KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 8 Temmuz 1975
- Esas Sayısı
- 1975/151
- Karar Sayısı
- 1975/177
- Karar Günü
- 8/7/1975
Karar Metni
1.763 kelime·9 dk okuma·14 bölüm
Resmi Gazete tarih/sayı:25.10.1975/15394
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme: K.K.K. l. Ordu Komutanlığı Askerî Mahkemesi.
İtirazın konusu: 15/5/1974 günlü, 1803 sayılı "Cumhuriyetin 50 nci Yılı Nedeniyle Bazı Suç ve Cezaların Affı Hakkında Kanun" un 5. maddesinin (E) bendi hükmünün iptali istemidir.
I.
OLAY
Askeri
Ceza Kanununun 56/1-D, 56/1-A ve Türk Ceza Kanununun 133/2 ve 59. maddeleri
uyarınca 12 sene 6 ay hapis cezası ile cezalandırılan hükümlünün, kesinleşen
cezasının yerine getirilmesi sırasında, 28/ 3/1975 günlü dilekçe ile; hakkında
1803 sayılı Af Kanununun 5. maddesinin (E) bendi yerine 1. maddesinin (A)
bendinin uygulanması ve böylece cezasının çektirilmemesi gerektiğini, sözü
edilen (E) bendinin Anayasaya aykırı olduğunu ileri sürmesi üzerine; 1. Ordu
Askerî Savcısı, Askerî Ceza Kanununun 56/1-D hükmünün göndermede bulunduğu
56/1-A ve Türk Ceza Kanununun 133/1. maddelerinden hüküm giymiş yabancıların Af
Kanunundan yararlanabilmeleri (Mukabilinde bir Türk Vatandaşının veya Türkiye
lehine suç işlemiş bir şahsın mahkûm edildiği ülke tarafından cezasının ortadan
kaldırılması halinde) Bakanlar Kurulundan çıkarılacak kararnameye bağlı
olacağını, söz konusu maddede öngörülen koşullar oluşmadığından, hükümlünün
cezasının yerine getirilmeyeceği yolundaki savın geçerli bulunmadığını ye 5/E
maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesine gidilmesinin de uygun olmayacağını
bildirmiş; ancak, Anayasa'ya aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varan
mahkemece 1803 sayılı Kanunun 5. maddesinin (E) bendinin iptali için, Anayasa'nın
151. ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 27. maddeleri uyarınca Anayasa
Mahkemesine başvurulmasına karar verilmiştir.
II.
İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi, içtüzüğün 15. maddesi uyarınca, toplanarak Mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurmağa yetkili olup olmadığı sorunu üzerinde durmuştur.
Bir mahkemenin itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için Anayasanın değişik 151. ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 27. maddeleri uyarınca o mahkemenin elinde yolunca açılmış, görevine giren ve bakmakta olduğu bir davanın var olması ve ayrıca itiraz konusu yapılan hükümlerin de o davada uygulama yeri bulunması koşullarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
Ceza
Mahkemeleri Usulü Kanununun 402. maddesi uyarınca, cezanın yerine getirilmesi
sırasında, bir mahkûmiyet hükmünün yorumlanmasında veya tayin olunan cezanın
hesabında tereddüt edilmesi yahut cezanın kısmen veya tamamen yerine
getirilmesi gerekmediğinin ileri sürülmesi hallerinde mahkemeden bir karar
alınması öngörülmüştür. Yine aynı, Kanunun 405. maddesinde cezanın yerine
getirilmesi sırasında yukarıda sözü geçen 402. madde gereğince verilecek
kararların başvurma yeri olarak mahkeme gösterilmiş ve yalnız, anılan
kararların mahkemece duruşma yapılmaksızın verilmesi yolu benimsenmiştir. Bu
nedenlerle, bu işte hükümlünün istemi üzerine Askerî Savcılıkça başvurulan
yargı yeri, gerek Anayasa'nın değişik 151. ve gerekse 44 sayılı Kanunun 27.
maddelerinde sözü geçen (Mahkeme) kavramı içine girmektedir. Çünkü Mahkeme diye
tanımlanan bir yargı yerinde kararların duruşma yapılarak veya yapılmayarak
verilmesi, o yerin niteliğine etkili değildir. Öğretide ve uygulamalarda da bu
mahkemenin, hükmü vermiş bulunan mahkeme olduğunda birleşilmektedir.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla başvurabilme koşulları yönünden, mahkemenin elinde bakılmakta olan bir davanın var olup olmadığının incelenmesi ve tartışılması gerekmektedir. Öğretide genel olarak ve uygulamalarda da çoğu kez benimsendiği üzere, genel anlamda her dava, yasalarda gösterilen ve orada çözülmesi gereken bir uyuşmazlıktan oluşmaktadır. Uyuşmazlık yargı yerince çözülmüş ise, Anayasaya uygunluk denetimi yönünden mahkemenin elinde bakılmakta olan bir davanın varlığından artık söz edilemez. Bu bakımdan, hükümlü hakkında kesin mahkûmiyet karan ile sonuçlanmış bulunan asıl ceza davasını, mahkemenin bakmakta olduğu bir dava olarak nitelendirmeye olanak yoktur.
Ancak, bundan sonra hükümlü ile Cumhuriyet Savcılığı arasında cezanın yerine getirilmesi sırasında Ceza Mahkemeleri Usulü Kanununun 402. maddesi hükmü uyarınca yeni bir uyuşmazlık doğarsa bunun çözülmesi için aynı Kanunun 405. maddesi gereğince bir karar verilmesi konusunun mahkemeye getirilmesi halinde, o mahkemenin elinde bakılmakta olan bir davanın varlığı kabul edilmek gerekir.
Olayda
hükümlü vekili, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı yolu ile 1. Ordu Askerî
Savcılığına verdiği 28/3/1975 günlü dilekçe ile, müvekkili hakkında 1803 sayılı
Af Yasasının 5. maddesinin (E) bendi hükmünün yerine 1. maddesinin (A) bendi
hükmünün uygulanması gerektiğini ileri sürerek, uyuşmazlığın mahkeme önüne
gelmesi halinde sözü edilen 5. maddenin (E) bendinin iptali için Anayasa
Mahkemesine başvurulmasını istemiştir. 1. Ordu Askeri Savcısı, hükümlünün ve
onun durumundaki yabancıların Af Kanunundan yararlanabilmelerinin (Mukabilinde
bir Türk Vatandaşının veya Türkiye lehine suç işlemiş bir şahsın mahkûm
edildiği ülke tarafından cezasının ortadan kaldırılması halinde) Bakanlar
Kurulundan çıkarılacak kararnameye bağlı olacağını bu koşullar oluşmadığından,
hükümlünün cezasının yerine getirilmeyeceği yolundaki savın geçerli olmadığını
bildirmiştir. Gerçekten de, devletlerarasındaki ilişkilerde her zaman gözönünde
tutulan mütekabiliyet esasına uygun olarak getirilen bu hükümdeki koşullar
oluşmadıkça hükümlü hakkında 1803 sayılı Yasanın öteki hükümlerinin uygulanması
ve aftan yararlandırılması mümkün olmadığı gibi, bir uyuşmazlık yaratarak işi
Anayasa Mahkemesine intikal ettirmek düşüncesiyle bu biçimde bir istemde
bulunmak yolu da açık değildir. Şu duruma göre, 1. Ordu Askerî Savcılığı ile
hükümlü arasında cezanın yerine getirilmesi gerekip gerekmeyeceği konusunda
oluşmuş bir uyuşmazlığın var olduğu ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 402.
maddesi uyarınca başvurulan mahkemenin elinde usulünce açılmış, görevine giren
ve bakılmakta olan yeni bir davanın bulunduğu söylenemez.
Ahmet Koçak, Sekip Çopuroğlu, Muhittin Gürün, Lütfi Ömerbaş ve Şevket Müftügil bu görüşe katılmamışlardır.
III.
KARŞIOY
YAZISI
Hükümlü, kesinleşen cezasının infazı sırasında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 402. maddesine dayanarak cezanın çektirilmemek i gerektiğini ve 1803 sayılı Yasanın 5/E bendinin Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürerek mahkemeye başvurmuş, 1. Ordu Askerî Savcısı ise bu Sav'ın geçerli bulunmadığını ve 5/E bendinin iptali için Anayasa Mahkemesine gidilmesinin uygun olmıyacağını mahkemeye bildirmiştir.
Böylece, hükümlü ile Askerî Savcı arasında açık bir uyuşmazlık doğmuş, ceza M.U. Kanununun 462. ve 405. maddeleri gereğince de bu uyuşmazlık konusu hakkında ilgili mahkemece bir karar verilmesi gerekmiştir.
Bir cezanın kısmen veya tamamen infazı lâzım gelmeyeceği sav'ının, sadece C. Savcısı tarafından yapılabileceği yolunda 402. maddede bir hüküm mevcut değildir. 405. madde metninden ise hükümlünün de böyle bir istemde bulunabileceği anlaşılmaktadır.
Şu hale göre, 1. Ordu Komutanlığı Askerî Mahkemesinin elinde usulünce açılmış ve bakılmakta olan bir dava var demektir.
Mahkemenin elinde görülmekte olan bir dava olmadığı ve bu nedenle itirazın reddi gerekeceği yolundaki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Adil Esmer
Üye
Nihat
O. Akçakayalıoğlu
Üye
Ahmet
H. Boyacıoğlu
KARŞIOY
YAZISI
Üye Sayın Şevket Müftügil'in karşıoy yazısındaki gerekçeler benim bu konudaki düşüncelerimi de aynen yansıttığından, çoğunluk kararına bu karşıoy yazısındaki nedenlerle katılmıyorum.
Üye
Ahmet Koçak
KARŞIOY
YAZISI
Dosyadaki bilgilere göre hükümlü vekili, müvekkili hakkında, cezanın infazı sırasında yürürlüğe giren 1803 sayılı Af Kanununun 5. maddesinin E bendi hükmü yerine aynı Kanunun 1. maddesinin A bendi hükmünün uygulanması gerektiğim öne sürerek bu konuda bir karar verilmesini istediğinden, ilgili mahkemece, istem hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 402. ve 405. maddeleri gereğince karar verilmesi durumu ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Hükümlünün yabancı olduğu anlaşıldığına göre sözü geçen Kanunun 5. maddesinin E bendindeki koşulların var olup olmadığının mahkemece araştırılması ve sonuca göre istemin reddi veya kabulü yolunda verilecek kararda, sözü geçen bendin uygulanması doğaldır.
Bu sonuca göre, mahkemece istemin çözümünde yargılama usulleri uygulanarak yargı yetkisi kullanılacağından, ortada bakılmakta olan bir davanın varlığında kuşku yoktur.
Öte yandan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 402. maddesi, cezanın kısmen veya tamamen infazı lâzım gelmeyeceği iddiasında bulunabilmek için herhangi bir koşul koymuş değildir. Hükümlü bu maddeye dayanarak mahkemeden her zaman istemde bulunabilir, istemin kanunen geçerli olup olmadığına ancak ilgili mahkeme karar verir.
Bu bakımdan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 402. maddesine uygun olarak yapılmış olan bu istemin, Kanuna uygun biçimde açılmış bir dava olarak kabul edilmesi zorunludur.
Yukarıki nedenlerle kararın konuya ilişkin bölümüne katılmıyorum.
Üye
Şekip Çopuroğlu
KARŞIOY
YAZISI
12 yıl 6 aylık kesinleşmiş hapis cezasını çekmekte olan yabancı uyruklu hükümlünün vekili, müvekkili hakkında 1803 sayılı Af Kanununun 5. maddesinin (E) bendi yerine 1. maddesinin (A) bendinin uygulanması, bu nedenle de müvekkilinin cezasının artık çektirilmemesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Bu istem karşısında Mahkeme, Af Yasasının 5. maddesinin (E) bendindeki koşulların, yabancı uyruklu hükümlü hakkında, gerçekleşip gerçekleşmediğini araştırarak elde edeceği sonuca göre, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 402. maddesi uyarınca, bir karar vermek ve böylece Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen, 5. maddenin (E) bendini uygulamak zorundadır.
1. Ordu Askerî Savcısının 5. maddenin (E) bendindeki koşulların oluşmadığını, bu nedenle de cezanın çektirilmesi gerektiğini bildirmesi, hükümlünün isteği dolayısıyle Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 402. ve 405 maddelerinin Mahkemece işletilmesini engelleyemez.
Hükümlülük süresinin herhangi bir nedenle azaltılması gerektiği kanısında olan hükümlünün, ilgili mahkemeye başvurarak bir karar istemesi onun, hak arama özgürlüğünün doğal sonucudur. Kaldı ki olayda savcı ile hükümlü arasında bir uyuşmazlığın var olduğu ve bunun çözülmesi gerektiği açıktır.
Bu nedenlerle Mahkemenin elinde bakmakta olduğu bir dava vardır ve iptali istenen hükmün o davada uygulanması gereklidir.
Üye
Muhittin Gürün
KARŞIOY
YAZISI
Uyuşmazlık, Ceza Yargılamaları Usulü Yasasının 402. maddesinin uygulanması konusunda çıkmaktadır. Bu maddede aynen: "Bir mahkûmiyet hükmünün tefsirinde veya tayin olunan cezanın hesabında tereddüt edilir, yahut cezanın kısmen veya tamamen infazı lâzım gelmeyeceği iddia olunursa bu bapta mahkemeden bir karar istenir" denilmektedir.
Maddenin okunmasından da anlaşılacağı üzere, bu konuda mahkemeye başvurmak için şu hallerin gerçekleşmesi gerekmektedir:
1) Ortada bir mahkûmiyet ilâmı olacaktır. Bu ilâm kesinlik kazanmış olmalıdır.
2) İşlenen suçun kavram ve niteliği ve unsurları bakımından ilâmda tam bir açıklık bulunmamakta ve bu nedenle infaz bakımından kimi duraksamalar ortaya çıkmaktadır. Veya,
3) Belirtilen cezanın hesabında yanlışlıklar olduğu kanısı uyanmaktadır; İlâm, bu yönü tam bir berraklıkla uygulayıcıya veya ilgiliye anlatamamaktadır. Veya,
4) Cezanın kısmen veya tamamen infazı lâzım gelmeyeceği iddia olunmaktadır.
Eldeki işe uygun hal, (4) sayılı bentde belirtilen biçimdedir. Yani Cezanın kısmen veya tamamen infazı lâzım gelmeyeceği ileri sürülmüştür. İşin mahkemeye getirilişi Cumhuriyet Savcılığı yoluyla olmuştur. Şöyle ki:
Askerî Ceza Kanununun 56/1 -D, 56/1 -A ve Türk Ceza Kanununun 133/2 ve 59. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılan hükümlü, Cumhuriyet Savcılığına bir dilekçe ile başvurmuş, infazı sırasında çıkan 1803 sayılı Kanunun, hakkında uygulanan 5/E maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Askerî Savcı isteği şu gerekçe ile yasaya uygun bulmamıştır.
Askerî Ceza Kanununun 56/1-D maddesinin göndermede bulunduğu 56/1-A ve Türk Ceza Kanununun 133/1. maddeleri uyarınca hüküm giymiş yabancıların Af Kanunundan yararlanabilmeleri için (Mukabilinde bir Türk vatandaşının veya Türkiye lehine suç işlemiş bir şahsın mahkûm edildiği ülke tarafından cezasının ortadan kaldırılması) gerektiği her şeyden önce bu konuda Bakanlar Kurulundan bir Kararname çıkmasının, şart olduğu oysa olayda bu koşulların gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca hükümlünün isteği yersizdir. İşin Anayasa Mahkemesine gönderilmesine de bu nedenle olanak yoktur.
Askerî Mahkeme ise, Anayasa'ya aykırılık iddiasını ciddî bulmuş ve usulünce mahkememize başvurmuştur.
Görülüyor ki, Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasının 402. maddesinde belirtilen "cezanın kısmen veya tamamen infazı lâzım gelmeyeceği iddiası hükümlü ile Askerî Savcı arasında uyuşmazlık konusu olmakta ve bu konudaki tereddüdün mahkemece giderilmesi istenmektedir. Yargı yetkisini kullanan Mahkeme, uyuşmazlığı bir hükümle çözecektir. Yabancıların Af Yasasından ne yolda ve hangi koşullar altında yararlanabilecekleri ise, mahkemece araştırılıp incelenecektir. Yasal koşullar gerçekleşmediği takdirde isteğin ret edilmesi doğaldır. Fakat şu aşamada mahkemenin elinde bakmakta olduğu bir davanın varlığında kuşku yoktur.
Çoğunluğun bu konuya ilişkin görüşüne yukarıda açıkladığım nedenlerle katılmıyorum.
Üye Lütfi Ömerbaş Üye Şevket Müftügil
Anayasa Mahkemesi, E. 1975/151, K. 1975/177, 8 Temmuz 1975 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası