savcı yardımcılıklarına yapılacak atamalar. Bakanlar Kuruluna yani yürütme organına, bir ön işlem olarak, her boş yer için iki olmak üzere, aday gösterme yetkisi gibi, önemli bir fonksiyon verilmesi bu adaylardan adlî hâkimlerin Yüksek Hâkimler Kurulunun, savcı ile yardımcılarını Yüksek Savcılar Kurulunun ve askeri hâkimlerle askerî savcı yardımcılarını da özel kanunlarında gösterilen yönteme göre görevli yerlerin atama yetkileri, belirlenen adaylarla sınırlandırılarak saklı tutulmuş bulunmaktadır.

Böylece, aday gösterme ön - işlemi dışında, gerek Anayasa sistemi ve gerekse özel kanunlar yönlerinden yeni bir atama yeri veya yöntemi getirilmiş değildir. Diğer bir deyimle, eski Anayasal sisteme ve özel yasalara aykırı düşen, yürütme organına aday gösterme yetkisinin tanınması ve bu adaylardan atama yapma zorunluğunun konulması yoluyla eski atama yerlerinin, yetkilerinin daraltılmış ve sınırlandırılmış bulunmasıdır.

Burada,

esas sorun olarak, aday gösterme yetkisinin yürütme organına verilmesinin ve

dolayısiyle atama yerlerinin yetkilerinin aynı konuda sınırlandırılmasının

Cumhuriyetin Anayasa'da gösterilen nitelikleriyle ters ve bu yolla Anayasa'nın

9. maddesindeki değişmezlik ilkesiyle teklif vasağına aykırı düşüp düşmediği

yönünün tartışılması gerekmektedir. Mukayeseli Hukukta, hâkimlerin atanması

konusunda, hâkimleri halkın; hâkimlerin, yürütme organının ve bağımsız bir

organın seçmesi gibi o memleketin devlet şekline, hükümet sistemine ve rejimine

bağlı olmayarak başlıca dört değişik sistemden yalnız birisinin veya bu

sistemlerin değişik karma biçimlerinin uygulandığı görülmektedir. Değişik

memleketlerdeki uygulama çeşitleri, dört sistemin yarar ve sakıncaları o

ülkenin tarihsel gelişim sürecine, sosyal ve hukuksal yapı koşul ve

gereksinmelerine ve Anayasalarıyla hukuksal uygulamalarda öngörülen ilkelere ve

yer alan kurallara göre düzenlediği görülmektedir.

Yurdumuzda

önceleri hâkimlerin yasama ve yürütme organlarınca atanması sisteminin siyasal

iktidarlarca kötüye kullanılmasının bir tepkisi olarak, bu kez Anayasayla,

ayrık nitelikteki düzenlemeler dışında, "hâkimi hâkimlerin seçmesi"

sistemi benimsenmiş bulunmaktadır. Anayasanın 143. maddesinde 1488 sayılı

Kanunla yapılan değişiklik sonunda, Yüksek Hâkimler Kurulunun aldığı yeni

hukukî durumu nedeniyle, adlîye hakimleri hakkında sözü geçen sistemin daha tam

bir biçimde öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Buna karşılık, öteki yargı

yerlerindeki hâkimlerin atanmalarında Yasama Meclislerine, Cumhurbaşkanına ve

yürütme organlarına belli biçim ve ölçüde bir yetki tanınması yoluyla, oldukça

karma bir sisteme gidilmiştir. Bu düzenlemeler, hâkim atanması konusunda yasama

erki ile yürütme organlarına değişik biçim ve ölçülerde ve ancak belirli bir yetki

verildiğini ortaya koymaktadır.

Hâkimlerin

atanması yetkisi, esasta Anayasa'nın 132. maddesiyle benimsenen ve aynı zamanda

kişiler içinde bir güvence teşkil eden "Mahkemelerin bağımsızlığı

ilkesiyle doğrudan doğruya ilişkili bir etkendir. Ancak, bu ilke, hâkimlerin

kararlarını verirken sırasıyla Anayasa, kanun hukuk ve vicdani kanılan dışında

herhangi bir Karışmanın etkisinde kalmamaları, anlamını tanıdığından görev

yaptıkları yer ve kişilikleri gözününde bulundurulduğunda, hâkimleri atama

yetkisinin, bir yandan Anayasanın 7. maddesiyle konulan yargı yetkisinin, bir

Devlet erki olarak, Devletin yasama yetkisi ile yürütme görevi karşısında

bağımsızlığı ilkesi ve öte yandan Anayasanın 133. ve 134. maddelerinde

öngörülen hâkimlik güvencesi esasları ile de dolayısiyle ilgili olduğunda kuşku

yoktur. Devlet Güvenlik Mahkemelerine yapılacak atamalarda bir ön işlem olarak

nitelikleri Anayasaca saptanan hâkimler arasından sadece aday gösterme

yetkisinin yürütme organına tanınması, Cumhuriyetin Anayasa'da gösterilen

niteliklerinden insan hak ve özgürlüklerine dayalı demokratik bir hukuk devleti

olmasıyla bağdaşmayan bir yönü yoktur. Bu konuda, Anayasa'nın 9. maddesindeki

değişmezlik ilkesine ve dolayısiyle teklif yasasına aykırı durumun varlığı öne

sürülemez. Kaldı ki, atama yetkisiyle donatılan organın, bu yetkiyi kullanırken

herşeyden önce aday gösterme yolundaki işlemi incelemek ve bunun Anayasa'da ve

yasalarda öngörülen kurallara uygun olduğunu saptamak zorundadır.

Nihat O. Akçakayalıoğlu ek gerekçe yazmak hakkını saklı tutmuştur.

"Devlet Güvenlik Mahkemeleri başkan, üye ve yedek üyeleri ile savcı ve savcı yardımcıları üç yıl için atanırlar. Süresi bitenler yeniden atanabilirler." yolundaki beşinci fıkra hükmüne gelince: Dava dilekçesinde bu fıkra hükmünün Anayasa'ya aykırılığı iddiası, "Bağımsız Türk yargıçlarının vicdan kanılarına göre verebilecekleri hükmün zaman içerisinde yürütme organını tatmin etmemesi olanağını karşılamak üzere, görev süreleri üç yıla sınırlanmış ve tutum ve kararları vicdan kanılarına göre biçimlenecek olanları, elemek yetkisi de yürütme organına tanınmıştır" yolundaki gerekçeye dayandırılmaktadır.

İnceleme konusu fıkra hükmü, iddianın tersine, Devlet Güvenlik Mahkemeleri Başkan, üye ve yedek üyeleri ile savcı ve savcı yardımcılarına güvence sağlamaktadır. Şöyle ki, Anayasanın güvenceyi sarsmayacak bir ölçü saptadığı bu süre içinde, atamaya yetkili organlar dahil, hiç bir merci tarafından bu görevlilerin görev yerleri değiştirilemiyecektir. Bu hükmün, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı ilkelerini oluşturduğu ise açıktır.

Diğer yandan sözü edilen görevlilerde bu mahkemelere kimi zaman yeterince iş gelmemesi, kimi zamanlarda da yoğun ve yorucu çalışmalar gibi etkenlerle, Anayasaca belli edilen bu süre sonunda esas görevlerine dönme arzusu uyanabilir ve bu istek bir yerde olağan da sayılabilir. Uzman bir hâkimin göreve yeniden atanmasına veya yerine kendisi gibi uzman birisinin gelmesine olanak tanıyan böyle bir hükmün, Cumhuriyetin Anayasada belirtilen niteliklerine ters düşen ve Anayasa'nın 9. maddesindeki değişmezlik ilkesine ve dolayısiyle teklif yasağına aykırı bir yönü yoktur.

ç) 1699 sayılı Kanunun 3. maddesiyle eklenen altıncı fıkra:

Anayasa'nın

139. maddesinin son fıkrası uyarınca, Yargıtayın kuruluşu, işleyişi, başkan ve

üyelerinin ve diğer mensuplarının nitelikleri ve ikinci başkanların seçim

usulleri kanunla düzenlendiğine ve Yargıtay Ceza Daireleriyle Genel Kurulunun

bakacağı işlerin kanunda gösterilmesine engel bir hüküm de Anayasa'da yer

almadığına göre, adliye mahkemeleri alanında bir ağır ceza mahkemesi

derecesinde görev yapan Devlet Güvenlik Mahkemeleri kararlarının temyiz mercii

olarak, aslında Yargıtayın ceza işlerinde yetkili olan belli daire veya

dairelerinin ve Genel Kurulunun da, zaten yetkili bulunan Ceza Daireleri Genel

Kurulunun görevlendirilmesi ve bu konuların özel yargı yerlerinin uzmanlık

esasına uygun biçimde kurulmakta olduğuna ilişkin gerekçeye dayanarak, bir

Anayasa hükmü ile belirlenmesinde, Anayasa'nın 9. maddesindeki teklif yasağına

aykırılık bulunamayacağı ortadadır.

d)

1699 sayılı Kanunun 3. maddesiyle eklenen yedinci fıkra: Anayasa, yargı

alanında genel ilkeleri koymakla yetinmiş ve bu alanda kimi konularda

düzenleyici kurallar getirmekle birlikte ilgili öteki konuların kanunla

düzenlenmesi esasını benimsemiştir. Anayasanın 136. maddesinin birinci

fıkrasiyle, mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama

usullerinin kanunla düzenleneceği ilkesi konulduktan sonra, ek 7 nci fıkra ile

de, adliye mahkemeleri alanında görev yapmak üzere kurulmuş ağır ceza mahkemesi

derecesinde özel bir mahkeme olan Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluşu ve

işleyişi, görev ve yetkileri ve yargılama usulleri ile ilgili diğer hükümlerin

kanunda düzenleneceği kuralının getirilmesinin Anayasa'nın 9. maddesindeki

değişmezlik ilkesine ve dolayısiyle teklif yasağına aykırı bir yönü olamayacağı

açıktır.

O

halde, maddeye yönelen iptal isteminin yukarıda gösterilen nedenlerle reddine karar verilmelidir.

3 - 1699 sayılı Kanunun 4. maddesi:

Askerî mahkemelerdeki üyelerin çoğunluğunun hâkim niteliğine sahip bulunmamasının yarattığı sakıncaları ortadan kaldırmak amacıyla, 1961 Anayasa'sı hazırlanırken, askerî yargı alanım düzenleyen 138. maddenin dördüncü fıkrasiyle "Askerî mahkemelerde üyelerin tamamının hâkimlik niteliğine sahip bulunması" teklif edilmişse de yapılan görüşmeler sonunda fıkra, "Askeri mahkemelerde üyelerin çoğunluğunun hâkimlik niteliğine sahip olması şarttır" biçiminde yasalaşmıştır.

Anayasa'da 20/9/1971 günlü, 1488 sayılı Kanunla yapılan değişiklikte 138. maddenin söz konusu dördüncü fıkrası hükmüne dokunulmamış ise de, sonradan 15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun 4. maddesiyle fıkra "Askerî mahkemelerde üyelerin çoğunluğunun hâkimlik niteliğine sahibolması şarttır. Ancak, savaş halinde bu şart aranmaz." biçimine sokulmuştur.

Dava dilekçesinde, 1699 sayılı Kanunun 4. maddesinin iptali isteminin gerekçesi, özetle (Savaş sırasında dahi Türkiye Cumhuriyetinin adalet, dağıtımında Askerî Ceza Kanunumuz hükümlerine uyulması, bu yönden hâkimlik niteliğini taşıyanların çoğunlukta olması zorunludur. Savaş halinde birçok hukukçu yedek subaylık görevine çağırılacağından, hâkim ihtiyacının fazlasiyle karşılanması olanağı vardır. Bu nedenlerle, gerekçesi güç anlaşılır bu değişiklik, hukuk devleti ilkeleriyle uzlaşacak nitelikte değildir. Anayasa'nın 132. maddesinden itibaren getirilen yargı ve yargılama ilkeleriyle bağdaşmayan bu değişikliğin iptali uygun olacaktır.) biçiminde gösterilmiş bulunmaktadır.

Değişiklik

tekliflerinde ise bu fıkra hakkında özetle, "Savaş halinin özelliği,

savaşta belirecek ihtiyaçların, askerî mahkemelerde hâkim niteliğine sahip

üyelerin çoğunlukta olması şartından vazgeçilmesini gerektirdiği"

gerekçesi gösterilmiş, Anayasa Komisyonunda "Teklif gerekçesindeki espriye

bağlı kalındığının" belirtilmesiyle yetinilmiş, Millet Meclisindeki

görüşmelerde "Bu teklifin olağanüstü halin ve savaşın doğal bir sonucu

olduğu, savaşta hâkimlerin çoğunlukta olması kuralının tatbik edilemiyeceği ve

böyle bir kuralın pratik bir değeri olmadığı" ileri sürülmüş, Cumhuriyet

Senatosu Anayasa ve Adalet Komisyonu raporu da sevk gerekçesini tekrarlamış ve

Cumhuriyet Senatosundaki görüşmeler sırasında ise, başkaca bir gerekçe ortaya

konulmamıştır.

Bu kararda yeri geldikçe yinelediğimiz üzere, Anayasa yargı alanında genel ilkeleri koymakla yetinmiş ve kimi konularda düzenleyici kurallar getirmekle birlikte, bu alanla ilgili öteki konuların kanunlarla düzenlenmesi esasını benimsemiştir.

Yargı ile ilgili düzenlemeler, Anayasa'nın 132-152. maddelerinde yer almış ve bu arada askerî yargı alanına ilişkin ilkeler 138. maddesinde gösterilmiştir. Bu ilkelerin çoğu kuruluşa ve yargılama usulüne ilişkin niteliktedir. İşte, 138. maddenin 1699 sayılı Kanunun 4. maddesiyle ve bir tümce eklenerek değiştirilen dördüncü fıkrası, askerî mahkemelerin kuruluşuna ilişkin bulunmaktadır.

Yukarıdaki açıklamaya göre, bu değişikliğin Cumhuriyetin Anayasa'da gösterilen nitelikleriyle bağdaşması gerekmektedir.

Askerî

mahkemeler, Anayasa'nın 138. maddesinin son fıkrasına göre çıkarılan

kanunlarla, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatiyle askerî

hizmetlerin gereklerine ve maddenin dördüncü fıkrasındaki ana kurala uyularak,

üyelerin çoğunluğu hâkimlik niteliğine sahip olması koşuluyla, karma bir yapıda

kurulmaktadır. Yani bu mahkemeler askerî hâkimlerle, hâkimlik niteliği olmayan

subaylardan oluşmaktadır. Değişiklikten önce olağan zamanlar için öngörülen bu

kuruluş koşulunun, fıkrada 1699 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle getirilen

savaş halinde aranmayacağına ilişkin hükümle, askerî mahkemelerin savaş

halinde, üyelerin çoğunluğu subaylardan olmak üzere dahi kurulabilmesi olanağı

yaratılmış demektir.

Böylece, savaş halinde askerî mahkemelerde üyelerin çoğunluğunun hâkimlik niteliğine sahip olması koşulunun aranmamasının, hem Anayasa'nın yargı alanındaki ilkelerine ve hem de Cumhuriyetin Anayasa'da gösterilen nitelikleriyle ilgili temel ilkelere etkili olacağı kuşkusuzdur.

O

halde, bu çeşit bir kuruluşun, Cumhuriyetin Anayasa'da gösterilen ilkeleriyle bağdaşır olup olmadığını, önce Anayasa'nın 7. maddesinde yer alan yargı yetkisi yönünden incelemek gerekecektir. Yargı yetkisinin, bir devlet erki olarak, yasama erki ile yürütme görevi karşısında bağımsız olduğunu kabul eden Anayasa, bu ilkeyi 7. maddesinde "Yargı yetkisi, Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır." diye tanımlamıştır. Üyelerinin çoğunluğu hâkim sınıfından olmayan görevlilerden oluşan bir mahkeme, Anayasa'nın 7. maddesi uyarınca yargı yetkisini Türk Ulusu adına kullanan bağımsız bir mahkeme olarak kabul edilemez.

Bundan başka hâkimlik mesleki, bilgi ve tecrübeyi, liyakat ve ehliyeti gerektirdiğinden bu niteliklerden yoksun bulunan ve üstelik hâkimlik güvencesine sahip olmayan görevlilerden kurulu, yargı yerlerinin doğru ve hiç bir etki altında kalmaksızın karar verebilecekleri kuşkuludur.

Yargı

alanının bu üç Anayasal ilkesine aykırı bulunan bir kuruluşun, insan hak ve

hürriyetleri bakımından da kişi için bir güvence olmasına olanak düşünülemez.

Çünkü çoğunluğu yargı için zorunlu öğrenim, bilgi, tecrübe ve bunların

oluşturacağı hâkimlik ehliyet ve liyakatından yoksun ve ayrıca her yönden

hiyerarşiye bağlı üyelerden kurulu bir mahkemede yapılan yargılamada, olayın ve

sorumlusunun ve hukuksal durumun saptanmasında, yani hükümde istenmiyerek ve

elde olmayarak, büyük yanılgılara düşülmesi olasılığı karşısında, kişinin

kendini güvence içinde görmesi ve duyması olanaksızdır. Bu durumda, istenmediği

halde bile, insan hak ve hürriyetlerinin ve bunların en önemlilerinden olan

kişi hak ve hürriyetleriyle yaşama hakkının dahi tehlikeye düşebileceği

söylenebilir. Askerî mahkemelerin öneminin, yalnız barışta onların yetkilerine

giren işler ve kişiler yönünden değil, sıkıyönetim ve savaş hallerinde bu

mahkemelerin gerek konu ve gerekse kişi bakımlarından yetki alanlarının çok

genişleyip adeta bir genelmahkeme kimliğini kazanacakları gözönünde

bulundurularak, tüm kişiler yönünden düşünülmesi gerekir.

Askerî

yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri ve askerî

savcılık görevlerini yapan askeri hâkimlerin refakatlerinde bulundukları

komutanlarla ilişkilerinin yalnız askerî gereklere göre değil, başta

mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı olmak koşuluyla, askerî

gereklerle birlikte kanunla düzenlenmesi, Anayasa'nın 138. maddesinin son

fıkrası gereği bulunmaktadır. Anayasa'nın temel yapısı, bu zorunluğun yalnız

barışta var olduğunun kabulüne elverişli değildir. Çünkü, mahkemelerin

bağımsızlığı ve dolayısiyle hâkimlik teminatı ilkelerinin kaynağını,

Cumhuriyetin Anayasa'da gösterilen insan haklarına ve başlangıçta belirtilen

temel ilkelere dayalı, demokratik ve özgürlükçü bir hukuk devleti olması teşkil

etmektedir. O halde aynı zorunluğun, askerî mahkemelerin savaş halindeki

kuruluşu için de geçerli sayılması kaçınılmaz bir sonuçtur.

Yukarıdaki açıklamalara göre, 15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun Anayasanın 138. maddesinin dördüncü fıkrasını, bir hüküm eklemek yoluyla değiştiren 4. maddesinin, "Ancak, savaş halinde bu şart aranmaz" biçimindeki son tümcesi Anayasa'nın Cumhuriyetin insan hak ve hürriyetlerine dayalı olduğunu belirleyen Başlangıç bölümüyle 2. maddesinde gösterilen insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayalı bir hukuk devleti olma niteliğine aykırı bulunduğundan, Anayasa'nın 9. maddesindeki değişmezlik ilkesine ve dolayısiyle teklif yasağına da ters düşmektedir. Bu nedenle "Ancak, savaş halinde bu şart aranmaz." kuralının iptaline karar verilmesi gerekmektedir.

Halit Zarbun ve Nihat O. Akçakayalıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.

4 - 1699 sayılı Kanunun 6. maddesi:

Anayasa'ya 15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun 6. maddesiyle eklenen geçici 21. madde ile, sıkıyönetimin kaldırıldığı tarihte, sıkıyönetim mahkemelerinde görülmekte bulunan davalar sonuçlandırılıncaya kadar bu mahkemelerin görev ve yetkilerinin devam edeceği ilkesi konulmuş ve ancak, kamu davası açılmamış dosyalarla duruşmanın tatiline karar verilmiş davaların, durumlarına, niteliklerine ve kanun hükümlerine göre görevli ve yetkili mercilere verilmesi öngörülmüş bulunmaktadır.

Bu

madde için teklifte "Son yasama yılındaki durum gözonünde tutularak,

bugünkü gereksinmeleri karşılamak" gerekçesi yer almış ve Anayasa

Komisyonu raporunda başka bir gerekçe gösterilmemiştir. Millet Meclisindeki

görüşmelerde özetle, (Görülmekte olan davaların nitelikleri ve sanıklarının

çokluğu nedeniyle hüküm evresine yaklaşan davaların olağan mahkemelere

devredilmeleri, yargılamaların hızını birçok yönden keserek işleri gereksiz

uzatacağı, bir davanın içeriğinin yargılama evresinde öğrenmiş bulunan

hâkimlerin değişmesinin çeşitli sakıncalar yaratacağı, delillerin takdirinde,

davalara yeni bakacak hâkimlere zorluklar yaratılacağı, böyle davaların

bitirilmesini sağlamak için sıkıyönetimin bir bakıma uzatılması istenebileceği

ve sanıkların davalarını yersiz ve nedensiz uzatma istemeleri eğilimine yardım

edileceği) gerekçeleri üzerinde durulmuştur. Cumhuriyet Senatosu Anayasa ve

Adalet Komisyonu raporunda, (Uygulamada sıkıyönetim kalkınca, sıkıyönetim

mahkemelerinde görülmekte olan davaların çeşitli anlayışlar nedeniyle ortada

kaldığı, bir konunun olağan dönemde de aynen uygulanacağı, sıkıyönetim

mahkemelerinde uygulanmasiyle adliye mahkemelerinde uygulanmasının değişik bir

sonuç doğuramıyacağı, sıkıyönetim kalktıktan sonra görev ve yetkinin eldeki

davalarla sınırlı olarak devamı kuralı getirilerek ortada kalma durumunun

giderildiği) gerekçesine dayanılmaktadır. Cumhuriyet Senatosundaki görüşmelerde

de, Millet Meclisindeki görüşmelerde ileri sürülen bir bölüm gerekçeler

yinelenerek, (Bu madde ile sıkıyönetim zamanındaki suçlarla ilgili davaların

tasfiyesi amacının güdüldüğü ve davaların devredilmesiyle sıkıyönetimle elde

edilmek istenen sonuçlara erişilemiyeceği, kimi hallerde bu amaca ters düşen

sonuçlar doğacağı ve sıkıyönetim kalktı diye yapılacak devrin mantıki

olamayacağı) gerekçelerine yer verilmiştir.

Dava dilekçesinde ise "Getirilmiş olan bu yeni ek (Geçici) madde ile, Anayasamızda yer alan ilkelere ve hükümlere aykırı bir hüküm konulmuş olmaktadır. Gerçekte, 1402 sayılı Kanunun 23. maddesinin iptali konusundaki kararıyla Anayasa Mahkememiz bu durumu saptamıştır. Uygulamada, sıkıyönetimin kalkmasından sonra Anayasa'mızın 32. maddesine de aykırı düşecek iki ayrı adalet dağıtımının nedeni olabilecek bu hükmün iptali zorunlu sayılmalıdır." denmektedir.

Gerçekten,

13/5/1971 günlü, 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununun 23, maddesinde, 15/5/1973

günlü, 1728 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce yer alıp, eldeki bütün

işleri kapsayan benzer nitelikteki kural, Anayasa Mahkemesince Anayasa'nın 32.,

124. ve 138. maddelerindeki hükümlere aykırı bulunarak iptaline karar

verilmiştir. (15 - 16/2/1972 günlü, E; 1971/31, K: 1972/5 sayılı Anayasa

Mahkemesi kararı Resmî Gazete, gün: 14/10/1972, sayı: 14336). Ancak, bu kararın

konusu olan işte, bir yasa hükmünün Anayasa'ya esastan aykırılığı yönünden

inceleme yapılarak hüküm kurulmuştur. Buna karşılık burada ise, geçici de olsa

yeni ve ayrıklı bir kural getiren bir Anayasa değişikliğinin, Cumhuriyetin

Anayasa'da gösterilen niteliklerini zedeleyicek ve bu itibarla 9. maddesindeki

değişmezlik ilkesine ve dolayısiyle teklif yasağına aykırı olup olmadığı,

açısından, yani biçim yönünden sınırlı bir inceleme yapılmaktadır. Bu

nedenlerle, anılan kararda varılan sonucun burada dayanak alınması

olanaksızdır.

Anayasa'ya 1699 sayılı Kanunun 6. maddesiyle eklenen geçici 21. maddesinin ikinci tümcesinde kamu davası açılmamış dosyalar ile duruşmanın tatiline karar verilmiş davaların durumlarına, niteliklerine ve kanun hükümlerine göre yetkili ve görevli mercilere verilmesine ilişkin kuralın, Cumhuriyetin Anayasa'da gösterilen niteliklerine ters düşen bir yanı olmadığı ve esasen ceza yargılamaları alanındaki ilkelerle uygulamaya da aykırı bulunmadığı açık olduğundan, Anayasa'nın 9. maddesindeki değişmezlik ilkesine ve dolayısiyle teklif yasağına aykırılığı yönünden bir tartışmaya bile yer görülmemiştir.

Geçici 21. maddenin birinci tümcesinde ise, sıkıyönetimin kaldırıldığı tarihte sıkıyönetim mahkemelerinde görülmekte bulunan davalar sonuçlandırılıncaya kadar bu mahkemelerin görev ve yetkilerinin devam edeceği kuralı yer almaktadır. Maddenin ikinci tümcesindeki kuralla karşılaştırıldığında, bu kuralla sıkıyönetim mahkemelerinin görev ve yetkilerinin, sıkıyönetimin kaldırıldığı günde sadece elde görülmekte olan davalarla sınırlı olarak süreceği ilkesinin getirildiği görülmektedir.

Anayasa'nın sıkıyönetim ve savaş hallerinde uygulanacak ilkeleri gösteren 124. ve askerî yargı alanını düzenleyen 138. maddelerine göre, sıkıyönetim mahkemelerinin görev ve yetkilerinin sıkıyönetim süresiyle sınırlı olacağı anlaşılmakta ise de, geçici 21. madde ile getirilen kural, bu mahkemelerin görev ve yetkisinin, ayrıklı olarak, görülmekte olan davalarla sınırlı biçimde sürmesini öngörmüş bulunmaktadır.

İşte, burada ayrıklı olan bu kuralın, Cumhuriyetin Anayasa'da gösterilen niteliklerini değiştirmekte olup olmadığının belirtilmesiyle yetinilmesi gerekmektedir.

Sıkıyönetim Mahkemelerinin sıkıyönetimin kalkmasından sonra görev ve yetkilerinin görülmekte olan davalarla sınırlı olarak sürmesinin Anayasa'nın 32. maddesiyle konulmuş bulunan kanunî, yani tabiî yargı yolu ilkesiyle ilişkili olduğu da kuşkusuzdur. Anayasa'nın 32, maddesindeki "Kanunî yargı yolu" ilkesi üzerinde, bu karanınızın (II.) Bölümün 2. kesiminde yeteri kadar durulmuş olduğundan, burada aynı ilke hakkında ayrıca bir açıklama yapılmasına yer kalmamıştır.

Geçici

21. madde, geçici diye adlandırılmış ise de, amaçları bakımından, her

sıkıyönetim ilânından sonra kurulacak sıkıyönetim mahkemelerinin kaldırıldığı

günde, bu maddenin hükmünü yürütecek kuralları içerdiği ortadadır. Şu halde,

Anayasa'ya 1699 sayılı Kanunun 6. maddesiyle eklenmiş bulunan geçici 21.

maddede yer alan, sıkıyönetim mahkemelerinin görev ve yetkilerinin,

sıkıyönetimin kalkmasından sonra da görülmekte olan davalarla sınırlı olarak

süreceğine ilişkin kural, sürekli nitelikte demektir ve şu tanımlamaya göre,

sıkıyönetime ve sıkıyönetim mahkemelerine ilişkin kuralları içeren 124. ve 138.

maddelerle birlikte düşünülmesi gereklidir. Diğer bir deyimle, yukarıda işaret

olunduğu üzere, geçici 21. maddedeki kural, bir balama ayrıklık teşkil

etmektedir.

Sıkıyönetim halinde, görev yapan sıkıyönetim askerî mahkemelerinin hangi işlere bakacağı ve bunlardan görülmekte olan davalardaki görev ve yetkisinin sıkıyönetimin kalkmasından sonra da süreceği kişilerce olaylardan önce belli bulunduğundan, geçici 21. maddedeki bu kuralın ileriye dönük, genel ve objektif bir hüküm sayılması gerekir. O halde bu hüküm sıkıyönetim mahkemelerini, sıkıyönetimin kalkmasından sonra görülmekte olan davalar bakımından olağanüstü bir yargı yeri niteliğine sokamayacağından, Cumhuriyetin Anayasa'da gösterilen insan hak ve hürriyetlerine dayalı demokratik bir hukuk devleti olması niteliğini değiştirdiği öne sürülemez.

Yukarıdan beri açıklanan nedenlerle bu maddeye yönelen iptal isteminin reddine karar verilmelidir.

Ç -

Anayasa'nın öteki biçim kurallarına aykırılık sorunu:

Kararın

IV/A bölümünde, biçim yönünden yapılacak incelemede izlenecek sıra saptanmıştı.

Buna göre incelemenin Anayasanın 155.., 85., 91. ve 92. maddeler izlenmek suretiyle

yapılması gerekmektedir. Gerçekten "Anayasa'nın değiştirilmesi" kenar

başlığını taşıyan, Anayasanın 155. maddesinin ikinci fıkrasının

"Anayasa'nın değiştirilmesi hakkındaki tekliflerin görüşülmesi ve kabulü,

birinci fıkradaki kayıtlar dışında kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki

hükümlere tabidir." hükmüne göre, aynı maddenin birinci fıkrasında yer

alan "Anayasanın değiştirilmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye

tamsayısının en az üçte biri tarafından yazı ile teklif edilebilir. Anayasa'nın

değiştirilmesi hakkındaki teklifler ivedilikle görüşülemez. Değiştirme

teklifinin kabulü, Meclislerin ayrı ayrı üye tamsayılarının üçte iki

çoğunluğunun oyu ile mümkündür." biçimindeki kurallar, özel bir değiştirme

yöntemini saptayan ayrıklı kurallardır. Bu bakımdan, esasın incelenmesine

kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki genel hükümlere ayrık düşen

kurallardan başlanması daha mantıkî görülmüştür. Kaldı ki, incelemede bu yolun

izlenmesi, kanunların yapılışında esasen teklif ile başlamakta olan yönteme de

uygun düşmektedir. Ayrıca, Anayasa, kanunların görüşülmesi için öngörülen genel

yöntem ilkesini, Anayasa değişiklikleri için de benimsemiş olduğundan, 155.

maddedeki biçim koşulları, Anayasa'nın 85. maddesindeki sözü geçen içtüzük

kurallarına göre de ayrıklıdır. Bu nedenle Anayasa değişikliklerinde,

Anayasa'nın 155. maddesindeki özel ve aylıklı yönteme ters düşen içtüzük

hükümleri de uygulanamaz.

O

halde, biçim yönünden esasın incelenmesine, Anayasa'nın 155., 85., 91. ve 92. maddelerindeki biçim koşullan sırasının izlenmesi de uygundur.

l - Anayasa'nın 155. maddesindeki biçim koşullarına aykırılık sorunu:

Anayasa'nın 155. maddesinin birinci fıkrasında özel bir değiştirme yöntemi koyan başlıca üç ayrıklı kural bulunmaktadır. Bunlardan birincisine göre, Anayasa değişikliği teklifleri yalnız Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte biri tarafından ve ancak yazı ile yapılabilir. İkinci kural ise, bu tekliflerin ivedilikle görüşülmesini yasaklamaktadır. Üçüncü kural da teklifin kanunlaşabilmesi için, Meclislerin ayrı ayrı üye tamsayılarının üçte iki çoğunluğunun oyunu gerekli görmektedir.

Dava dilekçesinde yer almamakla birlikte, görüşmeler sırasında, yukarıdaki ayrıklı kurallardan önce ivedilikle görüşme yasağını koyan ikincisi üzerinde durulmuş ve öncelikle görüşmenin de bu yasağın kapsamına girip girmediği tartışılmıştır. Gerçekten, Anayasa'nın 155. maddesinin birinci fıkrasının ikinci tümcesinde Anayasa'nın değiştirilmesi hakkındaki tekliflerin sadece ivedilikle görüşülmesi yasaklanmış ve bu tekliflerin öncelikle görüşülmesinden hiç söz edilmemiştir.

1699 sayılı Kanun 15/3/1973 gününde kabul edilmiş ve 20/3/1973 günlü, 14482 sayılı Resmî Gazetede yayımlanmış olduğundan, tüm kanunlaşması evrelerinde, Anayasa'nın geçici 3. maddesi uyarınca, 27 Ekim 1957 den önceki biçimi ile yürürlükte olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Dahili Nizamnamesi ile 18/1/1964 günlü, 11610 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün uygulanması gerekmiştir.

Yukarıda sözü geçen Dahili Nizamnamenin beşinci babında "Müstaceliyet (İvedilik) ve takdimen (Öncelik) Müzakere (Görüşme)" başlığı altında, bu iki ayrıklı görüşme yöntemi, birbirinden ayrımlı hukuksal kuruluş olarak düzenlenmiş bulunmaktadır.

Bunlardan

ivedilikle görüşme, kanun tasarı veya tekliflerinin iki yerine yalnız bir kez

görüşülmesini öngörmesine karşılık, öncelikle görüşme, aynı gündemde yer alan

bir teklif veya tasarının öteki işlerden önce görüşülmesini sağlamayı amaç

güden, bu nedenle, gerek hukuksal nitelik ve gerekse amaçları yönünden biri

ötekinden tüm başka olan ve ortaklaşa etkileri yalnız görüşmelerde çabukluk

sağlamaktan ibaret kalan iki ayrı görüşme yöntemidir. Nitekim Dahili

Nizamnamede her ikisi ayrı kurallarla ve bağımsız bir babda düzenlenmiş, 75.

maddesinde, bir kanun tasarısı veya teklifinin yalnız hemen veya öncelikle

görüşülmesi hakkında alınacak kararın, ivedilik karan sayılamayacağı ve bu

nedenle iki kez görüşme yapılması gerekeceği belirtilmiş bulunmaktadır. Bu

Bakımdan, Anayasa'nın 155. maddesinin birinci fıkrasında sadece ivedilikle

görüşme yasağının konulması ve öncelikle görüşme yönteminden ise hiç söz

edilmemesi, nedensiz değildir. Anayasa, Anayasa değişikliği tekliflerinin

öncelikle görüşülmesini de yasaklamak istese idi, içeriğinde yer alan öteki

yasaklayıcı kurallarda olduğu gibi, bunu da 155. maddeye açıkça koyardı.

Burada,

155. madde düzenlenirken, Anayasa Koyucunun 27 Ekim 1957 gününden önceki

İçtüzük hükümlerinin niteliğini ve ivedilikle öncelik konularındaki kapsamını

gözden kaçırdığı da ileri sürülemez. Çünkü Anayasa'nın, Türkiye Büyük Millet

Meclisinin 27 Ekim 1957 gününden önce yürürlükte olan İçtüzüğüne, yenileri

yapılıncaya kadar geçerlilik tanıyan geçici 3. maddesi 155. maddesinden önce

geldiği gibi Anayasa Koyucunun, İçtüzük hükümlerini tüm ayrıntıları ile bildiği

gözönünde tutularak 155. maddeyi düzenlediğinin kabul edilmesi gerekir.

Anayasa'nın 155. maddesindeki (İvedilik) sözcüğü ile güdülen amacın, kanunların

görüşülmesinde çabuklaştırmayı öngören tüm hükümleri değil, yalnız İçtüzükte

sözü geçen (İvedilikle .görüşme) yöntemi olduğu ortadadır.

Anayasa'nın 1488 sayılı Kanunla değişik 64. maddesinin dördüncü fıkrası hükmü ile yetki kanunları ile Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan kararnamelerin, Anayasa'nın ve Yasama Meclisleri İçtüzüklerinin, kanunların görüşülmesi için koyduğu kurallara göre, ancak komisyonlarda ve genel kurullarda diğer kanun tasan ve tekliflerinden önce ve ivedilikle görüşülüp karara bağlanacağı öngörülerek, her ikisine ayrı ayrı yer verilmiş bulunmaktadır.

O

halde, Anayasa'nın 155. maddesinde ivedilikle görüşme için konulan yasağın yalnız çabukluğu sağlamaktan ibaret olan ortaklaşa etkilerinden söz edilerek, ayrı ayrı nitelik ve amaçlan bulunan öncelikle görüşme yöntemini de kapsadığı düşünülemez.

Dahil Nizamnemenin 74. maddesine göre, bir kanun tasarısı veya teklifinin gündemde bulunan öteki maddelerden önce görüşülmesini, yalnız hükümet veya bir komisyon, ancak yazı ile ve gerekçesini de göstererek isteyebilir. Olay da böyle geçmiş bulunmaktadır.

Anayasanın

155. maddesi ivedilikle görüşmelerde uygulanacak süreler hakkında genel veya

özel bir açıklamayı da içermemektedir. Bu nedenle, Anayasa'nın 85. maddesi

uyarınca Anayasa değişikliği tekliflerinin görüşülmesinde de gözönünde

bulundurulması gereken İçtüzüklerdeki sürelere ilişkin kayıtların benimsenmesi

esastır. Bu bakımdan olayda Dahili Nizamnamenin 100. maddesindeki ikinci

görüşmenin birinci görüşmeden ancak beş gün geçtikten sonra gündeme alınacağına

ilişkin kurala 76. maddesi uyarınca verilecek bir genel kurul kararı ile uyulmaması

olanağı da vardır. O halde, bu sürelere, yine İçtüzük hükümlerine uygun olarak

alınacak bir kararla uyulmaması, İçtüzük hükümlerinin Anayasa kurallarından

üstün tutulduğunu veya onları kaldıracak nitelikte sayıldığını gösteremez.

15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanuna ilişin teklifin Millet Meclisinde birinci ve ikinci kez görüşülmesi ve Cumhuriyet Senatosunda birinci kez görüşülmesi sırasında, komisyonları adına başkanlarınca yazılı olarak verilen ve kabul edilebilir gerekçeleri de içeren önergeler üzerine, genel kurallarca alınmış kararlara dayanılmak yolu ile görüşmelerin öncelikle yapılmasında, yukarıda sözü geçen Dahilî Nizamname ile Cumhuriyet Senatosu içtüzüğü hükümlerine ve dolayısiyle Anayasa'nın 155. maddesindeki biçim koşullarına aykırı bir yön saptanmamıştır.

Yukarıdaki görüşler, 17 Mart 1971 günlü 14131 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 13/4/1971 günlü, E: 1970/41, K: 1791/37 sayılı Anayasa Mahkemesi kararında da benimsenmiş bulunmaktadır.

Ahmet Akar ve Muhittin Gürün bu görüşe katılmamışlardır.

2 - 1699 sayılı Kanunun 1. maddesinin Anayasa'daki öteki biçim kurallarına aykırı olup olmadığı sorunu;

1699 sayılı Kanunun 1. maddesinin, Anayasa'nın 9. maddesinde yer alan, Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmünün değiştirilemiyeceğine ve değiştirilmesi teklif edilemiyeceğine ilişkin biçim kuralına aykırı düşüp düşmediği konusu kararın (IV.) Bölümünün (C) bendinin (1) sayılı fıkrasında ayrıntıları ile incelenmiş bulunduğundan, burada sözü geçen 1. maddenin sadece Anayasa'daki öteki biçim kurallarına aykırı olup olmadığı yönünün incelenmesi gerekmektedir.

Ancak, bundan önceki (l) sayılı fıkrada, Anayasa'nın 155. maddesinin birinci fıkrasının ikinci tümcesindeki ivedilikle görüşme yasağına aykırı bir yönün bulunmadığı ve 1. maddenin bu bakımdan Anayasa'ya aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır. O halde aynı maddenin, yukarıda işaret edilenlerin dışında kalan Anayasa'daki öteki biçim koşullarına aykırı olup olmadığı yönünün incelenmesi ile yetinilmesi uygun olacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının, 450 si milletvekilliği ve teklif ve görüşmeler sırasında 184 ü Cumhuriyet Senatosu üyeliği olmak üzere 634 ve bunun üçte biri de 212 olduğuna göre, 1699 sayılı Kanunun birinci maddesine ilişkin yazılı teklifin 309 milletvekili ve Cumhuriyet Senatosu üyesince imza edilerek yöntemine uygun biçimde ve yazılı olarak verilmesinde ve öte yandan bu teklifin Millet Meclisinde 308 ve Cumhuriyet Senatosunda 130 oyla, yani her iki Mecliste ayrı ayrı üçte iki çoğunlukla kabul edilmesinde, Anayasa'nın 155. maddesinin birinci fıkrası hükmüne bir aykırılık görülmemiştir.

Davacılarca

1699 sayılı Kanunun 1. maddesine ilişkin Anayasa değişikliği teklifinin,

Anayasa'nın gerek 9. ve gerekse 155. maddeleri ile başlıca öteki biçim

şartlarını içeren sırası ile 85., 91., ve 92. maddelerindeki biçim koşullarına

aykırılıkları ileri sürülerek sözü geçen maddenin incelenmesi istenmemiş ve

yalnız Anayasa'ya esastan aykırılığı yönünden incelenerek iptali dava edilmiş

ise de, Anayasa Mahkemesince, 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 28, maddesinin

birinci fıkrası hükmüne dayanılarak biçim açısından da yapılan inceleme sonunda

9. ve 155. maddelerdeki biçim koşullarına bir aykırılık görülmediği gibi 85..,

91. ve 92. maddelerle Yasama Meclisleri İçtüzüklerine aykırı düşen ve iptali

gerektiren bir yön de yoktur. Bu bakımdan, yasama Meclisleri tutanaklarında

esasen tüm ayrıntıları ile yer alan görüşme evrelerini, özetle de olsa karara

aktarmaya gerek kalmamıştır.

Bu nedenlerle, 1699 sayılı Kanunun 1. maddesinin yukarıda değinilen öteki biçim kuralları bakımından da Anayasa'ya aykırı olmadığına karar verilmelidir.

3 - 15/3/1973 günlü 1699 sayılı Kanunun 3 ve 6. maddelerinin Anayasa'daki öteki biçim kurallarına aykırı olup olmadığı sorunu:

Dava

dilekçesinde özet olarak: (Teklifin, Anayasa'nın 136. maddesine 2., 3., 4., 5.,

6. ve 7. fıkraların eklenmesine ilişkin 3. ve geçici 21. maddenin eklenmesine

ilişkin 6. maddeleri, birinci görüşmelerinde, Millet Meclisi üye tamsayısının

üçte iki oranındaki oyu sağlayamadıkları için reddedilerek düşmüşlerdir.

Reddedilen bir teklifin, Anayasa'nın 155. maddesindeki koşullara uyulmaksızın,

yani bu koşullar içinde yeni bir teklif getirilmeksizin, değişiklik önergeleri

üzerine ele alınmasına olanak yoktur. Çünkü içtüzüğün "ikinci görüşmede

tasarı ve tekliflerin tümü üzerinde konuşulamaz. Ancak tadil teklifleri

üzerinde görüşülebilir" hükmünden, birinci görüşmede kabul edilen

maddelere ilişkin olarak verilen değiştirge önergeleri üzerinde görüşme

açılabileceği sonucu çıkmaktadır. Redddedilen maddelerin, ikinci görüşme

evresinde değiştirge önergeleri verilmek yolu ile canlandırılmasına olanak

yoktur. Kaldı ki Millet Meclisi içtüzüğü hükümlerine göre, reddedilen bir

teklifin devre sonuna kadar ele alınmasına da olanak bulunmamaktadır. Bundan

başka gerek Millet Meclisinde, gerek Cumhuriyet Senatosunda, bu maddelerin

reddedilmesi nedeniyle görüşülemiyeceği yolundaki önergemiz hakkında, açık

oylama yerine işaret oyuna sunulmak suretiyle karar alınmıştır ve nihayet bu

maddelerin Millet Meclisindeki ikinci görüşmelerinde, 3. madde, metni okunmadan

oylama yoluna gidilmiş ve her iki Mecliste oylanan metinlerin ayrı oluşu ve

Resmî Gazete'de yayımlanan metne uygun olmayışı nedeniyle bir boşluk ortaya çıkmıştır)

yolundaki iddialara dayanılarak sözü edilen maddelerin iptallerine karar

verilmesi istenmektedir.

Bu maddeler hakkında ileri sürülen görüşlerin değerlendirilebilmesi için, önce yasama organındaki oluşumu gözden geçirmek, sonra Anayasa ve İçtüzük kurallarını incelemek ve bunlardan çıkan sonuçlara göre durumu saptamak yönteminin uygulanması yerinde olacaktır.

A)

İddiaya ağırlık veren Millet Meclisindeki işlemler özetle şöyledir:

Millet Meclisi Anayasa Komisyonu, teklif üzerinde bir değişiklik yapmadan raporunu düzenlemiş, Millet Meclisi Genel Kurulunda 7/2/1973 günlü birleşim açılınca, ad okunmak suretiyle yoklama yapılmış, oturuma 325 üyenin katıldığı saptanmıştır.

Teklifin tümü üzerinde görüşme açılarak tamamlanmış ve maddelere geçilmesi 321 oyla kabul edilmiştir. Gerek 3. madde gerek 6. madde üzerinde açılan görüşmeler içtüzük kuralları içinde yürütülmüş, bu maddelerin teklif metninden çıkarılmasına ilişkin önergeler oya sunulmuş ve reddedilmiştir.

Görüşmeler sonunda açık oya başvurulmuş ve 3. maddeye 292. ve 6. maddeye de 288 kabul oyu verildiğinden Anayasanın değiştirilmesine yeterli çoğunluk oluşmamıştır.

İkinci görüşmeye 15/2/1973 günlü, 58. Birleşimde başlanmıştır. Birleşim açılınca yoklama yapılmış ve 306 üyenin hazır olduğu saptanmıştır.

"Başkan....

ikinci müzakereye başlıyoruz... bu müzakerelerde tümü üzerinde görüşmeler

cereyan etmez. Maddelerin ve maddeler üzerinde verilmiş değişiklik

tekliflerinin bütün işlemleri tamamlandıktan sonra tümü açık oya sunulur.

Bilgilerinize sunarım." demek suretiyle bir hatırlatma yapmış ve teklifin

1. ve 2. maddelerinin ikinci kez görüşmesi tamamlandıktan sonra 3. maddenin

görüşülmesine sıra geldiğinde (ki madde üzerinde bir değişiklik önergesi

verilmiş bulunmaktadır) kimi milletvekilleri birinci görüşmede 300 kabul oyunu

toplayamayan bir maddenin reddedilmiş sayılacağını ve ikinci görüşmeye tabi

tutulamayacağını, değişiklik önergeleri üzerinde de işlem yapılamayacağını öne

sürmüşler, buna karşı olan görüşler de belirtildikten sonra, Başkan bu konuda

izleyeceği yöntemi "Efendim, 3. madde yok, teklif yok denildi, usul

hakkında tutumumuzun aleyhinde konuşanlar tarafından.

3. madde var, teklif var, teklifte de Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının 1/3 ünün üzerinde imza var.

Bu

madde, birinci müzakere sırasında kabul için gereken 2/3 oy çoğunluğunu

sağlamamıştır. Birinci müzakere sırasında madde metninden çıkarılmasına dair

bir önerge Yüce Heyetinizce redlenmiş, yeniden bir önerge var, .............,

metinden çıkarılması isteniyor, onu da oylayacağım. Ondan sonra birinci

müzakerede kabul edilmemiş olduğu için, biraz evvel arzettiğim 55 numaralı dip

not gereğince yeniden üzerinde değişiklik teklifi verildiği için bu maddenin

metne ithali için ikinci görüşme sonunda, yani görüşmenin İçtüzük hükümleri

uyarınca önerge sahipleri ile komisyon arasında geçmesi şartı ile sonunda

oylama yapacağım... bütün bunların sonunda çok önemli bir usul müzakeresi

olduğu için sayın...... nın Birinci müzakerede kabul edilmemiş olan bir metnin,

ikinci müzakerede verilen değişiklik önergeleri üzerinde işlem yapılamaz-

şeklindeki ileri sürdüğü öneriyi oylarınıza arz edeceğim. .Sayın.... teklifi

kabul edilirse, birinci müzakerede kabul edilmemiş olan Anayasa değişiklik

teklifinin üçüncü ve altıncı maddeleri üzerinde müzakere yapılmayacaktır. Eğer

reddedilirse Başkanlığın görüşü kabul edilmiş olacaktır......" yolundaki

sözlerle açıklamış, 3. maddeyi okuttuktan ve değişiklik tekliflerini de Genel

Kurula sunduktan sonra bu maddenin metinden çıkarılması yolundaki önergeyi

okutmuş, bu önergeye komisyonun katılmadığını da saptamış ve önerge sahibine

açıklamada bulunmak üzere söz vermiştir. Bundan sonra oylamaya geçilmiş ve

önergenin kabul edilmediği Başkan tarafından bildirilmiştir. Verilen bir

değişiklik önergesine Anayasa Komisyonu katılmış ve komisyonun "Anayasanın

5. maddesinin değiştirilmesi ve Anayasaya 2 geçici madde eklenmesine dair

teklifin komisyonca kabul edilen 3 üncü maddesinin değiştirilmesine dair

verilmiş olan önergeler komisyonumuzca da görüşülmüş ve ..... tarafından verilmiş

olan önergeye katılmaya ve bu katılma sonunda adı geçen önergeler Genel Kurulca

üçte iki çoğunlukla kabul edildiği takdirde maddenin yeniden değişiklik

önergesine göre tanzimine karar verilmiştir" yolundaki raporu açık oya

sunulmuş ve 303 oyla kabul edilmiştir.

Madde değişikliklerle birlikte açık oya sunulmuş, Başkan, "3 üncü maddenin ikinci açık oylamasına 388 sayın üye katılmış, 309 kabul, 77 ret, 2 boş oy çıkmıştır. Bu suretle Anayasanın gerektirdiği üçte ikinin üstünde oyçokluğu ve madde Meclisimizce kabul edilmiştir" diyerek sonucu açıklamıştır.

6. Madde üzerindeki görüşmeler de 3. maddede olduğu gibi cereyan ettiğinden ayrıntılarına girmeye gerek görülmemiştir.

Bu maddenin ikinci görüşmesi sonunda yapılan açık oylamada 312 kabul oyu aldığı saptanmıştır.

Teklifin maddeleri üzerinde ikinci görüşme sonuçlandıktan sonra tümü açık oya sunulmuş ve oy ayırımından sonra Başkan, sonucu "....... 308 kabul, 63 ret ve l çekimser, bir boş oy kullanılmıştır.

Bu suretle Anayasanın gerektirdiği 2/3 ün üstünde oyçokluğu sağlamak suretiyle Anayasa değişiklik teklifi Meclisimizce kabul edilmiştir" diyerek açıklamıştır. (M. M. Tutanak Dergisi, Dönem 3. toplantı 4, birleşim 49- 58, cilt 33, sayfa 618- 656).

Cumhuriyet Senatosundaki işlemler de şöyle özetlenebilir:

Konu, Cumhuriyet Senatosunun 27/2/1973 günlü, 37. Birleşim gündemine alınmıştır.

Oturum başında bir üye önerge vererek, teklifin 3. maddesinin Millet Meclisinin birinci oylamasında reddedildiğini, Anayasa ivedilikle görüşme yasağı koyduğuna, göre iki defa görüşme ve iki defa kabul kuralını benimsediğini, böylece bu maddenin Mîllet Meclisinde usulüne uygun olarak kabul edilmediğini, bu durumun Anayasaya aykırı olduğunu, komisyonun söz konusu maddeyi teklif metninden çıkararak yeniden rapor hazırlamasını ve metin değişikliği yapmasını, İçtüzüğün 58. maddesine göre raporun ve ona bağlı metnin görüşülemiyeceğini ileri sürmüş, İçtüzük hükümleri uyarınca yerine getirilen işlemler sonucunda oya sunulan önerge 104 oyla reddedilerek görüşmeler sürdürülmüştür.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler sonuçlandıktan sonra maddelere geçilmesi 139 oyla kabul edilmiş. 3. madde birinci müzakerede 126, ikinci müzakerede de 130 oyla, 6. madde ise birinci görüşmede 129, ikinci görüşmede de 130 oyla kabul edilmiştir. Teklifin tümü açık oylamaya sunulmuş ve sonuçta 130 oyla kabul edilmiştir.

İddia

açısından şu yönün de açıklanmasında zorunluk görülmüştür. Millet Meclisinin

58. birleşiminin 15/2/1973 günlü 1. oturumunda başkanlıkça okutturulan 3.

maddenin 6. fıkrasının "Devlet Güvenlik Mahkemeleri kararlarının temyiz

mercii Yargıtay'da yalnız bu mahkemelerin kararlarını incelemek üzere kurulacak

daire veya daireler; Genel Kurul ise; Yargıtay Ceza Daireleri Genel

Kuruludur." ve 4. fıkrasının son tümcesinin de "askerî hâkimlerden

üye ve savcı yardımcılarının atanmaları ise özel kanunlarda gösterilen usule

göre yapılır." biçiminde kaleme alındığı görülmektedir. Anayasa Komisyonu

Başkanının uyarısı üzerine Başkan, "üye yardımcısı değil, yedek üye o

şekliyle tashih edilmiştir" diyerek düzeltmeyi, açıklamış, böylece 4.

fıkranın son tümcesinin, "askerî hâkimlerden üye, yedek üye ve savcı

yardımcılarının atanmaları ise özel kanunlarında gösterilen usule göre

yapılır" yolunda düzeltildiği anlaşılmıştır. (Aynı tutanak dergisi sayfa

434 - 439).

B)

Yukarıda açıklandığı gibi Yasama Meclislerindeki işlemlerden sonra Anayasa ve İçtüzük kurallarının da gözden geçirilmesinde yarar görülmektedir.

Anayasa'nın 155. maddesi Anayasa'nın değiştirilmesini bazı koşullara bağlamıştır. Anayasa'nın 9. maddesi ile ilgili açıklamalara yukarıda geniş bir biçimde yer verildiği için burada yinelenmesine gerek görülmemiştir.

Anayasa'nın 155. maddesinde öngörülen koşullar şöylece özetlenebilir: Anayasa'nın değiştirilmesine ilişkin teklifler Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte biri tarafından ve yazılı olarak yapılacaktır. Bu tekliflerin kabulü Meclislerin ayrı ayrı üye tamsayılarının üçte iki çoğunluğunun oyu ile mümkündür. Anayasa değişikliği teklifi ivedilikle görüşülemez.

Anayasa'nın değiştirilmesine ilişkin tekliflerin görüşülmesi ve kabulü yukarıda belirtilen koşullar dışında kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki hükümlere tabi olacaktır.

Örneklemek gerekirse Anayasa'nın 86. maddesindeki "Her Meclis üye tamsayılarının salt çoğunluğuyla toplanır ve Anayasa'da başkaca hüküm yoksa, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla karar verir" kuralı da Anayasa'nın 155. maddesiyle birlikte uygulanacaktır. Başka bir deyimle Anayasa değişikliği konusundaki tekliflerin görüşülmesine üye tamsayısının salt çoğunluğunun bulunması yeterli olduğu halde karar üçte iki çoğunlukla, usul konularındaki kararlar da toplantıya katılanların salt çoğunluğunun oyuyla alınabilecek ve görüşmeler, Anayasa'nın 85. maddesinde öngörülen içtüzük kuralları içinde sürdürülecektir.

İddianın ağırlığını Millet Meclisindeki görüşmeler teşkil ettiğinden, görüşmeler sırasında yürürlükte olan Millet Meclisi İçtüzüğü "Dahilî Nizamname" hükümlerinden konu ile ilgili olanlarının belirtilmesinde de yarar görülmüştür:

"Madde 77 - Heyeti umumiyece reddolunan lâyiha ve teklifler aynı içtima senesinde bir daha Meclise takdim olunamaz."

"Madde 99 - Kanun lâyiha veya teklifleri ancak iki müzakereden sonra katı surette kabul edilmiş olur."

"Madde 105 - Heyeti umumiye müzakeresi bittikten sonra maddelere geçilmesi reye konur.

Reye iktiran etmezse lâyiha veya teklifin reddedilmiş olduğunu reis tebliğ eder."

"Madde 107 - İkinci müzakerede lâyiha ve teklifin heyeti umumiyesi hakkında müzakere cereyan etmez.

Bu müzakere ancak tadil teklifleri üzerinde cereyan eder."

"Madde 109 - Lâyiha veya teklifin katiyen kabulü reye konmadan evvel, ibare ve üslup, yahut tertip ve tevsik itibariyle noksan veya iltibas olduğu aza veya encümen tarafından dermeyan olunursa metin, ait olduğu encümene gider.

Edilen tashihlerin reye iktiran etmesi lâzımdır."

"Madde 117 - Kanun lâyihası veya teklifinin birinci müzakeresi bittikken sonra arz olunan yeni tadilnameler o lâyihanın tetkikine memur encümene verilmek lâzımdır."

"Madde 122 - Tadilnameler asıl maddeden evvel reye konur."

"55 No. lu dipnot - Birinci görüşmede çıkarılması kabul edilen bir maddenin tekrar görüşülmesi hakkında ikinci görüşmede değiştirge verilebilir."

"61 No. lu dipnot - Birinci görüşme sırasında bir maddenin kanundan çıkarılması teklifi redlenmiş ve madde kabul edilmiş iken ikinci görüşme sırasında o maddenin çıkarılması yine teklif olunabilir."

C)

Konunun değerlendirilmesi:

Yasama Meclislerindeki görüşmelerde iki temel fikrin ortaya atıldığı anlaşılmaktadır. Bunlardan birincisi, davaya dayanak yapılan, yani her iki görüşmede de Anayasa'nın 155. maddesinin öngördüğü karar yeter sayısının olumlu olarak oluşması koşulunun gerçekleşmesini arayan görüştür, ikincisi ise, Yasama Meclislerinin çoğunluğu tarafından benimsenen ve böylece Anayasa değişikliğini oluşturan görüştür.

Konunun doğru olarak anlaşılabilmesi için Anayasa'nın 155. maddesi üzerinde yeniden durulması gerekmektedir. Bu maddenin içeriği doğru bir biçimde saptanmalıdır ki, yapılan yasama çalışmalarının Anayasa'ya uygun veya aykırı olduğu ortaya konulabilsin.

Gerçekten

Anayasa Koyucusu, Anayasa değişiklerinin bir oldu bittiye getirilmesini

istememiş ve bu isteği doğrultusunda kurallar koymuştur. Bir kez değişiklik

teklifinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte biri gibi

azımsanmâyacak üyeleri tarafından verileceği koşulu, Büyük Meclisi tedirgin

eden ve bir çözüm veya çare getiren bir halin varlığına delâlet eder. ikincisi,

bu koşul içinde gelen teklif, ivedilikle değil, kesinlikle iki kez

görüşülecektir. Yani Meclisler Kanunun üzerinde genişliğine ve derinliğine

duracaklar, araştırma, inceleme ve değerlendirmelerini yapma olanağı

bulacaklardır. Sırası gelmişken, Anayasanın uygulanmasını istediği (geçici

madde 3) İçtüzük kurallarından haberdar olmadığını ve bu bilmezlik içerisinde

155. maddeyi düzenlediğini de öne sürme olanağı yoktur. O halde

"Değiştirme tekliflerinin kabulü, Meclislerin ayrı ayrı üye tamsayılarının

üçte iki çoğunluğunun oyuyla mümkündür." yolundaki 155. maddenin birinci

fıkrası kuralına, aynı maddenin ikinci fıkrası hükmü görmezlikten gelinerek,

Anayasa ve İçtüzük kuralları dışında anlam vermeye olanak yoktur.

Millet Meclisi İçtüzüğü kural olarak dört oylama öngörmektedir. Bu oylamalardan birincisi, maddelere geçilmesinin oylanması, ikincisi, birincisi görüşmede her maddenin teker teker oylanması, üçüncüsü, ikinci görüşmede yine her maddenin teker teker oya sunulması dördüncüsü, yani sonuncusu ise teklifin tümünün oya sunulması işlemleridir. Burada değiştirge önergelerinin oylanması konusunda durulmamıştır.

Açıklamaya

gerek yok ki, bu dört oylamada da Anayasa'nın 155. maddesinde öngörülen karar

yeter sayısı aranacaktır. Ancak kimi oylamaların bitirici ve kesin olmasına karşın,

maddelerin birinci görüşmeleri sonunda yapılan oylama böyle bir sonuç ortaya

koymaz. Yani bu oylama sonunda madde kesin olarak kabul veya reddedilmiş olmaz.

Çünkü o madde ister kabul edilmiş, ister kabul edilmemiş olsun, mutlaka ikinci

oylamadan geçecek ve bu oylamada belirecek haliyle tasarı veya teklifin tümü

açık oya sunulacaktır. Başka bir deyimle ikinci oylama, birinciye nazaran

bitirici bir sonuç ortaya koyar. Yani birinci ve ikinci görüşmede kabul

edilmeyen yahut birinci görüşmede kabul edildiği halde ikinci görüşmede kabul

edilmeyen madde teklif metninden kesin olarak düşecek ve teklifin tümü bu

haliyle açık oylamaya sunulacaktır.

Millet Meclisindeki uygulamalar da, birinci görüşme sonundaki oylamanın kesin ve bitirici olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim bu uygulamaları belli eden 55 ve 61 numaralı dipnotlar, Millet Meclisinin de kanunlar açısından konuyu böyle anladığını belirtmeye yeterlidir.

Yukarıda

da değinildiği gibi Anayasa değişikliklerinde ivedilikle görüşme usulü

uygulanmayacak ve bu teklifler, Anayasa'nın öngördüğü koşullar ve kayıtlamalar

dışında kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki kural ve hükümlere tabi

olacaktır. Tümü üzerindeki görüşme tamamlanarak maddelere geçilmesi üye

tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla kabul edilen Anayasa değişikliği teklifinin

bir veya birkaç maddesinin, birinci görüşme sonunda, Anayasa'nın 155.

maddesindeki oy oranına ulaşmaması nedeniyle kesin olarak düşeceğinin kabul

edilmesi, her şeyden önce Anayasa değişiklikleri tekliflerinin ivedilikle

görüşülemez yolundaki buyruğuna aykırı düşer. Çünkü böyle bir düşüncenin kabul

edilmesi dolaylı bir biçimde ivedilikle görüşme usulünün uygulanması sonucunu

doğurur ki böyle bir kabulün Anayasa'ya aykırı düştüğü açıkça ortadadır

O

halde teklifin 3. ve 6. maddelerinin birinci görüşme sonundaki oylanmalarında kabul için yeterli oyu sağlayamamış olmasının bu maddeleri düşürmediği, verilen değiştirge önerleri üzerinde ikinci görüşme açılarak bunların oya sunulmaları ve bundan sonra da maddelerin ayrı ayrı oylanarak kabulü üzerine teklifin tümünün oylanması işlemlerinde Anayasa hükümlerine ve özellikle 155. maddeye aykırılık yoktur.

Yukarıda Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu işlemleri açıklanırken belirtildiği üzere, tutanakların incelenmesinden 15/2/1973 günlü 58. Birleşimde teklifin okunduğu, görüşmelerin sonunda kabul edilen metinlerle Resmî Gazete'de yayımlanan kanun metni arasında bir ayrılık ve boşluk olmadığı anlaşılmaktadır.

Diğer yandan usul tartışmalarına ilişkin görüşmeler sonunda, aksi davranış İçtüzük kurallarına uygun olarak istenmiş olmadıkça, işaret suretiyle oya başvurulmasında da İçtüzüğe aykırı düşen bir yön görülmemiştir.

Bu nedenlerle 3. ve 6. maddelere yöneltilen iptal istemi reddedilmelidir.

Kani Vrana, Ahmet Akar, Hasan Gürsel ve Şevket Müftügil bu görüşe katılmamışlardır.

V-

SONUÇ

l - 15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun, Anayasa'nın 30. maddesinin dördüncü fıkrasını değiştiren 1. maddesinin, Anayasa'nın 9. maddesinde yer alan (Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmünün değiştirilemeyeceğine ve değiştirilmesi teklif edilemeyeceğine) ilişkin biçim kuralına aykırı bulunmadığına oybirliğiyle;

2- 15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun, Anayasanın 36. maddesine 2., 3., 4., 5., 6., ve 7. ek fıkraları ekleyen 3. maddesinin Anayasa'nın 9. maddesinde yer alan (Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmünün değiştirilemeyeceğine ve değiştirilmesi teklif edilemeyeceğine) ilişkin biçim kuralına aykırı olmadığına oybirliğiyle;

3 - 15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun, Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasını değiştiren 4. maddesinde yer alan "Ancak, savaş halinde bu şart aranmaz" kuralının, Anayasanın 9. maddesindeki (Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmünün değiştirilemiyeceğine ve değiştirilmesi teklif edilemiyeceğine) ilişkin biçim kuralına aykırı olduğuna ve bu nedenle iptaline Halit Zarbun ve Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoylariyle ve oyçokluğu ile;

4 - 15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun, Anayasa'ya geçici 21. maddeyi ekleyen 6. maddesinin, Anayasa'nın 9. maddesinde yer alan (Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmünün değiştirilemiyeceğine ve değiştirilmesi teklif edilemiyeceğine) ilişkin biçim kuralına aykırı bulunmadığına oybirliğiyle;

5 - Dava konusu maddeler açısından 15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanuna ilişkin teklifin Meclislerde tümünün öncelikle görüşülmesinin Anayasa'nın 155. maddesindeki biçim kuralına aykırı olmadığına Ahmet Akar ve Muhittin Gürün'ün korşıoylariyle ve oyçokluğu ile;

6 - 15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun 1. maddesinin öteki biçim kuralları bakımından da Anayasa'ya ayıkırı olmadığına oybirliğiyle;

7 - 15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun 3. ve 6. maddelerinin öteki biçim kuralları bakımından Anayasa'ya aykırı olmadığına ve bu maddelere yönelen iptal istemlerinin reddine Kani Vrana, Ahmet Akar, Hasan Gürsel ve Şevket Müftügilin korşıoylariyle ve oyçokluğu ile;

15/4/1975 gününde karar verildi.

Başkan

Muhittin Taylan

Başkanvekili

Kâni Vrana

Üye

İhsan Ecemiş

Üye

Ahmet Akar

Üye

Halit Zarbun

Üye

Ziya Önel

Üye

Abdullah Üner

Üye

Ahmet Koçak

Üye

Muhittin Gürün

Üye

Lütfi Ömerbaş

Üye

Hasan Gürsel

Üye

Ahmet Salih Çebi

KARŞIOY

YAZISI

15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Yasa ile Anayasa'nın 30., 57., 136., 138. ve 148. maddeleri değiştirilmiş ve Anayasa'ya geçici 21. ve 22. maddeler eklenmiştir. Bunlardan 136. maddenin değiştirilmesine ve geçici 21. maddenin eklenmesine ilişkin işlemler Anayasaya ve Millet Meclisi İçtüzüğünün buyurucu hükümlerine biçim yönünden aykırı olarak gerçekleştirilmiş bulunduğu kanısına vardığımızdan, aşağıda açıklanan nedenlerle bu konudaki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

l -

Anayasa değişikliklerine ilişkin tekliflerin, olağan yasa tekliflerine göre

içerik ve nicelik bakımlarından önemli ayrılıkları vardır. Yasama organına

sunulan metin, Anayasanın belirli bir maddesi veya maddeleri, yahut maddede yer

alan belirli bir hükmü ele almalı, değiştirilmesi öngörülen biçimiyle ortaya

koymalıdır. Öneride bulunan parlamenterlerin değiştirme istek ve iradelerinin

kapsamı, sundukları metinden açıkça anlaşılmalıdır. Çünkü Anayasa Koyucu,

Anayasa değişikliklerini tüm olarak yasaların yapılması yöntemine bırakmamış,

haklı olarak bunu güçleştirici hükümler getirmiş, Cumhuriyet ilkesiyle

bağdaşmayan tekliflerin yapılamayacağı kuralını koymuş ve böylece Anayasayı

koruma ve kollama göreviyle yasama organını da bağlı tutmuştur.

Anayasanın

155. maddesinde, değiştirme tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam

sayısının üçte biri tarafından yazılı olarak yapılması gereğinden söz

edilmektedir. Şu halde bu yöntem dışında bir değişiklik teklifinin yasama

organına getirilmesi olanaksızındır. Komisyonlarda ve genel kurullardaki

görüşmeler sırasında teklifin tüm olarak kabulü veya reddi ya da bir bölümünün

kabulü veya reddi mümkündür. Redaksiyon düzeltmeleri dışında teklifin

değiştirilmesi veya buna kimi hükümler eklenmesi, yukarıda açıklandığı üzere,

teklif sahiplerinin iradelerinin dışına taşırılmış bir işlem olur ve bu yönü

ile 155. madde hükmüne aykırı bir davranış ortaya çıkar. Çünkü yöntemince

teklif bulunmadığı halde, bu davranış yolu ile Anayasa değişikliği yapma yolu

açılmış olacaktır. Kabul edilen 136. ve geçici 21. madde hükümlerine bu açıdan

bakıldığı zaman saptanacak durum şudur:

Teklifin

Millet Meclisi Genel Kurulunda ikinci kez görüşülmesi sırasında bir

milletvekilinin önergesi üzerine 136. maddenin ikinci fıkrası için öngörülen

metnine "Ancak sıkıyönetim ve savaş haline ilişkin hükümler

saklıdır." tümcesi eklenmiştir. Aynı suretle geçici 21. maddenin teklif

edilen metnine de bir milletvekilinin önergesi üzerine "...duruşmanın

tatiline karar verilmiş davalar durumlarına..." deyimi konulmuştur.

Anayasa'nın 155. maddesi uyarınca; teklif edilmeyen, bağımsız hüküm niteliğinde

bulunan ve redaksiyon düzeltmeleri dışında kalan bir metnin bu yolla eklenmesi

olanağı yoktur. Sözü geçen ek metinlerin gösterilen nedenlerle iptali

gerekirken buna aykırı yönde oluşan karara katılamıyoruz.

2 -

Her iki maddeye ilişkin görüşmeler Millet Meclisinde tamamlandıktan sonra

oylama yapılmış ve Anayasa'nın 155. maddesinde öngörülen üçte iki çoğunluk

sağlanamamıştır. 136. maddeye ilişkin metin için yapılan oylamaya 359 üye

katılmış, 292 kabul, 67 ret oyu kullanılmıştır. Geçici 21. maddeye ilişkin

metin için yapılan oylamaya 357 üye katılmış 288 kabul, 69 ret oyu

kullanılmıştır. Teklif edilen metinler Anayasa'ca öngörülen 300 oyu

sağlayamadığından Millet Meclisinin kabul iradesi gerçekleşmemiştir. Hal böyle

iken her iki maddeye ilişkin teklif, Millet Meclisinde ikinci kez

görüşülmüştür. Oysa Millet Meclisinde reddedilen ve hele birbirinden tamamen

farklı konuları içermesi bakımından önceki ve sonraki maddelerle hiç bir

bağlantısı bulunmayan, bağımsız hükümler niteliğindeki bu madde metinlerinin

ikinci kez görüşülmesine ne Anayasa ve ne de Millet Meclisi İçtüzüğü hükümleri

elverişli değildir.

Anayasa'nın

155. maddesinin ikinci fıkrasında: "Anayasa'nın değiştirilmesi hakkındaki

tekliflerin görüşülmesi ve kabulü, l inci fıkradaki kayıtlar dışında,

kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki hükümlere tabidir"

denilmektedir. 15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunla yapılan değişiklik

sırasında, Anayasa'nın geçici 3. maddesi uyarınca Millet Meclisi için, 27 Ekim

1957 gününden önce uygulanmakta olan içtüzük hükümleri yürürlüğünü korumakta

idi. Bu içtüzüğün 99. maddesi gereğince "Kanun lâyiha ve teklifleri ancak

iki müzakereden sonra katî surette kabul edilmiş olur." İkinci görüşmenin

niteliğini belirten 107. maddede ise ; "İkinci müzakereye lâyiha ve

teklifin heyeti umumiyesi hakkında müzakere cereyan etmez. Bu müzakerede ancak

tadil teklifleri üzerinde müzakere cereyan eden" denilmektedir. Maddenin

açık anlamına göre, metindeki bir madde görüşmede esas itibariyle kabul

edilecek, fakat üzerinde değişiklik yapılması önerilmiş ve bu önerilen

değişiklik benimsenmemiş ise, ikinci görüşmede sözü edilen öneriler gözden

geçirilerek madde son şeklini alacaktır. Madde ilk görüşmede kabul edilmemiş

ise, bunun ikinci görüşme yolu ile canlandırılmasına olanak yoktur. Bu metin,

yapılan değişiklik önerileriyle birlikte birinci kez görüşülmüş, fakat oylama

sonunda reddedilmiş ve böylece varlığı kalmamıştır. Reddedilen ve Millet

Meclisinin kabul iradesini sağlayamayan bir metnin ikinci kez görüşülmesine

İçtüzüğün 107. maddesi hükmü elverişli değildir. Çünkü böylece birinci

oylamanın sonucu, ikinci görüşme sonundaki oylama ile ortadan

kaldırılabilecektir. Oysa oylamanın anlamı bir metnin kabul edilip edilmediğini

göstermekten ibarettir. Değeri olmayan, sonuç doğurmayan bir oylama ile yasama

meclislerinin yükümlü ve hatta üçte iki çoğunluğu sağlamakla zorunlu

tutulmaları düşünülemez. Yasa koyucu, eski deyimi ile "abesle

iştigal" etmez.

Oylamanın

redle sonuçlandığı durumlarda Anayasa, sadece kanunlar bakımından başka yollar

göstermiştir. Millet Meclisinde reddedilen tasan .ve teklifler Anayasa'nın 92.

maddesinin ikinci fıkrası uyarınca aynen Cumhuriyet Senatosuna gönderilir.

Burada kabul veya değiştirilerek kabul edilirse, yeniden Millet Meclisine

gelir. Millet Meclisi metni benimserse, bu metin kanunlaşır. Aksi halde aynı

maddenin beşinci fıkrasında sözü geçen Karma Komisyon kurulur. Mîllet Meclisi;

Karma Komisyonca veya Cumhuriyet Senatosunca hazırlanan metinlerden birini

olduğu gibi kabul edebilecek veya daha önceki tutumunu değiştirmeyerek

reddedecektir. Ancak öğretide mekik sistemi diye tanımlanan bu kurallar Anayasa

değişiklikleri için geçerli değildir. Çünkü 155. madde uyarınca değiştirme

teklifinin kabulü, Meclislerin ayrı ayrı üye tamsayılarının üçte iki

çoğunluğunun oyu ile mümkündür. Şu halde Millet Meclisinde bu çoğunluk

sağlanmadığı takdirde, mekik sisteminin işlemesi olanağı yoktur. Teklif artık

Cumhuriyet Senatosunca görüşülemez.

Birinci

görüşmede kabul edilmeyen Anayasa değişikliği teklifinin ikinci görüşmeye

alınması için Millet Meclisinde dayanak tutulan 55 ve 61 numaralı dip notlarına

gelince; bu notlar 1957 yılından önceki Büyük Millet Meclisi teamülünü

göstermektedir. Bunlardan 61 numaralı dip not olayımızla ilgili değildir. Çünkü

bu dipnot birinci görüşmede kabul edilen, fakat üzerinde değiştirge önerileri

olduğu için ikinci görüşmeye alınan bir metne ilişkindir. 55 nolu dipnot ise

olayımızla ilgili bir durumu kapsamaktadır. Birinci görüşmede metinden

çıkarılması kabul edilen bir maddenin tekrar görüşülmesi hakkında ikinci

görüşmede değiştirge verilebileceğini açıklamaktadır. Yani reddedilen bir

maddenin ikinci görüşmede ele alınabileceğini göstermektedir.

Burada

her olayın kendi zamanındaki hukukî durumuna ve yürürlükteki hükümlere göre

değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmek yerinde olacaktır. Şurasını hemen

belirtmek gerekir ki, tartışma konusu olan şey bir kanun tasarısı veya teklifi

değil, bir Anayasa değişikliğidir. Bu Anayasa değişikliği teklifinin her

maddesi gerçekten ayrı bir konuyu ilgilendirmekte, bağımsız bir teklif

niteliğini göstermektedir. Değişiklik teklifinin, Anayasa'nın bir kaç maddesine

ilişkin olması, bunun bir bütün olduğunu göstermez. Her madde için yapılan

teklif, kendi kapsamı içinde bağımsız bir teklif gibi kabul edilmek gerekir. Bu

itibarla Anayasa değişiklikleri tekliflerinin bir Kanun tasarı veya teklifi

gibi alınıp değerlendirilme olanağı yoktur. Kanun tasarı veya teklifi, belirli

bir konuyu baştan sona ele alan ve birbirleriyle bağlantılı hükümleri içeren

bir metindir. Hükümleri arasında tam bir uyum sağlanması gereken böyle bir

metinden meclislerdeki görüşmeler sırasında bir maddenin herhangi bir nedenle

çıkarılmış olması karşısında, uyumluluğu ve bütünlüğü korumak için kimi

hukuksal tedbirlerin öngörülmesi zorunlu olabilir. Fakat Anayasa'nın her biri

başlı başına birer ilke niteliğinde olan kurallarının düzenlenmesinde ve

değiştirilmesinde meclislerin iradelerini bir kez açıklamalarından sonra, bu

iradelerin ikinci kez yön dönüştürebilmesini amaçlayan tedbirlerin alınmasını

haklı gösterecek zorunlu bu neden düşünülemez.

Öte

yandan, 1957 yılından önce yürürlükte bulunan Anayasamızın koyduğu sistemde

çift meclis yöntemi de yoktur. Bir mecliste reddedilen metnin mekik sistemi

diye adlandırılan yöntemle canlandırılması mümkün değildir. Böyle olunca,

sadece kanunlar için 55 nolu dipnotun öngördüğü teamülün, eski Anayasa'nın

organik yapısına göre isabeti üzerinde durulabilir. Yukarıda da açıklandığı

üzere, belirli bir düzenleme sistemi içinde bulunması zorunlu yasa

maddelerinden bir veya bir kaçı üzerindeki uyumsuzluğun giderilmesi yolunu açık

tutmak gibi bir düşüncenin, eski Anayasa zamanında içtüzüğün 107. maddesini

yorumlama açısından bir değer taşıyabileceği ileri sürülebilir. Fakat 1961

Anayasasından sonra hukuksal durum değişmiştir. Özellikle Anayasa değişikliği

tekliflerinin Millet Meclisinde reddi kararlaştırılmış iken, ikinci görüşme

yolu ile canlandırılarak kabul edilmesi ve böylece Cumhuriyet Senatosunda da

ele alınabilmesinin sağlanması olanağı yoktur. Ters yönde oluşan çoğunluk

görüşüne gösterilen nedenlerle katılmıyoruz.

Üye

Şevket Müftügil

Üye

Nihat

O. Akçakayalıoğlu

Üye

Ahmet

H. Boyacıoğlu

KARŞIOY

YAZISI

l - Sözlü açıklama sorunu:

Bilindiği gibi 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasa (madde 29) Anayasa Mahkemesinin iptal davalarına dosya üzerinde inceleme yoluyla bakması yöntemini benimsemekle birlikte Mahkemenin gerekli gördüğü hallerde sözlü açıklamalarını dinlemek üzere ilgilileri çağırabilmesine olanak tanımıştır.

15/4/1975 günlü, 1973/19-1975/87 sayılı kararla sonuca bağlanan davada 15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun Anayasa'ya aykırılığı Cumhuriyet Senatosunun üye tamsayısının altıda birini geçen sayıda üyelerince ileri sürülmüş ve iptali istenmiştir. 1699 sayılı Kanun Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 5. maddesinin değiştirilmesine ve Anayasa'ya iki geçici madde eklenmesine ilişkindir. Dava ve karar konusu yasanın önemini ortaya koyabilmek üzere bu konunun Anayasa'da öngördüğü belli başlı değişikliklere kısaca değinilmesi yerinde olacaktır.

1699 sayılı Kanunun l inci maddesinde Anayasa'nın "kişi güvenliği" konusunu düzenleyen 30 uncu maddesinin yakalanan veya tutuklanan kimseleri ne süre içinde mahkeme önüne çıkarılacaklarına ilişkin dördüncü fıkrası ele alınmıştır. Bu süre 1961 Anayasasında 24 saat iken 1699 sayılı Kanunda iki katına çıkartılmakta ve ayrıca bir takım belirli suçlarda ve hallerde sürenin yukarı haddi 15 gün olarak belirlenmektedir.

Aynı

Kanunun 3 üncü maddesi Anayasa'nın "Mahkemelerin kuruluşu"na ilişkin

136 ncı maddesine altı fıkra eklenmesini ve bu fıkralarla da özel koşullara

bağlı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kurulmasını öngörmüştür. Aynı kanunun 4

üncü maddesi Anayasa'nın "askerî yargı"yı düzenleyen 138 inci maddesinin

4 üncü fıkrasını değiştirmekte ve askeri mahkemelerde üyelerin çoğunluğunun

hâkimlik niteliğine sahibolması koşulunun savaş halinde aranmayacağı ilkesini

getirmektedir. Sözü geçen kanunun 6 ncı maddesi ile Anayasa'ya eklenen geçici

21 inci maddede ise sıkıyönetimin kaldırıldığı tarihte sıkıyönetim

mahkemelerinde görülmekte bulunan davalar sonuçlandırılıncaya değin bu

mahkemelerin görev ve yetkilerinin devam etmesi hükme bağlanmıştır.

Görülüyor

ki 1699 sayılı Yasa yalnız Anayasa'yı değiştirmesi yönünden değil, ayrıca ele

aldığı Anayasa konulan bakımından da büyük önem ve ağırlık taşımaktadır. Böyle

bir kanunu konu eden davanın, Anayasa Mahkemesinin çalışmaya başlamasından

bugüne değin inceleyip karara bağladığı işlerin en önemlileri arasında yer alacak

bir niteliği vardır ve ilgililerin sözlü açıklamalarının dinlenmesindeki büyük

yarar ve hatta zorunluk ortadadır. Bugüne değin daha az önem ve ağırlıkta olan

işlerde ilgililerin sözlü açıklamaları dinlenmek üzere, çağrılmış oldukları

unutulmuş ise eski kararların taranması bu gerçeği kolayca meydana

çıkaracaktır. Bu davada sözlü açıklamaların dinlenmesine gidilmemesi davanın

uzatılmaması gibi, bir düşünce île de desteklenemez. Dosyada görüldüğü üzere

dava 18/6/1973 gününde açılmış ve ancak 15/4/1975 gününde karara

bağlanabilmiştir. Sözlü açıklama işi, ancak daha 20 gün kadar uzatabilirdi. l

yıl 10 aylık bir gecikmenin yanında 20 günün bir etkisi olmayacağı ortadadır.

15/4/1975 günlü toplantıda sözlü açıklamaları dinlenmek üzere ilgililerin çağrılmasına gerek görülmediği yolunda verilen karara yukarıda açıklanan nedenlerle karşıyım.

2 - 1699 sayılı Kanuna ilişkin teklifin görüşülmesi sırasında olağan yöntemin dışına çıkılması sorunu:

1699 sayılı Kanuna ilişkin teklifin Millet Meclisindeki birinci ve ikinci görüşmelerinde, Cumhuriyet Senatosunda ise l nci görüşmede öncelik (O sırada Millet Meclisinin kendi içtüzüğü yapılmamış olduğu için Anayasa'nın geçici 3 ncü maddesi uyarınca toplantı ve çalışmalarda uygulanmakta olan l Kasım 1956 günlü Dahilî Nizamnamenin 74 üncü maddesindeki terimle "Takdimen müzakere") kararı verildiği; başka bir deyimle yasaların görüşülmesindeki olağan yönetimin dışına çıkıldığı anlaşılmaktadır.

Anayasa, Anayasa'nın değiştirilmesi konusunda (madde 155) üç özel kural koymuş ve değiştirmeyi bunların dışında kanunların görüşülmesine ve kabulüne ilişkin hükümlere bağlamıştır.

aa) Anayasa'nın değiştirilmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte biri tarafından yazı ile teklif edilmesi;

bb) Tekliflerin ivedilikle görüşülmemesi;

cc) Değiştirme teklifinin Meclislerin ayrı ayrı üye tamsayılarının üçte iki çoğunluğunun oyu ile ancak kabul edilebilmesi,

Bu Özel kuralları oluşturur.

l Kasım 1956 günlü Dahilî Nizamnamede "ivedilik" deyimi bir içtüzük terimi olarak kullanılmış değildir ve Anayasa Koyucunun bu deyim söz konusu Dahilî Nizamnamenin 70 inci, 71 nci, 72 nci, 73 üncü maddelerinde "müstaceliyet kararı" terimi ile adlandırılan görüşme yöntemini kast ederek ve terimi türkçeleştirmeyi düşünerek kullandığı yolunda bir görüşü destekliyecek doyurucu bir kanıta rastlamaya ve böyle bir görüşü hukuk mantığı ile bağdaşabilir biçimde savunmaya olanak yoktur.

Anayasa'nın

Anayasa'yı değiştirme tekliflerinin ivedilikle görüşülmesini yasaklayan

hükmünün bu görüşmelerde içtüzükteki kanunların olağan görüşülmelerine ilişkin

yöntemlere uyulmasını sağlama, bu arada olağan süreleri az veya çok kısaltan

istisnaî yollardan yararlanılmasını, başka deyimle görüşmeleri olağan yöntemler

dışına çıkarak az veya çok ivedileştirme eğilimini engelleme ereğini güttüğü

ortadadır. Anayasa'nın değiştirilmesi gibi, bir Devletin ve Ulusun yaşamı ve

yapısı bakımından hayatî önemi bulunan bir konuda Yasama Meclisleri üyelerinin

işi bütün ayrıntıları ile ölçüp tartmalarında, sükûnet içinde ve sağduyunun

ışığı altında düşünüp isabetli bir kanıya varabilmelerinde olağan yöntem ve

zaman öğelerinin büyük etkisi vardır. Onun için Anayasa'nın 155 nci maddesinde

yer alan ve Anayasa'yı değiştirme tekliflerinin ivedilikle görüşülmesini

yasaklayan kuralın kapsamım belirlerken bu ereğin gözönünde tutulması gerekir

ve şu durumda da sarılacak sonuç 1599 sayılı Yasaya ilişkin teklifin gerek

Millet Meclisi gerekse Cumhuriyet Senatosu Genel Kurullarında görüşülmesi

sırasında Anayasa'nın sözü geçen kuralına aykırı davranıldığının ve bu

davranışın kanunun şekil yönünden iptalini zorunlu kıldığının saptanmış

bulunması olur.

15/4/1975 günlü, 1973/19-1975/87 sayılı kararın (1699 sayılı Kanuna ilişkin teklifin tümünün Meclislerde öncelikle görüşülmesinin Anayasanın 155 nci maddesindeki biçim kuralına aykırı olmadığı) nı belirleyen bölümüne yukarıda yazılı nedenlerle karşıyım.

3 - 1699 sayılı Kanunun 3 üncü ve 6 ncı maddelerinin öteki biçim kuralları bakımından Anayasa'ya aykırılığı sorunu:

1699

sayılı Yasanın 3 üncü maddesi Anayasa'nın 136 ncı maddesine 6 fıkra, 6 nci

maddesi ise Anayasa'ya geçici 21 nci maddeyi eklemektedir. Sözü geçen 3 üncü ve

6 nci maddeler Millet Meclisindeki birinci görüşme sırasında Anayasa'nın 155

nci maddesinde öngörülen Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğunun

oyunu, başka deyimle 300 oyu sağlayamamış, buna rağmen bu maddeler ikinci

görüşmede yeniden oylama konusu yapılmıştır. Öte yandan yine sözü geçen 3 üncü

ve 6 ncı maddelere birer milletvekilinin önerileri üzerine değişik yeni

kurallar eklenilmiştir. Her iki işlem, aşağıda ayrıntıları ve gerekçeleri ile

açıklanacağı üzere, 1699 sayılı Kanunun 3 üncü ve 6 ncı maddelerinin biçim

yönünden Anayasa'ya aykırı kılmakta ve iptallerini gerektirmektedir. Şöyle ki:

a)

1699 sayılı Kanuna ilişkin teklifin görüşülmesi sırasında Anayasanın geçici 3

üncü maddesi uyarınca Millet Meclisinde uygulanmakta olan Türkiye Büyük Millet

Meclisinin 27 Ekim 1957 tarihinden önce yürürlükteki İçtüzük (yukarıda sözü

edilen l Kasım 1956 günlü Dahilî Nizamname) ilke olarak kanun tasan veya

tekliflerinin kesin biçimde kabul edilmiş sayılabilmeleri için iki kez

görüşmeyi şart koşmuştur. (Sözü edilen îçtüzük, madde 99). Bu maddede yalnızca

"kabul" den söz edilmiş olmasının anlamı açıktır. Demek ki bir kanun

tasarı veya teklifinin birinci görüşme sonunda red edilmesi red kararının

kesinliği yönünden yeterli bulunmaktadır. Öte yandan aynı İçtüzüğün ikinci

görüşmeye ilişkin 107 nci maddesinde bu görüşme sırasında ancak değişiklik

Önergeleri üzerinde konuşulabileceği yazılıdır. Birinci görüşme sonunda red

edilmiş tasan veya teklif maddelerinin ikinci görüşmede değiştirilmesinin, elde

değiştirilebilecek bir madde bulunmadığı için, söz konusu olamıyacağı

ortadadır.

Bu

karşıoy yazısının ilişkin bulunduğu Anayasa Mahkemesi kararında birinci görüşme

sonunda red edilmiş tasarı veya teklif maddelerinin ikinci görüşmede

canlandırılabileceği konusunda içtüzüğün konu ile ilgili 99 uncu, 105 inci, 107

nci, 110 uncu maddelerinde bir destek ve dayanak bulunamadığı için Meclisteki

içtüzük uygulamalarına ışık tutmak üzere içtüzüğün basılı metninin sonuna

eklenmiş "not" lardan 55 ve 61 sayılıların gerekçe olarak

benimsenmesine gidilmiştir. 61 sayılı notta sözü edilen uygulamaya göre birinci

görüşme sırasında bir maddenin tasarıdan çıkarılması önerisi, red edilmiş ve

madde benimsenmişken ikinci görüşmede o maddenin tasarıdan çıkarılması yeniden

önerilebilmektedir. İkinci görüşmede ancak birinci görüşmede kabul edilmiş

maddelerin değiştirilmeleri söz konusu olabileceği için olağan ve yerinde olan

bu uygulamanın eldeki konu ile bir ilişkisi yoktur. 55 sayılı not'a gelince;

burada, birinci görüşmede çıkarılması kabul edilen bir maddenin yeniden

görüşülmesi için ikinci görüşmede değiştirge verilebilmesi yolunda 26/4/1940 günlü

bir uygulamadan söz edilmektedir. Otuzbeş yıl önce, tek Meclisli bir

Parlamentoda Anayasanın değiştirilmesi sırasında değil, bir olağan yasa

tasarısının görüşülmesinde bir kez yer almış bir uygulamanın bağlayıcı bir

içtüzük kuralı imiş gibi benimsenerek 35 yıl sonra bu Anayasa değişikliği,

Anayasa'ya uygunluk denetiminden geçirilirken Anayasa Mahkemesince hukukî bir

destek ve dayanak olarak ele alınabilmesi düşünülemez. Kaldı ki Meclisin

herhangi bir iç tüzük uygulamasını, Meclis çoğunluğunca uygun görülmüş olduğu

için doğru saymaya olanak yoktur. Meclislerin yasama işlemlerinde yanılmaz

oldukları ilkesi kabul edilmiş olsaydı yasaların ve Türkiye Büyük Millet

Meclisi içtüzüklerinin Anayasaya uygunluk denetiminden geçirilmesi için

Anayasa'da yollar, yöntemler öngörülmesine yer ve gerek kalmazdı.

Özetlenecek olursa: 1699 sayılı Kanuna ilişkin teklifin, teklif içinde tüm bağımsız niteliklerde olan 3 üncü ve 6 ncı maddeleri birinci görüşme sonunda Anayasa'nın 155 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğunun oyunu alamamak suretiyle red edilmiş bulunduğu halde bunlara, ikinci görüşmede yeniden ele alınarak, teklifin metni içinde yer verilmesi Anayasa'ya açıkça aykırıdır.

b)

Yukarıda belirlenen Anayasa'ya aykırı tutumdan ayrı olarak ikinci görüşme

sırasında birer milletvekilinin verdiği değiştirgelerle 3 üncü maddenin

Anayasa'nın 136 ncı maddesine eklenmesini öngördüğü 6 fıkradan ilkinin metnine

"Devlet Güvenlik Mahkemeleri yönünden sıkıyönetim ve savaş haline ilişkin

hükümleri farklı tutan" ve 6 ncı maddenin Anayasa'ya eklenmesini öngördüğü

geçici 21 inci madde metnine "sıkıyönetim mahkemelerinin görevli ve

yetkili mercilere verecekleri işler arasına duruşmanın tatiline karar verilmiş

davaları da katan" iki yeni kural eklenerek Anayasa'ya yeni bir aykırılık

durumu oluşturulmuştur. Çünkü Anayasanın 155 inci maddesinin l inci fıkrası

Anayasanın değiştirilmesinin ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi üye

tamsayısının en az üçte biri tarafından yazı ile teklif edilebileceği kuralını

koymuştur. 1699 sayılı Kanuna ilişkin teklifin ikinci görüşmesinde ise,

yukarıda belirtildiği üzere, birer üyenin önerisi üzerine Anayasa'da "beş

maddenin kimi fıkralarının değiştirilmesine ve iki geçici madde

eklenmesine" ilişkin teklifin öngörmediği yeni değişikliklere gidilmiş ve

böylece Anayasa'da yapılacak değişikliklerin Türkiye Büyük Millet Meclisi üye

tamsayısının en az üçte biri tarafından yazı ile teklif edilebileceği yolundaki

buyurucu kural kökünden zedelenmiştir.

c) 1699 sayılı Kanuna ilişkin teklifin 3 üncü ve 6 ncı maddelerinin, Anayasa'nın 155 inci maddesine açık aykırılığı dolayısiyle, iptalleri zorunlu iken sözü geçen maddelerin "Öteki biçim kuralları bakımından Anayasa'ya aykırı olmadığına" karar verilmesi yerinde değildir. 15/4/1975 günlü, 1973/19-1975/87 sayılı Anayasa Mahkemesi kararının bu bölümüne de yukarıda (3-a, b) açıklanan nedenlerle karşıyım.

Başkanvekili

Kani Vrana

Üye

Hasan Gürsel

Üye

Şevket Müftügil

KARŞIOY

YAZISI

Dört maddesi iptal davasının konu edilmiş bulunan l5/4/1975 günlü ve 1699 sayılı Kanun, aşağıdaki nedenlerle biçim yönünden Anayasa'ya aykırı bulunduğundan dava edilen maddelerin iptallerine karar verilmesi gerekmektedir.

I -

Söz konusu Kanunun yasama meclislerindeki görüşülmesinde "öncelik" usulü uygulanmıştır. Şöyleki:

a - Millet Meclisinde:

Anayasa'nın beş maddesinin değiştirilmesine ve iki geçici madde eklenmesine ilişkin kanun teklifinin, Millet Meclisinin 7/2/1973 günlü 52. birleşim gündeminin (V. iki defa görüşülecek işler ....B - Birinci görüşmesi yapılacak işler) bölümünün 1. sırasında yer aldığı görülmektedir. Aynı gündemin III. bölümünde evvelki birleşimlerde öncelikle görüşülmeleri kararlaştırılan üç kanun teklif ve tasarısı ile bir Millet Meclisi İçtüzük teklifi ve IV. bölümünde de İçtüzük gereğince bir defa görüşülecek bir kanun tasarısı bulunmaktadır.

Açıklanan bu duruma ve Mîllet Meclisi İçtüzüğünün ( Dahili Nizamname) name) normal görüşme usullerine göre, dava konusu Anayasa değişikliğine ilişkin kanun teklifinin görüşülmesine, gündemde kendisinden önce yer alan bütün işlerin görüşülmeleri tamamlandıktan sonra başlanması gerekmektedir. Ancak içtüzüğe uygun olarak alınacak kararla bu sıranın değiştirilmesi mümkün bulunmaktadır. (Millet Meclisi Dahili Nizamname: Madde 78, 73-74)

Hal böyle iken, sözü geçen birleşim açıldıktan ve gündemin 1. bölümündeki oylama işlemleri tamamlandıktan sonra, gündemin III. bölümündeki işlerin görüşülmesine başlanacak yerde, Anayasa Komisyonu Başkanı tarafından verilen bir önerge oya sunularak Anayasa değişikliğine ilişkin kanun teklifinin öncelikle ve gündemde mevcut sair işlere takdimen görüşülmesi kabul edilmiş ve daha önce gündeme girmiş bulunan öteki işlerin görüşülmeleri geri bırakılarak sözü geçen Anayasa değişikliği teklifinin görüşülmesine başlanmış ve 7, 8, 9 Şubat 1973 günlü ve 52., 53., 54. birleşimlerde birinci görüşmesi tamamlanmıştır.

Oylanan söz konusu önergede öncelik gerekçesi şöyle açıklanmaktadır:

(....... Adı geçen Anayasa değişikliği teklifleri, Devletimizin güvenliğini sağlamak ve hür demokratik düzenimizin korunmasını temin etmek maksadıyla gerekli kanunî tedbirlerin alınmasına imkân sağlıyacağından komisyonumuz adı geçen Anayasa değişikliğini öncelikle ve gündemde mevcut sair işlere takdimen görüşülmesinin yüce meclise teklif edilmesine karar vermiştir.

Komisyon kararı muvacehesinde konunun öncelikle ve gündemde mevcut sair işlere takdimen görülmesini arz ve teklif ederim.......... Anayasa Komisyonu Başkanı, imza.) (Millet Meclis Tutanak Dergisi: Dönem:3, toplantı:4,cilt: 33, S:149 ve 52. birleşim sonundaki 794. Sayılı basma yazı)

Anayasa Komisyonunun konuya ilişkin Esas: 2/815, Karar; 7 sayılı raporunda, teklifin öncelikle ve gündemde yer alan öteki işlere takdimen görüşülmesi için herhangi bir önerinin yer almadığı görülmekte ve tutanak dergisinde, bu konuda alınmış ayrı bir karara da rastlanmamaktadır. Komisyon Başkanının önergesinde, bu konuda komisyon kararından söz edilmiş olmasının neye dayandığı belli değildir.

b - Cumhuriyet Senatosunda:

Söz konusu kanun teklifinin, Cumhuriyet Senatosunun'27/2/1973 günlü 37. birleşim gündeminin (V iki defa görüşülecek işler ...... B - Birinci görüşmesi yapılacak işler) bölümünün 1. sırasında yer aldığı görülmektedir.

Aynı gündemin, (II. Sorular ve genel görüşme) bölümünde on üç sözlü soru, IV. bölümünde de daha önce ivedilik kararı verilmiş bulunan bir kanun tasarısı ile içtüzük gereğinin bir defa görüşülecek altı araştırma önergesi bulunmaktadır.

Açıklanalı bu duruma ve C. Senatosu içtüzüğünün normal görüşme usullerine göre, dava konusu Anayasa değişikliği teklifinin görüşülmesine, gündemde kendisinden önce yer alan bütün işlerin görüşülmeleri tamamlandıktan sonra başlanması gerekmektedir. Ancak İçtüzüğe uygun olarak alınacak kararlarla bu sıranın değiştirilmesi mümkündür. (C. Senatosu İçtüzüğü, Madde: 4445)

Hal böyle iken, sözü geçen birleşim açıldıktan ve gündemin I. Bölümündeki Başkanlık sunuşlarına ilişkin işlemler tamamlandıktan sonra, gündemin U. bölümündeki işlerin görüşülmesine sıra geldiğinde, Başkanlıkça, Anayasa değişikliğine ilişkin kanun teklifinin gündemdeki diğer işlere takdimen öncelikle görüşülmesini isteyen Anayasa ve Adalet Komisyonu Başkanının önergesi okutularak oya sunulmuş ve kabulü üzerine de, gündeme göre daha önce görüşülmesi gereken öteki işler geri bırakılarak söz konusu teklifin görüşülmesine başlanmış, 27, 28 Şubat ve l, 6 Mart 1973 günlerinde 37., 38., 39., 40. birleşimlerinde birinci görüşülmesi tamamlanmıştır.

Anayasa

ve Adalet Komisyonunun teklife ilişkin 19/2/1973 günlü ve Esas: 2/46, Karar: 40

sayılı raporunda, "öncelik" usulü önerilmemiştir. Komisyonca bu

konuda alınmış başkaca bir karara da tutanaklarda tesadüf edilmemiştir.

Komisyon Başkanının bu konudaki önergesinde ise: (gündemde bulunan Anayasa'nın

beş maddesinin değiştirilmesi ve iki geçici madde eklenmesine dair kanun

teklifinin meselenin önemi ve Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu düzeltici

tedbirler getirmek bakımından gündemdeki diğer işlere takdimen öncelikle

görüşülmesini arz ve teklif ederim.) Denilmekte ve öncelik konusunda bir

komisyon kararının varlığından söz edilmemektedir. (Cumhuriyet Senatosu Tutanak

Dergisi: Toplantı: 12, cilt: 10, S: 22 ve 37. Birleşim sonundaki 225 S. sayılı

basma yazı)

II -

Yukarıda açıklanan işlemlerin Anayasa ve İçtüzükler kuralları açısından değerlendirilmesi:

a - Anayasa'nın 155. maddesinde: (...... Anayasa'nın değiştirilmesi hakkındaki teklifler ivedilikle görüşülemez.

Anayasa'nın değiştirilmesi hakkındaki tekliflerin görüşülmesi ve kabulü birinci fıkradaki kayıtlar dışında kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki hükümlere tabidir.) kuralı yer almaktadır.

Buna

göre Anayasa değişikliğine ilişkin kanun tekliflerinin Meclislerde ivedilikle

görüşülmesi mümkün değildir. Burada geçen (ivedilik) deyimi ile, içtüzüklerde

sadece (ivedilik) sözcüğü ile adlandırılmış olan görüşme usulü hedef tutulmuş

olmayıp, normal usullerin dışında, çabuklaştırmayı sağlamaya yönelik görüşme

usullerinden hiç birisine başvurulamayacağının öngörülmüş bulunduğunun kabul

edilmesi zorunludur. Çünkü bu hükümle, Anayasa Koyucunun Anayasa

değişikliklerinin aceleye getirilmemesini sağlamayı düşündüğü meydandadır. Bu

bakımdan sözü geçen hükmün, bir içtüzük deyimine bağlanarak, çabuklaştırmayı

sağlayıcı usullerden yalnız bir tanesini kapsadığını ileri sürmek, hükmün amacına

aykırı düşer.

Meclisler içtüzüklerinde ise çabuklaştırmayı sağlamaya yönelik usullerden birisi de (öncelikle) görüşme (eski deyimle takdimen müzakere) dir.

Nitekim söz konusu kanunun Millet Meclisinde görüşüldüğü sırada yürürlükte bulunan (Dahilî Nizamname) nin 78. maddesinde, kanun tasarı ve tekliflerinin normal görüşme sıralan belirlenmiş, 74-75. maddelerinde, sırayı bozmak suretiyle (takdimen) ve (hemen), yeni içtüzükteki deyimiyle (öncelikle), yapılacak görüşme usulleri düzenlenmiştir. Esasen Millet Meclisinin 1/9/1973 gününde yürürlüğe giren yeni içtüzüğünde ivedilikle görüşme usulü, yani kanunların tek görüşme ile sonuçlandırılması usulü, normal usul haline getirilerek bu deyim uygulamadan kaldırılmıştır.

Bunun gibi Cumhuriyet Senatosu içtüzüğünün 44. maddesi kanun tasarı ve tekliflerinin normal görüşme sıralarını belirlemekte ve 45. maddesi de bu sıranın bozularak (öncelikle) görüşmeyi düzenlemektedir.

Görüldüğü gibi öncelikle görüşme usulleri de çabuklaştırıcı nitelikte olduklarından, Anayasa değişikliklerine ilişkin kanun tekliflerinin Meclislerde görüşülmesinde bu usullere başvurulması Anayasa'nın 155. maddesine aykırı bulunmaktadır.

Bu konuya ilişkin düşüncelerim, 13/4/1971 günlü ve 1970/41-1971/37 sayılı Anayasa Mahkemesi Kararına ilişkin karşıoy yazımda daha ayrıntılı biçimde açıklanmıştır (Resmî Gazete: 17/3/1972, Sayı: 14131, S: 7-3.1

b - Millet Meclisi İçtüzüğünün (Dahilî Nizamname) 74. maddesi, öncelikle görüşme önerilerinin gerekçesinin belirtilmesini, yani çabuklaştırmayı zorunlu kılan nedenlerin açıklıkla ortaya konulmasını öngörmektedir.

Halbuki Millet Meclisi Anayasa Komisyonu Başkanı tarafından verilen ve metni 3'ukarıda yazılı bulunan önergede öncelikle görüşme için gösterilen nedenler, teklifin, çabukça sonuçlandırılmasını değil, aksine getirdiği değişikliklerin önemi bakımından Meclisin konuya genişliğine ve derinliğine eğilmesine olanak verilmesi için olağan usuller içinde görüşülmesini zorunlu kılmaktadır. Bu açıdan geçerli bir neden yokken Millet Meclisinde öncelikle görüşme usulünün uygulanmış olduğu anlaşılmaktadır.

Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 45. maddesi de öncelik önerilerinin gerekçeli olmasını, yani çabukluğu zorunlu kılan nedenin bu konudaki öneride açıkça belirtilmiş bulunmasını şart koşmaktadır.

Buna karşılık Cumhuriyet Senatosu Anayasa ve Adalet Komisyonu Başkanının metni yukarıya aynen alınmış bulunan önergesinde, öncelik usulünün uygulanması için öne sürülen nedenler aynen Millet Meclisinde olduğu gibi, geçerli nitelikte olmayıp aksine normal görüşme usulünün uygulanmasını zorunlu kılmaktadır.

Yukarıdaki açıklamadan, söz konusu Anayasa değişikliği teklifinin Millet Meclisinde ve Cumhuriyet Senatosunda "Öncelikle" görüşülmüş olmasının, her iki meclisin içtüzükleri hükümlerine de aykırı bulunduğu anlaşılmakta ve bu nedenle Anayasa'nın 85. maddesine aykırı işlem yapıldığı sonucuna varılmaktadır.

17/10/1972, 26/3/1974 günlü ve 1972/16-49, 1973/32-1974/11 sayılı Anayasa Mahkemesi kararlarına ilişkin karşıoy yazılarımda konuya ilişkin daha ayrıntılı açıklamalar yapılmıştır. (Resmî Gazete; 1/3/1973, 21/6/1974; Sayı: 14463, S: 252-253 14922.

S: 8-9)

c - Millet Meclisi içtüzüğünün (Dahili Nizamname) 74. ve Cumhuriyet Senatosu içtüzüğünün 45. maddelerine göre (öncelik) önerilerinin sadece hükümet veya komisyonlar tarafından yazılı ve gerekçeli olarak yapılabileceği kabul edilmekte, Komisyon Başkanlarına bu konuda bir yetki tanınmamış bulunmaktadır. Komisyonlar ise görevlerini, ancak usulüne uygun biçimde alacakları kararlarla yerine getirebilirler, yetkilerini de aynı suretle kullanabilirler .

Yukarıdaki açıklamalardan da görüldüğü gibi, ne Millet Meclisi Anayasa Komisyonunun, ne de Cumhuriyet Senatosu Anayasa ve Adalet Komisyonunun bu konuda yazılı ve gerekçeli bir önerisi bulunmadığı halde, sözü geçen Komisyonların Başkanlarının öncelik önergelerinin oya sunulması ve kabulü üzerine de görüşmelerin (öncelik) usulü uygulanmak suretiyle yürütülmesi ve sonuçlandırılması, İçtüzük hükümlerine ve bu nedenle de Anayasa'nın 85. maddesine aykırı bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle biçim yönünden Anayasa'ya aykırı bulunan 15/3/1973 günlü ve 1699 sayılı Kanunun dava edilen maddelerinin iptali gerektiğinden kararın bu konulara ilişkin bölümlerine katılmıyorum.

Üye

Ahmet Akar

KARŞIOY

YAZISI

a) Devlet Güvenlik Mahkemeleri hâkimlerini atayacak organ, aday gösterme işlemini, yalnızca bu işlemin oluşması bakımından değil, aday gösterilen hâkimin de bu göreve atanmasında, yasalar yönünden, sakınca bulunup bulunmadığını dahi, denetleme durumundadır.

b) Anayasa 138. maddesinin beşinci fıkrasının askeri mahkemelerde üyelerin çoğunluğunun hâkimlik niteliğine sahip olması şartının, "savaş halinde" aranmıyacağını öneren hüküm, aslında, Anayasa'ya saygıyı pekiştirir. Zira;

Bu hüküm kalkınca, savaş şartlarının zorlaması ile; Anayasa hükümlerinin bir yana bırakılması, savunulması kolay bir tutum olacaktır.

SONUÇ / HÜKÜM

SONUÇ

Yukarıda (a) bendindeki açıklama sayın çoğunluk kararına "ek gerekçe" ve (b) bendindeki açıklama yine kararın ilgili bölümünde belirtilmiş "karşıoy" nedenidir.

Üye

Muhittin Gürün

Sayın Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun görüşlerine katılıyorum.

Üye

Nihat O. Akçakayalıoğlu

KARŞIOY

YAZISI

Yasama Meclislerinin altıda bir oranındaki üyeleri tarafından açılacak iptal davalarında dava dilekçesinin düzenlenme koşullan 22/4/1962 günlü ve 44 sayılı Yasada gösterilmemiş ise de, bu dilekçelerin genel usul kuralları içinde düzenlenmesi ve duraksamaya yer bırakmayacak bir nitelik taşıması Anayasa Mahkemesinin yargısal denetiminin olağan bir sonucu olmak gerekir. Oysa dava dilekçesinin metin kısmı ile imza çizelgesi arasında bağlantı yoktur. Şöyle ki metin kısmı teselsül eden sayfa numarası aldığı halde, çizelge kısmında bu sayfalara numara konulmamıştır. Dava dilekçesi bir bütün olduğuna göre, işin muhtelif kıyım veya bölümler halinde ele alınmasına olanak yoktur.

Bundan başka dava dilekçesini imzalayanların ad ve soyadlarından başka seçim çevrelerini, bir seçim çevresi yoksa Cumhurbaşkanınca seçilmiş veya tabii üye olduklarını belirten açıklamalara kesinlikle dilekçede yer verilmesi işin bünyesinden doğan bir zorunluluk olarak kabul edilmelidir. Oysa dava dilekçesinde ad ve soyadından başka bir açıklama yer almamıştır. Ve nihayet çizelgenin ikinci yaprağında "yukarıdaki imzaların kendilerine ait olduğu tasdik olunur" meşruhatiyle Cumhuriyet Senatosu Genel Sekreterliği mührünün ve kime ait olduğu belli olmayan bir imzanın konulması keyfiyeti, dava dilekçesindeki noksanlıkları ortadan kaldıran ve dilekçeyi geçerli hale sokan bir nitelik taşımaz.

Açık olan bu noksanlıklar karşısında, belirtilen bu halleri eksiklik saymayan çokluk görüşüne karşıyım.

Üye Halit Zarbun Üye Ahmet H. Boyacıoğlu

Anayasa Mahkemesi, E. 1973/19, K. 1975/87, 15 Nisan 1975 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. II -
  4. Metinler
  5. Başlangıç
  6. III
  7. - İlk İnceleme
  8. O
  9. Iv-
  10. Esasın İncelenmesi
  11. A -
  12. B -
  13. C -
  14. O
  15. O
  16. O
  17. Ç -
  18. O
  19. O
  20. A)
  21. B)
  22. C)
  23. O
  24. V-
  25. Sonuç
  26. Karşıoy
  27. Yazısı
  28. O. Akçakayalıoğlu
  29. H. Boyacıoğlu
  30. Karşıoy
  31. Yazısı
  32. Karşıoy
  33. Yazısı
  34. I -
  35. II -
  36. S: 8-9)
  37. Karşıoy
  38. Yazısı
  39. Karşıoy
  40. Yazısı
  41. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1973/19
Karar No
1975/87
Tarih
15 Nisan 1975

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1975/59 K.1975/89
  • AYM Norm Denetimi E.1975/73 K.1975/97
  • AYM Norm Denetimi E.1975/87 K.1975/104
  • AYM Norm Denetimi E.1975/80 K.1975/95
  • AYM Norm Denetimi E.1975/77 K.1975/100
  • AYM Norm Denetimi E.1975/90 K.1975/106

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.