KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 23 Ocak 1979
- Esas Sayısı
- 1978/14
- Karar Sayısı
- 1979/6
- Karar Günü
- 23/1/1979
Karar Metni
7.186 kelime·36 dk okuma·50 bölüm
Resmi Gazete tarih/sayı:14.4.1979/16609
İTİRAZ
YOLUNA BAŞVURAN
İstanbul 10. İş Mahkemesi.
İTİRAZIN
KONUSU
25/8/1971 günlü, 1475 sayılı İş Kanununun 4/7/1975 günlü, 1927 sayılı Yasayla değişik 14. maddesinde yer alan "kıdem tazminatına esas olacak 30 günlük ücret tutarının beher yıl için nazara alınacak miktarı 1475 sayılı İş Kanuna göre tespit edilmiş olan günlük asgari ücretin 30 günlük tutarının 7,5 katından fazla olamaz."biçimindeki hükmün, biçim ve öz yönünden Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenmiştir.
I -
OLAY
Davacı,
davalıya ait işyerinde şube müdürü iken 11/8/1975 gününde hizmet aktinin
feshedildiğini, o günde yürürlükte bulunan toplu iş sözleşmesinin 71.
maddesinin (A) bendinin (C) fıkrası gereğince beher hizmet yılı için 30 günlük
ücret tutarı üzerinden 26/2. maddeye göre hesaplanan kıdem tazminatı alması
gerekirken, davalı işverenin, 1475 sayılı Yasanın değişik 14. maddesindeki
hükme göre hesaplayarak az ödemede bulunduğunu; oysa, aylık ücretin yanında,
yan ödemelerin de dahil edilip ulaşacağı aylık miktarın her yıl için gözönüne
alınması gerektiğini dava dilekçesinde ileri sürmüştür. Sonradan verdiği
21/2/1977 günlü dilekçede de, değişik 14. maddedeki "kıdem tazminatında
esas olacak 30 günlük ücret tutarının beher yıl için nazara alınacak miktarı
1475 sayılı İş Kanununa göre tespit edilmiş olan günlük asgari ücretin 30
günlük tutarının 7,5 katından fazla olamaz."hükmünün Anayasa'nın 40. ve
42. maddelerine aykırı olduğu savında bulunmuştur.
III
- METİNLER
1 - İtiraz konusu yasa hükmü :
25/8/1975 günlü, 1475 sayılı İş Kanununun, 4/7/1975 günlü, 1927 sayılı Yasa ile değişik 14. maddesinin iptali istenilen hükmü şöyledir:
"Kıdem tazminatına esas olacak 30 günlük ücret tutarının beher yıl için nazara alınacak miktarı 1475 sayılı İş Kanununa göre tesbit edilmiş olan günlük asgari ücretin 30 günlük tutarının 7,5 katından fazla olamaz."
2 - İtiraza dayanak yapılan Anayasa kuralları:
"Madde 2 - Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir."
"Madde 40 - Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.
Kanun, bu hürriyetleri, ancak kamu yararı amacıyla sınırlayabilir.
Devlet, özel teşebbüslerin millî iktisadın gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlıyacak tedbirleri alır."
"Madde 42 - Çalışma herkesin hakkı ve ödevidir.
Devlet çalışanların insanca yaşaması ve çalışma hayatının kararlılık içinde gelişmesi için, sosyal, iktisadî ve malî tedbirlerle çalışanları korur ve çalışmayı destekler; işsizliği Önleyici tedbirleri alır.
Angarya yasaktır.
Memleket ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda vatandaşlık ödevi niteliği alan beden veya fikir çalışmalarının şekil ve şartları, demokratik esaslara uygun olarak kanunla düzenlenir."
"Madde 47 - İşçiler, işverenlerle olan münasebetlerinde, iktisadî ve sosyal durumlarını korumak veya düzeltmek amacıyla toplu sözleşme ve grev haklarına sahiptirler.
Grev hakkının kullanılması ve istisnaları ve işverenlerin hakları kanunla düzenlenir."
"Madde 85 - Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Meclisler, çalışmalarını, kendi yaptıkları İçtüzüklerin hükümlerine göre yürütürler.
İçtüzük hükümleri, siyasî parti gruplarının, Meclislerin bütün faaliyetlerine kuvvetleri oranında katılmalarını sağlıyacak yolda düzenlenir. Siyasi parti grupları, en az on üyeden meydana gelir.
Meclisler, kendi kolluk işlerini Başkanları eliyle düzenler ve yürütürler. "
"Madde 86 - Her Meclis, üye tamsayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve Anayasada başkaca hüküm yoksa, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla karar verir.
Türkiye Büyük Millet Meclisinde toplantı yetersayısı, her iki Meclis üye tamsayısı toplamının salt çoğunluğudur."
"Madde 92 - Kanun tasarı ve teklifleri Önce Millet Meclisinde görüşülür.
Millet Meclisinde kabul, değiştirilerek kabul veya reddedilen tasarı ve teklifler Cumhuriyet Senatosuna gönderilir.
Millet Meclisinde kabul edilen metin, Cumhuriyet Senatosunca değişiklik yapılmadan kabul edilirse, bu metin kanunlaşır.
Cumhuriyet Senatosu, kendisine gelen metni değiştirerek kabul ederse, Millet Meclisinin bu değişikliği benimsemesi halinde metin kanunlaşır.
Millet Meclisi, Cumhuriyet Senatosundan gelen metni benimsemezse, her iki Meclisin ilgili komisyonlarından seçilecek eşit sayıdaki üyelerden bir karma komisyon kurulur. Bu komisyonun hazırladığı metin Millet Meclisine sunulur. Millet Meclisi, karma komisyonca veya Cumhuriyet Senatosunca veya daha önce kendisince hazırlanmış olan metinlerden birini olduğu gibi kabul etmek zorundadır.
Cumhuriyet Senatosunda üye tamsayısının salt çoğunluğu ile kabul edilmiş olan madde değişikliklerinde, Millet Meclisinin kendi ilk metnini benimsemesi için, üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyu gereklidir. Bu halde açık oya başvurulur.
Millet Meclisinin reddettiği bir tasarı veya teklif, Cumhuriyet Senatosunca da reddedilirse, düşer.
Millet Meclisinin reddettiği bir tasarı veya teklif, Cumhuriyet Senatosunca olduğu gibi veya değiştirilerek kabul edilirse, Millet Meclisi, Cumhuriyet Senatosunun kabul ettiği metni yeniden görüşür. Cumhuriyet Senatosunun metni Millet Meclisince benimsenirse, kanunlaşır; reddedilirse, tasarı veya teklif düşer; Cumhuriyet Senatosundan gelen metin Millet Meclisince değiştirilerek kabul edilirse, 5 inci fıkra hükümleri uygulanır.
Cumhuriyet Senatosunca üye tamsayısının salt çoğunluğu ile tümü reddedilen bir metnin Millet Meclisi tarafından kabulü için, üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyu lâzımdır.. Bu halde açık oya başvurulur.
Cumhuriyet Senatosunca üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile tümü reddedilen bir metnin kanunlaşabilmesi, Millet Meclisi tarafından üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile kabul edilmesine bağlıdır. Bu halde açık oya başvurulur.
Cumhuriyet Senatosu, kendisine gönderilen bir metni, Millet Meclisi komisyonlarında ve genel kurulundaki görüşme süresini aşmıyan bir süre içinde karara bağlar; bu süre üç ayı geçemez ve ivedilik hallerinde onbeş günden, ivedi olmayan hallerde bir aydan kısa olamaz. Bu süreler içinde karara bağlanmıyan metinler, Cumhuriyet Senatosunca, Millet Meclisinden gelen şekliyle kabul edilmiş sayılır. Bu fıkrada belirtilen süreler Meclislerin tatili devamınca işlemez.
Yasama meclislerinin ve mahallî idarelerin seçimleri ve siyasî partilerle ilgili tasarı ve tekliflerin kabul veya reddinde yukardaki fıkralar hükümleri uygulanır. Ancak, karma komisyon kurulmasını gerektiren hallerde, karma komisyonun raporu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin birleşik toplantısında görüşülür ve karara bağlanır; Türkiye Büyük Millet Meclisinin birleşik toplantısında Millet Meclisinin ilk metninin kabulü için üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyu lâzımdır. 8 inci ve 9 uncu fıkralar hükümleri saklıdır."
"Madde 129 - İktisadî, sosyal ve kültürel kalkınma plâna bağlanır. Kalkınma bu plâna göre gerçekleştirilir.
Devlet Plânlama Teşkilâtının kuruluş ve görevleri, plânın hazırlanmasında, yürürlüğe konmasında, uygulanmasında ve değiştirilmesinde gözetilecek esaslar ve plânın bütünlüğünü bozacak değişikliklerin Önlenmesini sağlıyacak tedbirler Özel kanunla düzenlenir."
3 - İlgili Yasa hükmü :
İptali istenilen kuralın biçim yönünden Anayasa'nın 92 nci maddesine aykırı olup olmadığının değerlendirilmesinde etkili bulunan 16/10/1962 gün ve 77 sayılı "Uzun Vadeli Plânın Yürürlüğe Konması ve Bütünlüğünün Korunması Hakkında Kanun"un 3. maddesinin 3 sayılı bendinin birinci fıkrası şöyledir :
"Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu plân komisyonları, diğer komisyonların rapor ve metinlerinde yürürlükteki uzun vadeli plâna aykırı buldukları hususları belirtir ve metni uzun vadeli plâna uygun şekle sokarlar. Bu takdirde. Genel Kuruldaki görüşmelerde esas, Plân Komisyonunun raporudur. Ancak, Anayasa'nın 92 nci maddesi gereğince Karma Komisyon kurulması gereken hallerde, Genel Kurul görüşmelerinde esas, Karma Komisyonun raporudur."
4 - İlgili İçtüzük hükümleri :
Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün konu ile ilgili 19., 46., 47., 48., 42., 69., 75. maddeleri şöyledir.
"Madde 19 - Başkanlık, uzun vadeli plânla ilgili gördüğü tasarı ve teklifleri en son olarak Plân Komisyonuna havale eder. Kanun tasarı ve teklifleri Hükümetin veya Genel Kurulun lüzum göstermesi halinde de, en son olarak bu komisyona havale olunur.
Plân Komisyonu, bundan başka, kamu harcama veya gelirlerinde artış veya azalış gerektiren kanun tasarı ve tekliflerini veyahut sadece belli maddeleri bu niteliği taşıyan tasarı veya tekliflerin söz konusu maddelerini inceler.
Vergi ve resimlerle ilgili kanun tasarı ve teklifleri, Vakıflarla ilgili kanun tasarı ve teklifleri ve malî işlerle ilgili kanun tasarı ve teklifleri de bu komisyonda incelenir.
Bu komisyon ayrıca, kesinhesap kanun tasarılarını inceler ve Sayıştay tarafından yürürlükteki kanunlar gereğince verilen raporları görüşür ve bu raporlardaki mütalâalar hakkında bir rapor düzenliyerek Genel Kurula sunar. Bu raporlar Genel Kurulda sadece genel görüşme konusu olur.
Plân Komisyonu, diğer komisyonların rapor ve metinlerinde yürürlükteki uzun vadeli plâna aykırı bulduğu hususları belirtir ve metni uzun vadeli plâna uygun şekle sokar. Bu taktirde, Genel Kuruldaki görüşmelerde esas, Plân Komisyonunun raporudur."
"Madde 46 - Bir tasarı veya teklif C. Senatosuna sunulurken veya birinci görüşmesinden evvel Hükümet veya teklif sahibi yahut ilgili komisyon ivedilik kararı verilmesini istiyebilirler.
Bir tasarı veya teklifin yalnız bir defa görüşülmesiyle yetinilmesi için C. Senatosunun kabul edeceği esaslı bir sebep olmadıkça ivedilik kararı verilemez.
İvedilik kararını isteyenler, gerektiğinde, o kararın geri alınmasını da istiyebilirler."
"Madde 47 - Yukardaki maddede belirtilen şartlar bulunduğu takdirde ivedilik kararının yazılı olarak istenmesi lâzımdır.
İvedilik, teklifinin lehine ve aleyhinde birer üyeye söz verilerek işari oyla kabul veya reddedilir."
"Madde 48 - İvedilikle görüşülmesine karar verilen tasarı veya teklifler yalnız bir defa görüşülür."
"Madde 52 - Başkan, birleşimi saatinde açar ve görüşmelerin sonunda kapar.
Üye tamsayısının salt çoğunluğu hazır bulunmadıkça görüşmeye başlanamaz.
Yetersayı yoksa Başkan görüşmeye başlanamıyacağını bildirir veya sonradan yetersayı bulunma ihtimali varsa birleşimi en geç bir saat sonraya bırakır.
Birleşim o gün yapılamazsa, ertesi birleşim için belli günde yine o gündem ile toplanılır.
Oturum esnasında yetersayı olup olmadığından Başkanlık Divanı tereddüt eder veya üyelerden beşi sözle veya yazılı olarak yetersayı olmadığını ileri sürerse yoklama yapılır."
"Madde 69 - C. Senatosunun ilgili komisyonlarınca incelendikten sonra Genel Kurula gelen kanun tasarı veya teklifleri, iki defa görüşülmek suretiyle sonuçlandırılır."
"Madde 75 - Tasarı ve tekliflerin ikinci görüşmeleri, birinci görüşmeden en az beş gün sonra yapılır.
İkinci görüşmenin beş günden Önce yapılmasını yalnız Hükümet veya ilgili komisyon gerekçe beyaniyle yazılı olarak istiyebilir.
İkinci görüşmede tasarı ve tekliflerin tümü üzerinde konuşulamaz. Ancak, tadil teklifleri üzerinde görüşülebilir."
IV -
İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 21/3/1978 gününde, Kani Vrana, Şevket Müftügil, Abdullah Üner, Ahmet Koçak, Sekip Çopuroğlu, Fahrettin Uluç, Muhittin Gürün, Lûtfi Ömerbaş, Ahmet Erdoğdu, Hasan Gürsel, Ahmet Salih Cebi, Âdil Esmer, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Ahmet H. Boyacıoğlu ve Necdet Darıcıoğlu'nun katılmalarıyle, yapılan ilk inceleme toplantısında aşağıdaki sorun üzerinde durulmuştur:
Anayasa'nın değişik 151. maddesinde "Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanunun hükümlerini Anayasa'ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddî olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır."hükmü yer almıştır. 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 27. maddesinde de bu kural başka bir biçimde yinelenmiştir.
Anayasa'ya aykırılık iddialarını Anayasa Mahkemesine getirebilme yolunu mahkemelere açık tutan bu kuralın işleyebilmesi; görülmekte olan bir davanın bulunması, Anayasa'ya aykırılığı öne sürülen Yasa hükmünün bu davada uygulanabilmiş olması ve mahkemenin aykırılık savını ciddî görmesi ya da kendiliğinden o hükmü Anayasa'ya aykırı bulması gibi koşulların gerçekleşmesine bağlıdır.
Olay bölümünde açıklandığı üzere, davacı, davalı işverenin, kıdem tazminatını 1475 sayılı Yasanın değişik 14. maddesindeki hükme göre hesaplayarak az ödemede bulunduğunu, aylık ücretle birlikte yan ödemelerin de dahil edilip ulaşacağı aylık miktarların gözönüne alınması gerektiğini ileri sürmüştür. Bu durumda, Mahkemece, taraflar arasındaki uyuşmazlıkta iptali istenilen hükmün uygulanacağı kuşkusuzdur.
Hasan Gürsel bu görüşe katılmamıştır.
Böylece yapılan ilk inceleme sonunda : İşin esasının incelenmesinde Hasan Gürsel'in (itiraz konusu hüküm davada uygulanacak kural olmadığından başvurmanın, mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerektiği) yolundaki karşıoyuyla ve oyçokluğuyla karar verilmiştir.
V -
ESASIN İNCELENMESİ
İşin esasına ilişkin rapor, İstanbul 10. İş Mahkemesinin gerekçeli kararı, itiraz konusu yasa hükmü, Anayasa'ya aykırılık savına dayanak gösterilen Anayasa kuralları, bunlarla ilgili gerekçeler ve öteki metinler okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A -
Biçim yönünden inceleme :
1927 sayılı Yasaya ilişkin tasarının Millet Meclisindeki yasama işlemlerinde iptali gerektirecek bir yöntem yanlışlığı bulunmadığından inceleme, Cumhuriyet Senatosundaki görüşmeler üzerinde sürdürülmüştür.
l - Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 69. maddesi hükmüne göre tasarı ve teklifler iki kez görüşmeye bağlıdır. Bir kez görüşme ile yetinilmesi için tasarı hakkında ivedilik kararı alınması gereklidir. İvedilik Önerilerini ancak Hükümet veya ilgili komisyon verebilir. Bundan başka İçtüzüğün 46. ve 47. maddeleri uyarınca, önergenin yazılı olması ve Cumhuriyet Senatosunun kabul edeceği esaslı bir nedene dayanması gereklidir. İtiraz konusu kuralın yer aldığı yasa tasarısı, bu koşullardan hiçbiri gerçekleşmeden ivedilikle görüşülmüştür. Çünkü, tasarı hakkında herhangi bir ivedilik önerisi verilmiş değildir.
3/7/1975
günlü, 72. Birleşimde, gündemin "iki defa görüşülecek işler; B - Birinci
görüşmesi yapılacak işler" bölümünün 3. sırasında yer alan 509 sıra sayılı
Deniz İş Yasasında değişiklik yapılmasına ilişkin yasa tasarısının öncelikle
görüşülmesi için, Bütçe ve Plân Komisyonu Başkanı bir Önerge vermiştir. Bu
arada Sosyal İşler Komisyonu Başkanı da 509 sıra sayılı tasarı için önceliği ve
ivediliği kapsayan bir Önerge sunmuştur. Başkan, Sosyal İşler Komisyonu
Başkanının Önergesini oylamış, bu Önerge Genel Kurulca kabul edilmiştir. Bundan
sonra bir Cumhuriyet Senatosu üyesi 1475 sayılı İş Yasasında değişiklik
yapılması hakkındaki 508 sıra sayılı tasarının daha Önce görüşülmesi
gerektiğini öne sürmüş, bu sırada 5 üyenin ayağa kalkarak yoklama istemelerine
karşın, Başkan yoklama yapmıyarak kimi üyelere söz vermiş, bunlar da 508 sıra
sayılı 1475 sayılı İş Yasasında değişiklik yapılmasına ilişkin tasarının
öncelik ve ivedilikle görüşülmesini savunmuşlardır. 508 sıra sayılı tasarı,
hakkında yukarıda açıklanan koşullara uygun herhangi bir önerge olmadığı halde
ele alınmış, sanki Sosyal İşler Komisyonu Başkanının böyle bir önergesi varmış
veya 509 sıra sayılı Deniz İş Yasası Hakkındaki tasarıya ilişkin Öncelik ve
ivedilik önergesinin 508 sıra sayılı iş için de geçerliliği söz konusu imiş
gibi Başkan tarafından oylanmış, tasarının öncelik ve ivedilikle görüşülmesi ve
görüşmelerde Sosyal İşler Komisyonu raporunun esas alınması kabul edilmiştir.
Yöntemine uygun işlem yapılamadığını bildiren bir üyeye Başkan : "Usulüne
göre yapıyoruz..."karşılığını vererek oylama sonucunu açıklamıştır.
Böylece, 1475 sayılı İş Yasasında değişiklik yapılmasına ilişkin 508 sıra
sayılı tasarının öncelikle ve ivedilikle görüşülmesine geçilmiştir (Cumhuriyet
Senatosu Tutanak Dergisi cilt 23, birleşim 72, sayfa 83-91).
İvedilik, yasa tasarılarının görüşülmesinde çok önemli bir öğedir. Çünkü, ivedilik kararı verilmesi durumunda, tasarı, Cumhuriyet Senatosunda iki kez yerine bir kez görüşülür. Bu kuraldan ayrılma nedenleri içtüzükte belirtilmiş ve böylece tasarının bir kez görüşülebilmesi kimi koşullara bağlanmıştır. Bu koşullar gerçekleşmeden bir kez görüşme ile yetinilmesi Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 46., 47., 48., 69. ve 75. maddelerine aykırıdır. Bu durum, Meclislerin çalışmalarını, kendi yaptıkları İçtüzüklerin hükümlerine göre yürüteceklerini öngören Anayasa'nın 85. maddesi hükmüne de aykırı düşer. İtiraz konusu kural böylece Anayasa'ya aykırı bir biçimde yasalaştığından iptal edilmelidir.
2 -
a) 3/7/1975 günlü, 72. Birleşimde beş Cumhuriyet Senatosu Üyesi ayağa kalkarak
çoğunluğun olmadığını öne sürmüşler ve yoklama yapılmasını istemişlerdir.
Ancak, Başkan, söz isteyen kimi üyelere söz vererek görüşmeleri sürdürmüş,
yoklama isteyen üyelerden birinin itirazı üzerine de : "Efendim, bu
muamelelere devam etmek gerçekten mümkün değildir. Ancak, ben o isteminizi geri
aldığınız mülâhazası ile..."biçiminde karşılık vermiş, sanki yoklama
istenmemiş gibi görüşmeleri sürdürerek Sosyal İşler Komisyonu raporunun
görüşmelere esas alınmasını oylamış, başka tasarılar hakkındaki oylama
sonuçlarını açıklamıştır. Yoklama isteğine ilişkin tartışma sırasında Başkan :
"Belki vazgeçmişsinizdir mülâhazası ile işleme devam ettim."diyerek
itirazı karşılamak istemiş, sonunda yoklama yapılmış ve çoğunluğun bulunmadığı
anlaşıldığından oturumu kapatmıştır. Yoklama istemi karşısında Başkanın tutumu
ve izlediği yol ve yapılan yoklama sonucu, yoklamanın istendiği andan
başlayarak birleşimde yetersayının bulunmadığını kanıtlamaktadır.
İçtüzüğün
52. maddesinin son fıkrasında, "Oturum esnasında yetersayı olup
olmadığında Başkanlık Divanı tereddüt eder veya üyelerden beşi sözle veya
yazılı olarak yetersayı olmadığını ileri sürerse yoklama
yapılır."denilmektedir. Bu hüküm, Anayasa'nın 86. maddesindeki kuralın
uygulanmasını sağlayan bir nitelik göstermektedir ve bu nedenle savsaklanması
olanaksızdır. Olayda toplantı yetersayısının Genel Kurulda bulunup bulunmadığı
konusunda ciddi bir kuşku vardır. Böyle durumlarda görüşmeler hemen kesilip
Meclis iradesinin oluşmasını sağlayacak yetersayının bulunup bulunmadığı
saptanmalıdır. Yöntemince öne sürülen yoklama isteğine karşın, Başkanın görüşmeleri
sürdürmesi, İçtüzüğe ve Anayasa'ya aykırıdır.
b) Öte yandan, Anayasa'nın 86. maddesinde : "Her meclis üye tamsayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve Anayasa'da başkaca hüküm yoksa, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla karar verir."hükmü yer almaktadır. Bu kuraldan çıkan anlam şudur: Üye tamsayısının salt çoğunluğu olmadan yapılan toplantıda Meclis iradesinin belirlenmesine olanak yoktur. Böyle bir toplantıda görüşülen ve kabul edilen metinler de Meclis iradesinin ürünü olamaz.
Yukarıda (a) bendinde açıklanan durum karşısında, ivedilik kararının alındığı oturumda, Anayasa'nın 86. maddesinde yazılı toplantı yetersayısının bulunmadığı sonucuna varmak gerekir. Toplantı yetersayısı olmayan oturumda alınan ivedilik kararına dayanılarak tasarının iki kez yerine bir kez görüşme yoluyla yasalaştırılması İçtüzüğe ve Anayasa'nın 86. maddesine aykırıdır. Böyle bir yöntemle sürdürülen görüşme sonunda ortaya çıkan metnin, yasa koyucunun serbest iradesini yansıtmadığı için iptali gerekir.
3 -
Anayasa'nın 129. maddesinde : "İktisadî, sosyal ve kültürel kalkınma plâna
bağlanır. Kalkınma bu plâna göre gerçekleştirilir. Devlet Plânlama Teşkilâtının
kuruluş ve görevleri, plânın hazırlanmasında, yürürlüğe konmasında,
uygulanmasında ve değiştirilmesinde gözetilecek esaslar ve plânın bütünlüğünü
bozacak değişikliklerin önlenmesini sağlayacak tedbirler özel kanunla
düzenlenir."denilmektedir. Anayasa'nın bu maddesinden kaynaklanan
10/6/1962 günlü, 77 sayılı "Uzun Vadeli Plânın Yürürlüğe Konması ve
Bütünlüğünün Korunması Hakkında Kanun"un 3. maddesinin üçüncü fıkrasında,
"Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu Plân Komisyonları, diğer
komisyonların rapor ve metinlerinde yürürlükteki uzun vadeli plâna aykırı
buldukları hususları belirtir ve metni uzun vadeli plâna uygun şekle sokarlar.
Bu takdirde Genel Kuruldaki görüşmelere esas, Plân Komisyonunun
raporudur."hükmü yer almaktadır. Cumhuriyet Senatosu içtüzüğünün 19.
maddesinde de Plân Komisyonunun çalışma yöntemi gösterilmiştir. Yasa Tasarı ve
teklifleri uzun vadeli plânla ilgili olması veya Hükümetin ya da Genel Kurulun
gerekli bulması durumlarında son olarak Plân Komisyonunda incelenirler. Plân
Komisyonu, öteki komisyonların rapor ve metinlerinde yürürlükteki uzun vadeli
plâna aykırı bulduğu yönleri belirtir ve metni uzun vadeli plâna uygun biçime
sokar. Bu halde Genel Kuruldaki görüşmelere, Plân Komisyonunun raporu esas
tutulur.
Görülüyor ki, 77 sayılı Yasada ve İçtüzüğün 19. maddesinde açıklanan yöntemler ve önlemler, Anayasa'nın 129. maddesinde Öngörülen Kalkınma Plânlarına ilişkin ilkenin gerçekleştirilmesini amaçlamaktadır. Uzun vadeli plânın bütünlüğünü koruyacak yöntem ve önlemlerin bu açıdan değerlendirilmesi gerekir. Plân Komisyonu raporunun görüşmelerde esas alınması bu nedenle Anayasal bir zorunluğa dayanmaktadır.
Cumhuriyet Senatosunda Bütçe ve Plân Komisyonu raporu yerine Sosyal İşler Komisyonunun raporununun görüşmelere esas alınması yolundaki karar, toplantı yeter sayısı bulunmayan bir oturumda alınmış olması dolayısıyle geçersiz bulunması bir yana, yukarıda açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 129. maddesine de aykırıdır. Bu konuda yapılan yöntem yanlışlığı, itiraz konusu kuralın iptalini gerektirecek ölçüde ve ağırlıktadır.
Ahmet Salih Cebi Bütçe ve Plân Komisyonu raporu yerine Sosyal işleri Komisyonu raporunun görüşmelere esas alınmış olmasının Anayasa'ya aykırılık nedeni sayılması görüşüne katılmamıştır.
4 - 1475 sayılı Yasada değişiklik yapılmasına ilişkin 508 sıra sayılı tasarı önce Sosyal İşleri Komisyonunda görüşülmüş, bu komisyonca Başkanlığın havalesine uyularak Bütçe ve Plân Komisyonuna gönderilmiştir. Bütçe ve Plân Komisyonu raporunda, konunun uzun vadeli plânla ilişkisine ve yurt ekonomisindeki etkisine değinilmiştir. (Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi Cilt 25, Birleşim 73, Sayfa 126, 147)
1475 sayılı Yasada değişiklik yapılmasına ilişkin 508 sıra sayılı tasarı hakkında Başkanın öne sürdüğü gibi bir önerge verilmiş değildir. Her ne kadar 72. Birleşimde 509 sıra sayılı Deniz İş Yasasında değişiklik yapılmasını öngören tasarının görüşülmesine başlanırken Bütçe ve Plân Komisyonu Başkanı tarafından "görüşmelerin, ancak üzerinde değişiklik önergesi verilen maddelere inhisar ettirilmesi" yolunda bir Önerge verilmiş ise de, bu önerge oylanmadığı gibi, bu önergenin 508 sıra sayılı 1475 sayılı Yasada değişiklik yapılmasına ilişkin tasarıyı da kapsadığı ileri sürülemez.
Başkan tarafından öne sürüldüğü gibi, "görüşmelerin, ancak üzerinde değişiklik Önergesi verilen maddelere inhisar ettirilmesi" biçiminde bir önergenin varlığı ve kabul edildiği bir varsayım olarak düşünülse bile, bu önerge doğrultusunda davranılması, Anayasa'nın 92. maddesinin koyduğu görüşme ilkesi ile bağdaşmaz. Bu konu Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında yeterince açıklanmış olduğundan aynı gerekçelerin burada yenilenmesine gerek görülmemiştir. (Örneğin, 6/5/1975 günlü, 35/126 sayılı karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi Cilt 13. Sayfa 483, 19/10/1976 günlü, 42/48 sayılı karar, Resmi Gazete 10/5/1977, sayı 15933).
Bu açıklamalar karşısında : İş Yasasının değişik 14. maddesinde yer alan itiraz konusu kural içtüzük hükümlerine, Anayasa'nın 85., 86., 92. ve 129. maddelerine aykırı biçimde yasalaşmıştır. Bu biçim aykırılıkları Yasa Koyucunun iradesinin serbestçe oluşmasını engellediğinden 14. maddedeki itiraz konusu "kıdem tazminatına esas olacak 30 günlük ücret tutarının beher yıl için nazara alınacak miktarı 1475 sayılı İş Kanununa göre tespit edilmiş olan günlük asgarî ücretin 30 günlük tutarının 7,5 katından fazla olamaz." hükmünün biçim yönünden iptaline karar verilmesi gerekir.
B)
Anayasa'nın değişik 152. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, Anayasa Mahkemesi, Mahkemelerden gelen Anayasa'ya aykırılık iddiaları üzerine verdiği hükümlerin, olayla sınırlı ve yalnız tarafları bağlayıcı olacağına da karar verebilir.
Ancak, biçim yönünden iptali gereken hükmün olayla sınırlı ve yalnız tarafları bağlayıcı olmaktan öte işçi ile işveren arasındaki hizmet akti ilişkisine olan etkisi, çalışanların büyük bir kesiminin yararlanacağı bir hüküm olması nedeniyle salt olayla sınırlı ve yalnız tarafları bağlayıcı olarak iptali yönüne gidilmesi yerinde görülmemiştir.
Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu, Ahmet Erdoğdu, Rüştü Aral, Muammer Yazar ve Kenan Terzioğlu "anlaşmazlığın niteliğine göre salt olayla ve yalnız tarafları bağlayıcı olarak karar verilmesi gerektiği" görüşünde bulunmuşlardır.
C)
22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 28. maddesinin birinci fıkrası hükmü, Anayasa Mahkemesini istemin konusuyla bağlı tutmuş ve gerekçe ile bağlamamıştır. Başka bir anlatımla itiraz yoluna başvurulması halinde Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın değişik 151. maddesi hükmü gereği, görülmekte olan davada uygulanacak olan kanun hükümlerini ya mahkemece kendiliğinden Anayasa'ya aykırı bulunması ya da bu yolda öne sürülen savın ciddi görülmesi suretiyle başvurulması durumunda Anayasaya uygunluk denetiminden geçirmek zorundadır. Davada uygulanma durumunda bulunmayan yasa hükümleri üzerinde Anayasa Mahkemesinin Anayasaya uygunluk denetimi yapmasından söz edilemez.
Bu
nedenle 1927 sayılı Yasanın öteki hükümlerinin 44 sayılı Yasanın 28. maddesinin
ikinci fıkrası uyarınca iptal edilebilmeleri ancak itiraz yoluna başvurulmuş ve
Anayasa'ya aykırılığı saptanarak iptaline karar verilmiş olan hüküm yüzünden
öteki hükümlerin eylemli olarak uygulanamaz duruma geldiklerinin anlaşılması ve
bunun gerekçelerinin belirtilmesi yoluyla olabilir. Oysa 1927 sayılı Yasaya ait
tasarının tümünün Cumhuriyet Senatosundaki görüşmeleri Anayasa'ya aykırı olsa
bile, bu aykırılığın etkisi, iptali istenen hükümle sınırlıdır. Anayasa
Mahkemesi, iptal istemiyle bağlı tutulduğundan, iptal kararının etkisini iptali
istenmeyen ya da o davada uygulanma durumunda olmayan hükümleri de kapsayan bir
biçimde genişletmeye yetkili değildir.
Böyle olunca, 1927 sayılı Yasanın öteki hükümlerinin uygulanma olanağını yitirdiği düşünülemez ve doğal olarak da bu hükümler hakkında 44 sayılı Yasanın 28. maddesinin ikinci fıkrası hükümü uygulanamaz.
Muhittin Gürün ve Nahit Saçlıoğlu, "yukarıda saptanan Anayasa'ya aykırılık nedenleri kanunun tümünü, Anayasa'ya aykırı duruma düşürülmektedir. Bu bakımdan 1927 sayılı kanun tümüyle uygulanması gerekir. Başka bir deyimle, itiraz edilen hükmün yukarıdaki gerekçelerle iptal olunması, kanunun geriye kalan hükümlerinin tümünün uygulanmaması sonucunu doğurur. Açıklanan nedenlerle ve 14/3/1974 günlü 1973/33-1974/9 sayılı Anayasa Mahkemesi kararında da belirtilen sebeplerle 44 sayılı Kanunun 28. maddesi uyarınca kanunun tümünün iptaline karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle bu görüşe katılmamışlardır.
D)
İtiraz konusu hükmün biçim yönünden iptali karşısında işin özü yönünden ayrıca inceleme yapılmasına ve bu konuda bir karar verilmesine yer kalmamıştır. Anayasa Mahkemesinin 15/2/1977 günlü, E : 1976/50 K : 1977/13 sayılı kararında bu konuda ayrıntılı gerekçeler gösterilmiş olduğundan bunların yinelenmesine gerek görülmemiştir.
Ahmet Erdoğdu, Muammer Yazar ve Nahit Saçlıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.
E)
Anayasa'nın değişik 152. maddesinin ikinci fıkrasıyla 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 50. maddesinin üçüncü fıkrasında, gereken hallerde iptal hükmünün yürürlüğe gireceği günü Anayasa Mahkemesinin ayrıca saptayabileceği ve anılan maddenin dördüncü fıkrasında da, iptal kararı verilmesiyle meydana gelecek boşluğun, kamu düzenini tehdit edici nitelikte görülmesi halinde üçüncü fıkrası hükmünün uygulanması gerekeceği öngörülmüştür.
1475 sayılı İş Yasasının 4/7/1975 günlü, 1927 sayılı Yasa ile değişik 14. maddesinde yer alan itiraz konusu hükmün iptalinin geniş bir işçi -işveren kitlesini ilgilendirmesi bakımından, kamu düzenini bozacak ağırlıkta bir boşluk meydana getireceği açıktır. Bu nedenle, iptal kararının yürürlüğe gireceği günün ayrıca belirtilmesi ve bu sürenin iptal kararının Resmi Gazete'de yayınlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe konulması gerekli görülmüştür.
Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu, Kenan Terzioğlu ve Bülent Olçay, Anayasanın 152. maddesinin dördüncü fıkrası hükmü uyarınca olayla sınırlı ve yalnız tarafları bağlayıcı nitelikte bir karar verilmesininde gerektiğini öne sürerek bu görüşe katılmamışlardır.
SONUÇ
A -
4/7/1975 günlü, 1927 sayılı Kanuna ilişkin tasarının, Cumhuriyet Senatosunda görüşülmesinde :
1 - Verilmiş bir ivedilik Önergesi yokken ivedilikle görüşme kararı alınması,
2 - a) içtüzük hükümlerine uygun olarak öne sürülen yoklama istemi üzerine yeter sayı bulunup bulunmadığını belirtmek için yoklama yaptırılmamış olması,
b) İvedilik konusundaki oylamanın hemen arkasından yapılan yoklamada çoğunluğun bulunmadığının saptanması karsısında ivedilik kararının oylaması sırasında da çoğunluğun bulunmadığının anlaşılması,
3 - Plân Komisyonu raporu yerine, görüşmelerde Sosyal İşler Komisyonu raporunun esas tutulmuş olması,
Gibi Anayasa ve içtüzük kurallarına aykırı tutum ve davranışlar sonunda yasalaşması nedeniyle 4/7/1975 günlü, 1977 sayılı Kanunun 1. maddesinde "Kıdem tazminatına esas olacak 30 günlük ücret tutarının beher yıl için nazara alınacak miktarı 1475 sayılı İş Kanununa göre tespit edilmiş olan günlük asgari ücretin 30 günlük tutarının yedibuçuk katından fazla olamaz." biçiminde yer alan hükmün Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, 1. ve 2. bentlerde oybirliğiyle, 3. bentte Ahmet Salih Çebi'nin karşı oyuyla ve oyçokluğuyla,
B -
İptal kararının, Anayasanın 152. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca salt olayla sınırlı ve yalnız tarafları bağlayıcı olarak verilmesine yer olmadığına, Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu, Ahmet Erdoğdu, Rüştü Aral, Muammer Yazar ve Kenan Terzioğlu'nun "anlaşmazlığın niteliğine göre salt olayla ve yalnız tarafları bağlayıcı olarak karar verilmesi gerektiği"yolundaki karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla,
C -
22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 28. maddesinin ikinci fıkrası hükmünün
uygulanmasına yer olmadığına, Muhittin Gürün ve Nahit Saçlıoğlu'nun (yukarda
saptanan Anayasa'ya aykırılık nedenleri Kanunun tümünü Anayasa'ya aykırı duruma
düşürmektedir. Bu bakımdan 1927 sayılı Kanunun tümüyle uygulanmaması gerekir.
Başka bir deyimle, itiraz edilen hükmün yukarıdaki garekçelerle iptal olunması,
Kanunun geriye kalan hükümlerinin tümünün uygulanmaması sonucu doğurur.
Açıklanan nedenlerle ve 14/3/1974 günlü 1973/33 - 1974/9 sayılı Anayasa
Mahkemesi kararında da belirtilen sebeplerle 44 sayılı Kanunun 28. maddesi
uyarınca kanunun tümünün iptaline karar verilmesi gerektiği) yolundaki
karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla,
D -
İtiraz konusu kural yukarıda (A) bölümünde açıklanan nedenlerle biçim yönünden iptal edilmiş bulunduğuna göre, esas hakkında incelemenin sürdürülmesine yer kalmadığına, Ahmet Erdoğdu, Muammer Yazar ve Nahit Saçlıoğlu'nun karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla,
E -
Anayasanın değişik 152. maddesinin ikinci fıkrasına göre iptal kararının, Resmi Gazete'de yayınlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine oybirliğiyle,
F -
İptal hükmünün, Anayasanın değişik 152. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, Mahkemenin elindeki davanın tarafları bakımından ve yalnız olayla sınırlı olmak üzere Resmî Gazete'de yayımı gününde yürürlüğe konulması hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına, Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu, Kenan Terzioğlu ve Bülent Olcay'ın karşı oylarıyla ve oyçokluğuyla,
23/1/1979 gününde karar verildi.
KARŞIOY
YAZISI
I -
Anayasa'nın değişik 152. maddesinin dördüncü fıkrası, "Anayasa Mahkemesi, diğer mahkemelerden gelen Anayasa'ya aykırılık iddiaları üzerine verdiği hükümlerin, olayla sınırlı ve yalnız tarafları bağlayıcı olacağına da karar verebilir" kuralını getirmektedir. Söz konusu hüküm yakından incelendiğinde, Anayasa Koyucunun, itiraz yoluna başvurulması halinde eğer koşullar elveriyorsa yalnızca bu yetkiyi kullanmayı ya da genel yetkisiyle birlikte bunu da uygulamayı Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesine ve takdirine bıraktığı açıkça görülür.
Anayasa'nın sözü edilen hükümle Anayasa Mahkemesine tanıdığı yetkinin bu olayda kullanılabilir olup olmadığını saptamak ve bu konuda bir sonuca varmak için önce olayın gözden geçirilmesi gerekmektedir.
Davacı,
davalıya ait işyerinde hizmet sözleşmesine dayanarak şube müdürü olarak
çalışmakta ve toplu sözleşmesine göre de kimi sosyal ya da parasal haklara
sahip bulunmaktadır. İşçi ve işveren arasındaki hizmet akti 11/8/1975 gününde
feshedilmiş ve davacı da 4/7/1975 günlü, 1927 sayılı Kanundan önce yapılan ve
bu Kanun zamanında da yürürlüğünü koruyan toplu iş sözleşmesinin 71. maddesinin
(A) bendinin (c) fıkrası gereğince beher hizmet yılı için 30 günlük ücreti
tutarı üzerinden ve 26. maddenin ikinci fıkrası hükmüne göre hesaplanması
gereken kıdem tazminatının ödenmesini dava etmiştir. Bu davada 4/7/1975 günlü,
1927 sayılı Kanundan önce yürürlükte bulunan iş yasasına göre düzenlenerek
yürürlüğe konulmuş toplu iş sözleşmesine ve bundan doğan, başka bir anlatımla
sözleşmelerle kazanılan haklara da yanıldığına ve bunlara 1927 sayılı Kanunun
yaptığı etki söz konusu edildiğine göre, itiraz konusu hükmün genel sınırlar
içinde değil Özel yanı ile ele alınmak zorunluluğu kendiliğinden ortaya çıkar.
Gerçekten itiraz yoluna başvurulan yasa kuralı, çoğunluk kararında da
açıklandığı gibi geniş işçi ve işveren kesimini ilgilendirmektedir. Ancak dava
mahkemesinin önüne getirilen iş, yasa hükmünün genel yanı değil onun geriye
dönük olan ve eski yasaya uyularak yapılmış ve yürürlüğe konulmuş bulunan toplu
iş sözleşmelerine ve bunlara bağlı olan işçi ve işverenlere ilişkin yönüdür.
Olayın açıklanan bu özelliği de, itiraz konusu hükmün herkes açısından değil,
salt olayla sınırlı ve yalnız tarafları bağlayıcı nitelikte bir karar verilmesi
zorunluluğunu ortaya koyar.
Karşıoy yazısının bu bölümüne Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu, Rüştü Aral ve Kenan Terzioğlu katılmışlardır.
II -
İtiraz yoluyla incelenen işlerde, Anayasa Mahkemesinin, iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi Anayasa'nın 152. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca saptamakla yetindiği durumlarda, itiraz yoluna başvuran mahkeme, Anayasa Mahkemesi kararının içeriği karşısında, ya dosyayı elinde tutarak, hükmünü, kararın yürürlüğünden sonraki bir güne bırakmak, ya da yargılamayı, iptal konusu yasa hükmü iptal edilmemişçesine yürüterek, kararını, Anayasa'ya aykırılığı kesinleşmiş bulunan bu hükme göre vermek durumunda kalacaktır.
Kanımızca, hukuk mantığına ters düşen her iki olasılığın da Anayasa'ya uygun bulunduğu ya da en azından Anayasa'nın ilgili hükümlerinin zorunlu sonucu olduğu ileri sürülemeyeceği gibi, sorunu Anayasa hükümlerine dayanarak çözümlemek olanağı bulunmadığı da düşünülemez.
Öncelikle
şu durumun saptanmasında yarar vardır ki, yukarda, belirtilen her iki
uygulamanın da Anayasa Koyucunun iradesine uygun bulunmadığını, Anayasa'nın
151. maddesinin dördüncü fıkrası hükmü açıkça ortaya koymaktadır. Şöyle ki,
işin Anayasa Mahkemesi'ne gelişinden başlayarak altı ay içinde karar verilmeyen
durumlarda, dava mahkemesinin, Anayasa'ya aykırılık savını kendi kanısına göre
çözümlemeye yetkili kılınması, Kurucu Meclisin bu maddeye ilişkin gerekçesinde
de açıklandığı gibi, davanın gecikmesini önlemeyi amaçlamaktadır. Anayasa
Mahkemesindeki incelemenin uzaması nedeni ile bile olsa, davanın gecikmesini
önleme konusunda büyük duyarlılık gösteren Anayasa Koyucunun, itiraz konusu
hükmün Anayasa'ya aykırılığı Anayasa Mahkemesince saptandığı halde, davanın,
iptal hükmünün yürürlüğe gireceği güne kadar bekletilmesini öngördüğü
düşünülemez. Öte yandan, Anayasa'nın 151/4. maddesi gereği, Anayasa Mahkemesi
kararının gecikmesi durumunda Anayasa'ya aykırılık savını kendi kanısına göre
çözümlemeye yetkili kılmış olan dava mahkemesinin, itirazı Anayasa Mahkemesince
yerinde görüldüğü halde, Anayasa'ya aykırı yasa hükmünün uygulama zorunluluğu
ile karşı karşıya bırakılması da elbet ki kabul edilemez.
Böylece, yukarda belirtilen her iki olasılığa da yer vermediği açıkça görülen Anayasa Koyucu, kanımızca, sorunu çözümsüz de bırakmamış ve bu durumda Anayasa'nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası hükmünün uygulanması yolunu açık tutmuştur.
Gerçekten,
getiriliş amacı ve uygulanma yeri Öteden beri tartışma konusu olan 152.
maddenin dördüncü fıkrası, Anayasa Mahkemesince itiraz yoluyla incelenen
işlerde, olayla sınırlı ve yalnız tarafları bağlayıcı nitelikte karar
verilmesine olanak sağlamaktadır. Anayasa Mahkemesine, zorunlu ve ayrık
durumlarda, iptal kararının etkisini belli kişi ve olaylarla sınırlama yetkisi
tanıyan bu hükmün, kararın, yürürlüğe giriş tarihi bakımından kişi ve olayla
sınırlandırılmasına da olanak sağladığında kuşku yoktur. Çünkü Anayasa'nın söz
konusu hükmü, olayla sınırlı karar verme yetkisini, Anayasa Mahkemesi hükmünün
tümünü kapsar biçimde vermektedir. Hükmün bir bendini oluşturan, yürürlük
gününün saptanmasına ilişkin bölümün de bu yetkinin kapsamı içinde sayılması
doğaldır. Başka bir deyişle, bir yasa hükmünü belli bir olayla sınırlı ve belli
kişiler yönünden iptale yetkili olan Anayasa Mahkemesinin, iptal kararının
yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca saptadığı durumlarda, iptal kararının itiraz
konusu iş yönünden, yani Resmî Gazete ile yayımı tarihinde yürürlüğe gireceğini
hüküm altına alabileceği kuşkusuzdur.
Yukardan
beri belirtmeye çalıştığımız sorunu Anayasa kuralları içinde çözümleyen bu
uygulamanın, itirazın ileri sürüldüğü davada taraf durumunda bulunan kişiler
yararına bir ayrıcalık yaratacağı, başka bir deyişle eşitlik ilkesine aykırı
düşeceği de ileri sürülemez. Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla gelen davalarda
olayla sınırlı ve yalnız tarafları bağlayıcı olarak karar verme yetkisinin
kullanılmasının kanun Önünde eşitliği sağlayacağı, kullanılmamasının ise iptal
kararının yürürlüğe gereceği güne kadar hukukça aynı durumda olan kişiler
arasındaki eşitsizliği, sürdüreceği, ayrıca iptal edilen hüküm yürürlükten
kalktıktan sonra da bu eşitsizliğin başka bir biçimde oluşacağı açıkça
ortadadır. Çünkü iptal kararının yürürlüğe gireceği güne kadarki süre içinde,
mahkemelerde gömmekte olan başka davalarda, aynı hükmün Anayasa'ya aykırılığı
savının ileri sürülmesine ve konunun itiraz yoluyla yeniden Anayasa Mahkemesine
getirilmesine bir engel yoktur. Kanımızca, iptal kararından sonra, aynı hükmün
iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılacak itirazlarda hükmün evvelce iptal
edilmiş bulunması nedeniyle bu konuda karara yer olmadığına karar verilmekle
birlikte, yine Anayasa'nın 152. maddesinin dördüncü fıkrasına dayanılarak,
iptal kararının bu dosya için de hemen, yani kararın Resmî Gazete'de yayımı ile
yürürlüğe gireceği hüküm altına alınabilir.
Görüldüğü gibi, Anayasa Mahkemesinin Anayasa'nın 152. maddesinin dördüncü fıkrasındaki yetkiyi kullanması bir eşitsizliğe yol açmamakta, aksine Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle iptal edilmiş olan bir hükmün uygulanmasından etkilenen kişilerin bu etkiden kurtulmalarına olanak tanıyarak yasa önünde eşitliği sağlamaktadır.
Bu nedenlerle iptal kararının, itiraz konusu iş bakımından Resmî Gazete'de yayımlandığı günden başlayarak yürürlüğe gireceğinin de karar altına alınması gerekmektedir.
Karşıoy yazısının bu bölümünde de Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu, Kenan Terzioğlu ve Bülent Olcay katılmışlardır.
Başkan
Şevket Müftügil
Başkanvekili
Ahmet
H. Boyacıoğlu
Üye
Muhittin Gürün
Üye
Lütfi Ömerbaş
Üye
Ahmet Erdoğdu
Üye
Osman Tokcan
Üye
Ali Rüştü Aral
Üye
Ahmet Salih Çebi
Üye
Muammer Yazar
Üye
Adil Esmer
Üye
Nahit Saçlıoğlu
Üye
Hüseyin Karamüstantikoğlu
Üye
Kenan Terzioğlu
Üye
Necdet Darıcıoğlu
Üye
Bülent Olçay
KARŞIOY
YAZISI
Anayasa Mahkemesi, itiraz konusu kural, biçim yönünden iptal edilmiş bulunduğu gerekçesiyle, esas hakkında incelemenin sürdürülmesine yer kalmadığına, 23/1/1979 günü çoğunlukla karar vermiştir. Biçim yönünden iptal edilmiş bir yargının, öz yönünden de karara bağlanmasının zorunlu olup olmadığı konusunun, üzerinde durulması gereken önemli bir sorun olduğu kuşkusuzdur.
I -
Anayasa'ya uygunluk denetimin kapsamı.
Anayasa
Mahkemesinin görev ve yetkilerini, Anayasa 147. maddesinde göstermiştir. Sözü
edilen madde, birinci fıkrasında : "Anayasa Mahkemesi, Kanunların ve
Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüklerinin Anayasa'ya, Anayasa
değişikliklerinin de Anayasa'da gösterilen şekil şartlarına uygunluğunu
denetler." demekte ve denetim görevinin kapsamını belirtmektedir.
Anayasa'nın bu açık buyruğunda, biçim yönünden uygunluk denetimi sonunda iptal
kararı verilirse artık esas yönünden Anayasa'ya uygunluk denetimi yapılamacağı
yolunda bir kural yoktur. Anayasa böyle bir yöntemi göstermemiş ve
öngörmemiştir. Anayasa, biçim yönünden iptaline karar verilen bir yasanın öz
yönünden artık incelenmesine geçilemeyeceği kuralının uygulanmasını isteseydi,
hiç bir duraksamaya yer vermeyecek kertede açıklığa kavuştururdu. Böyle bir
durumu yeğlemeyen Anayasa, biçim ve öz yönünden denetimlerin birbirinden
ayrılmasını öngörmemiş, birinin türesel sonucunun ötekini de kesin olarak
etkileyeceği ve öz yönünden inceleme ve bir karar verme yolunu kapayacağı
yöntemini getirmemiştir. Biçim ve öz yönlerinden denetim, bir bütündür. Biri
Ötekine yeğlenemeyeceği gibi, biçim denetimi sonucu verilen iptal kararının öz
yönünden denetimi de etkileyeceği ileri sürülemez.
Bu konu uygulamada, uzun tartışmalara yol açmıştır, İlk bakışta, biçim yönünden iptal edilmiş bir yargı, artık türe alanından çıktığı, yasal gücünü yitirmiş bir görünüme dönüştüğü için Anayasa'ya uygunluk denetiminden söz edilemeyeceği düşünülebilir. Ne varki, bir yasal yargının biçim yönünden Anayasa'ya aykırılığı yanında öz yönünden de aykırı olduğunun ileri sürüldüğü durumlarda bu konu önem kazanmaktadır. Nitekim bu davada da itiraz yoluna başvuran mahkeme, itiraz konusu kuralın, hem biçim hem de öz yönünden Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürerek iptalini istemiştir. Bu gibi durumlarda aşağıda gösterilen ilke ve kavramlara başvurarak bir sonuca ulaşmak gerekir.
1 -İptal nedenlerinin ayrı ayrı incelenmesi ve karara bağlanması:
Bir
yasa kuralının Anayasa'ya uygunluğu denetimi için birden çok neden ileri
sürülmüş olabilir. Bu nedenler, Anayasa Mahkemesine iptal davası açmaya yetkili
olanlarca gerekçeleriyle birlikte birer birer gösterilir. Anayasa Mahkemesince
yapılacak denetim, ileri sürülen istemle bağlı olmanın zorunluğu dolayısıyle
gösterilen her türlü nedenin incelenmesini ve karara bağlanmasını kapsar
22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 28. maddesi denetiminde, istemle bağlılık
ilkesini, 27. maddesinde de "uygulanacak yasa kuralları" koşulunu
temel ilkeler olarak öngörmüştür. Dava ya da itiraz yolu ile gelen iptal
istemlerinde ileri sürülen nedenlerin denetim bakımından incelenmesi ve aykırılık
savlarının her birisi için ayrı karar verilmesi zorunludur. İstemle bağlı olan
Anayasa Mahkemesi, istemlerden bir bölümün denetimini yapıp öteki kesimlere el
sürmemesi, onları karar dışı bırakması doğru görülemez. Böyle olunca yüce
mahkemenin, biçim koşullarına dayalı denetimi yapıp özle ilgili olanını yerine
getirmemesi yasal dayanağı bulunmayan bir eksiklik sayılmalıdır.
2 - Anayasa'ya uygunluk denetiminin içeriği:
Temsilciler
Meclisi Anayasa yar kurulu raporunda, Anayasa Mahkemesinin görevi üzerinde
önemle durulmuştur. Anayasa'nın temel ilkelerinden birisi de, özgürlüklere
yönelen saldırıları, doğrudan ya da dolaylı olarak yapıla gelen kısıtlamaları
tümüyle, Önlemektir. Yasama Organının da Anayasa'nın koyduğu bu ilkeyi,
çıkardığı yasalarla çiğnemesi yasaklanmıştır. Bu durumda, Anayasa Mahkemesinin
denetim görevi başlar. Özgürlüklerin ve hakların düzenleyicisi olan yasama
gücünün görevini yaparken özgürlüklerin, hakların özünü tehlikeye düşürmemesi
gerekir. Yasama gücü, özgürlüklerin ve hakların özüne dokunmama sınırından
Öteye artık işlemez. Yasama Organının bu sınırı aşıp aşmadığının denetimi
Anayasa Mahkemesince yapılır. Temsilciler Meclisi Anayasa Yarkurulunca
hazırlanıp adı geçen Meclisçe benimsenen bu görüş, öğretide ve Anayasa
Mahkemesinin 8/4/1963 gün ve Esas: 1963/16, Karar : 1963/83 sayılı kararında
açık olarak yer almış ve Türk Anayasa Hukukunda da hiç bir duraksamayı
gerektirmeyecek biçimde belirgin duruma gelmiştir. Anayasa Mahkemesinin
uygunluk denetimi görevi de bu odaktan kaynaklanmaktadır.
Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerinin Anayasa'nın 147. maddesi, Yasaların, Türkiye B. M. Meclisi içtüzüklerinin Anayasa'ya uygunluk denetiminin, bir bütün olarak, biçim ve esas yönlerinden bir arada yapılacağını göstermektedir. Bir yasa yargısı biçim yönünden iptal edildiği gerekçesiyle esasla ilgili denetimin yapılmaması olasılığı yoktur. Anayasa'nın 1488 sayılı Yasa ile değişik 147. ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 20. maddelerinde belirlenen denetim görevinin kapsamı budur.
3 - Biçim yönünden iptal kararının, yasama görevi bakımından durumu:
Bu konuyu başlıca üç kesimde incelemek yerinde olur.
A -
Biçim yönünden iptaline karar verilen bir yargının, öz bakımından denetiminin yapılmaması,
B -
Hem biçim hem de öz yönlerinden bir yargının iptal edilmesi,
C -
Biçim yönünden iptal olunan bir yargının, öz bakımından iptal isteminin reddine karar verilmesi,
Bu üç durumun incelenmesine gelince:
A -
Biçim yönünden iptaline karar verilen özü bakımından denetim dışı bırakılan yargıyı, yasama organı yasa koyma gücüne dayanarak düzeltebilir. Anayasa Mahkemesinin biçim yönünden verdiği iptal kararı üzerine yasama organı şöyle işlemler yapabilir :
Hangi biçim koşullarına uyulmamışsa o koşulları içtüzük kurallarına ve yasal gereklere göre düzelterek, öz bakımından iptal edilmemiş yasa kuralını yeniden olduğu gibi yasalaştırabilir. Bu durumda, bu noktaların tartışılması gerekir:
a - Bu yeni yasa kuralı, itiraz olunan ve iptali istenen kural mıdır, değil midir'
b - Değilse, iptali istenen kural ne olmuştur' Bu sorular, görüşüme göre şöylece yanıtlanabilir.
a - Yasama Organının, biçim koşullarını yerine getirerek, itiraz konusu kuralın bir sözcüğüne bile dokunmadan olduğu gibi kabul etmesi durumunda, yürürlüğe yeniden giren yargı, yeni bir kuraldır, iptali istenmesine karşın. Anayasa'ya uygunluk denetimi öz bakımından yapılmayan eski yargı artık yürürlükte değildir, itiraz yoluna başvuran mahkeme bu kurala karşı yeni baştan iptal isteminde bulunmak zorundadır. Biçim yönünden yapılan denetim öz bakımından da sonuçlandırılmış olsaydı bu türlü sakıncalar doğmayacaktı.
Öte yandan Yasama Organı, biçim koşullarını düzeltme sırasında, özü bakımından denetimi yapılmayan yasa kuralını bu kez yeni bir yapıya dönüştürerek değiştirebilir, ya da yürürlükten kaldırabilir. Bu iki durum da yeni bir yasama işlevidir.
b - Biçim koşullan yerine getirilerek, bir sözcüğüne bile dokunulmadan kabul edilen yasa kuralı, iptali istenen eski kural olduğu düşünülürse bu görüşün gerekçesi ancak şöyle Özetlenebilir. Madem ki, itiraz konusu kural, yalnız biçim yönünden iptal edilmiş öz bakımından el sürülmemiştir, öyle ise öz yönünden kural yürürlüktedir. Bu değişmeyen yargı itiraz konusu edilen eski yargıdır. Biçim yönü Yasama Organınca düzeltildiğine, öz bakımından denetim yapılmadığına, iptali isteminde de bulunulduğuna göre, itiraz konusu kuralın öz yönünden denetimi gerekir.
Bu görüşü benimsemek olanağı yoktur. Yasama gücü, Anayasa'nın 64., 91., 92. maddelerine ve İçtüzük Kurallarına göre yasa yapar. Biçim yönünü düzeltmek amacıyla da olsa onun yaptığı işlem, yeni bir yasa yapma işidir. Bu durumda, bu kuralın Anayasa Mahkemesince Anayasa'ya uygunluk denetiminin yapılabilmesi yeniden yetkili kılınan kurum ve kurullarca İptal isteminde bulunulmasına bağlıdır. Sonuç şu oluyor, biçim yönünden iptal nedenleri ortadan kalkmış olsa bile esasa ilişkin itiraz ve dava, karar dışı kalmakta, Anayasa Mahkemesinin denetim görevi eksik yapılmış duruma düşmektedir.
B -
Hem biçim hem de Öz yönlerinden bir yargının Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi, denetim görevinin gereğidir. Bu durumda, türe düzenini olumsuz etkileyecek herhangi bir sakınca söz konusu olamaz.
C -
Biçim yönünden iptal olunan bir yargı, öz bakımından Anayasa'ya uygun bulunur ve iptal istemi reddedilirse, itiraz konusu kural doğuştan sakattır. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Meclisler, çalışmalarını, kendi yaptıkları içtüzüklerin kurallarına göre yürütürler. İçtüzük kurallarına uyulmadan yapılan çalışma yasa niteliğini taşımaz. Aslında, Anayasa'ya aykırı olmayan, biçim koşullarına uyulmaması nedeni ile iptal edilen bir yargının yasal bir yapıya dönüştürülmesi Yasama Organının görevlerindendir.
Bu nedenlerle "İtiraz konusu kural ...... biçim yönünden iptal edilmiş bulunduğuna göre, esas hakkında incelemenin sürdürülmesine yer kalmadığı" yolunda verilen karara karşıyım.
II -
İptal hükmünün, olayla sınırlı ve yalnız her iki yan'ı bağlayıcı olarak
verilmesine yer olmadığına çoğunlukla karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesi,
öteki mahkemelerden gelen Anayasa'ya aykırılık savları üzerine verdiği
hükümlerin, olayla sınırlı ve yalnız her iki yanı bağlayıcı olacağını da
saptayabilir. Anayasa'nın 1488 sayılı Yasa ile değişik 152. maddesi, olayla
sınırlı ve yalnız yan'ları bağlayıcı nitelikte verilecek hükümleri için Anayasa
Mahkemesine geniş değerlendirme yetkisi tanımıştır. Anayasa Koyucu, bu tür
kararları bakımından Anayasa Mahkemesine belli bir ölçü vermemesinin başlıca
nedeni de budur. Yüksek Mahkeme, olayın özelliğine ve gerekli gördüğü
durumlarda, Anayasal ve Yasal verilere, türesel bulgulara, adalet kavramının
gereklerine ve sosyal gerçeklere dayalı ölçülere göre değerlendirmesini
yapacaktır.
İtiraz
yoluna başvuran mahkemenin iptal istemini içeren kararının gerekçesine göre
yanlar arasındaki davanın bir özelliği bulunmakta ve bu durum daha çok davacı
ve davalıyı ilgilendirmektedir. Davacı, davalının işyerinde şube müdürü iken
11/8/1975 günü hizmet sözleşmesinin ortadan kaldırıldığı, o günde yürürlükte bulunan
toplu iş sözleşmesi kuralları gereğince her hizmet yılı için 30 günlük ücret
tutan üzerinden ve 26/2. madde uyarınca kıdem tazminatı alması gerekirken,
işverenin, 1475 sayılı Yasanın değişik 14. maddesindeki hükme göre hesap
yaparak kendisine az ödemede bulunduğunu ileri sürerek aylık ücretin yanında,
yan ödemelerin de eklenip aylık tutarın her yıl için buna göre ödenmesi
gerektiği savında bulunmuştur. Bu duruma göre, işçi ile işveren arasındaki
uyuşmazlık, İş Yasasının uygulanmasındaki özellik nedenlerinden doğan bir
durumu yansıtmaktadır. Böyle olunca da kararın, olayla sınırlı ve yalnız
yan'ları bağlayıcı olacağı doğrultusunda verilmesi gerekirdi.
Bu nedenlerle : "İptal kararının, Anayasa'nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca salt olayla sınırlı ve yalnız tarafları bağlayıcı olarak verilmesine yer olmadığı" yolunda verilen çoğunluk kararına da karşıyım.
Başkan
Şevket Müftügil
Başkanvekili
Ahmet
H. Boyacıoğlu
Üye
Rüştü Aral
Üye
Kenan Terzioğlu
Üye
Bülent Olçay
KARŞIOY
YAZISI
İtiraz yoluna başvuran mahkemenin elindeki dava kıdem tazminatına ilişkindir. Kıdem tazminatı ile Devletin ilgisi işveren olmasından gelmektedir. Bu itibarla kıdem tazminatının artırılmasına ilişkin yasa değişikliğinin Devletin faaliyetini düzenlemeyi öngören, uzun vadeli planın şümulünde mütalâası ve bu nedenle de Cumhuriyet Senatosundaki görüşmelerin Bütçe ve Plan Komisyonunun Raporu üzerine yürütülmesi zorunluluğu yoktur. Nitekim tasarı Millet Meclisi Plân Komisyonunda da görüşülmemiştir.
KARŞIOY
YAZISI
I -
Kararın salt olayla sınırlı ve yalnız tarafları bağlayıcı nitelikte olması hususundaki, Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu, Rüştü Aral ve Kenan Terzioğlu'nun karşıoy yazılarının birinci bölümüne katılıyorum.
II -
Esasın incelenmesi sorununa gelince :
İtiraz konusu kural biçim yönünden iptal edildiğinden esas hakkında inceleme yapılmasına gerek kalmadığına ilişkin çoğunluk kararına katılmıyorum. Biçim yönünden iptal edilen bir yasa hükmünün esas yönünden de Anayasa'ya aykırı olup olmadığının aynı zamanda araştırılıp incelenmesinde öne sürülebilen sakıncalar ile görünen yararlar ayrı ayrı gözden geçirilmelidir.
A -
Sakıncalar :
a -
Yasama organı sadece biçim yönünden iptal edilen kuralı esas yönünden korumak
zorunda değildir, günün koşullarına, ileri sürülen itirazları değerlendirme
sonuçlarına göre bir başka nitelikte yeniden düzenleyebilir. Bu durumda biçim
yönünden iptal edilen bir kuralın esas yönünden Anayasa'ya aykırı olup
olmadığının aranması işi uzatır ve geçirilen zaman, yok yere kaybedilmiş olur
diye düşünülebilir. Ancak, bu olasılık kadar esas yönünden iptal edilmemiş
bulunan kuralın aynen korunması, yeniden kanunlaştırılması olasılığı da vardır.
İkinci kez esas yönünden yine iptali istendiği takdirde kaybedilmiş ve edilecek
zamanları birbirine eklersek eskisinden kat kat çok olur. Bu itibarla zaman
kazanma düşüncesi esasa ilişkin itirazların inceleme konusu yapılmaması için
yeterli neden sayılmamalıdır.
b - Oy açıklaması (Rey ihsası) : Esas yönünden Anayasa'ya aykırılık savı biçimle birlikte incelenirse, kural ya bu yönden de iptal edilecek, ya da esasa ilişkin itirazlar reddolunacaktır. Kuralın esas yönünden de iptali halinde bir sakınca doğmaz. Esasa ilişkin itirazların reddi halinde ise ilk bakışta şu durumlar ortaya çıkabilir :
1 - Anayasa Mahkemesinin iptal etmediği kuralın yasama organınca kaldırılması veya değiştirilmesi halinde mahkemenin oy açıklamasının yeniden açılacak davaya etkisi bulunmadığından bu açıklamanın sakıncasından söz edilemez.
2 -
Yasama organının bahis konusu kuralı biçimine uygun olarak esas yönünden eski
metniyle yasalaştırılması, bu hükmün de Anayasa'ya aykırılığı iddiasıyle yeni
bir iptal davası açılması durumunda mahkemenin oy açıklamış olduğu ileri
sürülebilir ise de Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkındaki 44 sayılı Yasanın 44 ve Ceza Yargılamaları Usulü Yasasının 23.
maddeleri oy açıklamasını (rey ihsasını) hâkimin reddi için yeterli sebep
saymamış, bunun için hâkimin tarafsızlığını kuşkuya düşürecek haller
bulunmasını istemişlerdir. Oy açıklamasını, hâkimi red nedeni sayan hüküm,
Hukuk Yargılamaları Usulü Yasasının 29/2. maddesinde vardır. Bu da (yasa gereği
olmamak) koşuluyla sınırlıdır. Özel yasa olan 44 sayılı Yasanın 44. maddesi
hükmü karşısında Hukuk Yargılamaları Usulü Yasası uygulanamaz. Bu yasanın
uygulanacağı ve red için oy açıklamasının yasa gereği olmamak koşulunun da
varlığı kabul edilse bile red halinde mahkemenin çalışabilme olanakları aynı
yasanın 43., 44. ve 46. maddeleri ile sağlanmıştır. Şu halde esasa ilişkin
itirazlar yönünden de işin incelenmesinde sakınca yoktur.
B -
Esas yönünden Anayasa'ya aykırılığın incelenmesindeki yararlar :
a -
Yasa hükümlerinin biçim yönünden iptali ile yetinilmesi durumlarında hemen her
zaman Anayasa'nın 152. maddesinin tanıdığı yetkiye dayanılarak iptal hükmünün
yürürlüğe gireceği tarih ayrıca kararlaştırılmaktadır. Bu süre "kararın
Resmî Gazete'de yayımlandığı günden başlayarak bir yılı" geçemeyecektir.
Kanun koyucunun böylece saptanan süre içinde aynı kuralı biçimine uygun olarak
yeniden yasalaştırdığını varsayalım. Bu hal olasılığın az olanı değil daha da
güçlü olanıdır. Yeniden yasalaşan eski hükmün Anayasa'ya aykırı olup
olmadığının araştırılıp incelenebilmesi yeniden dava açılmasına bağlıdır. Kimse
dava açmağa zorlanamayacağına göre esastan Anayasa'ya aykırı olduğu iddia ve
gerekçesi ile önce dava açılmış bulunmasına rağmen Anayasa'ya uygunluk denetimi
yapılamayacaktır. Bu ise söz konusu denetimin kısıtlanmasıdır. Buna yer
vermemek için biçim aykırılığı ile beraber esas yönünden aykırılık itirazının
da araştırılıp incelenmesinde yarar vardır.
b - Anayasa'ya aykırılık savının esas yönünden de incelenmiş olması, konunun yasama organınca ele alınması halinde yapılacak işlem ve tartışmalar bakımından da yararlı olabilir. Biçim yönünden iptal edilmiş olan bir hükmün esas yönünden Anayasa'ya aykırı olduğu yolundaki davanın gerekçesinin Anayasa Mahkemesince yapılmış olan değerlendirilmesi ve itirazın haklı bulunmadığını gösteren gerekçesi kanun koyucuya, varacağı sonuçta ve işin daha kısa zaman içinde bitirilmesine yardımcı olabilir.
Bu nedenlerle kararın sonuç bölümünün D işaretli bendindeki hükmüne katılmıyorum.
Üye
Ahmet Salih Çebi
KARŞIOY
YAZISI
İtiraz konusu kural'ın biçim yönünden iptal edilmiş olması sebebiyle esas hakkında incelemenin sürdürülmesine yer kalmadığına dair (kararın sonuç bölümünün D bendinde belirtilen) çoğunluk görüşüne, Ahmet Erdoğdu'nun karşıoy yazısında bu konuyla ilgili olarak ileri sürülen sebeplerle katılmıyorum.
Üye Muammer Yazar Üye Nahit Saçlıoğlu
Anayasa Mahkemesi, E. 1978/14, K. 1979/6, 23 Ocak 1979 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası